Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: İlginç Bir Surrealist Film: Bab'Aziz
MesajGönderilme zamanı: 19.09.10, 00:35 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 24.02.09, 22:15
Mesajlar: 28
BAB' AZİZ

Tunuslu filim yönetmeni Nacer Khemir tarafından 2005 yılında sinemaya aktarılan bu film, 1001 gece masalları türünden yapılmış semboller içeren bazı hikayelerden oluşan bir Nacer Khemir filmi.

“Spırıtualıty And Practıce” Magazinin filmin yönetmeni Nacer Khemir ile yaptığı röportajı sunuyorum.

"SPIRITUALITY AND PRACTICE" MAGAZİNİNİN NACER KHEMIR İLE ROPÖRTAJI

***

Spırıtualıty And Practıce: Bu filmin bugün yapılmasının nedeni nedir?

Nacer Khemır: Bunu bir benzetme ile açıklayayım: Babanızın yanında yürüyorsunuz, o aniden düşüyor ve yüzü çamurlanıyor, ne yapardınız?
Onun ayağa kalkmasına yardımcı olur ve gömleğinizle yüzünü silerdiniz değil mi?
Benim babamın yüzü İslamdır, ve filmim ile İslam’in yüzünü silmeye çalıştım, açık , toleranslı, irfan ve sevgi dolu dostâne bir islami kültür sergiledim…
Bir islam ki, medya tarafından 9 Eylül sonrasında sergilenenden çok farklı.

Gericilik, Radikalizim ile birlikte islam için tahrif edici bir aynadır. Bu film, İslam’a onun hakiki imajini geri kazandıracak ölçülü bir çabadır.
Başka hiç bir görev bana bunun yapılması kadar acil görünmedi: yüz milyonlarca müslüman sıksık, daima olmasa bile bazı fundamentalistler tarafından sebep olunmuş terorizmin ilk kurbanlarıdırlar.
Bu filim mutluluk kaynağı ve sevgi verici Sufi geleneğine dayali olmasına rağmen, bunun yanında yüksek bir sekilde politik bir filimdir ve kasıtlı olarak öyle yapılmıştır.
Dünyaya islamın bir diğer yüzünü göstermek bugünlerde bir görevdir, aksi takdirde, bizim her birimiz “diğer olan” ın kendi cehaletinde boğulacağız.

İnsanları zapteden korkudur, hakikat değil. Bugün dünya üzerinde yaşayan yaklaşık bir milyar müslüman vardır, bu yeryüzü nüfusunun altıda biridir.
Komşunu tanımaya çalışmak için en iyi performansınızı göstermek bir konukseverlik biçimidir.
Konukseverlik, sadece insanlara sığınılacak bir yer sağlamak ve onları beslemek değildir; konukseverlik dinlemek ve anlamakla ilgilidir.
Siz birisini evinize alıp, onu besleyip sonra onu önemsememezlik yapamazsınız!
Benim fikrimce, bu insanları birbirlerini dinlemeye teşvik eden bir filimdir; belki ufka doğru yani ileride gerçekten birlikteliğe gelirler.
Bu filimi seyretmek diğer olan yani “öteki” denilene konukseverlik sunmanın bir yolu yöntemidir.

Spırıtualıty And Practıce: Neden “Ruhunu süzen seyreden Şehzade?” ismini verdiniz? Bu Narsis(kendine asık olan) bir imajmı ?

Nacer Khemır: Prensin suyun üzerine yaslandığı doğrudur, fakat o Narsis kişinin yaptığı gibi kendi yüzünü görmez, çünkü her kim su da kendi yansımasını görürse, o aşk yeteneğinden yoksundur.
Prens görünmeyeni seyr etmektedir, ki bu onun kendi ruhudur.
Biz hepimiz buz dağlarına benzeriz; sadece onda birimiz zâhirdir, geri kalan ise suyun altına uzanmaktadır.

Şehzade fikri aklıma, 12.yüzyılda İran’da resmedilmiş güzel bir tabaktan geldi.

Bir şehzadenin su üzerine eğilmesini gösteriyor ve “kendi ruhunu izleyen şehzade” yazıtını üzerinde taşıyordu.
Bu imaj o anda beni etkiledi ve bunun üzerinde bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim ki bu nedenle filimi İran’da çekmemin gerekliliğini anladım.

Bir 12. yüzyıl ressamından devam edilen bir filim yapmak! Bilmiyorum bu katışıksız bir rastlantımıydı (yoksa o başka bir şeymiydi ?), fakat filmin bazı bölümlerini Kashan şehrinde çektik ki bu tabağın yapıldığı yerdi!

Resim

Şimdi bu filmin yapısı ile ilgili söylenecek şey şu ki, o seyirciye dünyanın hakikatini görmek için kendi egosunu unutup bir kenara koymasında yardım eder diye düşünüyorum.
Bu film, dervişler tarafindan genelde söylenilen “öz görüş” yapısını, ve onların spiral şekilde dönerek sema etme şeklini ödünç almıştır.
Karakterler değişir, fakat tema aynıdır: “bir çok şekillerde sevgi”.
Meşhur Sufi İbni Arabi’nin dediği gibi: “Benim kalbim ceylan için bir otlak ve rahipler icin bir manastır, putlar için bir tapınak ve hacılar için bir kabe olabilir.
O hem Tevratin hem de Kuran’ın ikisininde masasıdır.
O, kervanları nereye giderse Aşk(sevgi) dinini icra eder.
Benim kanunum Aşktır(sevgidir).
Benim imanım Aşk’tır.”

Spırıtualıty And Practıce: Sufizm Nedir?

Nacer Khemır: İfratcilik ve fanatiklik islami temsil etmez., tıpkı engizisyonun İsa’nın imanını temsil etmediği gibi.
Bugünlerde birisi, İslam’a doğru olan ve büyüyen bu nefret ve muhalefet dalgalarında kendisini tamamen kayıp ve şaşırmış hissedebilir.
Sufizm bütün fanatiklik şekillerinin karşısında durur.
Sufizm, mistiklerin İslamıdır; İslam’ın sevecenliği narinliğidir. Fakat size daha iyi bir tanımlama vermek gerekirse, o zaman şu Sufi söylemini kullanmama izin veriniz :” Allah’a giden yollar yeryüzündeki insanların sayısı kadar çoktur.” Bu alıntı Sufizm’in görüşüdür.

Birisi diye bilir ki Sufizm islamın atan kalbidir.
Marjinal bir olgu olmaktan uzakta, o islami mesajin ezoterik boyutudur.
Büyük bir Sufi olan Ebu Hasan El Nuri, dedi ki: “ Sufizm bütün BENcil arzulardan feragat etmektir,” çünki hakiki SEVGİ, BENcil olamaz.

Ezoterik: Ezoterik, bireyin kendini tanıması ya da bulması; başka bir deyişle kendini gerçekleştirme uğruna göze aldığı İÇ DERİNLİĞE GİDEN YOL'dur. Ezoterik, her ne kadar geniş kitlelere yönelik görünse de, sonuç itibarıyla kişinin akıl, ruh ve bedenine ait bireysel bir meseledir. Bireysel bir serüvendir.

O bunun yanında dedi ki: “ Hakiki bir Sufinin sahiplikleri yoktur, ve o kendiside hiç bir ŞEY tarafından sahiplenilmez.
“SEVGİ” filimde bir çok şekle sahiptir. İshtar örneğinde, kumdan doğan küçük kız, Arap dilindeki gibi, “Vav” harfini çağrıştırır ki bu harf arapcada “Ve” demektir.
Sufiler ona Sevgi harfi derler, çünkü onsuz, hiç bir şey bir araya gelemez.
“Deniz ve gökyüzü,” “Erkek ve Kadın” deriz. “Vav” buluşma yeridir, böylece sevgi yeridir(aşk yeridir).
O bunun yanında seyyahın harfidir.
Çünki o şeyleri ve varlıkları bir araya getirir.



Spırıtualıty And Practıce: Derviş Nedir?

Nacer Khemır: İran dilinde dervişin mânâsı “Sufî”dir.
Fakat zamanla, bu kelime fakirliği seçen ve seyyahlık edenler için kullanılmaya başlanıldı.
Onlar dünyayı bir tarafa koydular ve bir fakirlik ve Aşk arayışına giriştiler. Bir çok tipte derviş vardır.
Farklı kardeşliklere adres etmek istemedim, fakat İslami-Arap kültüründe canlı kalmış olarak görünen şeyden bir fikir vermek istedim: bu sonsuz arayış Mutlak ve Sınırsız olan için.
Tarih boyunca, bu Afganistan’da meşhur olan Şehzâde gibi derviş olan sultanlar olmuştur.

"Peygamber" in yazarı Cibran’in dediği gibi: “Şehzâdelerin şehzâdeleri o kişidir ki o tahtını bir dervişin gönlünde bulur.” Dervişler hatta bundan da ötesine gittiler.
Onların birisi dedi ki: “Ben artık camiye ya da ibadethaneye gitmiyorum, Ben Aşkın hizmetçisiyim, Ben Senin cemaline Aşığım.”
Bir kişi Sufî literatürünü çalışmadan İslami Kültürün estetiğini anlayamaz.
Dervişler Peygamberimiz Muhammed SAV’den şu alıntıyı sürekli tekrar ederler: “Allah güzeldir ve O güzel olanı sever.”
Ve burada dervişler onların Aşk halini vurgulamak için şarkı söylerler:

Kelebek kendisini yanan ateşe atar
Eğer seviyorsan, o zaman çok cesaretli olman gerek
Her bir adımda, kalp onun sınırlarına doğru itilir
Her nefeste, test edilir o
Eğer seviyorsan, o zaman çok cesaretli olman gerek

Onların efallerinde, dervişler İslam’i belli doğmacı yorumlardan ve izahlardan hür bırakırlar, tıpkı bu filimdeki kızıl saçlı derviş gibi ki o minare tarafindan cezb edilmiş ve süpürge ile onun tozunu almayı deniyor.
Bir başka sahnede, o bir camide yarı kuma gömülü halde ve kabirinden sade sepeti ile kumu atarak çıkmaya çalışıyor.

Spırıtualıty And Practıce: Çölün senin için manası nedir?

Nacer Khemır: Bir Berberi sözü vardır der ki: “ Vücut refahı için diyarlar vardır ki onlar su ile doludurlar, ve Ruh refahı için diyarlar vardır ki onlar kumla doludurlar.”
Çöl edebi bir alandır ve ayni zamanda bir soyutlama alanıdır. Sınırsız küçük olan bir kum zerresi ve sınırsız büyük olan milyarlarca kum zerresinin buluştuğu nadir yerlerden birisidir çöl.
O bunun yanında birisinin Evrenin hakiki hissiyatını ve onun ölçeğini duyabileceği bir yerdir.
Çöl ayni zamanda Arap dilini çağrıştırır ki, çöl onun menşeinin anısını taşır.
Her Arapça sözcükte, akan bir parçası vardır.
O bunun yanında Arapça aşk şiirinin ana kaynaklarından birisidir.
Benim bu üçlü olarak çektiğim bu bütün üç filmimde de, “Seyyahun” (Çöl Seyyahları), Güvercinin kayıp gerdanlığı, ve bugün Bab’Aziz, Ruhunu seyreden şehzade, hepsinde de çöl kendisinde bir karakterdir.

Bu filim İran merkezi çölünde, Annarak’ta ve Tunus çölü Tataouine’de çekildi.
Çöl üzerimizde kendi kanununu icra etti.
Sıcaklık bazen 50°C ye ulaştı!
Barınak olarak kullandığımız eski kurşun madeni sığınağından, kamp ettiğimiz yerden sabah saat 4 civarında ayrılıyorduk.
Sabah dokuz bucuk ya da 10’a kadar çalışıyorduk; daha sonra kum çok kızgın oluyordu ve ışık beyaz ekran gibi pasparlak oldu ki bütün detayları sildi, akreplerin konuk serverliğinden daha bahsetmedim bile!
Günün gerisini kampta harcardık, ve işe gün batımında devam ettik.

Sahneler sadece bir kez çekildi, çünkü aktörler üzerinde yürüdükten sonra kumun bekaretini tekrar yerine getirmemiz imkansızdı.
Bir sahneden memnun olmadığımız zaman, seti bozulmamış bir yere kıpırdatmak zorunda idik.
Çok uzun mesafelerde çekim esnasında deneyim ettiğimiz zorlukları tek tek saymıyorum bile, İran ile birlikte Tunusta : Kasan, Yazd, Kerman , Annarak çölü ve tabi ki antik Bam şehri ki filimde dervişlerin toplandığı son sahneyi orda çektik.
Bir deprem bir kaç ay sonra bu şehri yok etti.
Tunus’ta Korba’da , Veled Sultan’da ve Tataouine’de.

Ayni sırada, Tunus’ta bir sarayda yürüyen bir karakteri, İran’da bir yerde pencereden bakarken görebilirsiniz.
Bu hileler seyrek bulunur olağanüstü değildir ve onlar filimin çokluk boyutunu konuşurlar ki bunlar Fransız, Iran ve Tunuslu şirketler tarafından co-produce edildiler.
Fakat onlar filmin hikayesini binlerce konuşmadan daha iyi anlatırlar, ya da onun bölgesini tanımlarlar mi demeliyim: Bab’Aziz Arap-İslam dünyasından doğru seyr halindedir.
Ve, o bu hareket eden, Tunuslunun sarayının penceresi ile İran diyarlarının arasında uzanan dünyadır (çöl gibi kıpırdayan, hiç gerçekten farklı değil ve hiç tamamen ayni değil).
Bu dünya gerçek bir alegorik hikayedir, eğer biz sinemanın bizim durduğumuz yerdeki ve bizim bakıyor olduğumuz yer arasında yer alan uzay (boşluk)-zaman olduğu fikrini örnek alırsak, bu bunu bilerek uzay-zamanın sıksık “görüş noktası” olarak değerlendirilir, biz bunun yanında filimin sinema hakkında olduğunu söyleyebiliriz.

Spırıtualıty And Practıce: Ya Müzik ?

Nacer Khemır: Arap kültüründe, şiirin varlık sebebi, onun "raison d’être" si şarkı söylemektir.
Şarkılar ve müzik varlık ve yokluk arasında, görünen ve görünmeyen, gerçeklik ve gizemlilik arasında ikisini de ayni anda hissettiren bir duygu yaratır.
Mistik ses, popular ve bilgesel Arap, Pers ve Türk kültürleri arasından doğru akar.
“Bereket”, bu sesten filizlenir ve sarar ve insanlara, yerlere ve nesnelere nüfuz eder.
Vokal müzik dönen dervişlerin performanslarında olduğu gibi sık sık danslarla eslik edilir ki, onlar ilahi bereketi almak maksadıyla bir eli gök yüzüne doğru yöneltir, ve bu bereketi huzurdakilere iletmek içinde diğer eli yere doğru döndürerek sema ederler.

Bu kudsal ve popular müzik tipleri, olağanüstü bir önemlilik ve Asya’dan Afrika’ya, Arap dünyasından İran dünyasına iletişim kurucu bir neşe taşırlar.
Onun birliğini ve hayat için arzusunu beyan eden bir bağlantıyı garanti ederler.
Eşsiz olan (Es-Samed) Allah’a ibadet eden, ruhun suretidir: Aşk, aşkın yanışı.
Fundamentalistlerin ölüm tutkularının karsısında, o yaşam neşesinin bir kutlayışıdır.

Besteci Armand Amar ile karsılaşmak çok verimli oldu, ve Armand Amar filme yeni bir canlılık üfledi.
Büyük Sufî şeyhleri tarafından çalınan çok harika müzik eserleri vardı, ve Arman onların üzerinde çalıştı.
Onunla birlikte, çök eski bir Endülüs kardeşlik ateşini yeniden tutuşturduk!
Bir araya getirdiğimiz bir diğer kardeşlik ise İran, Tunus, Kürt, ve Cezayir aktörleri ile oldu.
Parviz Shahinkhou, 63 yaşında olmasına karşın bizim en heveslimiz idi.
İstar’ı oynayan Arap asıllı İranlı Meryem Hamid sürekli bir dilden diğerine geçerek bizi o güzel oyunculuğu ve merakı ile sürekli şaşkınlık içinde bıraktı.

Spırıtualıty And Practıce: Doğu ve Batı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Nacer Khemır: Doğu ile batı arasındaki farkı açıklamak için bahçeler kadar güzel bir örnek verilemez.
Batı bahçesi, görünür ve evi çevreler, diğer yandan doğu bahçesi ise gizlidir böylece batindir ve evin merkezindedir.
Kâhire’de, Granada’da, Marakesh’de ya da Tunus’ta olsun, bu islami bahçe kavramı daima yaygındır.
Bir bahçe, aklın kaçtığı yer olan, tefekkür ve meditasyon yeri olduğundan dolayı, ancak saklı olabilir.
14.Lui yada Medici ailesi tarafından ortaya çıkarılan klasik batı bahçesinin amacı, çevreleyen dünyayı domine etmektir ki, o ufka doğru giden perspektif çizgilerini açıklar.
O bir ustalık bahçesidir.
Klasik batı bahçesine benzemeyen Japon bahçesi ise düşünce rahatlığı teşvik etmektedir, fakat Oryantel görünmeyen bahçe ise bir kişinin iç nefsinin tefekkürüne yöneliktir bunu teşvik eder.
Fakat bütün bahçeler çeşitli büyük gelenek ve kültürlerden çıkmıştır, ve hepsi de dünyanın süsü için gereklidirler.


En son fuyuzat tarafından 19.09.10, 00:50 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İlginç Bir Surrealist Film: Bab'Aziz
MesajGönderilme zamanı: 19.09.10, 00:48 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 24.02.09, 22:15
Mesajlar: 28
Ölüm; sonsuzlukla düğünümüzdür!

Resim

Sokrates’in öğrencisi, Aristo’nun hocası olan Eflatun (Platon) batı felsefesinin ilk noktası ve kurucusu sayılır. Bu düşünce ustası öğrencileri ile oturmuş gerçeğe dair sohbet ederken gerçek olmayan her şeyin yalan olmak zorunda olmayacağını anlatır. Biliyorum biraz karmaşık gibi görünüyor ama elimizde buna enfes bir örnek vardır; Şark Masalları. Gerçek değildirler ama yalan olduğunu da kimse iddia edemez.


Bediüzzaman Hazretleri’nin Risaleler’de, özellikle Küçük Sözler denilen risalelerinde bir anlatım tekniği vardır. Teknik ve anlatım tarzı ile sinematografiye şahane birer örnek olabilecek olan Küçük Sözler’de hakikatler anlatılırken öyküleme tekniği kullanılır. Bediüzzaman imana dair hakikatleri asrın idrakine göre ele alırken her biri çarpıcı bir yol hikayesi şeklinde özetlenebilecek ibretli örneklemelere başvurur.

Nacer Khemir Tunus-Kurba’lı bir sinemacıdır. Bugünlerde artık 60 yaşına yaklaşan sanatçının yönetmenlik geçmişinde çektiği film sayısı sadece 3’tür. Ancak bu sayısal azlık filmlerinin değerini düşürmez. Aksine anlattığı hikayelerin her birinin başlı başına bir şaheser olmasından dolayıdır. Sinemayı salt görüntü yahut, müzik ya da sözden ibaret görmeyen bu usta yönetmen, filmlerinde öylesine üç boyutlu bir derinlik yakalamıştır ki, bir gün gerçek sinemanın tartışıldığı günler gelirse eğer –zannederim- Khemir’in filmleri en baş köşeye kurulacaktır.

Beyazperdenin masal anlatma ustası olan Tunuslu yönetmenin ilk filmi olan 1986 yapımı ‘Les baliseurs du désert – Çöl Gezginleri’ Tunus’u uçsuz bucaksız çöllerinde izbe bir köye sürgün edilen idealist bir öğretmenin fonunda bir toplumun tevekkül ve küçük şeylerle imtihanını anlatır. Ustanın ikinci filmi 1991 yapımı ‘Le collier perdu de la colombe – Güvercinin Kayıp Kolyesi’ ise yine bir çöl köyünde bir medresede dini ve dünyevi ilmi aynı anda vermeyi hedefleyen bir hocanın fonunda çöl insanlarının aşk ve ‘doğruyol’ üzerine çarpıcı hikayesi vardır.


Nacer Khamer’in son filmi ise 2005 yapımı olan bir şaheser: Bab’Aziz…
Filmi izleyince son derece net anlaşılıyor ki, Khemir aslında bu son filmi için diğer iki filmi kameraya almış. Anlattığı hikayeden karakterlere, her biri muhteşem bir tabiat tablosu olan resimlerinden müziğe, olağanüstü oyunculuklardan akıllara durgunluk veren diyaloglara kusursuz bir film Bab’Aziz.

Değerlendirmeye geçmeden önce filmin konusu hakkında birkaç cümle yazmak lazım sanırım: Bab’Aziz (Günümüz Türkçesiyle bu kelimenin karşılığı ne yazık ki yok. Belki ‘Bilge Dede’ demek en doğrusu.) Ve şirin mi şirin, cingöz mü cingöz torunu Ishtar bir çöl yolculuğundadırlar. Küçük torun meseleleri çok kavrayamasa da dedesinin derinliğini hissetmektedir. Dedesinin söylediğine göre tüm dervişlerin bir araya geleceği, nadir olarak tertip edilen bir sufiler toplantısına gidiyorlardır. Ama ne yön bellidir ne de ne zaman yetişeceklerine dair bir fikir. Sadece yürümektedirler. Dede yol boyunca torununa çarpıcı masallar anlatırken, karşılaştıkları insanların her birinin ilginç hikayesi vardır.

Yönetmen çok basit ve sade bir yol hikayesinden evrenin ve dünyanın anlamını damıtmış aslında. Film 2006 yılında İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Gösterim sırasında filmi hakkında bir de konuşma yapan yönetmen şunları söylemişti: “Bu film bir sorudan çıktı aslında: Babanız, yanınızda yere düşse ve yüzü çamurlansa ne yaparsınız? Ben olamasam bile benim babam tam bir Müslüman’dı ve şu sıralar onun yüzüne (dinine) çamur çalınıyor durmadan. Ben bu filmle babamın yüzünü silmeye, temizlemeye çalıştım. İslam’ın batı tarafından sunulan yüzünü değil, bilinmeyen, es geçilen ve unutturulan yüzünü göstermeye çalıştım.”


Ne muazzam bir duruş, ne görkemli bir mantık ve ne saygı duyulacak bir yaklaşımdır bu! Nitekim öyle de oluyor… Bab’Aziz filmi ilk karesinden finale kadar her zerresinde İslam’ın, imanın ve erdemin güzelliklerini görsel bir tokat gibi yüzümüzü yüzümüze indiriyor. Film izlerken sersemleşmemek elde değil.
Besmele ile açılan film ayet-i kerimlerin muhteşem tilaveti ile bizi büyülü bir çöl atmosferine götürürken epigraf ile zihnimize ilk çiviyi çakıyor: “Dünyadaki ruhlar kadar Allah’a giden yol vardır!” Gazali ve İmam-ı rabbani’den yola çıkılarak yazılan ilk diyaloglar öncesinde gecenin karanlığında çölde bir siluet belirir; bir çoban siluetidir bu. Ve bir kız topraktan diri diri çıkar. Kız çocuklarını toprağa diri diri gömen cahiliyeye yapılan bu göndermeden sonra secde halinde kum altında kalan bilge dede de çıkınca karşılıklı konuşmalarla filmin o muhteşem atmosferine gireriz. Kız der; “dedeciğim tek başımıza bu çölde yolumuzu nasıl bulacağız, ya kaybolursak?” Bilge dede son derece rahat cevap verir; “İnancı olan kişi asla kaybolmaz küçük meleğim!”

Kum metaforundan her kahramandaki bir zaaf ile aslında hakka ve hakikate giden bir yol olduğunu insan beynini uyuştururcasına bize gösteren film, gerçek ile hayalin, hakikat ile masalın iç içe geçirilmiş bir kanaviçesi adeta. Üstelik tüm hikaye bir yandan akarken diğer yandan da insanı alıp başka boyutlara taşıyan bir müzik, birer tablo güzelliğindeki çerçeveler ve bir hikmet akademisinden damıtılmış gibi duran replikler bize eşlik ediyor.


Hiç adetim değildir ama finale yakın bölümdeki şu diyalogu da size aktararak nasıl bir film ile karşı karşıya olduğumuzu fark etmenizi rica ediyorum:

“Hassan... Seni bekliyordum.”

“Beni mi bekliyordun?”

“Ölümüme şahit olman için.”

“Neden ben? Ben ölümden çok korkarım...”

“Biliyorum. Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki: "Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan... Ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun... " Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için, hiçbirine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi. İşte bu yüzden korkarız. Ölüm nasıl olur da son olur Hassan oğlum, benim düğün gecemde mutsuz olma. Sonsuzlukla olan evliliğimin artık zamanı geldi.”

Filmin sonunda yönetmen, diyaloglarını Mevlana, Fahrettin-i Attar, İbn-i Arabi ve İbn-i Ferid gibi İslam düşünürlerinden aldığını söylüyor. Biz anlıyoruz ki, hakiki anlamda sinema yapılacaksa böyle bir şey olmalı…

Necir Khemir bize bir masal anlatıyor beyaz perdede; gerçek olmayan ama doğrunun ta kendisi olan!

http://www.createhane.com/search/label/Bab'Aziz


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye