Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 26 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: "Su Üstüne Yazı Yazmak" ve yazarı Prof.Dr. Muhyiddin Şekur
MesajGönderilme zamanı: 07.12.10, 20:18 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 17.11.09, 20:45
Mesajlar: 96
Kitabı okudum.
Öz olarak ihsaniyet rabıtasını ve fena fi-şeyh hallerini ileri derecede yaşayan ve bu hallerini derinlemesine anlamaya gayret eden bir dervişin yazdığı anlaşalıacak bir kitaptır...
Harika bilgi ve deneyimler vardır...

Okunası faydalanılası bir kitap...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhyiddin Şekur'un "Su Üstüne Yazı Yazmak"ı SUFİKİTAP'ta..
MesajGönderilme zamanı: 04.07.11, 10:57 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Resim

Su Üstüne Yazı Yazmak
Muhyiddin Şekur
SUFİ KİTAP YAYINLARI


"İnsanların taş üzerine yazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir."

1hadim yazdı:
Kitabı okudum.
Öz olarak ihsaniyet rabıtasını ve fenafil-şeyh hallerini ileri derecede yaşayan ve bu hallerini derinlemesine anlamaya gayret eden bir dervişin yazdığı anlaşılacak bir kitaptır...

Harika bilgi ve deneyimler vardır...

Okunası faydalanılası bir kitap...


Gerçekten de döne döne okunması gerekli...

Maneviyat mekanizmalarının nasıl işlediği çok güzel sergilenmiş...

"Okunası faydalanılası bir kitap..."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhyiddin Şekur'un "Su Üstüne Yazı Yazmak"ı SUFİKİTAP'ta..
MesajGönderilme zamanı: 06.03.12, 10:33 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 305
"İnsanların taş üzerine kazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir”…

Şekür halen saygın bir akademisyen olarak, hem Amerika’da Newyork Eyalet Üniversitesi’nde hem de Avrupa’nın değişik akademilerinde dersler veren bir düşünür. Dünya onu bir tasavvuf deryası olarak tanıdığı kadar, ruh sağlığı, bireysel ve aile terapileri bağlamında da saygıdeğer bir bilim adamı olarak takip ediyor. Zagrep Üniversitesi’nde ders verdiği dönemlerde, kişisel olarak başlattığı Bosna Dayanışma Hareketiyle de tanınan bilgin, özellikle savaş sonrası ailesini yitirmiş, ailesi dağılmış, fiziki-ruhsal travmalara düçar olmuş çocukların yeniden hayata bağlanmaları konusunda da önemli terapi girişimlerine imza atmış…

Oldukça mütevazi, nazik hatta mahcup tavırlarıyla gönlümüzü dolduran Şekür, dua ve himmet talep eden okuyucuları olarak hiç birimizi kırmadı. İmzaladığı kitaplarını, birer dua metnine dönüştürdü. Hepimize ayrı ayrı, özel hallerimize göre yazdığı kısa dualar, bizler için unutulmaz birer ikrama dönüştü. Dua, himmettir, gönülden kopan kuvvetli ve karşılıksız bir temenni, Allah’a yönelmiş bir iyilik talebidir. Dua, denizdir. Sınırsız ve engin. Kaplayıcı, taşıyıcı, ulaştırıcı… Süleymaniye Külliyesi, o gece ışıl ışıldı…

Arayış içinde olan herkese, alacağı nice ibretli derslerin, hakikatlerin dercedildiği “Su Üstüne Yazı Yazmak” kitabı, Üstad’ın modern dünya insanına yönelttiği bir tür kendine dönüş çağrısı aslında… İmajların ve hızlı teknolojinin görkemli resmi geçidinde, her birimizi hipnotize olmuş birer uyurgezere çeviren şu hakikatten uzak çağda, göz bağlarımızı gevşetecek bir yolculuğa çağırıyor Şekür… İlk ve Son(suz) gerçek olan Alemlerin Rabbine, kulun Yaratıcısına, parçanın Bütüne, gurbet ehlinin Anayurduna, dönüş macerasını anlatıyor kitabında Üstad…

“Bir kapı vardı, anahtarını bulamadığım
Bir perde vardı arkasını göremediğim
Derken biraz kelam Ben ve Sen üzerine
Sonra sanki ne Sen kaldın ne de Ben…”

diyor ya Hayyam… İkilikten, karmaşadan, şikayetten, dedikodudan, satıhtan, hakikate, tevhidin ve birliğin aşkına geçmekten söz ediyor. Kitabı bitirdikten sonra, Fuzuli’nin “Ya Rab bela-yı aşk ile kıl aşina beni” şeklinde terennüm ettiği ki; beni uzun yıllarca korkutmuş niyazını da bir kere daha düşündüm… Şekür’ün nazarında aşk; insanın yaradılış hakikatine has bir yoldur. Nice ince çileleri, nice derin vadileri olan bir garipler yoludur. Kah çöl kadar ıssız, kah dalgalı bir umman kadar çetin, bazen tekinsiz bir uçurum, bazen de bağrında yolunu yitireceğiniz bir mağara… Aşk ehline sabırlı ve cesur olmak düşecektir bundan sonrasında. Göz bağından kurtulmak ve hakiki hürriyete kavuşmak için, tüm ayrılık vadilerini birer birer geçmek, her acıdan bir yudum içmek, her ah’tan bir hatır sormak gerekecektir belki de… Hasılı, hakikat arayıcısı, bir yolcudur. “Su Üstüne Yazı Yazmak” da sizden daha evvel yola çıkmış eski bir yolcunun size armağan ettiği bir yol haritası, bir yol defteri gibidir…

“Peki insan aşka nasıl erişir diye soracaktır bu sefer arayışçı. Bu tarif olunmaz hale girişin bir tek yolu vardır kardeşim: Tevekküle giren kapı. Derin ve karanlık bir uçurumun kenarına açılır bu kapı. Gözünü kapayıp, elini Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’ın eline, kalbini Kadir-iMutlak’ın kudret eline bırakmalı ve sonra da kendini uçuruma savurmalısın. Bu savurma, feragat dediğimiz, terk diyebileceğimiz şeydir aslında. Başlama noktasıdır. Her şeyi zerrece şüphe etmeden, sorup sual etmeden Asıl Sahibine verme yeridir burası. İyi bil ki burada birazını vermek diye bir şey yoktur…”

Bizlerin hikayemsi bilinçaltımızda tekerrür eden “masumiyet” ve “kurban” telakkisi, modern sanat eleştiri dilinde, çoğu kez “çıkışsızlık”, “platonizm”, bir tür “ajite-anlatı” olarak karşılık(sızlık) buluyor. Bu, modern zihin dilinin zannettiği gibi beylik anlamda bir “dertseverlik”, klişe manada bir “melo-dramatik sapma” değildir. Bu, bizim özümüze, daha doğmadan kulağımıza üflenmiş gurbete düşmüşlük bilgisinin, ıstırabının, şikayetler harmonisidir. Evet, Şark’a dairdir ve gelenekseldir. Yeryüzüne düşmüş parçacığın, bütüne bitişme telaşı ile anlattığı gurbet hikayesidir… Şekür, salt anlamda bir edebiyatçı değil, hayatın hakikatini soran bir arayışçı, yolcu ve haritacıdır…

İnsan Yayınlarına, Ayşe Şasa’ya, Ezel Erverdi’ye, Mahmut Erol Kılıç’a, Sevin Okyay ve Senai Demirci’ye, tekraren teşekkürler ederiz.

(Muhyiddin Şekür, Su Üstüne Yazı Yazmak, İnsan Yayınları, İstanbul 2009)

(GERÇEK HAYAT, 08 MAYIS 2009)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Muhyiddin Şekur'un KEŞKÜL Röportajı
MesajGönderilme zamanı: 27.07.12, 13:34 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 15.11.09, 21:21
Mesajlar: 98
Muhyiddin Şekur'un KEŞKÜL Röportajı

Ohio, Cleveland’da doğan Muhyiddin Şekûr 1973′te ABD Kent Eyalet Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık bilim dalından doktora derecesi aldı. Ülkemizde ilk baskısı 1994 yılında yapılan ve kendisinin İslâm’ı tanıma sürecinden itibaren geçen ilk 10 senesini anlattığı “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı kitabıyla tanındı. Profesyonel yaşantısına New York Eyalet Üniversitesi’nde eğitim danışmanlığı doçenti ve aile terapisti olarak devam ediyor.
Madde için mânânın yoğunlaşmış hali derler. Buradan hareketle Muhyiddin Şekûr’un sükûnetin, ferahlığın, güvenin ve huzurun vücut bulmuş hali olduğunu söyleyebiliriz. Psikoloji eğitimine “insanları anlamak” için başladığını; ancak derinlerinde yatanın Muhyiddin’i daha çok bilmek olduğunu söylüyor. İnsan meyledince devamı da geliyor. Bu niyetle başlayan yolculuğu Şekûr’u üzerine yaratıldığı fıtratla buluşturuyor. Bu buluşmanın hikâyesini, hakîkate vuslat için çektiği sıkıntıları ve çözdüğü bilmeceleri ülkemizde “Su Üstüne Yazı Yazmak” adıyla basılan kitabında okumuştuk. Tabiî, okumak başka; dinlemek başka… Aklımızda birçok soruyla çıktık Muhyiddin Şekûr’un karşısına. Dingin sesiyle o cevapladı biz dinledik. Daha da dinlerdik… Fakat gördük ki bazı şeyler sorulmasa da cevap buluyormuş.

***

-Bildiğimiz kadarıyla daha önce de İstanbul’a gelmiştiniz; bu sebeple, tekrar hoşgeldiniz…
- Teşekkür ederim.

-2009 yılında İstanbul’da verdiğiniz bir röportajda “İstanbul’da yaşayan insanlar niye beni dinlemeyi bu kadar çok istiyorlar anlamış değilim açıkçası. Ben İstanbul’da yaşayan birisine ne anlatabilirim ki? Mesela Eyyüb el Ensarî burada ve her daim buradaki insanlara bir şeyler anlatıyor.” demişsiniz. Buradan yola çıkarak, sizin İstanbul ile farklı bir biçimde bağ kurduğunuzu söyleyebiliriz. Acaba bir şehirle bu türden bir bağ nasıl kurulur?
-Önemli bir noktaya temas ettiniz. İnsanların fikirlerime, yazdıklarıma ve hikâyeme gösterdiği ilgiye minnetarım; ama daha evvel yaşamış insanların başarılarının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. İngilizce’de şöyle bir tâbir vardır: “Bizler, bizden önce gelenlerin sırtlarında yükseliyoruz.” Belki Türkçe’de de böyle bir tâbir vardır, bilemiyorum. Mânâsı şudur: Eğer tarihte yaşamış olan ulu zâtlar olmasaydı, eğer onların gayret ve başarıları olmasaydı şu an var olan önemli birçok şeyin mevcudiyeti mümkün olmayacaktı. Bu sebeple Türkiye’ye baktığımda bu ülkenin tarihî edinimlerinden ötürü çok kendine özgü olduğunu görüyorum. İstanbul’da ve diğer birçok şehirde, bize artık burada olmayan ulu zâtların varlığını hatırlatan türbeleri görüyoruz. Oysa ki Kuzey Amerika’da kişi, bazen şehrin kuytu köşelerinde bazen de şehrin herkesçe bilinen bölge ve sokaklarında bu türden birşeye rastlayamaz. Elbette mezarlıklara rastlamak mümkündür ancak Türkiye’de geçmişte toplumun gündelik ve mânevî yaşantısına katkı sağlamış olan insanlara gösterilen ilgi ve hürmet burada mevcut değildir. Böyle ulu şahsiyetlere sadece bir Fatiha okumayı anımsatacak şeyleri görmek mümkün değildir. Herhangi biri, Türkiye’deki bir türbeye girdiğinde ya da duvara asılmış levhayı okuduğunda türbedeki zâtın ailesinin veya hocasının veya yardımcısının kim olduğunu ya da bu zâtın neleri başardığını görebilir. Bu zât için neden bir türbe yapılmış olduğunu anlayabilir. Bu yüzden, Türkiye’de böylesi örneklerin çok bereketli olduğunu düşünüyorum. Bu zâtların ruhları, teneffüs ettiğimiz havaya sinmiş halde. Onları içimize çekmekten başka ne gelir ki elimizden? Onları ıskalamamız mümkün değil. İşte Türkiye’yi düşündüğümde, bunlar üzerine tefekkür ediyorum. O röportajda kasdettiğim de buydu.

-Yani bu zâtlarla bu nev’î bir bağ kurabilmek için sadece ufak bir çaba yeter, zira onlar zaten buradalar, diyorsunuz, öyle mi?
-Evet, aynen öyle. Bunu görebilmek için kişinin görmeye niyetli olması yeterli. Onlar buradalar ve eğer geçmişte de var olmamış olsalardı, biz de şu an bulunduğumuz noktada olamayacaktık belki. İşte bu yüzden bizim ilgimizi, farkındalığımızı hak ediyorlar ve tabiî Fatihalarımızı da… Bana göre, bugün ve gelecekte de dünya üzerinde başarılı bir hayat sürmek için gerekli olan tavır budur.

-Sanki bir ağaç gibi… Eğer bir ağacın köklerini çıkarırsanız, geriye bir şey kalmaz.
-Aslında bir ağacın köklerinden daha da fazlası… Şöyle ki eğer bir ağacın kökleri sağlıksızsa ya da yoksa, ağaç yaşamaz. Oysa ki artık bu dünyada bedenen var olmayan evliyaullahtan bahsettiğimizde, onlar için ölü diyemeyiz. şu hayatta çok özel gayretler göstermiş öyle şahsiyetler vardır ki asla ölemezler. Yani, burada mevcut olmasalar bile, belki bazı şekillerde bizden daha çok mevcutlar burada ve belki bizim düşündüğümüzden daha çok bizimle beraberler. Belki de öyle anlar vardır ki insanlar bir kişinin ya da bir şeyin ölü olduğunu düşünür, ancak o kişi/o şey aslında insanların bildiğinden daha canlıdır.

-Modern bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde farklı bir ölüm kavramsallaştırması söz konusu. Modern hayatta insanlar ölümden kaçınıyorlar; hatta gündelik yaşamın en arka planına itiyorlar. Sizin dünyanızdaki yeriyle ölümden biraz daha bahsetmeniz mümkün mü? Mesela aklıma, “Su Üstüne Yazı Yazmak”tan bir alıntı geliyor. Diyorsunuz ki: “Yürümek isteyen bütün ağırlıklarını bırakmalı, yaşamak isteyen ölmeli.” (...)

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 16.sayısında bulabilirsiniz.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhyiddin Şekur'un "Su Üstüne Yazı Yazmak"ı SUFİKİTAP'ta..
MesajGönderilme zamanı: 03.11.12, 21:01 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 15.11.09, 21:21
Mesajlar: 98
Zincirin son halkası da tamamlandı.

Prof.Dr. Muhyiddin Şekur'a Abdullah Dağıstanî Hz. nin "tasavvuf yolu ile İslâm'a yönelmesi" emrine aracılık eden "meçhul kişi" artık meçhul değil...

Londra'da ikamet etmekte olan Hakkanî dervişi bir büyüğümüz...

Fotografı tasavvuf.info daki ilgili yazıya eklenecektir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhyiddin Şekur'un "Su Üstüne Yazı Yazmak"ı SUFİKİTAP'ta..
MesajGönderilme zamanı: 01.08.13, 01:05 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 305
Alıntı:
KENDİNİ TASAVVUFTA BULAN, "SU ÜSTÜNE YAZI YAZAN" AMERİKALI SUFİ YAZAR

MUHYİDDİN ŞEKUR AKTÜEL'E KONUŞTU:

MATRİX’İN NEO'SU OLMANIN YOLU TASAVVUFTAN GEÇER

Röportaj: HASAN HÜSEYİN KEMAL

***

24 yaşında İslamiyet'le ve ardından İslam tasavvufuyla tanıştıktan sonra tüm hayatı ve algısı değişen, kendi tasavvufi macerasını anlattığı kitaplarıyla dünyada tanınan bir şufi olan Muhyiddin Şekur yolculuğunu ve tasavvufa dair görüşlerini Aktüel'e anlattı.

Özel Röportaj

Hayatın sadece maddi boyutuna değil mana boyutuna da kafa yoran Muhyiddin Şekur yıllar önce tasavvufla tanışır. Amerika'da arkadaşlarının ısrarı üzerine camiye giren Şekur'un dikkatini duvardaki “La İlahe İllallah"
yazısı çeker. Yanındaki Mecid Bacı’ya anlamını sorar. Mecid Bacı "O en dışın da dışında, en için de içindedir" der. Bu cevap Şekur'un tasavvuf yolculuğunu hızlandırır. Doğu'da uzun seyahatlere çıkar. Bu yolculukların birinde Arabistan'da bir konferanstadır. Kendisine bir mürid yaklaşır ve öbür dünyada bulunan Şeyh Abdullah
Dağıstani'nin kendisine selamı olduğunu söyler ve hayatıyla ilgili bütün ayrıntıları anlatır.
İkinci hayret verici olayı ise dünyanın tanıdığı Şeyh Nazım Kıbrısi'nin. mürşidi Şeyh Abdullah Dağıstani'nin kendisine gönderdiği bir emanet olduğunu söylediğinde yaşar. Biz de bu emanetin ne olduğunu sorduk, ama net bir cevap alamadık.
Şekur 80’li yıllarda tasavvufla olan ilişkisini yazıya döker. Başından geçenleri tüm içtenliğiyle anlatır. Bu anlatıların Türkiye’de ses bulmasının hikâyesi de oldukça ilginçtir. Senarist Ayşe Şasa, İbni Arabi'nin eserlerine ilgi duyar. Yurt dışından getirttiği kitaplar arasında Muhyiddin Şekur'un "Su Üstüne Yazı Yazmak" kitabının broşürünü görür.

Kitabı ısmarlatıp okuyan Şasa, duyduğu heyecanı Türkiye'deki okuyuculara da taşımak için yayınevlerinin kitabı tercüme etmesini ister. Nihayet kitap Türkiye'deki okuyucularıyla buluşur. Hatta 1993 yılında Kültür Bakanlığı’ndan ödül alır. Yıllarca kitaplar elden ele dolanır. Bugün kitabın kardeşi "Gölgeler Koridoru" meraklısıyla buluşmayı bekliyor.
Kalbinin tasavvuf yolundaki yürüyüşünü tüm çıplaklığıyla anlatan Şekur. tasavvuf yolculuğu
içinde müthiş kesitler olduğunu dile getiriyor. Matrix'te Neo olmak isteyenlere kapının açık olduğunu söylüyor, hatta "Yıldız Savaşları** filminin bir tasavvuf hikâyesi olduğunu iddia ediyor.



• Tasavvuf yolculuğunda farklı tarikatların yolundan geçmişsiniz. Birkaç tarikat yolunda yürümek mümkün mü?



Nakşibendilerle formel bir deneyimim oldu, ancak kendi mürşidim Halveti'nin Hayati koluna bağlı. Şeyhim kendi yolunda çok ciddidir, ancak çok geniş görüşlü bir insandır. Kendi tarikatımı "Alemi" yani "Evrensel" olarak

görüyorum ve çok şükrediyorum. Dünyaya geniş açıdan. "Şu şuradan" şeklinde ötekileştirmeden "sen-ben" diye ayırmadan bakmaya çalışıyorum. Sonuç olarak herkesin yürüdüğü bir yolu var fakat bir yerde oturup "Bizim yolumuz şöyle iyidir, en iyi biziz" diyemeyiz. Böyle bir iddianın olmaması gerekir.
Tasavvuf öyle bir yol ki "İnsanın kalbinde daha fazla sevgiyi nasıl uyandırabiliriz?"in yolunu

bulmaya çalışır. Zikir yaparken. Allah'ı anarken imanın derinlerine nasıl inilir, bunun yoludur.
Aslında farklı tarikatlardaki insanları değerlendirirken "Şu tarikattakiler şöyle dedi" demek yerine "Ne söylüyorlar" diye değerlendirmek güzel olanı.

• İnsan tasavvuf yolculuğunu karakter özelliğine uygun tarikatları seçerek mi yapıyor?

Bu seçim bir bakkal alışverişi gibi olamaz. Bir tarikattan öbür tarikata gezerek yapılabilecek bir şey değil. Beş tarikat gezip "Hangisini seçsem?" diyerek yapılacak bir yolculuk zor bir yolculuk olur. Aklınızı kullanarak beş mürşidin önüne geçip "Hangisini alsam" diye karar veremezsiniz. Bu olsa olsa bir vitrin gezintisi olabilir. Bir şey almayan "Windows Shopper" (Vitrin Müşterisi) haline gelirsiniz...



• Şeyh nasıl seçilir?

İnsanın dışarıya bakmadan önce kendi içsel süreciyle meşgul olması gerekir. Gerçekten isteyip istemediğiniz çok önemli, yoksa sizi dünyanın en büyük şeyhleriyle tanıştırabilirler fakat içinizde bir şey olup bitmiyorsa bir şey ifade etmez.



• İnsanlar bir kurtarıcı bekliyor... Tüketim toplumu alışkanlıklarının tasavvufa ne tür etkileri oluyor?



Söylediğiniz gibi işlerin tüketimle yürüdüğü bir dönemde yaşıyoruz. Her şey bizim dikkatimizi
çekiyor, gelişmiş cep telefonları, bilgisayar ve oyunları, internet, çok çeşitli müzikler, arabalar,
filimler, giyim kuşam... Bu cezbediciler kalbinizin derinliklerindeki tasavvufa ilgiyi çalmak
için hazırda bekliyorlar. Hayatlarımız oradan oraya çekiştirilerek geçiyor.

Ancak gecenin karanlığında her şeyin bittiği, telefonun çalmadığı, televizyonun kapandığı, şehrin sustuğu
anda, benliğinizin temel sorusunu duyarsınız: "Gerçekten mutlu muyum?" Eğer bu soruyu göz ardı etmek isterseniz elinize tekrar telefonu alıp oyun oynamaya devam edebilirsiniz.



"Yıldız Savaşları bir tasavvuf hikâyesidir**



• Tasavvuf âleminde "Yüzüklerin Efendisi". "Harry Potter" filmlerine benzer fantastik şeyler var mı?



Çok güzel bir soru... Bu filmleri heyecanla bekleyen insanları anlayabiliyorum. İlginç buldukları şeyi tahayyül edebiliyorum. Asıl soru "Neden fantastik filmler insanlara ilginç geliyor?"... 'Matristeki Neonun başına gelenler sıradan bir insan olarak benim başıma da gelebilir mi?" sorusunu da sormak gerekir. Aslına bakılırsa "Yıldız Savaşları" filmi de bu kategoride çünkü bütün hikâye tasavvuf hikâyesidir.



• Gerçekten bu tur fantastik şeyler yaşayabilir miyiz?

Bunu yaşamaya meraklı mısınız yoksa uzaktan izlemeyi mi sevivorsunuz? Yaşamanız bir ihtimaldir. Ben yaşayabiliyorsam sen de yaşayabilirsin. Sokaktaki kişi ile benim aramda bu açıdan fark yok.



• Paralel evrende dervişlerin kötülüklere karşı mücadelesi diye bir şey var mı?

Paralel evrende “Yıldız Savaşları”ndaki ihtiyacımız olan ışın kılıcı da içimizde.



• Şeyh Nazım'ın müridi Arabistan'da sizi buluyor ve ahrette olan Şeyh Dağıstani'nin size selamı olduğunu ve size emaneti olduğunu söylüyor. Size gelen emanet neydi?



Bana ne olduğunun başkaları için çok önemi yok. Bu emaneti açıklamamın başkası için ne ifade edip etmeyeceğinden emin değilim. Şeyh Nazım'ın müridi Abdullah Dağıstani'nin kendisini bana gönderdiğini söyledi.
Mürit beni tanımamasına rağmen benimle ilgili her şeyi söyledi. Üstelik bu âlemde olmavan birinin kendisini gönderdiğini söyleyerek...

Bu olayın gerçekleşmesi bile başkalarına nelerin mümkün olabileceğini gösterme açısından önemli. Tasavvufa samimi olarak ilgi duyan insanlar için bu olay yol gösterici olabilir.



• Peki, sahte şeyhler konusunda değerlendirmeniz nedir?

Eğer gerçekten bir mürşit arıyorsanız ve karşınıza biri çıktıysa kendinizi ona ne kadar teslim edeceğinizi ve güvenebileceğinizi iyi değerlendirmek gerekir. Mürşit olarak seçme ihtimaliniz olan kişinin karşısındayken

onu payesine göre değerlendirmemek gerekir. Onun karşısındayken kendinizi çok iyi gözlemlemelisiniz. Kalbinizde ve içinizde neler olup bittiğini iyi irdelemelisiniz. Eğer bulanık bir hâl varsa evinize döndüğünüzde Allah'a durumu anlatmalı ve dua etmelisiniz. Şeyhle mürit arasında çok açık ve dürüst bir ilişki vardır. Seçiminizden siz sorumlusunuz. Sorulması gereken soru: "Bu zata tamamen güvenebilir miyim?"

Aynı zamanda bu ilişkiyi robot gibi yürütemezsiniz. Aşama aşama ilerlemez. Bazen ileri bazen geri gidebilirsiniz.



***

"BU YOLCULUĞA KENDİNİZLE ÇIKIYORSUNUZ"

*Karşımızda yol gösterici bir mürşit olsa da kendimizi mi yaşıyoruz aslında?

İnşallah öyledir. Çünkü, bu yolculuğa kendinizle çıkıyorsunuz.

* Bilmediğimiz bir dünyada kendi başımıza yolculuğa çıkmak korkutucu ya da ürkütücü gibi duruyor?

Bazen korkutucu olabilir. Zaten bizler günlük yaşantımızda da korkuyla flört ediyoruz. Arabamızla hız yapıyor, tehlikeli işlere kalkışıyoruz. Tasavvuf yolculuğunda korkutucu görünen şeylerin inanılmaz heyecanlı ve ümit veren bir tarafı da var. Ve insan ilk kez gerçekten sevildiğini hissediyor. Gerçekten
yaşadığınızın farkına varıyorsunuz. Gece "Gerçekten mutlu musun?" sorusuna bu sefer "Yolculuğa hazır mısın?" sorusu ekleniyor. Bu soru dışarıdan, şeyhten değil yine insanın içinden gelen bir soru.



***

"KİTAP YAZDIĞIMIN FARKINDA DEĞİLDİM"

*Dünyanın pozitivizmden ve salt akıl çağından daha metafizik yöne doğru kaymaya
başladığı söyleniyor, önümüzdeki yıllar sizce daha mı mistik geçecek?



Yaradan'ın cömertliğine bağlı bir şey... Dünyanın ekonomik krizlerle, doğal felaketlerle çalkalandığı bir dönemde insanların maneviyata yönelmesi bir nimet... Eğer gerçek sevgiyi bulursak dünya yıkılsa bile güven duygumuzda bir sarsılma olmayacaktır, kayıp ve panik duygusu içinde koşturmayacağız.



* Türkiye'de çok seveniniz ve kitaplarınızın hayranları var. Bu hayran kitlesinin
samimiyetinizi zedelemesi riskinden korkuyor musunuz?



Bu yeni durum benim için de bir keşif süreci. Yazılarımın, kitaplarımın insanların üstündeki etkisini keşfediyorum. İnsanlarla karşı karşıya geldiğimde aslen beni tanıdığını söyleyenlerle karşılaşıyorum. Hayatımı kendi odamda yazı yazarak geçirebilecekken meşhur olmayı düşünmemiştim bile. 10 yıldan fazla zaman önce yazılmış ilk kitabımın hala coşkuyla okunduğunu öğrendim. Fakat ben insanları etkilemek için bunları yazmadım, kitap yazdığımın da farkında değildim. Tek yapmak istediğim şey en dürüst halimle yaşadığım tasavvuf tecrübelerini paylaşmaktı. Bu yazılarımı da yazmaya devam ediyorum. İnsanların ilgisi inanılmaz şükür duygusu uyandırıyor ve yazmaya teşvik ediyor.



Yeni Aktüel Dergisi, 2012 s.39-41.

***

MUHYİDDİN ŞEKUR KİMDİR?

Muhyiddin Şekur, 1947yılındaOhio/Cleveland'da doğdu.
Kent Eyalet Üniversitesinde psikolojik danışmanlık bilim dalında doktora derecesini aldı.
Daha sonra evlenen Şekur’un, İbrahim ve Naila isminde iki çocuğu oldu. Halen New York Eyalet Üniversitesi'nde
eğitim danışmanlığı doçenti olarak çalışıyor. ABD ve başka ülkelerde bireysel ve aile terapisi üzerinde çalışmalar
yaptı. Bunların en önemlisi ise Bosna'da savaş, soykırım, katliam konusunda yaptığı çalışma.

"Su Üstüne Yazı Yazmak" adlı kendi tasavvufi yolculuğunu anlattığı kitabıyla tüm dünyada tanındı.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 26 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye