Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Kelebek Filmi ve Oryantalizm !
MesajGönderilme zamanı: 09.06.09, 15:54 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 24.02.09, 22:15
Mesajlar: 28
Kelebek Filmi ve Oryantalizm !

Abdulhamit Güler

13 Mayıs 2009

İslami kaygılar taşıyan bir film, hangi vicdanla Batı jargonunu kullanarak müslümanlara rahatça terörist deyip oryantalist bir bakış sergileyebilir

İslami kaygılar taşıyan bir film, hangi vicdanla Batı jargonunu kullanarak rahatça terörist deyip, -açık kızlar, küpeli erkekler örneğinde olduğu gibi- oryantalist bir bakış sergileyebilir? Ve çok garip bir nokta daha var ki; El Kaide'ye rakip olarak Mevlevilik-Sufilik neden alternatif olarak gösteriliyor?

Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir yaprağı kımıldatan rüzgarın, yeryüzünün bir diğer ucundaki fırtınanın müsebbibi olması gibi; gezegenimizin, hatta alemimizin nokta nispetinde anında bir mazlum ahı arşa yükseliyorsa, bunda benim de dahlim vardır. Alem bende, ben alemdeyim zira. Müslümanlar kardeştir, bütündür, yekvücuttur ve tek bedendir. O halde birbirimizden sorumluyuz.

'Kelebek etkisi', bu sorumluluğun modern lisanla ifade edilmiş hali oluyor. Bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın bir diğer ucundaki fırtınanın başlangıç noktasıdır. Yaptığınız hiçbir şey boşuna değil, gereksiz değil, hedefsiz olamaz ve gayeye mutlaka katkı sağlar.

Kalem mi, silah mı?

Geçtiğimiz hafta vizyona giren 'Kelebek' filmi de aynen bu kuramdan yola çıkarak 11 Eylül olayını, El Kaide varlığını ve müslümanların 'kalem' ile 'silah' arasında yapacağı tercihi ele alıyor. Film yol gösteriyor.

Kalemi tercih etmezseniz 'hiç uğruna' öleceksinizdir. Küçük çocuğunu Afganistan'da eğitim ve yardım merkezi açan Türklere emanet eden bir annenin, ABD saldırısında ölen El Kaide üyesi büyük çocuğu için yaptığı yorumdur bu. Peki bu kadar basit mi? Bir film böylesine net bir soru sorup, cevabını bu kadar rahat verebilir mi? Nasıl bir felsefi altyapıyla, daha da önemlisi hangi dini argümanlarla yapılacaktır bu? Bu soruların tamamına cevap buluyorsunuz Kelebek'te.

"Hangi savaşta masumlar ölmedi ki"

Afgan iç savaşından bahseden film, müslümanların birbirlerini katletmesini, kardeşin kardeşe kurşun sıkmasını eleştiriyor. Hemen bütün İslam coğrafyalarında olduğu gibi Afganistan'da da kardeş kanı dökülüyordur zira. Ve bu grupların içerisinden bir 'örgüt', kendi coğrafyasını aşıp, hatta 'haddini aşıp' Amerika'ya, bütün 'İslam düşmanları'na cihat başlatmıştır.
Fakat bu cihadı sırasında sivil-asker ayrımı yapmamakta, "hangi savaşta masumlar ölmedi ki" savıyla da kendilerini savunmaktadırlar.

Ne kadar doğru değil mi? "Masum bir insanın ölmesi bütün insanlığın ölmesidir" bizim için. O halde filmin anafikrine eyvallah demekten başka seçeneğimiz kalmıyor mu? Maalesef öyle değil. Çünkü film, silah ile kalem arasında ayrım yapma konusunda düştüğü hataya, direnişin varoluşuyla hiç olmaması arasında tercih yapmak gibi ortaya çıkan o garip bir bakışta da düşüyor. Daha somuta indirgeyip ele alalım...

11 Eylül saldırısını ekranda gören bir sufi, "Allah'ım bizi affet" diyor ve kahroluyor. Film boyunca benzer o kadar çok 'slogan' cümleler duyuyorsunuz ki, hepsini bir araya getirince elinizde kalan, illa ki 'direnmeyin' gibi eğreti bir karne oluyor.

Sufi'nin 11 Eylül saldırısından kendisini de mesul görmesi anlaşılır birşey. Dünyanın bir noktasındaki müslüman kardeşim 'yanlış' yapmışsa, yaptığının yanlış olduğunu ona söyleyen olmadığı içindir. Ve "neden imkânım varken ona bu doğruyu anlatacak kişi ben olmadım" diye hayıflanıyor sufi. Film de zaten 'esas oğlan'ın bu kahroluşu üzerine bina ediliyor.

Ne kadar güzel. Şu mesuliyet bilinci bütün müslümanlarda olsa, elimizde ne Gazze gibi 'direniş sembolü' olurdu, ne de Çeçenya dağlarında 'cihat eden' müslümanların sayısı birkaç yüze kadar düşer ve yalnız kalırlardı. Çok da uzağa gitmeyelim. Ülkemde müslümanlar zulüm zamanları birlik olsaydı, bugün yaşadığımız sıkıntıların hangisini 'depremle yaşamaya alışmak' gibi bir Türkiye gerçeği olarak heybemizde tutardık?

Filmin öyküsü tamamen 'örgüt'ü suçlama fikri üzerine kurulmuş. Hatta filmin sonunda Yusuf (esas oğlan), 11 Eylül saldırısı için tam "Amerika'nın kendi işi" diyecekken donuveriyor ve ağzından "Allah'ım bizi affet" sözü çıkıyor.

Eyvallah...

ABD'nin üzerine atmak, "İsrail'in bir planı" savına 'sığınarak' bütün gerçeklere gözleri kapamak körlüktür. Müslüman bunu yapmamalı. Peki ama, 'örgüt'ün gerçekten uluslararası bir derin komplonun ürünü olması, 11 Eylül'ün bu müthiş komplonun dışavurumu olması; 'İslami terörizm' ifadesinin bu ve benzeri saldırılardan doğması; müslümanların, bırakın Batı ülkelerinde, özvatanlarında dahi bu sebepten işkence çeker hale gelmiş olması; Irak'ın işgali, Filistin'deki katliamlar, Sudan'daki karmaşa, Çeçenya'da mücahitlerin güçsüz bırakılması ve daha çok uzatılabilecek bu liste... Bütün bunlar, sadece 'örgüt'ün kabahatli olduğunu mu gösteriyor? Yani bu komployu uygulayanlara karşı elinize kalem alıp ne yapabilirsiniz?

Sloganlar... Sloganlar... Sloganlar...

"Ateşi yakan değil ateşe atan önemlidir" diyorsunuz bir replikte. İyi de, çelişmiyor musunuz? Müslümanları yeni 'küresel düşman' ilan eden derin komplonun kurucuları 'ateşi yakan' mı,'ateşe atan' mı oluyor? Her ikisi de oluyorsa, kalemle nereye kadar mücadele edeceksiniz? "İnkar etmek kabullenmekten kolaydır" deniyor filmin bir başka repliğinde. Çok doğru. Kavramların içi boşaltılarak uygulanan bir 'savaş'ta, sadece kalemle değil, basbayağı kurşunla yapılan saldırıya, hangi tür kalemin kalkan olacağını çok merak ediyorum.

"Herkes masumsa suçlu kim" diye soruyor film. Çok kısaca "masum değiliz hiçbirimiz" diyerek sonraki mevzuya geçiyorum.

Afgan iç savaşından bahseden film, işgalden, içsavaşı tetikleyen dış güçlerden neden bahsetmiyor? Evet, müslümanlar birbirine düşmüştür. Ama onları kim birbirine düşürdü. Evet, bu fitneyle mücadele için kalem çok önemli bir araç. Ama yeterli mi?

Senaryosunu kesinlikle beğenmediğimi, hatta daha ağır bir ifadeyle,"bir tv dizisinin iki bölümünün birleştirilmiş hali" diye niteleyebileceğim filmde, İkiz Kuleler'e yapılan saldırıda yer alan Türk gencine babası 'Ümit', örgütçü ise 'Kahraman' diye hitap ediyor. Kalem ile silah arasındaki kavram cenginin bir yansıması yani.

Vehamet: Oryantalist bakış

Filmde İslami bir yargılama, fıkhi değerlendirme, hüküm, icazet... Ne ararsanız var. Böylesine bir filmden büsbütün bir İslami yapı beklersiniz değil mi? O zaman daha çok beklersiniz. Zira ben bu bakımdan büyük hayal kırıklığına uğradım. Hatta öfkelendim.

Mesela; Afganistan'da Türklerin açtığı insani yardım ve eğitim merkezinde gençler görev yapmaktadır. Bu gençler arasındaki kızların tamamı açık. Erkeklerin ise hiçbiri sakallı değil. Bir tanesi bıyıklı, bir tanesi de uzun saçlı ve küpeli. Bu uzun saçlı ve küpeli fgr (figüran) , zaman zaman izleyicinin 'gözüne sokuluyor'.

"Ne var bunlarda" diyeceksiniz. "Örtülü olması şart mı" diye de ekleyeceksiniz. Elbette değil. Lakin, siz eğer İslami mesajlarla dolu bir film yapacaksanız, bir İslam coğrafyasına bu denli oryantalist bakamazsınız. Afgan topraklarına 'gerçek İslam'ı götüren ekipte hiç tesettürlü olmaması ne anlama geliyor?

Ya da aralarında küpeli, uzun saçlı ve küpeli erkeklerin yer alması... Bu tam anlamıyla bir Hollywood alışkanlığı, gözlüğü ve klişesidir. Çünkü, Afgan geleneksel kıyafetlerine 'alternatif' olma gibi ağır bir yükle görevlendirilir bu kıyafetler. Karşılarında ise burkalı kadınlar, cübbeli, sarıklı Afgan erkekler... Böylesine bir 'modernizm' mesajına neden ihtiyaç duyulmuştur?

Örgütçülerden kaçanlar için bir sığınak halini alan Türk merkezi, her bakımdan alternatif oluşturmaktadır. İçimi çok acıtan bir şeyi belirteyim ki; bu manzaranın tıpatıp aynısını hemen bütün Hollywood filmlerinde, 'Doğu'da geçen öykülerde rastlarız. Bir yardım kuruluşu oraya gider, hepinizin malumu manzaralar...

Bir 'ters bakış'

"Çocukların neye ihtiyaçları var" sorusunun cevabı açıktır filmde; eğitime. Çok doğru. Kesinlikle tek kelime laf edemeyeceğimiz bir mesaj. Ama eksik. Çünkü eğitimden kasıt pozitif ilimlerdir. Peki bu çocuklara 'direnme'yi kim öğretecektir?

'Merkez' sayesinde eli silahlı örgütçülere karşı 'ayaklanan' halk, neden işgalcilere karşı ayaklanmasın? Ve işgal altındaki bir toprakta, direnişi silahla değil de kalemle yapmayı telkin etmek kadar safça bir yaklaşım olabilir mi?

Bu satırla birlikte ayyuka çıkan şu itirazı duyuyorum: "Filmde masum insanların öldürülmemesinden bahsediliyor. Direniş yapmayın demiyor." Maalesef haklı değilsiniz. Filmin mesaj yüklü bir cümlesi de, "insan yapmadıklarından da sorumludur". Ne kadar da güzel bir 'ters bakış'. Kesinlikle katılıyorum.

Aynı 'ters bakışı' filmin sloganına uygulayalım. Filmde 'masumları öldürmeyin' diyor. Peki sonrasını nasıl getiriyor. "Silahı bırakın" diyor. "Şu şartlarda silah alabilirsiniz" gibi bir mesaj da yok. "Bir film bunu yapar mı" derseniz de, hemen, "insan söylemediklerinden de mesuldür" diye cevap veririm.

Neden selam yok?

Hani film imgeler, simgeler, betimleme ve sloganlarla dolu ya. Mesela İslam adına yola çıkan insanların neden hiç birbirlerine 'selamünaleyküm' demediğini, 'merhaba'yı neden tercih ettiklerini sormadan edemiyorum. Bu neyin simgesi? Örgütçü de 'cümleten merhaba' diyor. Onu anladık. Zaten İslam akaidinden sakat. Peki 'sakat olmayan' müslümanlar neden 'merhaba'yı tercih ediyor.

Filmde geçen bazı önemli cümleleri peş peşe sıralayalım...

- "Bir tek insan üşüyorsa, sen ısınma hakkında sahip değilsin."

- "(Köpek çocuğu ısırmıştır) Ladin, bu köpeği öldürür ve çevresindekileri de. Ama biz yara sararız."

- "Kar taneleri yuvarlanıp büyürler. İyilikler de öyle."

- "Ya hayat karartacaksın, ya hayat kurtaracaksın."

Görüyorsunuz ki filmin başlı başına bir mesaj kaygısı var. Olmalıdır da. Ama ne kadar anlatabiliyorsunuz? Kesinlikle yetersiz. 2 buçuk saate yakın sürede, 90 dakikadan sonra olayı kavrıyorsunuz ve sonrasında esnemekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta yazınızın bir kısmını bile kafanızda tamamlıyorsunuz. Sinemasal bir tat verdiğini söylemeyi isterdim, ama söyleyemem.

O halde soru - yorum

İyiliklerin kar taneleriyle büyüyeceği bir yerde, çığ olarak üzerinize yağan ölümü kalemle nasıl durduracaksınız?

Kalem etkisini gösterene kadar beklerken ölürsek 'hiç uğruna' mı gitmiş olacağız? Kötülüklerin çığ gibi büyüdüğü bir dünyada, kültürünüz, değerleriniz, dininiz, sanal ve gerçek aletlerle (medya, kavramlar) işgal ve saldırıya uğruyorsa, savunmanızı sadece kalemle mi yapacaksınız? Peki 'direniş' kavramını bu filmin neresine koyacaksınız? Tabiki siviller öldürülmesin. Peki kaleme feda ettiğiniz silah olmadan nasıl direneceksiniz? Cihat artık silahla yapılmayacak mı? Afganistan özelinde düşünecek olursak, topraklarınızın işgal edilmesi silaha sarılmanıza yetmez mi?

Kalemle hangi kurşunu yolundan çevirecek, daha geçtiğimiz günlerde katledilen 150 sivilin kanını hangi silgiyle sileceksiniz? "Bugüne kadar susmasaydık" denen bir senaryodan nasıl olur da -yanlışlıkla da olsa- 'pısırıklık' telkini çıkar?

İslami kaygılar taşıyan bir film, hangi vicdanla Batı jargonunu kullanarak rahatça terörist deyip, -açık kızlar, küpeli erkekler örneğinde olduğu gibi- oryantalist bir bakış sergileyebilir? Ve çok garip bir nokta daha var ki; El Kaide'ye rakip olarak Mevlevilik-Sufilik neden alternatif olarak gösteriliyor? Kelebek'in, daha çok içeride sisteme bir mesajı var: "Biz onlar gibi değiliz!"


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye