Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Sırlar ve Hikmet Ancak Bir Peygamber Vârisinden Öğrenilir...
MesajGönderilme zamanı: 30.12.10, 12:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 29.11.10, 09:55
Mesajlar: 28
(165: Mektub)

Sırların ve Hikmetlerin Ancak Bir Peygamber Vârisinden Öğrenilebileceği

M. İhsan Oğuz



Mü'minlerin dert ve hastalıklardan kurtulmaları, bu geçici âlemde mümkün değildir. Rahat bir hayat ancak ebedî selâmet yurdunda, Hakk'a kavuşma âlemindedir. Bu birkaç günlük ayrılık hayâtı nasıl geçerse geçsin, tasa edilmemelidir. Ne çâre ki zayıflık, insan olarak her hâlimizde bizimle beraberdir. Kulluğun sânı, ancak Mevlâ'ya koşup O'na sığınmayı ve iyiliği istemeyi gerektirir. Kur'an'da da (Fefirrû liâilâh) "Allah'a kaçın" (1) buyurulmamış mıdır?...

O halde Yüce Mevlâ'dan, yeterli sebepler yaratarak sizi tam bir sağlık ve afiyete eriştirmesini dilerim.

Sözü edilen mesele hakkında, inanmayanları susturacak cevaplar çoktur. Fakat; bunları anlamaları ve kabul etmeleri mümkün müdür?... Eğer Allah bu imkânı verse, meydanda hiçbir anlaşmazlık kalmaz. Hakk'ın lütuf ve hidâyetine ermek, ne büyük bir devlet ve saadettir... Bununla birlikte; bu konuda hâtıra gelen bâzı hususlar aşağıda yazılıdır:

1- Dîne ilişkin bilgileri, Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Hak Teâlâ'dan alarak ashâb-ı kirâmı-na bildirmiş ve öğretmiş; ashâb da tabiîne, tabiîn tebe-i tabiîne, tebe-i tabiîn din büyüklerine ve müctehid imamlara, onlar da kendilerine uyanlara nakletmiş ve anlatmışlardır. Son iki tabakanın âlimleri bu bilgi ve anlayışları kalblerden satırlara geçirmeye başlamış, kıymetli ve kalıcı eserler yazarak islâm'ın inanç ve amel esaslarını kitap hâline getirmişlerdir. Dînî bilgilerin; isteyen ve istenen, öğreten ve öğrenen arasında böylece süregelmiş olduğu da, her Müslüman tarafından bilinmektedir.

Bu bilgiler kaynak eserlerden öğretmensiz olarak alınıp öğrenilebilir ise de, çok güçtür. Bunu ger-çekleştirebilenler pek azdır. Her ilmin bir öğretmenden, vâsıta ve vesîleden alınması ve öğrenilmesi; İlâhî âdet ve törenin gereğidir. Özel olarak öğrenilmesi yoluna girilmedikçe ve onunla ilgili bir Öğretmene başvurulmadıkça hiçbir ilmin elde edilmesi mümkün değildir, âdete aykırıdır. Akıl sahiplerinin, bu hususun böyle olduğunda kuşkuları bulunmaması gerekir.

2- Aklî ve naklî ilimlerin elde edilmesi ve öğrenilmesi nasıl söz konusu şartlara, vâsıta ve vesîlele-re bağlı ise; dînî ilimlerin manevî yönünü teşkil eden kalbe ve ruhen yaşamaya ilişkin ilim ve anlayışların öğretilmesi ve öğrenilmesi de, aynı şekilde özel öğretimi yoluna başvurmakla mümkün olur.

Kalbe ve ruhen yaşamaya ilişkin ilim ve anlayışları tasavvuf kitaplarından almak, hâl ve zevk türünden olan bu bilgilerin mânâ ve hakîkatlerini öğretmensiz kendi başına anlamak, son derece güçtür. Gerçek bir uzman ve öğretmenin irşad ve öğretimi olmaksızın bu yolda tek başına yapılacak çalışma, kesin denebilecek derecede sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Gerçi sırf Hakk'ın lütuf ve yardımıyla bu ilmi öğretmensiz elde edenler olmuş ise de, bunlar genel kuralın dışındadır. Böylesi pek azdır. "Az bulunan, yok olan gibidir" kuralı ise, her hususta geçerlidir.

Şu halde; kalbe ve yaşayıp tadmaya ilişkin bilgi ve anlayışları elde edebilmek amacıyla ortaya konan tasavvuf yoluna girmek, o yolda yürümek ve bu yolun kemâl sahibi bir öğretmenine başvurmak, kaçınılması mümkün olmayan bir zorunluluktur.

Şu ön bilgilerden sonra, demek gerekir ki: Dînin gerek naklî ve aklî, gerek kalbî ve zevkî ilimlerinin hepsinin mürşid ve öğretmeni Yüce Peygamberimiz'dir. Bütün tasavvuf silsilelerinin, feyz ve fayda sağlanması bakımından ashabın büyüklerinden biri vasıtasıyla Hazret-i Peygamber'e ulaştığı ve bağlandığı bir gerçektir.

Böyle olunca; Peygamber Efendimiz'in zamanından beri gerek din esaslarına, gerek vicdanî hususlara ilişkin ilimlerin öğretim ve öğrenimi silsile ve rivayetler yoluyla süregelmiş, hiç kimse bu İlâhî âdet ve töreyi bozamamış ve bu genel kuralın dışında kalamamıştır. Âdet ve töre dışında İlâhî lutfa erenlerin halleri son derece az görülür şeylerden olduğundan bu genel kurala girmemekte, bir hüküm ve davranışa esas teşkil etmemektedir.

Şu halde:
"Hak ile halk arasında vâsıtaya gerek bulunmadığını; eğer vâsıta gerekli ise, yalnız Peygamber'in yeterli olduğunu; Peygamber ile ümmeti arasında da Mürşid adında bir aracıya gerek olmayacağını; çünkü Peygamber'in dinde bir noksan bırakmadığını" söyleyen ve bu iddiada bulunarak îtiraz ve inkâra kalkışan kimselerin hâl ve durumları: "Allah vardır. Kudreti de her şeye yeterlidir. Hâl böyle iken, kudretini kullanıp vasıtasız olarak kullarına tek tek kendi Hanlığını, Birliğini ve İlâhî hükümlerini bildirseydi de araya Peygamberlerin veya diğer kulların girmesine gerek bırakmasaydı daha iyi olmaz mıydı" düşüncesinde bulunan kimselerin hâl ve tavırlarının aynıdır.

Bu bedbahtlar bilmezler ki, Hak Teâlâ hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şeyden mukaddes ve yücedir. Yaratıklar ise son derece kirli bir haldedir. Kulların arınıp temizlenmeden, Hak Teâlâ ile aralarında vasıtasız olarak özel bir ilgi kurmaları mümkün değildir. Onun için; arada iki tarafa özel ilgisi olan, ruhu ve nefsi arınmış ve temizlenmiş bulunan bir geçit, bir vâsıta ve vesîle gerekir ki, manevî âleme ilişkin yönüyle Allah'tan İlâhî hükümleri alabilsin, yaratık âlemine ilişkin yönüyle o hükümleri insanlara bildirerek nasıl arınıp temizleneceklerini, nasıl anlayış kazanıp kullukta bulunacaklarını öğretebilsin... Bu niteliklere sahip olanlar, asıl olarak peygamberlerdir. Onların tabileri olarak da kendilerinden sonra gelen gerçek nâib ve vârisleridir.

Peygamberlerin bildirdikleri dînî hükümleri ve manevî gerçekleri, Peygambere tam vâris olmadıkça bilmek ve bildirmek mümkün değildir. Bir vârise başvurup ondan öğrenmedikçe; Peygamber'in bildirdiği ve öğrettiği hükümleri, hakîkatleri ve sırları hiç kimse bilemez ve anlayamaz. Halleri ve nitelikleri yukarıda geçen bedbahtların güttüğü dâvayı güdenlerin apaçık gerçeklere, İlâhî âdet ve töreye karşı ortaya attıkları şeyler geçersizdir, reddedilmesi gerekir. Esasen bu gibi dâvalar; kötülükleri emreden nefsin büyüklenme ve inatçılığının eseri, küfür ve inkârının sonucudur.

(Ülâikeke'l-en'âmi bel hüm edalı...) "İşte onlar, hayvanlar gibidirler; hattâ daha da sapıktırlar"(2) âyet-i kerîmesindeki nitelendirmeye uyan bir topluluk ile konuşmak son derecede zararlıdır; hattâ, çok tehlikeli ve öldürücü bir zehirdir.

Bilinen bir gerçektir ki; Arapça öğrenmek için mutlaka Arapça'yı bilen bir öğretmene başvurmak gerekir, ingilizce bilen, Arapça bilmeyen bir öğretmenden Arapça öğrenmeye kalkışmak anlamsızdır. Böyle bir başvurudan bir sonuç çıkmayacağı kesindir. Bunun gibi; ingilizce öğrenmek isteyen bir kişinin de İngilizce bilmeyen, Arapça bilen bir öğretmene başvurarak İngilizce'yi öğrenmek istemesi yine anlamsızdır, akıl ve usûle aykırıdır. Bu istek ve başvurudan da bir sonuç elde edilemeyeceği şüphesizdir. Arapça öğrenmenin yolu Arapça öğretmenine, ingilizce öğrenmenin yolu da İngilizce öğretmenine başvurmaktan başka bir şey değildir. Aynı şekilde; herhangi bir ilmin elde edilmesi de, mutlaka o yola başvurmakla olur. Tersine bir hareket hem akla ve İlâhî kânuna aykırıdır, hem de zamanı ve hayâtı boşa harcamaktır.

Bu sebeple; herhangi bir ilmi elde etmek isteyenlerin, kendi zamanlarında o dalın öğretmen ve uzmanı kim ise onu bularak bizzat başvurması kesin bir zorunluluktur. Öğretmensiz ilim edinmeye girişmekte güçlük ve tehlike vardır. Bu yolla bir şey elde edildiği hayâl edilse bile, bunlar gerçek dışıdır; sıkıntıdan, hatâ ve sorumluluktan ibarettir.

Hak ve hakîkat, bilgi ve anlayış isteklileri önce Peygamber'in vârislerini bilmeli ve bulmalı; sonra onlar vasıtasıyla Peygamber'in bildirdiği ve öğrettiği ilim ve anlayışları elde edip gereğince amel ederek O'na erişmeli; sonra Peygamberi vâsıta ve vesîle edinerek nitelendirilemez bir halde Hakk'a ermelidir. Bundan dolayı; Peygamber vârislerini bulmadan, O'-nun öğretim ve yol göstermesi olmadan Hazret-i Peygamber'e erişmek, Peygamberi bulup O'nun tarafından yol gösterilmeden Hak Teâlâ'ya ermek, ilâhî âdet ve töreye aykırıdır.

Usûle, vâsıta ve vesîleye gerek görmeyip onlara başvurmaksızın amaca erişeceğini sanmak ve hayâl etmek; boş bir temennidir, asılsız bir dâvadır, kendi kendini yiyip yok etmekten başka bir şey değildir.

Bu sözlere Kitâb'dan delil, (Vebteğû ileyhi'l-vesîleh) "Allah'a yaklaşmaya vesîle arayın" ve (Ve kûnû mea's-sâdıkıyn) "Sâdıklarla beraber olun"(3) âyetleridir.

Sünnet'ten delil; Peygamber Efendimizin, O'nun ashâb-ı kirâmının, her asırda bulunan vârislerinin sürekli fiilleridir.

Güç ve kuvvet, yardım ve hidâyet Allah'tandır. Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin ve bütün Müslüman kardeşlerimizin üzerine olsun...

(l)Zâriyat Sûresi: 50
(2)A'raf Sûresi: 179
(3)Mâide Sûresi: 35, Tevbe Sûresi: 119

M. İhsan Oğuz, Mektuplar, 2. Cild, s.188-195


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye