Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: "Ülkücüler" belgesel filmi gösterimde...
MesajGönderilme zamanı: 09.04.12, 09:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 28.09.10, 13:01
Mesajlar: 166
Ülkücüler filmi gösterimde

1 milyon gişe hedefindeki filmde Erdoğan'ın 12 Eylül referandumu öncesi andığı genç de anlatılıyor


12 Eylül'ün öncesi ve sonrasında Ülkücülerin mücadelesi belgesele taşındı. Özellikle idam sahneleriyle dikkat çeken film, bir döneme ışık tutuyor.

Siyah Türk Yapım Şirketi, 1980 öncesi ve cezaevi sürecinde ülkücüleri konu olan bir belgesel film çekti. 6 Nisan'da vizyona girecek belgeselin yapımcıları Bilal Kalyoncu ve Arif İlke.

ERDOĞAN'IN 12 EYLÜL REFERANDUMU ÖNCESİ ANDIĞI ÜLKÜCÜ DE ANILDI

Başbakan Erdoğan'ın 12 Eylül referandumu öncesi ismini zikrettiği gençlerden biri de 14 Temmuz 1987'de, Mamak Cezaevinde sabah namazını kılarken bir askerin arkadan kafasına dipçik vurmasıyla öldürülen Bafralı Hüseyin Kurumahmutoğlu'ydu. Kurumahmutoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nın Bafra sanıklarındandı ve ölümünden sonra hem Ülkücü – sağcı, hem de İslamcı örgütler tarafından kahramanlaştırıldı.

O GÜNLERİ ANLATIYORLAR

Filmde özellikle idam edilen ülkücülerle ilgili yapılan canlandırmalar çok ses getireceğe benziyor. Aralarında Ozan Arif, Mahir Damatlar, Yusuf Ziya Arpacık, Zihni Açba, Muharrem Şemsek, Atilla Kaya, Ercüment Gedikli'nin de bulunduğu 80 kişi o günleri, nasıl ülkücü oldukları, ailelerinin tepkilerini, cezaevlerinde gördükleri işkenceleri, çatışmalar arkadaşlarını nasıl kaybettiklerini ilk kez gün yüzüne çıkan anılarla anlatıyor.

İDAM EDİLEN GENÇLERİN SON ANLARI ÇOK AĞLATACAK

2 saatlik bir sinema filmi olarak hazırlanan belgeselin 1 saatini canlandırmalar, geri kalan 1 saatini röportajlar ve arşiv görüntülerin oluşturduğunu belirten Kalyoncu, film hakkında şunları söyledi:

"Özellikle idamları çekerken biz de çok etkilendik... Birçok anı gerçek detaylarıyla çekmeye çalıştık... 1980 ihtilalinden sonra asılanlara dair bir belge bırakmamışlar. Mustafa Pehlivanoğlu'nu, Selçuk Duracık'ı, Fikri Arıkan'ı, Ali Bülent Orkan'ı ve Ahmet Kerse'yi canlandırdık. Son anlarını, ipe nasıl gittiklerini anlattık... Ölüme bir kere bile yalvarmadan cesaretle gitmişler. Sinemaya gelenler o dramları yaşayacaklar, çok ağlayacaklar, bol bol mendil getirsinler."

GİŞE HEDEFİ EN AZ 1 MİLYON SEYİRCİ

Bu filmle birlikte bir dönemin kahramanı olmuş, 2'nci Kurtuluş savaşına imza atmış "Ülkücüler" daha iyi anlaşılacağını savunan, Kalyoncu, bir takım yanlış bilgilerin, dogmaların ve önyargıların tek tek yıkılacağını sözlerine ekledi.
Gişe hedeflerinin 1 milyon kişi olduğunu belirten Bilal Kalyoncu ve Arif İlke, sadece Ülkücülerin değil toplumun tüm kesiminden izleyiciye ulaşmayı düşünüyorlar.

***

KÜRT KÖKENLİ ON BİNLERCE ÜLKÜCÜ DE BELGESELDE

Özellikle bugün Türk-Kürt diye toplumu ikiye bölenlerin gelip Ülkücülerin nasıl 1980 öncesi tek millet ülküsünü hayata nasıl geçirdiklerini filmde görmesini istiyorlar. Kürt kökenli on binlerce ülkücünün nasıl Türk Milliyetçiliği, Türk Milleti davasına hizmet ettiklerini filmde ayrıntılı bir şekilde anlattıklarını ifade ediyorlar...

Belgeseli daha yakından takip etmek isteyenler facebook.com/ulkucufilm ve twitter.com/ulkucufilm.com adreslerine bakabilir.

***

Film öncesinde Cihan Haber Ajansı (Cihan)’na açıklamalarda bulunan yapımcı ve yönetmen Bilal Kalyoncu, filmin 1969 ile 1991 yılları arasında ülkücülerin yaşadıklarını, mücadelelerini anlatan bir belgesel olduğunu, ağırlığını ise 1980’den sonra 12 Eylül darbesiyle birlikte gelen zulümlerin, işkencelerin oluşturduğunu söyledi.

Bir şekilde ülkücülerin 12 Eylül ile görsel olarak hesaplaşması olarak da gördüklerini kaydeden Kalyoncu, şöyle konuştu:
“Bugün ki davaya denk gelmesi güzel bir tesadüf oldu. Bu proje benim projemdir, aslında bu bütün ülkücülerin projesidir. Biz bunu belki fiziki bünyeye soktuk ama insanlar bunu yıllardır hayal eder, ülkücüler bunu hep söylerlerdi. Bu bize nasip oldu. Sadece ben değil ortağım Arif İlke ile birlikte 1 buçuk yıl önce ‘yapabilir miyiz?’ diye yola çıktık. ‘Evet, yapabiliriz’ dedik ve inandık, yaptık. Zor bir aşamaydı bizim için, çünkü daha önce ülkücüler için zor bir mecraydı. Ülkücülerden farklı algılarla bahsediyorlar, bu algıları yıkma adına güzel bir çalışma olduğuna inanıyorum.”

***
Ülkücüler > Oyuncular ve Ekip

http://www.beyazperde.com/filmler/film- ... oyuncular/

Yavuz İğret (seminerci)

Yerhan Pamir (Ali Bülent Orkan)


Yönetmen

Bilal Kalyoncu
Halil Sarı


Oyuncular, roller, karakterler

Faruk Akçam

Bertan Avcı

Ersin Aygün

Oğuzhan Çilenk

Murat Gökmen

Fatih Güler

Kamil Kurt

Engin Kayacık


Yapım
Arif İlke
Bilal Kalyoncu

Türk dagitimci: Özen Film
Senaryo
Bilal Kalyoncu

Teknik ekip
Besteci: Murat Aydemir
Görüntü yönetmeni: Serhat Tekin


En son orkun tarafından 09.04.12, 10:10 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: "Ülkücüler" belgesel filmi gösterimde...
MesajGönderilme zamanı: 09.04.12, 09:46 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 28.09.10, 13:01
Mesajlar: 166
Alıntı:
Ülkücüler > Beyazperde eleştirisi

Kaan Karsan
kaankarsan@gmail.com

Ülkemizin alabildiğine kaotik politik geçmişinin ve bunun sancılı getirilerinin, apolitik bir gençliğin ortaya çıkmasına ve politik safların sosyal ideolojilere bağımlı olarak ‘iyiler' ve ‘kötüler' olarak kesin çizgilerle ayrılmasına yol açtığı aşikar. 80 darbesi hakkında bu ülkede telaffuz edilen cümlelerin genelde solcular üzerinden kurulması ve politik hesaplaşmalarımızın tek yönlü olması da yaşanan acıların bütünüyle su yüzüne çıkmasına engel oluyor. Ülkücüler belgeseli de ‘görünmeyeni' ‘görünür' yapma fikriyle ve amacıyla yola çıkıyor; ülkücülük ideolojisinin üzerinde yürüdüğü yolları, başından sonuna Alparslan Türkeş'e saygı duruşunda bulunarak, sözde ‘tüm gerçekçiliğiyle' perdeye taşıyor.

Belgesel, çeşitli kişilerden hareketle ülkücü ideolojinin macerasını anlatmaya soyunuyor. Her kişinin kendi yaşadıklarından hareketle verdiği cevaplar ‘aile baskısı', '12 Eylül öncesi dönem', '12 Eylül dönemi' gibi bölümlere ayrılmış ve belgesel de bu bölümler üzerinden yol alıyor. Bölümler arasında sunulan oldukça başarısız, hatta düpedüz komik canlandırmalar ve politik bir coşkuyla bezeli video klipler bir harç görevi üstlenmiş vaziyetteler. Bu dramatizasyonlar ve klipler, belgeselin ikna edicilik gücünü dakika dakika düşürürken, eserin her dakikasında hissettirdiği düşmanlık, özellikle bu ideolojiyi benimsememiş bir kitleyi karşı konulmaz bir şekilde rahatsız edecektir. Zaten şunu da söylemeliyiz ki, belgesel kelimesinin ilk iki hecesini oluşturan ‘belge' sözcüğünün anlamı konusunda da büyük bir zafiyeti var bu filmin.

Politik sinemanın her daim düştüğü propagandizm tuzağı, Ülkücüler filminin ilk saniyelerinden kendini hissettirmeye başlıyor öncelikle. Yoğun bir marksizm düşmanlığı, çağdışı Darwinizm karşıtlığı ve ölümcül bir günahmış gibi lanse edilen ateizm öfkesi ardı ardına sıralanıyor. Biz izleyici olarak bu ideolojilerin, ülkücülük ile fena halde çatıştığının elbette ki farkındayız. Ancak şunun da farkındayız ki propaganda yapmanın da bir adabı, bir usulü var ve olmalı... Filmin, belgesel yolunu seçerek çıktığı bu propaganda yapma hevesindeki, seçim kampanyasından hallice anlatımı henüz başından itibaren samimiyetsiz geliyor.

Eğer bir belgesel çekiyorsanız, gizli ve asıl amacınız propaganda yapıp ülküye destek sağlamak olsa bile, bu denli düşman ve bu denli sert bir tavır takınmamalısınız. Bilal Kalyoncu'nun Ülkücüler belgeselindeki en büyük hatası da bu zaten. Belli başlı isimler ve onların sosyal çevrelerinde yaşadıkları anıları ortaya bir anda onlarca sütten çıkmış ak kaşık çıkarıyor. Halbuki 80 darbesinde yaşananların ne kadar ‘tek tipleştirilemez' olduğunu bilmemiz için alim olmamıza gerek yok. Basın bültenlerinde dönemin günah keçisi olmalarını alttan alta eleştirip sonra yeni bir günah keçisi aramanın da samimiyeti, hiç vakit kaybetmeden sorgulanmayı hak ediyor. Bu sorgulama sonucunda da ancak ülkü ocaklarında izlenebilecek ve sadece bu ideolojiyi sahiplenenleri tatmin edebilecek bir filmle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. İşte bu belgeselin misyonu da tam olarak bu noktada anlamsızlaşıyor. Zira eğer ki karşıt bir görüşe sahipsek, ülkücü ideolojiye karşı yumuşamamızı sağlayacak hiçbir detay yok bu belgeselde.

Ülkücüler, her film ve her belgesel gibi bir çabanın ve bir emeğin ürünü elbette ki. Lakin bu çaba ve emek, ideolojinin kendisine özel bir havuza harcanmış ve sadece kendi iç dünyasına hitap eden bir damardan akmış.

Türklüğüyle ve Müslümanlığıyla gurur duyan, hatta dünyada en gurur duyduğu şey bu iki kişilik özelliği olan kitlenin bu filmi kucaklamaması için hiçbir neden yok. Fakat belgesel olarak incelersek, sunum, anlatım ve ikna etme konusunda çok büyük problemler yaşayan; belgeselliği sorgulanacak bir iş izlediğimize eminiz.


twitter.com/kkarsan

http://www.beyazperde.com/filmler/film- ... eyazperde/




Alıntı:
Fikir yoksunu ve 'tetikçi'

'Bugüne dek hep solcular konuştu, bizler ise sessiz kaldık, filmlerde ve dizilerde hep kötü adamlar olarak gösterildik' diyen aşırı sağcılar, 'Ülkücüler' adlı bir belgesel film çekti.

Alper Turgut


Cumhuriyet - Özen Film’in dağıtımcılığını üstlendiği iki saatlik belgesel, Türkiye’nin 44 kentinde tam 80 kopyayla gösterime girdi. Senaristliğini Bilal Kalyoncu’nun, yönetmenliğini ise Kalyoncu ile Halil Sarı’nın yaptığı belgeselde, kendi deyimleriyle “Ülkücü Hareket”in çok sayıda önemli ismiyle yapılmış söyleşiler ve 12 Eylül darbesi öncesi ve sonrasını anlatan canlandırma bölümleri var.


Sıkılan ilk kurşun

Çok bildik “Rehberimiz Kuran, yolumuz Turan” sloganını kuşanan belgesel, milliyetçi, muhafazakâr ve dindar bir söylem kullanıyor, Türklerin eski dini inanışı Şamanizmi ise hiç görmüyor. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Alparslan Türkeş’in son “başbuğ” olduğu, ülkücü hareketin solcuların ilk kurşunu sıkmalarının ardından doğduğu ifade edilen konuşmalarda, din vurgusu, milletin de önüne geçiriliyor. Ortada ne Ziya Gökalp var ne de Nihal Atsız...

Kahramanlık betimlemeleri

Ülkücülüğün fikir babaları ortada olmayınca, tetikçi bir dil hâkim oluyor, doğal olarak. Ve sıklıkla bahsi geçen, Çin sarayını 40 atlıyla basan Türkler için yapılan kahramanlık betimlemeleri hedefi tutturamıyor, çünkü onların Müslüman olmadığı gerçeği görmezden geliniyor.

Bunun dışında “Yamyamlar bile özgür, Türk dünyası esir”, “Şanlı bir tarih istiyorsanız, onurlu ve gururlu olmak için Türk doğarsınız” gibi söylemler ise ırkçılık, aşağılama ve hakaret barındırıyor. Bu bir propaganda ve ajitasyon filmi, hiç şüphesiz.

Belgesele göre, tali düşmanlar haricinde iki ana düşman var, önce solcular, ardından da Amerikan güdümlü 12 Eylül cuntası... Darbe öncesinde Sovyetler’e karşı savaştıklarını anlatan konuşmacılar,“Muhammed’in p.çleri” pankartları asan solculara karşı duvardaki kocaman “Milliyetçi Türkiye” yazısını korumak isteyen cesur ülküdaşlarının öldürüldüğünü söylüyorlar.

Ülkücüler belgeseli, topu sürekli 'düşman'a atıyor; solcular, ülkücülerin cesetlerine bile işkence yapıyor, tüm katliamların arkasında da devrimciler var. Yani her türlü sorunun kaynağı ahlak, din ve vicdan yoksunu solcular, ülkücüler ise hep bedel ödeyen, hiçbir silahlı eylem yapmamış, masum, mazlum ve fedakâr insanlar özetle. Ülkücülerin adının karıştığı Çorum, Maraş, Balgat, Bahçelievler, 16 Mart Beyazıt katliamlarına dair en ufak bir şey ise yok belgeselde.

Solcu düşmanlığı

“Hepimiz fakir gençlerdik, iki ayrı kampa bölündük, erk tarafından kullanıldık, cunta tarafından silindir gibi ezildik” denilse hiç olmazsa bir adım atılmış olacak. Bunun yerine, bitmeyen bir solcu düşmanlığı belgesele hâkim oluyor.

“Ülkücü mafyayla cezaevinde karşılaştık”, “Solcular pişman oldu biz olmadık”, “Erdal Eren az dayak yesin diye, onun yerine dövülmeyi göze aldık” kısımlarını geçelim, ülkücülerin şubede ve cezaevinde cuntanın işkencelerine ve baskısına maruz kaldığı canlandırma sahneleriyle, idam edilen dokuz ülkücünün son anlarının, belgeselin en akılda kalıcı bölümü olduğu kesin.

Bugünlerde hakkında göstermelik bir dava açılan cunta elebaşı Kenan Evren, bu belgeseli izlese hoşuna gider, “İşte biz bu yüzden askeri bir müdahale yaptık” diyerek...

Gerçekçi olmak gerekirse; solcuların çektiği belgesellerde de hemen hemen aynı durum mevcut, onlar da karşı tarafı, devrimci düşmanı “faşistleri” suçlar, öncelikle... Ancak solcuların çektiği belgesellerin bir derinliği, kendince bir tutarlılığı vardır, Ülkücüler belgeselinde hiçbiri yok.

Keşke sola ve sağa dair belgeselleri tarafsız insanlar çekse, lakin Türkiye'de bunu yapacak, belgesel adlı gerçekliği, taraflara eşit uzaklıkta çekecek hiç kimse yok, ne yazık ki... Yurtdışından birileri gelse, belgesel sinema konusunda uzman bu sinemacılar, araştırsa, incelese sonra bunu çekse, yine memnun kalmayız, hatta şunun bunun adamı, ajanı diye suçlarız.

Sonuçta; herkes hikayesini kendine göre yontuyor, travmayı böyle atlatamayacaklarını bildikleri halde...

7 Nisan 2012

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=328128


Alıntı:
Ülkücüler film yaparsa...

12 Eylül’ün yargılandığı iddia edilen bir dönemde, AKP’nin herkesi mağdur gösterme gayretine ülkücülerden destek geldi. "Ülkücüler" isimli belgesel filmde 12 Eylül'cülerin sola karşı silahlandırdığı silahlı çeteler, kendilerini mağdur olarak göstermeye çalışıyor.

Yapımcılığını Arif İlke ve Bilal Kalyoncu’nun üstlendiği, yönetmenliğini de Bilal Kalyoncu’nun yaptığı “Ülkücüler” isimli belgesel film vizyona girdi. “Ülkücü hareketin gerçek tarihi” olarak reklam edilen film, 1969 -1991 aralığını ele alıyor. 12 Eylül’ü merkeze koyarak, darbenin öncesi ve sonrasına odaklanıyor. “Ülkü Ocakları” adı altında örgütlenen faşist çetenin, nasıl bir tarihi olduğu zaten bilindiğinden, kanlı tarihi temizleme uğraşısı muazzam bir tarihi çarpıtma örneği oluyor.

AKP’nin 12 Eylül’ün iki paşasını yargılayarak, 12 Eylül’le hesaplaştığını, 12 Eylül’ün aslında “tüm kesimleri” mağdur ettiğini iddia ettiği bir dönemde vizyona giren filmin niyetinin AKP’nin açtığı bu kapıdan içeri doluşmak olduğu düşünülüyor.

Film, söz konusu dönemde faşist hareketin ağır topları sayılan kişilerle yapılan röportajlar ve röportajların canlandırmaları yapılarak ilerliyor. Anlatılan ve sonra canlandırması yapılan hikayeler ya tamamen uydurma yada gerçek olayların çarpıtılması olduğu göz ardı edilse bile hikayelerin tamamında çok sert bir şiddet övgüsü olduğu görülüyor. Bir gece, afiş yaptığı için eve geç gelen genç, babası tarafından azarlanınca, babasına şunları söylüyor:

“Baba, şu dışarıda, kümeste tavuklar var. O tavuklar yumurta doğuracak, onlardan çıkacak civcivler “Başbuğ Türkeş” demezlerse, hepsinin başını ezerim!”

“Doğumla” dünyaya gelen civcivlerin nasıl dile gelecekleri düşündürücüyken, her birinin başının ezilecek olmasının övgüyle anlatılması ürkütücü oluyor. Bütün hikayelerde görülen bu türden şiddet eğilimleri, tabanca sesleriyle süslenmiş müzikle destekleniyor. Film, başından sonuna, sokaklarda çokça örneğinin görüldüğü faşist terörü estetize etmeye soyunuyor.

Başka bir canlandırmada, devrimci olduğu düşünülen bir öğrencinin, elinde kocaman Darwin posteriyle, üniversite anfisinde kürsünün tepesine çıkıp konuşma yaptığı görülüyor. Bölüm, arka sıralarda oturan “kahraman bir ülkücü”nün posteri öğrencinin elinden alıp yırtmasıyla son buluyor. Devrimci siyasetin, koskaca bir Darwin posteriyle üniversite öğrencilerine empoze edildiği iddiası gülünç olmaktan öteye geçemiyor. Ayrıca, üniversite kürsüsünde bir bilim insanının posterinin taşınması ve her ne şekilde olursa olsun bu bilim adamının teorisinden bahsedilmesinin neden şiddetle cevaplandırıldığı anlaşılamıyor.

Solcu olduğu sanılan öğrencilerin, bir duvara “Muhammedin Piçleri Buraya Giremez” yazılı pankart astığı görülüyor. Bu tür küfür, hakaret, aşağılama içeren sloganların kimin tarihinde yazılı olduğunu görmek için çok uzağa değil, 26 Şubat’ta, bizzat AKP’li bakanların, MHP’li milletvekillerinin ve ülkü ocaklarının katıldığı Hocalı katliamını protesto mitingine bakmak yeterli olur. Bu canlandırma, faşist hareketin çok sık başvurduğu bir yöntem olan provokasyon niteliği taşıyor.

Film boyunca, faşist hareketin tüm anıları, komünizme karşı mücadele ile anlatılıyor. 1968 sol yükselişinden, 1991’de Sovyetler Birliği’nin çözülüşüne kadar bir sürenin ele alınması, filmde de sıkça vurgulanan anti-komünist histeriyi gözler önüne seriyor. Röportajlardan birinde, “bizim savaştığımız kişilerin elinde Sovyet silahları vardı. Biz aslında Sovyetler’le savaşıyorduk. Türkiye’nin işgal edilmesine karşı savaşıyorduk. Ülkücü hareketin doğrultusu her zaman bu olmuştur.” deniliyor. Yıllar yılı tekrar tekrar pazarlanan “Sovyet işgali” iddiasının bir gerçeği örttüğü görülüyor. Filmi yapan kişilerin aklına, söz konusu dönemde Türkiye-ABD ilişkilerini sormak gelmediğinden, “Sovyet işgali”ne karşı savaştığını söyleyen faşistlerin aslında Türkiye’yi adım adım Amerikan işgaline açtıkları gözden kaçırılıyor. Bütün röportajlarda provokatif, militarist, ırkçı v.b. kelimeleri ağızlarından düşürmeyen ülkücülerin, hiçbir canlandırmada ellerinde silah olmadığı görülüyor. Bu, “Sovyet işgali”ne karşı nasıl savaştıklarını cevapsız bırakırken, 12 Eylül davasının görüldüğü günlerde mağduru oynamak için iyi bir fırsat oluyor.

Filmle ilgili bir röportajında yönetmen “Ülkücüler bugüne kadar kendilerini doğru şekilde anlatamadı, hep mafyatik, serseri, şiddet eğilimi olarak algılandılar. Çünkü ülkücülere hiç fırsat sunulmadı. İşte bu film, ülkücüleri kendi ağzından anlatıyor.” diyor. Yıllardır mecliste olan, son seçimlerden üçüncü büyük parti olarak çıkan faşist partinin gençlik örgütünün, nasıl olup da kendini anlatacak fırsat bulamadığı iddiası şaşırtıcı oluyor. Ama yinede, eğer filmin niyeti ülkücüleri doğru şekilde anlatmaksa, film bütün çarpıtma ve uydurma sahnelerine rağmen, şiddet içeren üslubu, mafyavari ve ürkütücü jest ve tavırlı röportajları ile ülkücüleri zaten doğru şekilde anlatıyor.

(soL - Kültür)

http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/ul ... beri-53537


En son orkun tarafından 09.04.12, 11:03 tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: "Ülkücüler" belgesel filmi gösterimde...
MesajGönderilme zamanı: 09.04.12, 10:04 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 28.09.10, 13:01
Mesajlar: 166
Alıntı:
ÜLKÜCÜLER BELGESEL FİLMİ

10 Şubat 2012

Can BESLEN


Bir filmim bile yok anlıyor musun?
Hadi gülümse…

Evet yıllardır hepimizin serzenişi oldu bu konu.

Kime , neden sitem ettiğimizi bile bilmiyorduk ama hep noksan kalmıştı bir yanımız.

Biz , bizi anlatmayı ar saymıştık çocukca. Birbirimize üstünlük olarak kullanmıştık o günleri sadece .

Benim gibi genç ülkücülerin , 80 sonrası doğmuş olmaları bilinçlatlarında hep bir eziklik duygusu olarak kalmıştı.

Hepimiz bilirdik o acıları , gencecik fidanların VATAN denilen nazlı yar için ölüme yürüyüşlerini bir gurur tablosu olarak resmetmiştik kalplerimize.

Onlar anlattıkça biz hissetmiştik işkencelerin acısını , mesela hepimiz bakmışızdır Ulucanların küçücük pencerelerinden gökyüzüne.

Hayallerimizde canlandırsakta hepimiz tanırdık Ruhi’yi Mustafa’yı ,Halil’i ve diğerlerini.

* * *

90′lardan sonra okumaya başladık daha önce dinlediklerimizi kitaplardan.

Yazıyordu artık taşmedresede çürümüş eller.

Ama bir türlü izleyememiştik onları…

Sebebini bilmiyorum ama hiç filmimiz olmamıştı bizim.

Her dönem birileri çıkıp ” Yakında dizimiz , filmimiz çıkıyor” diyerek kursağımıza dizmişti heveslerimizi.

100 senelik tarihlerinden 100.000′lerce film çıkaran emperyallerden hiç ders almamışız.

Oysa dünyanın senaryo rezervlerinin %80 bu topraklardaydı belki de.

Kazı çalışmasına gerek yoktu bu cevheri çıkarmak için ama nedense bekledik bu zamana kadar.

Sanatı Türklüğe küfretmek sananlar belki korkulardan el atmadılar bu hazineye.

Belki de “şehitlerine bir tabut parası bulamayacak kadar fakir olanlar , sinemaya para vermez” demişlerdir.

İyi ki onlar el atmamışlar bizim sevdalarımıza.

Zira Allah’ı tanımayanlar bizleri nereden tanıyacaklardı ?

Sanatı bilmeyenler olarak tanındık hep.

Oysa Memleket Meselesinden pek gösterememiştik ama hepimiz tanıyorduk Al Paçino’yu , John Travolta’yı…

Bizi bırak bize biraz benzeyeni bile sahiplendik yıllarca.

Hemde perşembe geceleri toplantılarımızı iptal edecek kadar !

* * *

Bu eksikliği , aç kalınmışlığı içimizden birileri farkettiler yıllar sonra.

Ya da biz bu işi layıkıyla yapabilecek yiğitleri yeni yetiştirmiştik ocaklarımızdan.

Tahmin ettiğiniz gibi Arif İlke ve Bilal Kalyoncu’ dan bahsediyorum…

Yaptıkları işin ne kadar önemli olduğunu biliyorlar muhakkak.

Seyirciyi , yıllarca beyaz perdelerde kötü tanıtılmış bir karakterin gerçek yüzüyle tanıştırmak zor bir olsa gerek.

Ama hiç pişman değiller bu zor görevi üstlenmekten.

Askerlik dönemim ve maalesef bir ileri iki geri kıldığım sabah namazları dışında sabahın ilk ışıklarını gördüğümü hatırlamıyorum.

Yanlızca bu filmde çorbadaki bir tuz tanesi kadar katkım olsun diye uyandım o sabah.

Başakşehir’ den Üsküdar’a yetişmeye çalışırken ki otobüs,metrobüs yolculukları bir zevk gibi geldi bana .(İnanması zor biliyorum ama gerçek)

Sabahın ilk ışıklarından , akşamın karanlığına kadar lunaparkta sıra bekleyen çocuk gibi heyecanlı bekledim rolümü.

Bir ara film setinden bir bacımız “Abi Başbuğ’u oynar mısın ” dediğinde , dizlerimin bağı çözüldü , kekeleyerek oynayamam dedim.

Halbuki sadece ensem görünecekti karede ama o bile yetmişti beni korkutmaya.

Ben öylesine büyük bir insanı canlandıramazdım.

Ben Ali Bülent Orkan’ı canlandırabilmeyi çok istemiştim.

Sakallarımdan dolayı onu anımsatacağımı düşünüyordum.

Ama onu canlandıran YERHAN kardeşimizi görünce ondan daha çok benzeyecek birisi olamayacağını anladım.

Filmi izlerken mutlaka dikkatlice bakın Yerhan’ın yüzüne Ali Bülent ağabeyi göreceksiniz.

Yılma Durak ve Elazığlı Mehmet Gül rollerini oynayan kardeşlerimize de dikkat edin.

Bu heyecan ve aşkla kısada olsa bir rol aldım bu mübarek filmde.

Şimdi ise sabırsızlıkla 4 Nisan’da ki özel gösterimi bekliyorum.

Filmin özel gösterimi için seçilen günün önemi , yapımcı ve emeği geçen mükemmel insanların kalitesini ortaya koymak açısından yeterli sanırım.

Ben tüm tanıdıklarımı bu filme götüreceğim ve bulunduğum her ortamda gönüllü reklamını yapıyorum şimdiden.

Allah Utandırmasın …




Alıntı:
Hatırla Sevgili,Çemberimde Gül Oya,Öyle bir geçer zamanki gibi filmlerde başından sonuna kadar ülkücülere faşist muamelesi yaptılar,ülkücüler filmde kendi yaşadıklarını dile getirince ortalığı ayağa kaldırdılar.

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.ph ... 7&start=40



Alıntı:
Ülkücüler Belgeseli-Servet Avcı

08 Nisan 2012

Milliyetçiler söz konusu olduğunda onların aleyhine tek kale maç gibidir sinema ve televizyonculuk alanı... Son zamanlarda özellikle televizyon dizilerinde bu gerçeğe açıkça şahit olduk...

“Hatırla Sevgili”yle başlayan, “Bu Kalp Seni Unutur mu?”yla zirve yapan ve “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”yle devam eden yerli dizi filmlerle artık eskide kaldığını zannettiğimiz bir düşmanlık vizyona sokuldu... Daha önceki bir yazımda da ifade etmiştim: Şehir efsaneleriyle beslenmiş marjinal sol palavralar ‘tarihî gerçek’miş gibi işlenirken, 1980 öncesi ülkücülerin en önemli vasıfları ‘katliam sanığı’ olmaları gösteriliyor...
Anti-amerikancı, tam bağımsızlıkçı, yurtsever, sermayeye karşı halktan ve emekten yana idealist solcu gençler!...
Buna karşılık, cani ruhlu, zaman zaman rejimin kullandığı, işbirlikçi, rantçı, mafyacı ülkücüler!..

Vurgulamaya çalıştığımız anlayış, belki bitmek bilmeyen bir kan davasından alınan ilhamla, belki de inandıkları ideolojinin 20. Yüzyıl’ı bile tamamlayamadan yerle bir olmasının verdiği husumetle televizyon dizilerine dönüştürülüyor... Bu açıdan bakıldığında önceki hafta 12 Eylül duruşmalarında şahit olduğumuz ‘intikamcı ve fırsat kollayıcı’ atmosferin çok da sürpriz niteliği taşımadığı daha iyi anlaşılıyor... Sanki içlerinde tutamadıkları büyük bir kin var ve kusmak için sürekli fırsat kollanıyor...
Filmlere konu olan senaryolara, adalet, barış ve kardeşlik özlemi içinde bir gelecek duygusu değil, ideolojik körlük ve bağnazlık yön vermektedir... Anlaşılan, marksizmin çökmesi ve milliyetçilerin büyük bedeller ödeyerek verdikleri mücadelelerinde haklı çıkmış olmaları, bunlara ‘soğuk savaş dönemi dili’ni unutturmaya yetmemiş...

Fakat kabul etmek gerekir ki, milliyetçi hareket kendini ifade etme konusunda medya alanında olduğu gibi sinema alanında da açık ara mağluptur... Bunun bir çok sebebi olabilir... Sermaye eksikliği, bu alanlarda çöreklenmiş yapıların tahammülsüzlüğü, bu sektörün hareketteki öncelikler sıralamasında yukarılarda yer bulamaması, milliyetçi yapılarda yazar ve düşünürlerden beklenen ‘saray şairi’ olma şartının sanatçı ve yazarları yapı dışına kaçırması gibi pek çok faktörden söz edebiliriz...

Şimdi bunun bedelleri ödeniyor sinemalarda ve televizyonlarda... Bu karamsar tabloyu değiştirmeye yönelik bir şeyler yapılmak zorunda... Aksi halde yetişen yeni nesiller, bu en önemli propaganda araçlarından birisi olan sinemacılık yüzünden yakın tarihi haksız rekabet ortamı içinde yalan ve yanlış öğrenecekler...
Öylesine entegre bir sistem kurulmuş ki, senaryoyu yazanlar, filme çekenler, oynayanlar, sinemalarda oynatanlar, gazete köşelerinde reklamını yapanlar, festivaller düzenleyenler, bu festivallerde jürilik görevinde bulunanlar, ödül verenler, ödül alanlar hep aynı eksenin insanları... Bir nevî kendi aralarında paslaşma düzeni!..
Bu komplike sistemde ‘başkası’ olarak var olmak ve ayakta kalmak elbette kolay değil... İşte bu açıdan bakıldığında yeni vizyona giren ‘Ülkücüler Belgeseli’ni karın altından inatla başını kaldıran bir kardelen gibi görmek durumundayız... Bu filmin başarılı olması, bundan sonraki çalışmaların da önünü açacak, müteşebbislere cesaret verecektir...

Siyah Türk Medya’nın yapımcılığında, Bilal Kalyoncu ve Halil Sarı’nın yönetmenliğinde hazırlanan bu belgesel filmin akıbeti bundan sonra daha büyük bütçeli çalışmaları gündeme getirebilecektir... Bu zor sektörde her türlü sıkıntıyı, ambargo baskısını ve ticari riski göze alıp ‘biz de varız’ diyen yapımcı firmayı yürekten tebrik etmek lazım... Yakın tarihin destansı mücadelesi sinema sektöründe yetim kalmayacaksa eğer, bu tür yapımcı ve yönetmenlerin gayretiyle olacaktır...

Bugün milliyetçi hareketin doğru dürüst görsel arşivi yoktur... Kişilerde ve kurumlarda var olan görüntüleri tek elde toplayarak bir arşiv oluşturma iradesi bile konmamıştır bugüne kadar... Böyle bir ihtiyacın şimdiye dek hissedilmemiş olması, medyada ve sinema sektöründeki bu açık ara geri kalmışlık karşısında yakınmanın ne kadar boş olduğunu gösteriyor adeta...

Dileriz, ‘Ülkücüler Belgeseli’ hem gişe başarısı yakalayarak gelecekte çok daha büyük projelerin önünü açar, hem de gencecik vatanseverlerle 15-20 yıl içine bir çağ sığdıran hareket adına dokümantasyon merkezi kurulması için ilham vermiş olur...

YENİÇAĞ


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: "Ülkücüler" belgesel filmi gösterimde...
MesajGönderilme zamanı: 17.04.12, 13:15 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 28.09.10, 13:01
Mesajlar: 166
BİLANÇO

Sıra Film Adı Dağıtım VizyonTarihi Hafta MaxSalon 2012 Toplam Hasılat 2012 Toplam Seyirci Hafta Toplam Hasılat Toplam Seyirci
44 Ülkücüler Özen 06.04.12 2 80 281.917 TL 36.289 2 281.917 TL 36.289

http://boxofficeturkiye.com/yillik/?yil=2012


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye