Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Türkiye'de Yayın Hayatı / Halil İbrahim Balkaş
MesajGönderilme zamanı: 08.08.12, 11:54 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
Bu Ülkede Yayın Hayatı Tam Bir Bataklık-1

Halil İbrahim Balkaş

26.07.2012

Emmanuel Kant’ın başyapıtı “Saf Aklın Eleştirisi”dir. Bu kitap insanlığın düşünce tarihinin en önemli eserlerinden biridir. Kant’ın ilk kitabıdır. Basıldığında Kant elli yedi yaşındadır. Yani Saf Aklın Eleştirisi elli yedi yıllık bir yaşamın ürünüdür. Şöyle de denilebilir: Emmanuel Kant bu kitaba tüm ömrünü vermiştir.

Şayet Kant bugün bu ülkede yaşıyor olsaydı…
Öncelikle kitabını bastıracağı bir yayınevi bulamazdı. O büyük eser büyük olasılık, gün ışığına çıkmadan, çıkamadan, insanlığa mal olmadan karanlıklar içinde yitip giderdi. Diyelim bir mucize gerçekleşti, o sırada bilge bir felsefeci bir rastlantı sonucu yayınevinin kapısında beliriverdi. Bu durumda Kant bu kitaptan ne alırdı?

Türkiye’de yayın yaşamına ilişkin bir sistemden söz edilecekse buna “Yüzdelikçi Sistem” adını verebiliriz. Sömürü üzerine bir yapılanmadır. Buna karşın mumla aranır olmuştur. Çünkü günümüzde uygulama alanı daralmış, popüler yazarların dışında kalanlar açısından geçerliliğini yitirmiştir.

Yüzdelikçi sistem şöyle çalışır. Diyelim bir kitap yazdınız. Kitaba konulan değerin yüzde kırkını yayınevi alır. Yüzde onu size verilir. Yüzde kırkı ellisi de dağıtımcının olur.
Dağıtımcı çek defterini elinde tutan kişidir. Aracı kurumdur. Bütün iş onda düğümlenir. Yayınevinin çekini keser, malı alır. Sonra kitapları belirli bir yüzdeyle kitabevlerine dağıtır. Alım-satım arasındaki para onun komisyonu, kârı olur. İpler her zaman için dağıtımcının elindedir. Sistem budur. Yüzdelikçi sistem budur.

Günümüzde dağıtım şirketleri satılacak kitaplar için değil satılan kitaplar için çek kesmektedirler. Bunda haklıdırlar çünkü üstlerine yağmur gibi gelen kitaplar nedeniyle işin içinden çıkamaz olmuşlardır ve satılmayan kitapların birikiminin, biriktiği ölçülerde iflâslara yol açtığını görmüşlerdir.

Aynı şekilde yayınevleri de koşullara kendi çözümlerini getirmişlerdir. Şayet bir kitabın yayınlanmasını istiyorsanız basım maliyetini sizin karşılamanız gerekmektedir. Satıldığı kadarının yüzde onunu alabilirseniz alırsınız. Satılmayanlar elinize tutuşturulur.

Daha anlaşılır kılmak için rakamlar verelim:
Yüz sayfalık kitabınıza on lira değer biçilsin.
Bin adedi için basım maliyeti kitap başına yaklaşık bir lira olur.
Yayınevi bir lirası basım maliyeti olmak üzere dört lirasını alır.
Sizin hakkınıza yüzde on yani bir lira düşer. Alırsınız.
Dört ya da beş lirası dağıtımcının olur.
Dağıtımcı bir ya da iki lirasını alır, üç lirası kitabevinin payına düşer.
Satılırsa…
Satılmazsa günümüzde sizden başka kimsenin kaybı olmaz.

İngiltere’de 1990’larda Umberto Eco’nun bir romanı yayınlanır. İlk baskı 100 pound’tan satılır. Yani bizim paramızla 200 liranın üstünde. Kapış kapış gider. Herhalde orada Umberto Eco yüzde on, yüzde yirmi almamıştır. Oturmuştur yayıncısıyla masaya, 300 bin, 500 bin pound mu, bir, üç, beş milyon pound mu, her neyse kesmiştir hesabını çekip gitmiştir.
Olması gereken budur. Kitapların alım satımı yüzdelikli oranlarla yapılırsa yemek tarifi kitabıyla “Saf Aklın Eleştirisi” değeri bakımından ayrışmaz. Ayrışması gerekir. Ayrışmadığı için bir sömürü düzenidir. Şöyle:
İster yemek tarifi kitabı olsun ister “Saf Aklın Eleştirisi”, her ikisi için de basım maliyeti sabittir (Sözgelimi yüz, yüz elli sayfalık ortalama bir kitabın basım maliyeti ofset basımda binin altında olmamak kaydıyla kitap başına bir liradır). Her iki kitap için yayınevi, dağıtımcı ve kitabevi açısından uygulamalar arasında en ufak bir fark olmayacaktır. Yayınevi, Dağıtımcı ve Kitabevi açısından yetmiş sayfalık kitaba yapılacak uygulamayla yedi yüz sayfalık kitaba yapılacaklar arasında da yine en ufak bir fark olmayacaktır. Yani söz konusu sektör açısından satılabilecek bir kitabın içeriğinin hiçbir anlamı ve önemi yoktur, olamaz, olması da gerekmez. Sektör için tüm kitaplar birer ticari metadır, onlar için amaç kazançtır.

Öyleyse yetmiş sayfalık bir kitap için diyelim bir lira kazanç elde ederken, hiçbir farklı uygulama yapmadığın yedi yüz sayfalık bir kitap için ne diye yirmi, otuz lira alacaksın. Yemek tarif kitabını on iki buçuk liradan satarken ve ondan diyelim kitabevi olarak üç lira kazanırken, kırk liradan satılan “Saf Aklın Eleştirisi” adlı kitaptan ne diye on lira almayı kendine hak görüyorsun?
Sektör kazanç hırsıyla yazara sadece kemik atmaktadır.
Oysa fiyatlar sabitlense şöyle bir durum ortaya çıkacaktır:
Yayınevi bir liraya mal edeceği kitap için vergisi algısı, kazancı içinde dört lira alsın.
Dağıtım firması ne tür kitap olursa olsun her biri için bir lira sabit ücret alsın.
Kitabevlerinin kazancı da türü ne olursa olsun her kitap için 2 lira olsun.
Toplayalım: Her şey içinde yedi lira. Bu fiyat yemek tarifi kitabı için de “Saf Aklın Eleştirisi” için de geçerli olacaktır. Şayet yemek tarifi kitabının satış fiyatı on iki buçuk lira olursa yazarı kitap başına beş buçuk lira kazanmış olacaktır. Saf Aklın Eleştirisi” kırk liradan satışa çıkarılmışsa yazarı kitap başına otuz üç lira alacak demektir. İşte bir ömürlük kitapla bir yemek tarifi kitabının ayrışması böyle olur.
Şayet Kant bugün bu ülkede yaşıyor olsaydı…

“Saf Aklın Eleştirisi” adlı kitabı günümüz Türkiye’sinde basılır mıydı? Basılsa bile satılır mıydı? Satılsa bile bir yemek tarifi kitabından daha değerli tutulur muydu?
Özel Girişimci Türk Basın ve Yayın Dünyası’nın cılkı çıkmıştır. Özel Girişimci Türk Basın Yayın Dünyası’nın içine düştüğü durum budur.

Tüm bu bitik duruma karşın kitap piyasasının tüccarları yine de liberal bir söylemle mevcut düzenin savunusunu gayet mantıklı bir biçimde yapacaklardır: “Bu ülke özgür bir ülkedir. Kitabını bize bastırman için seni zorlayan mı var birader?”
Çok haklıdırlar, çok!

Bu memlekette nasıl yazar olunur, bu memleketten nasıl bir düşünce insanı çıkar bunu ben de bilmiyorum, bunun yanıtı bende yok. Gerçekte kimsede yok.

Haber Lotus


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye