Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: 009 - TEVBE SÛRESİ (001-129. Âyetler -İndirilişi-)
MesajGönderilme zamanı: 02.01.09, 17:11 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
009 - TEVBE SÛRESİ (001-129. Âyetler -İndirilişi-)


Ebu İshak'tan rivayette o şöyle diyor: el-Berâ'yı: "Son nazil olan âyet: "Senden fetva isterler; de ki: Kelâle hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa, 4/176) âyet-i kerimesi; son nazil olan sûre de Berâe'dir." derken işittim.[1]

İbn Keysân'dan[2], bu Sûre-i celîlenin Medine-i Münevvere'de Hicretin dokuzuncu senesi Şevval ayının başlarında nazil olduğu rivayet edilir[3] ki buna göre surenin baş kısmı (30 veya 40 âyeti) Hz. Peygamber (sa), Tebük seferinden dönmüş, hacca gitmeye niyetlenmiş ama o sene müşriklerin de hacca eski âdetlerine göre katılacağını göz önünde bulundurarak o sene hacca gitmekten vazgeçerek insanlara hac menâsikini eda ettirmek üzere (hacc emiri olarak) Hz. Ebu Bekr'i görevlendirerek yola çıkarmış olduğu bir sırada nazil olmuştur.[4] Rivayetlerin muhassalası bu olup ayrıntıları biraz sonra gelecektir

Sûrenin tamamının Medine'de nazil olduğu cumhurun kavli olup bunda ittifak (icmâ) olduğu da söylenmiştir. İbnu'l-Feres'in "Son iki âyetinin Mekke'de nazil olduğu"na dair kavli hiç kabul görmemiş olup aslında meşhur olan, bu surenin son iki âyetinin en son nazil olan âyetler arasında sayıldığı görüştür.

Bazıları da sadece 113. "Cehennem ashabı oldukları kesin olarak ortaya çıktıktan sonra akraba bile olsalar müşrikler için mağfiret dilemek O Peygamber'e ve iman. etmiş olanlara yaraşmaz." âyetinin Hz. Peygamber (sa)Mn, amcası Ebu Tâlib'e: "Nehyolıınmadıkça elbette senin için (Rabbıma» istiğfarda bulunmaya devam edeceğim." demesi üzerine Mekke-i Mükerreme'de nazil olduğu da söylenmiştir.[5]

Sûreden ilk nazil olan âyet veya âyetlerin hangisi olduğu da ihtilaflı olup Mücâhid 25. âyetinin, Ebu'd-Duhâ ve Ebu Mâlik 41. âyetinin, Mukatil de 40. âyetinin ilk nazil olan âyet olduğunu söylemişlerdir.[6]



1. Müşriklerden muahede yaptıklarınıza Allah ve Rasûlii 'nden bir ihtardır

2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah 'ı âciz bırakacakla değilsiniz. Hem Allah, muhakkak kâfirleri riisvay edendir

Bu sûrenin hicretin dokuzuncu senesi Şevva) ayının başında indiği rivayet edildiğine göre bununla kendilerine mühlet verilenlerin serbestçe dolaşabilecek*leri dört aylık süre Şevval İle başlamakta ve sürenin bitimi haram ayların bitimi*ne denk gelmektedir.

Enes ibn Mâlik'ten rivayette o şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sa) Berâe'yi (insanlara tebliğ etmek üzere) Ebu Bekr ile gönderdi. Sonra onu çağırdı ve: "Bunu insanlara ancak benim ehlimden birinin tebliğ etmesi gerekir." Buyurup Ali'yi çağırdı ve Ona verdi.[7]

Aslında hicretin dokuzuncu yıh Şevval ayında surenin tamamı değil de 40 kadar âyeti nazil olmuş olmalıdır. Çünkü, o sene hacc mevsiminde Hz. Ebu Bekrin hacc emiri olarak gönderildiği hacda Hz. Ali ile birlikte, insanlara tebliğ edilmek üzere gönderilen miktar bir rivayete göre 30. meşhur rivayetlere göre de 40 âyettir ve Enes rivayetindeki "Berâe Sûresi" ifadesini "Berâe Sûresinden üı'sıifeda nazil olan miktarı" şekiinde anlamak gerekecektir ki benzerleri nüzul sebebi rivayetlerinde çoktur.

Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî ve başkalarından rivayete göre Rasûlullah (sa), hicretin dokuzuncu senesi hacc emiri olarak Hz. Ebu Bekr'i görevlendirmiş, arkasından da Berâe Sûresinden 30 veya 40 âyetle birlikte Hz. Ali'yi göndermiş, o da Arafe günü insanlara bu âyetleri okuyarak müşriklere dört ay daha serbestçe dolaşabileceklerini bildirmiş. Buna göre müşriklere verilen mühlet Zilhicce'den yirmi gün, Muharrem, Safer ve Rebîulevvel ayı ile Rebîulâhir ayından on günden ibarettir. Ayrıca Hz. Ali, evlere kadar giderek müşriklerin evlerinde "Bu seneden sonra hiçbir müşriğe haccetme imkânı verilmeyeceğini ve çıplak olarak tavaf yapılmasına izin verilmeyeceğini de bildirmiştir.[8]

Bu hadise İbn Abbâs'tan, nüzul kaydı olmamakla birlikte, şöyle nakledilmektedir: Hz. Peygamber (sa) Ebu Bekr'i (hacc emîri olarak) gönderdi ve insanlara bu kelimeleri (Berâe Sûresinden nazil olan âyetleri) nida etmesini emretti. Sonra peşinden Ali'yi gönderdi. Ebu Bekr yolda rken Hz. Peygamber (sa)'in devesi Kasvâ" (başka bir rivayette Adbâ')nın sesini duydu. Telâşla çıktı, zannetmişti ki gelen Hz. Peygamber (sa)'dir. Bjrde baktı ki gelen Ali'dir. (Ona: "Emîr olarak mı. yoksa memur olarak mı geldirjldiye sordu; O: "bilâkis memur olarak geldim." dedi) ve Hz. Peygamber (sa) in. mektubunu kendisine verdi. Mektupta bu kelimeleri insanlara nida etmesini Ali'ye emrediyordu. Birlikte yola devam ettiler, birlikte haccettiler, sonra teşrik günlerinde Ali kalktı ve insanlara şöyle seslendi: "Allah ve Rasûlü'nün zimmeti bütün müşriklerden bendir, uzaktır. Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın. Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccetmiyecek, Beytullahı hiçbir çıplak tavaf etmiyecek, cennete ancak mü'min olan girecektir." Bunları Ali nida ediyor, o yorulunca Ebu Bekr kalkıyor O nida ediyordu.[9]

Zeyd ibn Üseyğ'den gelen rivayette, müşriklere verilen süre konusunda başka bir ayrıntıya da yer veriliyor ki Hz. Ali, hicretin dokuzuncu senesi lıaccında insanlara tebliğle görevlendirildiği hususların dört olduğunu ifade ile: 'Şu dört şeyle gönderildim: Beytullah'i hiçbir çıplak tavaf etmiyecek, her kimin Allah'ın Rasûlü (sa) ile bir antlaşması varsa onun süresi antlaşmanın bitimine kadardır, her kimin de Rasûlullah (sa) ile bir antlaşması yoktur onun mühleti de dört aydır, bu seneden sonra hacda müşriklerle müslümanlar bir araya gelmiyeceklerdir." Bu, hasen bir hadistir ve bu hususlar Ebu Hüreyre'den gelen bir rivayette de yer almaktadır.[10]

Ebu's-Sahbâ' el-Bekrî'den rivayete göre o şöyle anlatıyor: Ali ibn Ebî Tâlib'e "Hacc-ı ekber günü"nü sormuştum. Şöyle dedi: Allah'ın Rasûlü (sa) insanlara haccettirmesi için (hac emîri olarak) Ebu Bekr'i gönderdi. Onunla birlikte beni de Berâe Sûresinden 40 âyetle (o kırk âyeti insanlara tebliğ etmek üzere) gönderdi. Ebu Bekr, Arafat'a geldi, orada hutbe okuduktan sonra bana: "Kalk ey Ali, Rasûlullah'm mesajını edâ et." dedi. Kalktım ve arafat ehline Berâe Sûresinden 40 âyeti okudum. Sonra Arafat'tan ayrıldık, Minâ'ya geldik, şeytanları taşladım, kurbanımı kestim, traş oldum ve oralarda anladım ki insanların bir kısmı Ebu Bekr'in hutbesinde hazır bulunmamış; hemen çadırları dolaşmaya başladım ve çadırlarda olanlara Berâe Sûresinden o kırk âyeti okudum.[11]

İmam Ahmed'in Müsned'inde Hz. Ali'den rivayetle tahric olunan bir haberde ise o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa)'e Berâe Sûresinden 10 âyet nazil olunca Hz. Peygamber (sa), Hz. Ebu Bekr'i çağırdı ve bunları Mekke halkına okumak üzere onunla gönderdi. Sonra Hz. Peygamber (sa) beni çağırdı ve: "Ebu Bekr'e yetiş, ona nerede yetişirsen mektubumu ondan al ve onu Mekke halkına götürüp onlara oku." buyurdu. Ebu Bekr'e Cuhfe'de yetiştim, mektubu ondan aldım. Ebu Bekr, Hz. Peygamber (sa)'e döndü ve: "Ey Allah'ın elçisi, benim hakkımda bir şey mi nazil oldu?" diye sordu. Allah'ın Rasûlü (sa): "Hayır, fakat Cibril bana geldi ve: "Senden, ya bizzat sen, ya da senden bir kişi bu tebliğ görevini yerine getirebilir." dedi." diye cevap verdi.[12] Bu rivayette sanki ilk on âyetin Hz. Ebu Bekr hacc emiri olarak gönderilmeden önce onun sırf Tevbe Sûresinden 10 âyeti mekkelilere tebliğ etmek üzere yollandığı ve onun Cuhfe'den geri döndüğü gibi bir mana anlaşılmakta ise de doğrusu yukarda geçtiği üzere özellikle Tevbe Sûresinin başındaki, müşriklere belli bir süreye kadar emanı ifade eden âyetlerin Hz. Ebu Bekr'in hacc emiri olarak gönderildiği hacc esnasında insanlara ve özellikle de müşriklere tebliğ olunduğudur.

Bu rivayetlerden bazısında (özellikle son verdiğimiz Müsned hadisinde) Hz. Peygamber (sa)'in: "Bunu insanlara ancak benim ehlimden birinin tebliğ etmesi gerekir." buyurduğu ayrıntısı varsa da Buhârı'deki Ebu Hüreyre ve Tirmizi'dekİ İbn Abbâs hadisinden[13] anlaşılıyor ki Berâe Sûresi ile Hz. Peygamber (sa)'in o seneki hacda ilânını emrettiği dört husus sadece Hz. Ali tarafından değil, bizzat Hz. Ebu Bekr ve onun görevlendirdiği diğer bir takım müezzinler tarafından da yüksek sesle okunarak insanlara ulaştırılmış, tebliğ olunmuştur. Bu rivayette Ebu Hüreyre şöyle anlatıyor: Ebu Bekr, Mina'da insanlara "Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccetmiyecek ve Beytullah'ı hiçbir çıplak tavaf etmiyecek." diye yüksek sesle bildirimde bulunmak üzere görevlendirip gönderdiği müezzinler içinde beni de gönderdi.[14]



12. Eğer antlaşmalarından sonra yine yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa o küfür önderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız belki (saldırılarından veya küfürden) vazgeçerler.

İbn Abbâs der ki: Hz. Peygamber ile olan antlaşmalarını bozan ve O'nu Mekke'den çıkarmaya çalışan, sonra da Hz. Peygamber (sa) ile antlaşmaîı olan Huzâ'a'ya karşı Bekr oğullarına yardım eden Ebu Süfyân ibn Harb, el-Hâris ibn Hişâm, Süheyl ibn Amr, İkrime ibn Ebî Cehl ve sair Kureyş büyükleri (reisleri) hakkında nazil olmuştur.[15]

Katâde'den gelen rivayette bunlara Ebu Cehl ibn Hişâm, Ümeyye ibn Halef ve Utbe ibn Rabîa'nın da isimleri eklenmiştir.[16]

Ancak Kurtubî âyet-i kerimenin bu rivayetlerde belirtilenler hakkında nazil olmasını uzak görerek "Çünkü bu âyet-i kerimenin nazil olduğu zamanda, anılan Kureyş büyüklerinin güç ve kuvvetleri kırılmış, müslüman olan olmuş, olmıyanlar da müslümanlarla antlaşma yapmak zorunda kalmıştı." der ve Kelbî'den şöyle bir rivayet nakleder: Allah'ın Rasûlü (sa) Hudeybiye'de Mekkelilerle, o sene Mekke'ye girmemek şartıyla antlaşma yapmışlardı. Bir süre sonra Hz. Peygamber (sa)'in eman ve garantisi altına girmiş oaln Huzâa ile Kureyş'in eman ve garantisi altına girmiş olan Bekr oğullan arasında savaş olunca Kureyş, emanlan altında olan Bekr oğullarına silâh ve yiyecek vererek yardım ettiler. Bunun üzerine Huzâalılar da Hz. Peygamber (sa)'den yardım istediler de bu âyet-i kerime nazil oldu ve Allah'ın Rasûlü (sa)'ne emanı altında olanlara yardım etmesi emrolundu.[17]

Suyûtî ise Ebu'ş-Şeyh'in Katâde ve İkrime'den rivayetle tahric ettiği habere dayanarak bu sûrenin 14. âyeti olan "Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onları azâblandırsın, rüsvay etsin, sizi onlara karşı üstün kılsın ve mü'minler topluluğunun göğüslerini ferahlandırsın." âyet-i kerimesinin bu sebeple nazil olduğunu söyler. Buna göre "intikamlarının alınmasıyla göğüslerine ferahlık verilen mü'minler" Huzâa'lılardır.[18]

Bekr oğullan'nın Huzâa'ya saldırması ile patlak veren hadiseler ve Mekke'nin fethi hicretin sekizinci yılında vukubulduğuna göre bu âyet-i kerimeler de o sene nazil olan âyetler cümlesinden olmalıdır.[19]



17. Müşriklerin, kendi küfürlerine kendileri şâhidler iken Allah'ın mescidlerini imar etme ehliyetleri ve haklan yoktur, İşte onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebedî olarak kalıcıdırlar.

Bu âyet-i kerime de Efendimiz (sa)'in amcası Abbâs ibn Abdülmuttalib hakkında nazil olan âyetlerdendir. Müfessirlerin anlattıklarına göre Hz. Abbâs, Bedr Gazvesinde esir edilince müslümanlar "Allah'a inkâr ettiniz, akrabalık bağlarını kopardınız." diyerek onu ayıplamaya başlamışlar. Özellikle Hz. Ali ona çok sert şeyler söylemiş. Abbâs: "İdeden hep kötülüklerimizi, kusurlarımızı sayıp döküyor da iyiliklerimizden hiç bahsetmiyorsunuz?" demiş. Hz. Ali: "Yanı sizin iyilikleriniz mi var?" diye sormuş; Abbâs: "Elbette var; bizler Mescid-i Haram'ı imar eder, onun perdedarlrğını yapar, hacılara su verir, (veya: hacılara yemek verir, onlara ikramda bulunur), köleleri esaretten kurtarırdık." demiş ve Allah Tealâ da Abbâs'a red makamında olmak üzere bu âyet-i kerimeyi indirmiş.[20]



19. Siz, hacılara su vermeyi, Mescid-i Haram'ı imar etmeyi; Allah 'a ve âhir et gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir ve eşit olmazlar ve Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.

1. Vâlibî rivayetiyle İbn Abbâs, İbn Sîrîn ve Murre el-Hemedânî bu âyet-i kerimenin de Hz. Peygamber (sa)’in amcası Hz. Abbâs hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Bunlardan İbn Abbâs rivayeti şöyledir: Hz. Abbâs, Bedr günü esir edildiğinde yanına gelip (müşrik olarak Mekke'de kaldığı için) kınayanlara "Hğer siz İslama girmekte hicrette ve cihadda bizden önce iseniz biz de Mescid-i Haram"ı imar eder, onu örter (sedanet görevini yerine getirir), hacılara su verir, köleleri esaretten kurtarırdık." demiş de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş[21] Bu rivayete göre âyet-i kerime, Bedr Gazvesi esnasında nazil olan âyetlerdendir.

2. Hasen, Şa'bî ve Kurazî kavlinde zaman kaydı olmaksızın Hz. Ali, Hz. Abbâs ve Talha ibn Şeybe'nin birbirlerine karşı övünmeleri üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir. Herbiri, sahip olduğu bir fazileti zikretmiş; Talha, Ka'be'nin anahtarının kendisinde olduğunu; Abbâs, şikayet görevinin kendisinde olduğunu; Hz. Ali de insanlardan 6 ay önce namaz kıldığını ve cihad ettiğini söyleyerek diğerlerinden üstün olduğunu ispatlamaya çalışmış ve işte bu karşılıklı övünme bu âyetin inmesine sebep olmuştur.[22]

Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî'den rivayette o şöyle anlatmış: Abduddâr oğullarından Talha ibn Şeybe, Abbâs ibn Abdülmuttalib ve Ali karşılıklı olarak birbirlerine övündüler. Talha: "Ben, Ka'be'nin anahtarının sahibiyim. Dilersem girer Ka'be'nin içinde yatarım." dedi. Abbâs: "Ben hacılara su verme görevinin sikâyet'in sahibiyim. Dilersem girer Mescid-i Haram'da geceler, orada yatarım." dedi. Ali de: "Doğrusu sizin ne söylediğinizi anlamıyorum! Ben insanlardan altı ay önce kıbleye doğru namaz kıldım, ben cihadın sahibiyim." dedi de bunun üzerine Allah Tealâ: "Siz, hacılara su vermeyi, Mescid-i Haram'ı imar etmeyi; Allah'a ve âhiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz?..." âyetini indirdi.[23] Hasen rivayetinde bunun üzerine Hz. Abbâs'ın: "Öyle sanıyorum ki hacılara su vermeyi bırakacağım." dediği ve fakat Hz. Peygamber (sa)'in ona: "Hacılara su vermeye devam ediniz, hiç şüphesiz onda sizin için hayır vardır." buyurduğu ayrıntılarına da yer verilmektedir.[24]

Bu karşılıklı övünme hadisesinin biraz sonra zikredileceği üzere bu surenin 20 ve 21. âyetlerin nüzul sebebi olduğu da rivayet edilmiştir.

en-Nu'mân ibn Beşîr'den gelen bir rivayette de tartışmacıların ismi verilmeksizin bu âyetin, üç kişinin Mescid-i Nebevî'nin minberi yanında Cuma günü yüksek sesle tartışmaları üzerine nazil olduğu belirtilmektedir. Buna göre bu tartışmacılardan birisi: "İslâm'dan sonra hacılara su vermem dışında başka hiçbir hayır amelimin olmamasına aldırmam." demiş. İkincileri: "İslâm'dan sonra Mescid-i Haram'ı imar etmemden başka bir hayır amelimin olmamasına aldırmam." demiş. Üçüncüleri de: "Allah yolunda cihad şu söylediklerinizden daha üstün, daha faziletlidir." demiş. Günlerden Cuma imiş. Bunların tartışmalarını duyan Hz. Ömer "Rasûlullah (sa)'ın minberi yanında seslerinizi yükseltmeyin. Ben (Cuma) namazından sonra Allah'ın Rasûlü (sa)'nün yanına gireyim de ayrılığa düştüğünüz ve tartıştığınız konuyu ona sorayım." deyip onları susturmuş. Namazdan sonra Rasûl-i Ekrem (sa)'in yanına girip konuyu sormuş da "Allah elbette zalimler kavmine hidayet eylemez."e kadar olmak üzere bu âyet-i kerimeyi İndirmiş.[25] Vahidî bu haberi "Ma'mer ibn Beşîr'den" şeklinde vermişse de[26] doğrusu "en-Nu'mân ibn Beşîr el-Ansârr'den olacaktır.

Ancak âyet-i kerimenin "ve Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez." şeklinde bitmesi; anlatılan bu hadisedekilerin "üç amelden hangisinin daha faziletli olduğu" konusunda tartışmaları ve bunlardan birini yapanların zalimlerden olmaması sebebiyle çelişir görünmektedir. Dolayısıyla âyet-i kerimenin bu sebeple inmiş olmasını makul görmeyen Kurtubî şöyle der: "Bazı raviîer, "Bunun üzerine Allah bu âyeti indirdi, veya bunun üzerine bu âyet indi." sözünde gevşek davranmış olmalıdır. Herhalde cihadın, bu amellerin en faziletlisi olduğunu bildiren Hz. Peygamber (sa), Hz. Ömer'e bu âyet-i kerimeyi okumuş, ravi de bu âyet-i kerimenin o anda nazil olduğunu zannetmiş olmalıdır. Büyük bir ihtimalle Hz. Peygamber (sa), kendisine daha önceden nazil olmuş olan bu âyet-i kerimeyi, söylediğinin bir delili olarak okumuş, değilse âyet-i kerime bu hadise üzerine inmiş değildir.[27]

3. Murre el-Hemedânî ve İbn Şîrîn rivayetlerinde de Hz. Ali ile Hz. Abbâs arasında geçen bir diyalog bu âyetin iniş sebebidir. Bu diyalogda Hz. Ali, amcası Abbâs'ı hicrete tevik edince Abbâs: "Ben halen hicretten daha faziletli bir iş üzere değil miyim? "Allah'ın evini haccetmeye gelenlere su vermiyor muyum, Mescid-i Haram'ı imar etmiyor muyum?" demiş de bu âyet nazil olmuş[28] Suyûtî bu diyalogun, Hz. Ali'nin Mekke'ye bir gelişinde orada vukubulduğu ayrıntısına yer veriyor. Hz. Ali'nin bu Mekke ziyaretinde isimlerini verdiği, hicret etmeyip Mekke'de ikameti tercih eden diğer bazı müslümanlara: "Hicret edip Allah'ın Rasûlü'ne katılsanız ya." demesi ve onların da: "Burada kardeşlerimizle, aşiretimizle kendi evlerimizde oturuyoruz (neden hicret edelim ki)." demeleri üzerine de Allah Tealâ'nın, bu sûrenin 24. "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz...size Allah'tan, Rasûlü'nden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise..." âyet-i kerimesini indirdiğini de kaydediyor.[29]



20. Onlar ki iman etmişler, hicret etmişler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmişler; işte onlar derece bakımından Allah katında en büyüktürler ve işte onlarfevze erenlerin ta kendileridir.

21. Rabları onlara, kendinden bir rahmet, hoşnutluk ve içlerinde tükenmez, ebedî nimetler bulunan cennetleri müjdeler.

Süddî'den rivayete göre Ali, Abbâs ve Şeybe ibn Osman birbirlerine karşı övünmüşler. Abbâs: "Ben en faziletlinizim; çünkü Allah'ın evine hacca gelenlere su veririm (Şikayet görevi bendedir)." demiş. Şeybe: "Ben de Allah'ın mes*cidini imar ederim." demiş. Ali: "Allah'ın Rasûlü (sa) ile hicret ettim ve onunla birlikte Allah yolunda cihad ettim." demiş de bunun üzerine Allah Tealâ: "içle*rinde tükenmez ve ebedî nimetler bulunan cennetleri müjdeler"e kadar olmak üzere "Onlar ki iman etmişler, hicret etmişler ve Allah yolunda mallarıyla canla*rıyla cihad etmişler..." âyetlerini indirmiştir.[30]



23. Ey iman edenler, eğer küfrü imana tercih etmişlerse babalarınızı, kardeşlerinizi dostlar edinmeyin. Sizden her kim onları dostlar edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

24. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçen mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler, size, Allah'tan ve Rasûlü'nden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise o zaman Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Ve Allah, fâsıklar güruhunu hidayete erdirmez.

Kelbî der ki: Rasûlullah (sa), ashabına Medine-i Münevvere'ye hicret etmelerini emrettiği zaman müslümanlardan kimisi bunu babasına, kardeşine, karısına söyleyip onlardan izin alma gereği duymadan hemen Rasûlullah (sa)'ın emrine uydu. Kimisi de karısı, çocukları ve ailesi efradı: "Bizi burada malsız, mülksüz, sahipsiz bırakacaksın, biz de zayi olup gideceğiz." deyince şefkati galip gelip ailesi efradı ile Mekke'de oturmaya devam ederek hicreti terketti. İşte bunları kınamak üzere bu âyet-i kerimeler nazil oldu.[31]

Mücahid'den rivayete göre ise hicretle emrolundukfarı zaman Abbâs ibn Abdülmuttalib ve Abdüddâr oğullarından Talha'nın: "Biz hicret etmiyeceğiz." demeleri ve buna gerekçe olarak da Abbâs'ın: "Ben, hacılara su veriyorum.", Talha'nın da: "Ben Ka'be'nin sahibiyim (Ka'be'nin anahtarı bende)." demeleri üzerine bu âyet-i kerimelerin nazil olduğu belirtilmektedir.[32]

Mukâtil'den rivayete göre irtidad edip Mekke müşriklerine katılan dokuz kişi hakkında nazil olmuş ve mü'minlerin onlara dostluk beslemeleri bununla yasaklanmıştır.

Ebu Ca'fer ve Ebu Abdullah'tan rivayette ise Hz. Peygamber (sa)'in, Mekke'yi fethetmeye hazırlandığı esnada bunu Mekkelilere haber veren Hâtıb ibn Ebî Belte'a hakkında nazil olmuştur. Her ne kadar Râzî, "Sûrenin Mekke'nin fethinden sonra nazil olduğu" gerekçesiyle bu son rivayeti müşkil görmüşse de Sûrenin Mekke'nin fethinden sonva nazil olması ondan bazı naz/) olduğu ifadesinden çoğunun fetihden sonra nazil olduğu da anlaşılabilir. Öte yandan âyet, fetihden sonra ve daha önce anılan sebepler üzerine nazil olmuş olsa bile, "Hâtrb ibn Ebî Beite'a hakkında nazil olmuştur." ifadesi ile fetihden sonra bu âyet-i kerimede anılan vasıflara sahip olan Hâtıb ibn Ebî Belte'a gibilerinin bu âyetin hükmü altına girdikleri de kastedilmiş olabilir.[33]

"Ey iman edenler, eğer küfrü imana tercih etmişlerse babalarınızı, kardeşlerinizi dostlar edinmeyin." âyet-i kerimesinin nüzûJ sebebine dair gelen rivayetlerin en garibi âyetin, Hz. Ebu Bekr hakkında nazil olduğunu söyleyen rivayettir.. Ebu Süleyman ed-Dimaşkî'nin kaydettiğine göre Hz. Peygamber (sa). aralarındaki antlaşmaya rağmen Kureyş müşriklerinin, Huzâ'a'ya karşı savaşan Bekr oğullarına yardım etmeleri ve vukııbulan çatışmada yenilerek gelip Hz. Peygamber (sa)'den yardım isteyen Huzâ'alılara yardım etmek üzere ashabına hazırlanmaları emrini veren Hz. Peygamber (sa)'e Hz. Ebu Bekr: "Ey Allah'ın elçisi, onlara, kendi kavmimize karşı mı yardım edeceğiz?'" diye sormuş da işle onun bu sorusu üzerine bu âyet-i kerime inmiş.[34]



25. Andolsım ki Allah size birçok yerlerde ve Hımeyn gününde vardım etmiştir. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmiş de (çokluğunuzun) size bir faydası olmamış; yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra da gerisin geri dönüp gitmiş (bozguna uğramıştınız).

Beyhakî'nin Delâilu'n-Nubuvve'sinde Rebî" ibn Enes'den rivayetine göre Huneyn Gazvesinde 12 bin kişiye ulaşan İslâm ordusuna bakan bir adamın: "Bugün biz asla azlıktan (sayımızın az oluşundan) dolayı mağlup olmayız." demiş; bu. Hz. Peygamber (sa)'in zoruna gitmiş ve Allah Tealâ da bunun üzeri*ne bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.[35] İbn Abbâs "Bugün biz asla azlıktan (sayımızın az oluşundan) dolayı mağlup olmayız." diyenin Seleme ibn Selâme ibn Vakş olduğunu da kaydetmektedir.[36]

İbn Cureyc'in Mücâhid'den rivayetine göre Berâe Sûresinden ilk nazil olan âyet-î kerime budur.[37] Ancak Berâe Sûresinden hangi âyet veya âyetlerin ilk nazil olduğu ihtilaflıdır ve Sûrenin başında geçtiği üzere bu hususta muhtelif rivayetler vardır. Bu cümleden olarak meselâ 41. "Gerek hafif, gerekse ağırlıklı olarak elbirliğiyle savaşa çıkın, mallarınız ve canlarınızla cihad edin..." âyetinin de ilk nazil olan âyet olduğu rivayet edilmektedir.[38]



28. Ey iman edenler, doğrusu müşrikler pistirler. Onun için bu yıllarında sonra Mescid-i Haram 'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında kendi lıılfu ile zenginleştirir. Hiç kuşkusuz Allah Alîm 'dır, Hakim'dır.

Bu âyet-i kerimenin nüzulü hicretin dokuzuncu senesindedir. Allah'ın Rasûlü (sa) hac emîrinin Hz. Ebu Bekr olduğu o seneki hacca Hz. Ebu Bekr ile birlikte Hz. Ali'yi de göndererek müşrikler (insanlar) içinde "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik haccetmiyecek, Beytullah'ı hiçbir çıplak tavaf etmiyecek." Diye İlân etmesini emretmişti.[39]

Saîd ibn Cubeyr'den rivayette o şöyle demiştir: "Ey iman edenler, doğrusu müşrikler pistirler. Onun için bu yıllarında sonra Mescid-i Harâm'a yaklaşma*sınlar." âyet-i kerimesi nazil olduğunda bu, Hz. Peygamber (sa)'in ashabından bazılarına ağır geldi ve: "Yiyeceklerimizi bize kim getirecek, mallan bize kim getirecek?" dediler de "Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında kendi lûtfu ile zenginleştirir." âyet-i kerimesi nazil oldu.[40]

Ayet-i kerimeyi ikiye ayıran ve sanki yarısı bir. ikinci yarısı bir nazil olmuş gibi gösteren bu rivayet yanında Atıyye'den gelen bir rivayette o şöyle anlatı*yor: (Hicretin dokuzuncu yılındaki hacda) "Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccetmiyecek." diye ilân edilince bazıları: "Onların hac mevsimindeki alış verişlerinden (ticaretlerinden) biz de istifade ediyor, biz de bir şeyler elde edi yorduk." dediler de bunun üzerine "Ey iman edenler, doğrusu müşrikler pssor-ler. Onun için bu yıllarında sonra Mescid-i Harâm'a yaklaşmasınlar. Eğer fakir*likten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında kendi Iûtfu ile zenginleştirir âyet-i kerimesi nazil oldu.[41]



29. Kitab verilmiş olanlardan Allah 'a da, âhir et gününe de iman etmnvn Allah 'in ve Rasûlü 'nün haram kıldığını haram saymıyan ve hak dini kendisim din edinmeyenlerle boyun eğüip kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.

Bu âyet-i kerimenin, Hz. Peygamber (sa)'e, Rumlarla savaşmasını emretme sadedinde nazil olduğu ve bu âyet-i kerimenin inmesi üzerine O'nun, Tebü. seferine çıktığı söylenmiş olup bu görüş Mücâhid'den rivayet edilmiştir.[42]



30. Yahudiler dediler ki: "Uzeyr Allah 'in oğludur. " Hristiyanlar da dediler ki: "Mesîh Allah 'in oğludur. " Bu, onların ağızlarında dolaşan sözleridir h daha önce küfretmiş olanların sözüne benzetiyorlar. Allah onları kahretsin nasıl da uyduruyorlar!

İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor: Selâm ibn Mişkem, Nu'mân ibm Evfâ, Muhammed ibn Dihye, Şâs ibn Kays ve Mâlik ibnu's-Sayf, Hz: Peygamber (sa)'e geldiler ve: "Sana nasıl tabi olalım ki sen, kıblemizi terkettiı ve Uzeyr'in Allah'ın oğlu olmadığını iddia ediyorsun." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ "Yahudiler dediler ki: "Uzeyr Allah'ın oğludur..." âyet-i kerimesini İndirdi.[43]



34. Ey iman edenler, doğrusu hahamlar ve rahiblerin çoğu insanların mallarını bâtıl yollarla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamıyanlar var ya; işte onlara azâb-ı elimi müjdele.

35. O gün, cehennem ateşinde bunların üzeri kızdırılır ve bunlarla onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır. "İşte bunlar, kendiniz için biriktirdikle*riniz. Tadın biriktirmiş olduğunuzu. " denir.

Ayet-i kerimenin "Ey iman edenler, doğrusu hahamlar ve rahiblerin çoğu insanların mallarını bâtıl yollarla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar." kısmı*nın halktan rüşvet alan yahudi ve hristiyan bilginleri ve kurrası hakkında nazil olduğu söylenmiştir.[44]

Zeyd ibn Vehb anlatıyor: Bir gün Rabeze'ye uğramıştım, baktım Ebu Zerr de orada, "Seni buraya getiren nedir, neden burada oturuyorsun?" diye sordum. Şöyle anlattı: "Şam'da idim. Orada "Altını, gümüşü biriktiren ve Allah yolunda harcatnryanlar..." âyet-i kerimesini okumuştum. Muaviye ile aramızda (bu âyet hakkında) anlaşmazlık çıktı. O: "Bu âyet bizim hakkımızda değildir. Bu âyet ancak kitab ehli hakkında nazil olmuştur." dedi. Ben de: "Hayır, kitab ehli ve bizim hakkımızda nazil olmuştur." Dedim.[45] Aramızda sert tartışmalar oldu da Osman'a beni şikâyet eden bir mektup yazdı. Osman bana: "Medine'ye gel." diye yazınca kalktım Medine'ye geldim. İnsanlar, sanki daha önce beni hiç görmemişler gibi etrafımda toplandılar. Bunu Osman'a söyleyince (ya da ben, insanların bu şekilde etrafıma toplanmalarından Osman'a şikayette bulununca) "İstersen biraz uzaklaş, Medine'ye yakın bir yere git" dedi. Ben de: "Allah'a yemin olsun, söylemekte olduklarımı asla bırakacak değilim." dedim. İşte beni buraya getiren ve burada ikamet ettiren budur. Eğer benim üzerime bir ordu gönderseydi ona da itaat ederdim"[46]

Sevbân'dan rivayette de o şöyle anlatıyor: "Altını, gümüşü biriktirenler..." âyet-i kerimesi nazil olduğunda biz, Hz. Peygamber (sa)'le birlikte seferlerinden birisinde idik. Ashabından birisi: Altın ve gümüş hakkında bu âyet indi. Bilsek hangi ma! daha hayırlı, o malı edinsek." dedi de Allah'ın Rasûlü (sa): "En faziletlisi (üstünü) zikreden bir dil, şükreden bir kalb ve imanına yardımcı olan bir eş." Buyurdular.[47]



38. Ey iman edenler, size ne oldu ki, Allah yolunda elbirliğiyle savaşa çıkın denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Yoksa âhireti bırakıp da dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçimliği âhiretinki yanında pek azdır.

Tebük Gazvesine teşvik ve bu gazveden geri kalanları bu geri kalmaların*dan dolayı azarlamak için inmiştir. Allah'ın Rasûlü (sa) Taif ve Huneyn seferinden döndükten sonra Medine-i Münevvere'de kısa bir ikametin ardından hicretin dokuzuncu senesi Receb ayında Rumlarla savaşmak üzere cihad ile emrolundu ve seferberlik ilân etti. Ancak zaman gazveye gitmek için en uygun*suz zamandı: Ülkede kıtlık ve kuraklık vardı, sıcaklar çok şiddetliydi; hurma ve meyveler olgunlaşmıştı ve insanlara gölgenin hoş geldiği bir mevsimdi. Bir de gidilecek mesafe çok uzak, üzerlerine gidilecek düşmanlar çok kalabalıktı. Do*layısıyla gazveye çıkmak insanların gözlerinde büyüdü, gölgede, evlerinde, çoluk çocuklarıyla kalmak daha sevimli, savaşa çıkmak da zor geldi. Allah Tealâ, insanların savaşa çıkmada ağır davrandıklarını bilince işte bu âyet-i kerimeyi İndirdi.[48]

Hz. Peygamber (sa), Mekke'nin fethinden bir sene sonra, hicretin dokuzuncu yılında Tebük'e çıktığına göre bu âyet ve Tebük Gazvesi hakkında nazil olan diğer âyet-i kerimeler hicretin dokuzuncu senesi nazil olan âyetlerden cümlesindendir.[49]



41. Gerek hafif, gerekse ağırlıklı olarak elbirliğiyle savaşa çıkın, mallarınız ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için en hayırlıdır.

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinde başlıca üç rivayet vardır:

l. Mücâhid der ki: Mekke'nin fethi, Huneyn ve Taif savaşlarından sonra yaz mevsiminde Tebük Gazvesine çıkmak üzere seferber olmakla emrolunmuşlardı. O sırada sıcaklar şiddetliydi, hurmalar toplanmıştı, meyveler olgunlaşmıştı. Sıcaklar sebebiyle herkes gölgelere çekilmiş, nefisler gölgeyi ister olmuştu. İşte bütün bunlardan dolayı yeni bir sefere çıkmak insanlara zor geliyor ve: "Bizden ağır olanlar var, ihtiyaçlı olan var, yoksul olan var, işi olan var, işi dağınık ve çok olan var." diyorlardı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: "Gerek hafif, gerekse ağırlıklı olarak elbirliğiyle savaşa çıkın..." âyet-i kerimesini indirdi.[50]

2. Hadramî'den rivayete göre ise insanlardan bazılarının hasta veya yaşlı olması dolayısıyla "Eğer ben bu sefere katıimazsam herhalde günahkâr olmam." demesi üzerine bu âyet-i kerime inmiştir.[51]

3. Suddî der ki: İri ve şişman olan Mikdâd, Hz. Peygamber (sa)'e gelmiş ve bu durumundan şikâyetle Tebük seferine katılmamasına izin vermesini istemişti. İşte bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil oldu.[52] Ayet-i keri*menin "Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak savaşa çıkın..." ifadesi de bu duruma uygun düşmektedir.

Süfyân es-Sevrî'nin babasından, onun da Ebu'd-Duhâ Müslim ibn Sabîh'den rivayetine göre Berâe Sûresinden ilk nazil olan bu âyet-i kerimedir[53] Bu, Ebu Mâlik el-Ğıfârî'den de rivayet edilmiştir.[54]



42. Eğer kolay bir kazanç ve orta (uzaklıkta) bir sefer olsaydı elbette senin arkana düşerlerdi. Fakat zorluk onlara uzak geldi. Kendilerini helak edercesine "Gücümüz yetseydi herhalde biz de sizinle birlikte çıkardık." diye yemin edeceklerdir. Allah biliyor ki onlar muhakkak yalancılardır.

Müfessirler bu âyet-i kerimenin, Tebük Gazvesine katılmıyarak geride kalan münafıklar hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir[55] ki Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile Rasûlü (sa)'ne bu münafıkların nifakını haber vermiş oluyor.[56]



43. Allah seni affetsin! Doğrular sana besbelli olup yalancıları bilmeden Önce neden onlara izin verdin ?

Mücâhid der ki: Bu âyet-i kerime, "Rasûlullah'tan (Tebük Gazvesine ka*tılmamak için) izin isteyin. Eğer size bu sefere katılmama izni verirse oturun, sefere katılmayın; izin vermezse yine oturun ve sefere katılmayın." diyen kim*seler hakkında inmiştir.[57]

Amr ibn Meymûn'dan rivayette o şöyle demiş: Rasûlullah (sa), kendisine haklarında herhangi bir emir gelmemişken iki şey yapmıştı. Bunlar: Tebuk Gaz*vesinden geri kalmaları hususunda münafıklara izin vermesi ve Bedr esirlerin*den fidye alması. Allah Tealâ bunlardan birincisi hakkında daha sonra "Allah seni affetsin; doğrular sana besbelli olup yalancıları bilmeden önce neden onlara izin verdin?" âyet-i kerimesini indirdi.[58]



45. Senden ancak Allah'a ve âhiret gününe inanmıyanlar ve kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocahyanlar izin isterler,

İbn Abbâs'tan rivayete göre bu âyet-i kerime de herhangi bir özrü olmaksı*zın Tebük'e katılmamak üzere izin isteyen münafıklar hakkında nazil olan âyet*ler cümlesinden olup bazı rivayetlerde bunların 39 kişi oldukları da kaydedil*miştir.[59]

rpy.r onlar çıkma;-: 'Şicsch-di elhcie bunun için hazırlık yaparlardı dm-rat ; arını çirkin gördü de kendilerim sefere çıkmaktan '': a: "Olurun oturanlarla beraber. " denildi.[60]



47. Eğer onlar da aranızda çıkmış olsalardı size şer ve fesadı artırmaktan büyka bir :j ey yapmazlar ve aranıza muhakkak bir fitne sokmak isteyerek koşarlardı. İçinizde onlara iyice kulak verenler de var. Allah, zalimleri çok iyi bilen*dir.

Bu âyet-i kerimeler de Tebük Gazvesi hakkında nazil olan âyetlerdendir.

İbn İshak'tan rivayete göre Hz. Peygamber (sa)'den, Tebük Gazvesine çıkmamak için mazeret bildirerek izin isteyenler şerefli kimselerdendiler, Ab*dullah ibn Übeyy ibn Selûl ve Cedd ibn Kays da onlardan olup kavimleri içinde şerefli kimselerdi.[61]

Suddî der ki: el-Mikdâd ibnu'l-Esved çok iri ve şişman birisiydi. Rasûlullah (sa)'a geldi ve bu durumundan şikâyetle kendisine gazveye katılmama konusunda izin vermesini istedi ve onun hakkında bu âyet-i kerime nazil oldu. Ancak bu âyet-i kerime insanlara ağır geldi de Allah Tealâ bunu neshederek (Tevbe, 9/91) âyet-i kerimesini indirdi. Bundan sonra da Tebük gazvesinden geriye kalan (ve bu gazveye katılmıyanlar) hakkında da Allah Tealâ (Tevbe, 9/42) ve (Tevbe, 9/47) âyetlerini indirdi.[62]

Rasûlullah (sa) Tebuk gazvesi için Medine-i Munevvere'den hareketinde ordugâhını Seniyyetu'l-Vedâ'da kurdu. Abdullah ibn Ubeyy de Seniyyetu'l-Vedâ'dan aşağıda Zi'l-Hıdde'de ordugâh kurdu. Onun ordugâhindaki insan sayısı Hz. Peygamber (sa)'inki ile kıyaslanırsa iki ordugâhın az olanı değildi. Rasûlullah (sa) hareket edip Tebuk'e doğru yürüyünce Abdullah ibn Ubeyy beraberindeki münafıklar ve şüphe ehli ile birlikte geri kaldı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ Peygamberini teselli etmek üzere "Şayet sizinle birlikte çıkmış olsalardı sizin kaybınızı artırmaktan baka bir işe yaramazlardı..." âyet-i kerimesini indirdi.[63]



48. Andolsun ki onlar daha önce de fitne aramışlar ve sana karsı bir takım işler çevirmişlerdi. Nihayet hak ortaya çıktı ve onlar istemedikleri halde Allah 'in emri galip geldi.

İbn İshâk'ın Zuhrî, Yezîd ibn Rûmân, Abdullah ibn Ebî Bekr, Asım ibn Ömer ibn Katâde ve başkalarından rivayetine göre Allah'ın Rasûlü (sa), müslümanlara, Rumlarla savaşa çıkmak üzere hazırlanmalarını emretti. Bunu öyle bir zamanda emretti ki insanlar için savaşa çıkmak zordu; sıcaklar şiddetli, havalar kurak, meyveler olgunlaşmış, gölgeler daha çok sevilir, insanlar gölge*lerde meyveleriyle kalmayı sever, içinde bulundukları rahat halden dışarı çık*maktan hoşlanmazdı. Halbuki daha önce Allah'ın Rasûlü (sa) bir gazveye çıkar*ken çıkacağı yeri ya söylemez, ya da kinaye yollu söyler, söylediğinden başka bir yere yönelir; gazveye çıkacağı hedefi gizlerdi, Bu sefer ise öyle yapmayıp tam tersine hedefi açıkladı. Çünkü mesafe uzaktı, sefere çıkmak için en uygun olmıyan zamandı, düşman kuvvetli ve çoktu. Savaşa çıkılacak yeri açıkladı ki insanlar kendilerini ona göre hazırlasınlar, hazırlıklarını ona göre yapsınlar. Dolayısıyla insanlara cihadı emredip, Rum üzerine sefere çıkmakta olduklarını onlara haber verdi. İnsanlar, savaşa gidilenler Rumlar olduğu ve onları da kuv*vetli ve kalabalık gördükleri için istemeye istemeye hazırlandılar. Rasûlullah (sa) bu seferde işi sıkı tuttu, insanlara acele etmelerine emretti, zenginleri, Allah yolunda harcamada bulunmaya, gazilerin masraflarını üstlenmeye teşvik etti.

Sefere çikılmca Rasûlullah ordugâhını Veda tepelen üzerine, Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl de ordugâhını ondan aşağıda Zi'1-Hidde'de Cebâne dağı etekle*rinde kurdu. Onun ordugâhı kalabalık olması bakımından iki ordugâhın az olanı değildi. Allah'ın Rasûlü (sa) ordugâhından hareketle yola çıkınca Abdullah ibn jÜbevy ibn Selûl, münafık ve şüphe ehliyle birlikte geride kaldı. Abdullah ibn Üb%y ibn Selûl, Avf ibnu'l-Hazrec oğullan kardeşi; Abdullah ibn Nebtel, Amr ibn Avf oğulları kardeşi; Rifâa ibn Yezîd ibn Tâbut ise Kaynukâ' oğullan kar*deşi olup her üçü de münafıkların büyüklerinden, İslâm'a ve müslümanlara tu*zak kurmaya çalışan kimselerden idiler. İşte onlar hakkında Allah Tealâ: "Andolsun ki onlar daha önce de fitne aramışlar ve sana karşı bir takım işler çevirmişlerdi." âyet-i kerimesini indirdi.[64]

Saîd ibn Cubeyr ve İbn Cureyc'den "Andolsun ki onlar daha önce de fitne aramışlar ve sana karşı bir takım işler çevirmişlerdi." âyet-i kerimesi ile, Akabe gecesi Hz. Peygamber (sa)'e suikast hazırhyan 12 münafık kastedildiği rivayet edilmişse de[65] Biraz ilerde geleceği üzere sahih olan, bunlar hak*kında bu sûrenin 74. âyeti olan "Onlar, başaramıyacakları bir şeye yeltendiler..." âyetinin nazil olduğudur.[66]



49. 0nlardan kimi de vardır ki: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme. " der. İyi bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Şurası muhakkak ki cehennem kâ*firleri çepeçevre kuşatıcıdır.

Cedd ibn Kays hakkında nazil olmuştur. Allah'ın Rasûlü (sa), Tebuk Gaz*vesi için hazırlıklarını sürdürürken ona: "Ey Ebu Vehb, Asfar oğullarından (Rumlar) köle ve hizmetkârların olsun istemez misin?" buyurmuş. O da: "Ey Allah'ın elçisi, kavmim beni bilir ki ben kadınlara düşkün bir adamım.Korkarım ki Asfar oğulları kızlarını görünce onlara sabredemem. Beni onlarla fitneye düşürme. Bana savaşa katı/mama konusunda izin ver, ben sana malımla yardım ecfeyinı.^aemiş'. f&suluılaff (sa/ûfa ondan y\ımm'qevwm^ " buyurmuş ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş.

Bu âyet-i kerime inince Rasûlullah (sa) Selime oğullarına: "Sizin efendiniz kim?" diye sormuş; "Cedd ibn Kays'tır ama biraz cimri ve korkaktır." demişler.

Hz. Peygamber (sa): "Cimrilikten daha ağır bir hastalık var mı? Sizin efendiniz şu beyaz genç Bişr ibnu'1-Berâ' ibn Ma'rûr (başka bir rivayette Amr ibnu'l-CemÛh)'dur." buyurmuş[67]

Bu âyet-i kerimeden "Sadakalar Allah'tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere... mahsustur." (âyet: 59) âyetine kadar olan âyetler hep münafıklar hakkında inmiştir.[68] İbn Zeyd'den rivayette ise bu Cedd ibn Kays'ın münafıklardan olduğu belirtiliyor.[69]

Öyle anlaşılıyor ki 46-59 âyetleri hep bir siyak üzere; Tebük seferine katılmıyan münafıklar hakkında nazil olmuş olan âyetlerdir.[70]



50. Eğer sana bir iyilik erişirse bu onları fenalaştınr. Bir kötülük erişirse de derler ki: "Biz, önceden tedbirimizi almışızdır, " Ve sevinerek dönüp gider*ler.

İbn Ebî Hatim'in Câbir ibn Abdullah'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Tebuk Gazvesine katılmıyarak Medine'de geri kalan münafıklar, Hz. Peygam*ber ve beraberindeki mü'minler ordusu hakkında "Muhammed ve ashabı büyük sıkıntıya uğradılar, helak oldular."gibi aslı astarı olmıyan kötü haberler yayma*ya başlamışlar. Daha sonra Hz. Peygamber ve ordusunun selâmette oldukları mealinde onları yalanlıyan haberler gelince bu münafıkları üzmüş, onların fena*sına gitmiş. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Eğer sana bir iyilik erişirse bu onla*rı fenalaştınr..." âyet-i kerimesini indirmiştir.[71]



53. De ki: 'Gerek istekli, gerek isteksiz olarak infak edin, nasıl olsa kabul edilmiyecektir. Çünkü siz gerçekten fâsıklar topluluğu oldunuz. "

54. Verdiklerinin onlardan kabul edilmesini engelleyen şudur: Onlar, Allah'a ve Rasûlü'ne küfretmişlerdir. Namaza tembel tembel gelirler ve mallarını da istemeye istemeye infak ederler.

Bu âyet-i kerimeler de yukarda bahsi geçen Cedd ibn Kays hakkında naziî olmuştur. Tebuk Gazvesi için hazırlıklarını sürdürürken kendisini sefere katıl*maya teşvik eden Hz. Peygamber (sa)'e: "Bana savaşa katılmama konusunda izin ver, ben sana malımla yardım edeyim." demiş ve işte onun bu sözü hakkında bu âyet-i kerimeler nazil olmuştur.[72]



58. İçlerinden kimi de sadakalar hakkında sana dil uzatırlar. Eğer ondan kendilerine verilirse hoşlanır, ondan kendilerine verilmezse bir de bakmışsın hemen kızarlar.

59. Şayet onlar Allah 'in ve Rasûlü 'nün kendilerine verdiklerinden hoşnut olsalardı da "Bize Allah yeter, yakında bize lûtfundan bol bol verir, Rasûlü de. Biz ancak Allah 'a rağbet edenleriz. " demiş olsalardı.

l. Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayette o şöyle anlatıyor: Allah'ın Rasûlü (sa) ganimetleri taksim ederken Temîmli Zu'1-Huvaysıra (veya Ebu'l-Havasir) deni*len Hurkûs ibn Zuheyr geldi ve: "Ey Allah'ın elçisi bizim hakkımızda (bize ganimet bölüştürmede) adaletli ol." dedi. Rasûlullah (sa): "Yazıklar olsun sana, ben adaletli değilsem benden başka kim adaletli olabilir?!" buyurdu ve bu âyet-i kerime nazil oldu. Bu Hurkûs, daha sonra çıkan Haricîlerin başı (aslı) olmuştur. Bu haber Buhârî tarafından da tahric edilmiştir.[73]

Hadise, bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olduğu kaydı olmaksızın Buhârî'de Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayetle şöyle tahric olunmuştur: Biz, Rasûîuliah (sa)'ın yanındaydık. O, ganimetleri (veya kendisine getirilen zekât mallarını) taksim ediyordu. Temîm oğullarından birisi olan Zu'1-Huvaysıra geldi ve: "Ey Allah'ın elçisi, adaletli ol." dedi. Hz. Peygamber (sa): "Yazık sana. Ben adaletli değilsem, başka kim adaletli olabilir ki? Eğer ben adaletli davranmamışsam sen hepten kaybettin, hüsrana uğradın demektir." buyurdu. Ömer: "Ey Allah'ın elçisi,, izin ver şunun boynunu vurayım." dedi. Efendimiz (sa): "Bırak onu. Onun öyle arkadaşları var ki sizden birisi onunla birlikte kıldığı namazını, onunla birlikte tuttuğu orucunu hakir görür, onlar Kur'ân okurlar ama Kur'an onların hançerelerinden aşağı geçmez, okun yaydan çıktığı gibi dinden Çtkarlar..." buyurdular.[74] Hadise Müslim'de de Câbir ibn Abdullah'tan Huneyn dönüşü Ci'râne'de Hz. Peygamber ganimetleri dağıtırken ayrıntılarıyla ve fakat Zu'l-Huvaysıra'nin adı verilmeksizin tahric olunmuştur.[75]

Buhârî ve Müsned'de Ebu Saîd el-Hudrî'den gelen başka bir rivayet biraz daha ayrıntılı ve bu münafığın ismi Abdullah ibn Zi'l^Huvaysıra olarak zikredi*liyor. Şöyle ki: Rasûlullah (sa) ganimeti taksim ederken İbn Zi'1-Huvaysıra et-Temîmî geldi ve: "Ey Allah'ın elçisi adaletli ol." dedi. Hz. Peygamber (sa): "Yazık sana, ben adaletli değilsem başka kim adaletli olabilir ki?" buyurdu. Ömer ibnu'l-Hattâb: "Ey Allah'ın elçisi, bana izin ver şunun boynunu vurayım." dedi, Hz. Peygamber (sa): "Bırak onu; onun öyle arkadaşları var ki sizden birisi onunla beraber kıldığı namazını, onunla beraber tuttuğu orucunu hakir gö-rür.Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar: Okun demirine bakarlar bir şey yok, okun sapma bakarlar bir şey yok, okun tüyüne bakarlar bir şey yok; yani ok hedefe isabet etmemiş. Onlardan siyah (zenci) bir adam (çıkacak ki) iki elinden (veya iki memesinden) biri kadın memesi (ya da lop et) gibi hop hop eder. İn*sanların fitnesi zamanında (ya da insanlar ayrılığa düştükleri bir zamanda) çıka*caklar." buyurdular. İşte onun hakkında "İçlerinden kimi de sadakalar hakkında sana dil uzatırlar..." âyet-i kerimesi nazil oldu. Ebu Saîd el-Hudrî der ki: Şehadet ederim ki bunu Rasûlullah (sa)'tan işittim ve yine şehadet ederim ki Ali onu öldürdüğünde ben de onunla birlikte idim, onu getirdiler; tam tamına RaSÛİUİlah (sa)'in onu tarif ettiği VaSlf Üzere İdi.[76]

İbn Mes'ûd'dan gelen rivayette ise Hurkûs'un, Hz. Peygamber (sa)'in gı*yabında: "Bu taksimle Allah'ın rızası gözetilmem iştir." dediği, bunu duyan İbn Mes'ûd'un gelip Hz. Peygamber (sa)'e haber vermesiyle Efendimiz (sa)'in: "Allah Musa'ya rahmet eylesin; ona bundan daha fazla eziyet edilmişti de sab-retmişti." buyurduğu ve bunun üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu belir*tilmiştir.[77]

2. Kelbî'den, bu âyet-i kerimenin, Hz. Peygamber (sa)'i kastederek: "Arka*daşınızı görmez misiniz? verdiğiniz zekâtları koyun çobanlarına dağıtıyor ve bunun adaletli olduğunu sanıyor." diyen münafık Ebu'l-Cuvâz hakkında nazil olduğuna dair bir rivayet daha varsa[78] da meşhur olan Zu'l-Huveysıra Hurkûs ibn Zuheyr hakkında nazil olduğudur.[79]



61. İçlerinden öyleleri vardır ki "O, herşeye kulak kesiliyor." diyerek O Peygamber 'e eziyyet verirler. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah 'a inanır, mü 'minlere inanır ve sizden iman etmiş olanlar için bir rahmettir. Al*lah 'in Rasûlü 'ne eziyyet edenler içinse elîm bir azâb vardır.

62. Sizi hoşnut etmek için Allah 'a yemin ederler. Halbuki Allah ve Rasûlü onların hoşnut etmelerine daha lâyıktırlar. Eğer mü 'minler iseler.

Hz. Peygamber (sa)'e eziyet eden ve içlerinde el-Culâs ibn Suveyd ibnu's-Sâmit, Rifâ'a ibn Abdu'l-Münzir ve Vedîa ibn Sabit'in de bulunduğu bir grup münafık hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber (sa) hakkında ona yaraşmıyacak şeyler söylüyorlardı. İçlerinden bazıları: "Böyle şeyler söylemeyin, sonra kulağına gider de bizim aleyhimize olur."dedilerse de Hz. Peygamber (sa) hakkında ileri geri konuşanlardan el-Culâs ibn Suveyd: "Muhammed, işiten bir kulaktır; ne işitirse ona kanar. Burada onun hakkında istediğimizi konuşur, sonra onun yanına varır başka türlü konuşuruz, onun yanında söylediklerimize inanır ve bizi tasdik eder." dedi de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.[80] İbn Abbâs'tan rivayetle Ebu Salih kavlinde Rifâ'a ibn Abduİ-Münzir ve Vedîa ibn Sâbit'in yerine Hizam ibn Hâlid ve Ubeyd ibn Hilâl'in isimleri geçmektedir.[81]

Suddî, hadiseyi ayrıntılarda biraz daha farklı anlatır: İçlerinde el-Culâs ibn Suveyd ibnu's-Sâmit ve Vedîa ibn Sâbit'in de bulunduğu bir grup münafık top*lanmış aralarında konuşuyorlardı. Hz. Peygamber (sa)'e sövmek, onun aleyhinde konuşmak istediler. Yanlarında Ansar'dan Amir ibn Kays adında bir çocuk vardı. Onu küçük görerek varlığına aldırmadılar ve konuşmalarına devam ettiler; "Eğer Muhammed'in söyledikleri gerçekten doğruysa biz eşeklerden daha kötüyüz." dediler. Amir ise Hz. Peygamber (sa)'e gelerek münafıkların aralarında konuştuklarını O'na haber verdi. Allah'ın Rasûlü (sa) de onları çağırıp o sözleri söyleyip söylemediklerini sordu. Amir'in yalancı olduğuna yemin ettiler. Amir de onların yalancılar olduğuna yemin etti ve: "Ey Allahım, doğru söyleyenin doğruluğu yalancının yalanından ayrılıp ortaya çıkacak şekilde sen aramızı ayır." diye dua etti de onlar hakkında bu ve bunu takip eden âyet-i kerime nazil oldu.[82]

"Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler..." âyeti hakkında Katâde'den rivayete göre o şöyle anlatıyor: Münafıklardan bir adam: "Allah'a yemin ederim, bunlar bizim ileri gelenlerimiz ve en hayırlılarımız. Eğer Muhammed'in söyledikleri hak ise bunlar eşeklerden daha kötüler." demişti. Bunu müslümanlardan bir adam duydu ve: "Allah'a yemin ederim ki Muhammed'in söyledikleri haktır ve sen eşeklerden daha kötüsün." dedi ve gidip olanları Hz. Peygamber (sa)'e anlattı. Hz. Peygamber o adamı (münafığı) çağırttı ve ona: "Seni, bu söylediklerini söylemeye iten nedir?" diye sordu. Kendi kendine lanet etmeye ve böyle bir şey söylemediğine dair Allah'a yemin etmeye, onun söylediklerini gelip Hz. Peygamber (sa)'e anlatan müslüman da: "Ey Allahım, doğrunun doğruluğunu, yalancının da yalanını ortaya çıkart." demeye başladı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler..." âyet-i kerimesini indirdi.[83]

İbn İshak ve diğer bazılarının rivayetinde Hz. Peygamber (sa) hakkında O'na yaraşmıyan şeyler söyleyen münafık, Culâs değil, Amr ibn Avf oğullarından Nebtel ibnu'l-Hâris'tir. Bu rivayet şöyledir:

İbn İshâk'tan rivayete göre bu âyet-i kerime münafıklardan Nebtel ibnu'l-Hâris denilen bir adam hakkında inmiştir, (ezlem?), şişman, saçı sakalı karışık (dağınık), gözleri kırmızı, sarı benizli, çirkin yaratılıştı bir adamdı. Hz. Pey*gamber (sa)'in: "Her kim şeytana bakmak isterse Nebtel ibnu'l-Hâris'e baksın." buyurduğu kişi işte bu münafıktır. Hz. Peygamber (sa)'in sözlerini münafıklara taşırdı. Ona: "Bunu yapma." dediklerinde "Muhammed işiten, işittiğini tasdik eden bir kulaktır. Kim ona bir şey söylerse onu doğrular. Biz, dilediğimizi söy*ler, sonra ona gidip onları söylemediğimize yemin ederiz, o da inanır." dedi de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti "İçlerinden öyleleri vardır ki "O, herşeye kulak kesiliyor." diyerek O Peygamber'e eziyyet verirler. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır..." âyet-i kerimesini indirdi.[84] Bir rivayette Hz. Peygamber (sa) hakkında böyle ileri geri konuşan ve hakkında bu âyet inen kişi Attâb ibn Kuşeyr'dir.[85]

Bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olan kişi, rivayetlerde muhtelif kişiler olarak verilmekle birlikte hepsinin ortak vasfı münafık olmalarıdır ve bu yönüyle rivayetler arasında gerçek bir ihtilâftan söz edilmez.[86]



64. Münafıklar, üzerlerine kalblerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Siz alay edin bakalım, Allah elbette çekinmekte olduğunuzu ortaya çıkarandır. "

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında başlıca üç rivayet vardır:

l. Mucahid der ki: Münafıklar kendi aralarında bir takım şeyler konuşurlar ve "Umarız Allah sırrımızı ifşa etmez." derlerdi. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.

2. Suddi konuyu biraz daha kişiselletirir ve der ki: Münafıklardan birisi: "Bana yüz celde vurulsa da bizim hakkımızda bizi rezil edecek bir şey nazil olmasa." demiş ve bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.[87] İbn İshak bu münafığın ismini Mahşî ibn Humeyyir olarak vermekte ve daha sonra tevbe ettiğini, tevbesinin kabulü ile Yemâme'de şehid olduğunu kaydetmektedir[88] ki 65. âyetin nüzul sebebinde de zikredilecektir.

3. İbn Keysân da münafıklardan bir grubun, Hz. Peygamber (sa)'in Tebük'ten dönüşü sırasında karanlık bir gecede Hz. Peygamber (sa)'e suikast hazırladıklarını, Cibril'in de gelerek Rasûluilah (sa)'a bunu haber verdiğini ve işte böylece bu âyet-i kerimenin inmiş olduğunu söylemiştir.[89]



65. Şayet onlara soracak olursan mutlaka "Andolsun ki biz, dalmış oyala*nıyorduk. " diyeceklerdir. De ki: "Allah ile, O'nun âyetleri ile ve O'nun Rasûlü ile mi alay etmekteydiniz ? "

66. Mazeret beyan etmeyin. Gerçekten siz, imanınızdan sonra kâfirler oldunuz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile mücrimler oldukları için bir topluluğa da azâb ederiz.

Bu âyet-i kerimeler de Tebük Gazvesi'nde nazil olan âyetlerdendir. Zeyd ibn Eşlem ve Muhammed ibn Vehb anlatıyorlar: Tebük seferinde münafıklardan birisi Rasûluilah ve ashabını kastederek: "Şu bizim kurramız gibi midesine düşkün, dili yalancı, düşmanla karşılaşma esnasında korkak olanını görmedim." demişti. Ashabdan Avf ibn Mâlik: "Yalan söyledin, fakat sen bir münafıksın ve hiç şüphen olmasın bu söylediklerini Rasûiuflah (sa)'a haber vereceğim." deyip olanları anlatmak üzere Allah'ın Rasûlü (sa)'ne geldi ve gördü ki Kur'ân, ondan önce haber vermiş. O adam Rasûluilah (sa)'a geldi. Yerinden ayrılmış, devesine binmişti. "Ey Allah'ın Rasûlü, biz eğleniyor, yolcuların yolculuktan sıkılmasını önlemek üzere anlattığı sözler kabilinden konuşuyorduk." Dedi.[90]

Katâde de yine Tebük Gazvesinde bir münafığın Hz. Peygamber ve müslüman ordusuyla alay etmesi üzerine bu âyetlerin indiğini şöyle anlatır: Allah'ın Rasûlü (sa) Tebük Gazvesinde iken önünde bir grup münafık yürüyormuş. İçlerinden birisi: Bu adam Şam'ın kalelerini ve saraylarını fethedeceğini sanıyor, heyhat ki heyhat!" demiş. Allah Tealâ, Rasûlü'nü onun bu sözüne muttali kılmış da yanındakilere binitleriniz üzerinde durun." buyurup o münafıklara gelmiş ve: "Şöyle şöyle söylediniz değil mi?" buyurmuş. "Ey Allah'ın elçisi, biz konuşmaya dalmış eğleniyorduk." demişler de Allah Teaiâ bu âyet-i kerimeleri indirmiş.[91]

Bu hadiseyi İbn Abbâs'tan rivayetle Ebu Salih şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa) Tebük'ten dönüş yolunda iken el-Cedd ibn Kays, Vedî'a ibn Hizam ve el-Cüheyr ibn Humeyr, Rasûl-i Ekrem'in önünde yürüyor ve aralarında konuşuyorlarmış. Bunlardan ikisi Hz. Peygamber (sa) ile alay etmeye, üçüncüleri de bir şey demeyip o ikisinin söylediklerine gülmeye başfamış.Cibrîl gelerek Hz. Peygamber (sa)'e onların, kendisiyle alay >dip güldüklerini haber vermiş de Efendimiz (sa) Ammâr ibn Yâsir'e: "Git, şunlara neden güldüklerini sor ve Allah sizi yaktı." de." buyurmuş. Ammâr yanlarına gelip neye güldüklerini sorunca ve "Allah sizi yaktı." deyince haklarında bir âyet indiğini anlryarak özür dilemek üzere Hz. Peygamber (sa)'e gelmişler. Cüheyr: "Vallahi ben bir şey söylemedim, sadece söylediklerine şaşarak güldüm." demiş ki âyet-i kerimedeki "Mazeret beyan etmeyin. Gerçekten siz, imanınızdan sonra kâfirler oldunuz." ile Cedd ibn Kays ve Vedî'a; "İçinizden bir topluluğu affetsek bile" ile Cüheyr; "Mücrimler oldukları için bir topluluğa da azâb ederiz." ile de yine Cedd ve Vedî'a kastedilmiştir.[92]

İbn Ömer'den gelen bir rivayette de bu münafığın Abdullah ibn Übeyy ol*duğu tasrih, edilerek "Abdullah ibn Übeyy Rasûlullah'ın önünde yürüyor, ayağı taşlara takılıyor, "Ey Allah'ın elçisi bizler konuşmaya dalmışız eğleniyorduk." diyor; Rasûlullah da: "Allah'la, Rasûlü ile ve âyetleriyle mi eğleniyordunuz?" diyordu."[93] ayrıntılarına yer verilmektedir. Ancak eğer bu hadi*se Tebük Gazvesi esnasında olmuşsa bu münafığın Abdullah ibn Übeyy olması mümkün değildir. Çünkü daha Önce başka âyet-i kerimelerin nüzul sebebinde de geçtiği üzere Abdullah ibn Übeyy Tebük Gazvesine katılmamıştır. Bu durumda ya bu münafık, başka rivayetlerde geçtiği üzere Vedî'a ibn Sâbit'tir[94], ya da biraz sonra (74. âyetin nüzul sebebinde) geleceği üzere hadise Mustalık oğulları gazvesinde olmuş olmalıdır.

İbn İshak bu münafıklardan Ümeyye ibn Zeyd oğulları kardeşi ve Amr ibn Avf oğullarından olan Vedîa ibn Sabitin adım vermektedir.[95] Bu seferde Hz. Peygamber (sa) ile eğlenenlerden birisi de Seleme oğulları ile antlaşmah olanlardan birisi olan Mahşî ibn Humeyyir el-Eşcaî imiş. Ancak -ikinci âyette "İçinizden bir topluluğu affetsek bile..." ifadeleriyle işaret olunduğu üzere- bu zat, daha sonra güzelce tevbe etmiş, Hz. Peygamber (sa)'den ismini (bir rivayette kendisinin ve babasının ismini) değiştirmesini istemiş, Efendimiz de ona Abdullah ibn Abdurrahman adını vermiş. Allah yolunda cihadda şehid olarak ölmeyi temenni etmiş, bu dileğine erişerek Yemâme savaşında şehid olmuş.[96]

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: 009 - TEVBE SÛRESİ (001-129. Âyetler -İndirilişi-)
MesajGönderilme zamanı: 02.01.09, 17:11 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
009 - TEVBE SÛRESİ (074-129. Âyetler -İndirilişi-)

74. Allah adına yemin ederler ki bir şey söylemediler. Halbuki onlar küfür sözünü söylemişler ve Müslümanlıklarından sonra kâfir olmuşlardır. Onlar, ~başaramıyacakları Vır şeye yeltendiler. Halbuki öç almaya yeltenmeleri için Allah ve Rasûlü 'nün onları zenginleştirmesinden başka bir sebep de yoktur. Eğer tevbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de pek elim bir azaba uğratır. Onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı da yoktur.

Bu âyet-i kerimenin nüzulünde başlıca altı rivayet vardır:

1. Bunlardan birincisine göre bu âyet-i kerime de Tebük Gazvesi sırasında münafıklar hakkında inen ayetlerdendir. Katâde şöyle anlatıyor: Tebük seferi sırasında Birisi Cuheyne, diğeri de Gıfâr'dan iki kişi dövüşmüştü. Gıfâr'dan olan Cuheyne'liyi bastırınca Cuheyneliler Ansar'ın antlaşmalısı, anlaşmalı dostları olduğu için Abdullah ibn Übeyy: "Ey Evs oğulları, kardeşinize yardıma koşun. Vallahi bizim ve Muhammed'in misali aynen "Köpeğini semirt seni yesin." diyen adamın söylediği gibidir. Vallahi, eğer Medine'ye dönecek olursak içimizden daha aziz ve güçlü olan daha zelil olanı oradan çıkaracaktır." demiş ve onun bu sözünü duyan bir müslüman da gelip Hz. Peygamber (sa)'e haber vermiş. Allah'ın Rasûlü (sa) de Abdullah ibn Übeyy'i çağırtarak yanma getirtmiş; Abdullah ibn Übeyy de böyle bir şey söylemediğine dair yemin etmeye başlamış ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş.[97]

Dahhâk'in bu âyetin nüzul sebebinde anlattıkları ise daha geniş olup Tebük Gazvesine katılan münafıklar hakkında nazil olduğunu söylemektedir. Buna göre Tebük Gazvesinde münafıklar kendi aralarında başbaşa kaldıklarında Rasûlullah (sa)'a ve ashabına söver, dine hücum ederlermiş. Onların bıi tavırla*rını Hz. Peygamber (sa)'e Huzeyfe'nin nakletmesi üzerine Efendimiz münafık*ları çağırıp: "Sizden bana ulaşan bu sözler de nedir?" diye sormuş. Bunların hiçbirini söylemediklerine dair yemin etmişler de Allah Tealâ onları yalanlamak üzere bu âyet-i kerimeyi indirmiş.[98]

Siyer ve tefsirlerde meşhur olan Cuheyneli-Ğıfarh kavgası, Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl'un mes'eleye karışması ve "Medine'ye dönünce aziz olan zelil olanı oradan çıkaracaktır." demesi hadisesi hicretin beşinci senesi olaylarından Mustalık Oğulları gazvesinde meydana gelmiş olup Münâfıkûn Sûresi bu sebep*le nazil olmuştur ve yerinde genişçe verilecektir. Dolayısıyla bu Katâde rivaye*tinde ya Mustalik Oğulları gazvesi yerine yanlışlıkla Tebük Gazvesi denilmiştir, ya da benzer bir kavga ve bu sefer başka bir münafığın mes'eleye karışarak İbn Übeyy ibn SelûTun sözleri gibi bir söz sarfetmesi Tebük Gazvesi yolunda da olmuştur. Buna göre bu sözleri söyleyen İbn Übeyy ibn Selûl olamaz. Çünkü o, kendine tabi olanlarla birlikte bu sefere katılmamıştı. Bu durumda âyet-i kerime İbn Übeyy hakkında değil de başka bir münafık hakkında nazil olmuş olmalıdır. Bu ihtilâfın üzerinde, zaman faktörü dışında durmamak gerekir. Çünkü neticede bu âyet-i kerime bir münafığın Hz. Peygamber ve getirdiği hak dine hakaret ve daha sonra da bu hakaretin inkârı üzerine inmiştir ve burada vurgulanan da mü-nafıklardaki ruh halidir. Öte yandan bu rivayetleri "Bu hadiselere karışanlar bu âyet-i kerimenin hükmü altına girmişlerdir." şeklinde anlamak da mümkündür.

2. Hişâm ibn Urve'nin babasından rivayetine göre "Allah adına yemin eder*ler ki bir şey söylemediler. Halbuki onlar küfür sözünü söylemişler ve müslümanlıklarından sonra kâfir olmuşlardır..." âyet-i kerimesi el-Culâs ibn Süveyd ibnu's-Sâmit hakkında nazil olmuştur. O ve karısının Mus'ab adındaki oğlu Küba'dan geliyorlarmış. Culâs: "Muhammed'in getirdiği hak ise biz şu üzerinde olduğum eşekten daha kötüyüz." demiş. Mus'ab: "Ey Allah'ın düşma*nı, senin bu söylediklerini gidip Allah'ın Rasûlü (sa)'ne haber vereceğim." de*miş. Mus'ab kendisi şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa)'e geldim. Benim hak*kımda bir âyet inmiş olmasından veya başıma bir felâket gelmesinden korku*yordum. "Ey Allah'ın elçisi, ben ve Culâs Küba'dan geliyorduk; şöyle şöyle dedi. Şayet onun bu suçu ile cezalandırılmam ya da başıma bir felâket gelmesi, ya da onun bu suçuna karıştırılmam korkusu olmasaydı bunu size haber vermez (koğucu gibi davranmak istemez)dim." dedim. Culâs'ı çağırttı ve ona: "Ey Culâs, Mus'ab'ın söylediklerini gerçekten söyledin mi?" diye sordu. Culâs öyle bir şey söylemediğine dair yemin etti de Allah Tealâ "Allah adına yemin ederler ki bir şey söylemediler. Halbuki onlar küfür sözünü söylemişler ve müslümanlıklarından sonra kâfir olmuşlardır..." âyet-i kerimesini indirdi.[99] İbn İshâk ise bu el-Culâs ibn Süveyd'in karısının oğlunun adını Umeyr ibn Saîd olarak vermekte[100]: İbnu'1-Esîr de Usdu'l-Ğâbe'sinde Umeyr ibn Saîd isminin hatalı olduğunu, doğrusunun Umeyr ibn Sa'd olduğunu, bu Umeyr'in Amr ibn Avf oğullarından ve el-Culâs ibn Süveyd'in karısının oğlu olduğunu kaydedip bu hadiseyi aynen anlattıktan sonra Culâs'in tevbe ettiğini ve hem de tevbesinde samimi olduğunu ve Hz. Peygam*ber (sa)'İn de onun tevbesini kabul buyurduğunu zikretmekte[101] ve fakat aynı hadiseyi bir de Mus'ab ibn Ümmü'l-Culâs'ın hal tercemesinde Mus'ab için anlatmaktadır.[102] Bu durumda Culâs'in ya birisi Mus'ab, diğeri Umeyr olmak üzere ana bir, iki kardeşi vardır; ya da aynı kişi kaynaklarda bir defa Umeyr, bir defa da Mus'ab adıyla kayde*dilmiştir. Mes'elenin bu yanı tabiidir ki bizim için önemli değildir. Bizce önemli olan bir münafığın Hz. Peygamber aleyhinde gıyabında atıp tutması, ona haka*retler etmesi ve bir müslümanın da -akrabası bile olsa- gelip Hz. Peygamber (sa)'e durumu haber vermesidir. Bu hadise, Tebuk Gazvesi hazırlıklarının ya*pıldığı bir Sirada meydana geldiğine göre[103] âyet-i kerime Tebuk Gazvesi hakkında nazil olan âyetlerdendir.

3. İbn Ebî Hâtim'in Enes ibn Mâlik'ten rivayetinde o şöyle anlatıyor: Zeyd ibn Erkanı, Hz. Peygamber (sa) bir gün hutbe okurken münafıklardan bir ada*mın: "Eğer bu doğru, gerçek ise biz eşeklerden daha kötüyüz." dediğini duymuş ve bunu Hz. Peygamber (sa)'e iletmiş. Bu sözü söyleyen münafık ise söylediği*ni inkâr etmiş ve bunun üzerine Allah Tealâ "Allah adına yemin ederler ki bir şey söylemediler..

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 009 - TEVBE SÛRESİ (001-129. Âyetler -İndirilişi-)
MesajGönderilme zamanı: 03.01.09, 17:36 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
74- "…Halbuki öç almaya yeltenmeleri için Allah ve Rasûlü'nün onları zenginleştirmesinden başka bir sebep de yoktur."



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İkrime'den rivayette o şöyle demiştir: Adiyy ibn Ka'b oğullarına ait bir köle ensardan bir adamı öldürmüş ve Hz. Peygamber (sa) de diyetinin 12 bin olmasına hükmetmiş ve bunun hakkında "Halbuki öç almaya yeltenmeleri için Allah ve Rasûlü'nün onları zenginleştirmesinden başka bir sebep de yoktur." âyet-i kerimesi nazil olmuştur.[164]

2- Katâde'den gelen bir rivayette ise Hz. Peygamber (sa)'in, lehine diyetle hükmettiği, ya da diyetini almasını sağladığı ve bunu alarak zenginleşen kişinin Abdullah ibn Übeyy olduğu belirtilmiştir.[165]



75. "Aralarında: "Allah bize bol nimetinden verecek olursa, and olsun ki sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız" diye O’na and verenler vardır."

76. Ama Allah onlara lütuf ve kereminden ihsan edince cimrilik ettiler ve yüz çevirdiler. Onlar zaten öyle döneklerdir.

77. Allah'a verdikleri ahdi tutmadıkları ve yalanı âdet edindikleri için, kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar Allah da onların kalblerine nifak (münafıklık) koydu.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Ebû'I-Hasan Muhammed b. Ahmed b. Fadl, Ebû Amr Muhammed b. Cafer b. Mutır'dan, o Ebû İmran Musa b. Sehl el-Cevnî'den; o Hişam b. Ammar'dan, o Muhammed b. Şuayb'dan, o Muaz b. Rıfaa es-Selamî'den, o Ebû Abdi'l-Melik Ali b. Yezid'den, o Kasım b, Abdirrahman'dan, o da Ebû Ümame el-Bâhilî'den bize şu rivayette bulundu:

"Ensar'dan olan Sa'lebe b. Hatib, Rasulullah (s.a.v.)'a gelerek:

"Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a dua et de bana çok miktarda mal versin" diye rica etti. Rasulullah (s.a.v.) da:

"Sana yazıklar olsun ey Sa'lebe. Şükrünü ödeyebileceğin az bir mal, şükrünü ödeye­meyeceğin çok maldan daha hayırlıdır" buyurdu. Sonra başka bir sefer:

"Allah'ın Nebisi gibi olmaktan hoşlanmaz mısın? Canım, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer isteseydim dağlar benim maiyetimde gümüş ve altın olup akardı" buyurdu. Sa'lebe dedi ki:

"Seni hak peygamber gönderene yemin ederim ki eğer beni çok miktarda bir mal ile rızıklandırmasını Allah'tan istersen elbette her hak sahibine hakkını vereceğim." Rasulullah (s.a.v.) da:

"Allah'ım, Sa'lebe'yi fazla mal ile rızıklandır" buyurdu. Nihayet Sa'lebe bir koyun elde etti. Bu koyun meyve kurdu gibi artıp gitti. Derken Medine Sa'lebe'ye dar gelmeye başladı da Medine civarına çekilip onun bir vadisine indi. Nihayet öğle ve ikindi namazlarını cemaatle kılıp diğerlerini terk eder oldu. Sonra koyunları öylesine artıp çoğaldı ki, Cuma hariç bütün namazları terk etti, Rasulullah (s.a.v.) sual edip:

"Sa'lebe ne yaptı acaba?" buyurdu. Birisi dedi ki:

"O bir koyun aldı, Medine ona dar geldi" ve Sa'lebe'nin durumunu Rasulullah (s.a.v.)'a haber verdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) üç kere:

"Vah Sa'lebe sana yazığım gelir" buyurdu. Sonra Allah Azze ve Celle: "Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir." 103. âyetiyle, sadaka verilmesi farz kılınanlarla ilgili âyeti indirdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), birisi Cüheyne, birisi de Benî Süleym Kabilesi'nden iki kişiyi sadaka almak üzere Sa'lebe'ye gönderdi. Sadakayı nasıl alacaklarına dair kendilerine bir de ta­limname yazdı. Onlara:

"Sa'lebe'ye ve -Benî Süleym Kabilesi'nden bir kişiyi kasdederek- falan kişiye uğrayın da sadakalarını alın" diye emir buyurdu. Bunlar da yola çıktılar. Sa'lebe'ye gelerek sadakasını istediler ve Rasulullah (s.a.v.)'ın mektubunu da kendisine okudular. Sa'lebe dedi ki:

"Bu istediğiniz cizyeden başka birşey değildir. Bu düpedüz cizyenin kız kardeşidir. Bilemiyorum bu neyin nesi? Gidiniz vazifenizi gördükten sonra tekrar bana geliniz."

Onlar yola koyulup Benî Süleym'den olan diğer zata geldiler ve ona Rasulullah (s.a.v.)'ın emrini bildirdiler, Bunun üzerine o kişi develerini gözden geçirdi. En iyilerini, olgunlarını zekat için seçip ayırdı. Sonra bunları alıp zekat memurlarının önüne geldi. Develeri görünce:

"Sana vacib olan bu değil, bunları senden almak istemiyoruz" dediler. O ise;

"Hayır alın bu sadakayı. Bu hususta gerçekten gönlüm hoştur. Onlar sadece be­nim develerim" dedi. Bunlar da sadakayı ondan aldılar. Sadaka alma görevlerini bitirince tekrar Sa'lebe'ye uğradılar. Sa'lebe:

"Mektubunuzu bana gösterin bakayım içinde ne ya­zıyor?" dedi. Mektubu okuduktan sonra:

"Bu, cizyenin kız kardeşinden başka birşey değil. Haydi siz gidin de ben kararımı sonra vereyim" dedi. Bunlar da yola çıkıp nihayet Rasulullah (s.a.v.)'a geldiler. Rasulullah (s.a.v.) bunları görünce onlarla henüz konuşma­dan önce-:

"Vah Sa'lebe, sana yazık oldu" buyurdu. Süleym Oğulları'ndan olan zat içinde bereket duası yaptı. Zekat memurları Rasulullah (s.a.v.)'a Sa'lebe'nin ve Sülemî olan zatın yaptığını haber verdiler. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti "Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için Onunla karşılaşacakları güne kadar Allah kalblerine nifak soktu." 77. âyetine kadar indirdi. Bu esnada Rasulullah (s.a.v.)'ın yanında Sa'lebe'nin yakınlanndan olan birisi vardı. Bu âyetleri dinle­yince çıkıp yola doğru Sa'lebe'ye gitti. Ona:

"Sana yazıklar olsun ey Sa'lebe. Allah Teala senin hakkında şu şu âyetleri indirdi" dedi. Bunun üzerine Sa'lebe derhal yola çıkıp Rasulullah (s.a.v.)'a geldi ve kendisinden sadakasını buyurmasını istedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Muhakkak ki Allah, sadakanı kabul etmekten beni men etti" buyurdu. Bunun üzerine Sa'lebe başına toprak saçmaya başladı. Rasulullah (s.a.v.):

"Şu yaptığına bak. Halbuki sana zekat vermeni emrettiğim halde vermedin" buyurdu. Böylece Rasulullah (s.a.v.) ondan başka hiçbir şey almaya yanaşmayınca, Sa'lebe evine döndü.

Nihayet Rasuiullah (s.a.v,) ondan hiçbir şey kabul etmediği halde vefat etmişti. Sonra Sa'lebe, Ebû Bekr halife seçildiğinde ona geldi ve dedi ki:

"Benim Rasulullah (s,a.v.)'ın yanındaki derecemi ve Ensar'ın içindeki yerimi pekâla bilmektesin. Öyleyse gel sadakamı kabul et." Ebû Bekr:

"Rasulullah (s.a.v.) onu kabul buyurmamışken ben kabul edeyim ha?" dedi. Derken Ebû Bekr de kabule yanaşmayarak vefat etti, Ömer b. Hattab (r.a.) devletin başına geçince bu sefer ona geldi ve:

"Ey Mü'minler'in emiri, sa­dakamı kabul et" dedi. Ömer (r.a.):

"Rasulullah (s.a.v.)'ın ve Ebû Bekr'in kabul etmediği bir şeyi senden alıp kabul edeceğim öyle mi?" dedi ve sadakayı kabul etmedi. Derken Ömer (r.a.) de vefat edip bu sefer Osman (r.a.) iş başına geldi. Sa'lebe bu sefer de Osman'a gelip sadakasını kabul etmesini istedi. O da:

"Rasulullah (s.a.v.), Ebû Bekr ve Ömer'in senden kabul etmedikleri bir sadakayı ben senden kabul edeceğim öyle mi?" deyip Osman da kabul etmedi. Böylece Sa'lebe Osman (r.a.)'ın hilafeti devrinde ölüp gitti."[166]

2- Ebu Ümâme'den Taberânî, İbnu Merduyeh, Îbnu Ebî Hatim ve Delâil’de Beyhakî zayıf bir senetle anlattı. Ebu Ümâme dedi ki:

“Salebe îbni Hâtıb:

“Ya Rasûlallah, Allahü Teâlâ'nın beni mal ile rızıklandırması için dua edin:” dedi. Aleyhisselâm:

“Ey Salebe, sana yazık. Şükrü edâ edilen az mal, şükrüne güç getirilemeyen çok maldan hayırlıdır.” buyurdu. Salebe:

“Vallahi eğer bana mal verilirse, her hak sahibine hakkını veririm.” dedi.

Aleyhisselâm dua etti. Salebe koyun aldı. Koyunlar çoğaldı, hatta Medine'nin arazîsi dar gelmeye başladı.

Salebe namazlara gelir, sonra koyunlarının yanına giderdi. Sonra koyunlar çoğaldı. Onları Medine'de otlatmak mümkün olmaz hale geldi. O biraz daha uzağa gitti. Salebe, cuma namazlarına gelir sonra koyunlarının yanına giderdi. Sonra hayvanlar daha da çoğaldı.

Salebe, cuma ve cemâati terk etti. Sonra Allahü Teâlâ Rasülüne, “Onların mallarından onları temizleyip arındıracak bir sadaka (zekat) al.” (Tevbe: 9/103) âyetini indirdi.

Rasûlullah Sâlebe’nin zekatını almak üzere iki kişiyi vazifelendirdi. Onlara bir mektup yazdı.

Vazifeli iki kişi Sâlebe’ye geldiler, Rasûlullah'ın mektubunu okudular. Salebe:

“Diğer insanlara gidin, onlardan aldıktan sonra bana gelin.” dedi. Onlar öyle yaptılar. Salebe tekrar geldiklerinde, onlara:

“Bu cizyenin kız kardeşidir.” dedi. Onlar gittiler. Allahü Teâlâ, Tevbe: 9/75-76 ayetlerini indirdi. [167]

3- İbnu Abbas'tan (r.a.) Avfî tarikından İbnu Cerîr ve Îbnu Merduyeh, bunun benzerini anlattı. [168]

4- Suyûtî, bu haberin isnadının zayıf olduğunu kaydediyor.[169]

5- Kurtubî de Sa'lebe'nin, Bedr Gazvesinde bulunmuş seçkin sahabîlerden olmakla böyle bir konuma düşmesini şüpheli görür ve âyet-i kerimenin başkaları ve özellikle de münafıklardan Nebtel ibnu'l-Hâris, Cedd ibn Kays ve Muattib ibn Kuşeyr hakkında nazil olduğunu ifade eden Dahhâk'in görüşünü kabule meyleder.[170]

6- Hasen ve Mücâhid'den gelen bir rivayette ise bu âyet-i kerimenin "Allah kendilerine lûtfundan verirse mutlaka hakkını verecekleri ve tasaddukta buluna­caklarına yemin eden, zengin olunca da cimrilik eden iki kişi hakkında nazil olduğu; bu iki kişinin Sa'lebe ibn Hâtıb ve Muattib ibn Kuşeyr olduğu belirtil­miştir.[171]

7- İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre de Hâtıb ibn Ebî Beltea'nın Şam'dan gelecek olan bir kervanda malı varmış. Kervanın gelmesi gecikmiş. Hâtıb, ensar meclislerinden birinde: "Eğer bu malım gelirse ondan tasaddukta bulunacağım, onunla akrabalarıma sıla-i rahimde bulunacağım." demiş; ama kervan sağ salim gelip malını alınca cimrilik edip ondan hiç sadaka vermemiş de bunun üzerine bu âyet-i kerime inmiş.[172]

8- Dahhâk ise "Allah bize lûtfundan verirse mutlaka ondan tasaddukta bulu­nacağız." diyen ve Allah kendilerine lûtufta bulunup mal verince de cimrilik eden ve haklarında bu âyet-i kerimenin nazil olduğu kişilerin Nebtel İbnu'l-Hâris, Cedd ibn Kays, Sa'lebe ibn Hâtıb ve Muattib ibn Kuşeyr olduğunu söylemiştir.[173]

9- Ayet-i kerimede sığanın -bize verirse, biz tasaddukta bulunacağız şeklinde- çoğul ve zikredilenlerden üçünün münafık olmasına uygun olan da bu rivayettir.[174]



79. "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir; onlara can yakıcı azap vardır."



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Said b. Muhammed b. Ahmed b. Cafer, Fakih Ebû Ali'den, o Ebû Ali Muhammed b. Süleyman el-Makilî'den, o Ebû Musa Muhammed b. Müsenna'dan, o Ebû'n-Numan Hakem b. Abdillah el-Iclî'den, o Şu'be'den, o Süleyman'dan, o Ebû Vail'den, o da Ebû Mesud'dan bize şu rivayette bulundu:

"Sadaka âyeti nazil olduğunda bizler hasad kaldırıyorduk. Derken adamın biri fazla miktarda tasaddukta bulundu. Bunun üzerine münafıklar:

"Riyakârın biri" dediler.

Bir adam da gelip bir sa’ (yaklaşık 3 kg.) kadar tasaddukta bulundu. Bu sefer de:

“Allah şüphesiz ki şu bir sa’dan müstağnidir” dediler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.”[175]

Bu hadisi Buhari, Ebu Kudame, Ubeydullah b. Said, Ebu’n-Nu’man tarikından rivayet etmiştir.[176]

2- Bunun benzeri Ebu Hureyre, Ebu Ukayl, Ebu Saîd-i Hudrî, îbnu Abbas ve Umeyre Binti Süheyl İbni Râfî hadisinde varit oldu. Bunların hepsini İbnu Merduyeh anlattı. [177]

3- Katade ve diğerleri de şunu rivayet ediyorlar:

“Rasulullah (s.a.v.) sadaka vermeyi teşvik etmesi üzerine Abdurrahman b. Avf dört bin dirhem (yaklaşık 1,7 kg. altın) getirip:

“Ey Allah’ın Rasulü, sekiz bin dirhemim var. Bunun yarısını sana getirdim. Sen bunu Allah yolunda harca. Diğer yarısını da çoluk çocuğum için ayırdım.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

“Allah verdiğini de ayırdığını da sana mübarek etsin” buyurdu. Böylece Allah (c.c.) Abdurrahman’ın malını bereketli kıldı. Öyleki öldüğü gün geriye iki kadın bırakmıştı. Onun bu kadınlara düşen malının sekizde biri[178] yüz altmış bin dirhemi (yaklaşık 68 kg. altın) bulmuştu.

O gün Asım b. Adiyy b. Aclan yüz vesak (yaklaşık 17 ton) hurma getirmişti. Ensar’dan Ebu Akil de bir sa’ (yaklaşık 3 kg.) hurma getirmişti. Ebu Akil dedi ki:

“Ey Allah’ın Rasulü, geceyi tulumla su çekerek geçirdim. Nihayet iki sa’ hurma kazandım. Onların birisini aileme bıraktım, diğerini sana getirdim.” Rasulullah (s.a.v.) da bu az miktarda hurmanın, diğer sadakaların içerisine katılmasını emretti. Bunun üzerine münafıklar, mü’minlere kaş göz hareketi yaparak eğlendiler ve:

“Abdurrahman ve Asım, ancak gösteriş olsun diye verdiler. Allah ve Rasulü, Ebu Akil’in bir sa’lık hurmasına elbette muhtaç değildirler. Ancak şu var ki Ebu Akil de kendisinin anılmasını istedi.” dediler. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.”[179]

4- Ebu Davud et-Tayâlisî'nin... Ebu Mes'ûd el-Bedrî'den rivayetinde o öyle anlatıyor:

Biz, sadakalarımızı taşıyarak Allah'ın Rasûlü (sa)'ne getirirdik. Birisi büyük bir sadaka getirirse "gösteriş için böyle büyük sadaka getiriyor." derlerdi. Bazı (fakir müslümanlar) da yarım sâ' (yarım ölçek) bir miktar sadaka getirirdi (de onlar için de: "Şu kadarcık şey de getirilir mi?" diye alay ederlerdi). Bunun üzerine

"Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü'minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamıyan fakirlerle eğlenenler yok mu?..." âyeti nazil oldu.[180]

5- Müslümanların tasaddukta bulunmalarını bazı münafıkların dedikodu ve alay konusu etmeleri hadisesinde diğer bazı rivayetlerde isimlendirmeler de mevcuttur. Bu kabilden olarak tasaddukta bulunup da münafıkların dedikodusuna konu olanlar arasında Abdurrahman İbn Avf, Asım ibn Adiy ve Ebu Akîl'in adları geçmektedir. Şimdi bu rivayetleri zikredelim:[181]

6- Yukarda verilen Ebu Mes'ûd hadisi, Buhârî ve Müslim'de başka bir ka­naldan şöyle tahric olunmuştur: Sadaka vermekle emrolunduğumuzda (ya da zekât vermemiz emredildiğinde) biz, sırtımızda ücretle yük taşır, ondan kazandığımızdan bile tasaddukta bulunurduk. İşte böyle hamallık yaparak hayatım kazanan Ebu Akîl bir gün yanm sâ' hurma getirip tasaddukta bulunmuş, o gün bir başkası da çokça mal getirip sadaka olarak vermişti. Münafıklar:

"Allah, şunun verdiği şu (yarım sâ' hurma)dan müstağnidir, şu (çok sadaka veren) de bunu olsa olsa gösteriş, riya için yapmıştır." dediler de "Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü'minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu?..." âyet-i kerimesi nazil oldu.[182]

7- İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor: Bir gün Allah'ın Rasûlü (sa) insanlara çıkıp onların içinde:

"Sadakalarınızı (ya da zekâtlarınızı) toplayınız." diye nida ettirdi. İnsanlar sadaka olarak verdiklerini topladılar. Arkalarından bir adam bir sâ' hurma getirdi ve:

"Ey Allah'ın elçisi, şu bir sâ' hurmayı geceleyin sırtımda iple su taşıyarak kazandım. Gece iki sâ' hurma kazanmıştım, birisini yemeleri için aileme bıraktım, diğerini Allah'a bir yakınlık, Allah yolunda bir sadaka olsun diye sana getirdim." dedi. Allah'ın Rasûlü (sa) ona, bu bir sâ' hurmayı toplanan sadakaların içine koymasını emretti. Bazıları onunla alay edip:

"Muhakkak ki Allah ve Rasûlü, bundan müstağnidir; Allah ve Rasûlü senin bu bir sâ1 hurmanı ne yapsın?" dediler. Sonra Abdurrahman ibn Avf, Rasûlullah (sa)'a:

"Zekât ehlinden, ya da sadaka verecek başka kimse kaldı mı?" diye sordu. Hz. Peygamber (sa):

"Hayır." buyurunca

"Benim yanımda sadaka olarak verilmek üzere yüz ûkıyye altın var." dedi. Ömer ibn Hattâb ona:

"Sen deli misin?" dedi. O:

"Hayır, bende hiçbir delilik yoktur." dedi. Ömer:

"O halde bu yaptığın nedir?" diye sordu. Abdurrahman:

"Benim sekiz bin dirhemim var; bunun dört binini Rabbıma borç olarak veriyorum, kalan dört binini de kendime bırakıyorum." dedi. Rasûlullah (sa) ona:

"Vermeyip kendine bıraktığını da, sadaka olarak verdiğini de Allah bereketlendirsin." diye dua buyurdu. Münafıklar ona da dil uzatıp:

"Allah'a yemin olsun ki Abdurrahman bu verdiğini gösteriş, riya için vermiştir." dediler. Onlar yalan söylemiştiler. Zira Abdurrahman bu verdiğinde gönülden davranmıştı. Allah Tealâ da onu ve o bir sâ' hurma getiren yoksul arkadaşını mazur gören bir âyet indirip şöyle buyurdu:

"Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü'minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu?..."

Mücâhid ve bir çoklarında da böyle rivayet edilmiştir.[183]

Bu siyakı ile Abdurrahman ibn Avfın bu bağışı "Kimdir o ki Allah'a güzel bir borç verir..." (Bakara, 2/245) âyetinin inmesi ve Hz. Peygamber (sa)'in bu âyete binaen ashabını sadaka vermeye daveti üzerine olmuştur. Buna göre Bakara âyeti ile bu âyet-i kerime peşpeşe inmiş olmalıdır.[184]

8- Ebu Akîl Habhâb'ın bir gece sırtında iple su çekerek kazandığı 2 sâ' hurmadan birini sadaka olarak getirmesi hadisesi bizzat kendisinden şöyle riva­yet edilmiştir:

Geceleyin iki sâ' hurma karşılığı sırtımda iple su çektim. Bir sâ'ını yemeleri için aileme götürdüm. Diğerini de sadaka olarak vermek üzere Rasûlullah (sa)'a götürdüm; O'na gelip böyle böyle yaptım diye haber verdim de:

"Toplanan sadakanın içine at." buyurdular. Oradakilerden bazıları alay edip: "Muhakkak ki Allah, şu yoksulun sadakasından müstağnidir." dediler. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü'minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu..." âyeti ile onu takip eden âyet-i kerimeyi indirdi.[185]

Ensar'dan olan bu Ebu Akîl'in ismi Habhâb (veya Hubâb) olup Abdurrahman ibn Abdullah[186], Abdurrahman ibn Bîcân veya Sîhân, Ebu Akîl ibn Kays da denilmiştir. Ka'b ibn Mâlik ise yoksul olduğu halde tasaddukta bulunan bu sahabî için Ebû Akîl yerine Ebu Hayseme demiştir.[187]

9- İbn İshak anlatıyor: "Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü'minler"den maksat Abdurrahman ibn Avf ve Asım ibn Adiyy'dir. Allah'ın Rasûlü (sa) sadaka vermeye teşvik etmişti. Abdurrahman ibn Avf kalktı ve dört bin dirhem tasaddukta bulundu. Asım ibn Adiyy kalktı ve yüz vesak hurma tasaddukta bulundu. (Münafıklar) her ikisiyle de eğlendiler ve

"Bu ancak bir riyadır. Bunlar gösteriş olsun diye böyle çok tasaddukta bulunuyorlar." dediler. Çalışıp kazandığından sadaka veren ise Ebu Akîl idi. Bir sâ' hurma getirip sa­daka olarak toplananların içine boşaltmıştı. Ona da gülüştüler ve:

"Allah, Ebu Akîl'in bir sâ' hurmasından müstağnîdir." Dediler.[188]

10- Mu'cem'inde Beğavî'nin ve Ebu'ş-Şeyh'in Hasen'den rivayetlerinde habe­rin başında şu fazlalık vardır:

"Allah'ın Rasûlü (sa) bir gün kalktı ve:

"Ey insanlar, tasaddukta bulunun, ey insanlar tasaddukta bulunun ki kıyamet gününde tasaddukta bulunduğunuza şehadet edeyim. Belki de biriniz devesinin yavrusu karnı tok sırtı pek halde yatarken yakınında oğlu açlıktan kıvrılmış haldedir, belki de birinizin ağaçları güzel meyve vermişken komşusu hiçbirşeyi olmıyan bir yoksuldur. Bir adam yok mu ki develerinden birini sadaka olarak versin de bu onun için sabahı için bir bağışı, akşamı için bir bağışı olsun. Ailesinin sabah sağdıkları sütle sabahlasın, akşam sağdıkları sütle akşamlasın. Uyanık olun! bunun mükâfatı pek büyüktür." buyurdular. Bir adam kalktı:

"Ey Allah'ın elçisi, benim develerim var; yanımda dört deve sürüsü var (bu develerimden birisi sadaka olsun)." dedi. Bir başkası kalktı. Kısa boylu, çirkince bir adamdı. Çok güzel bir deveyi çekiyordu. Münafıklardan birisi Hz. Peygamber (sa)'in duymadığını sanarak yanındakine:

"Devesi kendisinden daha hayırlı." diye fısıldadı. Ancak bunu duyan Hz. Peygamber (sa):

"Yalan söyledin, o senden de devesinden de daha hayırlı." buyurdular..," hadisenin kalan kısmı İbn İshak'ın anlattığı şekildedir.[189]



80. Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de Allah onları yarlığamıyacaktır. Bu, Allah'a ve Rasûlü'ne küfretmelerindendir. Allah, fâsıklar topluluğuna hidayet etmez.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayete göre bir önceki âyet-i kerimede "Allah onları mas­karaya çevirmiştir.Onlar için elîm bir azâb vardır." buyrulunca yaptıklarından pişman olan bazı münafıklar Hz. Peygamber (sa)'in, kendileri için istiğfarda bulunmasını istemişler. Hz. Peygamber (sa)'in de istiğfarda bulunmaya niyet­lenmesi üzerine bu âyet-i kerime inmiş ve Hz. Peygamber (sa) bu münafıklar lehinde istiğfarda bulunmamıştır.[190]

2- Bu âyet-i kerimenin nüzulü üzerine Hz. Peygamber (sa), bu âyet-i kerime­yi, münafık bile olsalar ashabının bağışlanmaları için istiğfar etmekte muhayyer bırakıldığı şeklinde anladığı için bu âyet-i kerime, başka bir âyetin nüzulüne sebep olmuştur. Şöyle ki:

Hişâm ibn Urve'nin, babasından rivayetine göre Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl, Hz. Peygamber ve ashabı hakkında:

"Onlara infakta bulunmasanız ashabı çevresinden dağılır gider." demişti. Yine:

"Medine'ye varınca elbette aziz olan, zelîl olanı oradan çıkaracaktır." diyen de o idi. Allah Tealâ:

"Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş kere istiğfar etsen de Allah, hiçbir za­man onları mağfiret edecek değildir." âyet-i kerimesi nazil olduğunda Hz. Pey­gamber (sa):

"Yetmişten fazla istiğfar edeceğim." buyurdu da Allah Tealâ:

"On­lar için ha istiğfar etmişsin, ha onlara istiğfar etmemişsin, haklarında birdir. Allah onları kesinlikle yarlığamaz..." (Münâfikûn, 63/6) âyet-i kerimesini in­dirdi.[191]

Nitekim Münâfikûn Sûresinin nüzul sebebinde tekrar hatırlatılacaktır.[192]



81. Allah'ın Rasûlü'ne muhalefet için savaştan geri kalanlar oturup kalma­larına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve: "Bu sıcakta savaşa çıkmayın." dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır. " Keşki bilselerdi.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbnu Cerîr’in Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî ve başkalarından rivayette şöyle diyorlar:

Allah'ın Rasûlü (sa) sıcakların çok şiddetli olduğu bir zamanda Tebük seferine çıktı. Seleme oğullarından bir adam:

"Bu sıcakta sefere çıkmayın." dedi de onun bu sözü üzerine Allah Tealâ:

"De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır, daha şiddet­lidir." âyet-i kerimesini indirdi.[193]

2- Beyhakî'nin Delâilu'n-Nubuvve'sinde İbn İshak kanalıyla Asım ibn Amr ibn Katâde ve Abdullah ibn Ebî Bekr ibn Hazm'dan rivayet ettiği haberde bu kişinin münafık olduğu tasrih edilmektedir.[194]

3- Ibnu Cerîr’in İbnu Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiğine göre o şöyle dedi:

“Rasûlullah, yaz mevsiminde insanların kendisi ile gelmelerini emretti. Biri:

“Ey Allah'ın Rasûlü, sıcak şiddetli, biz çıkmaya kadir olamayız, biz sıcakta çıkmayız.” dedi. Allahü Teâlâ, Tevbe: 9/81 âyetini indirdi.”[195]



84. Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve peygamberini inkâr ettiler, fasık olarak öldüler.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İsmail b. Abdurrahman b. Ahmed el-Vaiz “imla” tarikıyla, Abdullah b. Muhammed b. Nasr’dan, o Yusuf b. Asım er-Razi’den, o Abbas b. Velid en-Nersi’den, o Yahya b. Said el-Kattan’dan, o Ubeydullah b. Ömer’den, o Nafi’den, o da İbn Ömer’den (r.a.) bize şu rivayette bulundu:

“Abdullah b. Übeyy ölünce oğlu Rasulullah’a (s.a.v.) gelip dedi ki:

“Gömleğini bana ver de onu bununla kefenleyeyim, üzerine de namaz kıl ve onun için istiğfarda bulun.” Rasulullah (s.a.v.) da gömleğini ona verdi. Sonra da:

“Beni çağır da onun namazını kılayım.” buyurdu. O da Rasulullah’ı (s.a.v.) ilan edip çağırdı. Rasulullah (s.a.v.) onun üstüne namaz kılmak isteyince Ömer b. Hattab (r.a.) kendisini çekti ve:

“Allah seni münafıkların üzerine namaz kılmaktan nehyetmemiş miydi?” dedi. Rasulullah (s.a.v.) da:

“Ben onlar için istiğfarda bulunmakla, bulunmamak arasında muhayyer kılındım.” buyurup müteakiben onun namazını kıldı. Sonra bu ayet nazil olunca onların üstüne namaz kılmayı terk etti.”[196]

Bu hadisi Buhari, Müsedded’den, Müslim de Ebu Kudame, Ubeydullah b. Said’den, her iki ravi de Yahya b. Said’den rivayet etmişlerdir.[197]

Bu husus, Ömer, Enes, Câbir (r.a.) ve başkalarının hadisinden varit oldu. [198]

2- Buhârî'deki başka bir rivayette "Allah'ın Rasûlü (sa) onun (Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl) üzerine cenaze namazı kıldı, biz de kıldık." ayrıntısına da yer verilmiştir.[199]

3- Neseî'de Câbir'den gelen bir rivayette ise Hz. Peygamber (sa)'in, o kabre konulduğunda kabrine geldiği, emri üzerine cenazenin kabrinden çıkarıldığı, Efendimiz (sa)'in onu dizleri üzerine koyup gömleğini kefen olarak bizzat giydirdiği ve ona üfürdüğü de kaydedilmiştir.[200]

4- İsmail b. İbrahim Nasrabazi, Ebu Bekr b. Malik el-Kutay’i’den, o Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’den, o babasından, o Ya’kub b. İbrahim b. Sa’d’dan, o babasından, o Muhammed b. İshak’tan, o Zühri’den, o Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mesud’dan, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bulundu:

“Ben, Ömer b. Hattab (r.a.)’ın şöyle dediğini işittim:

“Abdullah b. Übeyy ölünce, Rasulullah (s.a.v.) onun üzerine namaz kılmaya çağrıldı. O da namaz kılmak için ölüye doğru yöneldi. Ölünün başına varınca ben dönüp Rasulullah’ın (s.a.v.) göğsü hizasına dikildim ve -onun yaptıklarını günleriyle birlikte sayarak-

“Ey Allah’ın Rasulü, falan günde şunu şunu söyleyen Allah’ın düşmanı Abdullah b. Übeyy üzerine mi namaz kılacaksın/” dedim. Rasulullah (s.a.v.) ise tebessüm ediyordu. Nihayet ona fazla ısrarda bulununca buyurdu ki:

“Başımdan uzaklaş ey Ömer. Zira ben, muhayyer kılındım. Bu yüzden bu müsbet ciheti seçtim. Bana “Onlar için ister istiğfarda bulun, istersen bulunma. Sen onlar için yetmiş defa istiğfarda bulunsan da Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır…” buyuruldu. Eğer ben, yetmiş kereden daha fazla istiğfarda bulunduğum takdirde Abdullah’ın bağışlanacağını bilseydim elbette sayıyı artırırdım.” Sonra Rasulullah (s.a.v.) onun namazını kıldı ve onun cenazesiyle birlikte yürüyüp kabrinin üzerine durdu. Nihayet bu işlerini bitirip onun kabrinden ayrıldı. Benim, Rasulullah’a (s.a.v.) karşı cüretkârlığıma da şaştım doğrusu. Halbuki Allah ve Rasulü daha iyi bilir. Vallahi çok az bir süre geçti ki derken bu ayet nazil oldu. Artık bundan böyle Allah, ruhunu da kabzedinceye kadar Rasulullah (s.a.v.) hiçbir münafığın üstüne namaz da kılmadı. Kabrinin başında da durmadı.”

Müfessirlerin rivayetine göre, Abdullah b. Ubeyy hakkında yapılan bu ameliyeler hususunda Rasulullah (s.a.v.) ile konuşulup görüşüldü de buyurdu ki:

“Benim ne gömleğim, ne de kıldırdığım namaz Allah’tan gelecek olanı ondan savamaz. Vallahi ben onun sebebiyle kavminden bin kişinin müslüman olmasını umuyordum.”[201]

Tirmizî hadisin hasen, sahih, ğarib olduğunu da kaydeder.[202]

5- Cabir'den gelen bir rivayette de İbn Übeyy ibn Selûl'un oğlu Abdullah'ın Hz. Peygamber (sa)'e gelerek babasının kefenlenmesi için gömleğini istemesi ve cenaze namazını bizzat kıldırması talebi, babasının vasıyyetine dayandırılmakta[203]

6- İbn Kesîr de Hz. Peygamber (sa)'in, ona, kefenlenmesi için gömleğini vermesini Hz. Abbâs'ın Bedr'de esir edildiğinde çıplak olarak kendisine getirilmesi esnasında giydirilmesi için bir gömlek istemesi, iri yapılı olması sebebiyle Abdullah ibn Übeyy'in gömleği dışında ona giydirilecek bir gömlek bulunamaması ve İbn Übeyy'in o gün Hz. Abbâs'a giydirilmek üzere gömleğini vermesi hadisesiyle ilişkilendirmektedir.[204]



90. Bedevilerden özür beyan edenler, kendilerine izin verilsin diye geldi­ler. Allah'a ve Rasûlü'ne yalan söyliyenler ise oturup kaldılar. Onlardan, küf­retmiş olanlara elîm bir azâb isabet edecektir.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs bunların Hz, Peygamber (sa)'e gelerek özür beyan eden ve özür­leri kabul buyrulup kendilerine izin verilen bedeviler olduğunu söyler. [205]

2- Bunların Amir ibnu't-Tufeyl'den gelen bir grup olduğu da söylenmiştir. Gelip:

"Ey Al­lah'ın elçisi, seninle birlikte gazveye çıkarsak Tay bedevileri gelir kadınlarımı­za, çocuklarımıza ve hayvanlarımıza saldırırlar." demişler, Hz. Peygamber (sa) de:

"Allah bana sizin haberlerinizi bildirdi ve bizi sizden müstağni kıldı (sizin bu sefere katılmanıza ihtiyacımız yoktur)." buyurmuş, onların bu özürlerini kabul ederek kendilerine sefere katılmama hususunda izin vermişti.[206]

3- İbn İshak bunların Gıfâr oğullarından bir grup olduğunu söylemiştir. [207]

4- "Sıkıntı­da oldukları ve ehlü iyallerinin çokluğu" bahanesiyle sefere katılmamak için izin istemeye gelen Esed ve Gatafanlılar oldukları da söylenmiştir.[208]



91. Zayıflara, hastalara ve harcayacak şeyleri bulunmıyanlara, Allah'a ve Rasûlü'ne sadık kaldıkları müddetçe bir sorumluluk yoktur. Muhsinleri hesaba çekmeye de bir yol yoktur. Allah Ğafûr'dur, Rahim 'dir.



Ibnu Ebî Hatim’in Zeyd Ibni Sabit'ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir:

“Ben Rasûlulah'ın yazıcılığını yapardım. Berâet sûresini yazdım. Ben kalemi kulağıma koydum, kıtal ile emr olunduk. Rasûlullah kendisine indirilene bakıyordu. Ona bir âmâ geldi ve:

“Benim için nasıl olur ben âmâyım?” dedi.Tevbe: 9/91 ayeti indirildi.” [209]



92. “Binek vermek için sana geldiklerinde, “Size binek bulamıyorum” dediğin zama, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de sorumluluk yoktur.”



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayete göre Bu âyet çok ağlayanlar hakkında nazil olmuştur. Bunlar: Ma'kil b. Yesar, Sahr b. Huneys, Abdullah b. Ka'b el-Ensarî Ulbe b. Zeyd el-Ensarî, Salim b. Umeyr, Sa'lebe b. Ğanemie ve Abdullah b. Muğaffel olmak üzere yedi kişi idiler. Bu zatlar, Rasulullah (s.a.v.)'a gelip;

"Ey Allah'ın Nebi'si, Aziz ve Celil olan Allah, bizi seninle birlikte sefere çıkmaya çağırdı. Haydi sen, bizi eskimiş bez parçalarına, tasmalı nalınlara bindir de se­ninle gazaya çıkalım" dediler. Rasulullah (s.a.v.)'ın: "Sizi bindirip, .yürütecek hiçbir şey bulamıyorum" buyurması üzerine bunlar ağlaya ağlaya geri döndüler."[210]

2- Mücahid de bu âyetin, Mukarrin Oğulları Ma'kil, Süveyd ve Numan hakkında indiğini söylemektedir.[211]

3- Katâde'den gelen bir rivayete göre ise âyet-i kerimeler İbn Abbâs rivaye­tinde anlatılan ashabın durumundaki Aiz ibn Amr ve diğer özür sahipleri hak­kında inmiştir.[212]

4- Bunların Müzeyne kabilesinden Mukarrin'in oğulları -ki yedi kardeş olup yedisi de sahabedendir- Ma'kıl, Akîl, Sinan, Süveyd ve Nu'mân (Mücâhid'den) olduğu[213], İrbâz İbn Sâriye (Abdurrahman ibn Amr es-Sülemî'den) olduğu[214], Ebu Musa ve arkadaşları (Hasen'den) olduğu[215] rivayetleri de vardır.[216]

5- Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî ve başkalarından rivayette de bunların yedi kişi oldukları belirtilip isimleri sayılmaktadır. Bunlar: Amr ibn Avf oğullarından Salim ibn Umeyr, Vâkıf oğullarından Heramî ibn Amr, Mazin ibnu'n-Neccâr oğullarından Ebu Leylâ Abdurrahman ibn Ka'b, Muallâ oğullarından Selman ibn Sahr, Harise oğullarından Ebu Able Abdurrahman ibn Yezîd, Seleme oğul­larından Amr ibn Aneme ve Abdullah ibn Amr el-Müzenî'dir.[217]

6- Vahidî ise bunların yedi kişi olduklarını söyledikten sonra altısı­nın isimlerini: "Ma'kıl ibn Yesâr, Sahr ibn Huneys, Abdullah ibn Ka'b el-ensârî, Salim ibn Umeyr, Sa'lebe ibn Aneme ve Abdullah ibn Muğaffel" olarak sayar. [218]

7- Kuşeyrî de bunları "Ma'kıl ibn Yesâr, Sahr ibn Hansa', Abdullah ibn Ka'b el-ensârî, Salim ibn Umeyr, Sa'lebe ibn Aneme, Abdullah ibn Muğaffel ve yedinci bir kişi" olarak saymıştır.[219]

8- Vâkıdî'nin Kâtibi Muhammed ibn Sa'd ise "Sahr ibn Selman" yerine Seleme ibn Sahr'ı, "Sa'lebe ibn Aneme" yerine de Amr ibn Aneme'yi zikretmiştir.[220]

9- İbn İshak da bunların, ansardan ve başkalarından yedi kişi olduklarını belirtip isimlerini de "Amr ibn Avf oğullarından Salim ibn Umeyr, Harise oğulları kardeşi Ulbe ibn Zeyd, Mazin ibnu'n-Neccâr oğullan kardeşi Ebu Leylâ Abdurrahman ibn Ka'b, Selime oğulları kardeşi Amr ibnu'l-Humâm ibnu'l-Cemûh ve Abdullah ibnu'l-Muğaffel el-Muzenî" olarak sayar ve ekler: Bazı kimseler bunların Abdullah ibn Amr el-Muzenî, Vâkıf oğulları kardeşi Heramî ibn Abdullah ve İrbâz ibn Sâriye el-Fezârî olduklarını söyler. Bunlardan Ebu Leylâ Abdurrahman ibn Ka'b ile Abdullah ibn Muğaffel, daha sonra İbn Yâmîn ibn Umeyr ibn Ka'b en-Nadrî'nin kendilerine sağladığı imkânlarla bu sefere katılabilmişlerdir.[221]

10- Bu sayılanlardan hangileri olursa olsun neticede bu rivayetlerin ortak nok­taları, bu âyet-i kerimenin inmesine sebep olanların Tebük gazvesine katılmak isteyip de maddî imkânsızlık sebebiyle gelip Hz. Peygamber (sa)'den sefere katılmalarını sağlıyacak vasıta taleb eden ve kendilerine bu imkân sağlanama­yınca da Hz. Peygamber (sa)'le birlikte sefere katılamamanın üzüntüsüyle ağlıyarak geri dönen yoksul müslümanlar (daha sonra "el-Bekkâûn" adıyla anılmışlardır) olmalarıdır.[222]



96. Size yemin ederler ki kendilerinden hoşnut olasınız. Siz onlardan hoşnut olsanız da hiç şüphesiz Allah, fâsıklar güruhundan asla hoşnut olmaz.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayete göre Cedd ibn Kays, Muattib ibn Kuşeyr ve müna­fık olan arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Sayıları seksen küsur olup Hz. Peygamber (sa), Tebuk Gazvesi dönüşü, ashabına, onlarla oturup kalkmamala­rını, onlarla konuşmamalarını emretmiş, ashabı da bu emre uymuşlardı.[223]

2- Mukatil'den rivayete göre ise yine Tebuk Gazvesi dönüşü Hz. Peygamber (sa)'e gelerek, bir daha asla O'nunla hiçbir gazveden geri kalmıyacağına yemin ederek kendisinden hoşnut olmasını isteyen Abdullah ibn Übeyy hakkında nazil olmuştur.[224]



97. "Bedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, peygamberine indirdiğinin sınırlanın bilmemek, onlara daha la­yıktır. Allah bilendir, hakimdir."

98. Bedevîlerden öyleleri de vardır ki infak edeceğini angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini beklerler. Belâlar onların başlarına olsun! Ve Allah Semî’dir, Alîm'dir.



Bu âyet Esed ve Gatafan bedevileri ile Medine ehlinin bedevileri hakkında nazil olmuştur.[225]

Alûsî bunun Kelbî'den rivayet edildiğini kaydetmiştir.[226]



99. Bedevilerden öyleleri de vardır ki Allah'a ve âhiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında yakınlıklara ve Rasûlü'nün duasına nail olmaya vesile sayar. İyi bilin ki bunlar, kendileri için gerçek bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine koyacaktır. Hiç kuskusuz Allah Gafur’dur, Rahîm'dir.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- Mücâhid ve başkalarından rivayete göre Müzeyne'den Mukarrin'in oğulları hakkında nazil olmuştur.[227]

2- İbnu Cerîr’in Mücâhid'den (r.a.) rivayet ettiğine göre bu ayet haklarında Tevbe: 9/92 âyeti indirilen Benî Mukrarrin hakkında indi.[228]

3- Abdurrahman İbni Muakkal-ı Müzeni anlattı:

“Biz Mukarrin oğulları’ndan on kişi idik. Bu âyet bizim hakkımızda indirildi.” [229]

4- Kelbî'den gelen rivayette ise üç kabile hakkında nazil olduğu belirtilmektedir ki Eslem, Gıfâr ve Cuheyne kabileleridir.[230]

5- Başka bir rivayette ise bundan önceki âyet-i kerimenin Esed, Gatafan ve Temîm oğullan kabileleri hakkında; bunun ise Zu'l-Bicâdeyn Abdullah ibn Abdi Nuhm el-Müzenî hakkında indiği söylenmiştir[231]

6- Bütün bu rivayetler de yine Tebuk Gazvesi ile ilişkilidir.[232]



101. "Çevrenizdeki bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz bili­riz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar."



Kelbî'nin rivayetine göre bu âyet, Cüheyne, Müzeyne, Eşca', Eslem, Gıfar Kabileleri'yle haklarında "Medine'Iiler içinde de..." buyurulan; Abdullah b. Ubeyyy, Cedd b. Kays, Muattib ibn Kuşeyr, Cülas b. Süveyd ve Ebû Amr er-Rahib münafıkları hakkında nazil olmuştur."[233]



102. "Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesîni kabul et­mesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir."



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbnu'l-Valibî'nin rivayetinde İbn Abbas dedi ki:

"Bu âyet, Tebük Savaşı'nda Rasulullah (s.a.v.)'tan ayrı olarak geride oturup kalan bir grup hakkında inmiştir. Bunlar sonra pişman olup:

"Rasulullah (s.a.v.) ile Ashabı cihatta iken bizler karılarımızla birlikte örtülü meskenlerde, gölgeliklerde eğleşiyoruz. Vallahi kendimizi mescidin direklerine bağlayacağız ve Rasulullah (s.a.v.) bizi çözüp özürümüzü kabul etmedikçe bağlarımızı çözmeyeceğiz" dediler ve kendilerini mescidin direklerine bağladılar. Rasulullah (s.a.v.) seferden dönünce onlara uğradı ve onların bu halini görüp:

"Kim bunlar?" buyurdu. Ashab da:

"Bunlar, seninle savaşa çıkmayıp geride kalanlar bu yüzden de sen onlardan hoşnud olup bağlarını çözen kişi sen olmadıkça kendilerini çözmeyeceklerine dair Allah'a söz veren kimselerdir" dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki;

"Ben de onları çözmekle emrolunmadığım müddetçe onları çözmeyeceğime ve Allah (c.c.) onların özrünü kabul etmedikçe, özürlerini kabul etmeyeceğime Allah'a yemin ediyorum. Zira onlar benden ayrılıp geride kaldılar ve müslümanlarla birlikte savaşmak­tan yüz çevirdiler." Nihayet Allah Teala bu âyeti indirdi. Ayet inince Rasulullah (s.a.v.) onlara adam gönderip iplerini çözdürdü ve özürlerini kabul buyurdu. Onları çözünce, bu zatlar:

"Ey Allah'ın Rasulü, işte bizi sen'den alıkoyan mallarımız. Bunları bizim namımıza tasadduk et ve böylece bizi temizle, bizim için de Allah'tan mağfiret iste" dediler. Rasulullah (s.a.v.):

"Ben, sizin mallarınızdan herhangi birşey almakla emrolunmadım ki" buyurdu. Bunun üzerine Allah Teala "Mallarının bir kısmını, kendilerini temiz­leyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir." 103. âyeti indirdi."[234]

İbn Abbas, bunların on kişi olduğunu söylemiştir.[235]

2- İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle demiştir:

Allah'ın Rasûlü (sa) Tebük Gaz­vesine çıktığında Ebu Lübâbe ve beş arkadaşı Hz. Peygamber (sa)'den geride kaldılar, sefere katılmadılar. Sonra Ebu Lübâbe ve arkadaşlarından ikisi düşün­düler, pişman oldular ve bu geride kalmalarıyla helak olacaklarına kanaat getir diler,

"Biz burada kadınlarla beraber gölgede huzur ve rahat içindeyiz; Allah'ın Rasûlü de mü'minlerle birlikte cihadda. Allah'a yemin olsun ki biz, kendimizi mescidin direklerine bağlıyacağız ve bizi mazur görerek Allah'ın Rasûlü bizi çözmedikçe de kendimizi bu direklerden çözmeyeceğiz." dediler. Ebu Lübâbe ve iki arkadaşı gidip kendilerini mescidin direklerine bağlarken üçü kendilerini direklere bağlamadılar.

Allah'ın Rasûlü (sa) gazveden döndüler, Mescid-i Nebevî'ye girdiler. Mescidde yolu üzerinde direklere bağlı olanları görünce:

"Kim bu kendilerini direklere balamış olanlar?" diye sordular. Ashabı:

"Ebu Lübâbe ve arkadaşları­dır. Allah'ın Rasûlü (sa) ile sefere katılmayıp geride kaldılar, günahlarını itiraf ettiler ve Allah'a ahdettiler ki sen kendilerinden razı olup onları çözünceye ka­dar bağlarını çözerek kendilerini serbest bırakmıyacaklar." dediler. Allah'ın Rasûlü (sa):

"Benden geride kaldılar, benimle cihada katılmadılar, müslümanların gazvesinden ve cihaddan yüz çevirdiler; Allah'a yemin olsun, Allah onları mazur görünceye kadar onları mazur görmiyeceğim, onları serbest bırakmakla emrolunmadıkça onları serbest bırakmıyacağım, bağlarını çözmiyeceğim." buyurdular da Allah Tealâ: "Diğer bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi ameli kötü ile karıştırdılar, işte Allah'ın onların tevbelerini kabul buyurması umulur..." âyet-i kerimesini indirdi.[236]

3- İbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayette Ebu Lübâbe'nin ismi verilmezken kendilerini direğe bağlıyanların sayısı 7, kendilerini direğe bağlamıyan üç kişi ile birlikte bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olanların toplam sayısı da on kişi olarak verilmektedir.[237]

4- İbnu Abbas'tan (r.a.) Avfî tarikından İbnu Merduyeh ve İbnu Ebî Hatim anlattı. İbnu Abbas (r.a.) dedi ki:

Rasûlullah gazaya çıktı. Ebu Lübâbe ve onunla birlikte beş kişi Rasûlullahla beraber harbe gitmediler.. Lübâbe ve onunla birlikte iki kişi düşündüler ve Rasûlullah ile birlikte çıkmadıklarından pişman oldular, kendilerinin helake yaklaştıklarına kâni oldular ve:

“Biz, kadınlarla birlikte gölge ve rahat içindeyiz, Allah'ın Rasülü ve Müminler ise cihattalar. Vallahi biz kendimizi direklere bağlayacağız ve Rasûlullah oradan bizi çözünceye kadar orada bağlı kalacağız.” dediler. Dediklerini yaptılar. Üç kişi kendilerini bağlamadı. Rasûlullah harpten dönünce:

“Kendilerini direklere bağlayanlar kim?” diye sordu. Birisi:

“Ebu Lübâbe ve arkadaşlarıdır. Onlar, geri kaldılar ve siz kendilerini çözünceye ve onlardan hoşnut oluncaya kadar, kendilerini çözmemek için Allah'a ahit verdiler.” dedi. Aleyhisselâm:

“Ben onları çözmekle emir oluncaya kadar çözmem.” buyurdu.

Allahü Teâlâ Tevbe: 9/102 âyetini indirdi. Ayet inince, Rasûlullah onları çözdü ve onların özürlerini kabul etti. Kendilerini bağlamayan üç kişi kendileri hakkında bir şey anlatılmadan kaldılar. Onlar haklarında Allahü Teâlâ'nın, “Savaştan geri kalan diğer bir kısım insanların durumu ise Allah’ın hükmüne bırakılmıştır.” Tevbe: 9/106 buyurduğu kimselerdir.

İnsanlardan bâzıları:

“Onlar helak oldular, çünkü onlar hakkında bir şey inmedi ve onların mazereti kabul edilmedi.” dediler. Diğer bâzıları:

“Umulur ki., Allahü Teâlâ onları affeder.” dediler. Tevbe: 9/118 âyeti indirildi.” [238]

5- İbnu Abbas'tan (r.a.), Ali İbni Talha tarikından îbnu Cerîr, bunun benzerini anlattı ve :

“Ebu Lübâbe ve arkadaşları, bağları çözüldüğü zaman malları ile geldiler ve:

“Ya Rasûlallah, bunlar bizim mallarımızdır. Bunları bizden sadaka olarak al ve bizim için istiğfar et.” dediler. Aleyhisselâm:

“Sizin mallarınızdan bir şey almakla emir olunmadım.” buyurdu.

Allahü Teâlâ, Tevbe: 9/103 ayetini indirdi, diye bu kısmını ilave etti

Yalnız bu miktarı, Saîd İbni Cübeyr, Dahhak, Zeyd İbni Eslem ve başkalarından anlattı. [239]

6- Katâde'den (r.a.) rivayet edildiğine bu âyet, yedi kişi hakkında indirildi. Onlardan dördü, kendilerini direklere bağladı. Bunlar Ebu Lübâbe, Mirdâs, Evs İbni Hızâm ve Salebe İbni Vedîah'dır.[240]

7- Câbir’den Ebu Süfyân, ondan Ameş, Ondan Sevrî tarikından Ebu Şeyh ve İbn Mendeh, Fezâili Sahabe isimli kitapta anlattı. Câbir (r.a.) dedi ki:

“Tebük harbinde Rasûlullah ile birlikte çıkmaktan geri kalanlardan altı kişi; Ebu Lübâbe, Evs İbni Hızâm, Salebe İbni Vedîah, Ka'b İbni Mâlik, Mirâra İbni Rebi' ve Hilâl İbni Ümeyye idi. Ebu Lübâbe, Evs ve Salebe gelip kendilerini direğe bağladılar. Mallarını getirip:

“Ya Rasûlallah, bizi sizden alıkoyan bunları al.” dediler. Aleyhisselâm:

“Harp olmadıkça onları helal kılmam.” buyurdu. Kur'an'ın Tevbe: 9/102 âyeti indi.” [241]

Suyuti der ki: “Bu rivayetin isnadı kuvvetlidir.” [242]

8- Ümmü Seleme'den- içinde Vâkıdî'nin olduğu senetle- İbnu Merduyeh anlattı. Ümmü Seleme dedi ki:

“Ebu Lübâbe'nin tövbesi hakkındaki âyet benim evimde indi. Ben Seher vaktinde Rasûlullah'ın güldüğünü işittim ve:

“Ey Allah'ın Rasûlü, seni güldüren şey nedir?”dedim. Aleyhisselâm:

“Ebu Lübâbe'nin tövbesi kabul edildi.” buyurdu. Ben:

“Bunu bildirmeme izin verir misiniz?” dedim. Aleyhisselâm:

“İstersen bildir” buyurdu. Bu hicap (örtünme) farz kılınmadan önce idi. Ben evin kapısında durdum, Ve:

“Ey Ebu Lübâbe, seni müjdelerim. Allahü Teâlâ, senin tövbeni kabul etti.” dedim. İnsanlar onu çözmeğe koştular. Ebu Lübâbe:

“Hayır Rasûlullah, çözünceye kadar sizin çözmenize razı değilim.” dedi.. Rasûlullah sabah namazına çıkınca, onu çözdü ve Tevbe: 9/102 âyeti indi.” [243]

9- Zeyd ibn Eslem'den gelen bir rivayette de Kurdum ve Mirdas'ın isimleri verilip sayıları sekiz olarak verilir.[244]

10- Katâde'den gelen bir rivayette de hepsi ensardan olmak üzere 7 kişi oldukları, Cedd ibn Kays, Ebu Lübâbe, Haram ve Evs olmak üzere bunlardan dördünün kendilerini Mescid-i Nebevinin direklerine bağladıkları kaydedilmektedir.[245]

11- Zuhrî der ki: Ebu Lübâbe, Hz. Peygamber (sa) ile Tebük Gazvesine katılmıyarak geri kalanlardan idi. Kendini Mescid-i Nebevî'de bir direğe bağladı ve:

"Allah'a yemin ederim ki ölünceye veya Allah tevbemi kabul edinceye kadar kendimi direkten çözmeyeceğim, yemeyeceğim, içmeyeceğim." dedi. Direğe bağlı olarak yemeden, içmeden üzerinden yedi gün geçti ye sonunda bayılarak yere yığıldı. Ravi der ki: Sonra Allah Tealâ onun tevbesini kabul buyurdu da gelip kendisine:

"Ey Ebu Lübâbe tevben kabul edildi." dediler.

"Allah'a yemin ederim ki bizzat Allah'ın Rasûlü gelip beni elleriyle çözmedikçe kendimi çözmiyeceğim." dedi. Hz. Peygamber (sa) geldiler ve elleriyle Ebu Lübâbe'yi direkten çözdüler. Ebu Lübâbe:

"Ey Allah'ın elçisi, tevbemin tamamından olarak bu günahı işlediğim kavmimin yurdunu terkedeceğim, kendisi sebebiyle bu günahı işlediğim malımın tamamı da Allah ve Rasûlü yolunda sadakadır." dedi. Hz. Peygamber (sa):

"Üçte birini sadaka olarak vermen sana yeter ey Ebu Lübâbe." buyurdular.[246]



103. Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyip arıtmış olasın. Ve onlara dua et; hiç şüphesiz senin duan onlar için bir sükûnet ve bir rahmettir. Allah Semî'dir, Alım'dır.



Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

1- İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor: Tebük Gazvesinden geri kalma­ları, sonra pişman olarak tevbe edip kendilerini Mescid-i Nebevî'nîn direklerine bağlamaları ve haklarında bundan önceki âyet-i kerime inerek bağışlanmaları üzerine Ebu Lübâbe ve iki arkadaşı gidip mallarını Hz. Peygamber (sa)'e getir­diler ve:

"Ey Allah'ın elçisi, bu mallar bizi seninle birlikte gazveye çıkmaktan geri bıraktı. Bizim için bu mallan sadaka olarak dağıt, bizim mağfiret olunma­mız ve bu günahtan temizlenmemiz için dua et." dediler. Hz. Peygamber (sa):

"Emrolunmadıkça onlardan bir şey alıp da sadaka olarak dağıtmam." buyurdular da bunun üzerine Allah Tealâ:

"Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyip arıtmış olasın. Ve onlara dua et; hiç şüphesiz senin duan onlar için bir sükûnet ve bir rahmettir..." âyet-i kerimesini indirdi ve Allah'ın Rasûlü on­dan sonra onların mallarından alıp sadaka olarak dağıttı.[247]

2- İbn Zeyd'den bu âyet-i kerimenin, Tebük Gazvesine katılmıyan bir grup münafığın Hz. Peygamber (sa)'e gelerek tevbe ettiklerini söylemeleri ve malla­rından bir kısmını sadaka olarak dağıtmasını istemeleri üzerine indiği rivayet edilmişse[248] de meşhur olan Ebu Lübâbe ve üç (veya altı) arkadaşı hakkında nazil olmuş olmasıdır.[249]



104. Bilmezler mi ki Allah muhakkak kullarından tevbeyi kabul edecek ve sadakaları alacak olanın kendisidir. Ve muhakkak ki Allah Tevvâb'dır, Rahîm'dır.



Bu âyet-i kerime, hem Tebük Gazvesinden geri kalan ve hem de tevbe et­meyenlerin, Tebük Gazvesinden geri kalmaları, sonra pişman olarak tevbe edip kendilerini Mescid-i Nebevi'nin direklerine bağlamaları üzerine haklarında bun­dan önceki âyet-i kerimeler inerek bağışlanan Ebu Lübâbe ve arkadaşları hak­kında "Bunlar da dün bizimle birlikteydiler, onlarla da kimse konuşmuyor ve kendileriyle kimse oturup kalkmıyordu. Bizim dışımızda böyle bağışlanmalarını gerektiren özellikleri nedir ki?!" demeleri üzerine bu âyet-i kerime inmiştir.[250]



106. "Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyru­ğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir."



Mücâhid ve Katâde'den rivayete göre bunlar, hepsi de ensardan (Evs ve Hazrec'den) olmak üzere daha sonra "Geri bırakılan üç kişiye de yeryüzü bütün genişliğine rağmen dar gelmiş ve nefisleri de kendilerini sıkıştırmıştı da..." âyet-i kerimesinde[251] kıssaları anlatılacak olan Tebük Gazve­sinden geri kalan üç kişi olup Ka'b ibn Mâlik ile Amr b. Avf Oğulları'ndan Hilâl ibn Ümeyye ve Mürâra ibnu'r-Rabî'dirler.[252]



107. "Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.

108. O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gel­mekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever."



1- Tefsir alimlerinin rivayetine göre, Amr b. Avf Oğulları, Kuba Mescidi'ni kurmuş­lar ve kendilerine gelip namaz kıldırması için Rasulullah (s.a.v.)'a haber göndermişlerdi. O da onlara gidip, o mescidde namaz kılmıştı. Bunun üzerine Amr b. Avf Kabilesi'nin kardeşleri olan Gunm b. Avf Oğulları onları kıskanmış ve:

"Biz de bir mescid yapıp, kar­deşlerimizin mescidinde namaz kıldığı gibi bizim mescidimizde de namaz kılması için Rasuiullah (s.a.v.)'a haber göndereceğiz. Rahib Ebû Amir de Şam'dan geldiği zaman orada namaz kılsın" demişlerdi. Bu Ebû Amr, Cahiliyye Dönemi'nde rahiplik yapmış, Hristiyan olarak Palas giymişti. Hanif Dini'ni de inkâr etmişti. Bütün bunları, Rasulullah {s.a.v.) Medine'ye geldiğinde yapmış ve Rasulullah (s.a.v.)'a düşman olmuştu. Peygamber (s.a.v.) de ona "Fasik Ebû Amr" ismini takmıştı. Bu adam Şam'a doğru yola çıkıp:

"Gücünüz yettiği kadar kuvvet ve silah tedarik edin. Benim için de bir mescid ya­pın. Zira ben Kayser'e gidiyorum. Rum ordusunu getirip Muhammed'le Ashabı'nı Medine'den çıkaracağım" diye münafıklara haber saldı. Onlar da Kuba Mescidi'nin ya­nında onun için bir mescid yaptılar. Bu mescidi yapanlar on iki kişi idiler; Hizam b. Halid -ki bu ayrılık, fitne tohumu saçan mescid bu adamın arsasından çıkmıştır-, Sa'lebe b. Hatıb, Muattıb b. Kuşeyr, Ebû Habibe b. Ez'ar, Abbad b. Huneyf, Cariye b. Amir ve iki oğlu Mecma ve Zeyd, Nebtel b. Haris, Bahzec, Bicad b. Osman ve Vedia b. Sabit.

Bunlar mescidin inşasını bitirince Rasulullah (s.a.v.)'a gelip:

"Biz, sıkıntısı, ihti­yacı olan, yağmurlu ve soğuk gece geçiren kimseler için bir mescid inşa ettik. Bize gelip o camide namaz kıldırmanı arzu ediyoruz" dediler. Rasulullah (s.a.v.) da giyinip onlara gitmek için gömleğini istetti. Derken kendisine vahiy geldi ve Mescid-i Dırar'la onu ya­panların kurdukları şeyi Allah Teala O'na haber verdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), Malik b. Duhşum, Ma'n b. Adiyy, Amir b. Seken ve Hamza'nın katili olan Vahşi'yi çağırıp onlara:

"Ahalisi zalim olan şu mescide gidin, onu yakıp yıkın" buyurdu. Bunlar da yola çıktılar, Malik gidip, bir hurma dalı aldı ve onu ateşe tutuşturdu. Sonra mescide girdiler. Mescidin cemaati de içerideydi. Mescidi yakıp yıktılar. Mescidin cemaati de oradan ay­rıldılar. Rasulullah (s.a.v.) bu mescidin içerisine leşlerin, pisliklerin ve sürpüntülerin atıl­dığı bir çöplük haline getirilmesini emretti."[253]

Rahip Ebû Amir yalnız ve kimsesiz olarak şüphe içerisinde ölüp gitti.[254]

2- Muhammed b. İbrahim b. Muhammed b. Yahya, Ebû'l-Abbas b. İsmail b. Zekeriyya'dan, o Davud b. Zebrikân'dan, o Sahr b. Cüveyriye'den, o Aişe b. Sa'd b. Ebî Vakkas'tan, o da babasından bize rivayet ettiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkas şöyle demiştir:

Münafıklar Kuba Mescidi'ne benzetmek maksadıyla Rahip Ebû Amir için Kuba Mescidi'ne yakın olarak bir mescid yapmaya kalkıştılar. Bunlar, rahibin gelip bu mescidde kendilerine imam olmasını bekliyorlardı. Bunlar mescidin inşasını bitirince Rasulullah (s.a.v.)'a geldiler ve dediler ki:

"Ey Allah'ın Rasulü, biz bir mescid yaptık. Gel orada na­maz kıl da biz onu namazgah edinelim." Rasulullah {s.a.v.) da onlarla kalkıp gitmek üzere elbisesini üzerine aldı. Derken "Orada sakın namaz.kilma..." âyeti nazil oldu."[255]

3- İbn Merduyeh’in Ali İbni Ebî Talha tarikından İbn Abbâs'tan rivayetine göre bunlar, ensardan bir takım kimselerdir ki Ebu Amir er-Râhib'in isteği ve direktifleri doğrultusunda bir mescid inşa etmişlerdi. Ebu Amir er-Râhib bunlara:

"Mescidinizi yapın, gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve silâh hazırlayın. Ben şimdi Rum kralı Kayser'e gidiyorum. Rumlardan bir ordu getireceğim ve Muhammed ve ashabını buradan çıkaracağım." demişti. Mescidlerini yapıp bitirince Hz. Peygamber (sa)'e geldiler ve:

"Mescidimizi yapmayı bitirdik; isteriz ki orada namaz kılasın ve bereketli olması için dua edesin." dediler de Allah Tealâ: "Zarar vermek, küfretmek ve mü'minlerin arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah'a ve Rasûlü'ne karşı savaşan kişiyi bekleyip gözetlemek üzere bir mescid edinenler..." âyet-i kerimesini indirdi.[256]

4- Bu konudaki İbn Zeyd rivayeti biraz daha ayrıntılı, şöyle ki: Kuba halkı hep birlikte Kuba mescidinde namaz kılarlardı. Burada münafıkların reislerin­den Ebu Amir Ebu Hanzala adında bir adam vardı. O, Sayfi ve kardeşi başlan­gıçta en hayırlı müslümanlardan idiler. Bunlardan Ebu Amir, Sakîf’ten İbn Bâlîn ve Kays'tan Alkame ibn Ulâse ile birlikte Hz. Peygamber (sa)'den kaça­rak Rum (Bizans) kralına katıldılar. Daha sonra Alkame ve İbn Bâlîn döndüler, Hz. Peygamber (sa)'e bîat ettiler ve yeniden müslüman oldular. Ebu Amir ise hristiyan olup orada kaldı. İşte Kuba'da bir takım münafıklar bu Ebu Amir gelip içinde namaz kılacak diye, bir de Kuba mescidinde hep birlikte namaz kılan müslümanlar arasına ayrılık sokmak, onları bölmek için mescid-i dırârı inşa ettiler ve Hz. Peygamber (sa)'i de kandırmak üzere geldiler:

"Ey Allah'ın elçisi, belki sel gelir de vadi ile aramızdaki irtibatı koparır, kavmimizle aramızda bir engel oluşturur. İşte böyle durumlarda biz mescidimizde namaz kılalım. Sel geçtiğinde yine kavmimizle birlikte namaz kılarız." dediler. Ravi der ki: Aslında onlar bu mescidi nifak üzere bina etmişlerdi. Mescidleri Hz. Peygamber (sa) zamanında yıkıldı, insanlar çöplerini ve pisliklerini oraya atarlardı. İşte bunların bu mescidi bina etmeleri ve Hz. Peygamber (sa)'i de kandırmaya çalışmaları üzerine Allah Tealâ: "Zarar vermek, küfretmek ve mü'minlerin arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah'a ve Rasûlü'ne karşı savaşan kişiyi bekleyip gözetlemek üzere bir mescid edinenler..." âyet-i kerimesini indirdi.[257]

5- İbn İshak'ın kendi isnadıyla Katâde ve başkalarından rivayetinde şöyle anlatıyorlar: Allah'ın Rasûlü (sa) Tebük seferi hazırlıklarında iken mescid-i dırâr'ı yapanlar O'na geldiler ve:

"Ey Allah'ın elçisi, herhangi bir hastalık, ihtiyaç halinde ve yağmurlu gecelerde (kış gecelerinde) namaz kılmak üzere bir mescid inşa ettik. İsteriz ki bize gelesin ve orada bize namaz kıldırasın." dediler. Hz. Peygamber (sa):

"Ben şu anda sefer hazırlıkları ile meşgulüm. Ama eğer bu seferimizden dönecek olursak inşaallah size gelir ve sizin için orada namaz kılarım." buyurdular.

Tebük dönüşü Medine yakınlarında Zî Evân'a gelip orada konakladığında bu mescid ile ilgili haber (mescidin mescid-i dırâr olduğu, mü'minler arasına tefrika sokmak üzere inşa edildiği Allah tarafından kendisine haber verilmekle) kendisine geldi. Allah'ın Rasûlü (sa), Mâlik ibnu'd-Duhşum'u ve Ma'n ibn Adiyy'i ya da onun kardeşi Asım ibn Adiyy'i çağırarak onlara:

"Ehli zalim olan şu mescide gidin, onu yıkın ve yakın." buyurdu.

İkisi hızlı bir şekilde yola çıktılar, Mâlik ibnu'd-Duhşum'un kabilesi olan Salim ibn Avf oğulları'na geldiler. Malik, Ma'n'a:

"Beni biraz bekle, ailemin yanına gireyim, onlardan bir ateş alıp geleyim." dedi. Ailesi yanına girip bir hurma dalı aldı, onu yaktı, sonra çıktı birlikte koşarak mescid-i dırâra geldiler, içinde o mescidin ehli varken mescide girdiler ve onu yaktılar, yıktılar, içindeki cemaati de dağılıp gittiler. İşte onlar hakkında Kur'ân'dan "Zarar vermek, küfretmek ve mü'minlerin arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah'a ve Rasûlü'ne karşı savaşan kişiyi bekleyip gözetlemek üzere bir mescid edinenler..." âyet-i kerimesi indi.[258]

6- Bu mescidi bina edenler on iki kişidirler. Bunlar, Ebu Lübâbe ibn Abdülmünzir'in arkadaşları olup: Amr ibn Avf oğullarından Hizam ibn Hâlid ibn Ubeyd ibn Zeyd -ki mescid-i dirâr onun evinden çıkarılmış, yani onun evinden bölünerek inşa edilmişti-, Ubeyd oğullarından (ya da Ümeyye ibn Zeyd oğullarından) Sa'lebe ibn Hâtib[259], Dubey'a ibn Zeyd oğullarından Muattib ibn Kuşeyr, yine Dubey'a ibn Zeyd oğullarından Ebu Habibe ibnu'l-Ez'ar, Amr ibn Avf oğullarından Sehl ibn Huneyf’in kardeşi Abbâd ibn Huneyf, yine Dubey'a oğullarından Câriye ibn Amir ile iki oğlu Mücemmi' ibn Câriye ve Zeyd ibn Câriye, Nebtel ibnu'l-Hâris, Abdullah ibn Huneyf’in dedesi Bahdec (ya da Bahzec), Dubey'a oğullarından Bicâd (ya da Nicâd) ibn Osman ve son olarak Vedî'a İbn Sâbit idiler.[260] Sayılarının 17 olduğu da söylenmiştir.[261]

7- İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette de bu mescidi bina edenler hepsi de ensardan olmak üzere Abdullah ibn Huneyf’in dedesi Bahdec, Vedî'a ibn Hizam, Mücemmi' ibn Câriye el-ensârî olarak verilmektedir.[262]

8- İbnu İshak tarikından lbnu Merduyeh anlattı. İbnu İshak dedi ki:

“İbnu Şihab-ı Zührî, İbnu Ükeymetü'l-leysî'den anlattı. O, kardeşinin oğlu Ebu Rehim Gıfâri’den bildirdi. Ebu Rehim, ağaç altında Rasûlullah'a bîat edenlerdendi. O dedi ki:

“Rasûlullah mescidi dırara geldi. Tebük'e gitmek için techizli idi. İnsanlar:

“Ey Allah'ın Rasülü, biz sıkıntısı bulunan ve ihtiyaç sahibi olan, karanlık ve yağmurlu geceler geçiren kimseler için mescid inşa ettik. Sizin gelip orada bize namaz kıldırmanızı isteriz.” dediler. Aleyhisselâm:

“Ben sefer kanadı üzerindeyim, eğer dönersem inşaallah gelirim size namaz kıldırırım.” buyurdu. Harpten döndüğünde, Medine'den bir saat mesafede olan, Zî Evân denilen yere indi. Allahü Teâlâ mescidi dırar hakkında,

Tevbe: 9/107 âyetini indirdi. Kıssanın sonuna kadar.

Aleyhisselâm, Mâlik İbni Duhşum ve Ma'an İbni Adiy veya kardeşi Asım İbni Adiyy’i çağırdı onlara:

“Ahâlisi zâlim olan mescide gidin, onu yıkın, yakın.” buyurdu. Onlar gitti, Rasûlulah'ın dediğini yaptılar.

9- İbnu Abbas'tan (r.a.) Avfî tarikından İbnu Ebî Hatim ve İbnu Merduyeh anlattı. İbnu Abbas (r.a.) dedi ki:

“Rasûlullah mescidi Kuba'yı bina ettiği zaman, Ensardan bazı kişiler çıktı. Bahzec onlardandır. Nifak mescidini inşa ettiler. Rasûlullah Bahzec'e:

“Sana yazıklar olsun, gördüğün şeye seni ne götürdü?” buyurdu. Bahzec:

“Ya Rasûlallah, ben sadece güzellik istedim.” dedi.. Allahü Teâlâ, Tevbe: 9/107 âyetini indirdi.” [263]

10- Ebu Hüreyre'den, onun da Hz. Peygamber (sa)'den rivayetinde şöyle buyurmuştur:

"Orada iyice temizlenmeyi seven adamlar var. Allah iyice temizlenmek isteyenleri sever." âyeti Kuba halkı hakkında nazil oldu.

Râvi der ki: Onlar (büyük abdest bozduklarında taş ile istincadan sonra bir de) su ile istinca eder temizlenirlerdi. İşte bu sebeple onlar hakkında bu âyet indi.[264]

11- Urve ibnu'z-Zubeyr'den rivayete göre Hz. Peygamber (sa) onlar hakkında bu âyet-i kerimenin inmesi ve sebebini öğrenince:

"Ne iyi insanlar! Uveym ibn Sâ'ide de onlardan." buyurmuş ve bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olanlardan birisinin ismini vermiştir.[265]

12- Yahya İbni Sehl Ensarî'nin babasından, Velîd İbni Ebî Sender Eslemî tarikından Ahbaru’l-Medine isimli kitabında Ömer İbni Şebeh anlattı.

“Bu âyet, Küba ehli hakkında indirildi. Onlar arkalarını pislikten yıkıyorlardı. Tevbe: 9/108 âyeti indirildi.”[266]

13- Atâ'dan İbnu Cerîr anlattı. Atâ dedi ki:

“Kuba halkı abdest bozarken su kullanıyordu. Onlar hakkında Tevbe: 9/108 âyeti indirildi.” [267]

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: 009 - TEVBE SÛRESİ (001-129. Âyetler -İndirilişi-)
MesajGönderilme zamanı: 03.01.09, 17:36 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
111. "Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarım Tevrat, İncil ve Kur’an’da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız ahş-verişe sevinin; bu büyük başarıdır."



1- Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'nin rivayetine göre, Ensar -ki bunlar yetmiş kişi idiler- Mekke'de, Akabe Gecesi Rasulullah (s.a.v.)'a biat ettikleri zaman Abdullah b. Revaha:

"Ey Allah'ın Rasulü, Rabbin ve kendin için bize istediğin şartı koş" demiş Rasulullah (s.a.v.) da:

"Rabbim için O'na kulluk etmenizi ve O'na hiçbir şeyi ortak koş­mamanızı, kendim içinse kendi canlarınızı koruduğunuz şeyden beni de korumanızı şart koşuyorum" buyurmuştu. Ensar'ın:

"Peki bunu yaptığımızda bizim için ne var?" diye sorması üzerine Rasulullah (s.a.v.):

"Cennet" buyurmuş, Ensar da:

"Bu, kârlı bir alış-veriş oldu, bu alış-verişi ne biz iptal ederiz, ne de başkalarının iptal etmesini isteriz" demişlerdi."[268]

2- Muhammed İbni Ka’b Kurazfden İbnu Cerîr anlattı. Ka'b (r.a.):

-Abdullah İbni Revâha Rasûlullah'a:

-Rabbin ve nefsin için istediğin şeyleri şart koş, dedi. Aleyhisselâm:

-Rabbim için, ona ibadet etmeni, ondan başkasına ibadet etmemenizi şart koşarım. Nefsim için, nefsinizi ve malınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanızı şart koşarım, buyurdu.

Onlar:

-Bunları yaptığımızda bize ne var?, dediler. Aleyhisselâm:

-Size cennet var, buyurdu. Onlar:

-Alış veriş, kârlı oldu. Biz azaltmayız, azaltmayı istemeyiz, dediler. Tevbe: 9/111 âyeti indirildi, dedi. [269]



113. "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile ol­salar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere ya­raşmaz."



1- Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah Şirazî, Muhammed b. Abdillah b. Humeyraveyh el-Herevî'den, o Ebû'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Huzaî'den, o Ebû'l-Yeman'dan, o Şuayb'dan, o Zührî'den, o Said b. Müseyyeb'den, o da babasından bize şu rivayette bulundu:

"Ebû Talib'e ölüm gelince Rasululah {s.a.v.) onun yanına girdi. Yanında Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebî Ümeyye de vardı. Rasululah (s.a.v.):

"Ey amcam, senin lehine Allah katında hüccet getireceğim, bir kelimeyi "Lailahe illallah" kelime-i Tevhidi benimle beraber söyle" buyurdu. Ebû Cehil ve İbn Ebî Ümeyye ise:

"Ey Ebû Talıb, Abdu’l-Muttalib'in dininden yüz mü çeviriyorsun?" dediler ve böylece onunla bu şekilde konuşmaya devam edip ısrar ettiler de nihayet onlara konuştuğu son sözü:

"Ben Abdu'l-Muttalib'in dini üzereyim" oldu. Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.):

"Senden nehyolunup, men edilmediğim müddet, senin için elbette Allah'tan bağışlanma dileyeceğim" bu­yurdu. Derken bu âyet nazil oldu."[270]

Bu hadisi Buhari, İshak b. İbrahim, Abdurrezzak, Ma'mer tarikinden, Müslim, Harmele, İbn Vehb, Yunus tarikinden, her iki tarafın son ravileri de Zührî'den rivayet etmişlerdir.[271]

2- Ebû Said b. Ebî Amr Neysaburî, Hasan b Ali b. Müemmil'den, o Amr b. Abdillah Basrî'den, o Muhammed b. Abdu'l-Vehhab'dan, o Cafer b. Avn'dan, o Musa b. Ubeyde'den, o da Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den şöyle dediğini bize haber verdi:

"Bana şu haber geldi ki: Ebû Talib ruhunun alındığı hastalığa tutulunca, Kureyşliler kendisine:

"Ey Ebû Talib kardeşinin oğluna haber gönder de onun, diline doladığı, boyuna ismini andığı şu Cennet'ten senin için şifa olacak şeyi sana göndersin" dediler. Bunun üzerine gönderilen kişi yola çıktı. Nihayet Rasulullah (s.a.v.)'ı ve Ebû Bekr (r.a.)'i beraber otururken buldu, dedi ki:

"Ey Muhammed amcan şöyle söyledi: "Ben, gerçekten yaşlı, zayıf, hasta bir adamım, Şu ismini andığın Cennetin'in yiyecek ve içecek­lerinden benim için kendisinde şifa bulunan bir şey gönder bana." Bu söz üzerine Ebû Bekr (r.a.):

"Şüphesiz ki Allah Cenet'i kâfirlere haram kılmıştır" diye cevap verdi. Elçi de derhal onların yanına döndü ve dedi ki:

"Benimle gönderdiğiniz haberi Muhammed'e ulaştırdım. O, bana hiçbir cevap vermedi. Ebû Bekr ise Allah'ın, Cennet'i kâfirlere haram kıldığını söyledi." Bunun üzerine Ebû Talib'e can attılar. O da yanındaki bir kişiyi elçi gönderdi. Giden elçi Rasululah (s.a.v.)'ı oturduğu yerde buldu ve kendisine aynı sözü söyledi. Rasululah (s.a.v.) da:

"Şüphesiz Allah, Cennet'in yiyeceğini de içeceğini de kafir­lere haram kıldı" buyurdu. Sonra Rasulullah (s.a.v.) elçinin arkasından kalktı ve nihayet onunla beraber Ebû Talib'in evine girdi. Evi adamlarla dopdolu bir vaziyette buldu.

"Beni amcamla başbaşa bırakıp, çekilin" buyurdu. Onlarsa:

"Bu dediğini yapacak değiliz. Sen, ona bizden daha yakın değilsin. Eğer senin bir akrabalık bağın varsa, bizim de tıpkı senin gibi bir akrabalık bağımız var" dediler. Derken Rasulullah (s.a.v.) Ebû Talib'in yanına oturdu. Buyurdu ki:

"Ey benim amcam. Bana çok hayırların dokunmuştur. Küçük yaşta bakımımı üstlendin, büyük iken de beni korudun. Hasılı bana çok hayrın dokunmuştur. Ey amcam, gel Kıyamet Günü, Allah katında senin için kendisiyle şefaatte bulunacağım bir kelimeyi söyleyerek kendine karşı bana yardım et." Ebû Talib:

"O kelime nedir ki ey kardeşimin oğlu" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"De ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, O tektir. O'nun hiçbir ortağı yoktur" buyurdu. Ebû Talib:

"Şüphesiz sen, benim iyiliğimi is­tiyorsun. Vallahi Kureyş'in beni ayıplamaları söz konusu olmasaydı, "ölüm esnasında am­can acizlendi" diye ötede beride söylenmesinden korkmasaydım elbette o kelime-i tevhid ile senin gözlerini sevindirirdim." dedi." Bunun üzerine topluluk:

"Ey Ebû Talib, sen eski atalarının dini olan Hanif Dini'nin reisisin" diye bağırdılar. Ebû Talib de:

"Ölüm esnasında amcanın sızlanıp, acizlendiğini Kureyş kadınlarına anlatma" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

"Beni men edinceye kadar Rabbime senin için istiğfarda bulunmaya devam edeceğim" buyurdu ve öldükten sonra da onun için mağfiret diledi. Bunun üzerine müslümanlar:

"Babalarımızın ve yakınlarımızın bağışlanmasını dilememizden bizi men eden nedir? Nitekim İbrahim (a.s.) babası için istiğfar etmişti. İşte şu Muhammed (s.a.v.) de amcası için istiğfarda bulunuyor" diyerek müşrikler için istiğfarda bulunmaya başladılar. Nihayet bu âyet nazil oldu.”[272]

3- Ebû'l-Kasım Abdurrahman b. Ahmed-i Harranî, Muhammed b. Abdillah b. Nuaym'dan, o Muhammed b. Yakub-i Emevîden, o Bahr b. Nasr'dan, o İbn Vehb'den, o İbn Cüreyc'den, o Eyyub b. Hanî'den, o Mesruk b. Ecda'dan, o da Abdullah b. Mesud'dan bize şu rivayette bulunmuştur:

"Rasulullah (s.a.v.) kabirlere bakıp tefekkür etmek üzere taşraya çıktı. Biz de kendisiyle birlikte çıktık. Sonra kabirleri bir bir geçip nihayet bir kabre ulaştı. Onun ba­şında uzun müddet gizlice mırıldandı. Sonra yüksek sesle ağlamaya başladı. Biz de ağla­masından ötürü ağlamaya başladık. Sonra bize doğru geldi. Ömer b, Hattab kendisini karşılayarak:

"Ey Allah'ın Rasulü, seni ağlattığı için bizi de ağlatıp korkutan şey nedir?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v.) gelip yanımıza oturdu ve:

"Ağlamam sizi korkuttu öyle mi?" buyurdu. Biz de:

"Evet ey Allah'ın Rasulü" dedik. Buyurdu ki:

"Başında gizlice münacatta bulunduğumu gördüğünüz kabir annem Amine bint-i Vehb'in kabridir. Onu ziya­ret etmek için Rabbim'den müsade istedim. O da bu hususta bana müsade etti. Bu se­fer de onun için istiğfarda bulunmak hususunda müsade istedim. Fakat bana bu hususta müsade etmedi ve... Tevbe: 9/113 âyetiyle onu takib eden "İbrahim'in, ba­bası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi." âyeti nazil oldu da bir çocuğun annesinden ötürü duyduğu acıma, şefkat hissi beni de tuttu. İşte beni ağlatan budur."[273]

4- Babasından Saîd İbni Müseyyib tarikından Şeyhân anlattı.:

Ebu Talib'in vefatı yaklaşınca, Rasûlullah onun yanına girdi. Ebu Talib'in yanında, Ebu Cehil Abdullah İbni Ebî Ümeyye bulunuyordu. Aleyhisselâm:

-Ey amca, La ilahe illallah, de. Bununla ben, Allah yanında sana ihticac (delil getireyim) edeyim, buyurdu. Ebu Cehil ve Abdullah:

-Ey Ebu Talib, Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?, dediler. Onunla konuşmaya devam ettiler. Nihayet onlara konuştuğu son sözü, onun Abdulmuttalib'in dini üzerine olması oldu.. Nebî Aleyhisselâm:

Sana istiğfar etmekten men olunmadığım müddetçe, senin af olunman için istiğfar edeceğim, buyurdu, Tevbe: 9/113 Âyeti indirildi. Ebu Talib hakkında, Kasas: 28/56 âyeti indirildi. Bunun zahiri, âyetin Mekke'de indirildiğidir. [274]

5- Ali'den (r.a.):Hâkim ve Tirmizî Hasen kaydıyla anlattı. Ali (r.a.):

-Birinin ebeveynine istiğfar ettiğini işittim. Ebeveyni müşrik idiler. Ona:

-Müşrik olan ebeveynine istiğfar mı ediyorsun?, dedim. O zat bana:

-İbrahim Aleyhisselâm, müşrik olan babasına istiğfar etti, dedi. Ben bunu Rasûlullah'a anlattım. Tevbe: 9/113 âyeti indirildi, dedi. [275]

6- İbnu Mes'ûd'tan Beyhakî Delâil’de Hâkim ve başkaları anlattı. İbnu Mesud:

-Bir gün Rasûlullah kabirlere çıktı. Kabirlerden birinin üzerinde oturdu, uzunca münâcaat etti ve ağladı. Onun ağlamasından ben de ağladım. Aleyhisselâm:

-Yanında oturduğum kabir, annemin kabridir. Ben Rabbimden onun için dua etmeye izin istedim, bana izin verilmedi, buyurdu.

Allahü Teâlâ, Tevbe: 9/113 âyetini indirdi, dedi. [276]

7- Ahmed ve İbnu Mürdevîh anlattı. Onun için olan lafız Büreyde hadisindendir. Büreyde:

-Ben, Rasûlullah ile beraberdim. Asfân üzerinde durdu, annesinin kabrine baktı, abdest aldı, namaz kıldı ve ağladı. Sonra:

-Ben, Rabbimden anneme dua etmek için izin istedim, ancak dua etmekten nehyolundum, buyurdu. Allahü Teâlâ,

Tevbe: 9/113 âyetini indirdi, dedi.

Bunun benzerini, İbnu Abbas hadisinden Taberânî ve İbnu Mürdevîh anlattı. Bu âyet, biz Tebük harbinden dönüp, umre için Mekke'ye sefer ettiğimizde, Asfân yolunun yanında indi, dedi. [277]

8- Hafız İbni Hacer:

-Bu âyetin nüzulü için, Mutekaddim sebeblerin olması ki, Ebu Talib'in işidir. Ve müteahhir sebeplerin olması ki, Amine'nin işi, Ali'nin kıssası ve başkası, bunlar nüzulün teaddüdü ile toplanmıştır. Bunların hepsinin âyetin inme sebepleri olmaları ihtimal dahilindedir, dedi. [278]



117- Şânına kasem olsun ki Allah yine lütfetti Peygamber'e ve o güçlük saatine [anında] ona ittiba eyleyen Muhacirin ve Ensar'a ki, içlerinden bir kısmının kalbleri az daha eğilecek gibi olmuş iken sonra kendilerine tevbelerin kabulüyle iltifat buyurdu. Hakikat, O onlara raûftur, rahîm'dir..



Ka'b İbni Mâlik'ten Buhârî ve başkası rivayet etti. Ka'b (r.a.):

-Ben, Bedir hariç Rasûlullah’ın yaptığı gazaların hiç birinde, Rasûlullah'tan geri kalmadım. Tebük harbi zamanı oldu. O Rasûlullah'ın yaptığı son harptir. İnsan rıhletle izinlendiler diye hadisi uzunluğu ile anlattı. Burada:

-Allahü Teâlâ bizim tevbemizin kabulü hakkında Tevbe: 9/117-118 ayetlerini indirdi. Bizim hakkımızda da Tevbe: 6/119 ayetini indirdi. [279]



122. "İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareket­lerden çekinirler."



1- İbn Abbas Kelbî'nin rivayetinde şöyle demektedir: "Cihaddan geri kalmaları sebebiyle Allah Teala, münafıkların ayıplarını beyan eden âyetleri indirince, Mü'minler: "Vallahi Rasulullah (s.a.v.)'ın çıktığı hiçbir gazadan ve müfrezeden geri durmayacağız" diye yemin etmişler ve böylece Rasulullah (s.a.v.), düşman üzerine müfrezeler çıkarıl­masını emir buyurunca da bütün müslümanlar topyekün harbe gitmişlerdi ve Rasulullah (s.a.v.)'ı tek başına Medine'de bırakmışlardı. İşte Allah Teala bu yüzden bu âyeti in­dirdi."[280]

2- İkrime'den İbnu Ebî Hatim anlattı. İkrime:

- “Savaşa çıkmayanlara elim bir azab ile azab eder” âyeti nazil olunca, çölde kavimlerini tefekkuh ettiren insanlar Rasûlullah'tan geri kaldılar. Münafıklar:

-Bâdiyelerde insanlar kaldı. Badiye ashabı helak oldu, dediler.Tevbe: 9/122 âyeti indirildi, dedi. [281]

3- Abdullah İbni Ubeydullah İbni Umeyr’den anlattı.

Müminler cihâda çok hırslı oldukları için, Rasûlullah bir askeri birliği göderdiği zaman insanlar askerlerle birlikte çıktılar ve Nebi Aleyhisselâm'ı Medine'de insanların zayıfları içinde terk ettiler. Ayet bundan dolayı indirildi, dedi. [282]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhârî. Tefsîru'l-Kur'an,9/l. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[2] Alusi, Rûhu'l-Maanî, X,40. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[3] Taberî. age. X,42. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[4] İbn Kesir, age. IV,45. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[5] Alusi, Rûhu'l-Maanî, X,40. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[6] İbnu'l-Cevzî, age III.388-389. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/436.

[7] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/338.

[8] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437.

[9] Tirmizî. Tefsîru'l-Kur'ân, 9/5, hadis no: 3090. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437.

[10] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437.

[11] Taberî. age. X.441. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437.

[12] Tirmizî. Tefsîru'l-Kur'ân. 9/6, hadis no: 3091: İbn Hişâm, es-Sîretu’n-Nebeviyye, Lübnan, 1391/1971, IV, 190-191. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437.

[13] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 9/7,8, hadis no: 3092. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/437-438.

[14] Taberî, age. X,49. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/438..

[15] Ahmed ibn Hanbel, Müsned, I,151. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/438.

[16] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/438.

[17] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 9/2; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 9/6. hadis no: 3091 Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/438.

[18] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 9/2. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/438-439.

[19] Senedi yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 198. Vahidî, age s. 168; İbnu'l-Cevzî, age. 111,404. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[20] Tabeiî, age. X,62. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[21] Kurtubî, age. VIII,54,55. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[22] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I,185-186. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[23] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[24] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/338. Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I,185-186. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/439.

[25] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/338.

[26] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/338-339.

[27] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 198; Zâdul-Mesîr, 3/407; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/455. Vahidî, age s. 168; Alusi, age, X,65. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/440.

[28] Müslim; İmaret: 111/1879 s. 1499, Ahmed; Müsned: 4/269. Taberî, age X,67. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[29] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 198-199. Vâhidî. age s 168-169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441. İbnu Hıbbân, Ebu Davud, İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/341.

[30] Vâhidî. age s 168-169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[31] Kurtubî, age. VIII,59. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441-442.

[32] Taberî, age. X,67-68; Vahidî, age s. 169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/440.

[33] İbn Cerir: 10/67, ed-Dürr: 3/218. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 199. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/440-441. İbn Ebi Hatim Ebu Talha tarikinden, İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/341.

[34] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[35] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 199. Vahidî, age s. 169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[36] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 199. Vahidî, age s. 169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/442.

[37] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/341. Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I,187. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/442.

[38] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/341.

[39] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/341-342. Taberî, age. X,68. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[40] Taberî. age. X.68. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[41] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/441.

[42] Taberî, age. X,68. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/442-443.

[43] Kelbi zayıftır; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 199-200; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/468-469. Vahidî, age s. 169. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/443.

[44] Taberî, age. X,.69. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/443-444..

[45] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/444.

[46] Alusi, age. X,70. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/444.

[47] Alusi, age. X,70. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/444.

[48] İbnu'l-Cevzi, age, III,413; Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/444.

[49] İbnu'l-Cevzi, age, III,413; Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/444.

[50] Suyûtî. Lubâbun-Nukûl. I,188. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/342-343.

[51] İbnu"l-Cevzî, age. III,414. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445.

[52] İbn Kesir. age. IV,67. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445.

[53] İbn Kesîr, age. IV,96. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445.

[54] İbn Kesîr. Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm. 1V.73I. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445.

[55] Taberî, age. X.75. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/344.

[56] Taben, age. X,76. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/445-446.

[57] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/344.

[58] Taben, age. X,77. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/446.

[59] Taberî, age. X,78; Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,189. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/446. İbnu Ebî Hatim, İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/345.

[60] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 200. Vahidî, age, 170. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/447.

[61] Medine civarında bulunan bir nahiyenin ismidir.

[62] Buhârî, Tefsîru’l-Kur'ân, 9/6. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/447.

[63] Buhari; Zekat: 1406, Tefsir: 4660, Nesai; Tefsir: 238. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 200-201. Vahidî, age. 171; Alıısî. age. X,95. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/447-448.

[64] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201.

[65] ed-Dürrül-Mensur: 3/323. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201.

[66] ed-Dürrül-Mensur: 3/323. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201.

[67] ed-Dürrü'1-Mensur: 3/323. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201.

[68] Senedi yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201.

[69] Tirmizi; Tefsir: 9/9 (3094), Ahmed; Müsned: 5/278, 282, İbn Cerir: 10/84. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/448.

[70] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/345-346.

[71] İbn Cerir: 10/94, ed-Dürr; 3/237; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 201; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/479-480. Vahidî, age. 171; Alıısî. age. X,95. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/448.

[72] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/346.

[73] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/448.

[74] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/347.

[75] Suyuti; ed-Dürr: 3/246. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 202.

[76] Mürsel hadistir. ed-Dürr: 3/246. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 202. İbnu'l-Cevzî, age. III,442. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[77] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[78] Mürsel hadistir. ed-Dürr: 3/246. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 202.

[79] Taberî, age. X,98. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/348.

[80] Taberî, age. X,94. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[81] İbn Kesir. age. IV,96. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[82] Kurtubî, age.VIII.95. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[83] İbnu'l-Cevzî, age. III,444. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[84] Kurtubî, age. VIII,98. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/449.

[85] İbn Kesîr, age. IV,99. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/450.

[86] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I,191. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/450. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/349.

[87] Alûsî, age. X. 110-111. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/450.

[88] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/451.

[89] Taberî, age. X, 101. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/451.

[90] Vahidî, age,.s.171. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/451.

[91] Vâhidî, age s. 172. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/451.

[92] Taberi age. x,103-104. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/451-452.

[93] Alusi, age. X,113. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/452.

[94] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/452.

[95] Sarı ırktan olan Romalılar.

[96] Taberî, age. X.104; İbnul-Esîr, Usdu'1-Ğâbe, IV,206-207. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/452-453.

[97] Musannif bu hadisi senedsiz zikretmiş. Taberani: 12/122, Heysemi; Mecmau'z-Zevaid: 7/30, ed-Dürr: 3/247, İbn Cerir: 10/104; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 203; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/490-491. Vahidî, age s 172. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/453.

[98] Taberî, age. X.104. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/453.

[99] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/350.

[100] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/350.

[101] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/350.

[102] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/453.

[103] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I, 192. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/453. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/351.

[104] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,192. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/454. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/351.

[105] Buhari; Menakib: 3610, Edeb: 6163, Müslim; Zekat: 148/1064 s. 744, Nesai; Tefsir: 240, İbn Mace; Sünnet: 168.

[106] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 204. Vahidî, age s. 173. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/454.

[107] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/352.

[108] Buhârî, Menâkıb, 25; Edeb, 95; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, II,219; III,65. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/454.

[109] Müslim, Zekât, 142. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/454.

[110] Buhârî, İstitâbetu'l-Murteddîn, 7; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, III,56. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/455.

[111] Alûsî, age. X,l 19. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/455.

[112] Kelbi zayıftır. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 204.

[113] Alûsî, age. x,120. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/455.

[114] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/455.

[115] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 204. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/501. Vâhidî, age s 173; Alûsî, age. X,125. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/456.

[116] İbn Cerir et- Taberî: 10/116, Suyuti ed-Dürr: 3/253. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 204-205. Vahidî, age s. 173. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/456.

[117] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/353.

[118] Mürsel hadistir. Suyuti; ed-Dürr: 3/253. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 205. Vahidî, age s. 173-174. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/455.

[119] Taberî, age. X,118. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/456-457.

[120] Kurtubî, age. VIII, 122. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[121] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[122] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 205. Vahidî, age s. 174. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[123] İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV.112. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[124] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[125] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 205. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/501-502. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/457.

[126] Ibnu'l-Cevzî, age, 111,463. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/458.

[127] Mürsel hadistir. ed-Dürr: 3/254, İbn Cerir: 10/119. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 205-206. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/355. Vahidî, age s. 174. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/458.

[128] Senedi yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 206. Vahidi age s. 174. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/458.

[129] Senedi zayıftır. ed-Dürr: 3/254. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 206. Vahidî, age s. 174-175. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/459.

[130] Kurtubî, age. VIII,125. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/459.

[131] İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV,112. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/459.

[132] İbnu’l-Esîr, Üsdül-Ğâbe, V,126; Alusi, age. X,131. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/459.

[133] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/355.

[134] İbnu'l-Cevzî, age. III,464. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/459.

[135] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/354-355.

[136] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/354-355.

[137] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/355.

[138] Mürsel hadistir. ed-Dürr: 3/259. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 206-207. Vahidî, age s. 175. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/460.

[139] Mürsel hadistir. ed-Dürr: 3/258. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 207. Taberî, age. X. 128. Vahidî, age s. 175. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/460. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/358.

[140] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/460-461.

[141] Taberî, age. X,127-128. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/461.

[142] Taberî, age. X.128. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/461.

[143] İbnu’l-Esîr, age. IV,292, 294; V,180. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/461.

[144] İbnu’l-Esîr. age V,180. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/461.

[145] Mahmud Esad. İslâm Tarihi (Tarih-i Dini İslâm).sadeleştirme ve baskıya hazırlama: Ahmed Lütfı Kazancı, Osman Kazancı, Marifet Yayınlan İstanbul, 1985 s 824. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/461.

[146] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462.

[147] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/357.

[148] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/357.

[149] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/357.

[150] Suyûtî, Lubabu'n-Nukûl, I,195-196. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/357.

[151] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl. 1,196. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/357-358.

[152] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/358.

[153] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 207. Vahidî, age s 175. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462.

[154] İbn Kesîr, age ıv,121. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462.

[155] İmam Ahmed ıbn Hanbel, Müsned, V,453-454. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/462-463.

[156] Hafız Ebul-Kasım Süleyman ibn Ahmed et-Taberânî, ei-Mu'cemu'1-Kebîr. tahkik: Hamdi Abdülmecîd es-Selefi. Bağdad 1399/1979. birinci baskı, III.181, hadis no: 3009. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/463.

[157] Taberânî, age. 111,182-183, hadis no: 3014. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/463-464.

[158] Taberânî, age. 111,183, hadis no: 3015. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/464.

[159] Müslim, Sıfâtu'l-Münâfıkîn, 11. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/464.

[160] Taberânî, age. III, 184-185, hadis no: 3016. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/464.

[161] Mahmud Es'ad, İslam Tarihi, s. 827. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/464.

[162] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/464.

[163] Kurtubî. age,VIII,100-101. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/465.

[164] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/358. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/465.

[165] Taberi, age. X,129. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/465.

[166] Senedi çok zayıftır. Taberani; Mu'cem-i Kebir: 8/260, Beyhaki; Delail: 5/289. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 207-209. Müfessirlerin anlattığı bu Sa'lebe, Meşhur Sahabî Sa'lebe b. Ebi Hatim değildir. Bu, sadece münafıklardan Sa'lebe, denilen biridir. Allah daha iyi bilir. (Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/513). Taberî, age. X,130-131: Vahidî, age s.176-177; İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm IV, 124-125. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/465-467.

[167] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/358-360.

[168] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/360.

[169] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, I,197. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/467.

[170] Kurtubî, age. VIII,133. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/467.

[171] Taberî, age. X,132. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/467.

[172] Kurtubî, age. VIII,133. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/467.

[173] İbnu'l-Cevzî, age. III.474. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468.

[174] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468.

[175] Buhari, Zekat: 10 (1415), Tefsir: 4668; Müslim, Zekat: 72/1018 s. 706; Nesai, Zekat: 5/59, Tefsir: 243; İbn Mace, Zühd: 4155. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468.

[176] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 209-210. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/360.

[177] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/361.

[178] İslam Hukuku’nda ölen kocanın çocuğu varsa, bıraktığı malın sekizde biri karısına aittir. (Mütercim)

[179] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 209-210.

[180] Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatu'l-Ma'bûd fî Tertîbi Müsnedi't-Tayâlisî Ebî Davud, el-Mektebetu'1-İslâmiyye. (İkinci baskı) Beyrut 1400, II,19. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468.

[181] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468.

[182] Buhâri. Tefsîru'I-Kur'ân, 9/11; Müslim. Zekât, 72. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/468-469.

[183] Taberî. age X,134-135; İbn Kesir. Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV. 126-127. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/469.

[184] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/469.

[185] İbn Kesîr, age. IV,127-128. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/470.

[186] Bak: İbnul-Esîr, Usdu'l-Ğâbe, 1,438; II,466. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/470.

[187] İbnu'l-Cevzî, age. 111,476. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/470.

[188] İbn Kesîr, age. IV,127. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/470.

[189] Alusi, age. X,146. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/470.

[190] Alûsî, age. X,148. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/471.

[191] Taberî, Câmiu'l-Beyân. X,138. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/471.

[192] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/471.

[193] Taberî, age. X,139. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/472. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/361.

[194] Sııyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,200. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/472. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/362.

[195] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/361.

[196] Buhari, Cenaiz: 1269, Libas: 5796; Tefsîru'l-Kur’ân, 9/12. Müslim. Sıfatu'l-Münâfıkîn, 3; Tirmizi, Tefsir: 9/13 (3098); Nesai, Mücteba, Cenaiz: 40 (1898)

[197] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 210-211. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/513-514. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/362-363. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/472.

[198] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/363.

[199] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 9/13. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/472.

[200] Neseî. Cenâiz, 40, hadis no: 1899. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/472.

[201] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 211.

[202] Tirmizî. Tefsîru'l-Kur'ân, 9/12, hadis no: 3097; Neseî, Cenâiz. 69. hadis no: 1964. Ayrıca bak: Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 1,16; Neseî, Cenâiz. 40. hadis no: 1898. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/473.

[203] Taberî. age. X.141. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/473.

[204] İbn Kesir, age. [V,134. Ayrıca bak: Neseî. Cenâiz. 40. hadis no: 1900. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/473.

[205] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/474.

[206] Kurtubî, age. VIII, 143; Alûsî, age. X, 157. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/474.

[207] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/474.

[208] Alusi,age. X,157. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/474.

[209] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/364.

[210] Senedi yoktur. İbn Cerir: 10/146. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 212. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/365. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/474.

[211] İbn Cerir: 10/145-146, ed-Dürr: 3/268. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 212.

[212] Taberî, age. X,145. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[213] Bak: Taberî, age. X,146; Vahidî, age. s.179; Kurtubî, age. VIIL145. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[214] Taberî, age. X,146. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[215] Kurtubî, age VIII,145. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[216] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[217] Taberî, age. X,146; İbn Kesîr, age. IV,138. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[218] Vahidî, age. s. 179. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[219] Kurtubî, age. VIII, 145. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[220] İbnu’l-Cevzî, age, 111,485-486. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[221] İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, tahkik: Mustafa es-Saka, İbrahim el-İbyârî, Abdülhafîz Şelebî, Beyrut 1391/1971 (3. baskı), IV, 161. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[222] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/475.

[223] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/476.

[224] Alûsî, age. Xl,4. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/476.

[225] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 212. Vahidî, age s 179. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/476.

[226] Alûsî, age. XI.5. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/476.

[227] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/477. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/365-366.

[228] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/365-366.

[229] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/366.

[230] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/477.

[231] Alûsî, age XI,7; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, III,227-228. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/477.

[232] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/477.

[233] Kelbi zayıftır. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 212. Vahidî, age s 179. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/477.

[234] Senedi yoktur. ed-Dürr: 3/272, İbn Cerir: 11/10. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 212-213.

[235] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 213.

[236] Taberî, age. XI,10-11. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/478.

[237] Taberî, age. XI,10. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/478.

[238] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/368-369.

[239] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/369.

[240] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/369.

[241] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/369.

[242] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/369.

[243] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/369.

[244] Taberî, age. XI, 1. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/478.

[245] Taberî, age. XI, 1. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/478.

[246] Taberî, age. XI,12.Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/478.

[247] Taberî, age. XI,11; Vahidî, age. s. 179-180. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/479.

[248] Taberî, age. XI.14. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/479.

[249] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/479.

[250] Kurtubî, age. VIII, 159. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/479.

[251] Tevbe Sûresi, âyet: 118

[252] İbn Cerir et-Taberi, age. 11/17. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 213. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/480.

[253] İbn Cerir: 11/17, 19. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 214.

[254] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 214; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/526. Vahidî, age. s. 150-151; Kurtubî, age. VIII,161. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/481-482.

[255] Senedi zayıftır. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 214-215. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/372-373.

[256] Taberî, age. XI, 19. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/481. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/372.

[257] Taberî, age. XI,20. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/480-481.

[258] Taberî, age. XI,18. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/481.

[259] Bu surenin 75. âyetinin nüzul sebebinin de bu Sa'lebe olduğu biraz önce geçmişti.

[260] Taberî, age XI,18; İbn Hişârn, es-Sîretu'n-Nebeviyye, Beyrut 1391/1971, IV,174. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/482.

[261] İbnu'l-Cevzî, age. III,499. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/482.

[262] Taberî, age. XI,19. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/482.

[263] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/371-372.

[264] Ebu Davud, Tahâre, 23, hadis no: 44; İbn Mâce, Tahâre, 28, hadis no: 357; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 8/15, hadis no: 3100. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/482.

[265] Taberî, age. XI,23. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/482.

[266] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/373.

[267] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/373.

[268] İbn Cerir: 11/27, ed-Dürr: 3/280; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 215; İbnu'l-Cevzî, Zâdü'l-mesîr, Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/538.

[269] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/374.

[270] Buhari; Cenaiz: 1360, Menakıbu'l-Ensar: 3884, Tefsir: 4675, 4772, Müslim: 39/24 s. 54, Nesai; Mücteba: 4/90, Tefsir: 250, İbn Cerir: 11/30, Ahmed; Müsned: 5/433, Suyuti; ed-Dürr: 3/282; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/538-539.

[271] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 215-216.

[272] Senedi zayıftır.

İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 216-217.

[273] Senedi zayıftır. Hakim; Müstedrek: 2/336.

İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 217.

[274] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/376.

[275] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/376

[276] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/376-377.

[277] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/377.

[278] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/377.

[279] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/377-378.

[280] Kelbi zayıftır.

İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 217-218.

[281] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/379.

[282] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/379.

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye