Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s) Hazretlerinden Hatıralar..
MesajGönderilme zamanı: 23.02.10, 10:02 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Umut Kesme
Cemal Nar
2010 - Subat, Sayı: 288, Sayfa: 015

Dertlerimizin dermanı Kur’an-ı Kerîm’in ilaç gibi bir ayeti de şudur:

Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm! de ki: “Allah bana yeter. Ondan başka tanrı yoktur. Ben yalnız Ona dayanırım. Çünkü O, büyük Arşın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” (Tevbe suresi son ayet)

Besairu’l Kur’an”a baktım bu ayetlerin tefsiri için, bakın ne diyor: “Ey peygamberim, eğer senden, senin getirdiğin mesajdan, senin örneklediğin müslümanlıktan yüz çevirirlerse sen de ki: Allah bana yeter. Ben bana düşeni yaptım. Ben size Rabbimin sözcülüğünü yaptım. Ben size Rabbimin âyetlerini duyurdum. Ben sizi Rabbinize kulluğa çağırdım. Ben sizin gözlerinizin önünde Rabbinizin sizden istediği kulluğu örnekledim, gösterdim size. Artık bundan sonrası size aittir. İnanmazsanız bana Allah yeter. İster kabul edin ister etmeyin, ister iman edin ister etmeyin, ister benimle birlikte savaşa çıkın ister çıkmayın. Allah için çıkacağım bir savaşta ister mal harcayın, ister harcamayıp cimrilik yapın. Benim hiç kimseye, hiç bir şeye ihtiyacım yoktur. Bana Allah yeter, de. Her zaman ve zeminde, her konuda Rabb’ım bana yeter, de.”

Başım iki elim arasındayken gözümde, unuttuğum bir hatıra canlandı. Sanki bir tül perde yavaşca kalkıyor ve odadaki şahısların siması belirginleşiyordu. Sene seksendörtlü yıllar ve yer Samsun. Milli Eğitimin açtığı bir hizmet içi seminer münasebetiyle gelmişiz buraya. Bu şehrin ilim ve irfan ehlini sormuşuz boş zamanlarımızı değerlendirmek için. Bizi bir yere götürdüler. Büyük bir salondayız ve baş köşede “Hüseyin amca” dedikleri aydınlık ve şirin bir sima var. Uzun yıllar Sultanu’l-Arifîn Mahmut Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretlerine hizmet etmiş bir gönül eri. O hizmet esnasında geçen bir hatırayı anlatıyor:

“Belki otuz yıl oluyor. Buraya Üstadımız geldi. Bir gün bana, “Yarın falan filan mahalleleri gezeceğiz inşallah” dedi. “Peki Efendim” dedim. Ama beni bir düşüncedir aldı. O dediği mahallelerde bir tane bile ihvanımız yoktu. Biz kimi ziyaret edecektik?

Yarın olunca yola düştük. Muhterem Üstadımız o zayıf haliyle Samsun’un inişli çıkışlı bazı mahallelerini yavaş yavaş gezdi. Hiç konuşmuyordu. Zaten gerekmedikçe konuşmazdı. Sükut ehlini de çok severdi. Bir hayli gezdikten sonra “Dönelim” dedi. “Peki Efendim” dedim. Ama bir şey anlamamıştım…”

Ve bu gün…” dedi Hüseyin amca, ama cümleyi tamamlayamadı. Başı önüne düştü ve uzun uzun ağladı. Hepimiz de derin ve tatlı bir hüzün deryasına daldık. İçimiz dışımız feyze batmıştı. Üstümüze yağmur gibi huzur yağıyordu…

Ve bu gün görüyorum ki, Üstadımızın gezdiği o mahallelerde ihvan kaynıyor. Demek otuz yıl önce oralarda boşuna dolaşmamıştık. Üstadımız maneviyat tohumları ekmişti. Bu gün o ekilenler meydana çıktı, meyve veriyorlar hamdolsun.”

Demek insan hizmet ederken sadece Allah Teâlâ’nın rızasını kasdetmeli ve sırf “bu bir emirdir” diye yapmalıdır. İnsanlar söz dinlerse şımarmamalı, dinlemezlerse üzülmemeli, garip kalırsa ümitsizliğe düşmemelidir. Vazife, asla bir menfaat veya mükafat gibi bir karşılık beklemeden, sadece Allah için, ihlas ve samimiyetle yapılmalıdır. Yapılanlar asla boşa gitmeyecek, belki ekilen tohumlar bugün olmasa da gelecekte yeşerecek ve ürün verecektir.

Hamdolsun, ne gam kaldı, ne kasavet. Oradan çıkarken, içimdeki vesveselerin arındığını hissettim. “Hadi iş başına, dedim içimden. Bir daha sızlanırsan, ‘Fein tevellev’ tokadını yersin karışmam. Hadi bakalım, sen sana düşen öğretmenliğini güzel yap, camilerde halk eğitimine katıl, bildiklerini, duyduklarını, tecrübelerini yaz. İlme istekli varmış yokmuş sana ne? Vaaz veriyorsun ama bir kulaktan giriyor, öbüründen çıkıyormuş, seni ne ilgilendirir? Kimse yazdıklarını kale almıyor ve okumuyormuş, öyle mi sanıyorsun ey burnunun dibini göremeyen adam! Tohum saç, belki otuz sene sonra biter, belki üçyüz sene sonra, bu seni ilgilendirmez. Allah, nimetin kıymetini bilmeyeni giderir, bileni getirir, sen Kur’an-ı Kerîm okumuyor musun?”

Ne kendimin kemali, ne de başkalarının iyi ahvali için, Allah Teâlâ’dan umut kesmenin, haddimi aşmak olduğunu anlamanın mutluluğu ile bahtiyar olmuştum. Üstadın, “Tohum saç, bitmezse toprak utansın” mısraı geldi aklıma, güldüm. “Toprak er ya da geç bitirir Üstad, anlaşılan sen bizi tohum saçmaya davet ediyorsun” dedim o fikir çifçisinin ruhuna rahmetler okuyarak.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s) Hazretlerinden Hatıralar..
MesajGönderilme zamanı: 23.02.10, 10:07 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Erenköy’de uzun seneler ikamet eden Fatihli Hüseyin Efendi diye tanınan Hüseyin Coşkun amca her ziyaretimizde Muhterem Üstaz’ın bu konudaki şu sözünü hatırlatır ve “Bir sohbetinde aynen şöyle buyurduklarını işittim” derdi.

“- Kalb aynasının göstermesi için vücudun süzülmesi lâzım. Bunun için az yemeliyiz. Bilhassa akşam yemeklerini azaltmalıyız. Akşam karnını tıka basa dolduranlar seherde zor kalkarlar” buyururlardı.

Hüseyin amca bunlara ilave olarak kendisi de şunları söylerdi:

“Kardeşler! Seher vaktinin kıymetini bilelim. Bakınız Üstadımız fakire bir defasında:

“- Bir ihvan seher vakti kalkmazsa, seher vakti dışında bütün gün seccadeden başını kaldırmasa yine o vaktin ecrine ulaşamaz” buyurmuşlardır.

Seher vakti öyle bir kıymetli vakittir ki, bir kıvılcım gelir letâifleri parlatıverir.

Dersleri seherlerde yapmağa gayretli olalım ki; aşkımız, şevkimiz artsın” diyerek gayet samimi ve sıcak nasihatlerde bulunurdu.

***

Bir ziyaretinde Fatih’li Hüseyin efendiye şu tenbihatlarda bulunmuştu:

“- Siz işiniz icâbı değişik insanlarla ihtilât edersiniz.

Aman ha!.. İşinizi bitirdikten sonra derhal oradan ayrılın.

Ehl-i dünya ve ehl-i gafletle bir arada bulunmayın.

Onlarla hemhal olmayın!

İşiniz îcâbı kadar oturun , görüşün.
” buyurmuşlardır.

Evet!.. Ehl-i dünya, ehl-i gafletten uzak durmaya çalışmak, onlarla bir arada bulunmamak kâmil müminin vasıflarındandı. Allah dostları dünyayı ve ehlini sevmeyi, öldürücü zehir olarak tavsif ederlerdi. İnsanı helâke götüren bir hastalık olarak görürlerdi.

***

Yine bir bayram günü Erenköy’deki evine ziyaretine gitmiştim. Başka misafirler de vardı. Hüseyin amca kendisini ziyarete gelen sevdiklerine ikramlarını verip koltuğa diz üstü oturmuştu.

Biz böyle alışmışız, sizler rahat oturun diyerek misafirlerin serbest oturmasını istemişti. Bizlerle hoş beş edip hal hatır sorduktan sonra şöyle dertlenmişti:

“- Bunca nimetlere nankörlük içerisinde yaşıyoruz. İnsan şu sadrına yerleştirilen letâifleri bir bilse!…” dedi.

Bizlerin dikkatlerini toparlamak istercesine bir müddet sessiz kaldı ve sonra Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s) hazretlerinin şu sözlerini nakletti.

“Fakir bir görüşmemde Üstadımızın elini göğsüne koyarak şunları söylediğini duydum.

“- Şu insan sadrında o kadar hücreler vardır ki, yedi kat semayı kuşatır. İnsan ne kadar mükerrem değil mi? Ama ne yazık ki çoğumuz gaflet içindeyiz.”

Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s) Hazretlerinden Hatıralar..
MesajGönderilme zamanı: 23.02.10, 22:40 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Bir gün, damatları merhum Ömer Kirazoğlu Bey'e:

"-Çoban sürüsünü güzel gütmelidir. Hasta ve cılız koyunları gerekirse sırtlanmalı ve sürüye yetiştirmelidir. Bizler de sürünün koçu olup, öne çıkanlardan, yol açanlardan olmalıyız." buyurmuşlardı.

Bir gün kardeşlerden bir tanesi, kendi kendine "ne kadar boşum!" diye içinden geçiriyor. Mevzuyu bir anda oraya getiren Mahmud Sami Efendi:

"-Bir tren düşünün. Bir yerden bir yere giderken vagonlarının bir kısmı boş, bir ksımı doludur. Ama o trenden kopmayan vagonlar er-geç maksuda erişir." buyururlar.

Bu yolda "terakki" etmenin lüzumuna işaret ederek:

"-Bu yolun basamakları var, biraz ilerleyelim. Elifba'da kalmayalım, Kur'an'ın hakikatine erelim." buyurmuşlardı.

"Kalbin saflaşması" hakkında şöyle misal verirlerdi:

"-Bir sanat eseri, düz zeminde belli olur. Karma karışık bir duvara asılan bir tablo yeteri kadar takdir edilmez. İşte kalb de böyledir. Gillu guştan, fuzuli şeylerden arındırmadıkça onda zikrin nuru görülmez."

"Bir bahçe, ayrık otlarından, dikenlerden temizlenmeden, gübrelenip, çapalanmadan bir şey vermeyeceği gibi kalb de fanilerden, masiyet, maddiyat ve dünya muhabbetinden temizlenmedikçe semere alınmaz."

Bu yolun rehbersiz geçilemeyeceği ile ilgili de:

"-Önünü görmeyen bir ama, buna rağmen bir asa veya kılavuzun yardımına da müracaat etmiyor ve yalnız gitmek için inat ediyorsa, nihayetinde bir merdivenden yuvarlanması, bir çukura düşmesi mukadderdir." buyururlardı.

Bir defasında Rabia annemiz, Sami Efendimize:

"-Evlatların karşına geliyorlar. Hallerini de biliyorsun. Arada sırada tembih et de, gevşeklik göstermesin ve vazifelerine riayet etsinler." demiş. Sami Efendimiz:

"-Hatun, bilmezsin, bu zamanın insanını okşayarak durduruyoruz, yoksa elimizden kaçırırız." buyurmuşlar.

Bir kişi televizyon hakkında soru sormuş, Sami Efendi ise kısa ve açık olarak şöyle buyurmuşlardır:

"-Kalbi meşgul eder, huzura manidir!"

Şebnem Dergisi


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye