Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 04.01.09, 22:49 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."

KÖY Evliyası - ŞEHİR Evliyası


" Bir zamanlar ücra bir köyde yaşayan bir velinin torunu olan iki kardeş yaşarmış. Evliyadan olan dedelerinin terbiye elinde ikisi de daha gençlik çağlarında manevi derecelere kavuşmuş. Her ikisi de dedelerinden çocuklukta aldıkları sağlam tasavvuf öğütleri ile hayatlarını sürdürüp kemalât makamlarına ermiş ve birer muttaki müslüman olarak yaşayıp giderlermiş.

Zaman içerisinde kardeşlerden birisi köyde kalmış diğeri ise şehire göçmüş. Şehire göçen kardeş; küçük bir dükkan açıp ayakkabı tamirciliği ile gündelik nafakasını çıkartır; çoluk-çocuğunun ekmeğini kazanırmış. Köydeki kardeş ise babadan-deden kalan sürüsünün ardınca gezer, çobanlık yaparmış. Her ikisi de manevi görevlerini de aksatmaksızın yerine getirirler ; farz-vacip-nafile ne ibadet varsa dedelerinin öğrettiğince amel eder ; gündelik vird ve tesbihatlarını da hiç aksatmazlarmış...

Bir gün sıcak bir yaz günü köydeki derviş kardeşin gönlüne şehirdeki kardeşini ziyaret arzusu düşmüş. Giderken ne götüreyim derken aklına yazları dağdaki vadide kalan sertleşerek tatlanan karları pekmeze batırarak yedikleri kar helvası gelmiş. Çocuklukta dedeleri ile beraber koyunlarını otlatırlarken bu kar helvasını nasıl da zevkle yediklerini hatırlamış.

Derin ve güneş görmeyecek kadar sarp vadideki karların en temiz yerinden kestiği kar bloklarını bir çıkının içine sararak sırtına vurmuş ve yola düşmüş. Dağlardan aşağılara indikçe havanın ısındığını fark edince içine çıkınındaki kar bloklarını kardeşine ulaştırmadan erimesi korkusu düşmüş: "Ya Rabbi ; kardeşimi sevindirmek için niyetlendiğim Sana malumdur. İndinde azıcık değerim var ise şu kar helvasını kardeşime götürmemi nasib et" diye dua ediyormuş...

Güneş iyice yükselip hava iyice ısındığı ve etrafı kızdırmağa başladığı halde şehre ulaşınca kar çıkınında hiç erime emaresi görülmediğini fark edip sevinerek "Şükür sana Allah'ım..." diye hamd ederek yolu tamamlamış.

Kardeşini şehrin pazar yerinin bir kıyıcığındaki küçük eskici dükkanında elindeki eski bir çarığın patlayan dikişlerini yamarken bulmuş.

Selam ve hoş-beşten sonra "Bak" demiş çoban kardeş, -biraz da gururlanarak- "Sana ne getirdim. Derin vadinin karlarından kar pekmezi yerdik ya çocukken ; onu özlemişsindir diye getirdiğim kar var burada" diye çıkını göstermiş. Eskici kardeş; şöyle bir göz ucuyla bakmış ve çıkını alarak duvardaki çiviye "Ne iyi etmişsin ; akşama evde pekmez ile yeriz..." diyerek asmış. Çıkındaki karda hala hiç bir erime emaresi görülmediği gibi çıkının bezi bile kupkuru görünmekteymiş. Karın çoktan erimeğe başlayıp bezden su damlası şeklinde damlamağa başlaması gerekirken hiç oralı olmamasının yolda ettiği duaların kabulü ile olduğunu içinden geçiren çoban kardeşin gönlünden hafiften bir gurur dalgası geçivermiş...

"Eee... Anlat bakalım kardeşim ; burada eski ayakkabı, çarıklar ile uğraşırken ibadet zor olmuyor mu ? Oysa ben dağda bayırda istediğim gibi zikredip ilahiler söylüyorum ; hatta arada bir cezbelenip dağlara karşı "Ya Allaah" diye naralanıp derelerde vadilerde sesimin yankılanması ile dağın taşın "YAAA ALLA-AAAAAA-AAAAAA-HHH" diye bana ses vermesi ile adeta kendimden geçiyorum... Şimdi sen mi iyi ettin şehre gelmekle yoksa ben mi iyi ettim köyde kalmakla ?" diye sormuş....

Eskici kardeşi bu soruya hiç cevap vermemiş ; sadece bir iç çekmiş ve susarak elindeki işe devam etmiş.

Bu sırada dükkanın kapısından bir hanım başını uzatmış ve "Efendi; ayakkabımın topuğu taşa takıldı; kırıldı... Şuracıkta ben beklerken iki çivi çakıverir misin ?" diye sormuş.

Eskici kardeş ; başını kaldırmadan "Hanım ayakkabını çıkar da şu ytezgahın kenarına koy; bakayım" demiş. Kadın ayağındaki pabucu çıkartıp eline alırken kenarda oturan köydeki çoban derviş kardeşin gözü ayakkabısını çıkartan kadının ayakkabı çıkartılınca çıplak kalan çıplak, pembe topuğuna kaymış...

Gözünün kayması ile de arkasındaki duvardaki çivide asılı duran kar çıkınından sular ensesine ensesine "ŞIP-ŞIP" damlamağa başlamış. Ensesine düşen ilk kar suyu damlasının serin teması ile irkilen köydeki derviş içinden "eyvahhh" demiş; "gitti yolda ettiğim tüm dualar..."

Eskici kardeş ; kadının ayakkabısının tabanına çaktığı iki çivi ile topuğu tamir edip yine kadına hiç bakmadan tezgahın kenarına koymuş ve " Al hatun kişi giy ayağına... Para da gerekmez" demiş ve sanki hiç bir şey olmamış gibi elindeki çarığın tamirine devam etmiş.

Kar çıkınından sular artık şapır-şapır damlıyormuş ve damladığı yerde bir küçü gölcük oluşmağa başlamış.

Kar çıkınındaki armağanının erimeğe başlaması ile sesi-soluğu kesilen kardeşinin düştüğü utancı farkeden eskici derviş ; bir konuşmuş amma pir konuşmuş:

"Kardaş" deyivermiş "köydeki yazıda; bayırda zikir çekip dervişlik eylemek kolay da iş şehirde derviş olmakta..."


***

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 11.05.10, 11:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Bu menkıbeyi hatırlayan var mı ?

Var ise buradaki hikmeti izah eder mi?

Cerrahi dergahından "vird dersi alabilmek için 25 yıldır şehirde oturuyor olmak şartını koyan" da bu menkıbenin hikmetini mi kolladı acaba ?

Ne dersiniz?


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 11.05.10, 12:03 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.12.08, 03:44
Mesajlar: 190
bu menkıbeyi hatırlıyorum günümüz için çok müsait.belki de ahir zamanda iman ateşten bir gömlek olacak sözü ile de bir yerde örtüşüyor artık köy hayatı azalıyor dünya küçük bir köy oluyor sınırlar kalkıyor.insanın dervişin kendini bilmesi zorlaşıyor..

_________________
asl'olan AŞK'tır..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 12.05.10, 09:09 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Alıntı:
Sır

Mustafa Kutlu

Dergâh Yayınları

Resim

Mustafa Kutlu'nun bu eseri "Şark hikâyesi"nin tasavvufî ve biçimsel özellikleri üzerine kurulmuş bir kitaptır.Kitapta yer alan hikâyeler tek başlarına müstakil bir hikâye olmaları yanında aynı zamanda bir bütünün parçalarıdır.

Kitabın bütünü bir şeyhin dramını yansıtmaktadır. Şeyhin dergâhında ve etrafında toplumun hemen her kesiminden tipler yer alır. Bir gazeteci, bir ilim adamı, bir siyasetçi, vb. Bu tiplerin tekke ile olan bağlantıları aynı zamanda kendi şahsî dramlarını da ortaya koyar.

Sır kitabı Kutlu'nun öteden beri işlemekte olduğu Türkiye'de toplumsal değişme serüveninin bilhassa seksen sonrasındaki görünümüne ışık tutmakta, eleştiriler getirmektedir. Sır; en uzun 12 sayfalık baş-öykü "Sır" en kısası son-öykü "Cüz Gülü" olmak üzere 8 hikâyeden oluşuyor.

Kitaptaki hikâyeler: Sır, Tarihin Çöp Sepeti, Politik-vizyon, Her Ne Var Âlemde, Aramakla Bulunmaz, Mürit, Satılık Huzur, Cüz Gülü.

Haziran 2004, 70 sayfa,
ISBN: 975-7462-68-3


Çok önce okudugum için yanılabilirim:

Mustafa KUTLU'nun SIR adlı hikayesinde kendi köyünde huzur içerisinde yaşayan "mürşid"in metropole getirilince karşılaştığı sıkıntı dile getiriliyordu. Sanki yaşanmış bir olaydan mülhem yazılmış gibiydi.

Bilmem ayrıntısını hatırlayan çıkar mı?


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 13.05.10, 04:13 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22.01.10, 04:41
Mesajlar: 345
bu ibret dolu menkıbede iki veliden (vasıldan) değil iki dervişten (yolcudan) bahs olunuyor.. buzun erimemesi maûnettendir kerametten değil.. maûnet, iyi halli müslümanlara müşkilata düştükleri demde ikram olunan bir güzelliktir.. buna İlahi bir jest de diyebiliriz..

mustafa Kutlu'ya aid Sır adlı hikayede anlatılan bir "şeyh/mürşid efendi" için: evvelce köyünde yaşarken huzur-Meallah merkezinde idi bilahare şehre göçünce sıkıntıya (kabza, iç karışıklığa) maruz kaldı ve belki eski cem'iyyetini ve şuurunu da zayi' etti deniliyor.. halbuki Vâsıllar için böyle bir şeyin olması mümkün değildir.. o zaman anla ki hayatı hikayet kılınan o şeyh (şıh) efendi gerçek ma'nada vuslata ermiş değildir..

nitekim Vuslat erbabı şanında "nefs-i dûna reddolunmazlık" sıfatını ıtlak etmişlerdir.. kelam-ı kibarda (Allahu a'lem Süleyman-ı Dârânî hz.ne -ks- aid olacak) şöyle geliyor: "Lev Vasalû mâ Racaû; eğer (hakikaten) vuslata erseydiler bir daha geri dönmezdiler.." bu iş bu kadar kesin ve net..

mevlana imam-ı Rabbani hazretlerinin (ks.) tahkiki vech ile evliyaullah mücmelen iki saftır bir cenahı müstehlik evliya diğer cenahı ehl-i irşad evliyadır.. malum olsun ki bu vuslat ehli zatların ne müstehliki ne de mürşidîni asla vasf-ı evvele (nefs-i mutmainnenin altına) rücu' etmez.. ha eğer ediyorsa anla ki ortada ne istihlak (Fena) vardır ne de İrşad (Beka)..

anlatılan kıssanın hissesine dönecek olursak o konuda da şunları ifade etmek isterim: Dervişlik esasında her yerde ve her zamanda zordur.. (yani) ister köyde yaşa ister şehirde; haramdan perhiz etmek, ma'layaniyi terk etmek, ibadet riyazet ve mücahedeye devam üzere bulunmak hiç bir yerde ve hiç bir zamanda kolay değildir.. ha mamafih şunu da belirteyim ki: dervişlik mesleği "Olmak İsteyene" her yerde ve her zamanda kolaydır..

şu halde menkıbenin verdiği mesajı iyi anlamak lazımdır: insanda derd-i iştiyak varsa dervişlik ona gayet sehildir.. ve nerede olursa olsun o derd-lillah insana seri bir surette yol aldırır.. eğer insanda vefa ve iştiyak sıfatı zaîf ise dervişlik zenaatı ona fevkalade zor gelir.. nitekim [benim gibi] daha yolun başında su koyverenlerin cümlesinde hep nefis (ateş) galibtir, derd u vefa kıtlığı vardır.. Allahu Teala cümlemize "hesapsız" iştiyak derdi ihsan eylesin.. âmin..

hazret-i Mevlana (ks.) der ki: "bütün putların anası nefis putudur.." kadın (nâ-mahreme şehvet) ise bu putlardan yalnızca bir tanesidir.. şehir yerinde nâ-mahreme bakmamak nefse zor gelir.. köyde de (dağda bayırda da) kadın yüzü görmemek nefse zor gelir.. (yani) bir yerde zorluk her mahalle şamil.. belanın mebdei bertaraf edilmedikçe işler hakikaten zordur.. görüyoruz işte: nefs-i emmare sıfatı yerinde durdukça Teklif'de (emr u nehye riayette) dahi meşakkat baki oluyor..

evet, şehir yerinde derviş olmak zorsa da bu ümitsiz/imkansız bir vak'a değildir.. nitekim, cenab-ı Hakk sûre-i İnşirah'da ferman eder: "..muhakkak ki her usrette (zorlukda) bir yüsret (kolaylık) vardır.." hz.Allah hiç kimseye güç yetiremeyeceği bir işi (mesela dervişliği) yüklemezdir..ha bu iş bize tevdi edildi ise -anla ki- onu idrak ve tahammüle kudret de verilmiş demektir..

fakir der ki: şehir içi dervişliği meşakkat ve mefsedeti bol olduğu yüzden daha a'la ve efdaldir.. külli bir kaide değil mi: şu alem-i esbab ve dar-ı hikmette feyz u asar-ı Cemalî sabr-ı cevr-i Celalî mukabelesinde izdiyad ediyor.. bu kevnde iki itibar mütekabil seyr ettiği yüzden kemalat-ı insaniyye "Gelişine Varışım"la vucüd bulmaktadır.. yani "Oluşum" arzu edenin arzusu reva kılınmaya Hakk yolunda sabit-kadem "Duruşum" istiyorlar.. nitekim, hz.Şemsim Mahmud Efendim hz. (ks.) dervişin sarsılmazlığını (hal-i salâbetini) gürül gürül akan nehrin ortasında bir koca Kaya olarak remz u resm eder.. fefhem cidden..

"halvet der Encümen" kaidesi üzre metropolde münzevî (kalıbı halkda kalbi Hak'da) olmaya sa'y u gayret sarf etmek Muhammedî kadem ve meşrebin de levazımındandır.. peki cemiyet (kesret) içinde cem'iyyetin (gönül birliğinin) realitesi (hariçde olabilirlik imkanı) ne kadardır?.. reel anlamda ibadetlere ne kadar düşkün olunursa realiteden de o kadarı hasıl olur.. zâhidin alın teri âşıkın da gözü yaşı kurumadan cezası (ecri ücreti) verilir.. Vallahi garantili İş.....

Sevgilerle... :)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 13.05.10, 08:20 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
İki dervişin nefs hallerini düşünsek eskici kardeş mutmainne'de çoban kardeş ise nefs-i mülhimenin ahirinde gibi görünüyor.

***

Allah razı olsun senden Kudsi kardaş, gönlümüze ne güzel terceman olmaktasın.

Nakşbendiyye'nin altın kurallarından HALVET DER ENCUMEN"i zamane sufilerinin (bilhassa şehirlerde ve karışık ortamlarda yaşayan ben gibi) tahakkuk ettirmesi gerekli.

Allah cümlesinin sırlarını takdis eylesin Pirân-ı izâm yolu açmış, tesviye etmiş ve işaret taşarını da yerli yerince yerleştirmişlerdir.

Bu yüzden bu zamanda dervişlik -TEORİK OLARAK- kolaydır da nefsi azdıran ins-cin şeyatini de gemi azıya almışlardır da nefsi kamçılayıp durmadadırlar...

***
Ayrıca NAZAR BER KADEM de ne güzel bir sığınaktır...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: nazar ber kadem..
MesajGönderilme zamanı: 14.05.10, 08:41 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.12.08, 03:44
Mesajlar: 190
merak ettim ne demek "nazar ber kadem"...bir yazı buldum paylaşmak istedim

NAZAR BER KADEM

GÖZ AYAKTA GÖNÜL ALLAH'TA (C.C)

Mersini tarafından 2008-04-10 10:03 tarihinde gönderildi.

Göz Zinası
Göz, gönlün dışa açılan penceresi ve habercisidir. Gönül en çok gözden etkilenir. Gözün her hareketi gönlü ilgilendirir. Gönül göz yüzünden pek çok şey kazanır veya kaybeder. Gözden gelen şeylerle gönül sevinir veya ah eder. Onun için gönlünü düşünen kimse gözüne sahip olmalıdır.

Arifler göz ile gönül arasındaki irtibata çok önem vermişlerdir. Her insanın asıl niyeti, gerçek sevgisi, ulaşmak istediği hedefi gönlünde gizlidir. Gönülle kalp aynı şeydir. Gönül, değerini ölçemeyeceğimiz bir cevherdir. Çünkü gönül, kainatta Yüce Allah(celle celalüh)’ın nazar ettiği çok özel bir yerdir. İnsan gönlü ile Yüce Allah(celle celalüh)’ı tanır, sever ve O’nun yakınlığını hisseder.

Allah(celle celalüh) dostları bu konuda bütün hak yolcularını uyarmışlardır. Hedefe ulaşmak için bir çok usül öğretmişlerdir. Bu usüller, Kur’an ve Sünnet edebinden alınmıştır. Bu usüllerin hepsi, hedefi Allah(celle celalüh) rızası olan herkesi yakından ilgilendirir. İşte bu usullerden birisi de “nazar ber kadem”dir.

NAZAR GÖNÜLÜN BAKIŞIDIR

“Nazar ber kadem” Farsça bir tabirdir. Kelime manası, nazar ayak üzerinde olacak; göz, önüne bakacak demektir.
Nazar, gönlün bakışıdır. Bu, gözün tabii görüşünden farklıdır. Nazarda niyet ve ciddiyet vardır. Nazar, gelişigüzel bir bakış değil, gönülle iradeli bir yöneliştir. Bu yöneliş iyi olursa iyi sonuç verir, kötü olursa kötü sonuç verir. Mesela Allah(celle celalüh) dostlarının nazarı kalbi diriltir, hasetçinin nazarı kemikleri eritir. Birisi saadet, diğeri felakettir.

Kadem, ayak ve adım demektir. Ayak yürüyüşü, adım davranışı anlatır. Adımını dikkatli at demek, gidişat ve davranışlarına dikkat et, sakat iş yapma demektir. “Şeytanın adımlarına uymayın” (Bakara, 164, 208) ayeti de bu manadadır. Kadem uğur ve bereket manalarına da gelir. Bereket ve huzura sebep olan kimseye “kademi uğurlu geldi” denir. Kadem denge, sağlamlık ve sebatı da çağrıştırır. Sözünden caymayan, işinde sağlam olan, sabırlı ve güvenilir kimseler için “sabit kadem bir insandır” denir.

Arifler, “nazar ber kadem” tabiriyle hak yolcusunun hem zahirine hem de batınına ait pek çok edebi anlatmak isterler. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

EDEP İÇİNDE YÜRÜMEK

Hak yolcusu, yolda yürürken gözü ayağı üzerinde ve yolunca yürümeli, edepli olmalı, adımlarını sakin atmalı, sevimsiz hal ve hareketlerden, kibirli tavırlardan şiddetle sakınmalıdır. Bu konuda Sünnet’e uymalıdır.

Alemlere rahmet olan Rasulullah s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam) yolda yürürken sağa sola bakmazdı. Önüne nazar buyurur, gideceği yöne yönelirdi. Yürüyüşü çok dengeli ve intizamlı idi. Kibirli bir şekilde, el kol hareketi yaparak ve sallanarak yürümezdi. Adımlarını hızlı fakat sakince atardı. Yüksekçe bir yerden iniyormuş gibi yürürdü. Adımlarını atarken yeryüzü saadetli ayakları altında dürülüyormuş gibi olurdu. Bir kimseye yöneleceği zaman sadece mübarek başını çevirmez, bütün vücuduyla ona yönelirdi. Kimseye arkasından ve uzaktan seslenmez, yanına varınca konuşurdu.

GÖZÜ VE GÖNLÜ HARAMDAN ÇEKMEK

Hak yolcusu, gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere takılmamalıdır. Gözünü haramdan korumayanın gönlü ilâhi muhabbetten mahrum kalır. Bu yolda ciddi olmayan kimseden ciddi işler çıkmaz.

Allahu Tealâ, bu konuda bizlere şu emri vermiştir: “Rasulüm! Mümin erkeklere söyle gözlerini harama bakmaktan çeksinler, namus ve iffetlerini korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temiz bir davranıştır. Hiç şüphesiz, Allah(celle celalüh) bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini harama bakmaktan çeksinler. Namus ve iffetlerini korusunlar.” (Nur, 30-31)

Hazreti Rasulullah s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam), harama bakmayı şeytanın kalbe fırlattığı zehirli bir ok olarak tanıtmıştır. Kalbi bu okların zehirinden ve zararından korumanın tek yolu gözü muhafaza etmektir. Bunun için kalbe katılık verecek işlerden, görüntülerden, şekil ve suretlerden gözü uzak tutmalıdır. Gözünü ve dilini haramdan korumayan kimse veli olamaz.

TEK HEDEFE YÖNELMEK

Hak yolcusunun gözü ve gönlü aynı hedefte toplanmalıdır. Buna himmetini bir noktaya toplamak, işine yoğunlaşmak, hedefine kilitlenmek denir. Dünya ve ahiret işlerinde başarılı olmak isteyen herkes, bu hali elde etmelidir. Yoksa yolda kalır. Aklı, fikri, kalbi ve kalıbı aynı noktaya yönelmeyen kimselerin bütün işleri verimsiz olur. Kalp ve kalıbın birleşmediği ibadet tatlı olmaz, hizmet başarıya ulaşmaz, iş güzel sonuç vermez.

Hak yolcusunun kilitleneceği biricik hedefi Allah(celle celalüh) rızası olmalıdır. Bütün gayretini bu yolda kullanmalıdır. Allah(celle celalüh)’tan gayri şeylere iltifat etmemelidir. İbadet, zikir ve hizmetinde insanlardan bir şey beklememelidir. Hatta ahiret nimetlerini bile düşünmemelidir. Hayır olarak her ne yaparsa, sadece Yüce Allah(celle celalüh)’ın rızası ve sevgisi için yapmalıdır. Gönlünü keşif, keramet, cezbe gibi manevi nimetlere takmamalıdır.

DEVAMLI HAREKET VE İLERLEME HALİNDE OLMAK

İmam Rabbanî k.s. der ki:

Alıntı:
Nazar ber kadem, hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçmez şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu anlayış vakıaya aykırıdır. Bundan anlaşılması gereken şudur: Göz devamlı ileri bakmalı, ayak da onu takip etmelidir. Çünkü yüksek makamlara önce göz dikilir, sonra adım atılır. İnsan gözünü yükseklere dikmeli ki, gayretini ona göre kullansın. Maneviyat yolunda aza kanaat eden az kazanır. Oturan yol alamaz. Çalışan mahrum olmaz.”


Hak yolcusu, ibadet, vazife ve hizmetlerinde adım adım ilerlemeli, bir noktaya çakılıp kalmamalıdır. “İki günü eşit olan kimse zarardadır” hadisi, hak yolunda yürüyenleri ve ebedi saadetini kazanmak isteyenleri uyarmak içindir. Çünkü Yüce Allah(celle celalüh)’ı tanımanın, manevi makamların ve güzel ahlâkın bir sonu yoktur. Bu yolculuk ölene kadar sürer, ahirette farklı bir şekilde devam eder. Her gün yapılan ibadet ve amelin miktarı devamlı değişmez, fakat kalbin muhabbeti, huzuru, edebi, Yüce Allah(celle celalüh)’a yöneliş şekli her an değişip artabilir. Bütün vazifeler az da olsa devamlı yapılmalıdır. Başlanmadan iş bitmez, adım atmadan yol gidilmez.

Hak yolcusu, bu yolda kendinden ileri gidenleri örnek almalıdır. Zayıf ve geride kalanlara ise şefkat gösterip yardım etmelidir.

ADIMINI SAĞLAM ATMAK

Hak yolcusu, bütün gidişatının ve manevi hallerinin Kur’an ve Sünnet’e uyup uymadığına çok dikkat etmelidir. Çünkü, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam)’in gösterdiği ve öğrettiği edeblere uymayan hiçbir fikir, fiil, hal ve gidişatın sonu Yüce Allah(celle celalüh)’a çıkmaz. İtikadı sağlam olmayanın ameli salih olmaz. Hak yolcusu Ehl-i Sünnet inancının dışında bir inanca sahip olmamalıdır. Seyr u sülûk esnasında elde ettiği bütün manevi halleri ancak Kur’an ve Sünnet’le kontrol edip kabul etmelidir. Onlara uymayan bütün tevil, yorum ve izahlardan kaçınmalıdır.

REHBERE SIKI SARILMAK

Hak yolcusu, manevi terbiye esnasında gözünü ve gönlünü önündeki kâmil mürşidine dikmelidir. Onun adımlarını güzel takip etmeli, emir ve işaretlerini yerine getirmeli, mürşidinin gösterdiği usülden ve çizdiği yoldan çıkmamalıdır. Ayrıca peşinden gittiği rehberine güvenmeli, onun izini takip etmeden kendi başına hedefe gidemeyeceğini bilmelidir.

Müridin kademi mürşidin kademine uygun olmalıdır. Mürşidin kademi, onun hal ve ahlâkıdır. Buna meşrep de denir. Meşrep, su kaynağı demektir. Hak yolcusunun gidip-gelip su alacağı tek kaynağı önündeki mürşididir. Bütün alem mürşid dolu olsa, hak yolcusu gönlünü önündeki kâmil mürşidinde toplamalıdır. Gönlü bir ona bir buna kayan, her gördüğü veya duyduğu mürşidin peşine takılan kimse hiçbirinden doğru dürüst istifade edemez; ancak kalbini dağıtır, yolda kalır. Bir de kâmil ve mükemmil olmayan kimseye mürşid diye tabi olmamalıdır.

Alıntı:
Şah-ı Nakşibend k.s., Seyyid Emir Külal Hz.lerinin terbiyesinde iken, mürşidi kendisini bir işe gönderdi.

Yolda önüne Hazreti Hızır a.s. çıkıp, kendisiyle konuşmak ve arkadaşlık yapmak istedi. Şah-ı Nakşibend k.s. ona hiç iltifat etmedi, arkadaşlık kurmaya da yanaşmadı. Hazreti Hızır a.s. kendisini tanıtınca, Şah-ı Nakşibend k.s. dedi ki:

- Ben senin Hazreti Hızır olduğunu biliyorum. Fakat seninle muhabbet edemem. Benim bir gönlüm var, onu da mürşidim Seyyid Emir Külal Hz.lerine verdim. Artık ondan başka kimseye verecek bir gönlüm ve sevgim yok. Sen işine bak, ben de kendi işime bakayım.

Dönüşte durumu mürşidine anlattı, Hazret memnun oldu ve:

- Güzel etmişsin, buyurdu.


HER HALDE EDEPLİ VE MÜTEVAZİ OLMAK

Hak yolcusu, manen ilerledikçe nefsin afetlerinden korkmalıdır. Bunun için her halde edebe sarılmalı, boynunu bükmeli, kibirden ve benlikten Yüce Allah(celle celalüh)’a sığınmalıdır. Bir başarıdan sonra bunu kendine mal eden ve insanlara burun büken nice başlar, baş aşağı gitmiştir.

Arifler der ki: Bir insanın ilmi artar da edebi artmazsa, onun Allah(celle celalüh)’dan uzaklığı artar. İbadeti çoğaldığı halde tavazusu çoğalmayan kimsenin benlik deresinde boğulmasından korkulur. İnsan, işin başından çok sonunu düşünmelidir. Onun için devamlı yalvarış içinde olmalıdır. Kalp ümit ve korku içinde bulunmalıdır. Ümidin korkudan biraz fazla olması iyidir, fakat ben artık kurtuldum, cenneti garantiledim, insanlar helâk oldu demek, tehlikenin ta kendisidir.

Hak yolcusu ibadet ve ameline değil, Yüce Allah(celle celalüh)’ın rahmetine güvenmelidir. İlâhi destek olmadan kendi başına bir yol alamayacağını bilmelidir. Bu yolda asıl sermaye, kendinde bir varlık görmemektir.

Bütün alemlere rahmet kılınan Rasulullah s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam)’in her gün yüz defa istiğfar etmesi, onun izinden gidenlere çok şey öğretir. Allah(celle celalüh)’a giden yol bu edeple başlar, bu edeple devam eder. Bu edep hiçbir zaman terk edilemez. Edebi terk eden kimse, kendi haline terk edilir. Her konuda biricik rehberimiz ve örneğimiz olan Hazreti Muhammed s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam), Miraç’ta manevi yolculuğu esnasında bu edebe bürünmüştü.

Büyük arif İmam Sühreverdî k.s. bu mühim edebe şöyle dikkat çeker:

Alıntı:
“Bütün edepler Rasulullah s.a.v. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam)’den öğrenilir. Çünkü O, zahiren ve batınen bütün edeplerin kaynağıdır. Allahu Tealâ, O’nun Miraç gecesinde ilâhi huzurdaki edebini bize şöyle haber vermiştir: “Onun gözü (sağa sola) kaymadı, haddi de aşmadı.” (Necm, 17)

Allah(celle celalüh) Rasülü s.a.v. ilâhi huzura yükselirken kalb-i şerifleri bütünüyle Yüce Allah(celle celalüh)’a bağlanmıştı. Gözü, o yüce makamlarda sağa sola kaymamış, hep önüne bakmış, ulaştığı güzellikler karşısında haya ve edebinden terlemiş, başını önüne eğmiş ve bu hal içinde bütün makamları geçip ilâhi huzura alınmıştı. Ulaştığı manevi makam ve güzellikler onun sadece tavazu ve edebini artırmıştı. İşte onun izinden giden arifler de böyledir. Edebi korumayan kimse, geldiği yere geri gönderilir.”


Hak yolcusu edeple Hakk’a yaklaşır.

Bu yolun her geçit ve durağında tek levha asılıdır: Edep Ya Hû...

http://www.zehirliok.com

_________________
asl'olan AŞK'tır..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Menkıbe: "İş şehirde derviş olmakta..."
MesajGönderilme zamanı: 14.05.10, 09:45 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Güzel bir derleme...

Halvet der encümen

Huş der dem

Nazar ber kadem

Sefer der vatan


Hâcemiz Abdulhalık Gücdüvani (k.s.) fukarasına ne güzel azıklar...

Elhamdu Lillah.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye