Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri
MesajGönderilme zamanı: 22.01.10, 09:13 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 16:59
Mesajlar: 308
Bir Mekke Cuması

30.01.2004

ERGUN GÖZE

1980 Hac mevsimi... Mekke'deyiz. İhramlıyız... Hotel Mecca'nın balkonundayız. Yanımda rahmetli Sami Güner... Büyük fotoğraf sanatkarı. Benim hac arkadaşım. Büyük sanatkar burada da hep resim arıyor. Bulunca o yaşta, otuz kiloluk yükünü sırtlayıp, merdivenlere, damlara koşuyor. Orada o kadar değişik insan yüzü ve sakal şekli var ki. Aklına bir sakal albümü yapmak geliyor.

Bunu temin etmek için de bundan daha iyi bir çevre bulmak mümkün mü? Her renkten, her coğrafyadan, her kültür ikliminden gelmiş insanlar burada. Ve tabii hepsinin sakalı da ayrı şekilde ve manada..

Mekke cuması...
Milyondan fazla insanın, Kabe etrafında halkalanmasıyla kılınıyor. İçeriden gönüller kenetlenmiş, dışarıdan omuzlar. O kadar kalabalık ki... Zaten biz de yer bulamamışız da otelin terasına çıkmış, sıralanmışız. Oradan bu muhteşem kalabalığı seyrediyoruz.


Mekke'nin namaz bakımından büyük bir kolaylığı var. Bir defa aynı ezanı hemen herkes duyuyor. Üstelik, yer aramaya lüzum yok, odada, terasta, otelin lobisinde, koridorda, hemen namaza dur. Kıble mi? İşte Kabe karşıda ebedi bir trafik işareti haysiyetiyle duruyor. Bir noktasına nişan aldın mı kıble orası.

Namazdaki heybet

BİR milyondan fazla insan aynı noktadan Yaradan'a dönmüş huşu içinde kulluğunu gösteriyor. Hutbe elbette Arapça okunuyor, fakat uzun değil. Ama bu kadar büyük kalabalıkla namaz kılmakta ayrı bir heybet var. Namaz bitiyor. Sami Bey, 'Acaba bu kadar kalabalık nasıl dağılacak' diye merak ediyor ve elinde makinesi tepeden kalabalığa bakıyor. Ben de eğilip bakıyorum. Sanki bir okyanus dalgalanıyor ve Harem-i-Şerif'in kapılarından çıkıp şehrin sokaklarına doğru yayılıyor.

Bu sırada Sami Bey'in 'aman aman' diye haykırdığını duyuyor o tarafa dönüyorum; tam altımızda bir kargaşa olduğu görülüyor.

Sami Bey, 'Eyvah gitti' diyor. Gerçekten biraz sonra girdabın ortasından suların çekilmesi gibi kalabalık kenara çekiliyor biraz ve bir sarı örtü örtülüyor, ayaklar altında son nefesini veren müminin üzerine.

Terbiye meselesi

O zaman anlıyorum, kalabalığın ne kadar tehlikeli olabileceğini. Hiç kimse Hac günlerinde sinek bile öldürmezken, şuursuz kalabalıklar bir defa dalgalanınca can alabiliyor. Bu biraz da terbiye meselesi. Hacc'ın bir fonksiyonu da bu zaten. İslam ülkeleri ve insanları arasında, duyuş, davranış, terbiye ve nezaket vahdetini de temin edebilmek için umumi görüşme ve bilişme. Davranış biçiminde de vahdet ve dayanışma.

Nitekim, oraya gelenlerin davranışlarından geldikleri coğrafya da belli oluyordu. Ağaç gibi, sağlam ve temiz fakat yürüyen ormana benzeyen Afrikalılar... Osmanlı'dan bir hava taşıyan Tunus ve Cezayirliler. Müslüman olmuş Avrupalılar... Kılık kıyafetleriyle derhal belli olan Türk hacılar... Neşeli Endonezyalılar. Ama hepsi kutsal topraklarda olmaktan son derece memnun. Hatta o topraklarda ölmekten bile... İnşallah bir gün, bu kadar kalabalıkta bile kimsenin ölmeyeceği bir davranış ve ruh birliği teşekkül eder.

Rahmete kavuşan hacılarımızın yakınlarına başsağlığı, sağ salim döneceklerin ibadetlerinin kabulü niyazımızdır.

Cumanız mübarek olsun.

http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi ... aziid=5130


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Cuma sohbeti: "Her hutbeden, insanı inşa eden bir cümle kalm
MesajGönderilme zamanı: 05.02.10, 10:15 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 16:59
Mesajlar: 308
Cuma sohbeti: "Her hutbeden, insanı inşa eden bir cümle kalmalı..."

Ergun GÖZE
(Rahmetullahi aleyh)

10.06.2005

BUGÜN dünyanın dört bucağında Cuma Namazı kılınacak. Vaazlar, hutbeler verilecek.

Tayland'dan tutunuz, Taşkent'e, Delhi'ye, Singapur'dan Stockholm'e, Moskova'ya ve Mekke'ye kadar. Bizde hutbeler ekseriye, başlar eğik veya göğse gömülmüş yarı uykulu dinlenir. Bu bir murakabe vaziyeti ise müminler, İslâm Dünyası'nın halini gözlerinden panorama gibi geçirseler, o da kâfi ve belki en tesirli bir hutbe olur.

Mukaddes topraklardaki oligarşik nizamın, para şımarığı haline getirip, batılı güçlerin ve ABD'nin oyuncağı haline döndürdüğü siyasi bir kadronun İslâmlıkla değil, insanlıkla ne alâkası var? Ya Irak'ta her gün olanlar? Her gün kırk elli kişi, Allah ne verdiyse öldürülmekte. Üstelik bizim diyalogcularımız hiç ses etmemekte, arazi olmuş, nefeslerini kesmiş, kendi ipliklerini boyamakla meşguller. Müslümanlar'ın umurunda değil, dünyanın umurunda nasıl olur?

Talabani ateist

ABD evanjelizmi, binlerce kilometre öteden gelmiş, ateist Talabani'ye Irak'ı teslim etmiş. (Talabani, kendisi bana, Büyükelçi Eric Rouleau'nun Fransız Sarayı'ndaki yemeğinde birkaç defa ve o gün sebebini anlayamadığım tarzda Allah'a inanmadığını âdeta zevkle söylemişti.) Talabani de Kandil dağındaki PKK çetesine dokunmayacağına dair söz veriyor. Bu cuma günü de Kahraman Türk Şehri Telafer'e hava bombardımanı ve hücum, belki devam edecek. Müslüman Arap kardeşlerimizin Arap Birliği bile Irak konusunda kılını kıpırdatamıyor. İslâm konferansı keza... Bunları düşünmek kâfi. Üzülmek ibadet.
Mesele, elbette bir medeniyet meselesidir. Huntington söylese de söylemese de. Biz bu cehennemi medeniyet meselesinin içinde, ömür boyu kavrulduk. Daima da gardropta kaldık.
Gardrop da iyi, hatta vestiyerdeyiz daha.

Galiba Pakistan veya Cezayir Başbakanı idi, cumaya gitmişler, girişte yığılı ayakkabı dağının önünde bir duruşları var. Erdoğan da manzaraya herhalde üzülerek bakıyor. Elbette bu bir siyasi mesele değil, Erdoğan'ın da sorumlu olmadığı belki tek mesele. Ben bunu bütün İslâm ülkelerinde gördüm. Daha ibadethanelerinde bu meseleyi tam halledemeyen bir topluluk, egemenliğini, bütünlüğünü, milli servetini nasıl idare eder ve bir sırtlanlar arenası haline gelmiş dünyamızda insanlığa nasıl yararlı olabilir. Bu meseleyi halletse her şey biter mi? Belki yeni başlar.

Kalbinizle kılınız

AYNI cuma günü, bir tanıdığımın oğlunun ayakkabısı camide çalınmaz mı? Fonksiyonel ve pahalı yeni alınmış ayakkabı. Ebeveyni, Müftülüğe "Ödeyin" diye telefon etmiş. Ne kadar abes dedim ama sonra düşündüm. Elbette bu olanlar İslâm'ı göstermez. Ama Müslüman'ı gösterir. Elbette Müftü efendinin veya müftünün ödeme sorumluluğu yok. Fakat bu yokluk bütün Müslümanlar'ın bu gibi işlerdeki sorumluluğunu ortadan kaldırır mı? Aksine, gösterir ki, hutbede uyutmak yahut bol siyasi şimşekli konuşmalar ne ayakkabıların konulacağı yer meselesini, ne de çalınmamasını temin edebiliyor. Her hutbeden, insanı inşa eden bir cümle kalmalı.

Sivas'ta Ali Baba Camii'nde belki altmışbeş sene önce macuncu Şükrü Amca'nın hutbede gönüle işleyici bir hal ve edayla söylediği şu sözleri hiç unutamadım.

- Din kardeşlerim, namazı kalıbınızla kılmayınız, kalbinizle kılınız. Parayı da kalbinize koymayınız, cebinize koyunuz.

Aksini yapmadık diyebilir miyiz?

1953'ten sonra Fatih'e ve Zeyreğe cumaya koşardık. O hutbeler bir haftalık manevi azıktı. Hayırlı Cuma'lar aziz okuyucularım.

http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi ... ziid=12959


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri
MesajGönderilme zamanı: 12.02.10, 09:15 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 16:59
Mesajlar: 308
Cuma rüyası veya rüya cuması

21.02.2003


ERGUN GÖZE
Rahmetullahi aleyh

CAĞALOĞLU'NDAYIM. Bakıyorum gazeteler değişmiş. Hiçbirinde çıplak resim yok. Alacalı bulacalı renkler ve fotoğraf karmaşası da kalmamış. Geometrik bir düzen var sayfalarda ve renkli, fakat rahatlatıcı fotoğraflar. Etrafımdaki insanlarda da büyük değişiklik var. Herkesin yüz hatları sakin, gözleri ışıklı... Giyinişleri de fakir zengin herkesinki temiz ve düzgün.

Kadın erkek herkes tanısın tanımasın birbirlerini selamlıyor. Kadınların başlarını örteninde de örtmeyeninde de bir 'hicap' duygusu belli oluyor. Kolkola girenlerin bir aile teşkil ettikleri edeplerinden belli. Hele başı örtülü öpüşenlerden ortada kimseler yok. Sokaklar da tertemiz.

Erkekler de aynı, temiz giyiniş ve olgun hareket tarzı içinde. Sakallar, bıyıklar mübalağasız ve çok bakımlı. Alınlar ufuklu. Bütün şehrin üzerine bir sekinet inmiş. Herkes fevc fevc Cuma'ya gidiyor. Ben de katılıyorum. Parfüm kokan yıkanmış sokaklardan geçerek Sultanahmet Camii'ne geliyoruz. Camiye yaklaştıkça gül kokusu artıyor. Cami gül deposu sanki.

Ayakkabı işi halledilmiş. Kalabalık var ama, gürültü ve telaş yok.Temeline padişahın toprak taşıyıp taş döşediği muhteşem mabet altı minaresiyle muhteşem. Şairimizin dediği gibi 'Pırlantadan kubbeler belki bir milyon kırat'. Herkes dünleri bu günü ve yarınları iyisiyle kötüsüyle birbirine bağlayan bir hikmet anlayışı içinde, camideki mesut yerini alıyor.

Kimseyi cehenneme göndermiyor

PESTENKERÂNİ vaaz yok. Kur'an okunuyor. Ama ne kadar güzel. Enderunlu mu? Hendekli mi? Hasan Akkuş mu?
Sadece bulutların değil, galaksiler yani kehkeşanların bile kapıları bir bir açılıyor. Hayatın, ölümün, dünyanın ve ötesinin, iyinin ve kötünün kısacası insanın manası ve macerası kalplere siniyor.

Hatib efendi, haykırmıyor, bağırmıyor, hele hele politika hiç yapmıyor. Kimseyi cehenneme göndermiyor. Sadece ve sadece İslam'ın ve O'nun Yüce Peygamberinin ahlaki mesajını sözleriyle tebliğ hali tavrıyla telkin ediyor. Böylece bütün cemaati kavrıyor. Bakıyorum turistlere de bir yer ayrılmış. Onlar da ciddiyetle ve adeta gıptayla ve duygulanarak Müslümanları ve ibadet edişlerini seyrediyorlar. Sadece yapının değil insanlarının güzelliğine de şahit oluyorlar.

Hatip efendi para yardımı istemiyor, o muhteşem adalet ayetini okurken 'İnnellahe' diye boğulurmuşcasına teganniye başlamıyor ama vakarla, içe nüfuz edici ve adeta ayeti tercüme edici bir tonda tilavet ediyor: Arapça bilmeyenler bile anlıyor 'Allah kullarına adaleti ve güzel tavrı ve yakınlarına cömertliği emreder ve her türlü fuhuşu, kötülüğü yasaklar ve tutasınız diye öğüt verir.'

Dışarı çıkarken itiş kakış yok, dışarda 'tepsiye pilav yığar gibi atılan paraları para toplayan yok' 'Arsız esnaf tavırlı kimse yok'. Sadece 'Cumadan sonra rızkınızı aramak üzere yeryüzüne dağılın' emrine uyarak kimi laboratuvarına, kimi kütüphaneye, kimi memuriyetine, kimi ticaretine insanlara hizmet etmek, iyi hareketlerde bulunmak iradesiyle canlanmış, dirilmiş ve yenilenmiş olarak koşuyor.

'Unutmağa başladığım memleket' diyor şair 'yüzlerde nur ekinlerde bereket'.

Rüya gibi belki ondan da öte bir şey. Ama 'Olsun ben o rüyaya da bin canla inandım'.

Cuma yazısı isteyen okuyucularımın cumaları mübarek olsun.

http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi ... yaziid=258


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri
MesajGönderilme zamanı: 12.03.10, 09:14 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 16:59
Mesajlar: 308
Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri

16.05.2003

ERGUN GÖZE

-Rahmetullahi Aleyh-



..../..../2003

O genç petrol mühendisinin kavgalı, badireli fakat heyecanlı ve ümitli hayatının üzerinden sanki asırlar geçmiş gibi. Şimdi kırlar, yahut toprağın derinlikteki tabakalarıyla değil daha çok büromdaki işlerimle meşgulüm. Artık petrol aramak yok. Yerin altından petrol çıkaralım derken yerin üstündeki manevi kaynaklarımızın zedelendiğini görmek beni dilhun ediyor. Bir çok şeyi görmesen daha iyi ama iletişim çağında her şey kendisini neredeyse zorla gözümüze sokuyor. Tabelalar bile beni üzüyor. 'Tevhid Bakkaliyesi' 'Akabe Kundura' vs. Bu gibi tabelalar bir vakitler bir isyandı, bir meydan okumaydı ve zaten pek azdı. Her meydan okuma gibi de güzel bir tarafı vardı ama şimdi pıtrak gibi ve meydan okuma değil uysun uymasın reklam yarışı. Kunduracıya bilmezden sordum 'Akabe ne demek usta?' Kafasını kaşıdı, 'Galiba' diye başlayıp, kem kümle bitirdi. Hoş zaten bilse, değerini de bilir, o ismi o işte kullanır mıydı? Tevhid Bakkaliyesi de müşterilerinin 'teslis ehli' olması halinde size ekmek satmam mı diyecekti? Bunlar teferruattı ama daha mühim meselelerin meyvesi ve birikimiydi ve bu düşüncelerle bunalan ben, aylar boyu cumaya gidemez hale geldim.

Tenha cuma namazı

Bir ara Cuma namazının siyasi boyutunun eksik kaldığını belirterek farz olmadığını ileri süren postmodern müctehitler de türemişti. Ama benim ruh halimin siyasi sevdadan doğan bu mütacahitlikle bir ilgisi yoktu. Cuma ezanı okununca büromda seccademi serip öğle namazını kılıyordum. Böylece içimin daha çok dinlendiğini hissediyordum. Bu belki bana has bir kırılganlıktı. Bir vakitler nasıl kilometreler aşarak cumaya giderdik. Ve nasıl güzel, gönlü doyurucu ısıtıcı ve ışıtıcı hutbeler dinlerdik. Hele, Defter baba ile sık sık gittiğimiz bir küçük mescit vardı ki hatip efendi dünyanın en halim insanı iken hutbede kılıç gibiydi. Ama 'İslam'ın kılıcı da merhamettir' dedirten cinsten. Mahalli şivesiyle bir 'Allah hepsimizi mağfiret buyursun' deyişi vardı ki içimize bir fidan dikilmiş gibi işlerdi. Hiç siyaset yapmazdı ama siyasiler onu dinlesin isterdim hep.

Nihayet büyücek fakat nedense cumaları tenha kalan bir cami hatırıma geldi ve hasret kalınan baba ocağına gider gibi Cumaya gittim. Gerçekten tenha idi. Eskiden de öyleydi ve tam dolmazdı. Cemaat 15-20 kişi olunca Vaiz Efendi çıktı kürsüye. Kendi halinde bir Müslüman. Başladı konuşmaya. Hep düşünmüşümdür. Hutbe var iken bir de Cuma vaazına -fevkalade bir şey olmadıktan maada- ne lüzum var diye. Onun yerine güzel bir ses ve tavırla Kur'an okunsa daha iyi olmaz mı? Birden dikkat ettim, Hoca efendi, istatistik bilgiler vermeye başladı. ABD dünyanın yüzde onunu teşkil etmiyor ama gelirin yüzde ellisini o alıyor. Vaiz Efendi buna benzer rakamlarla İslam Dünyası'nın dışındaki alemi suçlamaya hız verdi.

Doğru şeyleri o kadar yanlış bir tarzda ileri sürüyor ki, Allah'tan cemaatin içinden birisi kalkıp da cevap veremeyeceği soruyu sormuyor?

'Çok haklısın Hocam. Fakat, Hocam sen Kur'an'ın 'İnsana çalıştığından başka bir şey yoktur' ayetine inanmıyor musun? İnanıyorsan niçin Müslümanlar'ı bedbinliğe ve öfkeye davet edeceğine çalışmaya, gayrete davet etmiyorsun? Bak senin kullandığın şu mikrofona, bindiğin otomobile... Niçin Müslümanları bunların bulucusu, yapıcısı olmaya teşvik etmiyor, layık görmüyorsun? İslam Dünyası'nı sömürenler elbette Batılılar ama sömürten hanedanları ve kafasız adamları da hem de sosyalist BAAS Partisi kurucusu iken İslam namına nasıl savunursun?'

Kendime geldim...

İyi ki bunları ve daha benzeri soruları soran çıkmadı. Bunlar bugün daha ilmi ve fikri çerçevede bile konuşulmuyor. Sadece siyasi 'bağlamda' ele, daha doğrusu ayaklar altına alınıyor. 'Allah ve melekler Peygamberi selamlıyor, ey inananlar siz de ona selatü selam getiriniz' ayeti içimi aydınlattı ve kendime geldim yani namaza durdum.

16.05.2003, Cuma

http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi ... aziid=1426


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye