Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî "Zikir Dersi" veriyor...
MesajGönderilme zamanı: 08.02.10, 17:32 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî'ye Göre Zikir

CAMİ'UL USÛL

I.7. ZİKİR HAKKINDA

7.1. ZİKİR (MEVZUU)
Zikre gelince; Bilesin ki, Allah-ü Teâlâ, kullarını Zât-ı Ehadiyetine erdirmek için) mahlûkatın nefesleri sayısınca sebebler kıldı. Bu sebeblere yapışarak Rabbani Hazrete (mertebeye) ulaşılır. Böylece O’nun Birliğinde erirler ve Cemâline ererler. Bu sebebler bâtınî ve zâhirî olarak 2 kısımdır.
BÂTINİ olanlar; Hak'kı murakebe ve bütün vakitlerinde veya ekseri vakitte, muhakkak ki Allah'ü Teâlâ’nın huzurunda olduğunu bilmektir. Allah Teâlâ onun haline vakıftır; onu gözetir. Bütün kâinatta her şeyi ihata eder (kuşatır). Bu da onu günahı terketmeye ve kötü ahlâktan korunmasına sebeb olur.
ZÂHİRÎ sebebler; Cuma ve cemaata devamdır ki, zekât, sadaka, diğer hayırlar, ibadetler, özellikle de Zikirlerdir.

Bilesin ki, Nakşibendiyede zikrin ilk sigası "ALLAH" lâfzı ve mânânın düşünülmesidir. Şâzelîye indinde "Lâ ilahe İllallah" sözüdür. Bu ikisi ve istiğfar ve salâvat-ı şerife diğer tarîkatlerde de vardır. Yalnız bu zikir tam bir huzur ve edep ile yapılmalıdır. Hadîs-i kudsîde; Allah-ü Teâlâ şu mealde buyurdu: "Ben, Beni zikredenin yanında olurum ve bu kulum Beni zikrettiği ve dudakları Benim için hareket ettiği sürece de onunla beraberim." Allah-ü Teâlâ’nın oturanla beraber olmasının mânâsı, Allah'ın rahmet, inayet, yardım, feyzi, fetih, sıfat ve esmâsının nurlarının kullarına yaklaştırılmasıdır. Öyle ki; kul zikrinde sâdık olursa, kalbini bu sırlarla mamur eder ve bu nurlarla doldurur.
ALLAH, sözünün mânâsı: yani Allah maksadımdır; veya Allah talep ettiğimdir (aradığımdır), veya Allah sevdiğimdir; veya Ey Allah, maksadım Sensin; veya Allah ki O'nun ortağı yoktur veya Allah, işte kastım O’dur; veya Allah mevcuddur. Veya Allah mabuddur; veya O'ndan gayrı ilâh yok veya Sen Allah'sın. Senden gayri ilâh yok.
(Bu husüsta) Nakşıbendîde bir terkip ve ifade yoktur. Allah der, sırf zatı ki mülâhaza eder. Bunun da ifadesi: Âyet-i kerimede mealen "O hiç bir şeye benzemez, ziyadesiyle işiten ve bilendir" şeklinde buyurulduğu gibidir.

7.2- TEVHİDİN MÂNÂSI
Umum için Tevhidin mânâsı. Allah-ü Teâlâ'dan gayrısından ilâhlığı reddetmek (Allah'dan başka ilah yoktur.) Kelâmcıların ekserisine göre (ibadete lâyık olan ancak Allah'tır.) Bazılarına göre de “hiç bir şeye ihti¬yacı yok, her şey O'na muhtaç” mânâsınadır.
"LÂ İLÂHE İLLALLAH" sözümüze gelince; yani "hakkıyle ibadet edilecek ancak ALLAH'tır."
Sâlik için tevhidin mânâsı; ilk başlayan için "Allah'tan Başka Mabud Yoktur." Çünkü, sâlikin ilk yapması gereken ibadettir veya orta derece sâlik için "Allah'tan başka maksud yoktur." Çünkü bu du¬rumda olanın yapması gereken taleptir; veya sona ulaşan "Allah'tan başka mevcud yoktur" sâlikler içinde. Çünkü bu durumdakinin hali, Allah'tan gayrından fâni olmak, Allah için bakî olmaktır.

Bilesin ki, son noktaya gelen sâlikin 4 hali vardır:
1. FİİLLERİN TEVHİDİnde olmak. Bunda "LA İLAHE" ile Allah'tan gayrı her fail nefyedilir (yok sayılır). (Her işi yapan ancak Odur.)
2. SIFAT’IN TEVHİDİ'nde olmak. Bunda “LÂ İLAHE“ ile Allah’tan gayrı her şey nefyedilir. (Kemâl sıfatlarla muttasıf olan ancak Allah’dır.)
3. ZAT’IN TEVHİDİ'nde olmak. Tevhid kelimesi ile O’nun dışındaki her şey nefyedilir. (Allah'dan başka hiç bir şey yoktur.)
4. MÜCMEL TEVHİD'de olmak. Bu da tafsilâtlı olması itibarıyledir. Bu sebeble Allah'tan Tafsili şahitliği elde ettiği için icmali şahitliği nefyeder.

7.3- ZİKRİN EDEBLERİ
1. Önce abdestsizlik halinin ve üstündeki pisliklerin temizlenmesi gelir.
2. Bazılarına göre zikirden önce iki rekât namaz kılınır. İlk rekatta Kafirûn suresi, ikinci rekatta İhlas suresi okunur veya her bir rekâtta Muavezeteynin birisi okunur. (Okuma gündüz vakti gizli olur, gece vakti sesli olur.
3. Namazı takiben Nakşıbendîde Teverrük şeklinde oturur, diğer tariklerde Teşehhüd durumu gibi tevazu ile oturur. Kıbleye yönelir. O anda her hatıra ve meşguliyetten kendini boşaltır. Sonra:
4. İSTİĞFAR eder. Nakşıbendîyede 5, 15, 25 defa; Şâzelî’de 70 istiğfar yapılır. Diğer Tarîkatlerde 100 istiğfar edilir.
5. Sonra Allah-ü Teâlâ'ya kendisi ve Şeyhi için, sünnete uyma, hüsn-i hatime ve kabul edilmesi için dua edilir. Ve Şeyhi’nin eliyle Tarîkat, Şeriat ve Sünnetin yayılmasına dua eder.
Şâzelî’de şöyle der: "Ya Rabbi, Sen Allah'sın. “Lâ ilâhe İllallah'ın ilmini bize kolaylaştır (öğret). Sonra 1 Fatiha 3 İhlâs okur. Sevabını tüm silsileye (sâdât’a) hediye eder. Sonra gözlerini kapar, Nefsini sanki öldü kabul eder ve Allah’tan başka bir sığınacak yer olmadığını düşünür. Sonra mürşidinin Rabbi indinde kendisine şefaatçi olmasının vesilesini arar. O anda sanki mürşidin iki gözünün ortasına bakıyordur. Yanında ise, ehlinden de olsa görerek veya itkan ile veyahut gönülden bakar. Sonra Nakşıbendîde kalp ve lisan ile 3 defa “İlahi ente maksudî ve rızâke matlubî” der. Bunu söylemesi şu konuda daha önceki kastını kuvvetlendirmek içindir. Hakikatta Allah-ü Teâlâ'dan başka maksud yoktur. Şeyh onunla Allah arasında bir vasıtadır. Âyette Allah
(CC) şu meâlde buyurdu: “O’na (Allah’a) vesileyi (yaklaşmayı) isteyin.”
6. Sonra vukuf-u kalbî ile meşgul olur. Bu da bütün bedendeki his organlarını toplar ve onlardan bütün meşguliyet ve kalbî hâtıraları keser. Bütün idrâki ile kalbinin ortasına ve derinliğine Teveccüh eder, öyle bir yönelir ki, kalbin bütün cemiyeti ile her noksandan münezzeh kendine lâyık olmayan şeylerden hakkıyle Rabbine Teveccüh eder. Zira Allah sözünden murad bütün kâmil sıfatlarla sıfatlanmış Zattır. Bu durumda 15 dakika kalır. Ne kadar bunu çoğaltırsa O’na yakınlık ve kabiliyet o kadar hasıl olur. Çünkü vukuf-u kalbî Tarîkatın esasıdır, rüknüdür. Aslında her tâatta, her halde Kıyam, Kade, yatma, hattâ helâya gitme vaktinde velhasıl her halde vukuf-u kalbî vâciptir. Buna Cenâb-ı Allah’ın şu meâldeki sözü işaret ediyor: “Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerindeyken Allah’I zikrederler ve Tefekkür ederler.” Yani bütün hallerinde Allah’ı zikrederler ve bu anda da Fail-i muhtar (dilediğini yapan) Allah-ü Teâla’nın san’atını düşünürler. Sonuç olarak eğer tâat ve zikirler vukufu kalbîsiz olursa bunlar rûhsuz şekiller gibi olup değerleri ve kıymetleri yoktur.
7. Vukuf-u kalbîyi yakaladıktan sonra kalbî zikir ile meşgul olunur. Bu da Allah ism-i celâlinin kalpte cereyanını düşünmek dilini üst damağa yapıştırmak bütün organları sükûnette tutmak, bedendeki ihtiyari hareketleri ve idrâkini engeller. Öyle boşalır ki artık O'nun zatı ile meşgul olur. Kalp Kutsi zatın mülâhazasında devam eder ve bu güzel hale boğulursa bu durumda Allah ismi şerifini zikretmese de bu halde kendinden geçişi elbette yeterlidir ve bu hal daha güzel ve kuvvetli olup; sülûkta başlangıçta olmayan güçlü kimselerin halidir. Eğer kalbine bir usanç ve darlık veya gaflet veya darlığın şiddeti sebebiyle bir hatıra gelirse, soğuk su ile yıkansın, eğer buna gücü yetmezse sıcak su ile yıkansın. Sonra her gafletten ve hatıradan ve Rabbına karşı ve mürşidine karşı edep terkinden ve diğer zellelerinden 25 defa istiğfar etsin. 2 rek'at tevbe namazı kılsın veyahut şöyle desin: "Sübhanallahul melikül hallakül faal in yeş'e yüzhibküm ve ve'ti bihalkin cedid ve mâ zalike Alallahi biazîz."
("İn yeş'e”en sonrası Fatır sûresi 16. ve 17'nci âyetleridir. Meâlen, "Al¬lah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir mahlûk getirir. Bu Allah'a zor değildir.")
Ve dendi ki; rüzgâr sesleri, akan su sesleri bu konuda ilaç gibidir.
Dendi ki: Yüksek dağlara çıkmak, ağlamak ve gönül mahzunluğu da ilaç gibidir. Çünkü zikir vuslata ve sevilen kimse olmaya sebeptir. Zikir¬den ancak nefret edilmiş ve Allah-ü Teâlâ'nın şekavet ve gadapla cezalan¬dırdığı kimseler mahrum bırakılır. Gönü] hazinliği tekrar hasıl olursa es¬ki haline geri gelir. (Hadis-i Kutsi'de) Allah-ü Teâlâ şu mealde buyurdu: "Ben kalpleri mahzun olanların yanındayım." Yine buyurdu ki: "Sen Beni zikretmek istersen bu Benim muradımın kendisidir."
8. Bundan sonra kalp latîfesi ile zikreder. Bu latîfenin nuru omuz hi¬zasından çıktığında ve yükseldiğinde veya onda bir heyecan ve güçlü ha¬reket hasıl olursa ruh latîfesi telkin olunur ki sağ memenin 2 parmak altındadır.
Bu latîfede zikir, kalpte ise vukuf, bir bakışta 2 tarafa bakmak gibidir. Sonra Ruhta hareket olur ve nurlanma olursa sır latîfesi telkin olunur. Sır latîfesi sol memenin iki parmak üstündedir. Zikir bu latîfede olur, vu¬kuf ise yine kalbdedir. (Kalb, ruh ve sır latîfeleri birlikte zikreder.)
Yine aynen nurlanma olursa hafi latîfesi ile zikir telkin olunur. O da sağ memenin iki parmak üstündedir. (Gene hareket ve nurlanma olursa) Sonra ahfa latîfesi telkin olunur. Onun da yeri göğüsün ortasıdır. Daha önceki gibi bütün latîfeler beraber zikrederler.
Sonra nefis (natıka) latîfesine geçilir. Onun da yeri iki gözle iki ka¬şın arasıdır.
Her letaifte zikir edilirken vukuf-u kalbî de beraber olur.
Sonra ceset (beden) lâtifesi'ne geçilir.
Vukuf insanın bütün parçala¬rına yayıldıktan sonra ve saç dipleri dahil bütün beden tümüyle zikreder.
Zikri bütün bedende iz yaparsa bu husus gerek lâtif heyecan ile olsun veya zikir kesif olan bütün bedenle cereyan etsin; beden bir kalp gibi olur. Zikir ile aşağısından yukarısına kadar hareket eder. Bu zikre Zikr-i Sultanî denir.
Bilesin ki; zikrin ism-i celâl olan (Allah) lâfzı ile olanın en az adedi 5000'dir. Çoğuna bir hudut yoktur. (25.000'e kadar çoğaltmak mümkün¬dür.) Bu bir gün ve gecede yapılacak derstir. Sâlik verilen dersi bir otu¬ruşta yapar ki en güzeli budur veya 2 oturuşta da yapabilir veya imkân elverdiği şekilde yapar.

7.4. NEFİY VE İSBAT
Bundan sonra müride Nefiy ve İsbat telkin olunur. “Nefiy ve İsbat” dersinin Sâlike, bazı mürşidlere göre: “Sâlik (Esmâ-i İlahi’yenin tecellisine) gark olup, kendinden geçtikten sonra, bazıları (Zikrin zevki ile) tam bir huzur hasıl olduktan sonra, diğer bazı mürşidlere göre ise: (Sâlik, Allah’a yakînlik derecesine geldikten ve nefs-i mutmainneye eriştikten sonra verilmesinin uygun olacağı görüşündedirler.
Bunun da yapılış şekli şöyledir: Önce tüm şuur ve idrâk ile kalbin derinliğine tam bir vukuf içinde yönlendirilir, sonra nefesi sonuna kadar sert bir şekilde burundan çıkarılır ki bu şekilde hatıra ve kuruntular defedilmiş olur. Bu durum bütün vakitlerde hatıraları defetmek için en büyük bir yoldur.
Sonra derin bir nefes alarak tutar, sonra da “Lâ” lafzını düşünür. Bunu göbekten dimağın merkezine bir hat olarak hayal eder. Bu arada Nefiy ve isbatın mânâsını düşünür. Sonra (İlâhe) lafzını düşünür. Ve bu hattı dimağın merkezinden sağ omuzunun üstüne çeker. Burada (lâ) ile nefyederken yeni başlayan mürid (Lâ Mâbude)’yi düşünür. Eğer orta halde (Lâ Maksûde)’yi, eğer sona gelmiş bir mürid ise (Lâ Mevcûde)’yi düşünür.
Ondan sonra (İlla) lafzını düşünür. Ve bu hattı omuz başından sırren latîfeler üzerine hayal yoluyla ve tümüyle kalbin üzerine çeker. Bundan sonra “Allah” ism-i celâlini azamet, şiddet ve kuvvetle kalbin derinliğine bırakır. Bu nefiy ve isbatı yaparken tek adedli olarak yapar. Ve nefesinin sonunda “Muhammedün Resûlullah” kelimesini söyleyerek nefesini bırakır. Fakat nefes çıkarken ve girerken ve ikisi arasında vukufu muhafaza eder ve “İlâhî ente maksûdî ve rızake matlubî„ der.
Sonra bu şartlarla 2. defa aynı şey, yapar ve böylece devam eder. Bu nefiy ve isbat bir nefeste (ancak) 21 adedine varıncaya kadar yapılır. Bu sırada Sâlik, (Tevhidin sırrında) yok olur ve kendini kaybederse sonuca ulaşılmıştır. Eğer olmazsa sonuç hasıl oluncaya kadar baştan tekrar eder.
Nefesi kendisine çok sıkıntı verecek şekilde uzun tutmaz. Zira sebepten huzuru karışabilir. Eğer kendinin belirli bir isteği olup da nefyederken açıklıkla o isteğini (Lâ ifadesi ile) reddettiğini belirtirse o zaman o isteğin kalpteki eseri kalkar. Zira Allah'dan başkasına olan alâka zikirde feyzin gelişini engeller.

Hâlidiye Kolunda Latîfeler ve Nefiy ve İsbat:
Bunun 7 rüknü vardır: 1. Vukuf-u kalbî, 2. Nefesi hapsetmek 3. Lâfızları ve mânâlarını düşünmek, 4. Nakışları düşünmek. 5. “Muhammedün Resûlullah” demek, 6. Bâz keşt ki "İlahi Ente Maksudi ve Rıdâke Matlûbî" demek, 7. Kaç adet söyleyeceğini bilmek.
Bazıları 9 rüknü var demişlerdir; 8'nci adedini tek yapmak 9'ncu. “İllallah „ kelimesini kalbe kuvvetli vurmak.

CAMİ'UL USÛL
Müellif: Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (K.S.)
Mütercimi: Hüsameddin Fadıloğlu

s.36-41

İstanbul-2007

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye