Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:24 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
Seyyid Ahmed Arvasi Yazıları

Hür İnsan 18
Peygamberler, Filozof Değildir 33
İnsan, Allah'ı Bilmekle Yükümlüdür 38
Mutlak Varlık Sadece Allah'tır 39
Yaratıklar, Yaradan'ın «Mesajlarıdır» 41
İslâm'da Tasavvuf 54
Allah Katında «Din» İslâm'dır 57
İslâmiyet, Herhangi Bir Kavmin Dini Değildir 59
İslâmiyet Ve Türkler 81



İnsan İslam'la Yücelir 115
İnsan Türü Ve Irklar 117
«İçtimai Irk» Gerçeği 118
Türk İçtimai Irkı Geliştirilmelidir 120
«İçtimai Irk Kavramı» Birleştiricidir. 121


Türk Milliyetçilerinin Zaferi 124
Sınıf Şuuru Ve Millî Şuur 127

Savaş Ve Milletler 129
İslâmiyet Ve Milletler 130

İslâmiyet ve Evlenme 171
İslâm Ailesinde Kadın ve Erkek İlişkileri 172
İslâm'da Kadının Çalışması ve Ekonomik Bağımsızlığı 174
Tesettür'de Şekil ve Muhteva 177
İslâm'da Tesettür 179
Sosyal Değişme 180
“Muhafazakârlık” ve “İnkılapçılık 182

KAYNAK: Türk-İslam Ülkücü 1. Cild, Burak Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul-1994

Gerçek Ve Sözde Aydınlar


En son erk tarafından 26.04.12, 16:38 tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:25 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
«İÇTİMAİ IRK» GERÇEĞİ

S. Ahmed Arvasi

İslâmiyet, «biyolojik ırk» gerçeğine parmak basar ve fakat «ırk üstünlüğü» iddialarını, «posa ırkçılığını» red eder. İnsanların «Allah yanında en şerefli olanını takvada (Allah ve Resulüne iman ve hizmet ölçüsünde) ileri olmak» ile tayin eder. «Bkz. Kur'ân-ı Kerim. Hucurat Sûresi, Âyet: 13). Yine, yüce ve mukaddes kitabımızda, Fatır Sûresi, 27. ve 28. âyetlerde bütün canlılar gibi insanlardan da yine renkleri böyle çeşitli olanların var olduğunu» belirtir ve bu konuda «ilim adamlarını» Allah'tan korkmaya davet eder.
Bütün bunlarla beraber, milletlerin hayatında önemli bir yer tuttuğuna şahit olduğumuz ve sosyolojinin «içtimaî ırk» olarak ele aldığı ve «biyolojik ırkçılık»tan tamamen ayrı diğer bir gerçek vardır.Türk milliyetçiliği, politikasını «biyolojik ırkçılık» üzerine kurmayı reddetmekle beraber, «içtimaî ırk» gerçeğini inkâr ve ihmal etmemelidir.

Nedir «içtimaî ırk?»
Adından da anlaşılacağı üzere, «içtimaî ırk» biyolojinin konusu değildir, sosyolojinin konusudur. Bir milleti teşkil eden fertlerin, ailelerin, sınıf ve tabakaların «soy biriiği şuuru»dur. Ortak bir şuur tarzında beliren «mensubiyet duygusunun» soy ve kan birliği şuuru biçiminde de duyulmasıdır. Zaten, biyolojik verasetin yanında, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak hayat tarzı ve ortak mücadeleler, bir milletin fert ve tabakalarını hem ruhî, hem de fizik bakımından biribirine yaklaştırır. Aynı kültürün içinde yaşayan ve aynı kaderi paylaşan insanlar arasında «evlenmeler» kolaylaşacağından, tarih içinde, bir oluş ve yoğruluş halinde insanlar «fizikman» da birbirlerine benzemeye başlar. Yani, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bütünleşmelerden, sosyolojik bir zaruret olarak, zamanla bir «içtimai ırk» doğar. Aynı sosyal yapı içinde, çeşitli sebeplerle bir diğerine «kız alıp vermeyen» gruplar var ise, bunlar birer küçük «dar bölge» ve «küçük bir etnik yapı» olmada ısrar ediyor ise, tipik bir içtimai ırkın doğması güçleşir.
Ülkemizde, aynı dine mensubiyet ve aynı kökten gelme şuuru sebebi ile «kız alıp verme» kolaylaşmış bulunduğundan ve ülke çapında «sosyal temaslar» gittikçe artmakta olduğundan «Türk içtimai ırkı» tarih içinde çok kolayca teşekkül etmiş bulunmakta ve gittikçe de kuvvetlenmektedir. Esasen, ülkemizde yabancılar, kitle halinde müslüman-laşmadıklarından «evlenmeler», çeşitli yollarla bir araya gelen ve çeşitli adlar taşıyan Türk boyları ve aşiretleri arasında cereyan etmiş, bu suretle kaynaşma kolaylaşmıştır. Ayrıca Türk boylarının vatan sathına dağılışı da çok akıllıca olmuş, bir Türk boyu belli bölgeye yerleşmek yerine diğer Türk boyları arasına dağılmış veya serpiştirilmişlerdir. Bu durum kaynaşmayı ve «içtimaî ırk» ın kuvvetlenmesini sağlamada yardımcı olmuştur.
Bütün bu ve diğer sebeplerden dolayı, ister istemez, bir Fransız, bir İngiliz, bir Alman, bir Rus, bir Çinli, bir Japon... tipi teşekkül ettiği gibi, bir «Türk tipi» de teşekkül etmiştir. Bu tip ve diğer milletlere ait tipler, yeni teşekkül etmiş değildir, binlerce yıllık bir tarihî birikimin ifadesidir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
TÜRK İÇTİMAİ IRKI GELİŞTİRİLMELİDİR

S. Ahmed Arvasi

«İçtimaî ırk» kavramından ne kastettiğimizi, kâfi miktarda açıkladığımızı sanıyoruz. Siyasî istismarlara fırsat vermemek şartı ile «içtima ırk», bir vakıa olarak değerlendirilebilir.
Her millet, temsil ettiği «tipik içtimaî ırkını» ve özelliklerini, beden eğitimi (ve çok iyi etüd edilmiş spor programları ile kendine uygun estetiğe ulaştırılmalı, kültür ve sanat faaliyetleri ile önce «tipini» kendi milletine, sonra bütün dünyaya sevdirebilmelidir. Türk şiirlerinde, hikâyelerinde, masal ve destanlarında «Türk tipini» çizen ve işleyen ne sevimli ifadeler vardır. «Hilâl kaşlı», «ceylân gözlü», «gonca dudaklı», «servi boylu» Türk kızları ile, «boğa göğüslü», «kurt belli» Türk delikanlısı biçimindeki ifadeler, daha niceleri ile beraber, Türk'ün bizzat kendi «kollektif tasavvurunda» bulduğu «Türk içtimaî ırkının» özellikleridir.
Türk tipini korumak ve geliştirmek için, çok uzak coğrafî alanlara dağılmış Türk çocuklarını, birbirleri ile evlenmeye teşvik etmelidir. Yeryüzüne dağılmış vatan çocuklarını evlilik bağları ile üstüste katlamalı, «dar bölge», «aşiret» ve «etnik» gayretlerle birbirlerine kız alıp vermeyen Türk çocuklarını, birbirleri ile evlenmeye «özendirici» tedbirler alınmalı, Türk içtimaî ırkı, «kan ve soy birliği» şuuru ile güçlendirilmelidir. Bu birliğin değeri, asla küçümsenmemelidir.
Öte yandan, yabancı milletlerin kız ve oğulları ile evlenmenin teşviki önlenmeli, bu konuda «kamuoyu» uyanık tutulmalıdır. Bir Germen - Türk, bir Amerikan - Türk,... karması nesillerin her iki millete de fayda sağlayamayacağı ortadadır. Kaldı ki, bu suretle doğan nesillerin şahsiyet gelişimi ve intibakı zorlaşmakta, bizzat bu şekilde doğan kimseleri «mutsuz kılacak» komplekslere sebep olmaktadır.
Başka milletlere ve ırklara düşmanlık duyguları, hiç şüphesiz sapıklıktır. Ama kendi «ırkından» ve millî özelliklerinden utanıp «yabancı ırklardan» damızlık arayan kimselerin «eksiklik «duygularını» hiç de normal karşılamıyoruz. Her «içtimaî ırk» kendi özellikleri içinde güzeldir.
Gözlerinin çekikliğinden utanıp estetik ameliyatla bir Avrupalıya benzemeye özenen bir Uzak-Doğulu; derisinin rengini beyazlaştırmak için bilmem hangi teknikten faydalanmak için Amerikalı ve Avrupalı ilim ve fen adamlarından «meded uman» siyah derili, kemerli burnunu bilmem kimler gibi «yukarıya kaldırmaya» çalışan bilmem hangi zavallı, yalnız kendisi adına acınacak bir durumda değildir. Burada, bir milletin, bir ırkın, eksiklik duygularına kapılarak etine, kemiğine, derisine, saçına ve tırnağına kadar «kendine yabancılaştığının» dramını görebilmek gerekir.
«İçtimai ırk özellikleri» beşeriyete renk getiren, kültür ve medeniyetlere kendine has bir atmosfer kazandıran orijinal değerlerdir. Kur'an-ı Kerim'e göre: «Renklerimizin birbirine uymaması Allah'ın âyetierindendir»,(Er-Rûm, âyet: 22).
Türk milliyetçisi, Türk içtimaî ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailesini de bu espri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber, başka «içtimaî ırkları» da Allah'ın birer «âyeti» olarak değerlendirir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
«İÇTİMAİ IRK KAVRAMI» BİRLEŞTİRİCİDİR.

S. Ahmed Arvasi

«Biyolojik ırkçılık» parçalayıcı ve bölücü bir karakter taşıdığı halde, «içtimaî ırk» birleştirici ve bütünleştirici bir özellik taşır.
Kimse biyolojik verasetini tayin iradesine sahip değildir. Ama, «içtimaî ırk» tercihe açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip insanlar arasında «kan ve soy birliği» şuurunun güçlenmesine yol açar. Kendi içine kapanan dar bölge, «aşiret», «tabaka», «etnik gruplar» arasında «evlilik köprüleri» kurarak «millî şuuru» güçlendirir. Bütün Türk tarihi boyunca, aşiretler ve beylikler arasındaki çatışmaları yumuşatmada bu yol, pek çok kez denenmiş ve faydalı da olmuştur.
Görülüyor ki, «içtimaî ırk» ile millet ve devlet güçlendirilir. Oysa, milletlerarasında evlenmelerin teşviki, «millî şuuru» çökertmekle kalmaz, kozmopolitleşmeye yol açar. üstelik «milletlerarası» bağların güçlenmesine de sebep olmaz. Avrupa'da asırlar boyu, hânedanıklar arasındaki evlilikler, Avrupa'ya birlik ve bütünlük getirmek yerine, çok karmaşık problemler ve çok kanlı savaşlar getirmiştir. Hiçbir millet kozmopolitleşmeden fayda görmedi ki, insanlığın fayda gördüğünü savunmak mümkün olsun. İnsanlık bir «aile» ise, milletler bunun, «şahsiyetlerini» korumak isteyen ve inkâr edilmeleri imkânsız «birim» leridir. Tarih, milletlerin kolay kolay «yok olmaya» rıza göstermediklerini, aksine çok çetin direnişlere baş vurduklarını kaydeder. Bu sebepten, Fransızların Fransızlıktan, Almanların Almanlıktan, İngiliz'in İngilizten vaz geçerek «Ortak bir Avrupa Milleti» meydana getirecekleri iddiası, milletlerarası savaşın çok kurnazca planlanmış propagandalarıdır. Bunun gibi ne A.B.D.. ne de Sovyetler Birliği, gerçekten «birlik» olabildiler, orada açık veya gizli devam eden «milletlerarası» savaşın bütün izlerini daima göreceksiniz.
Biz, bu sebepten «milletlerarası» karışmanın karşısındayız, fakat bir millet içinde bulunan «bölge», «aşiret», «tabaka» ve «etnik grupların» kendi aralarında kaynaşmasına yol açacak evlenmelerle» içtimaî ırkın güçlendirilmesinden yanayız. Hiç şüphesiz, Türk içtimaî ırkı içinde eriyen, asırlarca kız alıp vererek Türk içtimaî ırkına katılan, Türk tarih, kültür ve ülküsünü benimseyen, gönlünde başka bir milletin özlemini taşımayan. Türk Devlet ve Milleti ile kader birliği eden herkes Türk'tür. Bu sebepten «içimaî ırk» kavramı, biyolojinin değil, sosyolojinin konusudur.
İçtimaî ırk, kozmopolitleşmeyi önler, tarih, kültür, din ve ülkü bağlarına bir de «soy ve kan birliği» şuurunu katar. Dinimiz, ırklar ve milletlerarası evlenmeyi yasaklamamıştır, fakat teşvik de etmemiştir. Daha doğrusu, millet çocuklarının, kendi aralarında evlenmelerini teşvik etmeyi men etmemiştir. Zaten bizim tezimiz, «münferit» birkaç olayla ilgili değildir. Milletlerin kitle halinde, yabancılarla evlenmelerinin tehlikelerine işaret etmek istiyoruz. Bu tehlike, maalesef, bizim ülkemiz için de büyümektedir. Yabancı ülkelere giden «aydın» ve «işçilerimizin» bu konuda korunmalarına ihtiyaç vardır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:27 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
Türk Milliyetçilerinin Zaferi

S. Ahmed ARVASÎ


3 Mayıs 1944, Türk Milliyetçilerinin “bayram” ilân ettiği gündür. Oysa, bu tarihte “bir avuç Türk Milliyetçisi”, çeşitli tertip ve iftiralarla tutuklanmış tabutluklara konmuştu. Böyle acılı bir günün “bayram” olarak kabulündeki “burukluğu” bugün daha iyi anlıyoruz.

İnsanın heyecan hayatı, iki temel duygu arasında dolaşır; “haz ve elem”, Psikologlara göre haz, “gevşeme ritmini” elem ise “gerilme ritmini” ifade eder. İnsanlar gevşemeyi temin ettiği için hazzı severler, gerilme doğurduğu için elemden kaçarlar.

İnsanların büyük bir çoğunluğu, çok defa “küçük hazlarda” mutluluk arayarak yaşamak ister; büyük hazlar ve mutluluklar, ancak büyük ıstırap ve acılara katlanmayla elde edilebilirler. Hangi büyük eser, hangi yüce dava vardır ki, ıstırapsız ve gözyaşı dökülmeden kazanılmıştır? Yüce Peygamberimiz mukaddes İslâm'ı zafere ulaştırmak için en büyük zahmetlere, acılara katlandı.

Bize şanlı bir tarih, muhteşem bir kültür ve medeniyet, sarsılmaz bir devlet ve millet şuuru kazandıran şerefli ecdadımızın çektiği ıstırabı, akıttığı mukaddes kanı ve döktüğü alın terini, sarfettigi göz nurunu bilmiyor muyuz? Yalnız Çanakkale şehitleri için mustarip ve mukaddes analarımızın akıttığı göz yaşları, “nisan bulutlarını” utandıracak ölçüde değil miydi? Evet, büyük zaferlerin, büyük mutlulukların bedeli, büyük ıstıraplardır, büyük çilelerdir.

Çileye ve ıstıraba talip olmayanlar, büyük mutlulukları tadamayacaklardır. Bir ata sözümüzün de dediği gibi “külfetsiz nimet olmaz”, o halde, hemen belirtelim ki, “külfetsiz nimet” arayanlar, iddiaları ne olursa osun, birer tufeyli ve beleşçi parazittirler. Bunlar, kendilerini büyük dâvalara adamış yiğit ve idealist kahramanların kanları ile beslenen “tahtakurularından” farksızdırlar.

Biz, yakın tarihimizde müşahade ettik ki, Türk Milliyetçilerinin çile ve ıstıraba duçar olduğu “dönemler”, Türk millî şuurunun yeni bir zaferini müjdelemektedir. Mustaripler, mazlumlar ve mağdurlar çoğalıp Türk Milliyetçilerinin safları takviye ettikçe, hareketin aşk ve hararet potansiyeli de artmaktadır.

Milliyetçilik duygularının tipik bir özelliği vardır: Tehlike ile karşılaşmadıkça kendini fazla hissettirmez. Milliyetçilik duygusu, tehlike olmadığı zamanlarda “kovanındaki barut kadar” sessiz ve uysaldır. Fakat ona ateşle veya darbe ile yaklaştınız mı, size mahiyetini ve kudretini gösterir. Bu durum pek çok milliyetçilik düşmanı “beynelmilelci” gafillerin ve bölücü millet düşmanlarının feci şekilde yanılmasına sebep olmuştur. Birçokları, sahipsiz bir arsada buldukları bombayı, oyuncak sanarak taşla, keserle kurcalarken patlamasına sebep olmakla kalmayıp ne olup gittiğini anlamadan mahvolup giden kimseler gibi helak olmuşlardır.

Milliyetçilik, tarihin en büyük gerçeğidir, çağımızın en güçlü hareketidir. Milliyetçilerin ıstıraba ve çileye duçar olduğu “dönemler”, devlet ve millet düşmanlarına felâket, dostlarına ise saadet getirmeye vesile olmuştur.

“3 Mayıs Türkçüler Bayramı” bu demektir.


En son erk tarafından 27.04.12, 10:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:27 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
İSLÂMİYET VE MİLLETLER

S. Ahmed Arvasi

İslâmiyet, üniversel (âlemşümul) bir davettir. Irkları ve milletleri hem kabul ve tasdik eder, hem de «İslâm kardeşliği şuuru» içinde işbirliği yapmaya çağırır.
İslâm kardeşliği, milleti yok etmeye çalışan komünist ve masonik beynelmilelciliğe (internationalisme'e) asla benzemez ve benzetilemez. İslâmiyet, komünistlik ve masonluk gibi milliyetleri ve ırkları inkâr ederek kozmopolit bir dünya kurmak dâvası peşinde değildir. Yüce ve mukaddes kitabımıza göre, insanlar, Âdemoğulları olarak aynı kökten gelmiş olmakla beraber, çeşitli millî ve ırkî şubeler ve dallara bölünmüşlerdir. Bu durum, ilâhî bir irâde olup inkâr ve ihmal edilmesi mümkün olmayan biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve politik bir vakıadır.
Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'in emirleri o kadar açıktır ki, «Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışasanız diye, sizi şubelere (ırklara, milletlere) ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, Allah yanında en şerefli takvada en ileri olanınızdır.» Hucurat Sûresi, âyet: 13).
Yine, «O gökleri, o yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da O'nun âyetlerindendir. Hakikat, bunlarda bilenler için elbette ibretler vardır.» (Er-Rûm Sûresi, âyet: 22).
Bu âyet-i kerime mealleri, hiçbir tevile meydan bırakmadan, dinimizin ırklar ve milletler karşısındaki tavrını ortaya koyar. Öte yandan, yüce Peygamberimizin (O'na selâm olsun): «kişi kavmini sevmekle kınanamaz» ve «kavmin efendisi hizmet edendir» tarzında ifade buyurdukları meşhur hadîsleri,, konuyu daha da aydınlığa çıkarmaktadır. «İslâm sosyolojisinde», milletler ve ırklar, insanlık kadar gerçektirler ve ancak bunların «şerefi», Allah yolunda gösterecekleri hizmet ölçüsünde değişir, islâm'a göre «şeref», et ve kemikte değil, renk ve biçimde değil, ancak «takvada en ileri olmak»tadır. Bize göre, sarı saçlı bir Alman ile kıvırcık saçlı kara derili bir zenci, «insan olmak haysiyeti» itibarı ile eşittirler. Yine, «beyaz insan» ile «zenci», İslâm olmakla şereflenmişlerse, «din kardeşi» olurlar, manevî rütbe ile şerefleri, bu imanın gerektirdiği aşk, ahlâk ve aksiyon oranında değişir. Bu fazilet yarışında, ileride olmak ise bir renk ve kafatası meselesi değildir. Yüce peygamberimiz, takva yarışına katılmayıp faziletlerle değil «et ve kemik» üstünlüğü, «renk ve kafatası biçiminde şeref» iddia ederek, «cahiliye devri âdetlerine saparak» kavmiyetçilik yapmayı men etmişlerdir.
Yüce Peygamberimiz, insanların, «kavmiyet» adları ile çağırılmalarını sevdiklerini bildikleri için, kendisine «sahabî» olmak şerefine ulaşan başka kavimlerin çocuklarını, bir taraftan «islâm kardeşliği şuuru» ile mukaddes bağırlarına basarlarken, diğer taraftan da «Bilâl El-Habeşî», «Selman El-Fa-risî», «Süheyl El-Rumî»... olarak çağırırlardı. İslâm tarihindeki bu gelenek, hâlâ devam etmektedir.
Evet, İslâmiyet, millî hüviyetimizi koruyarak, bizi âlem-şumul bir davetle bağrına basarak her iki dünyada mutlu kılmak istemektedir: BARIŞ BUDUR.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
SAVAŞ VE MİLLETLER

S. Ahmed Arvasi

Biz, Türk milliyetççileri oiarak, barışı seviyoruz, istiyoruz ve bütün gönlümüzle özlüyoruz. Ancak, esefle belirtelim ki, tarih ve içinde yaşadığımız zaman, bize gösteriyor ki, savaş, inkâr edilmesi mümkün olmayan ve ona hazır olmayanları kahredecek bir tarzda daima mevcut olmuştur.
Savaş aleyhine nutuklar çeken, kitaplar, romanlar yazan, filtmler hazırlayan, en kudretli silâhlara ve ordulara sahip olmak için yine milyarlar harcandığını müşahede ediyoruz. Dikkat ediniz «yumuşama«dan, «barış» tan, «silâhların sınırlandırılmasından» en çok söz eden ülkeler, dünyayı bir anda berhava edecek korkunç silâhlara sahip bulunuyorlar. Üstelik bu silâhlanma yarışını sürdürmeye devam ederek daha korkunç ve daha «etkili» olanlarını keşfetmek için milyarlara milyarlar katmaktadırlar.
Bunun yanında savaşlar sayı ve nitelik itibari ile çoğalmakla kalmayıp gittikçe daha vahim ve dehşet verici bir hüviyet kazanmaktadır. 20. asır maalesef «cihan harbleri» yapmayı öğretti. Kanlı «bloklaşma» hareketleri bütün dünyayı içine aldı. Böylece süper-güçler doğdu. Bu güçler bir diğerinden korktuğu için saldırı biçim ve taktikleri değişti. Ham madde pazarı durumunda bulunan ve mamul maddelere muhtaç fukara ülkeler, «kara» ve «kızıl» emperyalizmin oyunları ile «iç savaşlara» sürüklenir oldu. Kapitalizm «uluslarası şirketler», komünizm ise «sınıf savaşları» vasıtası ile fukara ve muhtaç ülkeleri sömürmenin veya paylaşmanın yolunu buldular. Istırapla belirtelim ki, bu tip savaşlarda Türk ve İslâm dünyasının üçte ikisi ve bütün Afrika yenik düştü.
Biz, bir millet olarak, bu sahne karşısında üzülüyor ve barışı özlüyoruz, onun tesisi için çalışıyoruz. Bugün soydaşlarının ve dindaşlarının yarısından fazlası esir ve sömürge hayatı yaşayan, daha dün, vatanı istilâ edilmiş, milyonlarca insanı öldürülmüş ve kendi yurdunda «İstiklâl Savaşı» vermek zorunda kalmış, bu uğurda ırmaklar gibi kan, bulutlar, gibi göz yaşı akıtmış ve halen de açık ve gizli tertiplerle devleti ve milleti tehlikeye itilen bir millet olarak «savaşın» inkâr edilemez bir gerçek olduğunu ister istemez biliyoruz.
Öyle anlaşılıyor ki, savaş bir varolma kanunudur. Sun'i bir şey değildir. Tabiatın bağrında var... Savaşı kelebekler ve güvercinler bile yapıyor. Barış güzel şeydir, ama savaşın gerçekliğini inkâr etmeye yetmez. Barış devrelerini bile «nitelik değiştirmiş savaş dönemleri» olarak değerlendirenlere hak vermemek mümkün değildir. Bu sebepten, insanlık dünyasını paylaşmaya çalışan ve paylaşan süper devletlerin «barış ve yumuşama» sloganlarına inanılamaz.
Savaş, ayrı milletler durumunda oluşumuzdan doğmaz, aksine savaşın doğurduğu tehlikelerden milletler halinde teşkilâtlanarak korunuruz. Güçlü bir millet olamazsak «güçlü milletlere» yem olacağımızı biliriz. Savaş yok edilecekse, bu, milletleri yok etmek biçiminde gerçekleşemez, bunun yolu, milletlere saygı olmalıdır. Milletleri yok etmenin adı «barış» değil, ancak «savaş» olabilir.
Unutmayalım, savaşın da, barışın da hem «şereflisi» hem «şerefsizi» vardır. Türk milliyetçileri, şerefli barışları ve savaşları hem yapar, hem alkışlar.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
SINIF ŞUURU VE MİLLÎ ŞUUR

S. Ahmed Arvasi

Bir milletin ve devletin gücü, «milli şuurun» uyanıklığı ölçüsünde artar, bu şuurun zayıflaması oranında azalır. Biz, Türk milliyetçileri olarak «şahsiyetlerin varlık şuurlarını inkâr etmediğimiz gibi, «sosyal tabakaların», «sosyal dilimlerin»« ve «sosyal sınıfların» dayanışma, istek ve şuurlarını da inkâr ve ihmal etmeyiz. Zaten, tabiatı itibarı ile tarih içinde, «nisbeten kapalı gruplar« durumunda müşahade ettiğimiz sosyal tabakalaşmaların, birbirinden kopmalarını ve birbirlerine «hasım» olmalarını dileyen «akımlara» da yakınlık duyamayız. Bize düşen iş, çeşitli zaruretlerle meydana gelen bu tabakalaşmalar arasında «yakınlık» duygularını arttırmak, münasebetlerini sıklaştırmak, sosyal, ekonomik, kültürel ve politik denge ve adalet sağlayarak çatışmaları«dayanışma ve işbirliği»haline dönüştürmektir.
Bize göre, «millî şuur», bütün fert, zümre, tabaka ve sınıfları birbirine bağlayan harçtır. Bu harcın kuvveti oranında fertler, zümreler, tabakalar ve sınıflar «millî huzur ve refahtan» pay alırlar. Bu harcın zayıfladığı milletlerde ve devletlerde grup çözülür, egoizm artar, sosyal yalnızlıklar ve adaletsizlikler çoğalır. Millet, «düşman kamplara» bölünür ve «millî devlet» zayıflar.
Bir ülkede «millî şuuru» zayıflatarak «sınıf şuurunu» kışkırtmak isteyenler, bilerek veya bilmeyerek, milletin çözülmesine yardım etmektedirler. Sosyal adalet ve sosyal güvenlik istemek; nerden gelirse gelsin zulüm, haksızlık ve ahlâksızlıkların ortadan kalkmasını istemek ve bunun için teşkilâtlanmak başka şeydir. «Millî şuuru» red ederek, onun yerine «sınıflar şuurunu» kışkırtmak, devleti «zulüm aracı» ilân ederek «devletsiz cemiyet» ütopyası ile «anarşiyi» desteklemek, «millî devlet», millî dayanışma» fikrini yıkarak «internationalisme» havariliği yapmak yine başka şeydir.
Milletlerarası savaşta, milletlerin dışa dönük «çatışmalarını», iç çatışmalarla bertaraf etmek, «rakip millet ve devleti» iç savaşlara sürükleyerek zayıf düşürmek usulü eskiden beri bilinmekle beraber, günümüzün şartları bu tip mücadeleye daha fazla ağırlık verilmesi yolunu açmıştır. Bilhassa süper devletler veya «Uluslararası şirketler», beşinci kol faaliyetleri ile «millî devletleri» iç savaşlarla parçalamak konusunda hayli başarılı olmaktadırlar. Bir milletin «tarihî düşmanları», çeşitli tertip ve propagandalarla kendilerini «dost» göstermeye çalışırken «millet çocuklarını» birbirine «düşman» ilân edebilirler.
Kısaca milletlerarası savaş, kendini «sınıflar arası savaşlar» ile gizlemeye çalışabilir ve çalışmaktadır. Ülkemizdeki oyunlarda bundan başkası değildir. Kızıl ve kara süper-devletler, bilhassa fukara ülkelerde bu oyunu çok «trajik» bir biçimde tezgahlamaktadırlar. Böylece kapitalist ve komünist emperyalistler, kaç millî devleti «kuzey-güney», yahut «doğu-batı» diye parçalayarak aralarında paylaştılar? Şöyle bir dünya haritasına bakmak, faciayı görmeye yeter. Kore, Vietnam, Türkistan, Yemen, Etiopya, Lübnan... gibi devletlere yenilerini eklemek isteyen kahpe oyunları artık görmek gerekir.
Bütün bir milleti «Türk-islâm Ülküsü» etrafında toplayarak «çağların üstünden aşarak» büyük Türkiye'yi kurma dâvasına destek olmanın tam zamanıdır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
İNSAN TÜRÜ VE IRKLAR

S. Ahmed Arvasi

Bütün insanlar, bir tek ana ve babadan üreyerek çoğalmışlardır. Değişik ırklara ve renklere ayrılmalarına rağmen, bütün insanlar, aynı genetik yapıya sahiptirler ve aynı gelişim devrelerinden geçerek olgunlaşırlar. Bütün insan ırkları, hiç şüphe yoktur ki, bir tek türü ifade ederler.
Değişik renkler, iskeletler ve kan grupları, bir tek türün «variation»larıdır. Biyoloji dili ile ifade edersek, insanlar «monojenik»tirler, yani tek kaynaktan çıkıp dağılmışlardır.
Irkların nasıl teşekkül ettiği konusu, ayrı bir ilmî araştırma sahasıdır. İster İbn-i Haldun ve Lamark gibi düşünerek «coğrafî ve kozmik etkiler» ile, ister Darwin gibi hareket ederek «tabiî eleme (selection natural) ile yahut da «mutation» larla açıklansın ırklar daima bir türü ifade ederler.
Bu hususu, canlı bütün tabiatta gözlemek mümkündür. Aynı tür bitki ve hayvanların da içinde değişik «renk» ve «biçimlere daima rastlamak mümkündür. Bu sebepten, insanlar arasındaki renk, iskelet ve kafatası biçimlerinin farklılıklarından hareketle, ırkları sanki ayrı türlermiş gibi görmeye çalışmak, «çok hatalı» bir insanlık teorisi geliştirerek (insanı polijenik itibar ederek) siyasî ve sosyal istismarlara baş vurmak insan haysiyeti ile bağdaşmaz.
Hele bunun, ilim adına istismarı, asla affedilmez. Böyle bir istismara Türk ve İslâm dünyasında rastlayamazsınız. Bizler, bütün ırklara şefkat ve merhamet kanadlarını geren kültür ve medeniyetler geliştirmiş bulunuyoruz. Irk konusunu, siyasî istismar sahası haline getiren maalesef, iki yüzlü Batı Dünyası olmuştur. Batı, bugün dahi ırkçıdır.
Fransa'da, İngiltere'de, Almanya'da yetişen pek çok fikir ve politika adamının, renkleri ve kafatasları kendilerinden farklı olan insanları sömürmek için ilim adına ileri sürdükleri «teorileri» esefle karşılamak gerekir. Arthur de Gobineau, Vacher de Lapouge, Sir F. Galton ve Otto Ammon... gibilerinin iddiaları, yalnız ilim bakımından değil, ahlâki bakımdan da tenkide açık bulunmaktadır.
İskelet yapısı ve renk farklılığı, insan türünü zenginleştiren «variation»lar olarak birer realitedirler. Bu realitenin inkârı da, siyasî istismarı da asla doğru değildir. Irklar, elbette vardır. Bunları ilim adamları incelemelidir. Fakat, asla, siyasî istismarlara, «aşağı ırk», «üstün ırk» gibi beşer haysiyetini rencide edici teorilerin propagandasına müsaade edilmemelidir.
İslâmiyet «ırk gerçeğini» inkâr etmez, ancak bu gerçeğin istismarına karşıdır. İlim ve politika adamları, bu gerçeği bilerek ve «Allah'tan korkarak» hareket etmek zorundadırlar. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'e göre: «O gökleri yaratması, o yerleri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da O'nun âyetlerindendir. Hakikat, bunlarda bilenler için elbette ibretler vardır.» (Er-Rum Sûresi, Âyet: 22).
İslâmiyet, «biyolojik ırk» gerçeğini kabul ve fakat «biyolojik ırkçılığı» red eder. İnsanlar, farklı renk ve yapıda ve fakat bir tek köktendirler.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: S. Ahmed Arvasi Yazıları
MesajGönderilme zamanı: 26.04.12, 16:30 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 27.08.09, 16:40
Mesajlar: 44
İNSAN İSLAM'LA YÜCELİR

S. Ahmed Arvasi

Allah'ın «yeryüzündeki halifesi», mutluluğu «fazilet yarışında» yücelerek aramalıdır. İnsanın yücelişi, bir «madde tırmanışı» değildir.
Teknolojinin, yardımı ile fezada «başka dünyalar» arayan insanoğlu, herşeyden önce, fazilet yarışında ve Allah'a layık olmada başarılı ve O'na yönelici olmalıdır. Allah'tan başkasını asla ilâh edinmemelidir.
Başka insanların kanları ve göz yaşları üzerine kurulu teknolojik zaferlerin değeri, zulüm ve sömürü ile biriktirilen haram güçler»le fezanın fethine çıkan kızıl ve kara süper devletlerin madde planında alacakları mesafe çok az olacaktır.
Üstelik, keşfedecekleri yerler ise «Cehennem» kadar sıcak veya aynı derecede soğuk topraklarla kaplı «zehirli dünyalar olacaktır. Gerçekten de Allah'tan başka «tanrılar» edi- nenlerin, yahut «tanrısız» bir yürek taşıyanların, haramla, zulümle beslenenlerin yeri «ebedî Cehennem» olacaktır. Bugün, milyonlarca «esir Türk'ün» sefalet ve ıstırabı pahasına fezada dolaşan «kızıl kozmonotun» başarısını alkışlamak mümkün değildir. Kapitalist dünyanın öncülüğünü yapan ülkelerin, peyklerine yerleştirdikleri «astronotların» başarısında da başka insanların sefalet ve ıstırabını buluyoruz. Madde kaidesi üzerinde bir «mânâ ve fazilet abidesi» kuramayanların alkışlanmaya değer nesi bulunabilir? Fezada bilmem kaç kilometre hızla dolaşan kard ve kızıl emperyalizmin uşağı, kendi yurdunda «esir ve parya» durumuna getirdiği insandan daha şerefli olabilir mi? Şerefin ölçüsünü maddede arayan «materyalist» ne zaman uyanacak?
İnsanoğlu, ataları Hz. Âdem ile Eşi'nin mâcerasındaki hikmeti ve esrarı bütün inceliği ile kavrayamayacaksa, ne mutlu olabilir, ne de müslüman. Böyle bir hikmet ve esrara «dudak bükenlere» acıyarak bakınız ve onları kendi yalnızlıklarına terkediniz.
Bitkiler köklerini toprağın derinliklerine uzatırken, hayvanlar dişleri ve tırnakları ile «Arza tutunurken», materyalist ise hem bu dünyayı yetersiz bulan, hem de kendini onun etrafında dönmeye mahkum kılan bir tavırla çırpınırken, İslâmiyet, «yeri, göğü ve arasındakileri insanın hizmetine» sunmakta, ancak insanın merhametli, müşfik, âdil olmasını isteyerek insanların yalnız Allah'a kulluk edebilecekleri şuuru içinde hareket etmesini emretmektedir.
Müslüman, madde planında fezanın fethine çalışırken bütün gönül ve idrakini de Allah'ın «fetih sahası» haline getirecektir. İnsanoğlu, ayaklarını Arz'a basıp fezaların fethine doğru sıçradığı zaman, kendi varlığını ve idrakini «iki dünyayı» birbirine bağlayan bir «köprü» gibi hissetmelidir. İnsanoğlu, ölüm ile ölümsüzlük, mutsuzluk ile mutluluk, esaret ile hürriyet arasında bocalarken kendini «nefs muhasebesine» çekebilmelidir. Cehennem ile Cennet arasında yalpalayan ve kendini «A'raf»taki hesap yerinde hisseden insan, artık hem insanı tanımaya, hem de İslâmı anlamaya hazır demektir.Gerçekten de İslâmiyet'i anlamak ve yaşamak ne büyük mutluluktur.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye