Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Hatm-i Hâcegân Nakşibendiyye yolunun bir esâsıdır.
MesajGönderilme zamanı: 21.12.10, 11:33 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 29.11.10, 09:55
Mesajlar: 28
(167. Mektup)

HATM-İ HÂCEGÂN

Hatm-i Hâcegân; Nakşibendiyye yolunun önemli bir esâsı olup Cenâb-ı Hakk'ın emriyle Hızır Aleyhisselâm tarafından Manevî Hocalar Silsilesinin Başı Hâce Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretleri'ne bildirilmiş ve O'nun tarafından ortaya konmuştur. Bu yüce yolda Hâce Abdülhâlık Hazretleri'nin zamanından beri bu mübarek duâ ve ibâdet yapılagelmiş; onu vesîle edinmek, Hakk'a ermenin en önemli sebeplerinden sayılmıştır.

Hatm-i Hâcegân, aslı ve uygulanışı ile Kitâb ve Sünnet'ten alınmıştır. Zîrâ; içinde yer alan şeyler Allah Teâlâ'ya istiğfar ve yakarıştan, Peygamber Aleyhisselâm'a salât-ü selâmdan, Hak Teâlâ'yı övmek ve birlemekten, Kur'an'dan âyetler okumaktan ibârettir. Bu yapılanlar ise, Allah Teâlâ'nın ve Peygamber Aleyhisselâm'ın bildirdiği emir ve yükümlülüklere girer. Onun için; Nakşibendiyye yolunun en faziletli esaslarından olan Hatm-i Hâcegân, dîne sokulan uydurmalardan uzak olup Kitâb ve Sünnetin a-melî hükümlerinden başka bir şey değildir.

Sohbet ve Hatm-i Hâcegân oturumunun âdabı vardır. Bu da: "Sohbet ve oturuma abdestli olarak, mümkün olursa boyabdesti ile gelmek; sohbetin başından sonuna kadar huzuru korumaya ve başka düşünceleri kalbe sokmamaya çalışmak; Hatm-i Hâcegân'ın büyük bir önemi bulunduğuna, Hakk'a ermenin vesîlesi olduğuna ve Silsile Büyüklerinin ruhanî alâkalarının elvereceğine inanmak; Hatm-i Hâcegân oturumunda kendi kusur ve ayıplarına bakarak varlık ve benlikten geçmek, orada bulunan din kardeşlerinin iyilik ve faziletlerini görmek; Hatm-i Hâcegân'in maddî ve manevî etkisinin, feyz ve faydasının çok olduğuna, has kulların ve bütün müslümanlarm onun bereketinden nasiplendiklerine inanmak; özellikle Hatm-i Hâcegân halkasında bulunurken, emirlere uymak ve yasaklardan sakınmaktaki hatâ ve kusurlarını, geçmişte ve yaşadığı anda işlediği suç ve günahlarını hatırlamak; Allah'ın emrettiği üzere doğru ve dürüst olmaktaki zayıflık ve acizliğini düşünerek her şeyden haberdâr olan, her şeyi bilen ve gören, böylece bütün varlıkları kuşatan Yüce Mevlâ'ya karşı bir korku ve ürperti hâlinde olmak; rûhânî huzur ve alâkaları şüphesiz bulunan Silsile Büyüklerine karşı da büyük bir utanç duymak; bu hâle rağmen, Merhametlilerin En Merhametlisi olan Allah Teâlâ'nın bağış, lütuf ve cömertliği ile, rahmet ve hidâyet vâsıtası olan Silsile Büyüklerinin de şefkat, terbiye ve himmetleriyle nazar ettiklerini ve feyz verdiklerini görürcesine bilmek" ten ibarettir.

Bu âdabı korumak, zorunlu ve gereklidir.

Hatm-i Hâcegân ile elde edilecek sonuç: İnsanın yapısında olan ve manevî ilerlemeyi engelleyen katılık ve yoğunluğun giderilmesi; Mevlâ'nın zikri, ibâdet ve kulluğu ile nefsin manevî doyum ve huzura ermesi; Hakk'ın lütuf ve ihsanı, Silsile Büyüklerinin medet ve yardımı ile Fena Fillâh ve Beka Billâh (1) mutluluğunun elvermesidir. Fena ve beka elvermedikçe bir kimsenin varlığından kurtulmasına; gerçek ilim ve anlayışa, îman ve İslam’a ermesine imkân yoktur. Âdet ve töre dışında Hakk'ın sebepsiz lütuf ve yardımı olursa, o başka.

Fena ve beka iki kısımdır. Biri manevî coşku ile elveren fena ve bekadır ki, bu yolda ona "Adem ve Vücûd-ı Adem(2)" derler. Kalbin fena ve bekasından ibarettir. Bu fena ve bekanın kemâli Vilâyet-i Suğrâ'da, yâni Hakk'ın İsim ve Sıfatlarının Gölgelerine erme makamında meydana gelir. Diğeri nefsin fena ve bekasından ibaret olup Vilâyet-i Kübrâ'da, yâni Hakk'ın İsim ve Sıfatlarının Asıllarına erme makamında gerçekleşir. Bu yolun büyüklerine göre, gerçek Fena Fillâh ve Beka Billâh budur. Gölge Makamı Velîliğindeki fena ve beka, Aslî Velîlik makamında elveren asla ilişkin gerçek fena ve bekanın gölgesidir.

Gölge Makamı fena ve bekâsını elde edenler, eski hallerine dönebilirler. Fakat; Aslî Velîlik makamındaki gerçek fena ve bekaya eren velîler, artık ne adem ve vücûd-ı ademe, ne de eski hallerine dönmezler. Velîlik. ancak bu makamda karar bulur ve kalıcı olur. (El-fânî lâyüraddü ilâ evsâfihî) "Nefsânî varlığından geçen, eski niteliklerine döndürülmez" sözünün ve (Elâ inne evliyâallâhı lâ-havfün aleyhim velâhüm yahzenûn) "İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir"(3) âyet-i kerîmesinin ifâde ettiği mânâ, gerçek fena ve beka ehlinin hâl ve kemâlini bildirir.

Aslî fena ve beka elvermedikçe nefis henüz varlığından geçmiş ve manevî doyuma ermiş olmadığından; yapılan fiil ve ameller, hareket ve davranışlar, ibâdet ve tâatlar, kulluğun dışındaki amaçlardan
arınmamıştır. Allah için değildir. İhlasın hakikatinden yoksundur. Nefsin gizli ve açık istek ve amaçlarıyla kirli ve illetlidir. Bundan dolayı tasavvuf yolunda ilk büyük istek ve amaç; başlangıcı irâdeye, gerçekleşmesi Hakk'ın vergisine bağlı olan gerçek fena ve bekaya ermektir. Bu devlet elverdikten sonra yapılan her şey, Allah içindir. Nefsânî istek ve amaçlardan arınmıştır. Gerçek ihlâs iledir. îman ve İslâmın hakikatine erilmiştir.

Bu saadete eren bir nefis Allah'dan razı, Yüce Allah da bu nefisten razı olmuştur.
(Yâ eyyetühennefsü'l-mutmainneh. Irciî ilâ Rabbiki râzıyeten marzıyyeh) "Ey huzura ermiş olan nefis! O senden, sen de O'ndan razı olarak Rabb'ine dön" (4) âyet-i kerîmesi bu gerçeğin şahididir.

Bilinmek gerektir ki; fena ve beka, yalnız nefsin aslî fena ve bekasından ibaret değildir. Tasavvuf yolcularına, kemâl yolunda yükseldikleri ve erdikleri her makam ve mertebede önce fena, sonra beka elverir. Bu hâl, Zât-ı Ehadiyyet mertebesine kadar devam eder. Hattâ; âhiret hayâtında da ebediyyen her yükseliş, fena ve bekaya bağlı olsa gerektir. Dikkat olunmalıdır ki; binlerce tasavvuf yolcusundan birkaçını nefsin fena ve bekası denilen ve Vilâyet-i Kübrâ'da elveren gerçek Fena Fillâh ve Beka Billâh mutluluğuna erdirirlerse, büyük bir lütuf ve yardımda, sonsuz bir bağış ve ihsanda bulunmuş olurlar. Çünkü; gerçek insanlığın elde edilmesi ve bütün insanî kemâllerin elvermesi, bu mertebeden başlar.

(Zâlıke fazlullâhi yü'tîhi men yeşâ. Vallâhü Zü'l-fazli'l-azîm)
"Bu, Allah'ın lütuf ve ihsanıdır ki onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir." (5)

(1) Allah'ta nefsânî varlığından geçmek. O'nun feyz ve muhab-betiyle hayat bulmak
(2) Yokluk ve Yokluğun Varlığı
(3) Yûnus Sûresi: 62
(4) Fecr Sûresi: 27-28
(5) Hadîd Sûresi:21

M. İhsan Oğuz, Mektuplar, 2. Cild, s.200-205


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye