Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Mektup ile Biat: Hüdâyî’den Belgıradlı Ali Efendi’ye...
MesajGönderilme zamanı: 08.12.14, 16:44 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 23:16
Mesajlar: 123
Mektup ile Biat: Hüdâyî’den Belgıradlı Ali Efendi’ye...

Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin Belgıradlı Ali Efendi’ye Gönderdiği Mektup

Cengiz GÜNDOĞDU
Yrd. Doç. Dr., Atatürk Ü. İlâhiyat Fakültesi

Bilindiği gibi tarîkat şeyhlerinin müridlerini manevî yönden terbiyeleri genellikle tekke veya sohbet meclislerinde karşılıklı diyalogla gerçekleşmiştir. Mürîdleri çok olan şeyhler onların hepsini dizi dibinde yetiştirme imkânı bulamadıklarında ise, bu faaliyeti yürütecek halîfeler istihdam etmişlerdir. Bundan dolayı bazı tarîkatların şeyhlerinin yüzlerce halîfesi olmuş, böylece şeyhe yakın olmayan mürîdlerin irşad ve kontrolü bu halîfeler vasıtasıyla yapılmıştır. Yani şeyhler, her bölgede tarîkatına bağlı mürîdlerini orada bulunan halîfeleri aracılığıyla eğitmeye çalışmışlardır. Tarîkat eğitiminde şeyh ile halîfe arasındaki diyalog ekseriyetle yüzyüze gerçekleşmekteyse de halîfenin uzakta olup, şeyhin sohbetinde bulunamaması gibi durumlarda karşılıklı mektuplaşmalarla bu durum telâfi edilmeye çalışılmıştır. Bu mektuplarda halîfeler manevî yolculuklarında karşılaştıkları bir takım meselelere çözüm aramışlar, şeyhlerin rehberliğine müracaat etmişlerdir. Şeyhler de onların bu taleplerine karşılık, eserlerini göndermek veya mektup yazmak sûretiyle çözemedikleri meseleleri halletmeye çalışmışlardır. Bazı mutasavvıfların yazdığı mektupların muhiblerince muhafaza edilmesi ve bilâhare kitap hâline getirilerek “Mektûbât” adı altında toplanmış olması ve bu türden bazı mektupların gerek kütüphânelerde gerekse kimi şahısların ellerinde bugüne kadar gelmesi bu geleneğin yaygınlığına dalâlet etmektedir.

Tasavvuf edebiyatında sıkça rastlanan bu mektuplaşma türünün daha çok bir şeyhin özellikle halîfelerine yazıp gönderdiği mektuplardan oluştuğu görülmektedir. Bilâhare bir araya getirilen bu mektuplarda ya sorulan bazı sorular cevaplandırılmakta veyahut da bir şahıs muhâtap alınıp, aslında bütün mürîdlere hitâp edildiği görülmektedir.

İşte Azîz Mahmûd Hüdâyî (ö. 1038/1623)’nin Belgıradlı Ali Efendi’ye gönderdiği mektup da bu bağlamda kaleme alınmıştır.

Ekrem Özer Bey’in husûsî kütüphânesinde bulunan bu mektup, Mehmed Refik tarafından istinsâh edilmiştir. İstinsâh tarihi belli olmayan bu mektup, Mehmed Gülşen Efendi tarafından hazırlanan Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî (İstanbul Bahriye Matbaası, 1338, 1340) içinde basılmıştır. Yazma bir nüshası da H. Selimağa-Hüdâyî 269/4’tedir.

Azîz Mahmûd Hüdâyî oldukça muhtasar ve özlü olarak yazmış olduğu bu mektupta şu meseleleri cevaplandırmıştır:

1. Mürşidin sohbetine iştirak müyesser olmayan tâlib-i Hakk ne yapmalıdır?

2. Ehl-i tarîk hangi ay ve günlerde oruçlu bulunmalıdır?

3. Tarîk-i halvet ve celvetin farkı nedir?

4. Kişi kendi nefsini ıslâh etmeden başkasının ıslâhına mübâşeret edebilir mi?

5. Lisân ile zikirde sağa ve sola hareket etmenin hikmeti nedir?

Hüdâyî’nin özellikle tevhidin sırrına ermek için mürîdin gücü nisbetinde şerîat ve tarîkatın düsturlarına riâyet edip, zikrullâhla meşgul olması ve bu uğurda samîmi davranmasını tavsiye ettiği mektubunun incelediğimiz metni şöyledir:

Tarîkat-ı ‘Aliye-i Celvetiye pîri Üsküdârî Azîz Mahmûd Hüdâyî Efendi (ks) Hazretlerinin kendi bendegânından Belgırâdî Ali Efendi’ye irsâl buyurdukları mektub-i şerîf-i kudsiyet-elîfdir.

Ba’des-selâm inhâ ve i’lâm olunur ki, tarîk-i Hakk e’azz-i turuk ve e’azz-i sübül olmağın, sâlike bir mürşid-i kâmile vâsıl olmak elbette lâzım ve mühimdir. Mücerred akıl ve kütüb ve resâil kifâyet etmez. Ammâ sohbet-i mürşid-i kâmil müyesser olmazsa tâlib-i Hakk, her gün yüz istiğfâr yani, Estağfirullâh el-’Âzîm demek ve yedi yüz Kelime-i tevhîd ve a’kâb salavât-ı hamsede kırk kerre tasliye yani Allâhümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve sahbihî ve sellim diyerek kemâl-i ihlâs ve huzûr-i kalb ve teveccüh-i tâm ile Resulullâh’a salât ve selâm getirmek ve iki rek’at salât-ı işrâk ve altı rek’at salât-ı duhâ ve on iki rek’at salât-ı teheccüd kılmak gerektir.

...................
muktezasınca âyât-ı Kur’âniye’den her ne kırâ’at iderse câizdir. Cidd ü ihtimâm ve teveccüh-i tâm ile olmaktır.

Ve ehl-i tarîkat mâh-ı Receb ve mâh-ı Şa’bân ve mâh-ı Ramazân sâim olub, altı gün Şevvâl’den Ramazân-ı şerife ilhâk iderler.

Kâle Resûlullâh (s.a.v.):
........................

Ve dahî ‘aşr-ı Muharrem ve ‘aşr-ı Rebiülevvel ve ‘aşr-ı Zilhicce sâim olurlar. Ve dahî haftada isneyn ve hamîs günleri sâim olurlar. Hazret-i Resûl (s.a.v.) bu günlerde sâim olurlar idi. “Niçün sâim olursunuz ya Resûlullâh?” deyû suâl eylediler; “Yevmü’l-isteyn vilâdetim günidir, riâyet iderim, yevm-i hamîs ‘arz-ı a’mal günidir, ol gün bir ‘amel-i sâlih üzre olmak isterim” buyurmuşlardır.

Tarîk-i halvet ve celvetten suâl olunmuş, iki tarîk bile Hakk’a giden yoldur. Hacc-ı su’rîde huccâc bahrdan ve bazı huccâc berrden gittikleri gibi nihâyet ehl-i halvet tarîk-i esmâdan giderler. Usûl-i esmâ on ikidir. Ânın ehli azdır. Fî zemâninâ yedinci isme vâsıl olanı kâmil kıyâs idüb hilâfet virirler. Ehl-i celvet tevhid ve riyâzet ve mücâhede ile sülûk iderler.

Kâlellâhu Te’âlâ:

...............
Tarîk-i mücâhede tarîk-i sahâbedir (Rıdvâhullâhi te’âlâ aleyhim ecma’în). İki tarîk ehli ile bu fâkir sohbet itmiş idim. Tarîkımız halvet ve celveti câmi’dir. Pes tâlib-i sâdıka vasîyetdir ki, rûz u şeb Tevhîd-i Şerif’le iştiğâl ve bâb-ı zikirde ihtimâm ve Hakk’a hicâb olan nefs-i emmârenin ahlâk-ı mezmûmesini mücâhede ile ref’a ikdâm ide.

Kâlellâhu Te’âlâ:

...........
Islâh-ı nefs ehemm-i mühimmâtdandır. Kişi kendi nefsini ıslâh itmeden ğayrın ıslâhına mübâşeret ‘ayn-ı gafletdir. Ve tarîkata âlim olmayan rehnûma olmak ‘ayn-ı cehâlettir. İmdi ri’âyet-i şerî’at-ı şerîf ile ta’mir ve tarîkat-ı meşâyih-i ‘izâm ile bâtının tenvîr ide.


‘Âlem-i dünyâda iken Tevîd-i Şerîf nûruna vusûla kasd ide. ‘Umûm ehlinin tevhîdi, ‘ilm-i tevhîddir. Husûs ehlinin tevhîdi, ‘ayn-ı tevhîddir. ‘Ayn-ı tevhîd üç mertebedir: Tevhîd-i ef’âl, tevhîd-i sıfât, tevhîd-i zâtdır. Bu merâtibe vusûl sohbet-i kâmil ve mürşide vusûl ile olur. Hele tâlib, ‘ala kaderi’t-tâka şerîatı ve tarîkatı riâyet ve zikrullâhla iştiğâl ile kemâl-i sa’y ve cidd üzere ola.


deyû buyurulmuştur.

Zikr-i lisânîde yemîn ve şimâle hareketi, Ashâb-ı Kehf hakkında:


âyet-i kerîmesinden ahz itmişlerdir. Muvahhid, tevhîd-i şerîfi, nefyi sağ cânibine ve isbâti sol cânibine ide. Ve âmme-i müminîne vasiyyetdir ki, şerîat-ı mutahharaya ri’âyetde ihtimâm ideler. Zira zulmet ve şirketten ve bahr-i hayretten halâs, nûr-ı keşfledir, yâhûd şerîatladır, vesselam.

el-Fakîr Mahmûd


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye