Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ankara'da Taceddin Dergâhı düşünceleri
MesajGönderilme zamanı: 17.11.10, 20:32 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15.12.08, 02:19
Mesajlar: 253
Ankara'da Taceddin Dergâhı düşünceleri

Cihan Aktaş

aktascihan@gmail.com

Çok da uzun zaman geçmedi aradan. Geçen baharın ilk ayı. Ankara bütün düzenli görüntüsüne karşılık yoğun bir trafiğin şehri olarak görünüyor bana, kısa süreli kalışlarıma pek çok program sığdırmaya çalıştığım için. Nuray Şahin’le biraz da zamanla yarışarak bir caddeden ötekine ulaşmaya çalışıyoruz. Bu şehre her gelişimde Tacettin Dergâhı’nı ziyaret etmek geçiyor aklımdan. Geçen yıl dergâh onarım görüyordu, ziyarete açık değildi. Biz yine de gittik, etrafında dolaştık. Bu kez Melek ve Hakan Arslanbenzer’le vardık dergâha. Sonra Fatma Bostan da bize katıldı. Dergâh, çevresindeki bütün yapılarla yeniden düzenlenmiş, kirden tozdan arınmış pırıl pırıl bir görüntü sunuyor. Bu cilalı pırıltı yol boyu giderken iki yanımızı kuşatan cepheleri yenilenmiş binalarda olduğu gibi aşırıya kaçtığında rahatsız ediyor gözü. Restorasyonda doz aşımı olarak ifade edebilirim, o rahatsızlık veren sebebi. “Sanat sahiciliği” diye bir amaçla çağdaşı pek çok şairden farklı bir şiir kuran Mehmet Akif, bu pırıltılı sokakları ne kadar kendine yakın bulurdu...

Akif, “minarelerin dibinde cücelikleri artan dükkânlara ve evlere” bakmamaya özen gösterir, hayalini kurduğu kendi atmosferinin caddelerini sokaklarını arşınlayarak yol alır şehirde. Öylece yürürken kendi kendine kalmasını sağlayan maksatlı bir dalgınlıktır onunkisi, Mithat Cemal Kuntay’a göre. Saray adamlarının çocuklarına hocalık ettikten sonra, İstanbul’un ücra semtlerinde bulunan evine dönerken, iki yanında tek lambalı evler dizili, yazın bile siyah görünen sokakları görmeye devam ediyor olmalıydı.

Tacettin Dergâhı, semti kuşatan ciladan o kadar etkilenmemiş sanki.

Akif’in dualarına, secdelerine mekân olan Hacı Musa Camii’ne giriyoruz. Kesme taş, ahşap hatıl, kerpiç duvar, ahşap tavan... Yapılış tarihi 1432. Mimaride bir sentezin gerçekleşmeye başladığı yıllar. Yerlileşme bir kaybolma olarak şekilleniyor da sayılmaz hiç.

Yazarlar Birliği’ndeki sohbetimiz sırasında TYB Vakfı Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi Başkanı D. Mehmet Doğan, dergâhın restorasyonu sırasında karşılaştıkları güçlükleri anlatıyor. Hacettepe Üniversitesi dergâhın hemen yanında ruhsatsız olarak 11 katlı bir binanın inşasını başlattı birkaç yıl önce. Vakıf bu inşaya karşı yürüttüğü mücadelede belli ölçülerde başarılı oldu. “Hukuksuzluğun yasallaştırılması için üniversite ile belediye anlaştı. Bize göre hukuksuzluk yasallaştırıldı, kitabına uyduruldu, fakat meşrulaştırılmadı” diye dile getiriyor sorunu Doğan, Akif’le ilgili bir dizi etkinlikte sunulan bildirilerden oluşan Mehmet Akif/ Edebi ve Fikrî Akımlar isimli kitapta yer alan bir konuşmasında da.

Dergâhın mekânlarını incelerken baktım, Ömer oturma odasındaki tahta dolaplardan birine girmiş, çıkmıyor. Melek’le Hakan onu dolaptan çıkmaya razı etmeye çalışsalar da ikna olmuyor. Orada kalacak.

(Dört yaşındaki Ömer, oyun dünyasının imkânlarının farkında; büyümek istemediğini söylüyor. Büyüdüğünde muhtemelen annesi ve babası gibi şair veya yazar olacak.)

Bu oturma odasında uykusuz geceler geçirmiş olmalı şairimiz. O orada kalmaya meyilli, gitmemeye sebepleri olan mutlu, “nikbin” bir adamdır; Kuntay böyle düşünür. Onun evleri, eşyaları, esvapları birer “şahıs” gibi algıladığından söz edilir. Restorasyonun ardından tekkeye yerleştirilmiş eşyalar sadece bir yakıştırmayı yansıtıyorlar. Perdeler otantik beyaz Ankara kumaşından, yerde Erzurum keçesi, döşemeler ve tavan tahtadan.

Hüseyin Suat, Akif içinde yaşarken tekkeyi şöyle tarif edermiş: Köşede paslı küçük semaver, yerde pösteki; tekkenin yanındaki mezarlıkta da bir miktar yeşillik. Göreneğe değil de (14 asırlık) ananeye bağlı olan, Müslüman doğmakla yetinmeyip de Müslüman olmaya cehdeden Akif, penceresinden o yeşilliğe bakarken mutlu bir çocuk gibi görünür, çocukluğunun taş atma oyunlarına geri döndüğünü duyarmış.

Ben de sanki bu dergâha işte o pencereden bakmak için geldim. O pencerede büyümeyi geciktiren bir dehliz mi var... Tarihî derinlik, yeşillik, mezar taşları... Başka sebepler aramak gerek. Kaç kişi bir kez olsun yalan söylemeye gerek duymadan bütün hayatını baştan sona anlatabilir...

Kendi çocuklarına zor bakıyorken, başkalarının muhtaç çocuklarını evine alırsın... Küçük bir pencere işte o zaman kimseye sunmadığı mısraları yağdırır.

Evden ayrılmanın zamanı geldi. Küçük Ömer hâlâ tahta dolabın içinde. Çocukluğunu korumanın yollarını öğrenmek için en uygun yerinde dünyanın. Eşyaları şahıs olarak algılayan şairi mutlu etmiş bir ev bu, restorasyon görmüş de olsa...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye