Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 23 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 15:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
RABITA

Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler.

Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir.

Acaba birilerine göre ibadet, diğerlerine göre afet olan bu rabıta nedir?

Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, rabıtayı şirk olarak gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?

Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?

Rabıtanın Kur’an ve Sünnet’te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir?

Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.

Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur’an ve Sünnet’tir. Biz de önce Kur’an ve Sünnet’e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.

RABITA NEDİR?

“Rabıta”, “ribat”, “murabata” kelime olarak “rabt” kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anlamına gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu’l-Arab; Zebidî,Tacu’l-Arus.)


Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an; İbnu Kesir, Tefsir.)

Kur’an ve Sünnet’te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.

KUR'AN'DA RABITA GEÇİYOR MU?

Kur’an’da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:

“Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)

Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)

Yüce Allah’ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah’a bağlamaktır. Her işte O’nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah’ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah’ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, “rabıta yapınız” ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:

“Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur.” (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)

Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır.

Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır.

TEFEKKÜR YA DA VARLIKLARI RABITA

Kur’an ve Sünnet’te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir.

Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı’nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O’na hayran olmaktır. Bunun sonu O’nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O’na teslim olup huzura ermektir. Kur’an’da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.

Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır.

Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.

'MÜRŞİD YERİNE ALLAH'I DÜŞÜN' SÖZÜ DOĞRU MU?

Yüce Allah’ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah’ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:

“Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu’l-İman; Elbanî, Sahiha.)

Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: “Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir.” (Şa’ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah’ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.

Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah’ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah’ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah’ın zatı için mümkün değildir.

AYETLER, İBRETLER

Yüce Allah, Kur’an’da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara “ayet”, “delil” ve “ibret” ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.

Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur’an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur’an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah’ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.)

Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)

Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah’a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır.

Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah’a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, “uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır” denmiştir. (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Gazalî, İhya)

Kur’an’da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.

Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)

MUHABBET RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah’ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A’raf, 157-158) O’na uymadan Allah’ı seviyorum demek yalandır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: “Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)

Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram’ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. “Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız” hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah’ın: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.” (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.

ÖLÜM RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer’e: “Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.” (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)

Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”

Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.

Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: “Eğer insanlar Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.”

RABITANIN SONUCU

Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah’ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah’ı zikretmekten ibarettir.

Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah’ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

Kısaca rabıta, Allah’ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah’ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.

Dr. Dilaver SELVİ

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:25 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Adıyaman Menzil'e bağlı Dr. Dilaver Selvi'nin yazısı olsa gerek...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:27 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
BismillahirRahmanirRahim

Es-Selam.

Rabıta-yı Şerif Hakkında acizane kendi derlememizdir:

Tasavvuf ve Rabıta inkarcılarının her türlü izah ve delile rağmen, inad ile hiç bir ilme, ulemaya, mantığa ve izana dayanmadan Tasavvufu ve Rabıtayı inkar etmeye devam ettikleri müşahade ediliyor. Kimi forumlarda inkarcılar, hatta hakarete ve tekfire varan tenkidlerinde ısrarcılar. Bu nedenle, Rabıta hakkında yazılıp çizilenleri bir özet halinde, özellikle İslam ulemasının, alim ve fazıl kimselerin görüşlerini topluca, özet halinde bir konu başlığı altında toplamak lüzumu hasıl olmuştur.

Tasavvuf ve Rabıta inkarcılarının bu yazıdan sonra inad ve ısrarlarından vazgeçeceklerini elbette düşünmüyoruz. Vazgeçmeyecekleri tecrübe edilmiştir şart ki Allah müessir (tesir edici) eylesin. Bu yazının hedefi bizatihi inkarcılar değildir. İnkarcıların “Allah’tan başkasına rabt olunmaz” şeklindeki ilk bakışta ikna edici söylemlerine karşı düşünmeden, incelemeden, sorup soruşturmadan aldanabilecek Müslümanları uyarmak maksadıyla yazıyoruz.

Şu kadarını peşinen ifade edelim ki elbette Allah’tan başkasına rabt olmak doğru değildir. “Rabıta” uygulaması da bunu temin edecek en kesin ve en kısa tariklerden biridir. Yani Rabıta’yı vesile etmekten maksad tam da ifade ettikleridir: Allah’a rabt olmak!

Bu Kabe’ye yönelmeye benzer. Kabe’ye tazim edip ona dönenin maksadı Kabe’ye ibadet değil, onun vesilesi ve vasıtası ile Allah’a tazim ve secde etmektir. Cismin kıblesi Kabe vasıtasıyla nasıl Allah ise; kalbin kıblesi de Rabıta uygulaması vasıtasıyla gine Allah’tır. Hiç şüphesiz. Nasıl ki Kabe’ye yönelip ibadet eden bir Müslümana “Kabe’yi Allah ile arana sokma” denilmesi manasız ve hakikat dışı ise; bir Hak Talibine, Allah’a ulaşmak için; yani Allah’tan başka bütün düşünce ve arzularını kalbinden çıkarmasını temin edecek Rabıta’yı yapan bir Müslümana “Rabıta yaptığın Kamil İnsanı Allah ile arana sokma” ya da “Rabıtanı Allah’a ortak koşma” denilmesi o kadar anlamsız, saçma ve hakikat dışıdır.

Girişi kısa tutmaya çalışalım:

Alimlerimizden ve meşayıhtan nakledildiğine göre Tarikatlerin, özellikle de Nakşibendi Tarikatının bir usül olarak kullana geldikleri Rabıta-yi Şerife, mübarek Peygamberimizin Ashabını yetiştirme yöntemlerinden bir tanesiydi. Bu haliyle kaynağını Asr-ı Saadetten ve Peygamber Efendimizden almaktadır. İlk zamanların eserleri, kimi yerlerde dolaylı olarak işaret etseler de Rabıta konusuna ayrı bir fasıl ayırmamışlardı, hatta kalbi bağlılığı ve muhabbeti ifade için “Rabıta” kelimesi dahi kullanılmıyordu, çünkü Peygamber Efendimize rabıta ve muhabbet, yani kalbi ve ruhi bağlılık esasen kendiliğinden uygulana geliyordu. Nitekim Allah ve Resulünü her şeyden daha çok sevip onlarla ve diğer Mü’minlerle kalbi irtibat kurmak Allah’ın ve Resulullah’ın emirleriydi. Allah’a ve Resulullah’a sadık olan iyi kimselerle beraber olmak ve arkadaşlık defaten emredilmişti.

Fakat ilk zamanların kulluk, zühd ve takvadan ibaret olan yaşantıları diğer nesillerde zamanla zayıfladı. Tam da İslami ilimlerin derlenip toparlandığı, Mezheplerin bir sistem olarak ortaya konulduğu bu dönemde, Tasavvuf ve Rabıta da kendine mahsus ıstılahlar ile derlenip toparlanmış, Alimlerimiz insanları bu konuda ayrı fasıllarla uyarmaya başlamışlardır. Tasavvufun kitabi yönündeki eserler böylece ortaya çıkmıştır.

Asr-ı saadette yapılan uygulamaya “Rabıta” denilmemesi, o uygulamanın sonradan İslam’a girdiği, Asr-ı Saadette olmadığı anlamına gelmez elbette. Mesela Asr-ı Saadete yakın alimlerimizden Sühreverdi, “Sufi” kelimesinin Asr-ı Saadette kullanılmadığını, onun yerine “Mukarrebun, Sabıkun” gibi Kur’an’dan gelen tabirlerin kullanıldığını ifade eder. İkisinin de manası aynı zümredir. Mukarrebun zümresine sonradan “Sufi” denilmiştir. “Rabıta” kelimesi için de aynı husus geçerlidir.

Konuyu, Rabıta hakkındaki bazı Hadis-i Şeriflerle ve ulemamızın söyledikleriyle sürdüreceğiz inşallah.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
YUNUS 62. Haberiniz olsun ki Allah’ın velilerine hiç bir korku yoktur, onlar kederlenecek de değillerdir. [/SIZE]

Said Bin Cübeyr’in rivayetine göre de Rasulullah Efendimize: “Allah’ın velileri kimlerdir?” diye sorulmuş, O da: “Görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir” diye cevap vermiştir.

Bu Ayet-i Kerime hakkında Ömer Bin el-Hattab da şöyle demektedir: “Ben, Rasûlullah (sav)’ı şöyle buyururken dinledim: ‘Allah’ın kulları arasında Öyle kimseler vardır ki onlar ne Peygamberdir, ne de Şehiddirler. Fakat Peygamberler de, Şehidler de kıyamet gününde yüce Allah’ın nezdindeki üstün mevkiileri dolayısıyla onlara gıpta ederler.” “Ey Allah’ın Rasulü! Bize onların kim olduklarını ve amellerinin ne olduğunu bildir”, denildi. “Belki böylelikle onları severiz.”

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bunlar, aralarındaki akrabalık bağları ve alış veriş ettikleri mallar olmamakla birlikte Allah için bir birbirlerini seven kimselerdir. Allah’a yemin ederim, onların yüzleri bir nurdur. Ve şüphesiz onlar nurdan minberler üzerinde olacaklardır. İnsanlar korktuklarında onlar korkmayacak, insanlar kederlendiklerinde onlar kederlenmeyeceklerdir.” Daha sonra Hz. Peygamber: “Haberiniz olsun ki, Allah’ın velilerine hiç bir korku yoktur, onlar kederlenecek de değillerdir” âyetini okudu. (İmam Kurtubi El Camiu li Ahkam Tefsiri)



İbni Mes'ûd (r.a.) rivayet ediyor: “İnsanların öyleleri vardır ki Allah'ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görüldükleri anda Allah hatırlanır.” (Taberâni, Cebir)

Görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir",

"Allah’a yemin ederim, onların yüzleri bir nurdur. Ve şüphesiz onlar nurdan minberler üzerinde olacaklardır"

İfadeleri Rabıtaya işarettir.

Nitekim görüldüğünde Allah’ı hatırlatan düşünüldüğünde hayal edildiğinde de Allah’ı hatırlatır. Çünkü hayal etmek kalbin görmesi demektir. Tasavvur görmek gibidir. Yüzü “nur” olanın yüzüne bakmanın ya da yüzünü hayal etmenin sakıncalı olacağını söylemek Nur’a bakmak günahtır demek gibidir. Saçma ve yersizdir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:30 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Kütüb-i Sitte İmam Tirmizi’den:

Hasan bin Ali hazretlerinden mervidir. Hz. Hasan Peygamber Efendimizin torunudur. Cennet ehlinin gençlerinin seyyididir. Künyesi Ebu Muhammed, Lakabı Nakiy’dir. Hicreti nebeviyenin 3. senesi Ramazanı şerifin ortasında dünyaya teşrif buyurdu. Hz. Ali'nin şehid olduğu saatte 40 bin kişi kendisine biat etti. Hicretten 41 sene geçtikten sonra Hilafet işlerini Hz. Muaviyeye teslim edip, 45 tarihinde dâr-ı bekaya irtihal ettiler. Mübarek nesilleri Hasan bin Hasan ve Zeyd bin Hasen’den devam etti.

İmam-ı Hasan hazretleri buyurdular ki;

"Validem Fatımatüz Zehra hazretlerinin validesi bir biraderi olan Hind bin Ebi Hale'den sordum. Bu Hind, Resuli Ekrem hazretlerinin iki oğlu olan Hind bin Ebi Haledir ki, validesi Haticetül Kübradır. Haticetül Kübra Resuli Ekrem hazretlerine herkesten evvel iman getirdiği ulema arasında müttefekun aleyhtir. Resuli Ekrem hazretleri 25 yaşında ve Haticenin 40 tama olmuştu ki aralarında izdivac akdi oldu. Ve Hind Resuli Ekrem hazretlerinin terbiyelerinde büyüdü. Ve Resuli Ekremin İbrahimden başka kız ve erkek evladının tümü Haticeden oldu. Nebiyyi muhterem Efendimizin nikahı altında 25 sene kalıp, yaşı 65’e ulaştığında Mekkede, Nübüvvetin 10. senesinde dâr-ı bekaya irtihal buyurup Hücun dağında defnolundu."

Hz. Hasan buyurdular ki;

"Hind Resuli Ekrem hazretlerinin vasfını öğrendi. Hz. İmam Resuli Ekrem hazretlerinin evsafını Hindden sorduğunda, tümüyle beyan etti. Hind Resuli Ekremin şerefi hizmetleriyle müşerref olduğundan dolayı layıkıyla şemaili kerimelerine vakıf ve evsafı celilelerini hakikatıyla zabtetmekle Hz. Hasan ondan Resuli Ekremin Hey’et ve Şemailini sordu ve sordum" buyurdu.

Hz. İmam buyurur ki:

"Ebi Halenin Resuli Ekremin bazı evsafı cemilelerini vasf eylemesini isterdim. Hilye-i nebeviyyeyi beyan eylemesini ister idim ki, ta o vasfa teşebbüs edip, o vasfı hayalimde hıfz edeyim ve onunla ahlaklanayım."

İmamı Hasan (RA) hazretlerinin Resuli Ekrem efendimizin dâr-ı bekaya teşrif buyurduklarında temyiz yaşına tamamen ulaşmadığı cihetle eşkalini hıfz ve suretini zabta kadir olmamakla, yukarıdaki sözü söylemiş oldu.

Velhasıl İmam-ı Hasan Resuli Ekrem hazretlerinin vasfını tamamen bilen Halam Hind bin Ebi Hâle'den bazı güzel vasıflarını beyan eylemesini ister olduğum halde, Hz.Peygamberin Hilye ve Şekil ve Hey’etinden sordum ki vasfını kendi hayalimde hıfz eyleyeyim, buyurdu.

...

Hadisin Senedi: Hz. Tirmizi bu hadisi şerifi Süfyan bin Veki’den, o da Cemi’ bin Amir'den, o da Ebi Halenin çocuğundan ve Beni Temim kabilesinden Ebu Abdullah künyesiyle bilinen bir zattan, o da İbni Ebi Haleden, o da Hasan bin Ali (RA) dan rivayet buyurdu.


Peygamber Efendimizin mübarek torunu, Cennet gençlerinin Seyyidi ve bizatihi Cennet’in nuru Hazreti Hasan Efendimiz, Resulullah Efendimizin vasıflarını, şekli ve şemailini hafızasında muhafaza ederek yani bugünkü ifadesiyle Rabıta tarikiyle Peygamber Efendimizden istifade edeceğini ve böylelikle ahlakının güzelleşeceğini bildirmiştir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:32 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
İmam A'zam Ebu Hanife Hazretleri (Radıyallahu Anh), Resullulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Ravza-i Mutahhara'sında yapmış olduğu münâcât (yalvarış) ında şöyle demiştir:

"Ey Efendim! Benim sana tutkun bir kalbim ve Senin aşkınla kaplanmış bir ruh kalıntım var."

"Sustuğum zaman, bütün sükûtum sen (i düşünmekle geçmek) dedir, konuştuğumda ise senin yüceliğini medhederim."

"Duyduğum zaman ancak senden hoş sözleri duyarım, Baktığım zaman da ancak seni görürüm."


(Ebû Hanîfe, ed-Dürru'l-Meknûn, Beyit No: 43-45)

***

Bu en büyük müçtehidin, bu kadar fasîh ve belîğ ifadeleri, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize karşı olan rabıtasının kuvvetini ne kadar güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:35 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Kur'an ve Hadis Hafızı, İmam Şamil'in mahiyetinden, 16 yıl Edirne Müftülüğü yapmış, 13 yıl Malkara ve 2,5 yıl Tekirdağ Kadılığında bulunmuş olan icazetli alim ve müderris Ömer Ziyauddin Dağıstani Hz.leri, "Tasavvuf ve Tarikatler Hakkında Fetvalar" isimli eserinde yazmıştır:

SORU :

Nakşibendiyye Tarikatı'nda «Râbıta-i Şerife» adıyla meşhûr olan uygulamaya, tarikattan nasibi olmayan, mutaassıb bazı âlimlerin, fıkıhda bilgisiz olan bazı taklîdçi ilim adamlarının karşı çıkmalarının sebebi nedir?

CEVAP:

"Râbıtatü'l-mürşid: Ellerinde bir delil bulunmadığı halde, ehlullah'ın kemâl ve feyzinden nasibsiz bazı âlimlerin, çoğu taklidçi ve bilgisiz bazı kimselerin karşı çıktığı râbıta türü budur.

Bu da müridin kalbini, Allah'ın peygamberlerinden birine veya O'nun veli kullarından bir veliye veya hepsine birden; ya da silsilesi Hz. Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem'e ulaşan kâmil bir mürşide veya şeyhine ya da hakkında güzel duygular beslediği ve üstünlüğünü takdir ettiği birine bütün sevgi ve samimiyetiyle bağlanmasından ibârettir.

Kullara emredilen ve onlardan istenen râbıta budur. Bunun gereği ise, müridin kalbini bağladığı kimselerden feyz alması, ..... Onların bedeni veya ma'nevî sûret ve siretlerini hayâlinde canlı tutmasıdır.

Böylece bütün sevgi ve samimiyetiyle kalbini bunlardan birine bağlayan mürid,

«Ey îman edenler, Allah'tan korkun ve sâdıklarla berâber olun.» (et-Tevbe, 119)

âyetinde emredilen şekliyle onların meclislerinde, kendisini sanki onlarla yüzyüze ve diz dizeymiş gibi hisseder.

......

Hz. Peygamber'in ve Ashâbının hayâtında bunu görmek mümkündür. ... Namazlarda farz olan tahiyyatta oturulduğunda Hz. Peygamber'in şahsını tahayyül etmek de bir nevi böyle bir râbıtadır. Nitekim İmam Gazzâlî, İhyâu ulûmi'd-din'inde bu konuya işâret ederek şöyle demektedir:

"Tahıyyât'ta kalbine Hz. Peygamber'i ve O'nun mübârek şahsını gelir, sonra esselâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü» de. Bu düşüncenin doğru olması için, selâmının sanki Hz. Peygamber'e ulaştığını ve O'nun da selâmına: «ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü» diyerek karşılık verdiğini tahayyül el."

Sevgi ve muhabbetten kaynaklanan kalbi râbıta, sahâbe, tâbi'în ve tebe-i tâbi'în Hazretleri'nde zorlanmaksızın kendiliğinden meydana geliyor, ayrıca onlara uyarıcı bir ikazda bulunulmuyordu.

Halifeler, mürşidler sâliklerine kalblerin toparlama, lüzumsuz meşgalelerden sıyırarak ma'nevî değerlerle meşgûl olmalarını sağlamak, mürşidleriyle istifâde ve istifâzayı te'min için aralarında ki dostluğu geliştirmek maksadıyla râbıta konusunda çalışmalarını istediler. Sevginin sürekliliğini ifâde eden bu alâkaya da râbıta adını verdiler. "


Sayfa 149 ve devamı...

"Edirne Müftîsi adıyla meşhûr Muhammed Fevzi Efendi'nin, râbıtayı inkâr eden Seyyid Hoca'ya cevâben yazdığı risâle bunlardan biridir. Molla Câmî'nin, Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdi'nin, Abdülgani Nablûsi'nin, Hâdimi ve diğer ulemânın bu konu ile ilgili risâleleri vardır. Buradaki bilgilerle iktifâ etmeyenler mezkûr risâlelere başvurabilirler."

Böyle demiş Ömer Ziyauddin Dağıstani Hz., yukardaki bahsin sonunda...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:41 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
“Fena fillah (Allah’ta Fena) makamında olan kamil bir şeyhe, bir müridin rabıta yapması; farz olan bir vakit namazının edasında, takva sahibi bir zatı imam kabul ederek ona uyması gibidir. Tunç gibi katılaşıp sertleşen kalb, mürşid-i kamile olan rabıta ile yumuşar, hamur gibi olur. Rabbimiz Teala ve Tekaddes hazretlerinin tesellilerine kavuşur, İlahi tecelliyatın Kabesi haline gelir.

Rabıta-i Şerife’de hasıl olan ruhani zevk ve nurani şevkin pek lezzetli olan meyvesi; Allah’tan gayri her şeyden (masivadan) yüz çevirmek, tamamen Allah’a yönelmek, mü’minin ‘amentü billah: Allah’a iman ettim’ sözünün tadını letaifinde bulmak ve Allah Teala’da fena-i hakiki ile fani olmaktır. Rabıta-i Şerife, Allah’a götüren yolların en yakını, Allah’tan fezy almanın menşeidir (kaynağıdır). Rabıtanın meşruiyeti Ayet, Hadis, İcma ve Kıyas ile sabittir. Rabıta-i Şerife tevhide aykırı olmadığı gibi bid’at de değildir” (Eski Edirne müftülerinden alim, arif, fazıl bir zat olan el-Hac Mehmed Fezvi b. Ahmed Hz., Aynü’l-Hakika fi Rabitati’t-Tarika Risalesi)

“Rabıta, feyz veren kamil zatın teveccühüyle (yönelmesiyle) birleşecek olursa, nur üstüne nur meydana gelir.” (Taceddin Subki Hz.)

“Rabıtasız yapılan zikr insanı ilerletmez. Zikirsiz rabıta ilerletir. Rabıta her işte yardımcıdır. Zikirde yardımı ise pek çoktur. Allah Teala’nın evi olan kalbi, nefsin pisliklerinden ve şeytanın aldatmasından temizler.” (Muhammed Hani Hz.)

“Rabıta, kalbin Allah Teala’dan başka şeyleri (masivayı) sevmekten, onları düşünmekten kurtulmasına vesile olur.” (İmam-ı Rabbani Hz.)

“Kur’an-ı Kerim okurken ve dinlerken, ders, vaaz dinlerken, namaz kılarken ve her ibadeti işlerken rabıta-ı telebbüsiyye yapmak ibadetlerden lezzet almaya sebeb olur.” (Abdulhakim Arvasi Hz.)

Hadis kitaplarından Ekmelüddin’in Şerhu Meşarik’ında, İbn Hacer’in Şerhu Şemail’inde “Rabıta-i Şerife” ile alakalı geniş açıklamalar vardır.

Mevlana Celaleddin Rumi Hz. (M. 1207-1273), “Zanki ba akli çu akli cüft-i şüd / Mani’ bed fiil ve bed güft-i şüd” (İki akıl birleşirse, yani biri diğerine yardım ederse, hem kötü iş hem de kötü sözlere mani olur) buyurmuştur.

İmam Busiri (M. 1213-1296) hazretleri, Kaside-i Bürdesi’nde “Men li bireddi cimahın min gavayetiha / Kema yüraddü cimaha’l-hayli bi’l-lücüm” (Zapt edilemeyecek derecede azgın ve sert başlı bir atın dizginler ile durdurulduğu gibi, nefsin azgınlığından ileri gelen itaatsizliğine mani olabilmeyi benim için kim tekeffül eder? Öyle bir zata bağlanmak isterim ki nefsime bir gem vurup onun inat ve itaatsizliğine son versin) demiştir.

İmam Şarani (M. 1492-1565) hazretleri, Nefehat-ı Kudsiyyesi’nde zikrin adabını sayarken buyururlar ki: “Zikrin adabının yedincisi, müridin zikir esnasında mürşid-i kamili iki gözünün önünde hayal etmesidir. Rabbimiz Teala’dan feyz alabilmenin menşei (kaynağı) ve adabının başı budur.”


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:42 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Allame Seyyid Şerif Cürcani (M. 1340-1413) hazretleri, Şerhu Mevakıfı’nın sonunda, “Mürşidan-ı Kiramın suretleri, müridine zuhur eder. Onlar da, mürşidin o suretinden feyz alırlar” diye izahta bulunur.

Molla Cami Hz. (M. 1414-1492) ve İsmail Hakkı Bursevi (1653-1725) hazretleri de bu hususu, “Zikrin iki yolu vardır ve bu iki yoldan birisi rabıta yoludur” diye beyan buyururlar.

Ebu Said Hadimi hazretleri ise bu mevzu ile alakalı olarak yazdıkları risalelerinde, “Fe-yetehayyelü sürete’n-Nebiyyi s.a.v. ev surete şeyhihi (Mürid, Nebiyy-i Muhterem s.a.v. Efendimizin veya Şeyhinin suretini tahayyül eder, hayalinde canlandırır)” diye kaydederler

Tevbe suresi, 119. “Sadıklar, Allah’a vuslat yolunu gösteren mürşidlerdir. Salik; onların ahbabı ve kapılarının eşiğinde hadimleri olduğu zaman, bu mürşidlerin muhabbet, terbiye ve velayet kuvvetleri ile masivayı terk ederek ‘seyr-i ilallah’ mertebelerine ulaşır.” (İsmail Hakkı Bursevi, 3, 532).

Ubeydullah Ahrar Taşkendi k.s, “Sadıklarla beraber olmak, sireten ve sureten (ahlaken manevi olarak ve cismen) onlarla bulunmak manasınadır. Bu manevi beraberlik ise rabıtadır” buyururlar.

Safi Mevlana Ali bin Hüseyin (k.s.) de Reşahat Aynü’l-Hayat’ta (s. 273-274) şu açıklamalarda bulunuyor: “Sadıklar ile olmanın iki manası vardır: Biri zahir bakımından, öbürü de mana bakımından onlarla beraber olmaktır. Birincisi sadıklarla düşüp kalkmayı, ikincisi de o taifeye gönül verip onların üstünlüğünü kabul etmeyi ve izlerinden gitmeyi gerektirir. Birincisinde ülfetin yalnız sureti, ikincisinde hem sureti hem de ruhu vardır. Sadıklar şu kimselerdir ki masiva onların gözünden silinmiştir. İnsanoğlunda, temas ettiği şahıstan tam manasıyla müteessir olma kabiliyeti bulunduğu için, sadıklarla düşüp kalkmakta birinci derecede ehliyetlidir, yani bu işe en ehil ve en liyakatli varlık insandır.”


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: RABITA NEDİR?
MesajGönderilme zamanı: 31.12.08, 18:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Maide suresi, 35. Te’vilat-ı Necmiye’de denildi ki: Şüphesiz bu ayet-i kerime, vesileyi talep emrini açıklıyor. Vesile elbette ki lazımdır; çünkü vusul, ancak vesile ile hasıl olur. Vesile ise, hakikat alimleri ve tarikat şeyhleridir.” (İsmail Hakkı Bursevi, 2, 388.)

Yusuf suresi, 24. İbn Abbas’ın (r.a) beyanına göre; Hz. Yusuf’un gördüğü ‘burhan-delil’, babasının hayalini müşahede etmesidir. Hz. Yakub’u görünce, menfi duygular kendisinden silinmiştir. (Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim ve İzahlı meali, Çile Yayınevi, İst. 1988)

“Ey Müminler! Takva sahibi ve sadık mü’minlerle beraber olun.” (Tevbe, 119) Bu Ayet-i Kerime ile ilgili Ubeydullah Ahrar Hz. şöyle buyurmuştur: “Ayette memur olduğumuz sadıklar ile beraber olmak suret ve manada sadıklarla beraber olmaktır.”

“Şayet Rabbinin burhanını görmeseydi.” (Yusuf, 24) Burhaneddin Hazretleri, bu Ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Yusuf a.s, ‘iyyake, iyyake’ (dikkat et, dikkat et) sesini işittiği zaman, Züleyha ısrar ettiği vakit, Yusuf a.s’ın, kulağına kendini koru manasına gelen ‘iyyake, iyyake’ sedası ulaştığında, ona kulak vermemişti. Hatta aynı ses ikinci ve üçüncü defa duyulduğunda da temessül etti.”

Hanefi İmamlarından Şeyhü’l İmam Ekmeleddin Hz., Şerhü’l Meşarık isimli eserinde, Peygamber Efendimizin: “Beni rüyada gören kimse, uyanık iken de görecektir. Veya beni uyanık halde görmüş gibidir. Zira şeytan benim suretime giremez.” (Buhari, Tabi, 10/45; Müslim, Rüya, 11) hadis-i şeriflerinin manası hakkında şöyle buyurmuştur: “Peygamber Efendimizi gören, uyku ve uyanıklık halinde, her an onunla beraber olduğu için görür. Görenle onun arasında bir birlik hasıl olmuştur. Burada birlik içtima (bir araya gelmek) etmekten ibarettir.”

Huccet’ül-İslam İmam-ı Gazali Hz., namazın her rekatındaki hikmet ve sırları anlatırken, namaz kılanın teşehhüd (oturma) esnasında, (Esselamü aleyke eyyühe’n nebiyyu ve rahmetullahi ve berekatuhu) derken, Peygamber Efendimizin mübarek şahsını kalbinde ve hayalinde hazır bulundurması gerektiğini, aynı anda bu selamı Peygamber Efendimize tebliğ etmeye memur ve müvekkel olan melek, tebliğ ve isal görevini yerine getirdiği zaman, onun da daha güzeliyle selam verene karşılık verdiğini beyan etmiştir.

Şafii imamlarından İbn Hacer el-Mekki, “teşehhüd” ün manasını açıklarken şöyle demiştir: “ ‘Es-selamü aleyke eyyühe’n nebiyyu’ ile Peygamber Efendimize hitap edilmesinden maksat, namaz kılan ümmetinden haberdar olmasıdır. Bu şekilde Peygamber Efendimiz namaz kılanın yanında bulunup, kıyamet gününde en faziletli ameli olan namaz konusunda ümmetine şehadet edeceğini göstermektedir. Ayrıca Allah Resulü’nün namazda hazır olduğunu hatırlamak (namaz kıldığı yerde olduğunu idrak etmek ya da hayal etmek), huşu ve huzurun artmasına sebep olur.”

Şafii imamlarından İmam Arif Sühreverdi (K.S), “Avarif-ul Maarif” adlı eserinde, Allah’a yakın olanların namazlarına ait bölümde: “Kurbiyet ehli (Allah’a yakın olanlar), namazlarında alemlerin fahri Efendisini kalb gözünün içinde teemmül (etraflıca düşünme) ve tasavvur (hayal) ederek selam verirler.” demiştir.

Mevlana Halid Bağdadi Hz’nin talebelerinden Hanefi Mezhebi’nin büyük fıkıh alimlerinden İbn Abidin şöyle demiştir: “Beş vakit namazda tahiyyat okurken Resulullah Efendimizi baş gözüyle görmezsem, o namazı iade ederim.”

Şafii imamlarından Arif Şarani, “Nefehat’ül Kudsi” adlı kitabında zikrin edeblerini sayarken şöyle buyurmuştur: “Zikrin edeblerinden yedincisi şudur: Müridin zikir esnasında şeyhinin gözünün önünde tahayyül (hayal) etmesidir. Bu, zikir adabının en kuvvetli adımlarındandır. Mürid, bu sayede, Allah-u Zülcelal ile beraber olma edebine ve O’nu murakabe haline ulaşır.”

Gavs-ı Azam Seyyid Abdulkadir Geylani Hz. şöyle buyurmuştur: “Bu yolda süluk eden (yolculuk yapan) salikin, büyük veliler ile kalbi rabıta yapması söz konusudur. Salik, bu rabıta sebebiyle batınen o evliyalardan istifade eder. Bu şekilde kalbi rabıtası olan salik için, evliyaya zahiren ikram (alçak gönüllülük; tevazu) etmemede bir sakınca yoktur. Fakat kalbi rabıtası olmayan kimsenin, bu kaideye itibar etmeyip, zahiren ikram etmesi gereklidir.”


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 23 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye