Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Şems Divanında Aşkın Sesi
MesajGönderilme zamanı: 20.03.12, 22:27 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 20.03.12, 22:24
Mesajlar: 3
Şems Divanında Aşkın Sesi -1

Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Divan-ı Kebir veya Kulliyyat-ı Divan-ı Şems adıyla bilinen eseri, hiç kuşkusuz Müslüman ariflerin ve ediplerin görüş birliğiyle, şimdiye kadar ilahî aşk konusunda bir insanoğlu tarafından meydana getirilmiş en büyük ve en güzel şiir koleksiyonudur. Mevlana'nın dünya çapındaki şöhreti daha çok ölümsüz eseri Mesnevi dolayısıyla olsa da Şems Divan'ı da hakikat ve marifet erbabı katında çok yüksek bir makama sahiptir. Şems Divan'ına başka bir ad vermek istersek, onu “aşkın ve âşıklığın divanı”‌ olarak adlandırabiliriz. Bu muazzam kitabın sayfalarını birkaç saatliğine de olsa karıştıran her okuyucu, bu adlandırmada hiçbir abartıya yer olmadığını rahatlıkla görecektir.

Aşk, kitapla, dersle öğrenilecek bir şey değildir; bununla birlikte, aşkı Mevlana'nın hayret verici sözlerinden ve hallerinden öğrenmek mümkündür. Çünkü Mevlana, aşkın ve âşıklığın tartışmasız üstadıdır. Bu dünyanın bütün âşıkları, onun önünde ancak çıraklık rahlesine oturmuşlardır. Mevlana'nın varlığı baştan ayağa aşkla dolu olduğundan, onun semavî aşkının sesi, ölümünden yüzyıllar sonra bile şu dönüp duran gök kubbenin altında yankılanmaya devam etmektedir.

Gerçi Mevlana şiirden ve şairlikten bıktığını ve yakındığını defalarca dile getirmiştir, ama yine de hiç kimse ilahî aşktan onun gibi söz edememiş; hiç kimse onun gibi aşkın biricik incisini delememiştir. Bu yüzden, hiçbir şairin gönlünün ve mayasının Mevlana'nınki kadar şiirle ve şairlikle yoğrulmadığını, hiçbir arifin ruhunun ve canının onunki kadar aşkla ve âşıklıkla kavrulmadığını söylemek mümkündür.

Mevlana bütün şiirlerinde çılgınca bir tutkuyla aşktan söz tmektedir. Sanki gönlünde, canında ve dilinde aşk kelimesinden başka hiçbir şey bulunmamaktadır. Allah aşkı, varlığını öyle kuşatmıştır ki vücudunun her zerresi bu aşkı terennüm etmekte, gözleri baktığı her şeyde yaratıcıdan başka bir şey görmemektedir.

Bu tebliğde, Mevlana'nın aşkı nasıl tarif ettiği, duygu ve düşüncelerinde aşkın makamının ve hakikatinin nasıl tecelli ettiği üzerinde durarak, sözü edilen ilahî aşkın Mevlana'nın sihirli sözlerine nasıl yansıdığına örnekler vereceğiz. Mevlana'nın irfanî görüşü konusunda doğru ve sağlıklı bir bakış yakalamak için, her şeyden önce onun irfanının, ilahî aşka, muhabbete, coşkuya, hale, vecde ve cezbeye dayandığının, bir başka deyişle teorik olmaktan çok pratik bir irfan olduğunun bilincinde ve farkında olmamız gerekmektedir.

Sufiler ve bu cümleden olarak Mevlana, âlemin ve Âdem'in yaratılış nedeninin aşk olduğuna inanırlar. Allah her şeyi aşk hatırına yaratmıştır. Varlık âleminin merkezinde aşkın yer alması bu yüzdendir. Gerçekte yüce Allah'ın zatından başka hiçbir varlık bizatihi mevcut değildir. Eşya, aslında bir hiçlikten ve mutlak bir yokluktan ibarettir. Bundan dolayı “mutlak varlık”‌ sadece âlemde eşini ve benzerini tasavvur etmek mümkün olmayan bir Allah'tır. Mevlana'nın deyişiyle, bizim varlık olarak adlandırdığımız şeyler, gerçekte varmış gibi görünen yokluklardan ibarettir ve bunların mutlak gerçeklikleri yoktur. Bu yüzden sufiler “Madem ki Allah birdir ve ondan başka hiçbir şey gerçek varlık sahibi değildir, o halde her şey O'ndandır, her şey O'nunladır ve her şey O'ndadır”‌ inancından hareketle, “Allah aşktır ve aşk Allah'tır”‌ sonucuna varmakta; Allah bir olduğuna göre, “aşk, âşık ve maşuk”‌ da birdir demektedirler. Bundan dolayı insanın Allah'a duyduğu aşk, gerçekte, bir olan Allah'ın kendi zatına duyduğu aşktır.

tebyan


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Şems Divanında Aşkın Sesi
MesajGönderilme zamanı: 20.03.12, 22:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 20.03.12, 22:24
Mesajlar: 3
Şems Divan'ında Aşkın Sesi -2

Bu ilahî aşkın sesi her nefeste sağdan soldan insanın kulağına gelmekte olduğu halde, herkes onun sesini duymaya güç yetiremez. Sadece nefs-i emmârelerini maddî ve dünyevî kayıtlardan temizleyen ve kendilerine baş kulağından başka bir kulak satın alan kimseler onun ayak seslerini duyabilir ve ondan tam olarak lezzet alabilirler. İşte Mevlana bu aşkın sesinin her nefeste kulağında yankılandığı nadir kişilerden birisidir.

“Her solukta aşkın sesi gelmede sağdan soldan;
Göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?”‌


Mevlana'ya göre, insanı göklere doğru yükselten, onu meleklerle arkadaş eden ve âlemlerin Rabbinin huzurunda sevinç içinde bulunduran işte bu aşktır. Çünkü insan aslı itibarıyla o yücelere aittir; onun asli vatanı ve şehri bu fani dünya değil, o baki ve gerçek olan âlemdir. Bu yüzden Mevlana şöyle demektedir:

“Göklerdeydik biz, meleklerdi bizim yârimiz.
Yine gideriz hepimiz, orasıdır çünkü şehrimiz.”‌


İnsan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak, yaratıcısını kendi ruhundan ruh üflediği bir varlık olarak feleklerden ve meleklerden daha üstündür. Bu ikisinden de ötelere geçmeyi başarırsa, Allah'ın kibriyasını kendisine menzil edinir. “Felekten de yükseğiz biz, melekten de yüceyiz. Neden geçmeyelim ikisinden de, ululuktur menzilimiz.”‌

İnsan, kimilerinin zannettiği gibi sadece bir avuç toprak parçasından ibaret değildir; aksine o kadar değerli bir cevhere sahiptir ki o cevher varlık âleminde başka hiçbir canlıya nasip olmamıştır. O tertemiz cevher insan ruhudur ve bu ruhun en mükemmel örneği, kâinatın yaratılış sebebi ve varlıkların övüncü olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a)'dır.

“Tertemiz inci nerde, toz toprak dünya nerde?
Ne diye indiniz, toplanın, ne işiniz var bu yerde?

Genç talihtir yârımız, can vermektir kârımız.
Âlemlerin övüncü Mustafa, kervanbaşımız, iftiharımız .”‌


Yukarıdaki beyitler Mevlana'nın irfanî görüşünü en güzel şekilde yansıtan ünlü gazellerinden birisinden alınmıştır. Şems Divan'ı baştan sona buna benzer gazellerle doludur. Mevlana gerek Mesnevi'de gerek Şems Divan'ında pek çok kez aşkın çeşitli anlamlarını tarif etmiş, her defasında yeni bir aşk tarifine ulaşmış, aşk ve âşıklık hallerinin sonsuzluğu nedeniyle nihayet aşkın tarif edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Bir yerde şöyle demektedir:

“Ey aşk herkese göre nice adın ve lakabın var.
Ben dün gece bir başka ad verdim sana: Devasız dert.”‌


Dertsiz aşk, meyvesiz ağaç gibidir.

“Aşk sözü dertsiz olursa meyve vermez,
Heves kulağından, dilden başka bir yere ulaşmaz .”‌


Aşkın mahiyetini ve hakikatini yine aşktan sormak lâzımdır. Çünkü güneşin delili yine güneştir. O zaman aşkın nazik kimselerin değil pehlivanların işi olduğunu yine aşkın kendisi söyleyecektir.

“Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.

Benim tercümanlığıma ihtiyacı yok; aşk, kendisinin tercümanıdır a oğul.

Aşk yufka yürekli naziklerin işi değil; aşk, pehlivanların işidir a oğul.”‌


Aşk, yaşanması ve tecrübe edilmesi gereken bir şeydir; çünkü işitmekle tatmak arasında büyük fark vardır.

tebyan


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye