Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Halife Türk Olurdu !..
MesajGönderilme zamanı: 20.04.09, 20:16 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
Halife Türk Olurdu !..

Prof. İskender PALA ile söyleşi... Ordudan atılması, Hilafet ile ilgili düşünceleri...
20 Nisan 2009

Söyleşi Haberleri

Halife Türk Olurdu !!!

Prof. İskender PALA ile söyleşi... Ordudan atılması, Hilafet ile ilgili düşünceleri...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Danışmanı, Uşak ve Kültür üniversiteleri öğretim üyesi

Prof. İskender Pala ile Kapı Yayınları'ndan geçtiğimiz hafta çıkan ikinci romanı 'Katre-i Matem'i (Matem Damlası) konuşmak üzere Beşiktaş İskelesi'ndeki ofisinde buluştuk. Bir lale soğanının izinde, sevdiğinin katillerini bulmak isterken faili meçhullerle karşılaşan, Patrona Halil İsyanı'nın tam ortasında kalan, saraydan azad edilmiş cariyelerden birinin çocuğu ve şehzade olduğunu hiç öğrenemeyen Kara Şahin'in öyküsü bu. Aşk, cinayet, tarih, saray entrikaları arasında Prof. Pala'nın asıl anlatmak istediğiyse lale...

Deniz Harp Okulu'nda 15 yıl öğretmenlik yapan, binbaşıyken emekliliğine 2 ay kala ordudan ihraç edilen Prof. Pala, haksızlığa uğradığını söyleyerek dava açmak yerine hayatına yeni bir sayfa açmış. 'Mahkemede harcayacağım enerjiyi edebiyata harcıyorum' diyen Prof. Pala ile tam da lale mevsiminde kitabını konuştuk.

İkinci romanınız 'Katre-i Matem' (Matem Damlası) geçtiğimiz hafta yayınlandı ilk tepkiler nasıldı?
Kitabın piyasada yaptığı işten ziyade benim ruhuma sinmiş olması ve benim memnun olmam önemli. Kitabın son okumalarını Amerika'da yaptım; dinlenmiş bir zihinle, asude bir mekanda hatta tabiatın tam kucağında. Lalelerin biraz daha anlamlı geldiği bir ortamdı ve kitabı ben beğendim. Yazı yazdığım zaman önce 'bunu ben okur muyum' diye kendime soruyorum. Bunda da öyle yaptım ve evet, ben okurdum.

Kitaptaki şehzade olduğunu bilmeyen Kara Şahin karakteri gerçek mi?
Kara Şahin olmayabilir adı ama Kara Şahin gibiler, sarayın dışında hayatlarını sürdürdüler. Şehzade olduklarını bilerek yahut da bilmeyerek. Bilmek tabii çok daha kötü. Saraydan çerağ çıkarılmış (azad edilmiş) cariye, saraydan sonra bir doğum yapıyor. Çocuğa şehzade doğduğunu söylese ayrı bir dert, söylemese ayrı. Söylemeyerek onların can emniyetini korumuş oluyorlar. Zaten okuyucunun zihninde sonu kendi kurması için yeterli ipuçlarını verdim. Kendi ruhunun bakış açısına göre onu tamamlayabilir. 'Katre-i Matem'in içindeki bütün karakterler tarihimizde var. Ama size bir sır vereyim; mesela 17. yüzyılda rastladığım bir karakteri, 18. yüzyıla kurguladım. Hepsi bu.

ONCA AÇAN LALE, İSRAF DEĞİL
Çıkış noktanız neyi anlatmaktı; tarihi mi, Lale Devri'ni mi, bir aşkı mı yoksa laleyi mi?
Laleleri anlatmaktı. Romancı değilim aslında. 'Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk' adlı kitabımın bir roman olmasının sebebi şu: Divan Edebiyatı'nın şiiri vardı, fıkralarını, denemelerini, bilimsel yazılarını ve hikayelerini yazdım. Ondan sonra da bir roman ihtiyacı oldu; yani roman ile Divan Şiiri'ni anlatmak istedim. Benim bir romana ihtiyacım yoktu Divan Şiiri'nin ihtiyacı vardı. İkinci bir romana yine ihtiyacım yoktu ama lalenin evine dönmesi gerekiyordu. İstanbul'da bunca açan laleyi bir romanda gördükten sonra, bu şehrin laleye ne kadar yakıştığını, lalenin bu şehrin öz evladı olduğunu yeniden hissettim. Büyükşehir Belediyesi de İstanbul'a estetik bir biçimde laleyi yeniden kazandırdı. Bu bir israf filan değil...

Tam da onu soracaktım, her lale zamanı gündeme geliyor, bu kadar para sadece iki hafta açan çiçeğe harcanır mı diye...
Asla israf değil. 10 milyon lalenin maliyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 20'den ziyade şirketlerinin genel bütçesinin binde 3'ü. Böyle bir hesaplama yapınca 'sadece 15 gün açacak bir çiçeğe onca yatırım niye yapılsın' denilemez. Bir zamanlar bu şehirde lale borsası kuruluyordu. Şimdi Hollanda'da kuruluyor ve dünya laleyi Hollanda ile tanıyor. Laleyle ilgili eğer bir roman yazarsam belki İstanbullular başta olmak üzere Türk insanı laleye yeniden öz evladı gibi sarılabilir diye düşündüm. Hiçbir İstanbullu o laleleri koparmıyorsa o zaman bu şehre lale yakışıyor demektir. Yani onun gönüllere bıraktığı getiri paha biçilemez.

Ben de hala inanamıyorum o çiçekleri kimsenin koparmamasına...
Bundan 10 yıl önceydi, Kadıköy Meydanı'nda bir ideolojik çatışma dolayısıyla gençler toplanmışlardı. O gün bir genç kız, o anarşist ruhuyla elindeki sopayla sokaktaki laleleri dövüyor, kopartıyordu. 10 yıl önce daha laleye bu derece bigane olan, bu derece kültüründen uzak olan insanlara 'evet sokaklarınız çiçeklenebilir' anlayışını getirebiliyorsanız, bu da büyük bir bakış açısıdır. İstanbul'daki insanlar laleleri gördükçe daha bir zarif, dost yanlısı yaşamayı öğrenebilirler.

'10 yıl önce' diyorsunuz ama ondan bir 5 yıl kadar önce de Sivas'ta insanlar yakılmıştı. Lalelere, sokaktaki hayvanlara gelinceye kadar insanlık adına daha çok yolumuz var...
Hiç şüphen olmasın... Benim romanda anlattığım çağ aynen böyle bir çağ zaten.

LALE DEVRİ BUGÜNE BENZİYOR
Lale Devri'ne mi benziyor bugünkü durum?
Hem de nasıl benziyor! Lale devrini biz sadece israf, tantana, vur patlasın çal oynasın gözüyle gördük, görüyoruz. O dönemde ilk defa yorgun, rehavete düşmüş Osmanlı'nın bilimsel, teknik ve fen alanında atılım yaptığını görüyoruz. Matbaalar kuruluyor, okullar açılıyor, Avrupa'nın bilim ve tekniğini almak gerektiğine dair çalışmalar yapılıyor, sefirler gönderiliyor. Avrupa Birliği'ne girmek istemimizle üç aşağı-beş yukarı aynı şeydir. Ama bir yandan AB'ye girelim derken bir taraftan hala sokaklarımızı hoyratça kullanan magandalarımız bu şehirde yaşıyorsa o dönemde de aynı şeyler vardı. Bir tarafta elit ve rafine bir kültür ve o kültürün gereği olarak ülkenin ileri seviyede bir atılım yapmasını isteyen yöneticiler, öte tarafta bu yöneticilerin hemen çevresinde yer alan, pastanın büyük dilimine sahip ayrı yöneticiler ve bir tarafta pastadan kırıntı bile bulamayan fukara halk... Böyle bir ortamda, lalenin borsasının kurulması, bir lale soğanının 500 altın eder hale gelmesi, bir önceki lalelere benzemeyen yeni renkte bir lale üretmenin sosyetik ve biraz da aristokrat zevki... O kadar insanın bunlara bakarak 'ne oluyoruz' dediği, orta tabaka halkın ikilemde kalması, üç aşağı-beş yukarı bugünkü Ergenekon'la uğraşan, zengin iken çok zengin, fakir iken çok daha fakir olan, Avrupa ile ilişkilerini yoluna koyduğunu düşünüp buna rağmen hala Doğulu refleksleriyle hareket eden, şiirde ve edebiyatta o çağdaki kadar imbikten geçirilmiş güzellikleri yakalayamayan ama bunlar için genlerinde hala o güzellikleri hissedebilecek bir ruh hali taşıyan bir ortamdayız. Böyle olunca ister istemez okuyucu, roman boyunca Lale Devri ile günümüz arasında hiç durmadan sıçramalar yapacak. Ben de bunu yapsınlar istedim.

Recep Tayyip Erdoğan'a padişah yakıştırması yapılmasına ne diyorsunuz?
Osmanlı padişahlarının enselerinden nasıl nefes alıp verdiklerini üç aşağı-beş yukarı bilirim. İçlerinde Tayyip Erdoğan kadar olamayacaklardan bazılarını sayabilirim, içlerinde Sayın Başbakan'dan daha iyi olanların da olduğunu itiraf ederim. Ama Sayın Başbakan'a padişah deseniz de demeseniz de tarih bizim için güzelliklerini alıp geleceğe yürüyeceğimiz alandır. Bunu söyleyenlerin zannediyorum ki 'padişahlık dönemine geri dönelim' gibi bir tavır yok da padişahları zihinlerinde çok yücelttikleri için böyle görüyorlar. Tarihin koridorlarında çok dolaştım. Öyle adamlara rastladım ki o sokaklarda bazen 'şöyle bir adam bu çağda yaşasa da ben de eteğine yapışsam kurtulup gitsek hep beraber millet olarak' dediğim ibretlik, ideal insanlar gördüm. Ama bazı adamlar da gördüm, 'bu mu benim atam' dedim. İyiler ve kötüler her çağda var. Değişenler kıyafetler ve tarih. Eğer biz tarihten ibret almayacaksak tarih bir masal kitabına döner. Tayyip Erdoğan için padişah diyenler, padişahları gözlerinde büyüttükleri için muhtemelen ona padişah diyorlar. Ama Tayyip Erdoğan bir halife midir, halife gözüyle bakılır mı diye soruyorsanız açık fikrimi söyleyeyim...

Yok, öyle sormamıştım ama buyrun...
Eğer hala hilafet devam ediyor olsaydı, bugünkü modern Batı dünyasının papalık konumunda, onun gibi dini otorite oluyor olsaydı, Arap ülkelerinin hiçbirinden böyle bir adam çıkmazdı; gene Türklerden çıkardı. Ve muhtemeldir ki Erdoğan'ın bugünlerde Arap dünyasında estirdiği rüzgar, onların kafasında böyle bir fikri doğurmuş olabilir.

İNSANİ İLİŞKİLERİM İDEOLOJİK KİMLİĞİMDEN ÖNDE
Siz kimleri okuyorsunuz?
Orhan Pamuk, Elif Şafak, Selim İleri, Buket Uzuner, Ayşe Kulin... Çoğu zaten dostlarımdır yahut da yolumuz bir yerde kesişecektir. En azından insanların yüzüne bakabilmek, 'evet güzel bir kitapmış' diye nezaketen söylememek için bile okumanız lazım. Bir de hoca olmam dolayısıyla öğrencilerle aynı dili konuşabilmek için edebiyatı takip etmem lazım. Hilmi Yavuz'un şiirlerini okurum, Attila İlhan'ı okumuşumdur. Bir de onsuz olamayacaklarım vardır; döner döner Refik Halit'i, Cemil Meriç'i, Peyami Safa'yı, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı okurum.

İhsan Oktay Anar'ı okuyor musunuz; yazdığınız dönemler, diliniz benziyor?
Heyecanla okurum ve o da beni okur heyecanla. Zaman zaman telefonla falan da tartışırız bazı şeyleri, bu tür ilişkilerimiz vardır. Benim insani ilişkilerim, ideolojik kimliğimden çok öndedir. Her ne kadar Türkiye'de ideolojik birtakım bakış açıları devam ediyor ise de pek çok yazar dostum bu ideolojik bakış açılarından sonra benimle dost olmuştur. Çok açık yürekli davrandım, kalbimi herkese açarım. Bir kaygım da, beklentim de yoktur. Birbirimize her zaman gülümseyerek dostluklar kurabiliriz. Onun için herkesi okuyabilirim.

AHMET ALTAN DA MODERN KESİMİN İSKENDER PALA'SI
Muhafazakar kesimin Ahmet Altan'ı mısınız?
Ahmet Altan'ı okuduğum zaman, doğrusu bazı fikirleri 'ben söyleseydim bunu böyle söylerdim' dediğim oluyor. Bazı yerlerde de ayrılıyorum ama Ahmet Altan'a yakıştırılan o vasıflar, beni Ahmet Altan'la ölçmek, beni harcamak olur aslında. O'na benzeyerek var olmak gibi bir komplekse sahip değilim. Ben, benim. Yeri geldiği zaman Ahmet Altan bana benzeyebilirse iyi yapar, yeri geldiği zaman benim ona benzeyen taraflarımı da itiraf edebilirim. Ama eğer aşktan, zarafetten, güzellikten bahsetme konusunda 'ben muhafazakar kesimin Ahmet Altan'ı mıyım' ise sorunuz, evet ben bunları yapıyorum. Fakat o zaman bunu tersinden de söylemeliyiz, Ahmet Altan da belki modern kesimin İskender Pala'sı olmak durumunda.

Çocuklarımı bağnaz kalıplara sıkıştırmadım
Eşinizle tanışmanız nasıl oldu; aşki bir durum muydu?
Evet, aşki bir durumdu hiç şüpheniz olmasın. Hayatımda hayal etmediğim kadar güzellikler yaşadım. Hayallerimin yetmediği yerlerde yükseldim, yüceldim. Bir köy çocuğuyum. Bir lambanın ışığında ders çalışmaya başladım, ışıkların sel olduğu bir çağı yaşıyorum. Çarık giydim, Londra'dan rugan ayakkabı alabiliyorum. Tüm o aşamaları geçtim. Böyle bir dönem içerisinde kazanım olarak aldığım ve şükrettiğim birkaç şey vardır, biri Divan Şiiri'dir. Biri bilimsel, akademik bir kimlikle yaşıyor olmamdır. Biri de eşimdir...

Nasıl tanıştınız?
Yollarımız üniversite sırasında kesişti. O bir sınıf aşağıdaydı. Meslektaşımdır, dolayısıyla her yazdığımı, yazma sürecinde daima bilir; ya anlatırım ya okur. Ayrıca onun ölçütlerine de çok saygı duyarım. Mesela 'şu bölümü çıkar' dediği zaman itiraz etmem. Oğlum var, Alman Lisesi'nde okuyor, yazdığım bazı bölümleri ona da okuturum; tabii gençlerin lisanı daha değişik. O da bazen bana 'babacığım burada ayar yapmışsın' der... 'Ne demek ayar yapmak' derim, 'kafa ütülemişsin' der. O zaman orayı çıkarırım. Çünkü bu romanı onun yaşındaki çocuklar okuyacaksa, ben romanı ona göre anlatmaya çalışırım.

İki çocuğunuz daha var sanırım...
Büyük kızım bilgisayar mühendisi, evli. Diğer kızım Denizli'de tıp okuyor. Hiç istemedim tıp okumasını; bana kalsa felsefe, sosyoloji okusun isterdim. Çocuklarım yabancı dil bilirler, hayatı tam manasıyla bugünkü şekliyle yaşarlar. Ben onları kendi yetişme çağımın bağnaz kalıpları arasına sıkıştırmak istemedim. Tek şikayetim hiçbirinin edebiyatçı olmaması.

Ordudan ihraç edilince meslekte başarılı oldum

Askeriyeden ihraç edilmenizin sebebi eşinizin türbanlı olması mıydı?
Eşimin türbanı tabii sebeplerden biri... 15 yıl askerlik yaptım emekliliğime 2 ay kala, ihraç edildim. 1997 Kasım Şurası'nda. Benim ayrılmam ocak ayını buldu çünkü hala bitirmem gereken işler vardı. Benden başka o işleri yapacak adam da yoktu. Denizciydim, 15 yıl boyunca bir gün olsun beyaz üniformamın üzerine bir toz konacak, leke olacak şekilde bir şey yapmadım, yapmamaya dikkat ettim. Ama ruhum da bir türlü ısınmadı. Ben gülle, bülbülle haşır neşirdim, postalla, tüfekle karşılaştım.

Ama 15 yıl az zaman değil...
Kaç defa kaçıp gitmek istedim. Ama kaçıp gidemiyorsun. Ceza alıyorsun, yine devam ediyorsun. Askerden ayrılınca önümde iki yol vardı, ya mahkemelere başvuracağım, hakkımı arayacağım 'beni haksız yere attılar, suçum yoktu, disiplinsizlik yapmadım, beni disiplinsizlik sebebiyle attılar' diyeceğim yahut da askeriyeye ait sayfaya 'reset' çekeceğim, yeni bir sayfa açacağım, mahkemelerle uğraşırken harcayacağım enerjiyi, bu beyaz sayfanın üzerinde bir şeyler için harcayacağım. Askeriyeden ayrıldıktan sonra var gücümle mesleki hayatıma dönmem çok kolay ve hatta çok başarılı oldu. Zaten öğretmen sınıfından paşa olmayacağıma göre, zannediyorum albay emeklisi olarak hayatımı sıradan bir vatandaş olarak devam ettiriyor olabilirdim.

Peki, 15 yıl neden sizi tuttular?
15 yıl kalmamın sebebi, altın bileziğimdi; Osmanlıca okuyabiliyor olmaktı. Bunu sadece sana söylüyorum yazıp yazmamakta da serbestsin...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye