Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Yusuf Turan Günaydın: Tasavvuf Mütercimleri
MesajGönderilme zamanı: 01.11.11, 00:32 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 08.11.09, 20:20
Mesajlar: 58
Tasavvuf Mütercimleri
Biyo-Bibliyografik Bir Deneme
1928-2007

Yusuf Turan Günaydın

Tasavvufî eserler hakkında birçok bibliyografik çalışma yapılmıştır.[1] Fakat bibliyografyalar genellikle müellifler ve eserleri esas alarak yapılmakta, mütercimler çoğunlukla perde arkasında kalmaktadır. Bir tasavvufî eserin mütercimi bazen aynı zamanda eser sahibi bir müellif olabilirse de çoğu zaman sadece tercümeleriyle yayıncılık alanında görülen bir isim olarak kalmaktadır. Tercüme alanında isimleri görülen zevât hakkındaki biyo-bibliyografik bilgiler çoğunlukla meçhul kalmaktadır. Bazı yayınevleri tercüme eserin müellifine ait biyografik bilgileres kitabın jeneriğinde yer vermeye özen göstermekteyse de çoğunlukla bunun ihmal edildiği kitap piyasasını takip edenlerce bilinen bir husustur.

Sadece isim olarak mevcut mütercimlerin yazar sözlükleri ya da biyografik-bibliyografik bilgiler veren ansiklopedik eserlerde hiç yer almadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Nedense biyografik eser hazırlayıcıları mütercim biyografilerine yer verme gereği duymamaktadır. Oysa müellifler kadar mütercimlerin biyografilerinin de son derece önemli olduğu ortadadır.

Bu durumda bir dizi soru hemen akla gelecektir: Gerek tasavvufî eserlerin, gerekse diğer alanlardaki eserlerin tercümesini yapma ‘işini’ üstlenen kalem erbabı kimlerdir? Tercüme yaptıkları dile ne derece vakıftırlar? Alanlarında ihtisas sahibi midirler, kendilerini mi yetiştirmişlerdir veya bu alanda yetersiz midirler? Tercüme eserlerle ilgili olarak süreli yayınlarda eleştiriler yer almış mıdır? Bu eleştiriler olumlu mudur, olumsuz mudur? Hangi tercümeler daha çok yankı bulmuştur? Okuyucu hangi tercümelere daha çok ilgi göstermiştir?

Tasavvufî eserlerin tercümesi alanında bu ve benzeri sorulara cevap bulabilmek, oldukça zahmetli bir mesai gerektirmektedir.

Türkçeye hangi tasavvufî eserlerin kazandırıldığını tespit etmek ilk bakışta o kadar zor görünmez. Bundan daha zor olanı bu eserlerin mütercimleri hakkında bilgi bulabilmektir. Yıllarca önce yayınlanmış ve yayınevinin yerinde yeller esen birçok tasavvufî eserin mütercimi hakkında acaba nereden bilgi bulunabilir? Biyografik kaynakların mütercim biyografilerine pek yüz vermediğini belirtmiştik. Açıktır ki mütercim biyografilerini tespit edebilmek düşünüldüğü kadar kolay değildir. Kaldı ki mütercimleri belirtilmeyen tercümelerle de karşılaşmak mümkündür. Bu durumda kayıp mütercimlerden dahi söz edilebilir.

Bu ve benzeri tercüme sorunları her zaman üzerinde durulan bir konu olmakla birlikte özellikle İslâmiyat alanındaki tercüme sorunlarını konu alan birtakım makaleler de yazılmıştır.[2]

***

Mütercim biyografilerini tespit edebilmek için ne gibi yollar takip ettik? Elbette ki bulabildiklerimizi biyografik kaynaklardan aldık. Ama bu tür biyografilerin sahipleri mütercim olarak öne çıkan şahsiyetler değil, öncelikle müellif olarak tanınmış eser sahipleriydi. Bu durumda tercüme kitap jeneriklerinin dikkatle gözden geçirilmesi gerekiyordu. Bu yolla da bazı biyografilere ulaştığımızı söylemeliyiz. Bu şekilde ulaşılan biyografik bilgilerin bir kısmı mütercimlerin kendi ağızlarından yazılmış notlardan, bir kısmı ise yayınevlerinin hazırladığı kısa bilgi bölümlerinden oluşuyordu. Bunun dışında kitap tanıtım ve eleştirilerine yer veren süreli yayınların da gözden geçirilmesi gerekiyordu. Nitekim bazı dergilerde biyografisi kaynaklara girmemiş, yazar olarak değil de daha çok mütercim olarak ilim dünyasında yerini almış bir kısım zevat hakkında bilgiler bulabildik.
Çalışmamız incelendiğinde görülecektir ki, tasavvufî tercümeler alanı meçhul mütercimlerle doludur. Bu mütercimlerin yaptıkları tercümeler hakkında fikir yürütebilmek için yapılabilecek tek şey tercümeleri tek tek okumak ve asıl dillerindeki metinleriyle tercüme metinleri karşılaştırmaktır. Birçok mütercimin tahsili, tercüme ettikleri metnin diline vukufiyetleri hakkında ne yazık ki kafamızda herhangi bir fikir oluşturma imkânımız bulunmuyor. Eğer eserin asıl metnini elde etmemiz mümkün değil veya mümkün olsa bile o dili bilmiyorsak yapabileceğimiz çok az şey olacaktır. Yalnız mütercimlerin Türkçeyi düzgün kullanıp kullanamadıkları hususu metnin okunması sonucu hemen göze çarpacaktır.

Tercüme bir eser hakkında yazılan ve ulaşabildiğimiz tek tük eleştiri yazısına bakacak olursak, tercüme alanının düzeyi, ülkemizin yayıncılık ve kültür dünyası açısından üzücü ve düşündürücüdür. Türkçeye kazandırılan tasavvufî eserler hakkındaki kritik yazılarında dile getirilen hususlar ayrı bir değerlendirmenin konusu olabilir. Tabiî bu durum sadece tasavvufî eserlerin tercümesi için geçerli değildir; İslâmiyat alanının tüm ilim dalları için söz konusudur.

***

Bir eserin başka bir dile tercüme edildiğini gösteren kriterler nelerdir? Bu sorunun ilk cevabı elbette ki bir dilden başka bir dile anlamın aktarılmasıdır. Fakat özellikle akademisyenlerin alanına giren çevrimyazı (transkripsiyon) yoluyla bir alfabeden diğer bir alfabeye aktarılan eserleri de tercüme sayabilir miyiz? Bu soruya biz olumlu cevap verdik. Hele ‘çevrimyazı’ değil de metin üzerinde ‘sadeleştirme’ yapılmışsa, bu durumda metnin bazen tahrif boyutlarına varmış olsa bile bir kısım okuyucuların anlayabilmesi amacıyla bir tür tercüme işlemine tâbi tutulduğunu daha rahat kabul edebiliriz. Bu durumda çalışmamızda üç tercüme türü tespit edilmiş oluyor:
a) Türkçeye diğer bir dilden yapılan aktarmalar
b) Çevrimyazılar
c) Sadeleştirmeler.

Çalışmamızda bir mütercimin Türkçeye başka dillerden yaptığı ‘çeviri’leri göstermek için “Tercüme” adlandırmasını, Arap alfabesinden yeni Türk harflerine yapılan aktarmalar için “Çevrimyazı” adlandırmasını, Osmanlıcası ‘her kesimden okuyucunun anlayabilmesi’ gibi bir amaçla hafifletilen metinler için ise yaygın olarak kullanıldığı gibi “Sadeleştirme” adlandırmasını kullandık.

Dilimizde “tercüme” kelimesiyle eşanlamlı olarak kullanılan “çeviri” kelimesini tercih etmedik. Bu kelimeyi hem tercüme, hem çevrimyazı hem de sadeleştirme kelimelerini içine alabilecek genişlikte görüyorsak da ‘tercüme’nin daha özel bir ‘çeviri’ işlemi olduğunu düşünüyoruz. Demeliyiz ki çevrimyazılar tercüme değildir. Ama “transkripsiyon” kelimesi yerine “çevrimyazı”[3] kelimesinin uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bu hususlar elbette tartışılabilir.

Belirtmemiz gereken bir husus da şudur: Çalışmamızda sadece kitap olarak yayınlanan tercümeler değil, bir kısım dergilerde bazen bir girişle birlikte makale olarak yayınlanmış çoğu ufak çaplı risaleler/metin neşirleri de yer alıyor. Bu tür risaleler bazen bir müellif hakkında yapılmış biyografik çalışmaların mülhakatı içinde de yer alabilmektedir. Böyle durumlarda da yine onları ayrı tercüme veya çevrimyazılar olarak kabul ve çalışmamıza dahil ettik. Risale çapındaki bu eserlerin müstakil bir kitap şeklinde yayınlanmaması yüzünden bibliyografik çalışmalara girmemesi ne derece doğru olurdu?

Çalışmamızda sadece mütercimlerin doğum-ölüm tarihlerine değil, eseri tercüme edilen müelliflerin doğum ve ölüm tarihlerine de yer verdik. Yaşayan mütercim ve yazarların elbette ki sadece doğum tarihlerini belirttik. Birden fazla mütercim tarafından tercüme edilmiş eserlerde bu mütercimlerin hepsini ayrı ayrı maddelerde gösterdik. Bu alanda hemen göze çarpan bir eksiklik, eski ve yeni mutasavvıfların biyografilerini ihtiva eden bir tasavvufî biyografi sözlüğü ya da ansiklopedisidir.[4]

Bu tür çalışmalar yaparken başvurulacak sırf tasavvuf tarihi alanıyla ilgili pratik bir kaynağa ihtiyaç olduğu çok açıktır. Mütercim biyografilerini çok geniş tutmadık; sadece tercüme yaptıkları dile ne derece vakıf olduklarını gösterecek ipuçları veren bilgilere ve en zarurî biyografik bilgilere yer verdik. Sadece tercüme eserleri göstermeyi amaçladığımız için eser sahibi mütercimlerin telif eserlerini zikretmedik. Tercüme mi, çevrimyazı mı, yoksa sadeleştirme mi olduğu anlaşılamayan birkaç eseri ise “Hazırlama” adlandırmasıyla gösterdik. Hazırlayanın o dili bilip bilmediği konusunda kararsız kaldığımızda ise eser için “Uyarlama” tabirini kullandık.

Karşımıza çıkan soru(n)lardan biri de şuydu: Tasavvufî şahsiyetlerin konu itibariyle tasavvufla ilgili olmayan eserlerini de bibliyografyaya dahil etmeli miydik? Bu bağlamda, eserleri Türkçeye en çok tercüme edilen tasavvufî şahsiyetlerden Gazalî’yi anabiliriz. Sonuçta onun tasavvufî eserlerinin dışında kelâm ve İslâm felsefesiyle ilgili birkaç eseri de Türkçeye tercüme edilmiş durumdaydı. Bu tip eserleri bibliyografyaya dahil etmeye gerek görmedik. (Ör. Gazâlî, el-Mustasfâ/İslâm Hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi I-II, Terc.: Yunus Apaydın, Rey y., Kayseri 1994, 344+441 s.) Yalnız direkt tasavvufî konuları işlemiyorsa da sûfî olarak tanınmış bir müellifin eseri olarak müellifin sûfiyane bakış açısından izler taşıdığına kanaat getirdiğimiz eserleri (Ör. Gazâlî, Halkın Kelâmî Tartışmalardan Sakındırılması, Terc.: Sabit Ünal, İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı y., 1. b., İzmir 1988, 135 s.) ve tasavvufta karar kılışına kadarki aşamaları gösteren eserlerini (Ör. Filozofların Tutarsızlığı, Gazâlî [1058-1111], Ahsen y., 1. b., İstanbul, 2002, 251 s.) bibliyografyaya dahil ettik.

İlk anda sadece edebiyat tarihine mal olmuş ve sûfî bir şahsiyet olarak tanınmamış ama aslında tasavvufla yakından irtibatlı birtakım şair[5] ve müellifleri de es geçmemeye çalıştık Bunların ilk akla geleni Süleyman Çelebi’dir. Dolayısıyla Mevlid çevrimyazılarını da çalışmamıza dahil ettiğimizi söylemeliyiz. Yine Renè Guènon (Abdülvâhid Yahyâ) ve takipçilerinın, çoğu Türkçeye tercüme edilen eserlerinin de tümü bibliyografyaya dahil edilmemiş, sırf Doğu-Uzakdoğu mistisizmiyle ilgili eserleri dışarıda bırakılmıştır.

Sûfî müellifler tarafından hazırlanmış hadis derlemelerinin bibliyografyada yer almaması ise bir eksiklik olacaktı. Sûfîlerin hadis ilmine ilgisi ve katkısı malûmdur.[6] Sadece sûfî müellifler tarafından hazırlanan hadîs derlemelerini değil tasavvufun konuları arasında yer alan, sırf ahlâk, zühd ve rekâik konularıyla ilgili hadîsleri derleyen ve sûfîlerin ilgi alanına giren hadis kitaplarını da bibliyografyaya dahil ettik. Âyet, hadîs ve hikmetli sözlerin derlenmesiyle hazırlanmış ve ahlâkî amaçlara hizmet gayesiyle telif edilmiş eserleri de -ki bunların en çok ilgi görenlerinden ve Türkçeye çokça tercüme edilenlerinden biri Askalânî’nin ünlü eseri Münebbihât’tır- bunlara eklemeliyiz.

***

Konularına göre tasavvufî tercümeleri tasnif edecek olursak karşımıza başlıca şu türlerde tasavvufî eser çıkacağını söyleyebiliriz:
a) Bir sûfî tarafından kaleme alınmış tasavvuf metinleri.
b) Tasavvufî edebiyat metinleri.
c) Tasavvuf tarihi ve tasavvuf araştırmaları.
d) Sûfî müelliflerce hazırlanmış hadis seçmeleri; zühd ve rekâik derlemeleri.
e) Ahlâk konularına hasredilmiş kitaplar veya ahlâk felsefesi kaynakları.
f) Duâ-evrâd kitapları, salavat derlemeleri.
g) Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Alevîlikle ilgili tercümeler.
h) Rüya tâbirnâmeleri ve havâs kitapları
ı) Tasavvuf-psikoloji ya da diğer bir sosyal bilim alanı arasindaki ilişkileri konu alan modern çalışmalar.
i) Tasavvuf karşıtı kitaplar.
j) Sûfîler tarafından kaleme alınmış tasavvuf dışı konulara yer veren kitaplar.
k) İçinde tasavvufla ilgili önemli bölümler bulunan kitaplar.

Tasavvuf edebiyatı metinleri de düpedüz tasavvuf metinleridir elbette ve birinci gruba girebilir. Fakat bu metinler özellikle Eski Türk Edebiyatı ve Türk Dili araştırmacılarının alanına girdiği için tasavvufî-edebî metinlerdir ve bir Eski Türk Edebiyatı araştırmacısı bunların tasavvufî muhtevalarıyla fazla ilgilenmeden yalnızca edebî yönüne ağırlık verebilir; üzerinde dil çalışması yapabilir. Ama tabiîdir ki sonuçta yine bir tasavvufî eseri yayına hazırlamış olacaktır. Sûfîlerin tasavvuf dışı konularda kaleme aldıkları eserlerden özellikle tasavvuf anlayışını değerelendirmede ipuçları verebilecek olanları gösterilmiştir. Bu tür eserleri bibliyografyaya dahil ederken tasavvuf erbabının tasavvuf dışında hangi konulara ilgi duyduklarını göstermeyi de amaçladık.

1928 Öncesinde Türkçeye Çevrilmiş Arapça-Farsça Tasavvufî Eserlere Dair Anahtar

Lalizade Abdülbakî’nin: Terceme-i İnsân-ı Kâmil (Cîlî’den)
Emiroğlu Mehmed Said (1836-1918)’in ve Mehmed Zihnî Efendi’nin el-Munkiz çevirisi.[7]

Tasavvuf klâsiklerinden bir kısmı -bazen birkaç defa- 1928’den önce Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu tercümelerden bir kısmı Arapça aslından yeniden tercüme edilmeyerek sadeleştirme yoluyla günümüz Türkçesine aktarılmış, bir kısmı ise Arapça aslından yeniden tercüme edilmiştir. Zaten bu tercümeler genellikle son derece ağdalı bir dille yapılmıştır ve belki eserin aslından yararlanmak daha kolaydır.

Osmanlı döneminde çok sayıda tasavvufî eserin Türkçeye tercüme edildiğini görüyoruz. Bunların başında Lâmiî Çelebi’nin Fütûhü’l-Mücâhidîn li Tervîc-i Kulûbi'l-Mücâhidîn Terceme-i Nefehâtü’l-Üns min Hazarâti’l-Kuds şeklinde kaydedilen Nefehâtü’l-Üns Tercümesi gelir diyebiliriz. Molla Câmî’nin bu ünlü eserinin Anadolu sahasındaki ünü biraz da bu tercümesinden gelmektedir. Osmanlı ulema ve tasavvuf çevrelerinin önemsediği bu eser, günümüz Türkçesine hep bu eski tercümesi esas alınarak kazandırılmıştır. Lâmiî Çelebi’nin Câmî’den bir diğer tercümesi de Tercüme-i Şevâhidü’n-Nübüvve li Takviyeti Ehli’l-Fütüvve adıyla yaptığı Şevâhidü’n-Nübüvve Tercümesi’dir. Molla Câmî’nin Bahâristân’ı da Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir. Mütercimi zikredilmeyen baskılarının yanı sıra Filibe Müderrisi Hızırzâde Mehmed Fevzi [?], Mehmed Sâlih [?], Terbiye-i Nevresîdegân adıyla Abdülkâdir [?] ve Güzide-i Baharıstan Bera-yi Nevhevesân adıyla Mehmed Behcet [?] tarafından tercüme edilen matbu nüshaları da vardır. Salamân ve Absâl da Câmî’nin Osmanlı Türkçesine tercüme edilen eserlerindendir. Kıssa-i Salamân u Absâl adıyla Abdülkerim b. Hüseyin el-Amasyavî [?] tarafından tercüme edilmiştir.[8]

Gazâlî’nin birçok eseri Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir.[9] Bunlar arasında en çok ilgi göreni şüphesiz Eyyühe’l-Veled’dir. Türkçeye ilk tercümesi Şeyh Nûreddînzâde dervîşi Mehmed İdebalı Hoca [?] tarafından 1575’te yapılmıştır. Tenbîhü’l-Âkılîn ve Te’kîdü’l-Gâfilîn adıyla Lütfî b. Abdülhay [?], Tuhfetü’s-Sulehâ adıyla Gelibolulu Mustafa Âlî [1541-1600] tarafından ve ayrıca Alî b. Şîr es-Sinevî [?], Hoca-i Saray-ı Galata Ali Efendi [?] gibi hâl tercümeleri meçhul mütercimler tarafından da tercüme edilmiştir.[10] Eserin Süleyman b. Cerâğ adlı, yine hakkında biyografik bilgi bulunmayan bir mütercim tarafından yapılmış bir tercümesi daha vardır. Ancak bu çalışma, ‘şerhli tercüme’ geleneğinin bir ürünüdür ve aslında bir tercümeden öte bir şerhtir. Eyyyühe’l-Veled’in günümüz Türkçesine çok sayıda tercümesi varsa da bunların çoğu aslında Süleyman b. Cerâğ’ın şerhinin sadeleştirmesidir. Bu şerh matbudur ve nüshaları çok yaygındır. Matbu bir Eyyühe’l-Veled tercümesi de Mehmed Reşîd [?]’e aittir.[11] Yalnız Gazâlî’nin bu eseri Arapça aslından da günümüz Türkçesine defalarca kazandırılmıştır.

Hilmi Ziya Ülken, Gazâlî’nin eserleri içinde Osmanlı münevveri tarafından en çok ilgi gösterilen eserin el-Munkiz mine’d-Dalâl olduğunu belirtmekte ve ilk kez XVI. yüzyılda tercüme edilen mütercimi meçhul bir tercümesinden söz etmektedir. Bu eser, kimliği meçhul Zeyrekzâde Mehmed Efendi [?] ve son dönem Osmanlı ulemasından Hoca Zihnî Efendi [ö. 1911] ve Saîd Efendi [?] tarafından da tercüme edilmiş ve 1870/71’de basılmıştır.[12]

Kîmyâ-yı Saâdet de Gazâlî’nin çok ilgi gören eserleri arasındadır. Mütercimi bilinmeyen kısmî tercümelerinin yanı sıra, Van Kulu Lugati’nin musannifi Mehmed Mustafa b. el-Vânî [ö. 1591] tarafından 1589’da yapılmış yine kısmî bir tercümesi vardır. Bu tercüme Tedbîrü’l-İksîr adını taşımaktadır. Kîmyâ’nın Unvân-ı Müslimânî adlı bir tercümesi de 1654’te yapılmıştır ve Halil b. İbrâhim adlı hem müstensih hem de mütercim olma ihtimali bulunan bir mütercime aittir. Eserin ayrıca Hüsâmeddin b. Alî [?] ve İksîr-i Saâdet adıyla Şair Nergisî [1592-1635] tarafından yapılmış tercümeleri de vardır. Eserin tam bir tercümesi ise mütercimi bilinmeyen bir tercümedir.[13]

Gazâlî’nin günümüzde ilgi görmeye devam eden eserlerinden biri de Nasîhatü’l-Mülûk’tur. Bu eser Osmanlı Türkçesine de birkaç kez tercüme edilmiştir. Eserin ilk ve en değerli sayılan tercümesi Ahlâk-ı Alâî müellifi Kınalızâde Alî Efendi [1510-1579]’ye ait olanıdır. Diğer tercümeleri ise Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn [1719-1788] ile şair Vücûdî Mehmed Efendi [ö. 1612]’ye aittir.[14]

Minhâcü’l-Âbidîn de Gazâlî’nin Osmanlı Türkçesine tercüme edilen eserleri arasındadır. Eserin iki tercümesi vardır. Bu tercümeler Rüstem Paşa Medresesi müderrislerinden, tasavvufî şiirleriyle tanınmış İlyâs b. Abdullh en-Nihâî [ö. 1519] ve Abdullah Hasîb el-Fârûkî [?] tarafından yapılmıştır. Nihâî’nin künyesi bazen Nihânî şeklinde kaydedilmektedir.[15]

Günümüz Türkçesine birkaç kez tercüme edilmiş er-Risâletü’l-Ledünniye’nin de Osmanlı Türkçesine bir tercümesi vardır. Bu tercüme Gevrekzâde Hâfız Hasan Efendi [ö. 1801]’ye aittir.[16]
Gazâlî’nin en önemli iki eseri; Tehâfütü’l-Felâsife ile İhyâu Ulûmi’d-Dîn de Osmanlı fikir çevrelerince tanınmış eserlerdir. Tehâfüt’ün tam tercümesi Süleyman Hasbî Bey [1827-1911] tarafından yapılmıştır. Başlı kalmış bir tercümesi de Gelenbevî Ahmed Tevfik Efendi [?]’ye aittir.[17] İhyâ’nın Yenâbiu’l-Yakîn fî İhyâi Ulûmi’d-Dîn adlı ilk tercümesi de başlı kalmıştır ve Bostanîzâde Mehmed Tirevî [1535-1598]’ye aittir. İki bölümünün tercümesi Mi’yâr-ı Hüsn-i Ahlâk ve Mîzân-ı Ülfet adıyla Hüseyin Tevfîk b. Mehmed Hamdî [?] tarafından yapılmıştır.[18] Eserin ilk tam tercümesi Ebü’l-Ûlâ Mardin’in babası Mardinli Ağazâde Yusuf Sıdki Efendi [1816-1903]’ye ait 9 ciltlik Siyeru Umûmi’l-Muvahhidîn Tercemetü ve Şerhu İhyâi Ulûmi’d-Dîn adını taşıyan tercümedir.

İhyâ mütercimlerinden biri de Süleyman Tevfîk el-Hüseynî [ö. 1940]’dir. Tercümenin ilk cildi 1910’da basılmışsa da diğer ciltleri basılmamıştır.[19]

Bunların dışında Gazâlî’nin Bidâyetü’n-Nihâye’si Eyyüb Sabrî Paşa [ö. 1890] tarafından Esbâbü’l-İnâye fî Tercemeti Bidâyeti’n-Nihâye adıyla; Misbâhü’n-Necâh’ı Abdullah Hasîb Fârûkî tarafından tercüme edilmiştir. Bu son iki eser matbudur.[20]

Sühreverdî, Kuşeyrî, Geylânî, Ebü’l-Leys es-Semerkandî, İbn-i Arabî, İmâm-ı Rabbânî gibi sûfîlerin eserleri de Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir. Kuşeyrî Risâlesi ünlü Osmanlı tarihçisi Hoca Sa’deddîn [1536-1599]; Şerh-i Risâle-i Kuşeyriyye adıyla Seyyid Muhammed Tevfîk [?]; Müntehabât-ı Nâfia-i Kuşeyriyye adıyla kısmen Abdünnâfi İffet [?] tarafından[21] tercüme edilmiştir. Abdülkâdir-i Geylânî’nin eserlerinden Gunyetü’t-Tâlibîn, Süleyman Hasbî tarafından Umdetü’s-Sâlihîn fî Tercemeti Gunyeti’t-Tâlibîn adıyla; Mektûbât’ı Re’fet Süleyman Paşa [?] tarafından Mektûbât-ı Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî adıyla; Risâle-i Gavsiyye’si Mehmed Abdüllatif Eyyûbî b. Feyzullah [?] tarafından Tercüme-i Gavsiyye adıyla; ed-Delâil’i yine Süleyman Hasbî tarafından Şerh-i Tercüme-i Delâil-i Abdülkâdir-i Geylânî adıyla; Şeyh Nâcî [?] tarafından Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin Evrâd-ı Şerîfesi ve Tercümesi adıyla; es-Seyyid Abdülkâdir Râşid [?] tarafından Vesîle adıyla ve Mehmed Necîb Ebü’l-Berekât el-Gîlânî [?] tarafından Mecmûa-i Evrâd adıyla; es-Siracü'l-Vehhac fî Leyleti'l-Mi'rac adlı eseri Ahmed Muhtar Giridî [?] tarafından Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir.[22]

İbn Arabî de eserleri Osmanlı Türkçesine tercüme edilen sûfîlerdendir. Özellikle Fütûhâtü’l-Mekkiyye’sinden yapılan bölüm tercümeleri yaygındır ve bu gelenek günümüzde de sürmektedir. Bu eserden yapılan tercümeler Âdâbü’l-Mürîd ve Mehâsin-i Ahlâk adlarıyla Ahmed Muhtar; Neb’a-i Mahabbet adıyla Ömer Lütfi Efendi [?]; 184. bab Şeyh Mustafa Efendi [?]; 560. bab, Kaymakam Osman Bey [?] tarafından; Tuhfetü’s-Sefere ilâ Hazreti’l-Berere adlı eseri Mehmed Sâlim [?] tarafından tercüme edilmiştir.[23]

Sühreverdî’nin Avârifü’l-Maârif’i Bigalı Hacı Ahmed b. Seydî [?] ve Şerefü’l-Mülûk fî Adâleti ve’s-Sülûk adıyla Ahmed b. Abdullah-ı Bursevî [ö. 1643] tarafından Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir.[24]
İmâm-ı Rabbânî ve oğlu Muhammed Ma’sûm’un Mektûbât adını taşıyan eserleri Müstakîmzâde tarafından Terceme-i Mektûbât adıyla Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir.[25]

Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin tasavvufî tefsiri de Osmanlı münevveri tarafından çok ilgi gösterilen bir eserdir. Kısmî tercümelerinden biri mütercimi zikredilmeden Nebe' Tefsiri Tercümesi adıyla basılmıştır.[26]

Ferîdeddîn-i Attâr’dan yapılan tercümeleri de burada zikretmeliyiz: Mütercimi zikredilmeyen bir Mantıku’t-Tayr tercümesi Mantıkü’l-Esrâr Terceme-i Mantıkü’t-Tayr adıyla matbudur. Attâr’ın ünlü eseri Pendnâme [Pendiyye]’nin de mütercimi zikredilmeyen birçok tercümesi vardır. Pendiyye tercüme (ve şerh)lerinden biri İsmâîl Hakkî-i Bursevî’ye aittir: Şerh-i Pend-i Attâr ve Pend-i Attâr (ve Hâşiyesi) adıyla basılmıştır. Edirneli Emrî’nin tercümesi Pend-i Attar (ve Manzum Tercümesi) adıyla; Salih Nailî tercümesi Pend-i Attar Şerhi Kenz-i Nesâyih adıyla basılmıştır.[27] Şerh olarak zikredilenler, içinde metnin tercümesini de barındırmaktadır.

Günümüzde en çok ilgi gören alanlardan biri olan rüyâ tabiri hakkında yazılan eserler de daha Osmanlı döneminde Türkçeye tercüme edilmeye başlamıştır. Bugünkü tercümelerin çoğu da bu tercümeleri esas almaktadır diyebiliriz. Bu alanda en tanınmış eser Nâblûsî’nin Ta‘tîrü’l-Enâm fî Ta‘bîri’l-Menâm’ıdır. Eser Osmanlı Türkçesine Süleyman Hasbî tarafından tercüme edilmiştir.[28] Nâblûsî’nin eseri çoğu zaman bu alanın en ünlü eserlerinden birinin müellifi olan İbn-i Sîrîn’in eseriyle birlikte basılmaktadır. İbn-i Sîrîn’in eseri Osmanlı Türkçesine Şeyh Abdullah el-Musûlî [?] tarafından tercüme edilmiş ve Tercüme-i Tâbirnâme-i İbn-i Sîrîn adıyla basılmıştır.[29] Ayrıca İsmâîl Nâzım [?] tarafından yapılmış bir tercümesi de Tâbirnâme-i Tuhfetü’l-Mülûk adıyla basılmıştır.[30] Günümüzde rüyâ tabiriyle ilgili eserlerin kapaklarında bazen bu iki müellifin isimlerinin yanına Ca’fer es-Sâdık, İbn Arabî ve Seyyid Süleyman el-Hüseynî’nin adının eklendiği de görülebilir. es-Sâdık ve İbn Arabî’ye atfedilen rüya tabiriyle ilgili iki eser de Osmanlı Türkçesine tercüme edilmiştir. Ca’fer es-Sâdık’a izafe edilen eser Fâlnâme-i Ca’ferî adını taşımaktadır ve kendisi de rüya tabiriyle ilgili Kenzü’l-Menâm adlı bir eser yazmış bulunan Seyyid Süleyman el-Hüseynî tarafından tercüme edilmiştir. İbn Arabî’ye izafe edilen eser ise Ali b. Abdullah [?] tarafından tercüme edilmiştir ve Tercüme-i Ta’bîr-i Rü’yâ adını taşımaktadır.[31]

Çalışmanın Sorunları
Çalışmamız bir denemedir. 1928’den bu yana basılmış Türkçe tasavvufî tercümelerden gözümüzden kaçanlar mutlaka olmuştur. Bir kısmı belki de ikinci baskı yapma imkânına kavuşamadan kütüphanelerin tozlu rafları arasında unutulmuş birçok tasavvufî tercüme vardır. Bu hâliyle yine de bir boşluğu dolduracağına inandığımız bu denememiz daha da geliştirilmeye açık bir durum arzediyor. Zaten sürekli yeni tercümeler yayınlanmaktadır. Dolayısıyla bu tür çalışmaların tümünde olduğu gibi bir müddet sonra yeni eklerle genişletilmesi de gerekecektir.

Kütüphane kataloglarının çalışmamızı kolaylaştırmakla birlikte, bizim göstermeyi amaçladığımız tüm ayrıntıları ihtiva etmediklerini belirtmeliyiz. Bu sebeple birçok kitabı aynelyakin görmemiz icap etmiştir. Hakkında bibliyografik eksiklik bulunan kitaplardan kütüphanelerde bulamadıklarımızı ise bibliyografya dışı tutmaktansa, ulaşabildiğimiz kadarıyla künye bilgilerini göstererek çalışmamıza dahil ettik. Belli başlı kütüphanelere hiç girmemiş çok sayıda tasavvufî tercüme eser vardır.

Millî Kütüphane, İSAM Kütüphanesi ve DİB Kütüphanesinin katalogları internet üzerinden en çok başvurduğumuz kütüphanelerdir. Bu kütüphanelere girmemiş kitapların bir kısmını şahsî kütüphanelerden[32] tespit ettik. Bu tür kitaplardan tespit edemediğimiz birçok eser olduğunu zannediyoruz. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde mütercimlerin kendi imkânlarıyla bastırdığı tercüme ve metin neşirlerinin birçoğunun belli başlı kütüphanelere girmediğini gördük.


[1] Bk. Abdülbâki Gölpınarlı, Hurûfîlik Metinleri Kataloğu, TTK y., Ankara 1973; 2. b.: Ankara, 1989, 160+XVI s.; Mustafa Aşkar, Tasavvuf Tarihi Literütürü, T.C. KB y., 1. b., Ankara, 2001, XVII+477 s.; Ali Çınar (Ed.), Klâsik Tasavvuf Kaynakları I, Sûf y., 1. b., Ankara, 2003, 234 s.; Ali Namlı, Türkiye Akademik Tasavvuf Araştırmaları Bibliyografyası, İLAM Araştırmalar Merkezi y., İstanbul, 1996, 18 s.; Mürsel Öztürk, Hacı Bektaş Veli ve Çevresinde Oluşan Kültür Değerleri Bibliyografyası (Deneme), KB Halk Kültürünü Araştırma Dairesi y., Ankara, 1991, XII+98 s.; Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal (Alâaddîn Gaybî) Bibliyografyası/Hayatı, Eserlerinden Örnekler, Bibliyografya, KTB MFAD y., Ankara, 1986, VIII+132 s.; Mustafa Tatçı, Yunus Emre Bibliyografyası/Kitap-Makale, KTB Millî Kütüphane y., Baskıya hazırlayan: Suzan Gürelli, Ankara, 1988, IX+104 s.; İsmet Binark-Nejat Sefercioğlu, Erzurumlu İbrahim Hakkı Bibliyografyası, KB y., Ankara 1977, 48 s.; Binark-Sefercioğlu, Yunus Emre Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi, Millî Kütüphaneye Yardım Derneği y., Ankara 1970, 48 s.; Atsız [Nihal], İstanbul Kütüphanelerine Göre Birgili Mehmet Efendi (929-981=1523-1573) Bibliyografyası, Süleymaniye Kütüphanesi y., İstanbul 1966, VIII+91 s.; Mehmet Kardeş, Sümmanî Bibliyografyası, KTB y., MFAD y., Ankara, 1982, 32 s.; Hasan Avni Yüksel&Kadir Özdamarlar, Âşık Seyrânî Bibliyografyası/Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Şiirlerinden Örnekler, KB Halk Kültürünü Araştırma Dairesi y., Ankara 1991, VI+72 s.; Doğan Kaya, Âşık Ruhsatî Bibliyografyası, Türk Halk Şairleri Bibilyografyası: 12 içinde, KB Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü y., Ankara 1992, s. 33-79; Ali Abbas Çınar, Âşık Dertli Bibliyografyası/Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinden Örnekler, KB Halk Kültürünü Araştırma Dairesi y., Ankara, 1990, 119 s.; Cemâl Kurnaz-Mustafa Tatcı, “Ahmed-i Yesevî Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi”, Bilig/Bilim ve Kültür, Kış 1997, 4/253-263; Mustafa Kara, “Şâzeliyye Literatürü Üzerine Bir Deneme”, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, c. IV, 1992, 4/19-27; M. Kara, “Hikem-i Atâiyye Kitabiyatı/Şerh ve Tercümeleri”, Tasavvufî Hikmetler/Hikem-i Atâiyye içinde, Dergâh y., 1. b., İstanbul, 1990, s. 71-86; Mustafa Aşkar, “Tasavvuf Tarihi Alanında Yapılan Doktora ve Yüksek Lisans Tezleri Bibliyografyası”, Tasavvuf, Ocak 2001, 5/209-215; Osman Türer, “Bibliotheque Nationale’de Bulunan Tasavvufla İlgili Türkçe Yazma Eserler”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, 1988, VIII/183-211; Dilâver Gürer-Ali Namlı, “Mısır ve Suudî Arabistan’da Tasavvuf Alanında Yapılmış Doktora ve Master Tezleri”, Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, 1999, 8/365-381; Ali Yaman, Alevîlik-Bektaşîlik Bibliyografyası, Mannheim 1999, 333 s.; Necdet Tosun, “Kültür Tarihimize Işık Tutan Mühim Bir Kaynak: Sefînetü’s-Sâfî”, İLAM Araştırma Dergisi, c. I, Temmuz-Ağustos, 1996, 2/177-189; Hüseyin Ünal, “Gazâlî Hakkında Yazılmış Eserler ve Tezler Bibliyografyası”, İslâmî Araştırmalar, c. XIII, 2000, 3-4/540-551; M. Ülkütaşır-C. Öztelli, Nasreddin Hoca ve Bibliyografyası, Türk Folklor Derneği y., Ankara, 1964, 32 s.; Erdoğan Uludağ, "Mesnevi Araştırmaları Bibliyografyası", Müteferrika, 1995, 55-87; Ali Rıza Karabulut, “Mevlevî Remzi Dede (Akyürek)”, Erciyes, Yıl: IV, 68/24-29; Kadir Özdamarlar, “Ahmet Remzi Akyürek Üzerine Notlar”, Erciyes, Yıl: IV, 68/35-39; “Book Reviews”, Journal of The History of Sufizm (Special Issue: The Qâdiriyya Order), Simurg y., 2000, I-II/615-643; “Publications on Sufism and Turuq 1988-1999”, JHS, 2000, I-II/645-679; Zafer Erginli, “Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesinde Risale-i Tasavvuf, Mecmua-i Tasavvuf ve Kitab-ı Tasavvuf Adını Taşıyan Türkçe Yazma Eserler”, Uludağ Ü. İlâhiyat F. Dergisi, IX/603-622; İbrahim Baz, “Sanal Âlemde Tasavvuf”, Tasavvuf, Yıl: II, Ocak-Haziran 2002, 8/147-156. Namlı’nın çalışmasının internet adresi: www.angelfire.com/ali/namli.

[2] İslâmiyat alanında tercüme sorunlarıyla ilgili olarak bk. Dücane Cündioğlu, “Kaynak Eserlerde Çeviri Hataları”, Kitap Dergisi, c. IV, Aralık, 1989, 34/56-59; Mehmet Hayri Kırbaşoğlu, “Çeviri Tenkitlerinde Metodumuz Ne Olmalıdır?”, Kitap Dergisi, Mart 1990, 37/60-62; Bekir Sadak, “Kur’an-ı Kerim ve Meâli”, İlim ve Sanat, c. II, Kasım-Aralık, 1986, 10/68-72; Halit Eren, “Kur’an-ı Kerim Tercümelerinde Maksad ve Maksadlı Tercümeler”, Kitap Dergisi, c. IV, Mart 1989, 25/34-35; İbrahim Demirkan, “Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meal ve Tefsirleri”, Kitap Dergisi, Eylül 1990, 43/47-49; Mehmet Batuk, “Çeviri Olayı ve Kur’an Mealleri”, Kitap Dergisi, c. IV, Aralık 1989, 34/56-59; Salih Akdemir, “Cumhuriyet Döneminde Yayınlanan Türkçe Telif ve Tercüme Tefsirler Üzerine Bir Değerlendirme”, İslâmî Araştırmalar, Yıl: 2, Ağustos 1988, 8/17-34; Raşit Küçük, “Hadis Kitapları ve Tercümeleri”, İslâm, c. II, Aralık 1985, 28/52; Ali Birinci, “Tarih Kaynaklarının Neşrine Dair Örnekler ve Düşünceler”, Tarih Yolunda/Yakın Mazînin Siyasî ve Fikrî Ahvali, Dergâh y., 1. b., İstanbul, 2001, s. 28-36; İsmail Ünver, “Arap Harfli Türkçe Metinlerin Çevirisinde Karşılaşılan Yanlışlar”, Türk Dili, Mart 1992-I, 483/780-798; M. Beşir Eryarsoy, “Çeviri-Eleştiri Kurumu Oluşturulmalı”, Kitap Dergisi, 2. Dönem, Haziran 1987, 4 (16)/6; Üzeyir İlbak, “Eleştiri, Tanıtım, Övgü Ya da...”, Kitap Dergisi, 2. Dönem, Haziran 1987, 4 (16)/17; Bedri Gencer, “Bir ‘Çeviri Sosyolojisi’ Denemesi”, Kitap Dergisi, c. III, Ekim-Kasım 1988, 20-21/23-28; Sabah Kara, “Tercüme Yanlışlıkları”, Kitap Dergisi, c. IV, Aralık 1989, 34/59-60; Hasan Ali Yıldırım, “Çeviri İhaneti”, Gerçek Hayat, Yıl: 3, 24 Ocak 2003, 118/30-31; Ahmet Özalp, “Havas Kitaplarının Esrarı”, Kitap Dergisi, c. IV, Mart 1989, 25/23-27; Ali Bulaç, “Telif Kitap İhtiyacı”, Kitap Dergisi, 2. Dönem, Haziran, 1987, 4 (16)/37; Âlim Kahraman, “Dil, Kültür ve Medeniyet Penceresinden Çeviri Olgusu”, Yedi İklim, c. 8, Şubat 1995, 59/3-4; Ahmet T. Alkan, “Usûl ve Esas Etrafında”, Polemik, Kasım 1992, 6/3-4; İbrahim Kalın, “Tartışma Biçimleri ve Bazı Yöntemler”, Kitap Dergisi, c. IV, Ocak-Şubat 1990, 35-36/44-46; Erol Göka, “Eleştiri, Ahlâk, Eleştiri Ahlâkı”, Polemik, Aralık 1992, 7/22.

[3] Bu kelime yerine “çevriyazı” kelimesi de kullanılmaktadır. TDK ve Doğan sözlüklerinde “çevrimyazı” kelimesi yer almaz, çevriyazı kelimesi vardır. Bk. Hasan Eren vd., Türkçe Sözlük-I, TDK y., Ankara 1988, s. 298; D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Gerçek Hayat y., 15. baskı, İstanbul, 2001, s. 254.

[4] Bir eksiklik de çağdaş Arap, Fars ve Hindistan-Pakistanlı çağdaş düşünür ve müellifleri tümüyle içine alan biyografik bir çalışmanın yapılmamış olmasıdır. Eserleri Türkçeye tercüme edilmiş veya edilmemiş birçok çağdaş Arap, Fars ve Hind müellifin hayatı ve eserleri hakkında ne yazık ki bilgi edinme imkânına sahip değiliz. Bu eksikliği giderebilecek çalışmalar olarak DİA’nden yaralnılabilir. Ayrıca ufak bir çalışma için bk. Cağfer Karadaş (Ed.), Çağdaş İslâm Düşünürleri, Arasta y., Bursa 2003, VI+192 s. Ayrıca en meşhur bazı Arap ve Fars müellifler hakkında müstakil baz

[5] Bu konuda bk. Mustafa İsen, “Tezkireler Işığında Divan Edebiyatına Bakışlar III/Divan Şairlerinin Tasavvuf ve Tarikat İlişkileri”, Millî Eğitim, Nisan 1989, 84/21-27.

[6] Bk. Abdullah Aydınlı, Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat, İstanbul, 1985.

[7] Mücellidoğlu Ali Çankaya, Yenileştirilmiş Mülkiye Târihi ve Mülkeyeliler, c. II, Mars Matb., Ankara 1968-1969, s. 1041. ve 1043.

[8] Bk. Eski Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası (Arap, Ermeni Ve Yunan Alfabeleriyle) 1584-1986, Millî Kütüphane yayını CD.

[9] Gazâlî tercümeleri hakkında genel bilgi için bk. Hilmi Ziya Ülken, “Gazali’nin Bazı Eserlerinin Türkçe Tercümeleri”, İlâhiyat Fakültesi Dergisi (Ankara Üniversitesi), c. IX, 1961, s. 59-69.

[10] Bk. Ülken, 61-62.
[11] Künyesi için bk. Aynı CD.
[12] Ülken, s. 59-60. Ülken Zeyrekzâde’nin XVI. yüzyılda yaşamış Târîh-i Zeyrek yazarı olabileceğini söylemektedir. Bk. s. 68.

[13] Bu tercümeler hakkında tanıtma ve yorumlar için bk. Ülken, 60-61. Ülken burada son yıllarda Kîmyâ’nın tam bir tercümesinin Meliha Anbarcıoğlu tarafından yapıldığını fakat basılmadığını belirtmektedir. Anbarcıoğlu tercümesi hâlâ basılmamıştır fakat bazı bölümleri Tercüme dergisinde yayınlanmıştır. Bk.

[14] Bk. Ülken, 62.
[15] Bk. Ülken, 64.
[16] Ülken, 65.
[17] Ülken, s. 67-68.
[18] Bk. Eski Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası (Arap, Ermeni ve Yunan Alfabeleriyle) 1584-1986, Millî Kütüphane yayını CD.

[19] Ülken, s. 66-67; Sezai Küçük, “İhyâu Ulûmi’d-Dîn”, KTK-I, Sûf y., 1. b., Ankara 2003, s. 139.
[20] Ülken, 68-69.
[21] Bk. Kadir Özköse, “er-Risâle”, KTK-I, 112.
[22] Bk. Aynı CD; Süleyman Uludağ, “Abdülkâdir-i Geylânî”, DİA-I, İstanbul 1988., s. 236-237.
[23] Bk. Aynı CD; M. Mustafa Çakmaklıoğlu, “Klâsiklerimiz/X: el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye”, Tasavvuf, Yıl: IV, Temmuz-Aralık 2003, 11/427.
[24] Bk. Ethem Cebecioğlu, “Klâsiklerimiz/XI: “Avârifü’l-Ma‘ârif”, Tasavvuf, Yıl: V, Ocak-Haziran 2004, 12/251.

[25] Bk. Aynı CD; Ethem Cebecioğlu, “el-Mektûbât”, KTK-I, 189-190.
[26] Bk. Aynı CD.
[27] Bk. Aynı CD.
[28] Bk. Aynı CD; Çankaya, c. II, s. 9.
[29] Bk. Aynı CD.
[30] Bk. Çalışmamızın Korgunal, Muharrem Zeki maddesi.
[31] Bk. Aynı CD.

[32] İsmail Kasap, Baki Yaşa Altınok ve Mehmet Aycı’nın özel kütüphanelerinin yanı sıra Ethem Cebecioğlu, Ali Yılmaz, Mehmet Akkuş ve Zülfikâr Güngör’ün A.Ü.İ.F.’ndeki kitaplıklarıyla Mustafa Tatcı’nın G.Ü. Fen-Edebiyat F.’ndeki kitaplığını sayabiliriz.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye