Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: M. Erol Kılıç: "Siz müsterih olun, arifler bu işi düşünür"
MesajGönderilme zamanı: 13.11.12, 12:18 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 13.09.10, 19:32
Mesajlar: 90
Mahmud Erol Kılıç: "Siz müsterih olun, arifler bu işi düşünür"


Mahmud Erol Kılıç Hoca Dünyayı gezerken Türkiye'ye de uğradı. Üsküdar’da H Yayınları’nda düzenlenen söyleşide konuştu.

Muhammed Özbey

13 Kasım 2012


Ahmed Öztürk sağolsun, geçen Cumartesi günü Üsküdar’da H Yayınları’nda Mahmut Erol Kılıç Hoca’nın butik bir sohbeti olacağını söyledi. “Bu fırsat kaçmaz” dedim ve BSV’ye gitmekten vazgeçip Beysel Çarşısı’na doğru yola koyuldum.
Malumunuzdur, Mahmut Hoca’yı görevinden ötürü Türkiye’de bulabilmek bir müddettir epey zor. Saat 17.00’de yayınevine vardığımızda misafirler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Bir müddet bekledikten sonra Ahmed ile Karadavud Paşa Camii’nde akşam namazını edâ edip geri döndük. Hoca hâlâ gelmemişti. Anadolu Ruhu ve Evvele Yolculuk kitaplarını yanıma alamadığım için Ahmed’in orada hediye ettiği Sufî ve Şiir kitabını imzalatacaktım. Saat 17.30 olduğunda misafirlerin sayısı 40-45 kişiyi bulmuştu. 1-2 dakika sonra Mahmut Erol Hoca yanında yazar Ahmet Turgut Bey ile teşrif etti. Cemaati selamladıktan sonra “Önce yayınevine yeni yerinde bir hayırlı olsun diyelim” deyip içeri girdi. Daha sonra sohbetin 17.30’da başlayacağını zannettiğini, her zamanki tevazuu ve nezaketi ile kusura bakmamamızı söyledi.

Tasavvuf kâlden hâle geçemiyor
Bu sohbetin bir seminer, konferans vs. değil de bir çay sohbeti olduğunu; yayınevinden gelen talebin de bu yönde olduğunu ve kendisinin de bundan gayet hoşnut olacağını belirtti. Sohbete kısa bir giriş yaptıktan sonra bizden alacağı sorularla devam etmek istediğini söyledi.
O “kısa giriş”in içine uzun uzadıya sohbetlerde anlatılacak kadar derin ve yoğun mevzuları, bahisleri kendine has anlatımıyla sığdırıverdi.
Mahmut Hoca önce tasavvufun ne olduğunu -ve bir bakıma mefhum-u muhalifler ile de ne olmadığını- anlatmak ile başladı işe. Hadislerden, Buharî’den bahsetti. “Tasavvuf”un son yıllarda çokça konuşulmasının kendisini bir yandan sevindirdiğini, bir yandan da endişeye sevkettiğini; çünkü tasavvuftan bahsedilmesinin bir farkındalık yarattığını, modern hayatın taarruzlarına bir çözüm yolu bulabilme ihtimalimizi arttırdığını fakat bu konuşmaların maalesef çoğu “konuşan”da yalnız kâl olarak kaldığını, hâle geçmediğini söyledi. O kadar dolu ve etkileyici konuşuyordu ki Asım Gültekin Ağabeyin ne zaman geldiğini dahi fark etmedim.
Soru faslına geçildiğinde önce soru sorma adâbını, benim kaba tabirimle “iş olsun” diye soru sorulmaması gerektiğini hatırlatıp sonra da bizleri rahatlatmak için “içinizi yakan, içinden çıkamadığınız bir soru sorun ve rahat olun” dedi.
Benim gözlemlerime göre böyle hocalarımıza soru sorabilmek dinleyiciler açısından büyük cesaret istiyor ve herkes “ilk kıvılcım”ı bekliyor. Hamdolsun ilk kıvılcım pek uzun sürmeden belirdi ve bir soru geldi. Hocanın sorulara verdiği cevaplar kalınca olmasa da ince bir kitap haline getirilebilecek cinstendi.

Batı’da Hazreti Mevlana, Yûnus, İbn Arabî’yi “andıran” isimler yok
Mahmut Hoca Osmanlı’nın başlarda İbn Arabî ekolüne bağlı olup sonradan İbn Teymiye ekolünün tesirinde kalmasından; ârızî sorunlardan; “Geleneksel İslam” tabirinden ve bu tabir ile ananevî İslam’ı yani tasavvufu kastettiğinden; doktorlarımızın modern tıbba gömülü olup geleneksel tıbbı ötelemelerinden, İbn Sina’yı tanımamalarından; geleneği reddeden bazı İslamcıların bazı şeyleri ıska geçtiğinden; kısa bir şekilde Rene Guenon’dan; Martin Lings’i (Ebubekir Siraceddin) İngiltere’de ziyaret ettiğinde kendisine “siz Ortadoğulusunuz, tarihî gelişim süreci içinde Müslümansınız, biz daha çok Kuranî Müslümanız” deyişinden, bunun bir eleştiri değil tesbit oluşundan; Batı’da Hazreti Mevlana, Yûnus, İbn Arabî’yi “andıran” isimlerin olmadığından, kendisine söylenilen birkaç Yahudi-Hıristiyan ismin de “zahid”likten öteye gidemeyişinden bahsetti.
Tam o esnada aklıma “acaba Thomas Aquinas andırabilir mi?” diye bir cümle geldi ki Asım Ağabey de aynı şeyi söyledi ve sordu. Mahmut Hoca Aquinas’ın kötü bir Gazali kopyası olduğunu açıkladı.

“Siz gönlünüzü ferah tutun, ârifler bu işi düşünür”
Ben de söz aldım ve gerçekten içime dert olan bir soru sordum. Kendisinin de belirttiği gibi tasavvufun çok konuşulduğunu fakat bununla birlikte tasavvuf reddiyelerinin de çok konuşulduğunu; bazı Müslümanların “ben Kuran’dan başka bir şeyi referans almam, hadisler dahil” gibi bir düşünceye sahip olduğunu, bunların tehlikeli olup olmadığını ve bunlarla mücadele edilip edilmemesi gerektiğini merak ettiğimi söyledim.
Hoca verdiği uzun cevapta gözlerimin içine baktığı için sanki baş başa sohbet ediyormuşuz gibi bir hisse kapıldım. Soruma cevaben kısaca; İslam’ın yalnızca “hukuk” olarak algılanmasının yanlış olduğunu, elbette bir İslam Hukuku olduğunu fakat bunun yanında Allahu Teala’nın rahmeti gibi İslam’ın da bir merhameti olduğunu, gezdiği Müslüman ülkelerinde gördüğü vahşetin boyutlarını anlattı. Bazı Müslümanların gayrimüslimleri Müslüman yapabilmek için onlara Kur’an-ı Kerim hediye etmesine, okutmasına pek hoş bakmadığını söyledi. Peygamber Efendimiz’in hiçbir kâfire “Al oku” demediğini, kendisinin yaşayan Kur’an olduğunu söylediğinde aklımdaki bazı soru işaretleri de gitmiş oldu fakat bir soru işareti daha doğmuştu.
“İslam=Hukuk” tehlikeliydi fakat “İslam=Hoşgörü”ye ne demeliydi? Bunu da ekledim ve hoca bunun da büyük bir tehlike olduğunu anlattı. 2000 yılında Filistin’de katıldığı bir Dinlerarası Diyalog toplantısında bir Yahudi gelip kendisine “Birkaç gün daha kalsanız da sizi köylere götürsek, burada anlattıklarınızı Araplara da anlatsanız” demiş. Mahmut Hoca da “Biz onlarla iyi anlaşırız, birbirimizin dilini biliyoruz. Biz buraya sizinle diyalog kurmaya geldik” diye bir cevap vermiş. Birkaç kelam daha ettikten sonra mütebessim bir edâ ile “Siz gönlünüzü ferah tutun, ârifler bu işi düşünür” diyerek cevaba nokta koyunca yüzümde büyük bir tebessüme vesile oldu.

Sohbet takriben 2.5 saat sürdü. Bitiminde kitap imzalatmak isteyenler masanın başına toplandı ve bir sohbet faslı daha açıldı. Hoca Sudan’a gidecekken programı iptal olmuş, Malatya Belediyesi’nin Niyazi Mısrî Sempozyumu’na da gitmeyerek buraya gelmiş. Önümüzdeki hafta Tahran’a ve sonra Ruanda’ya gidecekmiş. Ahmed, Hoca’nın Fatih’e gideceğini öğrendikten sonra beraber gitme teklifinde bulundu ve hoca kabul etti. Sohbetin haberini alıp Sakarya’dan gelen ve son otobüs ile geri dönecek olan İbrahim Selamet Abi’yle vedalaştık, H Yayınları’nın çalışanlarına emekleri için teşekkür ettik. Hoca ile önce motorla Beşiktaş’a geçtik, oradan da otobüs ile Fatih’e. Yolda konuştuklarımız da bize kalsın ve Mahmut Erol Kılıç’ın bazı programları iptal olsun da sık sık İstanbul’a gelsin.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: M. Erol Kılıç: "Siz müsterih olun, arifler bu işi düşünür"
MesajGönderilme zamanı: 08.08.14, 19:45 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 15.11.09, 21:21
Mesajlar: 98
yakin yazdı:
Mahmud Erol Kılıç: "Siz müsterih olun, arifler bu işi düşünür"


Mahmud Erol Kılıç Hoca Dünyayı gezerken Türkiye'ye de uğradı. Üsküdar’da H Yayınları’nda düzenlenen söyleşide konuştu.

Muhammed Özbey

13 Kasım 2012


Ahmed Öztürk sağolsun, geçen Cumartesi günü Üsküdar’da H Yayınları’nda Mahmut Erol Kılıç Hoca’nın butik bir sohbeti olacağını söyledi. “Bu fırsat kaçmaz” dedim ve BSV’ye gitmekten vazgeçip Beysel Çarşısı’na doğru yola koyuldum.
Malumunuzdur, Mahmut Hoca’yı görevinden ötürü Türkiye’de bulabilmek bir müddettir epey zor. Saat 17.00’de yayınevine vardığımızda misafirler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Bir müddet bekledikten sonra Ahmed ile Karadavud Paşa Camii’nde akşam namazını edâ edip geri döndük. Hoca hâlâ gelmemişti. Anadolu Ruhu ve Evvele Yolculuk kitaplarını yanıma alamadığım için Ahmed’in orada hediye ettiği Sufî ve Şiir kitabını imzalatacaktım. Saat 17.30 olduğunda misafirlerin sayısı 40-45 kişiyi bulmuştu. 1-2 dakika sonra Mahmut Erol Hoca yanında yazar Ahmet Turgut Bey ile teşrif etti. Cemaati selamladıktan sonra “Önce yayınevine yeni yerinde bir hayırlı olsun diyelim” deyip içeri girdi. Daha sonra sohbetin 17.30’da başlayacağını zannettiğini, her zamanki tevazuu ve nezaketi ile kusura bakmamamızı söyledi.

Tasavvuf kâlden hâle geçemiyor
Bu sohbetin bir seminer, konferans vs. değil de bir çay sohbeti olduğunu; yayınevinden gelen talebin de bu yönde olduğunu ve kendisinin de bundan gayet hoşnut olacağını belirtti. Sohbete kısa bir giriş yaptıktan sonra bizden alacağı sorularla devam etmek istediğini söyledi.
O “kısa giriş”in içine uzun uzadıya sohbetlerde anlatılacak kadar derin ve yoğun mevzuları, bahisleri kendine has anlatımıyla sığdırıverdi.
Mahmut Hoca önce tasavvufun ne olduğunu -ve bir bakıma mefhum-u muhalifler ile de ne olmadığını- anlatmak ile başladı işe. Hadislerden, Buharî’den bahsetti. “Tasavvuf”un son yıllarda çokça konuşulmasının kendisini bir yandan sevindirdiğini, bir yandan da endişeye sevkettiğini; çünkü tasavvuftan bahsedilmesinin bir farkındalık yarattığını, modern hayatın taarruzlarına bir çözüm yolu bulabilme ihtimalimizi arttırdığını fakat bu konuşmaların maalesef çoğu “konuşan”da yalnız kâl olarak kaldığını, hâle geçmediğini söyledi. O kadar dolu ve etkileyici konuşuyordu ki Asım Gültekin Ağabeyin ne zaman geldiğini dahi fark etmedim.
Soru faslına geçildiğinde önce soru sorma adâbını, benim kaba tabirimle “iş olsun” diye soru sorulmaması gerektiğini hatırlatıp sonra da bizleri rahatlatmak için “içinizi yakan, içinden çıkamadığınız bir soru sorun ve rahat olun” dedi.
Benim gözlemlerime göre böyle hocalarımıza soru sorabilmek dinleyiciler açısından büyük cesaret istiyor ve herkes “ilk kıvılcım”ı bekliyor. Hamdolsun ilk kıvılcım pek uzun sürmeden belirdi ve bir soru geldi. Hocanın sorulara verdiği cevaplar kalınca olmasa da ince bir kitap haline getirilebilecek cinstendi.

Batı’da Hazreti Mevlana, Yûnus, İbn Arabî’yi “andıran” isimler yok
Mahmut Hoca Osmanlı’nın başlarda İbn Arabî ekolüne bağlı olup sonradan İbn Teymiye ekolünün tesirinde kalmasından; ârızî sorunlardan; “Geleneksel İslam” tabirinden ve bu tabir ile ananevî İslam’ı yani tasavvufu kastettiğinden; doktorlarımızın modern tıbba gömülü olup geleneksel tıbbı ötelemelerinden, İbn Sina’yı tanımamalarından; geleneği reddeden bazı İslamcıların bazı şeyleri ıska geçtiğinden; kısa bir şekilde Rene Guenon’dan; Martin Lings’i (Ebubekir Siraceddin) İngiltere’de ziyaret ettiğinde kendisine “siz Ortadoğulusunuz, tarihî gelişim süreci içinde Müslümansınız, biz daha çok Kuranî Müslümanız” deyişinden, bunun bir eleştiri değil tesbit oluşundan; Batı’da Hazreti Mevlana, Yûnus, İbn Arabî’yi “andıran” isimlerin olmadığından, kendisine söylenilen birkaç Yahudi-Hıristiyan ismin de “zahid”likten öteye gidemeyişinden bahsetti.
Tam o esnada aklıma “acaba Thomas Aquinas andırabilir mi?” diye bir cümle geldi ki Asım Ağabey de aynı şeyi söyledi ve sordu. Mahmut Hoca Aquinas’ın kötü bir Gazali kopyası olduğunu açıkladı.

“Siz gönlünüzü ferah tutun, ârifler bu işi düşünür”
Ben de söz aldım ve gerçekten içime dert olan bir soru sordum. Kendisinin de belirttiği gibi tasavvufun çok konuşulduğunu fakat bununla birlikte tasavvuf reddiyelerinin de çok konuşulduğunu; bazı Müslümanların “ben Kuran’dan başka bir şeyi referans almam, hadisler dahil” gibi bir düşünceye sahip olduğunu, bunların tehlikeli olup olmadığını ve bunlarla mücadele edilip edilmemesi gerektiğini merak ettiğimi söyledim.
Hoca verdiği uzun cevapta gözlerimin içine baktığı için sanki baş başa sohbet ediyormuşuz gibi bir hisse kapıldım. Soruma cevaben kısaca; İslam’ın yalnızca “hukuk” olarak algılanmasının yanlış olduğunu, elbette bir İslam Hukuku olduğunu fakat bunun yanında Allahu Teala’nın rahmeti gibi İslam’ın da bir merhameti olduğunu, gezdiği Müslüman ülkelerinde gördüğü vahşetin boyutlarını anlattı. Bazı Müslümanların gayrimüslimleri Müslüman yapabilmek için onlara Kur’an-ı Kerim hediye etmesine, okutmasına pek hoş bakmadığını söyledi. Peygamber Efendimiz’in hiçbir kâfire “Al oku” demediğini, kendisinin yaşayan Kur’an olduğunu söylediğinde aklımdaki bazı soru işaretleri de gitmiş oldu fakat bir soru işareti daha doğmuştu.
“İslam=Hukuk” tehlikeliydi fakat “İslam=Hoşgörü”ye ne demeliydi? Bunu da ekledim ve hoca bunun da büyük bir tehlike olduğunu anlattı. 2000 yılında Filistin’de katıldığı bir Dinlerarası Diyalog toplantısında bir Yahudi gelip kendisine “Birkaç gün daha kalsanız da sizi köylere götürsek, burada anlattıklarınızı Araplara da anlatsanız” demiş. Mahmut Hoca da “Biz onlarla iyi anlaşırız, birbirimizin dilini biliyoruz. Biz buraya sizinle diyalog kurmaya geldik” diye bir cevap vermiş. Birkaç kelam daha ettikten sonra mütebessim bir edâ ile “Siz gönlünüzü ferah tutun, ârifler bu işi düşünür” diyerek cevaba nokta koyunca yüzümde büyük bir tebessüme vesile oldu.

Sohbet takriben 2.5 saat sürdü. Bitiminde kitap imzalatmak isteyenler masanın başına toplandı ve bir sohbet faslı daha açıldı. Hoca Sudan’a gidecekken programı iptal olmuş, Malatya Belediyesi’nin Niyazi Mısrî Sempozyumu’na da gitmeyerek buraya gelmiş. Önümüzdeki hafta Tahran’a ve sonra Ruanda’ya gidecekmiş. Ahmed, Hoca’nın Fatih’e gideceğini öğrendikten sonra beraber gitme teklifinde bulundu ve hoca kabul etti. Sohbetin haberini alıp Sakarya’dan gelen ve son otobüs ile geri dönecek olan İbrahim Selamet Abi’yle vedalaştık, H Yayınları’nın çalışanlarına emekleri için teşekkür ettik. Hoca ile önce motorla Beşiktaş’a geçtik, oradan da otobüs ile Fatih’e. Yolda konuştuklarımız da bize kalsın ve Mahmut Erol Kılıç’ın bazı programları iptal olsun da sık sık İstanbul’a gelsin.


OKU-malı


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye