Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Kırgızistan’da Tasavvufî Durum
MesajGönderilme zamanı: 09.07.14, 15:17 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.12.08, 12:25
Mesajlar: 641
Kırgızistan’da Tasavvufî Durum

VAHİT GÖKTAŞ
Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi
vgoktas@ankara.edu.tr

Öz
Kırgızlar arasında İslamiyet’in yayılmasında, din anlayışlarının şekillenmesinde, geç dönemlerdeki bağımsızlık mücadelelerinde ve Rusların din karşıtı politikaları karşısında kendi kimliklerini muhafaza edebilmesinde tasavvufi hareketlerin doğrudan rolü bulunmaktadır. Bugün hem bölgede hem de Kırgızistan’daki tasavvufi faaliyetlerin yaygınlık ağı, geçmişe kıyasla oldukça sınırlıdır. Ancak bölgenin kendi kültürel kimliğini yeniden inşa sürecinde kendi geçmişiyle barışabilmesi bakımından tasavvufun bugün işlevsel bir rolü söz konusudur. Bu makalede Kırgızistan’daki dini ve tasavvufi duruma dair genel bir perspektif sunulmuş; bu çerçevede tasavvufun bölgeye yayılma süreci ve günümüzde faaliyet gösteren tasavvufi hareketlere dair bilgiler verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Kırgızistan, Tasavvuf, Din, Nakşbendîlik Abstract
Present State of Sufism in Kyrgyzstan
Sufi movements have directly influenced the spread of Islam among the Kyrgyz people, and their struggle for independence in later periods, and also their preservation of their own cultural identity vis-â-vis the Russian anti-religious policies. The extensiveness of Sufi activities in the region as well as in Kyrgyzstan in particular today seems to be very limited compared with the past. Yet Sufism can be said to have an influential role in the course of the region’s rebuilding its own cultural identity. This paper presents a general outlook on religious education and Sufism in Kyrgyzstan along with a brief history of Sufi/religious orders there. Also offered in this study is information about the process of the spreading of Sufism and the present state of Sufism in Central Asia, and particularly in Kyrgyzstan.
Keywords: Kyrgyzstan, Sufism, Religion, Religious Orders

Giriş
İslam kaynaklarında Maveraünnehir olarak adlandırılan Orta Asya bölgesi, Mekke’de doğan İslam güneşinin asırlar boyunca medeniyet beşiği olmuştur. Bu coğrafyadan tarih boyunca çok sayıda İslam âlimi yetişmiş ve arkalarında pek çok güzide eserler bırakmışlardır. Bu durum, Rus Çarlığı’nın 18. yüzyıldan itibaren bölgede etkin olmaya başlamasıyla değişmeye başlamış ve bu tarihten itibaren İslam’ın bölgedeki varlığını ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir inkültürasyon süreci başlatılmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rus nüfusun yerleştirilmesiyle bölgenin demografik ve dini yapısı değiştirilmek istenmiş, 1917’deki Bolşevik İhtilali sonrasında ise İslam Dini’ne ve Müslümanlara açıktan cephe alınıp din adamları ve dini kurumlar ciddi baskılara maruz bırakılmıştır.1
İki asırlık süreçte bölgede yürütülen Müslümanlık karşıtı propagandalar, Orta Asya’da yaşayan Türk topluluklarını çeşitli düzeylerde etkilemiştir. Tarihsel belgelerde adları geçen en eski topluluk olan Kırgızlar2 da bu gelişmelerden fazlasıyla etkilenmiştir. Coğrafi konumu itibariyle Orta Asya’nın en güzel ülkelerinden biri olan Kırgızistan, diğer Türkî Cumhuriyetlerle eş zamanlı olarak 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Bölgede kurulan yeni devletler içerisinde en demokratik ülke olan Kırgızistan’da3 çok sayıda farklı görüş ve inançlar bir arada yaşamaktadır. Ülke anayasanın 2. ve 16. maddelerinde din özgürlüğü, dinin özgürce yaşanması ve öğrenilmesi teminat altına alınmıştır.4
Bölge halkları içerisinde İslam’la en geç tanışan Kırgızların bu yeni dini kabulleri birden gerçekleşmemiş, aksine yüzyıllara yayılan bir süreç izlemiştir. Hatta Kırgızların bir kısmının 18. yüzyılın sonlarında Müslüman olduğu yönünde tespitler söz konusudur.5 Günümüzde nüfusun yüzde sekseni Müslümanlardan oluşmaktadır. Ancak iki asırlık Rus hâkimiyetinin Müslüman kültüre cephe alan tutumunun bir neticesi olarak, ülkedeki Müslümanlığın entelektüel zemini oldukça zayıflamıştır. Tüm Orta Asya ülkelerinde olduğu gibi Kırgızistan’da da bağımsızlık sonrası süreçte din alanında önemli bir bilgi boşluğu doğmuştur.6
Kırgızistan’da dini kuramların kontrolü 13 Nisan 1996 yılında kurulan Din İşleri Komisyonu aracılığıyla yürütülmektedir. Bu komisyon, tüm dini akımları, mezhepleri ve misyonerlik faaliyetlerini kontrol eden ve denetleyen bir mekanizmadır. Bunun yanında ülke genelinde yaklaşık 3000 caminin, yaklaşık 400 öğrencinin eğitim gördüğü bir İslam Üniversitesi’nin, 8 İslam Bilimleri Enstitüsü’nün ve 50’nin üzerinde medrese ile Kur’an kursunun kendisine bağlı olduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak da nitelenebilecek Kırgızistan Müslümanları Başkarması (Muftiyat) da en önemli dinî kuramlardan biridir.7

Kırgızlar Arasında Tasavvufun Gelişimi
Kırgızlar arasında İslamiyet’in yayılmasında, din anlayışların şekillenmesinde, geç dönemlerdeki bağımsızlık mücadelelerinde ve son iki yüzyıl boyunca Rusların din karşıtı politikaları karşısında kendi kimliklerini muhafaza edebilmesinde tasavvufi hareketlerin doğrudan rolü bulunmaktadır.8 Türkistan’ın eski Rus valilerinden olan N. S. Likoşin’in tasavvuf aleyhine vermiş olduğu şu değerlendirme raporu, tasavvufun Kırgızlar arasındaki etki gücünü açıkça gözler önüne sermesi bakımından önemlidir:
Yerli halk üzerinde işanların (şeyhlerin) etkisi oldukça yüksektir. Bundan dolayı işanlarla ilgili olan her şeyi çok yakından öğrenmek bizim vazifemizdir. Tasavvufun öğretileri göçebe Kırgızların yavaş yavaş Müslüman olmalarında yegâne metottur. Bu hareket onları siyasi açıdan da halkla birleştirip güçlendirmektedir.
Bölgede 2/8. asırdan itibaren görülmeye başlanan Sufilik,10 Sâmânîler döneminde sınırlı bir etkiye sahip olmuş, ancak Karahanlılar döneminde geniş kitlelere yayılma imkânı bulmuştur. Karahanlılardan itibaren Kırgızlar arasında ağırlıklı olarak Yesevılik, Kadirîlik ve Nakşbendılik’in, sınırlı düzeyde de olsa ‘Işkılik’in etkili olduğu görülmektedir.
Hoca Ahmed Yesevı’ye (ö.562/1166) nispetle anılan Yesevılik, tüm Orta Asya halkları arasında olduğu gibi Kırgızlar arasında güçlü bir şekilde taban bulmuştur. Ahmed Yesevî, tahsilini ve irşadını kendisi gibi bir Hanefî olan hocası ve şeyhi Yûsuf el-Hemedânî’nin (ö.535/1140) yanında Buhara’da tamamladı.11 Hocasının ölümünün ardından Buhara’da üçüncü halife olarak onun yerine geçtiyse de kısa bir müddet sonra yerine ‘Abdulhâlik el- Ğucduvânî’yi bırakarak memleketi Yesi’ye döndü ve ölünceye kadar burada irşad faaliyetlerinde bulundu.12 Yesevîlik kısa zaman içerisinde bölgede geniş kabul gördü. Ahmed Yesevî’nin faaliyette bulunduğu çevre daha çok bozkırlarda yaşayan yarı göçebe Türklerdi. O, bu insanlara ‘hikmet’ adını verdiği manzumelerle hem tarikatın adabını hem de İslam Dini’nin temel esaslarını öğretti. Hikmetler, Ahmed Yesevî’nin, Hakîm Atâ, Zengî Atâ, Uzun Hasan Atâ, Seyyid Atâ, Bedr Atâ gibi halifeleri ve takipçileri kanalıyla tüm Türk coğrafyasına ulaştırıldı. Bu sayede hem Yesevîlik yayılma imkanı buldu hem de Kırgızlar gibi henüz Müslüman olmamış toplulukların İslamiyet’i kabulüne vesile oldu.13 Onun hikmetleri, Kırgızlar arasında eskiden beridir yaygın olarak okutulmuş, medrese öğrencileri tarafından ezberlenmiştir.14 Ahmed Yesevî’nin müritlerinden olan Suleymân Bâkirğânî’ye ait; içinde kırk dört tane dini manzumenin anlaşılır bir şekilde yazıldığı “Bâkirğân Kitabı” asırlar boyunca halk arasında en çok okunan kitaplardan biri olmuştur. Zamancı şairler olarak bilinen Moldo Kılıç, Aldaş Moldu, Kalikul ve Arslanbek gibi Kırgızlar arasında meşhur olan şairler, Ahmed Yesevi’nin hikmetlerinden ilham almışlar ve eserlerine bunu yansıtmışlardır.15 Şahsen bulunduğumuz bazı Nakşi meclislerinde bugün dahi Ahmed Yesevi’nin hikmetlerinin aslından okunuyor olması, bu etkinin günümüzde de güçlü bir şekilde varlığını koruduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Kırgızlar arasında Yesevilik’ten sonra etkin olan diğer bir tarikat 'Işkılik’tir. Seyyid Mır Celâluddîn ile oğlu Seyyid Mır Celıl tarafından kurulan ‘Işkılik, Orta Asya genelinde ortaya çıkmış ve Kırgızlar arasında etkili olmuştur. Mır Celıl’in tesiriyle tarikata giren Şeyh Burhanuddın, onu Özgen’e davet etmiş ve tarikatın bu bölgede yayılmasına katkıda bulunmuştur. Kırgız boylarından pek çoğu, özellikle Kıpçaklar ve Salusbek Bulgaçı ve boyu bu tarikata intisap etmişlerdir.16 Manas’ın da 'Işkılik tarikatına mensup olduğu ile ilgili rivayetler bulunmaktadır.17
Kırgızlar arasında etkili olan ve etkisi sınırlı ölçüde de olsa halen devam eden bir başka tarikat ise ‘Abdulkâdir el-Geylâni’ye nispetle anılan Kâdirilik’tir. Şeyh Cemaluddın Ketigı ve oğlunun telkinleriyle Moğol Hanı Tuğluk Temir 1354’te İslam’a girince bölge halkı da İslamiyet’i seçmiştir. Tuğluk Temir, tasavvuf ekollerinden Kadirilik’e bağlanmış;18 Şeyh Reşiduddın Veli ise tarikatın bölgede güçlenmesine sebep olmuştur.19 18. yüzyılda yaşayan Muhammed Şâdık Ruşdî bir Kâdirî dervişidir. 19. yüzyılda ise Diyâuddîn Hazini, Hokandlı Hakîm Halfa vasıtasıyla Kâdirîlik’e girmiştir.20 ‘Abdulkâdir el-Geylânı’nin en önemli lakabı olan ğavşu 'l-azam Kırgız şairlerin de şiirlerinde yer verdikleri bir lakabtır.21 Hatta Ahmed Yesevı’nin ve 'Abdulkâdir el-Geylânı’nin birlikte zikredilmesi söz konusudur.22 Kâdinlik’in Kırgızlar arasında bugün dahi faaliyet gösterdiği bilinmektedir.23
Tüm Orta Asya’da en fazla yaygınlık gösteren ve Kırgızlar arasında da güçlü bir şekilde taban bulan tarikat kuşkusuz Nakşbendılik’tir. Tarikat, ‘Abdulhâlik el-Gucduvânî tarafından kurulan Hâcegân yolunun bir devamı olarak, Buharalı Bahâuddîn Nakşbend (ö.791/1389) tarafından kurulmuş; önce Maveraünnehir ve Horasan’da, 16. yüzyıldan itibaren de Doğu Türkistan ve Kaşgar civarında yayılmıştır. Nakşbendîlik ilk başlarda Yesevîlik’in kabul gördüğü çevrelerde gelişmiş ve Yesevilîk’in aksine daha çok şehirli nüfus arasında kabul görmüştür. Ancak sonraki süreçte Yesevîlik’in hakim olduğu kırsal kesime de taşınmış ve Yesevîlik’i büyük ölçüde kendi içinde eritmiştir. Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinin Nakşbendîler arasında bugün bile okunuyor olması bu etkiyi ortaya koymaktadır.
16. yüzyılda Nakşbendîlik’in Kâsâniyye (Dehbîdiyye) koluna mensup olan Hace İshak Dehbîdî (ö. 1009/1600), Yarkend, Kaşgar, Hoten ve Aksu’da en az on iki sene İslam’ı ve Nakşbendîlik’i yaydıktan sonra asıl memleketi olan Semerkand’a dönüp orada vefat etmiştir. Hace İshak Velî adıyla da anılan Hace İshak Dehbîdî, Tanrı Dağları’nın güney ve batı tarafındaki Kırgızlar arasında on iki yıllık tebliğ faaliyetinde bulunmuş ve İslamiyet’in ve Nakşbendîlik’in yayılmasına katkıda bulunmuştur. Hace İshak’a nispetle bu tasavvuf koluna İshakiyye ya da Karadağlık Haceleri adı verilmiştir. Hokand Hanlığı döneminde Nakşbendî Tarikatı’nın Kırgızlar üzerinde etkisi artmıştır.24

Günümüz Kırgızistan’ında Tasavvuf 25
Çarlık dönemi ve Sovyetler Birliği döneminde tasavvuf ve tarikatlara yapılan baskılar neticesinde, tasavvufi hareketler bölgede sekteye uğramıştır. Dinin yasaklanması veya dini yaşantının kısıtlanmasından tasavvufi hareketler de etkilenmiştir. Ancak buna rağmen işan olarak nitelendirilen sufi önderlerin, takiplerinin zorluğu ve geniş halk kitlelerine ulaşabilme becerileri sayesinde halkın dininin korunması hususunda resmi din anlayışına göre daha da başarılı oldukları ifade edilmektedir.26 Bu faaliyetler bugün, geçmişle kıyaslandığında çok cılız ve toplumun geneline hitap etmeyen faaliyetlerdir. Ancak bölgenin hem geçmişiyle arasındaki köprülerin yeniden kurulabilmesi hem de toplumdaki uzlaşı ve birliğin temini açısından işlevsel bir öneme sahiptir.27

Bugün Kırgızistan’ın bazı bölgelerinde Türkiye, Çin, Özbekistan ve özellikle Tacikistan merkezli bazı tasavvuf grupları bulunmaktadır. Oş ve Celalabad bölgelerinde Özbek asıllı bazı şeyhlerin faaliyetleri söz konusu olmakla birlikte bunların etkisi yerel kalmış ve geniş kitlelere taşınabilme imkânı bulamamıştır.28 Kırgızistan’daki tasavvufi faaliyetler, ağırlıklı olarak, her ikisi de Nakşbendîlik’ten beslenen iki tarikat tarafından yürütülmektedir. Bunlardan birisi Kazakistan’da ikamet eden Şeyh Nasiruddin İşan Baba’nın tarikatı, diğeri ise Tacikistan’da mukim olan Şeyh Hikmetullah’ın tarikatıdır. Şeyh Nasiruddin’in önderliğini yaptığı tarikat, Kırgızistan’da en geniş etkiye sahip tarikat yapılanmasıdır. Kazakistan’ın Türkistan şehrine 5 km. mesafede bir tekkede mukim bulunan Şeyh Nasiruddin, Kırgızlar arasında teveccühe mazhar olmuş bir isimdir. Kırgızistan’daki görevlisi tarafından müritlere sohbet ve irşat yapılmaktadır. Bişkek’te Oş Pazarına yakın bir yerde bir aşevi (aşkana) bulunmakta ve müritler tarafından yemek ve buluşma yeri olarak da kullanılmaktadır. Bunun yanında Cuma günleri Cuma namazı sonrası ikramı bol ziyafet akabinde sohbet meclisleri düzenlenmektedir. Müritleri şeyhlerine “işan”, birbirlerine ise “dîvâne” şeklinde hitap etmektedirler.
Şeyh Nasiruddin’in bulunduğu tekke üç çeyrek asırdır bölgede faaliyet göstermektedir. Babası Şeyh Abdulvahid, tekkenin kurucusu olup, Sovyet Dönemi’nde dahi tarikat faaliyetlerini devam ettirmeye muvaffak olmuştur. Hokand hanlığı döneminde Tacikistan’ın Leninabad kentinde doğan ve tam olarak doğum tarihi bilinmeyen Şeyh Abdulvahid, 1927’de Türkistan’a gelip Kuşçu Ata mevkiindeki bu tekkeyi kurmuştur. Rivayete göre Türkistan’a gelmeden önce rüyasında develer görür; her bir deve Orta Asya’nın farklı coğrafyasındandır. Hepsi kendi bulundukları bölgeye Şeyh Abdulvahid’i davet etmektedirler; ancak o Türkistan tarafından gelen daveti kabul eder ve tekkesini Türkistan’a kurar. Uzun yıllar Sovyet rejimi tarafından sıkı takibata tabi tutulmuş olmasına rağmen bu tekkede faaliyetlerini devam ettirir. On beş kez hapse girdiği ve müritlerinin yardımıyla hapisten kurtarıldığı anlatılmaktadır. Zaman zaman Şeyh Abdulvahid’i tutuklamak için gelen Sovyet polisinin, görmüş olduğu bazı kerametler neticesinde geri dönmek zorunda kaldığı yönünde menkıbevi aktarımlar söz konusudur.
Şeyh Abdulvahid, gizli halvet yaptırmış ve zorlu bir dönemde faaliyetlerini devam ettirmeye muvaffak olmuş ve 1967’de vefat etmiştir. Şeyh Abdulvahid her gittiği yerde bir su kaynağı zuhur ettiği nakledilmektedir. Tekkesinin ve kabrinin bulunduğu yer; Türkistan Kuşçu Ata köyü gerçekten suyu bol olan bir yerdir. Vefatından sonra yerine Abdullah Taşkendî geçmiş ve dokuz yıl boyunca faaliyetlere Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te devam etmiştir. Onun vefatından sonra ise Halife İbrahim otuz üç yıl Hokand’da tarikat faaliyetlerini devam ettirmiş ve daha sonra ise 2010 yılından itibaren aynı zamanda Şeyh Abdulvahid’in oğlu olan Şeyh Nasiruddin şeyhlik postuna oturmuştur.
Şeyh Nasiruddin’in tekkesi29 yaklaşık altı dönümlük bir arazi üzerine kuruludur. Tekkede; meyve ağaçları, marangoz atölyesi, Şeyh Abdulvahid’in halvete girdiği halvethane, mescit, misafirhane, dışarıda yemek yenilen ve namaz kılınan büyük bir çardak, mutfak, tuvaletler ve banyolar vb. pek çok birimden oluşmaktadır. Misafirler hariç tekkede kalan müritlerin hemen hepsi bir işle meşgul olmaktadır. Bu aynı zamanda Şeyh Nasiruddin’in eğitim metotlarından biridir. Şeyh herkesi bir işle meşgul etmekte, yemeklerde ve namazlarda müritleriyle bir araya gelmektedir. Namaz sonrasında bir halka kurulmakta ve Sabah namazından sonra Yâsîn-i şerif, öğle namazından sonra el-Feth Suresi, ikindi namazından sonra en-Nebe’ Suresi, Akşam namazından sonra Tebâreke Suresi ve Yatsı namazından sonra el-Vâkı‘a Suresi bir hafız tarafından okunup toplu olarak duası yapılmaktadır. Çok sık olmamakla birlikte Ahmed Yesevî’nin Dıvân-ı Hikmet adlı eserinden bazı kısımlar okunmaktadır. Ramazan’da, kutsal gün ve gecelerde tekkede kalanların sayısı iki yüzü aşmaktadır. Kutsal gecelerde hatimle namaz kılınmakta ve gecenin çok kısa bir bölümü hariç ibadet ve zikirle meşgul olunmaktadır. Sohbetlerde Ahmed Yesevi’nin Divân-ı Hikmet’i dışında genellikle okutulan eserler, ‘Ubeydullâh Ahrâr’ın (ö.895/1490) Risâle-i Vâlidiyye’si, Bahâuddîn Nakşbend’in Belâgardân'ı ve Sûfî Allâhyâr’ın (ö. 1133/1721) Şebâtu 'l-'Âcizîn"idir.
Şeyh Nasiruddin, her ne kadar müstakil bir tarikat yapılanması olarak faaliyet gösterse de özünde Nakşbendî tarikatına mensuptur ve kendi tarikatı bu tarikatın bir uzantısı konumundadır. Tarikat silsilesi ve adabı bu etkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Şeyh Nasîruddîn’in tarikatının silsilesi şu şekildedir:
“Rasûlullâh (s.a.v) / Ebü Bekr es-Şiddık (r.a.) / Selmân el-Fârisî (r.a.) / Kâsim b. Muhammed (k.s.) / İmâm Ca'fer eş-Şâdik (k.s.) / Bâyezıd el- Bistâmı (k.s.) / Ebü’l-Hasen el-Harakânî (k.s.) / Ebü 'Alı el-Fârmedı (k.s.) / Hâce Yûsuf el-Hemedânî (k.s.) / Hâce ‘Abdulhâlik el-Gucduvânî (k.s.) / Hâce ‘Arif Rîvgerî (k.s.) / Mahmüd İncir Fağnevı (k.s.) / Hâce ‘Alı Râmîtenî (k.s.) / Hâce Bâbâ Semâsı (k.s.) / Seyyid Emîr Kulâl (k.s.) Bahâuddm Nakşbend (Hâce-i Bozorg Bahâulhakk ve’d-Dm) (k.s.) / Mevlânâ Ya'küb Çerhî (k.s.) / Hâce ‘Ubeydullâh Ahrâr (k.s.) / Mevlânâ Zâhid (k.s.) / Mevlânâ Derviş (k.s.) / Mevlânâ Hâce Emkenekı (k.s.) / Hâce Bâkı billâh (k.s.) / İmâm Rabbânı (k.s.) / Muhammed Sa‘ıd (k.s.) / Şeyh ‘Abdulahad (k.s.) / Mevlânâ ‘Âbid (k.s.) / Muhammed Müsâhân (k.s.) / Halîfe Siddık (k.s.) / Halîfe Huseyn (k.s.) / Halîfe ‘Abdussettâr (k.s.) / Halîfe Muhammed Sâlih (k.s.) / Halîfe Muhammed Emîn (k.s.) / Halîfe ‘Abdulvâhid (k.s.) / Halîfe ‘Abdullâh Taşkendî (k.s.) / Halîfe İbrâhîm Baba (k.s.) / Şeyh Nasîruddîn.”
Şeyh Nasiruddin’in tarikat usulü hafî zikri esas alır. Zikir kaid