Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ebû Muhammed el-MEDENÎ (kuddise sırruh)
MesajGönderilme zamanı: 10.12.09, 10:48 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
Ebû Muhammed el-MEDENÎ

[ K.S. ]

Ebu Muhammed el-Medeni bin Osman Dağıstanî, Dağıstan'ın Temirhan-şura vilâyeti Gunib kazasının Kikuni köyünde Hicrî 1251 Milâdî 1830 yılında dünyaya geldi. Dağıstan'dan 1814 Hicrî, 1896 Milâdî yılında Türkiye'ye göçeder. Hicrî 1332 Milâdî 1913 senesinde 3 Rebiülahiri Pazar günü 81 yaşında iken irtihal etti. Kabr-i şerifleri Yalova'nın kendileri tarafından kurulmuş bulunan Güney (Reşadiye) köyünde olup damadı ve halefi Şeyh Şerafeddin Dağıstanî ile birlikte medfun bulundukları türbe günümüzde ziyaretgâhdır.

Celâli mizaçta olan babalan Osman Efendi, rençberlikle iştigal ederdi. Kikuni köyü öteden beri sağlam mizâc ve karakterli bir köydü. Dine bağlılıkları ile meşhurdu. Medeni Hazretleri dünyaya geldikleri esnada, bu köy yakınlarından geçen, sonra üstazı olacak Ebu Ahmed Suguri Hazretleri: "Bu köyden iki nur yükseliyor" demekle büyük velilerden Ebu Muhammed Medenî ile Şerafeddin Zeynel Âbidin Hazretlerinin istikbalin tebşir etmişlerdir.

Ebu Muhammed Medeni Hazretleri zamanında Ebu Ahmed Suguri ve Cemaleddin Gazikumuki hazretleri gibi iki büyük veli mevcuddu. Bu zâtların ikisinden de tefeyyüz etmişlerdir. Hatta ilk intisabı, Abdülkadir el Geylânî Hazretlerinin Kadiriyye tarikatıdır. İrşada memur olduğu zaman, kendisi altı tarikattan, Kadirîyye Şazelîyye, Şâranîyye, Halvetiyye ve Nakşbendiyye'den ders vermeye mezun iken ömrünün son yıllarında yalnızca Nakşbendiyye tarikatından ders vermiştir.

Ebu Muhammed Medenî Hazretleri gençliğinde Ruslarla mücadele etmiştir. Bu mücadelesi ta Sibirya'ya kadar sürülmesine ve idamdan kaçıp kurtularak Türkiye'ye hicretine kadar sürmüştür. Yüksek dirayet ve cesaretinden Ruslar çok çekinmişlerdir. İnsanlık kahramanlık numunesi, Ebu Muhammed Medenî hazretlerinin yüksek seciye ve karakteri, İslâm dinine sonsuz bağlılığı, bütün Dağıstan müslüman halkı tarafından bilinir ve sevilirdi. Onun bu halini Ruslar da bildiklerinden kendisine oldukça mültefit davranırlardı. Bu arada pek çok kerametleri zahir olur.

Ruslarla yaptığı mücadeleler esnasında, Ruslardan kaçarken bir köye sığınır. Orada ikamet ederken köy kadınlarından biri evinin damına çıkarak Ruslara Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin bulunduğu yeri ihbar eder. Bu hadiseden sonra, ortasından geçen bir dere ile ikiye ayrılan köyün, kadının evinin bulunduğu tarafı, kıraçlaşır; Derenin diğer yakası eskisi gibi verimli ve yeşillik içinde kalır. Ayrıca Rusların madalya ile taltif ettikleri ihbarı yapan kadının vücudundan madalyanın değdiği yerlerde kapanmak bilmeyen yaralar çıkar ve bunlar kadının ölümüne sebep olur.

Ebu Muhammed Medenî Hazretlerini Ruslar yakaladıkları zaman O'nu ilk götürdükleri şehirde zorla ikâmete tabi tutarlar. Kendisinin ikameti için otel ve yemek yemesi için de bir lokanta gösterirler ve emrine bir de araba tahsis ederler. Fakat Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ne arabaya biner ne de gösterdikleri lokantadan yemeklerini yer. Bunun üzerine arabacı belediye reisine, bu durumu şikâyet eder. Belediye reisi Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ne gelerek, arabaya binmemesi ve yemek yememesinin sebebini sorunca cevaben Ebu Muhammed Medenî Hazretleri: "Sizin paranız olduğu için bize haramdır" der. Bunun üzerine belediye reisi: "O halde sana, Kafkasya'dan aldığımız vergiden bir pay verelim... deyince, Ebu Muhammed Medenî Hazretleri : "Sizin elinize geçtikten sonra o, yine size ait olmuş olur ve bize haramdır" cevabını verir. Bu sırada Seratar köyünde Tatar Müslümanlardan bir esnaf, Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin kendi köylerinde ikamete tabi kılınmasını belediye reisinden talep eder. Reis de :" Hayhay, kendisi razı olursa pekâlâ." der. Bunun üzerine Ebu Muhammed Medenî Hazretleri bir müddet için bu köye gidip orada ikâmet eder.

Bu Seratar köyünden bir delikanlı Medine-i Münevvere'de din ilimleri tahsili yapmakta iken orada bir kızla nişanlanır. Fakat nişanlısına bir Arab'ın göz koyduğunu ve O'nu kaçıracağını öğrenir. Bunun üzerine Seratarlı genç bundan intikam almak ve biraz da korkutmak için bıçağını bilemeye başlar. Tam bu sırada Ebu Muhammed Medenî Hazretleri gence: " Sen o işi bırak Kafkasya'ya geri dön" der. Genç bu sesi işitir. Bir müddet sonra aynı sesi tekrar, tekrar işitince köye dönmeye yönelir. Fakat sonra tekrar tereddüd eder. "Seratar'a, köyüne gel" diye bu defa daha kuvvetli ve itminanlı bir ses işitince, her şeyi olduğu gibi bırakarak Kafkasya'nın ve köyünün yolunu tutar. Bu genç köye geledursun, her zamanki gibi o gün de civar köylerden bir heyet ellerinde et yemekleri Seratar'a gelerek Hazret Ebu Muhammed'i hem ziyaret ederler ve hem de kendisinin müridlerinden köydeki çocuklara okuma öğretecek birinin verilmesini rica ederler. Köylüler bu ricalarını yaparlarken, üstazın yanında bulunan birinin kalbinden de: "Şeyh Efendi bana müsaade etse de şu köye ben gitsem" diye geçirir. Tam bu sırada kapı açılıp içeriye Medine-i Münevvere'den gelen genç girer. Genç, Medine-i Münevvere'den oraya gelinceye kadar iki defa işittiği sesin sahibini merak etmektedir. Odaya girer girmez Ebu Muhammed Medenî Hazretleri eli ile genci göstererek köylülere: -"Ben sizin köy için istenilen muallimi Medine-i Münevvere'den getirttim" der. Hem köylüler sevinir hem de genç, Medine-i Münevvere'de işittiği sesin, kimin sesi olduğunu anlamış olmakla kalbi mutmain olur.

Seratar köyünde Hazret Ebu Muhammed'in etrafında müridleri çoğalmaya başlayınca, Ruslar kendilerini buradan alarak Sibirya'ya götürürler ve orada hapsederler. Medenî Hazretleri bu hapishanede iken pek çok olağanüstü haller zuhur etmiş; Ruslar şaşkına dönmüştür. Bir seferinde, hazret hapishanede olduğu sırada, hapishane nöbetçileri birkaç yüz metre ötelerinde kendisini görürler. Hapishaneden nasıl çıktığını merak eden nöbetçiler, gidip Hazreti tekrar yakalayıp içeri koyarlar ve bu sefer kendisine pranga vururlar. Ertesi günü hazret bu sefer hapishanenin duvarları dışında biri ile [ Hızır (A.S.) ] görüşür iken nöbetçiler tarafından görülür. Akşam olunca yine hazret hücresinde pranga vurulmuş vaziyette bulunur. Rus nöbetçileri ve subayları O'nun hâline şaştıklarından kendisine dokunmazlar ve prangayı çözerler serbest bırakırlar.

Nihayet Ebu Muhammed Medenî Hazretleri Sibirya'dan Türkiye'ye kaçmayı plânlar. Bu kaçış esnasında Ruslara ait bir istasyonda, Plevne mücâhidi Gazi Osman Paşa ile karşılaşmış ve elini sıkarak "Gazan mübarek olsun. İstanbul'da buluşacağız" diyerek tebşir etmiştir. Hakikaten İstanbul'da buluşmuşlardır.

Ebu Muhammed Medenî Hazretleri Sibirya'dan kaçarken Kafkasya'ya anne, baba ve ablasının birlikte oturdukları evine uğrar. Evine geleceği akşam ablası "Anne bu akşam yemeği fazla yapın. Akşama kardeşim Ebu Muhammed Medeni gelecek" der. Annesi, babası akıl erdiremeyip "Ta Sibirya'dan buraya nasıl gelecek? Deli olma" derler. Akşamleyin sofra kurulduğu zaman Ebu Muhammed Medenî Hazretleri kapıya vurup içeri girer. Ev halkı buna çok hayret eder. O gece yemeği yer yemez; "Benim acele gitmem lâzım. Karadeniz'de bir limandan gemi kalkmak üzeredir. Benim oraya yetişmem lâzımdır." diyerek tekrar yola düşer. Doğruca limana varır. Mısır yüklü bir gemi hareket etmek üzeredir.
Ebu Muhammed Medenî Hazretleri kaptana : "Al şu altını, beni de bindir" der. Kaptan bindirmek istemez. Fakat Hazret Ebu Muhammed'in yüzüne bakınca heybetinden korkar ve ambara girmesini söyler. Hazret Ebu Muhammed mısır dolu ambara girer ve gemi hareket eder. O gece kaptan rüyasında, motorun kendiliğinden bir el vasıtasıyla Trabzon limanına çekilerek götürüldüğünü görür. Elin sahibine bakınca, istemeyerek ambarda sakladığı Zat olduğunu anlar.
Uyandığı zaman geminin iki günlük yolu bir günde alarak Trabzon limanına vardıklarını hayretle fark eder. Koşarak Ebu Muhammed Medenî'nin yanına gider ellerinden öper, hayır duasını diler. Sonra birlikte karaya çıkar ve bir kahveye girerler. Kahvehanede, Ebu Muhammed Medenî Hazretleri esir düşerken beraberinde olup Rusların elinden kaçmayı başaran ve Trabzon'a yerleşen Uzun Mehmed adında mücahid ile karşılaşırlar ve sarmaş-dolaş olurlar. İşte bu Zat'ın yanında, kaptan Ebu Muhammed Medenî Hazretlerine 50 altın vermek ister. Ebu Muhammed Medeni Hazretleri bunu kabul etmediği gibi, aksine o kaptana 50 altın vermek ister. Bu durumda her ikisi de birbirine vermek istedikleri altından vazgeçerek orada helâlleşirler.
Bundan sonra Uzun Mehmed, Hazret Ebu Muhammed'i evinde bir müddet misafir eder. Sultan Abdülhamid, Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin Trabzon'da bulunduğunu öğrenince O'nu İstanbul'a getirmek için Trabzon'a vapur yollar. Vapur gelinceye kadar hazret Ebu Muhammed, Uzun Mehmed'in evinde misafir olarak kalır. Bu müddet zarfında Uzun Mehmed her sabah yatağının altında iki altın bulur. Bir kaç gün böyle devam edince, bu garipliği misafirine açar. O da "Kimseye söyleme. Bu, ben gidinceye kadar ve ben ayrıldıktan sonra da bir müddet devam edecek" der. Hakikaten bu hal uzun müddet devam eder. Fakat bir gün hanımının bunu öğrenmesi ve komşulara söylemesi üzerine bu fevkalâde hal sona erer. (1308 yılında geçen bu olayı Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin oğlu Ali Asgar bey, Uzun Mehmed'in ağzından bizzat dinlediğini nakletmiştir.)

Ebu Muhammed Medenî Hazretleri İstanbul'a geldiğinde Padişah kendisine, istediği yerde yerleşebileceğini bildirmiştir. Üstaz, bunun üzerine Yeni Cami'ye giderek şükür namazını edadan sonra çok sevdiği İstanbul'da bir süre kalmayı düşünmüşse de Hızır (A.S.) gelerek, derhal yerleşeceği yere gitmesinin ve esaret sebebi ile üzerinde borç kalan manevî vazifelerini kaza etmesinin gerektiğini söylediğinden vakit geçirmeden Yalova'ya hareket eder. Manevî işaret üzerine, Padişah tarafından İstanbul'da kendisine tahsis edilen yerleri kabul etmeyip daha Sibirya'da iken Hızır (A.S.) tarafından kendisine gösterilen yeri aramış ve Yalova-Orhangazi arasında şimdiki Güney köyünün bulunduğu yeri tesbit etmiştir.

Bu yer, hayvandan başka hiç bir canlının bulunmadığı ormanlık bir mahal olduğundan çalı çırpıdan küçücük bir kulübe yaparak buraya yerleşmiştir. Bidayette bir kaç kulübeden ibaret bu köy, sonraları Kafkasya'dan, Sibirya'dan kaçan muhacirlerle büyümüştür. Köyün kurulması esnasında oraya gelen muhacirler; "Biz burada ne yiyip içeceğiz?" diye sorduklarında. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri ayağı ile yerdeki odun, dal ve taş parçalarına vurarak "İşte yiyeceğiniz budur" demekle geçimlerinin odun ve kireç satmakla olacağına işaret etmişlerdir.

Kısa zamanda 750 haneye yükselen köyde 3 cami, 2 resmi mekteb, 16 odalı medrese bulunmakta idi. Bilâhare Kurtuluş Savaşı'nda Rum ve Ermeni çeteleri tarafından defalarca baskına maruz kalan köyün her tarafı yakılıp yıkılmış; köy halkı civar yerlere dağılmış ve köy 220 haneye düşmüştür. Huzurlu ve müslümanca bir hayat yaşanan köyde gerek Ebu Muhammed Medenî ve gerekse halifesi Şeyh Şerafeddin Hazretleri zamanında ahlak yüksek bir seviyede idi. Orman köyü olduğundan oduna giden, odun kesen, odundan dönen gençler daima zikir ile meşgul olur, evlerde anneler çocuklarını zikirle sallar, zikirle büyütür ve şehidlik-gazilik kıssaları anlatır; her bir çocuk bir mücahid olarak yetiştirilirdi.

İşte bu mücahidlerden ve Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin seçkin evlâtlarından; ille cihada iştirak edip "ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum" arzusuyla Balkan harbine gönüllü gitmek isteyenlerden Hacı Hasan Mehmed'e Ebu Muhammed Medenî Hazretleri: "Sen merak etme! O rütbe senin ayağına gelecek" diyerek ve Kurtuluş Savaşı'na ve savaşın getireceklerine işaret etmiştir. Nitekim Kurtuluş Savaşı sebebiyle Yunanlılar, Rum ve Ermeni çeteleri, köye girince çıkan çatışma esnasında Hacı Hasan Mehmed Efendi de şehadet muradına ermiştir.

Ebu Muhammed Medenî , irşad vazifesini uzun yıllar yurdun her tarafına şamil olmak üzere devam ettirmiş ve ömrünün sonlarına doğru ilâhî bir işaret gereği, -bilinen ve bilinmeyen yüzlerce hikmete binaen- damadı Şeyh Şerafeddin Hazretlerine tasarrufunda olan altı tarikatın tamamından irşad izni vererek bütün bağlılarını kendisine devretmiştir. Kendileri de bir mürid imiş gibi Şeyh Şerafeddin Hazretlerine itaat ederek, emir ve tavsiyelerine riayet etmiştir. Bilhassa ömrünün son demlerinde celâdet ve celal hali kendilerinde galib olduğundan yüzünü bir nikâb ile kapatarak gezerlermiş. Zira o celâdet hali ile bir kimseye baksa o kimse başı kesilmiş de salıverilmiş tavuk gibi dakikalarca çarpıntıdan kendini alamazmış. Ebu Muhammed Medenî Hazretleri bu şekilde uzlete çekilerek vaktini ömrünün sonuna kadar ümmet-i Muhammede hayır duâ ile geçirmiştir.

Uzun boylu, bedeni cüsseli, gözleri kahverengi, beyaz tenli olup sesi gür ve güzel idi. Tam bir vâris-i Muhammedi olup bütün ahlâkı, Rasûlullah Efendimize mutabık idi. Turuk-u Âliyye'nin incelikleri hakkında "Ya Veledi" isimli bir eseri vardır.

Rahmetullahi aleyh.

***

AİLESİ:

Ebu Muhammed Medenî Hazretleri dört defa (sırasıyle Havva, Sakine, Zeyneb ve Şahbike Hanım) evlenmiştir. İlk hanımı Havva hanımdan Şehabeddin ve Medeni isimli 2 oğlu ile Fatma, Zahide ve Hatice isimli 3 kız çocuğu olmuştur. Şehabeddin'in daha doğarken vefat etmesi üzerine Ebu Muhammed Medenî Hazretleri eşi Havva hanıma "Sükut eyle hanım, oğlunu budelâlar aldı götürdü, onlarla olacak.." diyerek teselli etmiştir. Kızlarından Hatice hanım ise, Ebu Muhammed Medenî hazretlerinin halifesi Şeyh Şerafeddin Hazretlerinin üçüncü zevcesi olacaktır.

İkinci oğlu Medeni'nin de vefatından sonra, Ebu Muhammed Medeni Hazretlerinin yaşı ilerlemiş olması dolayısıyla halk, imalı bir şekilde " Hazretin erkek evlâdı yok" diye bir söz etmeye başlamış; bunun üzerine Ebu Muhammed Medenî Hazretleri:
-Benim üç tane erkek çocuğum olacak... demiştir. Hanımları, "Bu çocuklar acaba hangimizden olacak? diye akıllarından geçirirlerken "-Sizlerden değil, dördüncü olarak alacağım hanımdan olacak..." diyerek Şahbike hanımla evleneceğini ima etmiştir.

Nitekim bilâhare 78 yaşında iken Şahbike hanımla evlenmiş ve Muhammed Medenî, Ebu Mehmed ve Ali Asgar isimli üç oğlu olmuştur: Ebu Mehmed 38 yaşında yüzbaşı iken mayına çarparak şehid olmuştur. Mehmed Medenî emekli binbaşı iken 96 yaşında vefat etmiş ve Güneyköy'de babasının türbesine defnedilmiştir. Ali Asgar ise 1974 yılı sonlarında vefat etmiş olup kabirleri Güneyköy'deki Cebel-i Hafakan dağındadır.

***

YAĞMUR DUASI

Dağıstan'da Hacı Murtaza, Hacı Nuri isimlerinde iki arkadaş aralarına diğer köyde oturan Ebu Muhammed Medenî Hazretlerini de alarak üçü birlikte Ebu Ahmed Hazretlerini ziyarete gidiyorlar. Niyetleri hem ziyaret ve hem de kendisinden ders almaktır. Ebu Ahmed Hazretlerini ziyaret ettikten sonra, kendilerinden ahz u feyz talep ediyorlar. Ebu Ahmed Suguri Hazretleri doğrudan doğruya Ebu Muhammed Medenî' ye ders veriyor ve :
"Senden ders isteyen olursa, benim namıma şu şekilde ders verirsin..." diyor. Ebu Muhammed Medenî de diğer arkadaşları Hacı Murtaza ve Hacı Nuri'ye de bu dersi talim ettirdiği gibi başka isteyenlere de ayni minval üzere ders vermeye mezun oluyor. Hacı Nuri ve Hacı Murtaza'nın içerisine ise "Niçin Ebu Ahmed Suguri Hazretleri doğrudan doğruya bize ders vermedi de, bizimle kendi arasına Ebu Muhammed Medenî' yi koydu ve böylelikle O'nu bize üstün tuttu diye" bir ukde doğuyor.
Aradan bir müddet geçtikten sonra köylerinde çok kuraklık oluyor ve halk yağmur duasına çıkılmasını istiyor. Bu arada Hacı Nuri ve Hacı Murtaza da birbirleriyle istişare ederken,
"- Gidelim aramıza Ebu Muhammed Medenî'yi de alalım. Duada O da bulunsun. Hem Şeyh Ebu Ahmed Suguri hazretleri O'nu bize üstün tuttu. Acaba bunun da hikmeti nedir, anlarız..." diyorlar ve iki arkadaş Muhammed Medenî'nin köyüne müteveccih yollanıyorlar. Yolda giderken bir dere kenarında mısır tarlasında bacakları sıyrılmış çalışan bir kadın görüyorlar ve onun bacağına bakarak birbirleriyle "Ne güzel değil mi?" diye söyleşiyorlar.
Ebu Muhammed Medenî'nin evine gelip kapıyı vurduklarında içerden bir ses:
-Kim o? Diye soruyor. Hacı Nuri ve Hacı Murtaza da:
-Kapıya gelenlerin kim olduğunu bilmeyen mürşid olur mu? deyince içerden Ebu Muhammed Medenî Hazretlerinin cevabı şu oluyor:
-Kapıya gelen kimsenin, kim olduğunu bilmeyen mürşid olur ama tarlasında mısır sulayan kadının bacaklarına
bakanlar mürid dahi olamaz. Siz edebe muhalif hareket ettiniz, sizi içeri alamam; İslâmlığınızda noksanlık var gidin...
Hacı Nuri ve Hacı Murtaza birbirlerine bakarak neden Şeyh Ebu Ahmed Sugurî hazretlerinin Ebu Muhammed Medenî'yi kendilerinden üstün tuttuğunu anlıyorlar ve dönerek köylerine geliyorlar. Bu sırada yağmur duası maksadı ile gittiklerini hatırlayarak birbirlerine:
"-Yahu biz Ebu Muhammed Medenî'ye aslında yağmur duası için gitmiştik..." demeye başlıyorlar, fakat tekrar geri de dönemiyorlar ; esasen yorulmuş da olduklarından köylerine gidiyorlar.

Fakat tam köylerine geldikleri sırada yağmur yağmaya başlıyor. Böylelikle bu ziyaret sonunda her iki müşkülleri de halledilmiş oluyor.

***

MAHLÛKATIN ZİKRİ

Ebu Muhammed Medenî Hazretleri Dağıstan'dan gelişinin ilk günlerinde, Bursa'yı ziyaret kastı ile bir zaviyeye misafir olur. O zâviye sahibi Zat, davetli olduğu büyük bir toplantıya misafiriyle birlikte gider. Hakikaten Bursa'nın en zenginlerinden bir Zât'ın şânına layık hazırlanmış bir davettir bu. Zahir-Bâtın Bursa'nın hemen hemen bütün meşayih ve ulemâsı oradadır. Bizzat hâne sahibi hizmet edip, misafirlerini ağırlamaya çalışır ve bu arada da her müslümanın üzerine lâzım olan nisbet için, bir mürşid-i kâmil gözler. Bahçesinde bulunan çeşmeye su doldurmaya gittiğinde, çeşme duvarında yeni doğmuş olduğu besbelli bir kertenkele yavrusu görür. Hemen onu ufacık bir kutuya koyup, meclise getirir. Misafirlerinin suyunu verdikten sonra, masa üzerindeki kibrit kutusunu andıran ufak kutuyu işaretle; "Kıymetli büyüklerimden bir istirhamım olacak, peşinen kusurumun affını dileyerek, şu kutuda ne olduğunu söyleyene, canım feda, ben O'nun, O da benim olsun. Candan yoluna kurbanım" gibi bir takım sözler sarfeder. Bu gibi sözleri şüphesiz edebe muhalif, makbul bir hareket olmamakla beraber, "bir hikmet var" mülâhazası ile dinlenir. Nihâyetinde de bunun yersiz olduğunu,, bulunan cemaatten bazıları lisan-ı hâl ile ifade ederler. Sonra, gayet mütevâzi, kalender meşreb, kol düğmeleri daima açık, boynu göğsü üzerine düşük, gurbete henüz gelmiş, o Dağıstan aslanı Ebu Muhammed Medenî, başını kaldırır; mütevâzi, fakat vakur bir eda ile söze başlar: "Muhterem kardeşler, bu gece Kadir Gecesi'dir. Bu gece bütün mahlûkatın zikirleri değişir ve sabaha kadar mahlûkat, bu yeni evradı meşgul olur. Bu hayırlı meşgaleden elem ve kederi sebebi ile uzak bulunan bir kertenkele var. Bu elem ve kederine sebep de yavrusunu kaybetmiş olmasıdır. Sanırım bu kutuda onun yavrusu vardır. Biran onu aldığınız çeşme duvarına bırakınız. Annesiyle buluşsun; ikisinin de bu mübarek gecede elemi sona ersin" der demez hane sahibi baygınlık geçirir. Ayıldıktan sonra "Sadakte ya Ustaz" diyerek kutuyu açar, cemaate kertenkele yavrusunu gösterir ve hemen yerine götürüp koyar. O gece mânâ nasîbini kana, kana alır ve mecliste bulunanlar da aralarında kimin mevcut olduğunun farkına varırlar.

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ebû Muhammed el-MEDENÎ (kuddise sırruh)
MesajGönderilme zamanı: 13.09.10, 19:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Resim

Ebû Muhammed el-MEDENÎ (kuddise sırruh) - (kızı) Ümmül-baha Hadice Hatun - (eşi) Şerafeddin Dağıstanî (k.s.a.)

- Bayram Ziyareti / Güneyköy * YALOVA -


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye