Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 15 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: Hz. Şeyh Şerâfeddin DAĞISTANÎ -Q-
MesajGönderilme zamanı: 07.12.10, 10:12 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
muzokar yazdı:

Şeyh Şerafeddin Dağıstani Hazretleri; Tüm Nakşibendi tarikati tarihindeki en zirve şahsiyetlerden birisidir.

Tasarrufunun el'an devam ettiğini, sohbet yada yazılanların ötesinde, yakinen biliyorum. Kendisi veya yazıları hakkında kalem oynatırken lütfen biraz üslubunuza dikkat etmenizi hatırlatırım. Hazreti pirin sohbetleri uyduruk şeyler değildir..... Aman dikkat.
Baki selamlar.
Dr. Muzaffer Karayazı


"Tasarrufunun el'an devam ettiği" bilinir...

Allah razı olsun.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Hz. Şeyh Şerâfeddin DAĞISTANÎ -Q-
MesajGönderilme zamanı: 08.12.10, 14:00 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Arkadaşlar,

Biz buraya mürşid-i kâmillerde aranan şartlar hakkında diğer büyük Nakşi Şeyhlerinin eserlerinden konunun daha iyi anlaşılabilmesi için nakil yaptık. Başka bir amaç taşımadık-taşımıyoruz. Şimdi, Şeyh Şerafettin Dağıstanî (k.s.) Hz.leri hakkında başka malûmatlar da elde ettiğimiz için, onları da nakletmeyi görev sayıyorum.
Herhalde bu zatın "Menâkıb" adlı eserini sanırım yakından bilirsiniz. İşte bu eserinde Hazret, manâ aleminde müşahade ettiği ve kendisinin döneminde hiç kimsenin haberdar olamdığı Hatem-i Veli'den söz ederken ; " Cenab-ı Hak O'na, henüz kendisini halketmezden evvel, "velâyet-il ulyâ" (en yüksek velâyet) makamını tevcih ve ihsan buyurduğunu..." söylemiştir. Hazret, bu zatın Rasulullah Aleyhisselâm'a tek başına birer "Tâife" olarak takdim edilen zatlar arasında yer aldığına eserinde işaret ederek, O'nun "Alem-i Lâhut, alem-i ceberût, Mele'il-Alâ, Sider-i Muntehâ isimli dört âlem ve makâmat-ı mubârekede Allah'a sır ve rûh ile ibadete devanm eden zat..." olduğunu beyan etmiş ; hatta hakkında ; "Dâr-ı dünyada teşrifinden itibaren o makâmat-ı mubârekeyi rûh ve cesedle 33 kere ziyâret buyurmuştur. Bu zat dahi, Cibrîl tarafından Efendimize gösterilen zevâtın içindedir." diyerek, dünyaya geldiğini de açık bir dille
müjdelemiştir.
Hatem-i Veli'nin manevî âlemdeki durumunu tam bir keşifle müşahade eden Hazret, O'nun Kur'an okumayı bilmediğini iddia eden kıt akıllıve dar kafalı kimselerinlafgalrını adeta ağızlarına tıkarcasına, bu zatın; Cenab-ı Hak henüz kendisinin zerresini halk ve icâd ettiği zamandan itibaren her gece 7000 kere Kur'an-ı Kerimi hatmeden zatlardan olduğunu haber vermiştir. O'nun en çok göze çarpan âlâmetlerinden birisinin de, halkın ve insanalrın kendisine karşı olan inkârına sabretmek olduğunu söylemiştir. O'nun başka bir alâmetinin de, kendisinî, tanıyabilme lûtfuna erişerek zerre miktarınca rabıta ve muhabbet eden ve dirhem kadar olsun kendisine hizmet eden efrâd-ı ümmete, faziletini
temine salâhiyettâr olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, dâr-ı dünyaya teşrif etmiş olan bu zâtın, doğduğu andan itibaren, her 24 saatte semâdan nazil olacak 24000 (yirmidörtbin) belâ ve musibetlerden ve arzdan hasıl olacak 24000 (yirmidörtbin) musibetten dahi Ümmet-i Muhammedin selâmeti için munacâât ettiğini, hatta bununla kalmayıp, her imsâk vaktinde ümmetin birinci neferden başlayıp kâffesini zikrederek, bu ümmet-i merhumenin bir saat zarfında hepsi için duâ ve munacââtta bulunduğunu ifşâ etmiştir.
Şeyh Şerafettin (k.s.) Hz.leri ; "Ekâbir Ricâullah" tan olan bu zatın munacaâta başladığı anda, Cenab-ı Hakk'ın yalnız müminlerden değil, kâfir ve müşriklerden bile gadâbı def ve tahfif ettiğini beşeriyete ilân etmiştir.
Allahımız cümlemizi bu şerefe nâil ve dahil ettiği o siyah bayraklılar zümresine ilhak etsin, mahşerde de rızâ dairesinde haşr-u cem ettiği kullardan etsin.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Hz. Şeyh Şerâfeddin DAĞISTANÎ -Q-
MesajGönderilme zamanı: 08.12.10, 19:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Alıntı:
Ruhan yazdı:
Yakuti kardeşim, Öngüt efendi, vefat etmeden önce "Biz'den sonra 25 sene Mürşid-i Kamil ya da Veli gelmez. 25 sene sonra Mehdi As. zuhur edecek..." gibi bir kelam etti mi?

Ruhan Kardeş,
Bilindiği gibi Ömer Efendi (k.s)merhum Hatemîn Velidir kendileri...Bu "Hatemu'l Velilik" çalışmakla veya bir başka usülle arzu etmekle ya da birilerinin "sen Hatemu'l Velisin!" demesiyle veyahut seçimle elde edilen bir unvan veya makam değildir. Dünyanın ve Türkiyenin ehlullah alanında günümüzdeki durumuna ve manzara-yı umumiyesine bir göz atarsak, kimisinin kendisini Mehdi-yi azam, kimilerinin kutbul azam, kimsinin gavsul azam, kimisinin yeni yüzyılın müceddidi ilân ettiğini veya ettirdiğini görürsünüz ! Bu ahvâl ve konum içinde bendeniz Ömer Efendinin (k.s.) böyle bir sözü olmuşsa bile, O'nun haklı bir tesbitte bulunduğuna itikad etme eğilimim oldukça yüksek bir ihtimal olarak karşıma çıkıyor. Ama, sizler eğer "...böyle bir şey nasıl olur-olabilir?" derseniz konuyu hakikak@hakikat.com adresinden Ömer Efendinin yakınlarından sorabilirsiniz.


(GENEL UYARI: Mesajlarınızı lutfen ilgili baslıklara gönderiniz.)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Hz. Şeyh Şerâfeddin DAĞISTANÎ -Q-
MesajGönderilme zamanı: 08.12.10, 19:36 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
ŞERAFEDDİN DAĞISTÂNÎ HAZRETLERİ
-Kuddise Sırruh-



Tarikât-ı Nakşibendiye meşayıhından olan Şeyh Şerafeddin Dağıstânî -kuddise sırruh- Hazretleri 1876 milâdi yılında Dağıstan'da dünyaya gelmiş olup, Rus mezâlimi sebebiyle kalabalık bir toplulukla Türkiye'ye göç ederek Yalova'nın Güney köyüne yerleşmiş, 1936 yılında vefat ederek aynı yerde toprağa verilmiştir.

Pamukova'da mukim bulunan ve Hacı Fatma Nine ismiyle maruf, çevre halkı tarafından çok sevildiğinden ziyaretçilerinin çokluğu ile bilinen, bu hanımın anlattığına göre Şeyh Şerafeddin -kuddise sırruh- Hazretleri 1927'li yıllarda bir mübarek gecede yakınlarıyla toplanmışlar. "Bu gece çok ulu bir zât dünyaya teşrif etti. Biz onu göremeyiz amma kızım Fâtıma görecek." buyurmuş ve o sabah bir kaç tane kurban kesmiş, bütün ulu ağaçların sevinç gözyaşı dökerek secdeye kapandıklarını haber vermiştir.

Fatma Nine, O ulu zât'ın Pazartesi günü dünyaya geldiklerini ifade etmişlerdir.

Ve nihayet elli beş sene sonra 1982 Haziran'ında Şeyh Şerafeddin -kuddise sırruh- Hazretleri Hacı Fatma Nine'ye bir gece mânen: "Kızım sana bahsettiğim zât üç gün sonra ziyaretine gelecek." buyurmuş. Nitekim üç gün sonra bu görüşme gerçekleşmiştir.

Daha önce hiç görüşmemiş oldukları halde, Ömer Öngüt -kuddise sırruh-Hazretleri beraber gidecekleri İzzettin Efendi'ye:

"Bizi Fatma Nine'ye götür, o kadına uğramamız lâzım." buyurarak, yola çıkarlar.

Beraberce Pamukova'ya giderler ve Fatma nine'nin evinin önüne gelirler.

"Siz ondan müsaade alın!" buyururlar ve kardeşimiz kapıyı çalarlar, müsait olup olmadıklarını sorarlar ve; "Fatma Nine Ömer Efendi geldi! Sizi görmek istiyor" dediklerinde, Fatma Nine heyecanlanır ve telâşa kapılır. Ömer Efendi içeriye doğru giderken:

"Sizi bekliyordum, çünkü şeyhim akşam haber verdi. Sabahtan geldiler, duvarların her tarafına âyetler astılar, yerlere yeşil halılar döşediler, kapıya da âyetler astılar." diyerek, Ömer Efendi içeri girer girmez, ayaklarına kapanmak isterler fakat Ömer Efendi müsaade etmezler.

Fatma Nine; "Şeyhim, o sana gelecek!" dediği zaman "Yok gelmez, bu garibana gelmez" dediğini arz ettikten sonra, Ömer Efendi'ye "Ya Seyyid! Akşam namazını Medine'de, yatsı ve sabah namazlarını Mekke'de kara donlu Beytullah'ta kılarsın, bu garibana gelmezsin." diyerek, "Bu garibi nereden buldun?" diye sorarlar. Ömer Efendi; "Allah buluşturdu" diyerek cevap verirler.

Bu ilk görüşmede nice ince sırlar, nice hikmetler açılmış ve Şerefeddin -kuddise sırruh-Hazretleri'nin "Kızım onu sen göreceksin!" kerametleri böylece zuhur etmiştir. Fatma Nine; "Şeyhim bana göreceksin dedi ama nereden bileyim elli beş sene sonra göreceğimi" buyururlar.

Akabinde birkaç defa daha görüşmeleri gerçekleşir.

Fatma Nine'nin Ömer Öngüt -kuddise sırruh-Hazretleri için söyledikleri bazı beyanlarını önemine binaen arz ediyoruz:

Pamukova'da Fatma Nine'yi ziyarete giden bir kardeşimize, Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri hakkında söyledikleri:

"O öyle büyük öyle büyük ki, şu an kınındaki kılıç gibi nuru tam açılmıyor. Vefatı ile kınından çıkan kılıç gibi olacak, insanlar ihvanı olabilmek için birbirini ezecek, amma geçti!"



"Siz Ömer Efendi'yi nereden buldunuz?" diye sordu.

"Allah buldurdu Nine!" dedik.

"Onun doğduğu gece benim şeyhim: 'Bu gece zikirler yapılsın, kurbanlar kesilsin, büyük bir evliyâ dünyaya geldi.' diye haber verdi. 'Kızım Fâtıma! Sen onu kırk yaşında Mekke'de göreceksin, bir kez de evine ziyarete gelecek.' dedi. Ben sevinçten ateşteki yumurtaları elim ile karıştırmışım. Şeyhime söylemişler. 'Onun içindeki Allah ateşinden dışı yanmaz!' buyurmuş.

O öyle büyük bir evliyâ ki kıyamet gününde torbalarından hep gül çıkacak, diğerlerinden sadece kelleler çıkacak. Çünkü gönülleri fethedemediler, kelle topladılar. Kırk sene sonra Hacc'a gittim, Kâbe'de insanların arasında tek tek onu aradım, fakat bulamadım. Siz Tuna kuşunu bilir misiniz? O çok büyük ve beyaz bir kuştur. Onun üzerinde gökten indi, ayaklarına kapandım. Hazret-i Allah onu size insan sıfatında gösteriyor, gerçekte ise sırf nur. Eğer Allah size açıverse tereyağın ateşte eridiği gibi erirsiniz." buyurdu.



"Efendiniz nasıl?" diye bir ziyaretimizde sordu. "Epeydir haber alamadık Nine!" dedik.

"Ben akşam gittim, baktım uyuyor, amma hasta, üzeri de açılmış, yorganını üzerine çektim kaçtım!" karşılığını verdi.



Bir defasında: "Onu rüyânda görüyor musun?" diye sordu.

"Nine akşam bekledik bekledik, bir türlü gelmedi." dediğimde şu sözü söyledi:

"Tabii ki gelmez! Akşam o Tur dağının ardında kırk tane evliyâ ile uğraşıyordu. Rüyânıza gelmediği zaman onun işi olduğunu anlayın!"



Zât-ı âli'lerine:

– Fatma Nine kardeşlere demiş ki:

"Sizin Efendiniz vefatından üç gün sonra en büyük kerametini gösterecek, o zaman nasıl dayanacaksınız?"

Bu sözü kendilerine arz edilince:

– "Benim göstereceğim beni Yaratan'dır!" buyurmuşlardı.

Hacı Fatma Nine'ye vefatından önce oğlu: "Hacı Anne! Belki ben senden önce ölürüm. Eğer sen benden önce ölürsen, seni Pınarbaşı'na mı Arabayatağı'na mı gömelim?" diye soruyor. Hacı Fatme Nine cevaben:

"Oğlum! Siz beni Yıldırım'la onların arasına gömün. Çünkü ben oradan baktığım zaman Düzce'de Hazret'i, Murad Hüdâvendigâr'ı ve Emir Buhârî Hazretleri'ni seyrederim." karşılığını veriyor.

Vefatından on beş gün kadar önce oğluna diyor ki:

"Oğlum! Ben biraz evvel gördüm. Hazret Düzce'de ellerini açmış duâ ediyordu. Ben vefat ettiğim zaman o Kâbe'de olacak, görüşemeyeceğiz. Yalnız, döndükten sonra benim kabrimi ziyaret edecek. Onun gönlü aslında Kâbe'de kalmak ister, fakat o ihvanını, ihvanı onu bırakmayacak, dönecek.

Hazret'e ve ihvanına ben hakkımı helâl ediyorum, onlar da bana haklarını helâl etsinler."



Manisa'dan Kadir Efendi'nin anlattıkları:

"Eşimle beraber Hacı Fatma Nine'yi ziyaret etmiştik, bize şu sözleri söylediler:

"Siz Efendi'nizi bir bilseniz! O aslen nurdur, siz onun cesedini görüyorsunuz. Asıl suretinde görseniz hepiniz yanar kül olursunuz. O Anka kuşuna biner, sabah namazını Medine-i münevvere'de yatsı namazını ise Kâbe-i muazzama'da muntazaman hergün kılar."



"Efendi Hazretlerimiz'le Kâbe-i muazzama'dayız. Tavafımız bitti, zât-ı âlîleri koluma girdi. 'Kadir efendi! Allahu âlem Fatma Nine göçtü.' buyurdular. Döndüğümüzde öğrendik ki gerçekten de göçmüş."



11 Temmuz 1982 Pazar günü Fatma Nine'yi ziyarete giden birkaç kardeşimize beyanları:

"Onun kıymetini bilin. Çok kıymetli zâttır. Sıkı tutun onu. Çok yüksek bir zâttır. Siz onun karşısında nasıl duruyorsunuz?

O Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in, akşam namazını orada kılar, Peygamber'imizin huzurunda. Yatsıyı kara donlu Beytullah'ta kılar. Sabah namazını Mekke'de Halil İbrahim Peygamber'in mescidinde kılar. Haydi bakalım Kaf dağının ardına... Yirmi, yirmi beş kişi toplar, oraya gider. Bir bakarsın burada.

Sultan Süleyman'ın âilesi Belkıs'ın nişanını götüren bu, ilk âdemlerdendir, Şerafeddin Şeyh'im bunu söyledi. Sen göreceksin dedi. Burada dayanamadım onun cemâline... Dayanamadım, gönül dayanamadı..."



http://hakikat.com/dergi/203/bsyz20309.html


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Hz. Şeyh Şerâfeddin DAĞISTANÎ -Q-
MesajGönderilme zamanı: 09.12.10, 05:51 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04.12.09, 05:21
Mesajlar: 42
Ruhan yazdı:
Yakuti kardeşim, Öngüt efendi, vefat etmeden önce "Biz'den sonra 25 sene Mürşid-i Kamil ya da Veli gelmez. 25 sene sonra Mehdi As. zuhur edecek..." gibi bir kelam etti mi?


(GENEL UYARI: Mesajlarınızı lutfen ilgili baslıklara gönderiniz.)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 15 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye