Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Yesevî Neseb-nâmesi / Prof. Dr. Kemal ERASLAN
MesajGönderilme zamanı: 29.09.10, 11:59 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.12.08, 12:25
Mesajlar: 641
Yesevî Neseb-nâmesi

ÇEVİRİ: Prof. Dr. Kemal ERASLAN

Alıntı:
Bismi'llahi'r-rahmani'r-rahim

Neseb-nâme budur.

Sınırsız hamd ve sayısız senâ, "O herşeyi bilendir." âyetince nakliyyât ve ulviyyât âleminin sırlarına vâkıf ve muvâfık olan ve nakliyyât, akliyyât, sırlar ve gizlilikler âleminin nurlarının rumuzlarını keşfeden, "Senin kendini övdüğün şekilde seni övmek mümkün değildir." hadîsi ile övülen o Vâcibü'I-vücûd'un zâtınadır. Çünkü O'nun temiz salâvâtına olan iştiyaktan dolayı, onun kutsal bahçesinden esen rüzgârın kokusuyla insanların toplandığı meclisler kokulanır ve onun tahiyyât ve bereketleriyle, güneşe benzeyen yüzünden yansıyan ışıkla cennet sâkinlerinin bulundukları yerler nurlanır. Celâlet bahçesinin meyvesi ve risâlet çemeninin güldeste¬sinin nisârı ile selâmların en faziletlisi ve tahiyyâtların en mükemmeli "Sen olmasaydın, felekleri yaratmazdım." ezeli inayetine mahsus olsun.
Her türlü kusur ve eksikliklerden arınmış olan yüce Allah'ın hamdın¬dan ve Allah'ın sevgilisi, günah illetinin tabibi Hazret-i Muhammed Mustafa'nın, Allah'ın rahmeti ve selâmeti üzerine olsun, selâmından sonra, ashâblarının övgülerinden bilgili kimseler hayrette kalmasınlar ki bu hususta, hatırda tutmaları için ve yine bizden sonra gelecek evlatlara dayanak olması için, bazı aklı kısa kimselerin bizim nesebimizde tereddüt etmemeleri ve "Filân şahıs sahih nesepli değil." dememeleri ve bizi İmâm Takî'nin neslinden saymakla hata etmemeleri için bu Neseb-nâme 'yi yazdık. On sekiz bin âlemi yaratan bir ve var Tanrı, aziz ve celil olsun, bağışı umumî olsun, bize İslâm padişahlığını, kuvvet, yardım ve zafer verdi.
İlk atamız Hazret-i Âdem'den, Allah'ın selâmı üzerine olsun, sonra Âdem oğullarının efendisi, "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (âyetince) âlemin övüncü Muhammed Resûlu'llâh, onların aynası Alî-i Murtazâ'nın, Allah ondan razı olsun, oğlu İmâm Muhammed-i Hanefiyye. Onun iki oğlu var idi: Birinin adı Abdu'l-Mennân, birinin adı Abdu'l-Fettâh idi. Abdu'l-Mennân'ın oğlu Battal Gâzi, Rûm (Anadolu) hırıstiyanlarıyla savaştı ve Hıristiyanları helak etti. Abdu'l-Fettâh'ın oğlu Abdu'l-Cebbâr idi.
Abdu'l-Cebbâr'ın oğlu Abdu'l-Kahhâr (idi). Onun iki oğlu var idi: Birinin adı Abdu'r-Rahmân, birinin adı Abdu'r-Rahîm idi.
Abdu'r-Rahmân’ın iki oğlu var idi: Birinin adı İshâk Bâb, birinin adı Abdu'l-Celîl Bâb (idi).
Ataları Abdu'r-Rahmân Şâm padişahı idi, Abdu'r-Rahîm Şâmât padişahı idi Abdu'r-Rahmân vefat edince, İshâk Bâb atasının yerine padişah oldu. Küçük kardeşi Abdu'l-Celîl Bâb Yemen padişahı idi. İshâk Bâb dediler ki, "Ey amcam Abdu'r-Rahîm, benim gönlümde bir sözüm var, söyliyeyim." Kardeşleri, "Söyleyiniz." dediler. İshâk Bâb dediler ki, "Ebû Bekr-i Sıddîk'ın halifeliğinde Hâlid ibn Velîd'in oğlu Abdu'r-Rahmân on iki bin sahâbinin başına geçip Uz-kend, Ferğâna illerine varıp mûğ kâfirleri ile savaştılar. Namaz içinde bütün sahâbiler şehit oldu. Ve yine Aliyyü'l-Murtazâ halifeliğinde Kusem ibn Abbâs, Allah ondan razı olsun, ve Muhammed ibn Celîl otuz bin tâbiînlerin başına geçip Uz-kend, Ferğâna ve İsficâb illerine vardılar ve savaştılar, şehit oldular. Kusem ibn Abbâs başa geçip dostları ile Semerkand'a (varıp, orada) şehit oldular." Bundan sonra İshâk Bâb dediler ki, "Ey atamın kardeşleri Abdu'r-Rahîm, bu gün Tanrı rızâsı için bizler de varıp Ferğâna hırıstiyanları ile Resul hoşnutluğu için savaşsak, olmaz mı? Kâfirler bizleri güçlü ve kuvvetli diye duyarlarmış. İslâm için kılıç vursak, bizler onları imana davet kılsak." diyerek anlaştılar.
O vakit Hicret'den yüz elli yıl geçmiş idi. Ve yine güzel iş kıldılar, İshâk Bâb, Abdu'r-Rahîm Bâb'dan sordular: "Sizin kaç bin askeriniz var?" Abdu'r-Rahîm Bâb dediler: "Altmış bin askerim var, hepsi silahlı." Abdu'r-Rahîm Bâb (bu defa) İshâk Bâb'dan sordular: "Sizin kaç bin askeriniz var?" İshâk Bâb dediler ki, "Elli bin askerim var, hepsi silahlı." Ondan sonra Abdu'l-Celîl Bâb'dan sordular: "Sizin kaç bin askeriniz var?" Abdu'l-Celîl Bâb dedi ki, "Benim kırk bin askerim var, hepsi silahlı." Ondan sonra her üçü sözleşip askerin başına geçip harekete koyuldular. Şâmât'a geldiler, Şâmât'tan Tebriz'e geldiler. Tebriz'den Mâzenderân'a geldiler. Oradan Serahs'a geldiler, oradan Horâsân'a geldiler, oradan Belh'e geldiler, oradan Tirmiz'e geldiler, oradan Buhârâ’ya geldiler, oradan Semerkand'a geldiler, Semerkand halkını müslüman kıldılar. Oradan Uz-kend Ferğânasına geldiler, oradan Kâsân'a geldiler, Kâsân halkını müslüman kıldılar, Müslümanlık âşikâr oldu.
Uz-kend, Ferğâna illerinde iki mûğ padişahı var idi: Birinin adı Kârvân Şîş idi, diğerinin adı Uhşub idi. Onlarla savaştılar, onları öldürdüler. Kırk bin mûğ öldü, yirmi bin müslüman şehit oldu. Pek çok ganimetler aldılar, İslâm'ı yaydılar. Ondan sonra Şâş ve İspicâb illerine geldiler. İshâk Bâb ile beş tebe'-i tabiîn var idi. Birinin adı Hâce Kaffâl, birinin adı Hüseyn-i Vâsılî, birinin adı Çenârlık Ata, birinin ad. Abdu'l-Azîz, birinin adı Yavaş Bâb idi. Hâce Kaffâl’ı Şâş’ta halife koydular. Elli yıl halifelik kılıp müslümanlara Hikmet ilmi öğretti. Ondan sonra Şâş’ta toplandılar. Abdu'r-Rahîm Bâb Uygur ve Kumı-kend illerine vardılar, oradan Kâşğar'a vardılar. Orada bir hırıstiyan var idi, adı Müngüzlük Buğra Hân, Hırıstiyanca adı ile Bohtân idi. Onu imana davet kıldı ise, kabul etmedi, şiddetli çarpışma oldu, Bohtân’ı öldürdü. Altmış bin hırıstiyan öldü. on bin müslüman şehit oldu. Abdu'r-Rahîm Bâb Kâşğar'da otuz yıl padi¬şahlık kıldı. Arığlık'a Tafğaç Buğra Kara Hân atandı. Ondan sonra Almalık ve Kayalık illerini imana dâvet kıldılar, İslâm'ı yaydılar. Onun oğlu geniş Boz-balığ'da Kılıç Kara Hân atandı. Onun oğlu Sır-balığa gelip Boz Kara Hân (adıyla) atandı. Onun oğlu Tırâz'a gelip Evliya Kara Hân (adıyla) atandı. Onun oğlu Saryam'da Mansûr Hamîz Hân (olarak) atandı, kırk üç yıl padişahlık kıldı. Onun oğlu Çağrı Saryam'da otuz üç yıl padişahlık kıldı. Onun oğlu Kılıç Arslan Hân Otrar'a gelip kırk yıl padişahlık kıldı. Onun oğlu İsmâil Hân, onun oğlu İlyâs Hân, onun oğlu Ahmed Hân, onun oğlu Sançar Hân, onun oğlu Arslan Hân, onun oğlu Muhammed Hân, lakabı Bilgen Hân idi, onun oğlu Dâd Big Hân, onun oğlu Abdu'l-Hâlık Hân idi. Hepsi Otrar'da durdular (yerleştiler). Ürgenç sultanı Muhammed Sultan geldi, Bilgen Hân'ı öldürdü. Ondan sonra Otrar'a Kayır Hân'ı hân kıldılar, Bilgen Hân'ın nesli kesildi. Kayır Hân'ın aslı Kanglı idi. Ondan sonra Otrar mülküne oturanlar yardakçılar, zâlimler ve hırsızlar oldu.
Bundan sonra İshâk Bâb, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Saryam'a geldiler. Saryam'da bir padişah var idi, adı Körgüz lakabı Nehîb-dâr idi. Saryam halkı altmış bin evlik hırıstiyan üç yüz evlik köylü idi, hepsi hırıstiyan idiler. İshâk Bâb, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Nehîb-dârı imana davet kıldılarsa, Nehîb-dâr dedi ki, "Ben yetmiş atamdan ben hırıstiyanım. Benim dinim doğrudur. Seninle savaşırım." Üç gece gündüz savaştılar. On bin hırıstiyan öldü, beş bin müslüman şehit oldu. O şehit olanların ulusu tebe'-i tabiîn idi, İshâk Bâb’ın bayraktarı idi. Adı Abdu’l-Azîz idi. Yetmiş yerinden ok değdi, Saryam ilinde şehit oldu. Nehîb-dâr kaçıp Sôlhân'a vardı. Bir tebe'-i tabiîni Saryam'da halka Hikmet ilmi öğretti. Ondan sonra İshâk Bâb, Nehîb-dâr'ı Sôlhân'a koymadı. Üç gece gündüz savaştılar, on bin hırıstiyan öldü, yedi bin müslüman şehit oldu. İshâk Bâb Sôlhân'da Nehîb-Dâr’ı öldürdü. İslâm’ı yaydı, Müslümanlık âşikâr oldu.
Ondan sonra İshâk Bâb, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Karğalık'a geldi. Üç kat hisarı var idi, onu yıktı. Elli dört yıl padişahlık kıldı. Bütün mûğ hırıstiyanları imana davet etti, Müslümanlık âşikâr oldu.
Ondan sonra Abdu'l-Celîl Bâb Barçı-kend, Sar-kend ve Çâl-tersâ'ya geldi. Orada Kılıç Han adlı (bir) padişah var idi, hırıstiyanca adı Yeşmût idi. Kılıç Hân'ın iki oğlu var idi: Birinin adı Sarı elbiseli Ötemiş idi. Bin kişiye karşı dururdu, Çend padişahıydı. Yeşmût'u imana davet edince, iman getirmedi. Üç gece gündüz savaştılar, sayısız hırıstiyan öldü, pek çok müslüman şehit oldu, otuz bin asker kaldı. Ondan sonra Abdu'l-Celîl Bâb, Ötemiş elinde şehit oldu. Çend'in üst tarafında (kuzeyinde) Ögüz ırmağı kıyısında ziyaretgâh meydana geldi.
Ondan sonra İshâk Bâb, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, bu haberi işitince, otuz bin asker ile atlandı, Çend'e vardı. Kılıç Hân ile savaştılar, on iki bin mûğ hırıstiyan öldü, dört bin müslüman şehit oldu, yirmi altı bin asker kaldı. Kılıç Hân'ın oğlu Ötemiş'i tutup Karğalığ'a getirdiler, zindana saldı. Nice yıl zindanda koydu, iman getirmedi, kaleye koyup öldürdü. Ondan sonra İshâk Bâb Çâç'a vardı. Çâç'dan gelip Ka‘be'ye vardı. Ka‘be'den gelip Saryam'da cuma mescidini yaptırdı. İlk kısmını kendisi yaptırdı, üç bin beş yüz altın harcadı. İshâk Bâb'ın yüz yirmi yıl ömrü oldu. Doksan yıl Hızr aleyhi's-selâm ile sohbet etti. Otuz yıl dinsizler ile gazâ kıldılar. Ve yine Hazret-i İshâk Bâb, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, üç bin ere karşı durur idiler. Ve İshâk Bâb'ın mızrağının demiri on batman idi.
İshâk Bâb'ın, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, oğlu Hârûn Şeyh, onun oğlu Mü'min Şeyh, onun oğlu Mûsâ Şeyh, onun oğlu İsmâil Şeyh, onun oğlu Hasan Şeyh, onun oğlu Ömer Şeyh, onun oğlu Osman Şeyh, onun oğlu Muhammed Şeyh, onun oğlu İftihar Şeyh, onun oğlu Mahmûd Şeyh, onun oğlu İlyâs Hâce, onun oğlu İbrahim Şeyh. Onun iki oğlu var idi: Birinin adı Ahmed Hâce, diğerinin adı Sadr Hâce Şeyh (idi). Onun (Sadr Hâce Şeyh'in) iki oğlu var idi: Birinin adı Abdu'l-Melik, birinin adı Dânişmend Hâce, lakabı Zâhid Orung Koylakî idi. Abdu'l-Melik'in oğlu Mevlânâ Safiyyü’d-dîn, lakâbı Orung Koylakî idi. Abdu'l-Melik'in oğlunun adı Abdu'l-Alî, yâni Abdal Alî'dir.

Hamse
Şeyh Ahmed-i Yesevî'nin, Allah onun aziz ruhunu takdis etsin, faziletleri

Hâce Ahmed-i Yesevî'nin atası İbrahim Şeyh'in Ebû Mûsâ adlı bir ashâbı var idi. Ebû Mûsâ Hâce on beş yıl İbrahim Şeyhin hizmetinde halvet kıldı, İbrahim Şeyh, Ebû Mûsâ Hâce'ye Hızr aleyhi's-selâm işareti ile "Yesî ilinde sofra tut!" diye izin verdiler. Kırk üç yıl Yesî ilinde sofra tuttular, kırk yıl Hızr aleyhi's-selâm ile sohbet etti. O vakitte Yesevî Ahmed Hâce yirmi yaşında idi. Hızr aleyhi's-selâm dedi ki, "Ey Hâce Ahmed-i Yesevî, elini
bize ver!" Hâce Ahmed-i Yesevî ellerini onlara verdiler. Hızr Ata ellerini alıp dediler ki "Yüz yirmi yıl ömrünüz olsun. Ve yine pekçok müridli ulu şeyh olacaksınız.” Şeyh Ahmed-i Yesevî, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Saryam vilâyetinden gelip Yesî ilinde yerleşip yüz yıl şeyhlik kıldı. Şeyh Ahmed-i Yesevî, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, sabah namazının sünnetini Yesî'de, farizasını Ka‘be'de kılar idi. Ve yine cuma namazını hem Yesî’de hem de Hızr ile Ka‘be'de kılar idiler, ayrıca Saryam'da da kılar idiler, bayram namazını da aynı şekilde. Yine Sûfî Muhammed-i Dânişmend-i Zernûkî geldi, Ahmed Hâce Ata'nın hizmetinde kırk defa halvet kıldı. Ondan sonra Şeyh Ahmed-i Yesevî, Sûfî Muhammed-i Dânişmend'e izin verdi: "Git, Otrar'da sofra tut!" diye söyledi. Sûfî Muhammed-i Dânişmend Otrar'da kırk yıl sofra tuttu, yetmiş yıl Hızr aleyhi's-selâm ile sohbet etti.
Ve yine Sûfî Muhammed-i Dânişmend'in bir müridi oldu: Sükçük Hâce, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, idi. Yesevî Ahmed Hâce Ata huzurunda on iki yıl hizmet etti. Yüz on iki yıl ömür gördü. Üç bin müridi oldu. Seçkin müridi Evliya Melik idi, yerini Melik Ata’ya verdi. Melik Ata'nın doksan iki yıl ömrü oldu, Hızr, İlyâs ve abdâllar ile yetmiş yıl sohbet etti.
Yesevî Ahmed Hâce Ata’nın yüz yirmi yıl ömrü oldu. On iki bin seyyid müridi oldu. Kırk sûfî ile halvete girer, kır birinci günü çıkar idi. Yesevî Ahmed Hâce Ata Ka‘be'ye varır olsa, buluta binip varır idi. Ve yine "O şeyh ki kırk yıl halvet ile müridi terbiye etmese, o kimseye şeyhlik yaramaz.” diye söyledi. “Ve yine şeyh o kimsedir ki kendi günahına baksa, başkasına bakmasa, onun yoldaşı Hızr aleyhi’sselâm ve İlyâs olsa." diye söyler idi. "O şeyh ki (namazın) sünnetini burada kılsa, farizasını Ka‘be'de kılsa, ona şeyhlik helâldir, yoksa haramdır.” diye söylerdi.
Ve yine Süleyman Hâce Hakîm’e Ürgenç vilâyetini verdi. Doksan beş yıl ömrü oldu, yetmiş yıl Hızr aleyhi's-selâm ile sohbet etti. Beş bin müridi oldu. Yesevî Ahmed Hâce Ata her gün kendi yakasını tutup Hak taâlâya sığınır, yalvarmayla derdi ki, "İlâhi, âlem halkı doğru yola girdi, ben girmedim. Yesevî Ahmed Hâce Ata âhirete göçeceği sıra kendi yerini “kardeşimin oğlu” dediği Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî'ye verdi.
Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî'nin doksan üç yıl ömrü oldu. Elli yıl Hızr, İlyâs aleyhi s-selâm ile sohbet etti. Sûfî Muhammed-i Dânişmend'in bir kerâmeti buluta binip hacca varmak idi, Kaf’dan Kaf’a ulaşırdı. Mezarı Otrar'da Sûfi-hâne'dedir. Sûfi-hâne'nin yeri ve suyunu üç yüz kızıl altına halktan satın aldı. Sûfî Muhammed-i Dânişmend hânkahına vakf kıldı, amma Sûfi Muhammed-i Dânişmend'i "Şeyhim, atamsınız." diyerek Şît'in yeri, suyunu verdi. "Dokuz atamdan beri helâl mülkümdür. Başı Öküz dağından ayağı Karaçuk (dağına) kadar yüz koşluk yerdir. Tanrı, azîz ve celîl olsun, rızâsı için, Muhammed Resûlu'llâh şefaati için vakf kıldım."
Amma Karğalığ'da İshâk Bâb zamanından beri on bir atamız geçti. Bu Neseb-nâme Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî'ye kaldı, Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Bu Neseb-nâme Arap dili ile idi, Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî Türk diline çevirdi (aktardı), Hicret'den beş yüz kırk yıl geçmiş idi.
İshâk Bâb, Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Şâm vilâyetinden Türkistan vilâyetine İslâm’ı yayarak geldiler. Karğalığ'da üç kat hisar (kale) var idi, onu yıktı, Cuma mescidini bina kıldı. Karğalığ ilinde on bin evlik (halk) toplandı. Nerede mûğ hırıstiyan varsa, onları imana davet kıldı; iman getiren kurtuldu, iman getirmeyeni öldürdü. İshâk Bâb gazâya atlansa yüz bir er ile atlanır idi. Seksen beş yıl padişahlık kıldı. Hızr, İlyâs aleyhi’sselâm ile sohbet kılmak için seksen beş yıl sofra tuttu. Bir günde on kesimlik hayvan, yüz koyun kesilir idi. Bir gün İshâk Bâb oturmuş idiler; Hızr, İlyâs gelip dediler ki, “Her kim seni ziyaret etse, bizleri ziyaret etmiş olur.” Ve yine bütün peygamberleri ziyaret etmiş olur”. Amma Karğalığ’da İshak Bâb’dan Alî-i Murtazâ’ya kadar yedi ata geçmiştir.
Geldik İshâk Bâb'ın vakf kıldığı yerleri ve sularına O iminlik urung soğanın eski kent arkını açan, hisarını inşa eden, Cuma mescidini bina kılan İshâk Bâb'dır, Allah’ın rahmeti üzerine olsun. O uzun ağaç eğri su, yeşil göl su, tiken günbezi su, tekin tamı su, almaçuk su, bina değiştiren (?) su, üç baş su, iğdelik su, hâsnın su, uruç (?) su, kandakı su, akpınar kara taş su, bağa taş su, yumalak su, oğrak arslan su. Bu yerler ve bu sular İshâk Bâb'ın, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, helâl mülküdür. İshâk Bâb'ın dağının yerleri ve suları: O il kent arslanlık arkını açan, hisarını inşa eden, Cuma mescidini bina kılan İshâk Bâb'dır, (bunlar) İshâk Bâb'ın helâl mülküdür. Elderek (?) sarı kamış suyu Saryam'da cuma mescidine vakf kıldı. Hududu ağrım karadan (?) arslanlık sudan İkân'a ulaşır: Kızılca pınar su, kapadı (?) köprüye ulaşan su, kabacık su, baharık (?) su, harunluk (?) su, amrıka (?) su, pek parlak su, hâce çeşmesi kara tiger (?), top kayadan çıkan ince su. Bu adları yazılan yerler ve sular İshâk Bâb'ın ihya kıldığı helâl mülküdür. Doğruluk ve dürüstlük ile (söylenirse) hiç kimsenin tesiri yoktur.
Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, der: “Benim ulu atam İshâk Bâb zamanından Yesevî Ahmed Hâce Ata'ya kadar on bir atamız geçti. Ulu atamız İshâk Bâb'ın bütün helâl yerleri ve sularını hepsi ekin için kullandılar, sofrasını daima (açık) tuttular. Bu sebeple bu yerler ve suları bu Neseb-nâme içinde kaydettim. Benim vefatımdan sonra oğlum Zâhid'in çocukları, benim neslim bu Neseb-nâme'yi okusalar, aslıma bağlı kalsalar, ulu atam İshâk Bâb'ın helâl mülkü, yer ve sularını bilirler. Benden sonra iddia edip (bu yer ve suları) alırlar. Ulu atam İshâk Bâb'ın sofrasını Hak rızâsı için tutarlar. Dervişler ve mü'min müslümanlar yorulup acıkıp uzak yakından gelseler, yemek yapıp “Tanrı, azîz ve celîl olsun, kabul etsin.” diye dua kılsalar, geçmiş nesebim, hoşnud kılmış olurum. Bu benim dünyalığım olur, Tanrı, azîz ve celîl olsun, hoşnudluğu olur. 'Kıyâmet günü, inandık ve tasdik ettik, şefâatçı olurum.' diyerek, gerçekten bu sebeple ulu atam İshâk Bâb'ın helâl mülklerini bu Neseb-nâme içinde kaydettim.” Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, der: “Doksan üç yıl ömrüm oldu. Elli üç yıl Hızr ve İlyâs ile sohbet ettim. Ne kadar az ekin eksek, Hızr ve İlyâs dua kılar, Tanrı, azîz ve celîl olsun, o kadar çok bereket verir idi, artar ve taşar idi. Gelen, giden müslümanlar ve dervişler ile fazlalaşır, Tanrı, azîz ve celîl olsun, o kadar çok bereket verirdi. Gerçekte o sebepten ulu atam İshâk Bâb'ın helâl yerlerini ve sularını (kendimiz için) almadık, ekin ekmedik ve tasarruf kılmadık. Hızr ve İlyâs duası bereketiyle asla açlık görmedik, Tanrı, azîz ve celîl olsun, bize hiç sıkıntı ve darlık zahmetini göstermedi.” Yine Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî der: "Ulu atam İshâk Bâb'ın helâl mülkleri ve sofraları bana miras kaldı. Hakikatte ben mirasçıyım." Yine Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî der: “Benim vefatımdan sonra bu Neseb-nâme’yi okuyan kimseler, ulu atam İshâk Bâb'ın helâl mülklerini ve sofralarını dâva kılıp alsalar ve ulu atam İshâk Bâb'ın sofrasını câri tutmasalar (açık tutmasalar), yorulup acıkıp gelen dervişlere ve mü'min müslümanlara bakmasalar, kusur kılsalar ve (onlara) kolaylık göstermeseler, ben Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî, kıyamet günü, inandık ve tasdik ettik, olsa, o kimseye büyük hasım olurum.”
Karğalığ'da İshâk Bâb zamanından Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî zamanına kadar beş yüz kırk yıl içinde on bir atamız geçti. Bu Neseb-nâme onlardan geçerek Mevlânâ Safiyyü'd-dîn Orung Koylakî’ye, ondan da Zâhid Şeyh'e kaldı. Zâhid Şeyh'den Ahmed Şeyh Ata'ya kaldı. Ahmed Şeyh'den Bahâu'd-dîn Şeyh'e kaldı. Bahâu'd-dîn Şeyh'den Kutbu'd-dîn Şeyh'e kaldı. Kutbu'd-dîn Şeyh'den Abdu'llâh Şeyh'e kaldı. Abdu'llâh Şeyh'den Ahmed Şeyh'e kaldı. Ahmed Şeyh'den Hâce Ahmed Bâki Şeyh'e kaldı. Hâce Ahmed Bâki Şeyh'den Hâce Muhammed Amân'a kaldı. Ondan Hâce Ahmed Bâki'ye, ondan Hacı Âhûnd'a kaldı. Ondan Muhammed Hâce Ahûnd'a kaldı.


Prof. Dr. Kemal ERASLAN, Neseb-nâme Tercümesi, Yesevî Yayıncılık, İstanbul,1996, s.57-64.

_________________
"Bismillah dep beyan eyley hikmet aytıp
Taliblerge dürr ü gevher saçdım mena..."


Hazret-i Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî [ Qaddesallahu Teala Sırrahul-Azîz ]


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye