Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 08.04.10, 08:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
TASAVVUF ve GENÇLİK -I-

Dr. HAYATİ BİCE


16-02-2010

Şeyh Şamil, Necmeddin Kübra, Şerafeddin Dağıstanî gibi isimlerin Kafkasya’da Rus işgalcilerine; Türkmenistan’da Moğol yağmacılarına; Yalova’da Yunan palikaryalarına karşı organize edilen savunmalarda ve fiilî savaşlarda sergiledikleri yiğitlik, halkın direnme azmini zirveye ulaştıran öncü tavırları mutlaka hatırlanmalıdır.

***
Resim


Dr. HAYATİ BİCE`nin analizi

TASAVVUF ve GENÇLİK -I-

-Kadim Bir Gelenek / Yeni Bir Tarz -

Geçtiğimiz aylarda kaleme aldığım “Tasavvuf” konulu iki yazım ile ilgili olarak tarafıma ulaşan yansımalar “tasavvuf ve gençlik” ekseninde bir yazı yazmamı da zorunlu hale getirdi. Tasavvufî pratiğin ülkemizde -neredeyse yüzyıldır- kurum halinde örgütlenmiş geleneğinden koparılmış olduğu gerçeği bu konuda somut verilere dayanan ve genel hükümler çıkartılabilcek derecede ayrıntılı ve yaygın gözlemlerin ürünü bir inceleme yapmayı güçleştirmektedir. Ancak İslâm ülkelerinin bazılarında tasavvufi kurumlaşmaların nisbeten korunduğunu bildiğim için “Tasavvuf ve Gençlik” konusunda İslâm coğrafyalarında yaşanan gerçekliğin ne olduğunu düşünürken bir vesile ile Mısır’da yapılmış ilmî bir seminerde “Tasavvuf ve Gençlik” eksenli bir tartışmanın özetlenmiş notlarına tevâfuken ulaşmam mümkün oldu.(1) Bu notları incelediğimde konunun tüm İslâm ülkeleri için ne kadar önemli ve ne kadar da güncel olduğu ortaya çıktı. Dünyanın globalleşmesi, giderek İslâm ülkelerindeki sorunları da dönüştürüyor ve benzeştiriyordu. Anlaşılan o ki, gençliğin İslâmi kavram ve pratiklere yabancılaşması bugün sadece ülkemizde değil tüm İslâm ülkelerinde de yaşanan bir sorundur ve bu süreç İslâm toplumları içerisinde olumsuz anlamda derinleşerek yol almaktadır.

Tasavvufun toplum içerisindeki yeri ve işlevi konusuna sadece antropolojik bir tanımlama yapmak için akademik bir ilgi ile bakan Prof. Dr. Tayfun Atay’ın güncel birkaç yazısında -burada değerlendirilen konudan tamamen habersiz olarak- tasavvuf ile ilgili güncel konularda yaptığı bazı değerlendirmeler(2) de konuyu gençlik açısından yorumlamak gereğini hissettirdi. Konuya ironik bir yaklaşımda bulunduğu izlense de Atay’ın çoğu ‘İslâmcı’ aydının algılayamadığı bazı tasavvufî incelikleri fark etmesi dikkat çekicidir.

Sorunların benzeşmesi çözüm arayışlarının da benzer bir seyir izlemesi sonucunu doğurmaktadır. Bu çerçevede Mısır’da ağırlıklı olarak Ezher Üniversitesi kökenli bir tartışmacı grubunun rol aldığı “Tasavvuf ve Gençlik” tartışması ülkemiz için de geçerli bir çerçeve çizmektedir. Bu nedenle Mısır örneğindeki tartışmayı kısaca özetleyip ülkemiz ile ilgili -ve hatta global çerçevede- neler yapılmalı sorusunun cevabını aramak niyetindeyim. (Konu ile ilgili çalışmam sırasında gördüm ki bu konuyu bir makalede çerçevelemek mümkün olamayacak. O yüzden bu makalede önce Mısır örneğinden yola çıkarak “Tasavvuf ve Gençlik” konusunun arkaplanını ele alacağım. Ülkemize ilişkin değerlendirmem ise ikinci yazıda yer alacak.)

Mısır Örneğinde Tasavvufî Hayat ve Gençlik Tartışması

Mısır tasavvufî kurumlar olan tarikat faaliyetlerinin serbest olduğu; camilerde zikir meclisleri düzenlenmesi olağan karşılanan bir İslâm ülkesidir. Tarihinin çok uzun süreli sayılabilecek bir döneminde Osmanlı coğrafyasının bir parçası olarak yaşayan Mısır’da tüm İslâm tarikatlarının izlerine rastlamak mümkündür. Bedevîyye, Şaziliyye; Düssûkiyye gibi büyük sufî ekollerinin kurucularının ülkesi olan Mısır’da Yeseviyye’den bugün ülkemizde ismi dahi bilinmeyen Halvetiyye’nin Demirtaşiyye koluna kadar birçok irili ufaklı tasavvufî grup da neşv ü nemâ imkânı bulmuştur. Bu nedenle tasavvuf ve gençlik konusunun bu ülkede gündeme gelmesi ve üst düzeyde bir akademik programda ele alınması –benim için- şaşırtıcı bir konu olmadı. Tarihî zemin bir tarafa şiddet eğilimlerinin kaynağı haline gelmekte olan ‘selefî’ eğilimlerin ‘tasavvufi geleneğe açtıkları savaş’ da, sûfi gelenek mensublarını rahatsız eden ve tasavvufu savunma gereğini zorlayan güncel bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış durumdadır.

Mısır Sûfi Tarikatlar Meclisi Başkanı ve Kahire Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî “Tasavvuf ve Gençlik” başlıklı toplantının içeriğini "Gençleri ilim ve yaşayış açısından İslâmi değerlere bağlı olarak nasıl yetiştirebiliriz? Gençleri, "İslâm`ı örnekle yaşamak" demek olan tasavvuf yoluna tekrar nasıl cezbedebiliriz?" konuları olarak tanımlamıştır. Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî, gençlerin rol modeli olacak kişilik örneklerinin ortaya konulmasının önemine işaretle şunları söylemiştir: “Zamanımızda gençlerin özeneceği bir takım yüce değerleri temsil yeteneğini taşıyan; okulda, üniversitede, işyerinde ittiba edip her sahada örnek alabilecekleri örnek-ideal şahsiyet meselesi büyük önem kazanmış bulunmaktadır. Bu örnek şahsiyetlere duyulan ihtiyaç bugün her zamankinden daha çoktur.”

Aynı ihtiyacın ülkemiz için de geçerli olmadığını kim iddia edebilir?

Selefiyye ile sûfiler arasında meydana gelen ve gündelik hayata dahi yansıyan birçok zararlar getiren mücadelenin esasına dair bazı açıklamalar yapan Taftazanî, son zamanlarda İslami eğilimli gençler arasında yayılma istidadı gösteren ve sonuçta ‘şiddet’i kutsayan organizasyonları besleyen selefilerin her yerde sûfiler ile sert çekişmelere girmesinden en çok istifade edenlerin İslâm düşmanları olduğuna işaret ederek selefiyye ile sûfiyye rekabetinin yersizliğine dair noktalara şu sözlerle değinmiştir: “Çünkü selefiyye imamları tasavvufu kabul etmiş ve onu inkâra veya redde kalkışmamışlardır. Selefiyye imamları olarak kabul edilenlerin eserlerindeki fikirlerinden kendilerinin hiç de manevi kavramlardan ve tasavvufi izahlardan uzak olmadığı anlaşılmaktadır. Meselâ sûfiyyenin ele aldığı tevbe, şükür, sabır, rıza, tevekkül ve benzeri makam ve hal denilen ıstılah ve manaların her mü`min için gerekli olduğu selefi imamların kitaplarında da belirtilmiş ve hatta tasavvuf imamlarından çoğu kabul edilerek fikirlerine saygı gösterilmiştir. Bunlardan İbnu`l-Kayyim, tasavvufu inkar etmediği gibi tasavvufi sahada sayılabilecek “Medâricü’s-Sâlikîn” isimli değerli eseri yazmış ve bu eseri ile açıkça tasavvufi ekole dahil olmuştur. Tarihe bakarsak Sûfiyye ile selefiyye arasındaki sert çekişmenin esaslı ve kitabî bir dayanağı yoktur. Selefiyye ile sûfiyyenin İslâm düşmanları karşısında bir araya gelerek güç birliği yapmaları mümkündür. Çünkü tasavvuf aslına uygun şekilde doğruca anlatıldığı ve gerçek manasıyla tanıtıldığı zaman, tasavvufun bir eğitim ve davranış sistemi olduğu ve bu sistem sayesinde İslâmi faziletleri benimseyip yaşamanın mümkün olacağı anlaşılmış olur.

Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Hüseyni Ebu Ferha “Gerçek Tasavvuf”un kaynağının Kur`an ve sünnet olduğunu söyleyerek sufîyi şöyle tanımlamıştır: “Sûfi, diğer müminlerden ubûdiyetindeki sadakat ile temayüz eder. O Rabbinden razıdır. O`nun kaza ve kaderinden de hoşnuttur. Allah`ın emirlerini Kur`an ve sünnetin gösterdiği şekilde ifa ve icra eder, farzların dışında nafilelere de devam eder.”

Zikrin önemine dikkat çeken Ebu Ferha: “Her farz cinsinden nafile ibadet vardır. Kelime-i şehadetin nafilesi de zikr-i ilahiye ve tevhid zikrine devam etmektir. Bu yüzden mutasavvıflar müridlerini her zaman ve mekanda devamlı surette ve muhtelif şekillerde Hakk`ın zikriyle meşgul olmaya teşvik ederler. Ubûdiyet anlayışı kemaline ulaşıp, insan kendisinde bir varlık görmemeye ve bütün mahlukatı Cenab-ı Hakk`ın kulu olarak görmeye başlayınca Allah`ın yarattığı hiçbir varlığın diğerine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini anlamaya ve tevhid ile imanın hakikatine ulaşır.” der.
Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdülmun`im Hafâcî ise kendi kuşağının tasavvuf sevgisi ile büyüyüp tarikat yoluna yöneldikleri belirtir ve tasavvufî bazı uygulamalardan yola çıkarak “şirk” olarak yaftalayanları uyardığı konuşmasında: “Nafile ibadetleri, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta hassasiyeti, sadece Allah rızası için tavsiye eden tasavvuf Allah`a yakîn derecesinde imana çağıran bir akidedir. Gerçek ubûdiyet, iman-ı kamil ve akidenin en üst düzeyidir. Tasavvuf sahih inançla, amel yoluna çıkmak ve ideal insanî değerleri benimseyerek yoldaki güzel örneklere uymak, ahlâk ve amellerde imanın gereğini yapmaktır."Tasavvuf tevessül ve kerametten ibarettir" diyerek, onu "şirk" saymak hangi insafa sığar? Tasavvuf tüm suçlamaları aksine şirkten ve müşriklerden uzaklaşmaktır.” demiştir.
Dr. Abdülmun`im Hafâcî daha sonra “tevessül” ekseninde sûfilerin “şirk” ile suçlamasına değinmiştir: "Herhangi bir insanın kainatta kendiliğinden bir şeylere kadir olabileceğine, başkasına fayda veya zarar verebileceğine, başkasını öldürüp diriltebileceğine, hasta edip şifa verebileceğine inanan kim vardır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunabilir mi?" Bütün bunlar aslı, esası olmayan, batıl teviller, tasavvufun aslına uzak düşüncelerdir. Tasavvufî düşünce insanın kalbini iman, yakîn, havf, recâ, zühd, infâk, rızâ ve tevekkül ile dolduran, gönlünü aydınlatan bir düşüncedir. Bir insanın, (bir veli de olsa) başkasına zarar ve fayda verebileceğine, diriltip öldüreceğine, şifa verip hasta edebileceğine" kim inanır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunmaz.”

Sûfi Öncülleri Olarak Ashâb

Dr. Hüseyni Ebu Ferha, “Gerçek Tasavvuf Erbabı Ashabın Günümüzdeki Temsilcileridir” tesbiti ile çok önemli bir noktaya işaret etmiştir: “Gerçek tasavvuf erbabı, günümüzde bu ümmetin selefi dediğimiz ashâb-ı Rasûlullah`ın temsilcileri durumundadır. Nafile ibadete itina ederek Hak dostu olanları hatırlamak gerekir.” Tasavvufun metodunu “insanları nafile ibadetler vasıtasıyla Allah`a yaklaştırmaktır ve bu yöntem “selef-i salihîn” yolu olarak bilinir.” diye tarif eden Muhammed Tahir Hıraşî, asr-ı saadetten örnekler verir: “Allah Rasûlu`nün ashabın gençlerini eğitimindeki metodu da, nafile ibadetler vasıtasıyla Allah`a yaklaştırmak şeklinde idi. Yine Rasûlullah (s.a.v.), Hazret-i Ali (k.v.)`yi genç yaşında olmasına rağmen bazı beldelere kadı olarak göndermiştir. Yine Muaz b. Cebel (r.a) Rasûlullah (s.a.v.) tarafından Yemen`e vali olarak gönderildiği zaman 12-13 yaşlarında idi.”

Rasûlullah ve ashâbı arasındaki ilişkiyi ‘tasavvuf’ olarak tarif eden Ahmediyye tarikatının önderi Şeyh Hasan Şinnavî: “Allah, Rasûlü’ne risalet görevini verip, nur-ı mübini lutfedince ashâbı bu suretle rabbani hidayetten faydalandılar ve O`nun mescidinde ilk tasavvuf büyükleri, geceleri âbid, gündüzleri mücâhid olan öncü sûfiler yetişti. Manevi safvetin ve tasavvufun ilk devirlerinde tasavvufu Allah Rasûlü’nden öğrenmiş olan suffe ehli tasavvufun temellerini sağlayanlar olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.) manevi temizliğe, iffet ve imana çağırdığı gençlerin gönüllerine tasavvuf esaslarını yerleştirmeye son derecede dikkat etmiştir. Nübüvvet mektebinde yetişen bu gençlerden en iyi bilineni Hazret-i Ali (k.v.)’dir. Rasûlullah (s.a.v.)`in gençlerin gönüllerine tasavvuf tohumlarını ekmesinin hikmeti, onların imanın koruyucuları, ümmetin temel taşları olmasındandır. Bunun için Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) "Allah Teali beni beşir ve nezir bir peygamber olarak gönderdiğinde gençler bana tabi oldu, ihtiyarlar muhalefet etti." buyurmuş, sonra da: "Sonra üzerinden uzun zaman geçmek suretiyle kalpler katılaşmış." (el-Hadid 57/16) ayet-i kerimesini okudu.” demiştir.

Şinnavî, Rasûlullah (s.a.v.)`in gençlerin gönlüne yerleştirmeyi arzuladığı kuralların birisinin de "el-Hubbu Lillah- “Allah için sevmek” olduğuna işaret eder.

Sûfiler ve Cihad: Eleştiriler ve Gerçekler

"Sûfi önderlerinin cihad ile ilgili tavırlarının gençlere yeterince anlatılamadı”ğı da seminerde dile getirilen önemli bir tesbittir. Mısır Camiler İdaresi Genel Müdürü ünvanını taşıyan Şeyh Mansur Rifaî, ‘gençlerin neden tasavvufa yaklaşmak istemedikleri’ sorusuna cevap verilmesi gereğine dikkat çeker ve şunları söyler: “Çünkü sûfilerin vehim ve hayal içinde yaşadıkları anlatılagelen gençlere, büyük sûfilerin cihadla ilgili tavır ve davranışları gereği gibi anlatılamadı. Halbuki, Ahmed Bedevî ve İbrahim Düssûki gibi büyük sûfilerin, insanların gönlüne salih amel ve güzel ahlâkın tohumlarını ektikleri gibi cihadda da ordunun ilk safhalarında çarpıştıkları bilinir. Seyyid Ahmed Bedevî, yaşadığı çağın insanlarına ilim öğretir, insanları her türlü hayra, kemale ve hayat yansıyan amele yönlendirirdi. Fakat Ahmed Bedevî’ye dair hiçbir şey okumamış bazı kimseler, cehaletlerine bakmadan onunla ilgili şeyler yazmaya cesaret edebiliyorlar. Hatta bazıları İmam Şa’ranî ve Ali Havvâs gibi şeyhleri öne çıkartarak, "Sûfiler toplumda asalak olarak yaşadılar" diyebiliyorlar.

Oysa gerçek tam da onların söylediklerinin aksinedir. Tasavvuf erbabı, kendilerini toplumdan koparmadıkları gibi ibadet ve muamelatta halka örnek olmuşlardır. Bugün, basın-yayın organları doğrudan gençlerin zihninden bu örnek sûfi şahsiyetlerin izlerini silmeye ve unutturmaya çalışmasa da gözden uzak tutarak etkilerini ortadan kaldırmaktadır: "Hak gözlerden uzak tutulunca batılı yaygınlaştırmak kolay olur."

Sûfilere yönelik eleştiriler “bir lokma bir hırka” deyimi ile özdeşleşmiş olan bir tarif ile dervişlerin dünyaya müdahil olmaktan uzaklaştırıldıkları ve din düşmanları ile fiilî savaşta pasifize edildikleri şeklinde yoğunlaşmıştır. Buradaki sözlerden anlaşılıyor ki aynı söylemin içerdiği eleştirdiği Mısır’da yerleşik sûfilere de yöenltilmektedir. Daha önceki bir yazımda kısmen ayrıntısını verdiğim şekilde (3) ülkemizde iyi bilinen tasavvufî kişiliklerden Şeyh Şamil, Necmeddin Kübra, Şerafeddin Dağıstanî gibi isimlerin Kafkasya’da Rus işgalcilerine; Türkmenistan’da Moğol yağmacılarına; Yalova’da Yunan palikaryalarına karşı organize edilen savunmalarda ve fiilî savaşlarda sergiledikleri yiğitlik, halkın direnme azmini zirveye ulaştıran öncü tavırları mutlaka hatırlanmalıdır.

Ezher Üniversitesi’nin tanınmış öğretim üyelerinden Hadis Bölümü Başkanı Dr. Ahmed Ömer Haşim, tasavvuf aleyhdarı çalışmaların yoğunluk kazandığından yakınarak şunları söyler: “Şurası esefle belirtilmelidir ki, bazı dergiler tasavvuf ve sûfilere karşı harb ilan ederek halkın zihninde tasavvufa karşı şüphe ve toplumda inanç kargaşası meydana getirmeye çalışıyorlar. Bazı büyük muasır sûfileri ele alıp dil uzatarak itham etmekten, sövüp saymaktan çekinmedikleri gibi her türlü dedikodu, gıybet ve iftiradan geri durmuyorlar. Gençlere ahlaki ve manevi değerler kazandırılmasında tasavvufun rolünü görmezden gelerek gençliği tasavvuf saflarına çekme gayretindeki ehl-i tasavvufa yükleniyorlar. İşin şaşılacak tarafı o ki, bu dergiler, tasavvuf ve tasavvuf mensuplarına dil uzatırken materyalizm, siyonizm, Bahaîlik, dinsizlik gibi sapık akımları bir yana bırakıp onlarla hiç uğraşmadan -varsa da yoksa da- tasavvufla uğraşmayı maharet sayıyorlar…”

“Tasavvuf ve Gençlik” seminerinin moderatörü de olan Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî, gençlere yönelik İslamî daveti üstlenen tasavvuf ehli ve diğer müslümanların İslamî ahlâkı yaşanmalarının önemine dikkat çekerek: ”Bana göre herhangi bir İslâm davetçisinin her şeyden önce nefs terbiyesinden geçmiş olması, ikinci olarak da Allah`ın yoluna basiretle çağırması lazımdır. Nefs-i emmâresini terbiye etmeden ve onu doğruluğa tam olarak ram etmeden davete kalkışan kimsenin daveti hiçbir anlam ifade etmez.” sözleriyle İslâm’a hizmet aiddiası ile öne atılanlardaki söylem ve eylem farklılıklarındaki çelişkiye işaret ediyordu.

Taftazanî’nin şu sözleri ülkemiz örneğinde düşünüldüğünde de ne kadar anlamlıdır: “Tasavvuf kabalık yolu değildir... Bu yüzden sûfiler eskiden beri tevbe ihtiyacında olan günahkârların Allah’a yönelmelerini telkin ederler, isyankarların gönüllerine bile ümid tohumları ekerek Allah`ın yoluna çağırırlar.”

----------------------------
*Araştırmacı-Yazar

(1) Altınoluk Dergisi; Sayı:12-13.

(2) Prof. Dr. Tayfun Atay: On-Line Biat, Siber-İrşat ve Mevlânalar Savaşı
http://www.t24.com.tr/content/authors.a ... &author=52

(3) Dr. Hayati Bice: Global Planlarda Tasavvuf,
http://www.haber10.com/makale/16375/

KAYNAK: http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/1 ... IK--I-.php

Yazının ikinci bölümü :

http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/0 ... F--II-.php


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 08.04.10, 08:40 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
GENÇLİK VE TASAVVUF -II-.

"...Bugün vâkıa şu ki gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta güçlük çekiyor; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar tasavvufu insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak tanıtan yanlış düşünceleri değişirdi…"


***



Gençlik Sorunlarına Tasavvufî Çözüm

- “Muhabbet Kapısı”ndan Geçmek -

Dr. Hayati BİCE


“Tasavvuf ve Gençlik” başlıklı yazımda Mısır’da tasavvufi geleneğin gençliğe aktarılması konusundaki akademik tartışmalara değinmiştim. Sorunun ülkemize yansıyan yönlerinin çözümünde yardımcı olacak “Neler Yapılmalı?” başlığı altında -yine Mısır örneğinde tartışılmış görüşlerden de yararlanarak- bazı önerilere bu yazımda yer vermek istiyorum.

Ülkemiz Gençliği ve Tasavvuf

Tasavvufi etkinliklerin serbest olduğu Mısır’daki durumu göz önüne alırsak ülkemiz gençliğinin tasavvuf ile ilişkisini tahmin edebiliriz ve gençlik ile tasavvuf arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde oluşturulduğunu – maalesef- söyleyemeyiz. Lise dönemi edebiyat kitabındaki kimi tasavvufi metinler temelinde şekillenen kitabi bilgiler ile “tasavvuf” diye bir olgudan haberdar olan gençlerin ezici çoğunluğu için “ülkemizde yaşanan tasavvufi hayat” ile ilgili gözlem yapabilme -ve dolayısıyle bilgilenebilme imkanı- son derecede kısıtlıdır. Ailevî ilişkileri ile tasavvufun pratiği hakkında bir veriye erişemeyen ve tasavvufî bir gelenek ile irtibatı olmayan bir gencin, normal hayat süreçlerinde tasavvufi bir yola intisabı tamamen tesadüflere bağlı haldedir, denilse yeridir. Tesadüflerin yönlendirdiği bir gencin “sahih bir tasavvufî mecra”a ulaşıp ulaşamayacağı ise şansa kalmış bir durumdur. Bu rasyonel temellerden uzak ilişkinin sağlıklı sonuçlara varamayacağı (ve varamadığı) bellidir.

Konunun bir diğer yönü, teorik olarak tasavvufa duyduğu ilgi ile tasavvufun tarihi fonksiyonundan haberdar olan ve klasik tasavvufî kaynaklardan edindiği bilgiler ile tasavvufun ne olması gerektiği konusunda bir fikir sahibi olan gençlerin durumudur. Yeni Aktuel dergisinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Tasavvuf Yükselişte” kapak konusu ile işlediği dosya da bunun bazı ilginç işaretlerini vermiştir. (**) Son yıllarda tasavvufî klasik eserlerin günümüz Türkçesine aktarılma çalışmalarının artması ile bu gruptaki gençlerin sayısının arttığı gözlemlenmektedir.

“Tasavvufa meraklı” diyebileceğimiz gençlerin edindikleri teorik bilgiler ile tesadüfî olarak veya yakın çevrelerinden yönlendirilerek ulaştıkları tasavvufi kanallarda cereyan eden tasavvufî hayat arasındaki çelişkileri gözlemeleri bugün gençliğin tasavvufî hayata adaptasyonunda önemli bir engel olabilmektedir. Öyle ki bazen bu çelişkiler tasavvufa meraklı genci –maalesef- tasavvufî çevreden tamamen uzaklaştıracak kadar soğutucu olabilmektedir. Burada sadece “birazcık mürekkep yalamış ukala” gençlerin değil, ülkemizde yaşanan baskılayıcı kısıtlamalar ile ideal bir tasavvufî ortam oluşturma imkânından yoksun bırakılmış olan tasavvufî geleneğin de sorumluluğu vardır.

Gençlik, İnternet ve Tasavvuf

Son zamanlarda gençliğin bilgi edinme kaynakları arasında en öne çıkan internet ortamının tasavvufî hayatın anlaşılmasında ve yaşatılmasında giderek artan bir etkinlikte fonksiyon kazandığı gözlemlenmektedir. Ülkemizde yasaklar nedeniyle yıllarca gizemli bir halde kalmış olan zikir ritüellerini en nezihinden en ürkütücü olanlarına kadar internet ortamında izlemek mümkündür. Bu konuda birkaç örnek vermek isterim: Sudan’da kayda alınmış Semmaniye tarikatının son derece estetik ve düzenli “kelime-i tevhid zikri” veya Fas’taki bir Şazeli dergâhında koro halinde “salavat-ı şerife” icraını da internet video kanallarından izlemek mümkündür.

Diğer yandan Makedonya’da Osmanlı bakiyesi olarak günümüze kadar gelmiş bir Rufai dergahındaki ateşte kızdırılmış demiri yalayan veya vecde gelmiş müridin vücuduna şiş batırılması şeklinde “burhan” görüntülerini dehşet ile anlatan bir genç kıza bir diğeri İran’ın dağlık bir yöresinde kayda alınmış olan zikir meclisinde “kafaya kama çakılması” sahnesini (hakikaten vahşet denebilecek bir görüntü olduğunu söylemeliyim) görse ne yapacağını sorabilir. Tasavvufî pratik ve uygulamalar konusunda bilgisi olmayanların Hind-Pakistan bölgesi sufilerinin cezbeli rituellerini görmeleri halinde şaşkınlığa düşmemeleri de imkansızdır.

İnsanların merakını tasavvufa yönlendiren garîb sahneler yanında son zamanlarda tasavvufî pratiğin en önemli konusu olan biat konusunun da internet üzerinden yaygınlaşmağa başladığı gözlemlenmektedir. İnternet ile online biat alan bir tasavvufî eğilime sahip genç; bağlandığı yolun merkezi mekanındaki zikir ve sohbet ortamına da sanal alemden de katılabilmektedir. Diğer yandan tasavvufi bilgilenme açısından da -bugüne kadar ancak özel bir gayret ile oluşturulabilecek- sufî literatürü bilgisi internet ortamında herkesin rahatça erişebileceği bir yaygınlık kazanmıştır. Birçok internet forumunda tasavvufî konularda sorular ve yanıtların en ince ayrıntıları ile tartışıldığını da görebiliriz.

İnsanların -ve özellikle bulundukları fizyolojik ve psikolojik evrenin gereği olarak en hassas dönemlerini yaşayan gençlerin- nefslerini, emmâre düzeyinde kışkırtıcı materyali içeren internetin gençlere tasavvufî bilgi ve hatta eğitimin iletilme aracı olarak etkinlikle kullanılması konusunda tasavvuf ile teorik olarak ilgilenen akademisyenlerin ve tasavvuf pratiğini yaşayan mürşid pozisyonundaki önderlerin sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğun gereği, düzgün kanallar açılarak sağlıklı bir yönde yerine getirilmezse yanlış bilgilere dayalı vahim pratiklerin ortaya çıkması da kaçınılmazdır.

Tasavvuf ile İlgilenme Çağı

Tasavvuf ile ilgili bilgi ve görüntülerin hedef kitlesi belirlenmeden, bir şekilde tüm meraklıların önüne gelmesi tasavvufi bilgilendirme konusunda yeni bir değerlendirme yapılmasını gerekli kılmaktadır. Türk tasavvuf tarihine bakıldığında tasavvufun belirli bir İslami hayat pratiğine sahip olan kişilere teklif edilebilen daha rafine bir müslümanlık olarak sunulduğu görülür. Özellikle ülkemizde yaygın sûfi gelenek olan Nakşbendilik ekolü, tasavvufî bir hayatın yaşanabilmesi için öncelikle meslek ve iş sahibi olmanın gereğini öncelediğinden tasavvufi pratikleri yaşama çağı da olgunluk yaşlarına erteleniyordu. Oysa bugün yaşadığımız dünyanın şartları, internet ile doğup büyüyen gençliğin hiç değilse bilgilenme düzeyinde “sahih tasavvuf” ile tanışmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü bu ülkenin tarihinde belirleyici olarak yer alan tasavvuf ile -istense de istenmese de- neredeyse çocuk denilecek yaşlarda karşılaşılması söz konusu olmuştur artık.

Bu tesbitlerim Türkiye için olduğu kadar diğer İslam ülkeleri için de geçerlidir. Önlerinde onları sapıtan, fitneye düşüren bir takım engeller, onları şerre götüren pek çok tuzaklar bulunan gençlerin tasavvufî bir yaklaşımı benimsemelerinin, önlerinde yepyeni bir âlemin kapılarını açacağına işaret eden Dr. Abdülmun`im Hafâcî, Mısırlı gençleri dinsizliğe, cinselliğe ve benzeri sapık akımlara sevk etmeye çalışan pek çok akımın birlikte oluşturduğu tehdide dikkat çeker.

Konunun doğrudan doğruya özellikle gençler ile ilgili bir başka yönü daha vardır ki o da günümüzde ihmal edilemez bir olay olgu olarak önümüzdedir: Son yüzyılda nefsani dürtüleri azdıran ve tüm dünyada egemen olan Batılı hayat tarzı ile reklam edilen hedonizmin sınırları aşarak neredeyse ulaşmadığı ülke ve mekân bırakmayışı... Benzer bir değerlendirme yapan Mısır’daki Ahmediyye Tarikatının önderi Şeyh Hasan Eş-Şinnavî: “Maddenin ruha hükümran olarak esareti altına aldığı günümüzde; özellikle yaşadığımız çağda gençlerin tasavvufla irtibatının topluma hayırlı ve faydalı birer ferd olarak kazandırılmaları bakımından önemi açıktır. Dinimiz bizi ruhi yüceliklere, manevi olgunluklara davet ederken asrımızda tasavvufun büyük önemi olduğu açıktır.” sözleriyle tasavvufun nefsani güdülerin denetimindeki gerekliliğini vurgulamıştır. Mısır İslamî Bankası yöneticilerinden Ahmet Atıf ise, ülkesinde mevcut masonik cereyanlara ve Rotary kulüpler gibi ‘kökü dışarıda’ organizasyonlara karşı en faal mücadelenin tasavvuf ile yapılabileceği tesbitinde bulunmuştur.

Tasavvufun nefsanî arzu ve dürtülerin kontrolünde sağlayacağı faydaya bugünkü nesillerin -çok ama çok- ihtiyacı olduğu da kesindir. Nefsin emmâre düzeyindeki güdülerin esiri olmaması için gerekli otokontrolü sağlamakta tasavvufun sağladığı imkanları diğer İslâmi pratikler ile karşılamak çok zor görünmektedir. O halde “Gençliğin tasavvufi uygulama ve tecrübe konusunda bilgilenmesi için neler yapılmalı?” sorusuna tasavvufi gelenek içerisinde yanıt arama gereği vardır.

Tasavvuf Aleyhdarlarının “İslâmcı Gençlik” Kuşatması

Konuyu güncelleştiren bir husus ta -tasavvuf ehli gençliğe erişimi hedef edinmese bile- tasavvuf aleyhdarlarının müslüman ülkelerdeki gençleri propaganda hedefi yaparak gençliği tasavvuf ile -olumsuz yönde etkilemeğe çalışarak- tanıştırdıklarının da gözlemlenmesidir. Henüz ülkemizde Arab ülkelerinde -ve bu arada Mısır’da- olduğu kadar etkin olamasalar da gençlik içerisinde İslamî “fakat tasavvuf aleyhdarı” akımların faaliyette oldukları bilinmektedir. Kendilerini “selefi” olarak tanıtan kişi ve gruplar tüm dünyada yaygın bir tasavvuf karşıtı propagandanın yürütücüsü durumundadır. Tasavvufun maksatlı olarak uydurulan sözlerle yanlış tanıtılmasına karşı çıkan Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar’ın “Bugün vâkıa şu ki gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta güçlük çekiyor; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar tasavvufu insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak tanıtan yanlış düşünceleri değişirdi… Bu yanlışın tashihi de oldukça zordur. Tasavvufun miskinlik, hayatı terk ve sadece zikir ile nafile ibadete dayalı bir sistem olduğu şeklindeki anlayış temelde İslâm’ın sınırları dışında bir anlayıştır.” sözlerinin ülkemiz ölçeğinde de neredeyse birebir geçerliliği tartışılamaz.

Dr. Abdullah Neccar, ülkesindeki tasavvuf ve sûfiler hakkındaki yanlış algılamayı şöylece özetler: “Maalesef gençlerimiz tasavvuf aleyhinde oradan-buradan duydukları bir takım lafları tekrarlamakla yetiniyorlar ve insanlar düşünüp anlamadan; ölçüp tartmadan bunları tekrarlayıp dururlar. Gençlerimizin ve tasavvufa yanlış nazarla bakan kimselerin, tasavvufun ubudiyet derecelerinden biri demek olduğunu bilmeleri gerekir. Tasavvuf âlimlerimizin belirttiği gibi "Sûfi" ; "Abdullah" yani “Allah`a celâlinin gerektirdiği gibi kulluk eden” demektir. Tasavvufun dinin rükünlerinden veya imanın esaslarından biri yıkılarak onun yerine kaim olması tasavvur olunamaz. Aslında tasavvuf, gençlerimizin de bilmesi gerektiği gibi, insanın, dini iman, İslâm ve özellikle ihsan olarak anlayıp gereğini yerine getirmesidir. Sûfi, Allah`a kamil bir imanla inanarak, ihsan duygusuyla -Allah`ı görüyormuşçasına- ibadet eder. Veyahut da bazı sûfilerin dediği gibi haşyetle kulluk yapar. Tasavvuftaki haşyeti iyi anlamak zorundayız. Çünkü haşyetin manasının yanlış anlaşılması, gençlerin zihinlerinde yanlış düşüncelerin yerleşmesine sebep olur.”

Mısır Vakıflar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Abdullah Abdüşşekür ise tasavvuf karşıtlarının kötüleme çabalarına engel olunabilmesi için “gerçek tasavvuf”un gençlere ulaştırılmasının önemine dikkat çeker: “Gençlere tasavvufu klasik usullerle değil; açık ve net bir surette; tam olarak tanıtmamız; inanç değerlerini ve manevi önderlerini, sufîlerin yaşantılarını tanıtmak ve öğretmek gerekmektedir... Tasavvufun manasını gençlere iyice öğrettikten sonra, tasavvufi şahsiyetler anlatılmalı ki, gençler izleyebilecekleri yolu, görebilsinler… "Tasavvuf, kalbin kötü hasletlerden temizlenmesidir" diyelim… Kalb, sadr; yani bâtın tasfiye olduktan sonra bunun safiyeti dışarıya yansıyacaktır. Ahlakî ve ilmî değerler etrafında yapılacak sohbetler, İslâm ahlakının esaslarını şahsında taşıyan örnek insanların hayatları, birbirlerine karşı muameleleri ile ilgili günlük programlar, haftalık programlar, gençlerimizin kalplerine ulaşma yollarındandır. Gençlerimize amel noktasında da ehl-i tarikin değerlerini öğretmek zorundayız. Çünkü tarikat sadece bilinen ibadetlerden ibaret demek değildir. Ehl-i tarik ve sûfiler nezdinde gerçek ibadet, meslek olarak yapılan işlere varıncaya kadar her türlü insani faaliyeti kapsayan bir anlayıştır. Ebul-Hasen eş-Şazeli ihvanına "Çalışınız, çünkü dünyasında hayır olmayanın ahiretinde de hayır yoktur." derdi. Ahmet el-Bedevî de ihvanına şöyle nasihat ederdi: "Önce ekmeğinizi kazanın, sonra Rabb’ınıza ibadet edin." Gençler, bu değerli sözlerin tasavvuf önderlerine ait, şahsî tavsiye ve sözler olduğunu bilmelidir. Bu sözler bizi tasavvufun, şahsi kalp temizliği yanında toplum içinde yararlı çalışma ve üretim demek olduğu fikrine götürür. Tasavvuf aynı zamanda güven ve hoşgörüdür. Tasavvuf korkaklığı reddeder ve gerçek sûfi Allah`tan başkasından korkmaz. İnsan, mahlukattan korkmayıp kötümserliği terk eder, iyimser olarak yaşar.”

Dr. Abdullah Abdüşşekür, sözlerini İslâm dünyasının geleceği konusunda tasavvufun oynayacağı olumlu role ilişkin ümidi ile tamamlamıştır: “Gençlere sözün güzeli, üslubun kibar ve yumuşak olanı demek olan tasavvuf, söylem ve yaşayışın en düzgünü olan sûfilik somut olarak gösterilebilinirse İslâm ümmetinin talihi gülecektir.”

Gençliğe Önerilen Tasavvufî Çözüm

Çağımızın gündeme getirdiği gençlik sorunlarının çözümüne ve İslam ümmetinin istikbalinin güvence altına alınmasında tasavvuftan nasıl yararlanabileceği de tartışılmaktadır. Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar gençliği “İslâm’ın eğitim ve yetişmesine büyük önem verdiği, sağlam bir yönelişle hayata hazırlamaya çalıştığı ümmetin istikbalinin teminatı olan topluluk” olarak tanımlar. Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdülmun`im Hafâcî ise: “İslâm düşmanları, gençliğimizi ahlâken zaafa uğratarak, İslâmî düşünceyi ve dolayısıyle İslam dünyasının geleceğini zayıflatmak istiyorlar. Gençler, tasavvufi düşüncelerle donatıldığında sapık düşüncelere karşı en iyi silahla teçhiz edilmiş olurlar. Gençler, tasavvuf yoluna yönelerek istifade ederlerse, bu onlar için nefsani bir terbiye, ruhani bir eğitim vesilesi olur. Akıllarından, ruhlarından, şuur ve vicdanlarından nefsanî perdelerin kalkması sayesinde her şeyde ve her yerde; uyku ve yakaza halinde Allah`ın tecellilerini görürler.”” tesbitinde bulunur.

Tasavvufu, gençleri faziletli bir hayata ulaştırmak için ellerinden tutacak bir sistem olarak tanımlayan Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar, gençlerin nefslerinin esaretinden kurtarılması gereğini işaret eder: “Gençleri yetiştirme ve enerjilerini hayra yönlendirme yollarını araştırdığımız, toplum içinde bu idealleri gerçekleştirecek faal bir eleman olmalarını sağlamak istediğimiz zaman tasavvufun, gençliğin eğitimdeki tesirinden gafil olmamak gerekir.” Tasavvufu İslâm’ın “yaygın eğitim sistemi” olarak gören Neccar, tasavvuf hakkındaki yanlış yönlendirmenin bilhassa gençlik düzeyinde düzeltilmesi için gayret edilmesini ülkesinin ve İslam dünyasının geleceğinin garantisi için şart olarak görmektedir ve der ki: “Tasavvuf konusundaki yanlış düşüncelerin tashihi için öğretici ve uyarıcı yayınlara ihtiyaç vardır. Eğer gençlerimizin hayrı isteniyor ve onları düştükleri yanlış akım ve düşüncelerden kurtarmayı arzu ediliyorsa, sağlam İslâmî düşünceye bağlı her vesile ve kanaldan istifade ederek gencin zihnine ulaşma gerekir. Gençlerin tasavvufun bu önemini anlamalarını; eğitim ve basın-yayın ile meşgul olan kimselerin de çalışmalarını bu istikamete yönlendirmelerini diliyorum. Ki bu suretle tasavvuf, gençlerin hayatlarını düzeltmeye bir başlangıç teşkil etsin ve gençlerin çalışma hayatlarında sağlam imandan ve Allah`a karşı halis kulluk görevinin yerine getirilmesinden kaynaklanan esaslardan biri olsun.”

Gençlere Öneri: “Tasavvufa Muhib Olmak”

Gençliğe tasavvufu takdim etmekte, yüzlerce yıllık tasavvufi birikimin ortaya çıkarttığı terminolojide “muhib” olarak adlandırılan kavramı öne çıkartmak gerektiği kanısındayım. Bir tasavvuf yolunda biat alarak tarikat usulünün belirlediği günlük zikir ve tasavvufi pratikleri “mürid” olarak uygulaması tüm gençlik kitlesine genelleştirilemez. Bu hem zor, hem de uygulamada birçok soruna yol açacak bir öneri olurdu. Bunun tasavvufun teorisi ile de bağdaşmayacağı; tasavvufa intisab ile manevi yolculukta yol almanın ancak “ezeli bir nasib” olduğu konusunda beni ikaz eden sufi arkadaşımın uyarısını da dikkate alarak gençlik kitlesinin genelinin “tarikatta mürid” olmasa bile “tasavvufa muhib” olması önünde hiçbir engel bulunmadığını belirtmiştim. Herkes istese de gerçek anlamıyle bir “mürid” olamayabilir ancak herkesin “muhib” olması hem serbest hem de çok kolaydır.

“Muhabbeti olan” anlamını taşıyan “muhîb” terimi Arapça, “seven” demektir ve tasavvufta muhabbet; sevgi; ilgi kavramlarından türetilmiş bir kelime olarak kullanılagelmiştir. (***) Tasavvuf yolunu seven, fakat bir sûfi yolunda fiilî olarak yer almamış kişilere “muhîb” derler. Tasavvuf terminolojisi’nde tasavvuf yolunu ve o yolda gidenleri seveni ifade eder. Bazı tarikatlarda ise muhiblik, tasavvuf yoluna adım atan talibin ilk durağıdır. Mevlevî muhibleri için Mevlevîhanelerde ayrı yerler ayrılmıştı ve dervişlerin katıldığı Mevlevî ayini muhibler tarafından o özel bölmeden izlenirdi. Bunun anlamı Allah yolunda seyreden müminleri sevmek ve onların önderi olan tarihte yaşamış ve bugün yaşamakta olan Allah dostlarına hürmet ve saygı duymak demektir.

Tasavvuf yolunda resmen yer alıp kendisini mürşidden biat alma yeterliliğinde görmeyen bütün Müslümanlar için olduğu gibi gençler için de ardına kadar açık bir kapıdır bu kapı: Muhabbet kapısı…

Muhabbet kapısından bu şekilde giren bir mümin genç, rahmanî çekim alanına da girmiş demektir ve umulur ki bu çekim ile kısa sürede kendi yörüngesinde yerleşerek dengeli bir yolculuğa başlayacaktır.

--------------------------

(*) Araştırmacı-Yazar.

(**) Yeni Aktuel, "Sufizm Yükşelişte" ; Sayı: 209.
http://www.yeniaktuel.com.tr/index,209@2100.html

(***) Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Anka Yay.

http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/0 ... F--II-.php


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 08.04.10, 08:55 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Ülkemiz gençliği için tasavvuf ihtiyacı ve bunun nasıl karşılanacağı hususunda tesbit ve tekliflerinizi ekleyebilirsiniz.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 08.04.10, 09:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.04.10, 00:05
Mesajlar: 220
Mısır ile Türkiyede tasavvûf konusunda ictimaî benzerlikler olsa da benzememezlikler de vardır.Evvel emirde Mısırda delikanlılar asalak olduklarına inandırıldıkları mutasavvıflar hakkında selefî cereyanın etkisi altındalar...Türkiye de ''Türkiye cumhuriyeti Şeyhlerin dervişlerin eline bırakılamaz.'' mantığı hakim.Yani beri tarafta zahiri İslamî yorum tarafından,ülkemizde de seküler mantık tarafından hücûma uğramakta.

İlk okul sıralarından itibaren seküler devrimlerin ve inkılapların propagandası altında yetişen gençler pervasızca şeriat istemiyoruz diyen,sosyolojik müslümanlar haline getirildiğinden bunlara tasavvufu,zikir meclislerini anlatmak gerçekten zordur.Şu halde gençleri dolaysız değil dolaylı olarak tasavvufa ısındırabiliriz.

Bu gaye için de tasavvufun gülümseyen tarafıyla onlara yaklaşmak,sevgilerini kazanmak-tarihi bir şok olarak-Osmanlının kudretiyle Tasavvuf arasında bağlantıları anlatmak-gerekmektedir.Yani eskiden olduğu gibi şeriattan tarikata değil de tar,kattan şeriata bir geçiş sağlanmalıdır.Bu gaye için medya,filmler vs kullanılmalıdır.

Tasavvuf ve cihada gelince...Daha kurtuluş savaşında haerbe katılan mevlevî ve kadirî alayların fotoları elimizdedir.

Şu halde özetlersem Türkiye de seküler propaganda ile yetişen gençlerin gözünün açılması için tasavvufun manevi ve ruhani tarafı şok etkisinde anlatılmalı maddi olarak da tasavvuf tarihi ihtişam ile ilişkilendirilmelidir.

****

Selefî tutumun tasavvufi tenkîdi için de nevzat tarhan hocanın psikolojik harp kitabındaki tahlillerin önemli olduğunu düşünüyorum.Bakmadıysanız bir bakın.

_________________
Ne Dervişlikte, ne Şeyhlikte, ne İmamlıkta iş yok... İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'a kul olabilmekte!..(MZK)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 08.04.10, 09:45 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Bu konuda samimi ve ihlaslı bir niyet neticesinde Rabbimin ufak çalışmalara bile büyük bereketler ihsan edeceğine eminim.

Gençlerin,çocukların dünyasını anlamaya çalışarak kaliteli ,çağa uygun eserler üretmenin önemini belirtmiştim daha önce.Bunu yaparkende çocuklara anlatacağız diye ciddiyetini bozmadan yapmak ta lazım tabi.Örneğin tv de çocuklara yönelik peygamberleri anlatan kukla gibi çizgi filmler vardı.Çocuklar bile beğenerek izlemediği gibi,basitleştirilmiş,aleladeleştirilmiş adeta hikayeler.

Çocuklara ve gençlere yönelik hazırlanacak görsel veya yazılı eserlerin,büyüklere hazırlanandan çok daha fazla ihtimam ve dikkat istediği muhakkak.Hazırlanacak eserlerin eğitmen,psikolog,dini ve tasavvufi danışmanlar ve hatta çocuk-genç üyelerden oluşan komisyonlarca değerlendirilmesi gerekir kanımca.Çünkü çocukların o kadar saf vicdanları var ki, bazan bizim farkedemediğimiz ahlaki, dini, yanlışları bir radar gibi tesbit edebiliyorlar.

özellikle medyada önemli .Tv için kaliteli yapmlar için kollar sıvanmalı.Kalite özellikle önemli.Çünkü kalitesiz yapımları çocuklar beğenmediği gibi,anlattığı fikride o kaliteyle özdeşleştiriyorlar.Sevdirmek yerine nefret ettirebiliyor.Onları Öenmsemek ,Kişiliklerine saygı gerekiyor.Onlarda en az bizim kadar kaliteden anlıyor.

Ferdi plandada elimizden gelen gayreti göstermeye,etrafımızdaki çocuklara muhabbet tevzi etmeye gayret etmek gerekiyor.diye düşünüyorum yeni birşeyler öğrenirsem veya gönlüme gelirse seve seve paylaşırım.Çünkü onlar Peygamberimizin bize emanet küçük ümmetleri.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 11.04.10, 15:59 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Sufi forum olarak, gençlik Ana başlığı açıabiliriz çorbada tuz kabilinden.
Alt başlıklar olarakta tasavvuf ve gençlik,Ana baba okulu,gençlerin problemleri vs.Genç sahabeler,Evliyaullahın genç ve çocukluk hallerini anlatan anekdotlar gibi gençlereve gençlerle ilgilenenlere hitab eden bölümler ve başlıklar olabilir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 11.04.10, 21:50 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17.12.08, 16:48
Mesajlar: 237
Tasavvuf konusu; Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet konusu olarak mertebelenmiştir.. Tabi olarak mertebeler bitmez her fevkin üstünde bir fevkeden bulunur...

Tarikat mektepleride bilindiği gibi şeriat ve tarikat dairesi ile genel olarak ilgilenirler. Hakikat ve Marifet mertebelerine geçenler cüzi miktarda bulunmaktadırlar. Bu mertebelerde artık Allah ile mulakilik hali başlar. Buraya çıkacaklarda faailiyet yeterli değildir. Aynı zamanda kabiliyet ve bu mertebeleri terakki ettircek ehil ele ihtiyaç vardır. Bu mertebeleri terakki ettirecek mürşid sayısıda sınırlı olduğundan durumun mahiyeti daha iyi anlaşılır. Kısaca bu girizgahtan sonra konumuza dönelim....

Bu tür konular akademik yayın tarzından ziyade yaşamışlıklarla anlaşılması daha kolay olur. Tasavvuf yolunun önderleri akademik konuları ilim adamlarına bırakmışlar ve halleri ile bize örnek olmuşlar. Herkesi anlayışları ölçüsüne göre almalarını uygun görmüşlerdir. Allah'ın ahlakı ve Resulunun Ahlakına'da bu uygun düşmektedir. Allah cc kulları seçiminde muhayyer bırakmıştır. Seçilecek yol kişinin kendi ihtiyarındadır. Tasavvufta böyledir. Hak kapısında niye geldin. Niye gittin diye sorulmaz. Bu zahirde gelenin ihtiyarına kalmıştır.

Kısaca ülkemizde duruma değinirsek.. Tekkeler 1925 yılında sırlanmış ve tarikatlar iç bünyesine dönerek içsel bir yaşama dönmüştür.. Tabi bunun istisnaları ve günümüzde hayatiyet sürdürmeye çalışan yapılanmaların durumuda göz ardı edilemez. Şeri düzenin terkedilmesi ile birlikte Şeriat mertebesinin yaşayışıda tamamen bireylerin insiyatifine bırakılmıştır. Yaklaşıkta günümüze 85 yıllık bir zaman aralığı oluşmuştur. Buda takribi 3-4 nesildir. O devri yaşayan içimizde sınırlı sayıda insan ya kalmıştır ya kalmamıştır.. Dünyaya gelen birey zaten islami bir yaşayış tarzını aile bunu yaşıyorsa ancak anlıyabilmekte tabi dış faktörlerdeki etkilenmeler buna ne kadar izin verirse... Eğer bu kültür şeklinde veya yaşanmıyorsa bundanda mahrum kalmaktadır..

Ferdi yaşamımla bu olayı örneklendirecek olursak ( Burda nefsi yerme veya övme manasında anlaşılmasın yaşanmışlık en güzel derstir) babanın ve annenin kültür şeklinde yaşadığı hatta babanın bayram namazına gidecek kadar az dini kültürü yaşadığı bir ailede dünyaya geldim.. Daha sonra ki dönemde bir babaannemin zoruyla bir 2 yıllık imam hatip hatip maceram ve 10 yıllık bir fetret dönemi yaşadım. Dış çevre etkenleri ve kötü alışkanlıklar bizi kendine çekti. Cuma namazına bile gitmiyorduk... Bir arkadaş sen nebiçim adamsın cumaya bile gitmiyorsun dedi. Kendimden utandım. Bir hal vaki oldu. Kendimizi camide vakit namazlarında cemaatte bulduk. Bu arada bu sefer yakın çevre içinde takılan gençler ile selefi bir yaşam tarzı içine girdik bir nebzede teymiyeci. Okuduğumuz kaynaklar tarikatın yanlış, şirk insanları saptırıcı olduğunu söylüyordu... Şeriatı anlayışımız ölçüsündede kılı kılk yararak yaşamaya çalışıyorduk... Fıkıh, Hadis, Akaid ne bulursa okuyup yutuyorduk. Neyse evlilik çoluk çocuk ve bir takım imtihanlar ve yanlız yaşam tefekkür kapılarını açtı. Allah'a hamd olsun.

Yanlış inançtan kurtulup tasavvuf yolunun bu yolun içinde mündemiç olduğu idrak ettirildi.. Baktık ki hocamız, Mustafa Turabi efendi aynı şeyleri vaz etmekte şuculuk buculuk yapmayınız. Bir olunuz. Birbirinizi seviniz. E bizde böyle söylemekteydik ve inanmaktaydık. Eksiklik nerde idi. Şeriat mertebesi yanlış anlatılıyordu. Şeriat mertebesini bulmayan Tarikat mertebesine Tasavvufa Nasıl ulaşacak. Cenab-ı Allah bize lütfetti kapı açtı....



Resüllahın hayatına baktığımızda Mekkeden Medineye göçüyor. İlk neyi tesis ediyor. Şeriat mertebesini... Daha sonra bunun koruması içinde Tasavvufi eğitimi tesis ediyor.

Aziz dostlar..

Hakiki (Allahın istemiş ve vaaz etmiş olduğu bizzat Resülunun uyguladığı, Nefsimizin Şeriat mertebesini değil) Şeriat mertebesini hayatımızda ve toplumumuzda bina edemezsek diğerleri de bina etmek kısmi ve cüzi olur.

Allah cc. Kuran-ı Keriminde İnsanlık mertebesinin Adem aleyhisselam ile başladığını ve Adem Aleyhiselamın Cennetten yeryüzüne gönderildiğini ifade etmekte.. Bizde onun nesliyiz biz nerden geldik farklı bir galaksiden mi? Burdan kendimize bir pay çıkartıp Ademiyet mertebesini yaşamazsak, Gençliğimize tasavvufu değil insanlığı bile öğretemeyiz.

Allah cc bizlere ve gençliğimize hakikatını ve hakikatımızı idrak ettirip yaşatması niyazımla..

Selam ve Dualarımla


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 12.04.10, 08:31 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Cevap yazan tüm dostlara tesekkurler.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 12.04.10, 11:16 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Gençlerin ve dahi "ağyar"ın tasavvufa ilgislizliğinin sebepleri hakkında çok şey söylenebilir. Bunlara arkadaşlar kısmen değinmişler. Şu dahi mühim bir sebep olarak ortada durmaktadır ki, dindarlık anlayışı çok değişmiştir. Eskinin dindarlık zemini çok üstlerde iken şimdiki zemin çok aşağıları inmiştir. Bir tepeye yapılan tek katlı bir yapının, deniz seviyesinde bir yere yapılan gökdelenden çok daha yukarıda olacağı gibi.

Her engel kendi içinde değerlendirilmelidir. Her hastalığın teşhisi ayrı olmalıdır.

Modern çağın insanın Allah ile bir dostluk kurmak, hususi bir yakınlık kesbetmek gibi bir derdi, problemi, özlemi yoktur. Dini mi de yaşarım, dünyada sefamı da sürerim kandırmacası içerisinde, din hayatımıza kattığımız baharat çeşnisi olarak kalmıştır.

Bunun yeterli olmayacağı, ya da bizden beklenenin bunun çok ötesinde olduğu anlatılmalıdır.

Allah'ın "kul"una hitabı nefsi mutmainne'de oluyor. Bu ise velayet demektir. Ama şimdi kim kendisi için böyle bir hedef koymuştur. 5 vakit namazımı kıldım, Allah ile işimi hallettim, şimdi ne yapsam yeridir anlayışı hakim. Cami cemaatinin dahi tasavvufa meyli pek azdır.

Bunları anlatacak, ya da yaşantısında gösterebilecek tasavvuf ehlini bulabilmek de halkın içinde güçleşmiştir. Onların kendilerini gizlemesi mi dersiniz, azın azı olmaları mı dersiniz, yoksa birilerinin çığırtkanlıklarının arasında kaybolmaları mı dersiniz, hepsi olur.

Tasavvufla uğraşan ama onu hakkıyla temsil edebilenler de çok fazla yoklar maalesef..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: TASAVVUF ve GENÇLİK / Dr. Hayati BİCE
MesajGönderilme zamanı: 12.04.10, 11:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 24.12.09, 22:13
Mesajlar: 147
talib yazdı:
...........

Tasavvufla uğraşan ama onu hakkıyla temsil edebilenler de çok fazla yoklar maalesef..


maalesef böyle muhterem,

günümüzde çoğunluk itibari ile hala fıkıh konusunda eksiklikler ve şüpheler varken, sanırım tasavvufa da çok da yer ve fırsat kalmamış.

İmam-ı Malik hazretleri buyurmuş ki:
"Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur. (Merec-ül bahreyn)"


bundan bi kaç sene önce kimi insanlarla karşılaştım da, bunlar kendilerini sadece tasavvufa vermişler ve hayatlarını bu çerçevede yorumlar olmuşlar amma, islam şeriatı ve fıkhı yaşamı yok kendilerinde.

düşünceleri öyle yerlere varmış ki, burda sarfetmeme gerek yok, ancak şu kadarını söyliyeyim ki, İmam Malik hz.lerinin de dediği gibi olmuş, sözleri küfür olmuş!

dolayısı ile doğru tasavvufi düşünce belli çevrelerden pek de dışarıya çıkamamış. bu biraz da dediğiniz gibi bu zamanın bir hastalığı...

vesselam..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye