Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Seyyid Mahmud Hayrani ve Şah Haydar (Düzgün Baba)
MesajGönderilme zamanı: 28.12.12, 07:57 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
Seyyid Mahmud Hayrani ve Şah Haydar (Düzgün Baba)

Emre ECE

Uykusuz kaldığım geceler meyvesiz kalmamalı dedim ve uzunca bir süredir kaleme almayı düşündüğüm, aklımda tasarladığım bir meseleyi yazmaya karar verdim. Benim Akşehirli olduğumu bilmeyen yoktur herhalde, varsa da şimdi öğrenmiş oldular. Akşehir’de bilinen adıyla Sultan mahallesinde doğmuşum, Seyyid Mahmud Hayrani türbesine komşu olan, sarı boyalı, üstü toprak damlı (şimdi kırmızı kiremitli) ev şu hayatta ilk girdiğim evdir. 6 yaşıma kadar orada kaldım ve büyüklerden edebi-adabı ilk orada aldım. Ankara’ya geleli yıllar oldu ama hala evim orasıdır diyebilirim. Oraya vardığım günün ilk gecesi hep bir ağırlık çöker üzerime, gittin de yine geldin der sanki. Evin köşk isimli odasından türbenin bahçesi gözükür, diğer tarafında ise Sultan Dağları selamlar.

seyyid-mahmud-hayrani-türbesi

Konumuzu fazla dağıtmayalım, mekanı, memleketimi biraz tasvirlemeye çalıştım. Seyyid Mahmud Hayrani, Tuncelilidir ve bir Türkmen aşiretine, Kureyşan aşiretine mensuptur. Başlıkta adı geçen Şah Haydar namı diğer Düzgün Baba ise onun oğludur. Hayrani’nin Hacı Bektaş Veli ile akraba olduğu söylenir ve Alevilerce çok sayılır ve sevilir. Küçüklüğümüzde park diye gördüğümüz mekana gelenlerin manasını şimdi şimdi kavrıyorum. İki anektod paylaşmak istiyorum Seyyid Mahmud Hayrani hakkında. İlki Mevlana Celalledin Rumi ile geçiyor diğeri de oğlu Şah Haydar ile.


Mevlana Celaleddin Rumi ve Seyyid Mahmud Hayrani

m

Mevlana, uzun bir seferden dönen Akşehirli Sinanüddin’e, “sefer ettin, hiçbir erle buluşabildin mi, Seydi Mahmud’u nasıl gördün?” diye sorar. Sinaüddin de, “tilki gibi” der ve ilave eder: “saç-baş darmadağın, topraklar üstünde oturmuş, sizin tertemiz âleminize göz yummuş”. diyerek sığ bir eleştiride bulunur.

Mevlânâ acı acı gülümser bu duruma, hiçbir söz söylemez. Sinanüddin Akşehir’e dönünce, Seyyid Mahmud Hayrani’nin karşısına çıkar. O, Mevlânâ huzurunda edilen şikâyeti kulağıyla duymuşçasına, “Mevlânâ gibi hür erlerin padişahı olan bir zâtın zamanında tilki gibi bulunmaktan şeref duyarım.” der.

Sinanüddin tekrar Konya’ya dönünce, Mevlânâ, “Alemde gönlü uyanık kişiler çoktur.” buyurur ve “Her delilikten kurtuluş vardır – fakat oy mecnun, sana kurtuluş yok.” Meâlindeki Arapça beyiti okur. Sinanüddin, sözün söylenişindeki heybetten dolayı, elini ayağını bilmez hale gelip dağlara düştüğünü ve bir yıl müddetince kendine gelemediğini belirtir. İşte Mevlana ve Seyyid Mahmud Hayrani böyle bir muhabbet ile birbirlerine bağlıdırlar.
Seyyid Mahmud Hayrani ve Şah Haydar

Mahmud Hayrani Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanları otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanları ile meşgul olur. Kışın zemherinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyit Mahmud-i Hayrani “Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar” diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdirse ağaç hemen yeşeriyor. Taze süsleniyor,keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyor.

Seyyit Mahmud-i Hayrani durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar da Ne oldu, babam Derviş Mahmud’u mu gördün ki bu kadar hapşırırsın der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.

Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için utanır, mahçup olur. Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün Baba Dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar.

(Rivayet olunur ki Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya lekan varmış. Bu hediklerle Zargovit’ten Düzgün Baba tepesine kadar (takriben 5km) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmış ve bu izler hala durmaktadır.)

Bir iki gün eve gelmeyen Şah Haydar’ın annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için babasına rica eder. O da yanındaki müritlerine, Gidin bakın bakalım, bizim Şah Haydar ne alemde? der.

Müritlerinden birkaç kişi bu 2100 m. yüksekliğindeki dağın tepesine çıkar. Şah Haydar ile görüşürler. Durumunun iyi olduğunu, herhangi bir sorununun olmadığını öğrenirler ve tekrar Zeve’ye dönerler. Seyyid Mahmud-i Hayrani’ye Durumu düzgündü, merak edilecek herhangi bir şey yoktur. Selam ve hürmet eder ellerinizden öper derler. (Bu düzgündür sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı Şah Haydar olan bu zata artık bir süre sonra Düzgün Baba olarak bir isim atfedilir.
Nogayların Müslüman Olması ve Seyyid Mahmud Hayrani

Nogaylar (Nogay Han’dan önce Kıpçak, Peçenek, Uz, Moğollardan oluşan topluluk) bugünkü Kırım’da yaşayan bir topluluk-millettir. Akşehir’deki Seyyid Mahmud Hayrani’nin bu milletin müslüman olmasıyla nasıl bir ilgisi olabilir ki? Burada araya Sarı Saltuk girmektedir. Sarı Saltuk Seyyid Mahmud Hayrani’nin icazeti ile Kırım’a kalabalık bir şekilde yola çıkıyor. 1263 senesinde Kırım’a varmasından 2 yıl sonra da Nogay Han müslüman olduğunu söylüyor. Nogaylar Müslüman olduktan sonra Bizans’a sefer düzenleyerek Selçuklu sultanı Keykavus’u da esaretten kurtarıyor. Böylece Anadolu Selçuklusu ile Tataristan Nogayları arasında sarsılmaz bir bağ da kurulmuş oluyor. Bana en ilginç gelen şu, yüzyıllar önce Seyyid Mahmud Hayrani, Sarı Saltuk’u Kırım’a göndermiş ve Müslüman olmuşlar, yüzyıllar sonra ise Kırım sürgünleri Tatarlar-Nogaylar tekrar Konya’ya sürgün ile geri gönderilmişler, Konya’da köyler kurmuşlar. Bu olaylar bütünü dahi kadere imanı güçlendirecek niteliktedir.
Notlar:

Yazıda çeşitli kaynaklardan yararlanılmıştır. Eksik, hata var ise affola, karanlık bir dönem olduğu için çeşitli yorumlar bulunmakta, büyüklerimize saygısızlık olmayacak şekilde gerçeklere bağlı kalmaya çalışacak şekilde ve bir kurgu ile kaleme aldım. 5 vakte kadar Hocam Nasreddin’i yazmayı planlıyorum, hani şu “gülmece ustamızı”. Yabancı kaynaklarda Nasruddin ismiyle bir Sufi olarak geçiyor. Biz ki fıkralarına gülüyoruz, neyse ki fıkraları dahi düşündürüyor.

Bolca Akşehir’i andığım bu yazı ile Akşehir’e ve bütün Akşehirliler’e selamlar. Çok özledim, çok.

http://emreece.com/seyyid-mahmud-hayran ... zgun-baba/


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye