Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: İCÂZETNAME NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 05.03.10, 19:13 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17.12.08, 16:48
Mesajlar: 237
İCÂZETNAME NEDİR?

BİR MÜRŞİDİ KÂMİLİN TERBİYESİNDE YETİŞEN HÜLEFÂDA ARANAN VASIFLAR NELERDİR?

ERENKÖYLÜ MUHAMMED HİKMET EFENDİ



İslam öyle nurlu bir yoldur ki müridi gassal elindeki meyyit teslimiyetiyle mürşide, mürşidi Kur’an ve Sünnete kamil manada ittibâsıyla Rasûlullah’a, Rasûlullah’ı da zîr-i himâyesinde olan ümmetiyle Allah (c.c)’na râm eder.



Kulların nefsânî arzu ve cehâlet felâketinden kurtulmaları ve ma’rifetle kendilerini yetiştirebilmeleri için sadece ilmi çalışmalar yapmak veya kitap okumak kâfi değildir. Muhakkak bir âlim-i âmilin, bir mürebbî-i kâmilin halaka-i tedrîs ve terbiyesinde bulunmaları zarûreti açık bir hakikattır. Bu tedrisin nihâyetinde mürşidi kâmil yetiştirdiği ehliyet ve liyâkat sahibi hulefâlarına, ruhâni işaret ve mânevi emirle icâzetnâme diye de bilinen tahkik beratı verir.



Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizin nefislerinizi tezkiye eden, kitâbı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir rasul gönderdik.”[1]



Bir insan nefsini mezmum sıfatlardan ve şerre sürükleyici duygu ve temayüllerden temizleyip, mânevî nurlarla süslenme ve ilâhî tecellîlerle hem-hâl olma şerefini sadece Allah’ı zikrederek elde edemiyeceğinden bu mevzuda o kimsenin bir delil-i râha ve bir mürşid-i dil-âgâha rabt-ı kalb eylemesi gerekir.



Tarikatta ve mânevî terakkîde feyz almak isteyen bir sâlikin mürşidine muhabbeti, teslimiyeti ve itimadı, ilim öğrenmek isteyen bir öğrencinin hocasının şifâhî (sözlü) ifadelerine olan bağlılığından üstün olmalıdır. Muhabbet ve teslimiyet bu derece de olunca sâlikin kalbinde zikrullah-ı Teâlâ bilâ-icbâr velâ ihtiyar husûle gelir. Allah ile kul arasında ülfet ve muhabbet zuhur eder.



Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz buyuruyorlar ki: “Cenâb-ı Allah, kendisini çok zikreden kimseyi sever.” [2]



Evliyâullahın bazılarının sultân-ı ezkârın tesiri altında bulunduklarında tüyleri ve tırnaklarına varıncaya kadar vücutlarının en küçük zerreleriyle bile zikredip hatta hareket halinde bulunduklarından vecdin galebe ve baskısına karşı koyamadıkları, bu yüzden yalnız kıyam ile değil devran-ı dem ile de gönüllerini yatıştıramadıkları ve belirli bir nizama riâyet etmeksizin gayri ihtiyârî çok değişik şekillerde zikrettikleri de inkar edilemez.







Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’ın boyasıyla boyandık. Allah’tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O’na kulluk ederiz (deyin).” [3]



Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinden feyz almak Cenâb-ı Hakk’tan feyz almaktır. “Allah’ın boyası ile boyanın” âyeti kerîmesine uyarak ahlak-ı zemîmeden kurtulup Allah ve Rasûlu tarafından istenen ahlâka yani ahlâk-ı hamideye sahip olan fenâyı tam ile fenâ-fir’rasûl ve fenâ-i tam ile fenâ fillah ve bekayı tam ile bekâ-billah şerefine vasıl olan mürşid-i kâmile râbıta (muhabbet) edilmesi aşağıdaki âyeti kerîmeyle mü’minlere emir ve ferman buyurulmuştur:



“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” [4]



Kendisine râbıta edilecek mürşidin tavır ve ahlâkı Rasûlullahın ahlakına tâbi olmadıkça muhabbetten (râbıta) beklenen feyzin zuhuru imkansızdır. Râbıta eden kişinin ise, şeyhinin peygamber ahlâkı ile ahlaklandığını, Kur’an ve Sünnet ölçüleriyle tahkîk eylemesi de mürid üzerine vâcibtir. Bu tahkik neticesinde aşağıda zikredilen vasıfları taşıyan mürşidi kâmile itaat ve muhabbet edilmesi ise yine mürid üzerine gereken vecibelerdendir. Yoksa râbıta eden de ettiren de perişan olurlar.



Râbıta edilecek şeyh-i kâmilde bulunması gereken vasıflar vardır, bu vasıflar şunlardır:

1-Ehl-i mücâz.: İcâzet ehl-i kâmil bir mürşit tarafından kendisine icâzetname verilmiş olması.

2-Ehl-i selâsil: Resûlullah efendimizden silsile yoluyla kendi şeyhine kadar inkıtaya uğramadan gelen manevi bir bağın bulunması.

3-Ehl-i ilim: Zâhiri ve bâtınî ilimlere vâkıf olması.

4-Ehl-i hâl: Evliyanın hali ruhlarını hubbu mevlada bezl etmektir. Mürşid-i kâmilin hali ise isdidatlı müritlere halinden bahşetmektir.

5-Ehl-i istikâmet: Kur’an ve Sünnetten ayrılmayıp istikâmet üzere yaşaması.

6-Ehl-i infâk: Eksilir diye korkmadan Allah'ın lütfettiği maldan onun yolunda infak etmek; kimseden bir şey beklememektir.

7-Ehl-i safâ : Allah (c.c) buyuruyor:

“(Onlar) Kudretine nihâyet olmayan Allah’ın sadâkat meclisinde, huzûru kibriyâsındadırlar”. [5]



Bu vasıfları taşımayan kişi eğer şeyhlik iddiasında bulunuyorsa şeriat ıstılahına göre hem dâl hem de mudîldır. Tasavvuf ıstılâhında ise, böylelerine lakıyt denir.



Şu hususda gözden kaçırılmamalıdır,



Rasûlü kibriya ve sertâc-ı enbiyâ aleyhi ekmelüttehâyâ efendimiz hazretlerinin buyurmuş oldukları: “Benim gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz.” [6] hadis-i şerifine dikkatle bakılırsa madde ile mânâ arasında farklılık olduğu açıkca anlaşılır. Buna göre tarikat müntesibi bir mürid, mânevî babası yerinde bulunan şeyhinin bir kul olduğunu bilmeli, madde ve mânayı birbirine karıştırmamalıdır. Ruhaniyetinden beklenen mânevî himmet ve feyzi, cismaniyetinden beklememelidir.



Meselâ bir evladının intisab ettiği zamanı hemen hatırlayâmayan şeyhinin halini veya dünya işleriyle meşgul olmasını beşerî ve cismânî kısmına hamletmelidir. Ne ümitsizliğe kapılmalı ne de başka bir sebep aramalıdır. Hüsn-ü zandan ayrılmayıp şeyhinin maneviyatından istifade ederek feyz-i yâb olup himmet ve duasını almak için gayret etmeli vazifesini yerine getirme de gevşek davranmamalıdır.



Kişi mürşidinin ve kendisinin kul olduğunu bilmeli her şeyde asıl maksadın ilâhi ente maksûdî ve rıdâke matlûbi sırrı olması gerektiğini unutmamalıdır.



Evliyâ’ya eğri bakma kevn-i mekân elindedir

İnsanlara duâ eder lütf-u kahır dilindedir





ERENKÖYLÜ

MUHAMMED HİKMET EFENDİ

SİLSİLE-İ ŞERÎFE

Halik-ı arz u semâya eyleriz hamdü sena

Ahmed’i Muhtar kıldı aleme nûr-i Hüda

Hazret-i Sıddıyk u Selman, Kâsım u Ca’fer gibi

Eylemiş neşr-i hakîkat Beyâzid-i rehnüma

Bü’l-Hasan zât-ı mükerrem, Bû Ali kân-ı kerem

Yusuf-ı valaşiyem salar-ı ceyş-i asfiya

Hace Abdülhalik oldu Ârif ü Mahmûd’a pir

Şeyh Ali, Baba Külâl etti cihanı rûşenâ

Varis-i taht-ı tarîkat Şah-ı âlem Nakşibend

Eyledi Hâce Alaüddin’i halka pişuvâ

Oldu Ya’kub’e Ubeydullah-i Ahrârı halef

Hazreti Zahid’le geldi âleme zevk u sefâ

Nûr-ı çeşm-i marifet Derviş Muhammed, Hâcegî

Feyz-i Bâki’yle cihan-ı ma’nevi buldu beka

Hazreti Ahmed Müceddid, Urvetü’l-vuska olup

Şeyh Seyfüddini, Seyyid Nûr’a nûr ı’tila

Habibullah-ı Mazhar, Şah-ı Abdullah Pir-i Dehlevî

Hazret-i Hâlid’le oldu kalb-i salik pür-ziya

Seyyid âlî-Neseb Taha’l-Hakkarî’den sonra

Pirimiz Taha’l-Harirî ve Es’ad oldu kutb-ı evliya

Eyleriz arz-ı dahâlet dergâh-ı sâdâta biz

El-hac Mahmud Sami ihvân-ı dine mağfiret kıl ey Hudâ

Hikmetinin himmetinden eyleme bizi cüdâ

Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin nûrin nûr

Subhâne’l-Melîki’l-Azîzi’l-Kâdiri’l-Gafûr.

Resim

İCÂZETNÂME



BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM



El-Hamdülillahi Rabbil âlemîn ve’s-alâtü ve’s-elâmü a’lâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Emmâ ba’d İhvân-ı dîn ve erbâb-ı sıdk-ü yakîne arz ve ifade olunur ki: Mensûbu dervişânımız Hikmet Efendi evladı maneviyemiz ihlas, muhabbet ve teslimiyetle Şeriat-ı Garra’nın emirlerine riâyet ve Sünnet-i Seniyyeye ittibâ ederek hazarât-ı hâceganın muâmelatını tatbîken evvela Latâif-i hamse âlemi emri tasfiye ve sâniyen Latâif-i hamse âlemi halkı tezkiyeye gayretle Latâif-i aşeresini tamamlayarak bir zaman dâhi nefy-u isbat ve murâkabat gibi zat ve sıfatını tezyin etmekte bulunduğunu yakînen gördüm.



Binâenaleyh ruhâni işaret ve manevî emirle tarikât’ı aliye-i Nakşibendiyye veya Kadiriyeye intisab etmek arzusunda bulunan ihvân’ı dîne de talim-i âyin-i tarîkat için kendilerini me’zun eyledim.



Kâle Tebâreke ve Te’âla اِنَّ اللَّهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلَى اَهْلِهَا[7]

Cenâb-ı Hak ve Hâdi Mutlak Hazretlerinden arz u niyaz ederim ki, Şeriatı Mutahhara, Sünneti Muhammediye ve Tarîkatı münevvere’nin Fuyûzâtı Rabbaniyesiyle, kalbinizi müttebî îman ve lisanınızı mecrâyı irfan eylesin. Amin



Kâlellahü Teâlâ: يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا[8]

Ayet-i Celilesinin ahkamına vakıf olan ihvânı kirâma arzedebilirim ki Tasfiye-i Bâtın ve Tezkiye-i Nefse talib olanlar ve daha doğrusu Şeriat-ı Garrâ dahilinde silsile-i celile-i Nakşibendiyye ve Kadiriyye’den ahzı füyüzata râgıb bulunanlar siz evladımızın sohbetine devam ve beyan olunacak adabın riâyetine ihtimam sayesinde, nâil-i meram olacakları şüphesizdir. İhvan-ı kirâmı da şerefi sohbetinizden tefeyyuz ve müstefid buyurmasını Cenabı Bâri-i Teâlâ’dan niyaz ve istirham eylerim. Ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmain… Velhamdülillahi Rabbil âlemin.



Erenköylü Hicri Yıl 1391 Recep 5 Regâib

Nakşıbendiye ve Kadiri Rumi Yıl 1387 Ağustos 14

Meşâyıhından Şeyh Mahmud Yıl 1971 Ağustos 27

Sami Ramazanoğlu Yevmi Cuma



İMZA

SAMİ RAMAZANOĞLU 27 Ağustos 1971



[1] Bakara Sûresi, Âyet 151

[2] Hadis Suyutî, El-Câmiu’s-Sagîr

[3] Bakara Sûresi, Âyet 138

[4] Mâide Sûresi, Âyet 35

[5] Kamer Sûresi, Âyet 55

[6] Hadis Buhari

[7] Nisa Sûresi, Âyet 58

[8] Ahzab Sûresi, Âyet 41


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye