Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ebu'l-Hasan el-Harakânî
MesajGönderilme zamanı: 04.12.09, 06:14 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 12:14
Mesajlar: 1108
Ebü'l-Hasen Ali b. Ahmed (Ca'fer) el-Harakânî

(ö. 425/1033)


Bistâm'ın kuzeyindeki Harakan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hicrî yıl hesabıyla yetmişüç yaşında vefat ettiğine göre 352'de (963) doğmuş olmalıdır.

Kaynaklarda ümmî olduğu Bâyezîd-i Bistâmî'nin (ö. 234/848 |?|) manevî bir işareti üzerine Kur'an okumaya başladığı kaydedilmektedir (Attâr, s. 673)

Harakân'dan Bistâm'a gidip Bâyezîd'in türbesini ziyaret eden Harakânî'nin Bâyezîd-i Bistâmî'nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği ve şeyhinin Bâyezîd olduğu kabul edilir. Harakânî'nin Bâyezîd ile ilişkileri hakkında bazı menkıbeler de anlatılmaktadır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin naklettiği bir menkıbeye göre Bâyezîd Harakân'dan büyük bir velî çıkacağını önceden haber vermişti" (Gölpınarlı, IV, 261-272).

Bâyezîd'in tasavvuf tarzını benimseyen Harakânî'nin Hakk'a ermek için zor riyazetlere, çetin mücâhede ve çilelere katlandığı bilinmektedir. Bazı kaynaklar Ebü'l-Abbas el-Kassâb'ın müridi olduğunu, Kassâb'ın onun hakkında, "Benden sonra ziyaretçilerim ona yönelecekler" dediğini kaydeder (Hücvîrî, s. 102; Câmî, s. 298) Harakânî'yi şeyhi Kassâb ile mukayese eden Herevî onun mertebesini şeyhinin mertebesinden daha yüksek bulur (Tabakât, s. 373).

Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın Harakânî'yi ziyarete gittiğinde meclisinde susmayı tercih ettiği, "Neden konuşmuyorsun?" sorusuna, "Bir hususta iki tercümana gerek yok" (Hücvîrî, s. 103) diye cevap verdiği nakledilir. Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ı bast, kendini kabz ehli olarak nitelendiren Harakânî'nin Ebû Saîd'in büyük önem verdiği semâ ve rakstan hoşlanmaması aralarında meşrep farkı bulunduğunu gösterir. Harakânî, hırka ve seccade gibi tasavvufun şeklî unsurlarına önem vermezken Ebû Saîd'in tekkesinde bunlara değer verilmesi bu meşrep farkından ileri gelmektedir.

Eserinde Harakânî'ye geniş yer ayıran Attâr, Abdülkerim el-Kuşeyrî'nin, "Harakân'a gittiğimde Ebü'l-Hasan'ın heybeti ve haşmeti bana o kadar tesir etti ki dilim tutuldu" (Tezkiretü'l-evliyâ, s. 676) dediğini nakleder. Ancak şer'î hükümlere bağlılığı ile tanınan Kuşeyrî'nin er-Risâle'sinde bir sözü dışında Harakânî'ye yer vermediği dikkate alınırsa ondan fazla hoşlanmadığı anlaşılır. Harakânî'nin vaaz ve nasihatlarını, bazı sözlerini, münâcât ve menkıbelerini ihtiva eden ve tek nüshası British Museum'da bulunan (Or, nr. 249) Nûrü'l-'ulûm'u ile Attâr'ın Tezkiretü'l-Evliyâ adlı eserinde onun birçok şathiyesi nakledilir. Baklî, şathiyeleri itibariyle daha çok Bâyezîd-i Bistâmî'ye benzeyen Harakânî'nin bir şathiyesini yorumlamıştır (Şerh-i Şathiyyât, s. 317). Herevî de şeyhi Harakânî'nin, "Sûfî mahlûk değildir" şeklindeki bir şathiyesini aktarır ve bunun yorumunu yapar (Tabakât, s. 628). Aynı söz Necmeddîn-i Dâye tarafından da şerhedilmiştir. Attâr, İbn Sînâ ve Gazneli Mahmud'un onu ziyaret etmek için Harakân'a geldiklerini kaydeder.

Nakşibendiyye silsilesinde önemli bir yer verilen ve Üveysîliği üzerinde özellikle durulan Harakânî, Aynülkudât el-Hemedânî, Necmeddîn-i Dâye. Attâr, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi büyük mutasavvıfları derinden etkilemiş, 10 Muharrem 425 (5 Aralık 1033) tarihinde vuku bulan vefatından sonra da etkisi uzun süre devam etmiştir.

Kazvînî (ö. 682/1283), Harakânînin kabrinin Bistâm yakınlarındaki Harakân'da bulunduğunu, onu ziyaret edeni şiddetli bir kabz halinin istilâ ettiğini söyler (Âşârü'l-bilâd, s. 363). VIII.(XIV.) yüzyılda Bistâm'ı ziyaret eden İbn Batûta şehre gelince Bâyezîd-i Bistâmînin zaviyesinde kaldığını. Ebü'l-Hasan el-Harakânî'nin kabrinin de bu şehirde olduğunu bildirir (er-Rihle, l, 433).


TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, s.93-94.

***

Evliya Çelebi, Kars Kalesi'nin III. Murad devrinde Lala Mustafa Paşa tarafından tamir edildiğini anlatırken bir askerin paşaya aktardığı rüyasını nakleder. Buna göre asker paşaya, rüyasında gördüğü yaşlı bir zatın kendisinin Ebü'l-Hasan el-Harakânî olduğunu ve makamının burada bulunduğunu söylediğini, kendisinden ayağını bastığı yeri kazmasını istediğini anlatmış, bunun üzerine 100 işçi yeri kazmaya başlamış ve üzerinde, "Menem şehîd ü saîd Harakânî" ibaresi yazılı dört köşe bir somaki mermer bulunmuştur. Gaziler mermeri tekbir ve tevhidle kaldırınca kabir ortaya çıkmıştır. Yaralı pazusuna sarılı makrame ile sırtındaki hırkasının bile henüz çürümediği görülmüş; vücudunun sağ tarafındaki yarası hâlâ kanamakta imiş. Gaziler yine tekbirle kabri kapamışlar. Kalenin içine ilk olarak Lala Mustafa Paşa tarafından Ebü'l-Hasan el-Harakânî adına bir tekke ile bir cami inşa ettirilmiştir (Seyahatname, 11,330). Evliya Çelebi'nin anlattığı bu olay, daha sonra yaygınlık kazanarak Kars ve çevresinde Harakânî'nin Kars'ın fethine katıldığı ve burada şehid olduğu şeklinde bir inacın doğmasına yol açmıştır.

Kars'ta onun adını taşıyan bir dernek kurulmuş, Nûrü'l-ulûm adlı eser (Haz. Şenol Kantarcı, Ankara 1997)bu dernek tarafından tercüme ettirilerek yayımlanmıştır .

_________________
" Hayrlar feth olsun ; şerler def olsun !..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ebu'l-Hasan el-Harakânî
MesajGönderilme zamanı: 05.12.09, 13:53 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04.12.09, 05:21
Mesajlar: 42
Alıntı:
Nakşibendiyye silsilesinde önemli bir yer verilen ve Üveysîliği üzerinde özellikle durulan Harakânî, Aynül-kudât el-Hemedânî, Necmeddîn-i Dâye, Feriduddin-i Attâr, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi büyük mutasavvıfları derinden etkilemiş, 10 Muharrem 425 (5 Aralık 1033) tarihinde vuku bulan vefatından sonra da etkisi uzun süre devam etmiştir.


Bugün ahirete irtihalinin 976. yılı... Rahmetle ve himmetini taleb ederek analım.

Allah'ın unuttturmadığı isimlere ne mutlu...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ebu'l-Hasan el-Harakânî
MesajGönderilme zamanı: 07.12.09, 10:15 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Rahmetullahi aleyh...

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ebu'l-Hasan el-Harakânî
MesajGönderilme zamanı: 20.01.11, 14:12 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 19.08.10, 04:41
Mesajlar: 69
Ebü`l-Hasan-ı Harakânî
(ö. 1034)

Künyesi Ebü`l-Hasan, ismi Ali bin Câfer`dir. Bistâm`ın birkasabası olan Harkân`da dünyâya geldi.

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî, uzunboylu, güzel yüzlü, geniş alınlı, iri gözlü ve kumral idi. Hazret-iÖmer`e benzerdi. Büyük İslâm âlimi Bâyezîd-i Bistâmî`nin rûhâniyetinden istifâde ederek kemâle gelmiş,yükselmişti. Zamânının kutbu idi. 1034 (H.425) senesinde Harkân`da vefât etti. Kabri Harkân`dadır.

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri, on ikisene Harkân`dan Bistâm`a, hocasının kabrini ziyâret için gitti. Buziyârete giderken, yolda Kur`ân-ı kerîmi hatm ederdi. Her gittiğinde ziyâret ile ilgili vazîfelerini yaptıktan sonra; "Yâ Rabbî! Bâyezîd`e ihsân ettiğin sana âit ilimlerden, büyüklüğünün hakkı için, Ebü`l-Hasan kuluna da ihsân eyle!" diye yalvarırdı. Geri dönerken, hiçbir zaman Bâyezîd`in türbesine arkasını dönmezdi. On iki sene sonra, Allah'ın lütfu ile Bâyezîd`in rûhâniyetinden istifâde edip olgunlaştı. Allah'ı tanıtan kalb ilimlerinde mürid ve diğer ilimlerde öğrenci yetiştirmeye başladı. Pekçok müridi vardı.

Kerâmetleri pekçokdur. Böyle büyük zâtların halleri, sözleri, yaşayışları hep kerâmetlerle doludur. Sevenleri onlarda her an kerâmetler görmekte, bağlılıkları artmaktadır.

Bir gün İbn-i Sînâ, Harkân`a Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini evinde ziyârete geldi. Hanımı,azarlayarak, ormana gittiğini söyledi. Hanımı, Ebü`l-Hasan hazretlerinin büyüklüğüne inanmadığı için, ona uygunsuz şeyler söyledi. İbn-i Sînâ ormana doğru giderken, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin,bir arslana odun yüklemiş gelmekte olduğunu gördü. "Bu ne hâldir?" diye sorunca, "Evimdekinin sıkıntı ve belâ yükünü taşıdığım için, bu arslan da bizim yükümüzü taşıyor." buyurdu.

Resim

Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, her senebir defâ, Dıhistan`da şehidlerin kabirlerinin bulunduğu kum tepeyi ziyârete giderdi. Harkân`dan geçerken durur ve havayı koklardı. Talebeleri kendisine; "Efendim, sizin bu şekilde havayı koklamanızdaki hikmet nedir? Biz herhangi bir şeyin kokusunu duymuyoruz." diye sorduklarında, buyurdu ki; "Evet öyledir. Fakat bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, onun adı Ali, künyesi Ebû Hasan`dır. O,zamânın kutbu olacaktır."

Vaktiyle Bistâm şehrine bir çekirge sürüsü hücûm etti. Bütün ekinleri ve sebzeleri yediler. Halk,çekirgelerden ve bu musîbetten kurtulmaları için feryâd ederek, duâ ediyordu. Fakat bu musîbetten bir türlü kurtulamadılar. Halkın telâşını ve üzüntüsünü gören Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri; "Ne oldu, bu halkın feryâdı nedir böyle?" diye sordu. Çekirge istilâsı bütün ekinlerin perişanlığını ve halkın bundan üzüntülü olduğunu söylediler. Bunun üzerine, ayağa kalkarak dama çıktı. Ve etrafa bir nazar etti. Çekirgeler toplanıp şehirden derhal uzaklaştılar. İkindi namazı vaktine kadar bir tek çekirge kalmadığı gibi, bütün ekinlerin yaprakları da eski hâline gelip, hiç ziyân olmadı.

Sultan Mahmûd Gaznevî, bütün Asya`ya hâkim olduğu zamanda, Harkân şehrine yakın gelmişti. Adamlarından birkaçını, Harkân`a Şeyh Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin huzûruna göndermiş ve Şeyh hazretlerini yanına çağırmıştı. Şeyh hazretleri buna karşılık, bir özür beyân ederek gitmek istemediler. Durum, Mahmûd Gaznevî`ye bildirilince, "Haydi kalkınız! Zîrâ o, bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim." dedi. Sonra kendi elbisesini Kâdı İyâd`a giydirdi ve kendisi de silâhtar olarak, Kâdı İyâd`ın yanında Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin evine girdi. Mahmûd Gaznevî selâm verince, Ebü`l-Hasan hazretleri selâmını aldı. Fakat ayağa kalkmadı. Mahmûd Gaznevî, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`ye; "Sultan için neden ayağa kalkmadınız?" diye sorunca, Ebü`l-Hasan, Sultan Mahmûd`a; "Mâdem ki seni öne geçirmişler, yanıma gel bakalım." dedi. Soruya o ânda cevap vermediler.

Sultan Mahmûd Gaznevî, Ebü`l-Hasan-ıHarkânî`ye; "Bâyezîd-i Bistâmî nasıl bir zât idi?" diye sordu. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî: "Bâyezîd, öyle kâmil bir velî idi ki, onu görenler hidâyete kavuşurdu. Allahü teâlânın râzı olduğu kimselerden olurdu." diye cevap verdi. Sultan Mahmûd bu cevâbı beğenmedi ve; "Ebû Cehl, Ebû Leheb gibi kimseler, Fahr-i kâinâtı, Server-i âlemi nice kere gördüler. Fakat hidâyete gelmediler. Hâl böyle olunca, Bâyezîd`i görenlerin hidâyete geldiklerini nasıl söylüyorsun?" dedi. "O,Resûlullah efendimizden daha yüksek mi ki, iki cihânın efendisini, üstünlerin üstünü olan Allahü teâlânın sevgili Peygamberini gören,küfürden kurtulamadı da, Bâyezîd`i görenler mi kurtulur?" demek istedi. Ebü`l-Hasan; "Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allahü teâlânın sevgili Peygamberini, insanların en üstünü olan hazret-i Muhammed olarak görmediler. Ebû Tâlib`in yetimi, Abdullah`ın oğlu olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer, Ebû Bekr-i Sıddîk gibi bakarak, Resûlullah olarak görselerdi, eşkıyâlıktan, küfürden kurtulur, onun gibi kemâle gelirlerdi." buyurdu.

Sultan Mahmûd Han bu cevâbı çok beğendi. Din büyüklerine olan sevgisi arttı. Sultan Mahmûd; "Bana nasîhat ediniz." deyince Ebü`l-Hasan-ı Harkânî; "Şu dört şeye dikkat et:Günahlardan sakın, namazını cemâatle kıl, cömert ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster." dedi.

Sultan Mahmûd; "Bana duâ buyurun." deyince, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî; "Ey Mahmûd, âkıbetin makbûl olsun." dedi. Bunun üzerine Sultan Mahmûd, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin önüne bir kese altın koydu. Buna karşılık Ebü`l-Hasan, sultânın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koydu. Sultan ekmekten bir lokma aldı. Fakat lokmayı yutamadı. Bunun üzerine Ebü`l-Hasan hazretleri; "Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin, şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alâkamızı kestik. Şu altınları önümden alınız." dedi. Sultan, Ebü`l-Hasan`ın paraları almasını çok istedi ise de, kabûl etmeyince, ondan bir hâtıra istedi. Ebü`l-Hasan hazretleri ona hırkasını verdi.

Sultan Mahmûd giderken, Ebü`l-Hasan ayağa kalktı. Bunun üzerine Sultan Mahmûd; "Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştin, fakat şimdi ayağa kalkıyorsun. O hâl niye idi? Bu ikrâm nedir?" diye sordu. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri; "Buraya pâdişâhlık gururu ile beni imtihan için geldin. Şimdi ise dervişlik hâliyle gidiyorsun ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum." dedi.

Sultan, sonra gazâya gitmek üzere Harkân`dan ayrıldı. Sevmenât`a geldi. İçine mağlûb olma korkusu düştü. Birden atından inip, bir köşede Ebü`l-Hasan hazretlerinin hırkasını eline alıp; "Yâ İlâhî! Şu hırkanın sâhibinin yüzü suyu hürmetine, şu kafirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim herşeyi dervişlere vereceğim." diye duâ eder etmez, düşman tarafında bir toz-duman ortaya çıktı. Düşmanlar, bu toz-duman içinde birşey görmiyerek, kılıçlarını birbirlerine vurdular ve kendi kendilerini öldürdüler. Sağ kalanları dağılıp gitti. O akşam Sultan Mahmûd,rüyâsında Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini gördü. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî, Sultan Mahmûd`a; "Allahü teâlânın dergâhında, hırkamızın yüzüsuyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin, kâfirlerin hepsinin müslüman olmasını sağlayabilirdin." buyurdu.

Bir gün, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin bir talebesi çok hastalandı. Buna hiç bir tabîb çâre bulamadı. Talebe, hastalığın ağrısına dayanamaz hâle gelmişti. Sonunda durumu Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`ye bildirdiler. Bunun üzerine Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri terliklerini vererek; "Bunları ağrıyan yere sürün." buyurdu. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin dediği gibi yaptıklarında, Allahü teâlânın yardımıyla mürid iyileşti ve hiçbir rahatsızlığı kalmadı.

Müridlerinden biri, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinden; "Lübnan Dağına gidip Kutb-i âlemi görmek için bana izin ver." diye ricâda bulundu. Ebü`l-Hasan hazretleri izin verince, o mürid Lübnan Dağına vardı. Orada, yüzleri kıbleye dönmüş hâlde oturan bir cemâat gördü. Önlerinde bir cenâze duruyordu. Fakat cenâze namazını kılmıyorlardı. Mürid dayanamıyarak; Niçin cenâzenin namazını kılmıyorsunuz? diye sordu. Oradakiler; "Kutb-i âlemin gelmesi lâzımdır. Kutb-i âlem buraya her gün beş kere gelir ve imâmlık yapar." diye cevap verdiler. Mürid bunu duyunca çok sevindi ve beklemeye başladı. Bir süre sonra herkes ayağa kalktı. Kendi hocası Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin Kutb-i âlem olduğunu gördü. Bu durum onu dehşete düşürdü ve kendinden geçti. Tekrar kendine geldiğinde, namaz kılınmış ve cenâze defnedilmişti. Kutb-i âlem de gitmişti. Talebe orada bulunanlara; "Kutb-i âlem tekrar ne zaman gelir?" diye sorunca; Önümüzdeki namaz vakti. diye cevap verdiler. Mürid onlara; "Ben onun talebesiyim. Ona karşı şöyle şöyle demiştim. Uzun süreden beri yollardayım. Ona durumumu arzedin de, beni berâberinde Harkân`a geri götürsün." diye yalvardı. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri, tekrar namaz kıldırmak için oraya geldiklerinde, talebe elini ona doğru uzattı ve tekrar bayıldı. Ayıldığı vakit, Rey şehrinin çarşısındaydı. Harkân`a hocasının yanına gidince, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri ona; "Gördüklerini kimseye anlatma. Çünkü, Allahü teâlâdan bu dünyâda beni halktan gizlemesini ve bir tâne ârif ve büyük zât hariç, hiçbir kimsenin görmemesini istedim. Öyle de oldu. O zât da Bâyezîd-i Bistâmî`dir." buyurdu.

Bir gün Ebû Saîd, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin yanına büyük bir kalabalıkla ziyâret için gelmişti.Hizmetçi kadın, arpadan yapılmış birkaç adet ekmeği, bir sepet içinde Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin yanına getirdi. Ebü`l-Hasan hazretleri okadına; Şu ekmeklerin üzerine bir örtü ört ve oradan istediğin kadar ekmek çıkar. diye tenbih etti. Kadın denileni yaptı ve kalabalık birhalk topluluğuna, durmadan örtünün altından ekmek çıkardı. Fakat ekmekler bitmiyordu. Bir süre sonra kadın örtüyü kaldırınca, sepetin içinde hiçbir şey kalmadığı görüldü. Bunun üzerine Ebü`l-Hasan hazretleri; Şâyet örtüyü kaldırmasaydın, kıyâmete kadar bunun altından ekmek çıkarıp duracaklardı. buyurdu.

Bir gece Ebü`l-Hasan-ı Harkânî; "Bu gece falan sahrada savaş yapılıyor. Şu kadar kişi de yaralandı." buyurdu. Durumu araştırdıklarında, Ebü`l-Hasan hazretlerinin dediği gibi olduğu anlaşıldı. Aynı gece, Ebü`l-Hasan hazretlerinin oğlunun kafasını kesip,kapısının eşiğine attılar. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin hiç haberi olmadı.Kendisini inkâr eden hanımı; "O kimseye ne demeli, şu kadar mesâfe uzaklıktaki cereyân eden bir olayı haber veriyor, ama oğlunun kafasını kesip kapısına attıkları hâlde, bundan haberi olmuyor?" deyince, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî; "Evet, dediğin doğrudur. Ama biz onu gördüğümüz vakit, aradaki perde kaldırılmıştı. Oğlanı katlettikleri zaman ise, perde çekmişlerdi." dedi.

İhlâs ve riyâ nedir? diye sorduklarında;Ebü`l-Hasan hazretleri buyurdular ki: "Allahü teâlâ için yaptığın herşey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de riyâdır."

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri, birgün sohbetinde bulunanlara şöyle sordu: Dünyâda en iyi şey nedir? Orada bulunanlar; Siz, bizden daha iyi bilirsiniz. Siz bildirin. dediler. Bunun üzerine Ebü`l-Hasan hazretleri, En iyi şey, Allahü teâlâyı unutmayan gönüldür. buyurdu.

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri buyurdular ki: "Nîmetlerin en iyisi, çalışarak kazanılanıdır. Arkadaşların en iyisi, Allahü teâlâyı hatırlatandır. Kalblerin ennurlusu, içinde mal sevgisi olmayandır."

Dünyâda, âlimler ve âbidler (ibâdet eden) çoktur. Ama, akşam ve sabah cenâb-ı Hakkın rızâsı üzere bulunmak mühimdir.

Kalblerin en nurlusu, içinde Allahü teâlânın sevgisinden başka bir şey bulunmayandır. Amellerin en iyisi, riyâdan uzak olan, yâni ihlâs üzere olanıdır.

Siz Allahü teâlâdan konuşurken, başka şeyden bahsedenle arkadaşlık etmeyiniz.

Cennet`te Tûbâ ağacının altında, Allahü teâlâdan bîhaber olarak bulunmaktansa, dünyâda bir diken ağacının altında, dâimâ O`nu hatırlamayı daha çok arzu ederim.

Resûlullah efendimizin vârisi; O`nun işlerine uyan ve şerîatine tâbi olandır.

Ömrüme bakınca, yetmiş üç yıllık ibâdetlerimin hepsini, bir saatlik kadar kısa, günahlara bakınca da, Nûh aleyhisselâmın ömrü kadar uzun gördüm.

Dünyâ, peşinden koştuğun sürede senin pâdişâhındır. Ondan yüz çevirince, sen ona sultan olursun.

Allahü teâlâ, nasıl senden vaktinden evvel namaz kılmanı istemiyorsa, sen de O`ndan, vaktinden önce rızık isteme.

Ulemâ; "Biz Peygamberin vârisiyiz." diyor. Fakat Peygamberimizin vârisleri arasında biz de varız. Çünkü O`nda olan şeylerin bâzısı bizde de var. Resûlullah efendimiz fakirliği seçmişti. Biz de fakirliği tercih etmiş bulunuyoruz. O cömertti. Güzel bir ahlâkı vardı. Hâinlik bilmezdi. Basîret sâhibiydi. Halkın rehberiydi. Aç gözlü ve hırs sâhibi değildi. Hayır ve şerri Allahü teâlâdan bilirdi. Tabiatında yalan ve kandırma diye bir şey yoktu.Zamânın esiri değildi. İnsanların korktuğu şeyden korkmazdı. İnsanların güvendiği şeye güvenmezdi. Hiç gururlanmazdı. İşte bunlar evliyânın sıfatlarıdır. Resûlullah efendimiz, ucu bucağı bulunmayan bir umman idi. Eğer o ummandan bir damla ortaya çıksaydı, bütün âlem ve mahlûkât şaşırır kalırdı. Sûfîlerin kervanı; Allahü teâlâ, Resûlullah ve Eshâb-ıkirâm sevgisinden ibârettir. Bu kervanda bulunan ve ruhları bunların ruhlarıyla kaynaşan kimseye ne mutlu.

Yol ikidir: Biri hidâyet, öbürü dalâlet,sapıklık yoludur. Kuldan Allahü teâlâya giden yol dalâlet yoludur.Allahü teâlâdan kula gelen yol ise hidâyet yoludur. Şimdi her kim hidâyete erdim derse, o, hidâyete ermemiştir. Her kim beni hidâyete erdirdiler derse, o, hidâyete ermiştir.

Allahü teâlânın karşısında şu üç şeyi muhâfaza etmek zordur: Hak ile iken sırrı, halk ile iken dili, amel(iş, ibâdet) yaparken temizliği.

Yakınların yakını, bizim maksadımız olanın yanında uzak kalır. Ey kardeşim, suya daha yakın olan daha çok batar; ateşe daha yakın olan, daha çok yanar.

Ne zaman Allahü teâlânın varlığına nazar etsem, kendi yokluğumu görürüm, ne zaman kendi varlığıma nazar etsem, Allahü teâlânın varlığını görürüm.

Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyâ hırsına sâhip âlim ve ilimden yoksun sûfî.

Şâyet bir mümini ziyâret edersen, hâsıl olan sevâbı, yüz adet kabûl edilmiş hac sevâbı ile değiştirmemen lâzımdır. Çünkü bir mümini ziyâret için verilen sevap, fakirlere verilen yüz bin altın sadakanın sevâbından daha fazladır. Bir mümin kardeşinizi ziyârete gittiğinizde, Allahü teâlânın rahmetine kavuştuk diye îtikâd edin.

İlimden en fazla nasîb alan, onunla ameledendir. En fazîletli amel ise, üzerine farz olandır.

Dilini, Allahü teâlâdan başkası hakkında konuşmamak için mühürle! Kalbini, Allahü teâlâdan başkasını düşünmemek için mühürle! İhlâssız bir iş yapmaman ve helâl olmayan bir şeyi yememen için de, davranışlarına, dudaklarına ve dişlerine aynı şekilde mühür vur!

Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber efendimizle yaşamış olur. Eğer bir mümin kardeşini incitirse, Allahü teâlâ onun o günkü ibâdetini kabûl etmez.

Allahü teâlâ kuluna, îmândan sonra temiz yürek ve doğru dilden daha büyük hiçbir şey ihsân etmemiştir.

Çok ağlayınız, az gülünüz; çok susunuz, az konuşunuz. Çok veriniz, az yiyiniz; çok uyanık olunuz, azuyuyunuz.

İnsanoğlu, şu üç şeyle sürekli olaraktâatı yaparsa, sorgusuz suâlsiz Cennet`e gidebilir: Kalb, nefs ve dil.

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`nin Beşâretnâme adlı eseri ve Türkçeye tercüme edilen Esrâr-üs-Sülûk kitapları vardır.

Resim

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri vefâtları yaklaştığında; "Kabrimi derin kazın. Yatacağım yer, hocam Bâyezîd hazretlerinin mezarından aşağıda bulunsun." diye vasiyet etti. Bu vasiyetini yaptığı gece Harkan`da vefât etti. Toprağa verildiği günün akşamı, çok kar yağdı. Ertesi gün baş ucuna, büyük ve beyaz birtaşın dikildiğini gördüler. Mezarın çevresinde, sâdece bir arslanın ayak izleri vardı.

Kim kabrinin üzerine elini sürerek,cenâb-ı Hak`tan maksadının hâsıl olmasını istese, Allahü teâlânın izniyle duâsının kabûl edildiği ve hâlis kalple yapılan duâların da kabûl olduğu çok görülmüştür.

***

Bir rivâyete göre Ebü`l-Hasan Harkânî, Kars`ın fethine katılmış ve kale önlerinde şehit düşmüştür. Kars`ta, Hasan Harkânî`nin kabrinin bulunmasıyla ilgili çeşitli rivâyetler vardır. Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme`sinde bir rivâyeti şöyle nakletmektedir:

Kars kalesi Osmanlılar tarafından Üçüncü Murâd Han devrinde tekrar geri alınınca, kale tâmirâtı Lala Mustafa Paşaya verilmişti. Tâmirâtın yapıldığı sırada askerlerden Hâfız Osman isimli hal sâhibi biri rüyâsında Hasan-ı Harkânî`yi gördü. Ona; Oğlum Hâfız Osman! Uzun müddetten beri toprak altında yatmaktayım. Paşana söyle, kabrimi ayan edip açığa çıkarsın, okunacak Fâtihalardan nasîbdârolayım. dedi. Ertesi gece Hâfız Osman aynı rüyâyı tekrar gördü. Fakat cesâret edip Paşaya söyleyemedi. Üçüncü gece de aynı rüyâyı gördü.Ebü`l-Hasan Harkânî, mütebessim çehresiyle bu defâ şöyle dedi: YavrumHâfız Osman! Gördüğün rüyâlar sâdık rüyâlardır. Yalnız makâmımın nerede olduğunu, evvelki rüyâlarında söylemediğim için, seni tereddütte bıraktım. Bunun için de paşaya söylemeye cesâret edemedin. Şimdi dikkatlice dinle târif ediyorum. Yarın hemen Paşaya çık ve söyle. Kars Kale içi mahallesinde Kağızman Kapısı`na girdiğinde yirmi iki adım günbatı tarafına gidersin, son adımın altında benim tabutum bulunur.Üzerimdeki kül ve toprak yığınlarını temizledikten sonra, hâlis topraktan üç arşın eşin. Sandukam meydana çıkar. Tekrar Kars Kalesine doğru on sekiz adım götürür oradan da üç arşın derinliğinde hâlistopraktan kabrimi eşer oraya defnedersiniz. Baş ucuma bir de câmi inşâedersiniz. Hâfız Osman gördüğü bu sâdık rüyâyı ertesi gün Paşaya büyük bir heyecanla anlattı. Paşa bu askerini kucakladıktan sonra; Yâ evlâdım! Sen de mi bu rüyâyı gördün? Evet oğlum, bir pîrî fânî, bana da bu husûsu defâlarca rüyâda buyurdularsa da senin tafsilâtlı rüyân gibi olmadığından büyük tereddüt ve endişe içindeydim. Bihamdillah bu telaşlı endişeden beni kurtardın. dedi.

Ertesi gün Lala Mustafa Paşa bir tamim yayınladı. Bütün halk ve askerî erkân, tekbir sesleriyle rüyâda târif edilen yere geldi. Kazma işi tamamlanıp tabut çıkınca, Mustafa Paşa ulemânın müsâdesiyle açtı. Tabuttan hoş bir koku yayıldı. Arkasındaki yaş hırka bile henüz çürümemişti ve savaş sırasında yaralanan sağ bacağı ile sol pazusuna bağlanan mendillerden, hâlâ kan damlamaktaydı.Durum sultana bildirilince, Üçüncü Murâd hemen bir türbeyle yanına câmi yaptırılmasını emretti.

Ebü`l-Hasan Harkânî`nin asıl türbesi Harkân`dadır.

SÖZ DİNLEYEN KAZANIR

Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü`l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip; "Yollar korkuludur.Bize bir duâ öğretiniz." diye istirhâm edince; buyurdu ki: O zaman, Ebü`l-Hasan`ı hatırınıza getiriniz! Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkıyâ, önlerine çıktı. Hepsinin mal ve metâlarını aldı.Yalnız, Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi. Bu hâle arkadaşları şaşıp, sebebini sorduklarında; Ebü`l-Hasan-ı Harkânî`yi hatırladım ve kurtuldum.cevâbını aldılar. Gelip durumu Ebü`l-Hasan hazretlerine anlattılar. Ve; Biz Allah`tan yardım istedik, eşkıyâlar bizi soydu. Fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir? diye sordular. O arkadaşınızı kurtaran, Allahü teâlâdır. Günahkâr ağızdan çıkan duâyı cenâb-ı Hak kabûl etmez. Bunun için siz Allah`a yalvardığınız zaman duânız kabûl olmadı. Bu arkadaşınız benihatırlayıp imdât isteyince, ben de Rabbime duâ ettim; Yâ Rabbî! Şu kulunu içinde bulunduğu belâdan kurtar. dedim. Rabbim benim duâmı kabûl ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mesele bundan ibârettir. buyurdu.

ANNEYE HİZMET

Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretleri şöyle anlatır: İki kardeş vardı. Her gece sırayla annelerinin hizmetiyle uğraşır, diğeri Allahü teâlâya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allahü teâlâya ibâdet eden kardeş, yaptığı ibâdet, duyduğu hazdan dolayı çok memnun oldu. Bu sebepten ertesi gün kardeşine; Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim. dedi. Kardeşi kabûl etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüyâ gördü. Rüyâsında bir ses ona; Kardeşini affettik, seni de onun hâtırı için bağışladık. deyince,genç; Ben, Allahü teâlâya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni, onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz. dedi. Ses ona; Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyâcımız yok.Fakat kardeşinin annene yaptığı hizmetlere, annenin ihtiyâcı vardı.dedi.

1) Nefehât-ül-Üns Tercümesi; s.337
2) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.522
3) Keşf-ül-Mahcûb; s.268
4) Hadâik-ül-Verdiyye; s.105
5) Behcet-üs-Seniyye; s.16
6) Reşahât; s.14
7) Makâmât-ı Ebû Saîd Ebü`l-Hayr; s.53
8) Mecâlis-ül-Uşşâk; No: 6
9) Riyâd-ül-Ârifîn; s.47
10) Sefînet-ül-Evliyâ; s.74
11) Heft İklim; No: 837


En son safa tarafından 20.01.11, 14:47 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ebu'l-Hasan el-Harakânî
MesajGönderilme zamanı: 20.01.11, 14:13 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 19.08.10, 04:41
Mesajlar: 69
Mevlâna ile Şems-i Tebrîzî’ye Göre Ebu’l-Hasan-i Harakânî

viewtopic.php?f=131&t=4095&hilit=harakani


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye