Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 09:18 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
Tasavvuf / Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı

Sefai Kahraman


Tasavvufun sahih İslam düşüncesinin hilafına geliştiğini iddia eden bir dolu yazılar okuduk. Tabii ki aksini iddia edenleri de…

“Tasavvuf sonradan ihdas edilmiş bir öğretidir “diyenler Kur’an’ı ve sahih sünneti merkeze almaya çalışırken; aksini iddia edenler de aslında farkında olmadan sosyal ve tarihi gerçeklikten yol almaya çalışmaktadırlar ki onların “tasavvuf, aslen asr-ı saadet kökenlidir ve ilhamını Kur’an’dan alır” demeleri bu gerçeği değiştirmemektedir. Çünkü kavram olarak çok sonraları ortaya çıkmıştır. Bu indirgemeci mantıkla pekâlâ ideolojileri de meşrulaştırmak mümkündür ki örnekleri çok uzağımızda değildir.

Asr-ı saadetten sonraki fetih süreciyle beraber, sair dinlerden Müslüman olan insan/kavimlerin kendi inanç ve kabullerini İslamlaştırdıkları; arkaplanlarında mevcut olan neredeyse genlerine işlemiş kültürlerini terk edemediklerini ve bunun sebebiyle kültür mozaiğini andırır bir biçimde yeni bir din algısı ortaya çıktığını sosyal bilimci/tarihçi/ilahiyatçılar araştırmalarında ortaya koymuşlardır.”Tefsirde İsrailiyat” başlıklı vb.çalışmalarda bunun örneklerini görmek mümkündür. Prof.Dr.İsmail Cerrahoğlu’nun bu alanda klasik sayılabilecek Tefsirde İsrailiyat” başlıklı eseri bize önemli ipuçları vermektedir.

Kendi tarihimiz açısında örneklendirirsek, Türklerin geçmişte pagan kültürüyle mündemiç bir inanç/yaşam tarzı olduğu herkesin malumudur. İslam dini ile tanıştıktan sonra pagan geleneğinin birçoğunu İslamlaştırdıkları araştırmacıların tez konusudur. Okuyanlar farkındadır,bu kabullerde menakıpnamelerin gücü tartışılmazdır. Yedi başlı ejderhalarla tahta kılıçlarıyla mücadele eden; bir bedenden başka bir bedene -ki bu bazen hayvan, bazen insan ve bazen de bitki türü şeyler olur- hulul eden; havada uçan, suda yürüyen ve tabii ki tayy-i mekân eyleyen kahraman/şeyh hikâyeleri vb. örnekleri menakıpnameleri ihtiva eden kaynaklarda görmek mümkündür. Türbe/yatır vb. yer/ölüleri kutsayan anlayış yine oralardan devşirmedir.

Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak’ın bu konuyla ilgili yaptığı çalışmalarını; bizatihi tasavvuf/tarikat olgusunu hisseden /yaşayan ve Ferit Aydın’ın tasavvuf hakkında yazdığı kitap ve makaleleri; Prof.Dr. İbrahim Sarmış’ın yine tarikat ve tasavvuf adına yazıp/çizmelerini ve söyleşilerini(şimdinin insanının tasavvufa dair bir şeyler söyleme hakkının olup/olmadığı tartışmasına girmeden) yakın örnekler olarak verebiliriz. Prof.Dr. Mikail Bayram’ın Mevlana ile ilgili çalışmalarını bilmem söylemeye gerek var mı?

Şimdinin âlim/aydınlarından ve yeni yetme üstat olmaya namzet Dücane Cündioğlu’nun sonradan kitaplaştırdığı gazete yazılarında ihsas ettirdiği meseleleri de örnek olarak verebiliriz. Onun bir gazete yazısında ortaya koyduğu,“Tasavvuf literatürüne ait eserleri(!) Türkçeye çevirmek fahiş bir hatadır, çünkü tasavvufun kendine has bir dil/üslubu vardır ve başka dillere çevrildiğinde aslına ihanet edilmiş olunur.” Tespit/Yaklaşımı, tasavvufi düşünceyi savunanlara prim vermiş gibi olmakla beraber aslında zımnen “o âlem sakat bir âlemdir, giren kaybolur” demiş gibidir. Gazete köşelerinde tasavvuf düşüncesini pazarlar gibi yaparken bir anlamda o alana dair kendince usül geliştirip, yine kendi ifadesiyle aklın mübalağa sınırlarının tespitine çalışmaktadır. Geçmişteki Kur’an çalışmalarından ve katıldığımız sempozyum ve sohbetlerinden bildiğimiz Cündioğlu’nun yer yer Yunus’tan, Mevlana’dan, İbn-Arabî vb.lerinden örnekler vermesi o alanı meşru gördüğünün göstergesi değildir.

Günümüzden geçmişe ve tabii ki tarih içinde kutsanmış evliya/pir/gavs/kutub örneklerine dönüp söylersek;emperyalizmin insan ve duygularını sömürü araçlarından biri olan hümanizmanın kaynağı olmaktan kendisini alamamış ve Mesnevisini Allah’ın yazdırdığını, onun Kur’an’dan başka bir şey olmadığını söyleyen Mevlana; iki arada bir derede tavrı nedeniyle sahih bir İslam algısı geliştirememiş, kendince sahih(!) tasavvuf anlayışı ikame etmeye çalışan İmam Rabbani; evliyayı enbiyadan üstün gören bir öğretinin pazarlamacısı, “cehennem sonludur” öğretisinin kurucusu ve “şeytan tevhidi en iyi bilen/anlayanlardandır” diyen İbn-Arabî ve Hızır diye bilinen gayb aleminin kahramanının direktifleriyle kitaplarını redakte-tashih eden İmam Gazali gibi bir dolu örnekler herhalde kimsenin, yani Kur’an’a ve ondan mülhem gelişmiş sahih İslam düşüncesine inanmakla mükellef kılınmış şimdinin insanı olarak bizim, tasavvuf konusunda söz söyleme hakkımızın olmadığının göstergesi değillerdir.

Aslında yazılıp çizilenlerin bir kısmı tartışmalar arasında ihsas ettirildiği gibi tasavvufi öğretinin tarikat olarak kurumsallaşmasından sonra ki gelişmelerle alakalı gibidir. Bunun farkında olarak tasavvuf disiplinini savunmaya çalışanlar, yüzlerce tarikat ve bunların mensuplarının “şeyh uçmaz, mürid uçurur” kavlinin bayraktarlığına soyunmalarının anlam/kavram kirliliğine sebep olduklarını söyleyerek ve “sorun teoride değil, pratikte diyerek” kendi durum ve kabullerini meşrulaştırmaktadırlar.

Elbette bu konu tarihsel gerçekliği sebebiyle yok sayılabilecek bir mesele değildir, doğru ama ahirette kendi yapıp etmeleri sebebiyle hesap vereceğini bilenler için kolaycana sahiplenilecek bir mesele de değildir.

Müslümanlar, söylem ve eylem olarak Hz.Peygamberin hayatında bahis konusu etmediği şeyleri yeni bir öğreti olarak ele alamazlar,ki hele bunlar ahrete müteallik geliştirilmiş şeylerse..Kur’an ve sahih sünnet öğretisinden bazı kavramları anlamlarına takla attırarak tasavvufu asıl kaynakla özdeşleştirmeye çalışmak, aslında kaynağın bizatihi kendisinin tahrifine yol açmaktan başka bir işe yaramamıştır. Kur’an’ın bugün mehcur bırakılması,kimse kusura bakmasın, bu tür öğretilerin ördüğü aşılamaz duvarlar nedeniyledir.

”Kur’an okunsun, anlaşılsın” veya “Kur’an anlaşılır bir kitaptır” diyenlere bir dolu engel çıkaranların, içinde pagan kültürünü, Yunan ve Hint felsefesinin öğretilerini ve yine Budizm’in felsefe ve ameliyelerini barındıran ayrıca Yahudi ve Hristiyan teolojisinin kabullerinin İslamlaştırıldığı ve fıkıh âlimlerinin çoğunun bidat dediği bir disiplini salık vermeleri anlaşılır değildir. Bu durumda söylenecek şey şudur:

Müslüman olarak bizlerin, yeniden, basit kaçacak ama elfaz-ı küfür kitaplarına; itikad, fıkıh, tefsir, hadis vb. usul konularına yine, yeni/yeniden kafa yorması gerekmektedir.

Bilelim ki vusulsüzlüğümüz usulsüzlüktendir.

Tasavvuf, felsefe gibi, erbabınca malumdur ki aklın sınırlarını zorlamıştır.
Akılla da kalmamış, Allah’ın emr/tavsiye ettiği ve Resulün örnekliğinden dem vurmasına rağmen onun da uygulaya geldiği amel/ibadet biçim/zaman/sayılarını dilediğince değiştirerek başka mükellefiyetler alanı oluşturmuştur. Bu durumun helaller ve günahlar bağlamında da geliştirildiğini söylemek herhalde abes kaçmaz.

Öyle ki;”Şeyh yapıyor/eyliyor/söylüyorsa vardır bir hikmeti!” kabulünün nihayetinde bir disiplin oluşturmasını örnek olarak verebiliriz.

Bir üstadın dediği gibi aklın sınırlarını zorlamakta mübalağa edelim ama haddimizi bilerek!...

Yine o söyleme göre talip olmanın yolu inanmaktan geçer. Ancak, talip olunanın belirlediği sınırlarda gezinmek insanı mutlak hakikate kavuşturabilir. Sınırları zorlayanların, aşırı gidenlerin, söyleyiş şartları her ne kadar savunulursa savunulsun “enel hak” demeleri kaçınılmazdır.

İster teorik olarak tasavvuf olsun, ister pratik olarak tarikat olsun her iki başlık da bu sıkıntı ve endişelerden ari değillerdir.

Bunu bilmek ve anlamak için bir dolu felsefe ve tasavvuf kitapları okumaya ve şimdinin insanını profan zihniyetlerin/ ideolojilerin kirlettiği bir vasatta ve bilhassa yönlendirici enformasyonun kuşattığı bir demde;güya insanlığı kurtarma adına mistik hezeyanların peşine sürüklemeye ve yine neredeyse din telakkisi içinde sahiplenilmiş indi mülahazaların anlam dünyasına zorlamaya ve tabiî ki güya İslami öğretinin bir versiyonudur diyerek tasavvufa yönlendirmeye çalışmak aklını/nefsini hevasına teslim etmemiş insanların işi olmamalı.

Uzatmanın anlamı yok, aslında kişilerin okuma eylemi süresince içinde bulunduğu sosyal şart/kültürün bu okumaları yönlendireceği gerçeği ortadadır ve tabii ki bu herkes için geçerlidir. Mezhep ve tarikatların demografik olarak yayılma zemini bulduğu yerlere bakılırsa bu dediğimizin haklılığı görülebilecektir. Ama aklını kullandığını söyleyenlerin bu çevre şart ve baskılarından bağımsız bir süreci işleme koymaları olması gerekendir. Aksi halde sürü olmaktan ve her yanlış iş/anlamadan sonra “vardır bir hikmeti” demekten kendilerini alamazlar.

Hülasa,şimdinin müslümanının işi hem zor hem kolaydır. Kolay, çünkü ilahi irade inanıyorum ki bizi 1400 yıllık beşeri zaaflarla malul bir gelenekle sorumlu değil, öyle ya da böyle mevsuk olarak bize kadar miras bırakılan Kur’an/vahiyle ve tabii ki onu anlayıp/inanmakla sorumlu tutacaktır. Kendi zaaflarımız bir tarafa bir de başkalarının 1400 yıllık zaaflarını yüklenerek ilahi huzura çıkmak amiyane tabirle işimiz olmamalıdır.

Zor, çünkü haddini bilmezlerin iddiasına göre Kur’an, herkesin anlayabileceği bir kitap değildir.

Dolayısıyla vahiy dilini öğrenmek bir tarafa, daha başka bir dolu ilmin tahsili gerekmektedir. Bu kabul doğrultusunda bizim gibilerin söylem geliştirmelerini ve anladıklarını ve dahi iman ettiklerini söylemeleri kabul edilebilir bir şey değildir(!).

Bütün bunlardan sonra entelektüel bir çaba ile tasavvufun lehine yazıp çizmelerimiz yine entelektüel tarafımızı tatmin etmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Fakat ilahi huzura zerre kadar dahi olsa şirk ihtiva eden bir algıyla,inanışla,kabulle gitmek istemiyorsak bu tür tartışmalara mesafeli olmak durumundayız..

Genel bir kabuldür ki, Kur’an/Mushaf iman etmenin ne’liğini, nasıllığını ortaya koyan merkez/orijin bir kitaptır. Bahis mevzuu olan kavramlar Kur’an’ı tavsiye etme kandırmacasıyla bizi ondan uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramamakta ve beşeri algıların din telakkisi dâhilinde kabulüne yol açmaktadır.

Bir üstadın dediği gibi mübalağa edelim,edelim ama haddimizi bilerek..

http://www.cemaat.com/tasavvuf-tarikat- ... i-bir-yazi


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 11:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Alıntı:
Bir üstadın dediği gibi mübalağa edelim,edelim ama haddimizi bilerek..


Evet yazar mübalağa etmiş.Amma haddini bilmiş midir orası tartışılır.
Şu muhakkak ki,İslamın sapkın yorumlarından bazı tasavvufi gruplarda nasiplenmiştir.Fakat bu ;bize toptan tasavvufu karalamak yetkisi verir zannındaysak, had bilirliğimizin tartışılması gerekir


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 12:49 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Tasavvuf arı duru bir İslam sunar bize. Ortada görebilecekleri o kadar güzellik var iken gözlerini bazı anlayamadıkları -yaşamadıkları, tatmadıkları için- noktalara dikmeleri ne ile açıklanabilir acaba?


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 13:04 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.04.10, 00:05
Mesajlar: 220
sefâi kahraman gibi haydutların tasavvûfa hücûmu bizzat tasavvûfî esrârı akademik kaygılarla yarım yamalak aklıyla tez haline getirip avamm-ı nasın önüne koyan Allahtan korkmaz entel bozuntusu,aydın artığı araştırmacılar sebebiyledir.
eski alimler yüksek seviye ilimleri kapalı kapılar ardında ehline okuturmuş ki halk yanlış anlayıp itikadını bozmasın ve ehlullâha ta'n etmesin.Ama bu ruzelâ kendilerini arif-i billah sanıp kitapçıların tasavvuf bölümlerini zirve mutasavvıfların zirve beyanlarıyla doldurdular!sefai gibi aklı kıt herifler de okuyup hücûm ediyor işte!

yazık!...

asıl suç asıl sahiblerinden izinsiz irfan çalıp ehil olup olmadığına bakmadan halka satan korsan ariflerde...

onlara hakkımı helal etmiyorum!

sefai ve sefai gibiler ne yapsın?

hain,nankör akademisyenler sizi...korsan arifler sizi...süluksuz dervişler,silsilesiz şeyhler sizi !...

_________________
Ne Dervişlikte, ne Şeyhlikte, ne İmamlıkta iş yok... İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'a kul olabilmekte!..(MZK)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 13:09 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Alıntı:
Günümüzden geçmişe ve tabii ki tarih içinde kutsanmış evliya/pir/gavs/kutub örneklerine dönüp söylersek;emperyalizmin insan ve duygularını sömürü araçlarından biri olan hümanizmanın kaynağı olmaktan kendisini alamamış ve Mesnevisini Allah’ın yazdırdığını, onun Kur’an’dan başka bir şey olmadığını söyleyen Mevlana;

iki arada bir derede tavrı nedeniyle sahih bir İslam algısı geliştirememiş, kendince sahih(!) tasavvuf anlayışı ikame etmeye çalışan İmam Rabbani;

evliyayı enbiyadan üstün gören bir öğretinin pazarlamacısı, “cehennem sonludur” öğretisinin kurucusu ve “şeytan tevhidi en iyi bilen/anlayanlardandır” diyen İbn-Arabî

ve Hızır diye bilinen gayb aleminin kahramanının direktifleriyle kitaplarını redakte-tashih eden İmam Gazali gibi bir dolu örnekler

herhalde kimsenin, yani Kur’an’a ve ondan mülhem gelişmiş sahih İslam düşüncesine inanmakla mükellef kılınmış şimdinin insanı olarak bizim, tasavvuf konusunda söz söyleme hakkımızın olmadığının göstergesi değillerdir.


Şu paragrafı yazanın cesaretine şaşmayın...

Bir kimse nasıl olur da "İslam'ı sahih anlama" iddiasıyla; "şirkten sıyrılmış olarak hesaba çıkma" adına bu cüreti gösterebilir?

Sorulması gereken bu...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.04.10, 13:56 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22.01.10, 04:41
Mesajlar: 345
Alıntı:
"...Bütün bunlardan sonra entelektüel bir çaba ile tasavvufun lehine yazıp çizmelerimiz yine entelektüel tarafımızı tatmin etmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Fakat ilahi huzura zerre kadar dahi olsa şirk ihtiva eden bir algıyla,inanışla,kabulle gitmek istemiyorsak bu tür tartışmalara mesafeli olmak durumundayız..."



sözde sefai böyle demiş..

bu fakir de der ki: bir insan evliyanın sırf kelimeleri ile bile meşgul olsa (aradan mesafeleri kaldırır..).. artık o kişi hz.Allah'ı (cc.) ve cenab-ı Peyganber'i (sav.) daha iyi tanımaya/anlamaya başlar..

bir insan düşünün ki şeş cihetten afaki ve enfüsi putlara abede (tapar) vaziyette: içi dışı şehvetengiz ikonların rabıtalarıyla dolup taşmış: ama kendinden haberi yok..

(yani) kendisi hakkında hayırdan/iyilikten başka bir şey bilmiyor: tam bir narsist.. akılcı.. otokontrolü sağlam.. her şeye karşı mesafeli.. dirayetli ve sorgulayıcı havalarında...

böylesi bir insanımsının (yaratığın) kalkıp da "aman şirke düşmeyek ha"!.. "aman bu küfür olmasın la"(!) tarzında imalı, titiz ve endişeli yazılar yazması: "aydınlatıcı"ları oynaması gerçekten çok büyük bir ahmaklıktır..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Tasavvuf-Tarikat Bağlamında Köşeli Bir Yazı / Sefai Kahraman
MesajGönderilme zamanı: 26.09.10, 21:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
sefkah yazdı:
Yapmayın dostlar..

Bu din kimsenin tekelinde değil..

Sizden başka müslümanlar da var bu alemde..
Sizden başka bilenler de..

Objektiflik kriteriyle birazcık özgün tarih okunduğunda, neyin ne olduğunu görmek zor değildir..

Ha bu ara, biz o yollardan geçtik diyeceğim ama siz beni yine ihanetle, hainlikle, kafası basmamakla, daha sayayım mı, bir dolu yakışıksız kavramlar dünyasının içine itekleyivereceksiniz..
Canınız sağolsun be dostlar..


Aziz kardeşimiz;

Mesajlardaki bazı ibareler sizi (haklı olarak) sizi üzmüş anlaşılan...

Sizi yazınız tartışılmaya değer görüldüğü için sufiforum.com'a getirilmiş olmalı. Ancak konu yazıdaki fikirlerden ziyade yazarına yönelmiş.

Hakkınızı helal edin.

Yazara yönelen "bir kısmı hayli aşırı" eleştirilerin kaynağında ise son zamanlarda genelleşme eğilimi gösteren tasavvufu "yaşanan-yaşanılacak bir hal" olarak değil de "üzerinde çene çalınacak bir konu" olarak ele alan akademik personel veya okur-yazarlara yönelik olarak biriktirilmiş menfi enerji olsa gerektir.

Hiç kimseyi "hain" ; "kafası basmaz" diye yaftalamak için kurulmamıştır sufiforum... Her söz sahibini bağlar neticede...

Tasavvuf konusunda sorgulayan-sorgulatan yazılar ile sufiforum.com'a katkıda bulunmak üzere "hoş geldin" diyelim.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye