Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 23 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 08.02.10, 13:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Üstad Ahmet Atıf
Tasavvufun Çağrısı ve Gençlik

ASLINDA tasavvuf bir çağrıdır ve bu çağrının ilk muhatapları da gençlerimizdir. Çünkü benim anlayışıma göre Dr. Abdüşşekür' un da belirttiği gibi tasavvuf ahlaktır. Hem de öyle bir ahlak sistemi ki, insanı mal sevgisinden, nefsin kötü tesirlerinden korur. Zira insan, kalbi ve ruhuyla Allah'a yöneldiği zaman Allah ona nefsine hakim olabilme imkanı sağlayacak gizli bir manevi güç verir. Biz ne zaman ahlaktan bahsetsek Rasûlullah (s.a)in ahlakını anlatırız. O'nun ahlakı ise Kur'an'dır. Bu noktadan hareketle biz gençlerimizi Kur'an-ı ezberlemeye teşvik etmeliyiz. "Hükümet bütün okullarda Kur'an'ı ezberlemeyi icbar etmelidir" dememize imkan yok. Fakat, dinî dernek ve cemaatler , bunun faydasını görerek Kur'an ezberlemeyi yaygınlaştırmalıdırlar. Nitekim Dekahliye vilayetinde böyle bir dernek kurulmuş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak okullar açılmış ve ana okulundan liseye kadar Kur'anı ezberleyecek bir eğitim sistemi geliştirilmiştir.

Biz Kur'an eğitiminden sonra bu gençlere cemiyette gerekli olacak tasavvufi bir eğitim de verebilirsek çağrı görevimizi yapmış oluruz. Çünkü bugün cemiyetimizde mevcut masonik cereyanlara ve Rotary kulüplerine karşı en faal mücadele tasavvufla yapılabilir. Zira bu tip dernekler amme hizmetleri ve sosyal faaliyetlerle halkın içine sızmaya çalışıyorlar. Tarikat mensupları da halka yaklaşmakta en ehil olan kimselerdir. Bu yüzden tasavvuftan bu konuda iyi istifade edilmelidir.

***

Dr. el- Hüseyni Ebu Ferha
Gerçek Tasavvuf Erbabı Ashabın Günümüzdeki Temsilcileridir

BEN İslâmı yerden göğe doğru uzanan bir merdivene benzetiyorum. Kelime-i şehadeti söyleyen herkes bu merdivenin üstündedir. Fakat bu merdivenin çeşitli basamakları vardır. Tasavvuf bu merdivenin en üst basamağıdır. Gerçek Tasavvufun kaynağı Kur'an ve sünnettir. Sufi, diğerlerinden ubudiyetindeki sadakatiyle temayüz eder.

Sufi kendisin de bir varlık görmeden bütün mahlukatı Allah'ın kulu olarak görür ve inanır ki kul kendine veya başkalarına ait hiçbir işi görmeye kadir değildir. İnsanoğlunun derecesi ve ilmi ne kadar yükselse bir daneyi bile yaratmaya kadir değildir. O Rabbinden razıdır. O'nun kaza ve kaderinden de hoşnuttur. Allah'ın emirlerini Kur'an ve sünnetin gösterdiği şekilde ifa ve icra eder, farzların dışında nafilelere de devam eder. Her farz cinsinden nafile ibadet vardır. Kelime-i şehadetin nafilesi de zikr-i ilahiye ve tevhid zikrine devam etmektir. Bu yüzden mutasavvıflar müridlerini her zaman ve mekanda devamlı surette ve muhtelif şekillerde Hakk'ın zikriyle meşgul olmaya teşvik ederler. Ubudiyet anlayışı kemaline ulaşıp, insan kendisinde bir varlık görmemeye ve bütün mahlukatı Cenab-ı Hakk'ın kulu olarak görmeye başlayınca Allah'ın yarattığı hiçbir varlığın diğerine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini anlamaya başlar. Böyle olunca da şu ayet-i kerimenin manası tahakkut etmiş olur: "Siz beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük göstermeyin." (el-Bakara, 2/152)

Günümüzdeki gerçek tasavvuf erbabı, bu ümmetin selefi dediğimiz ashab-ı Rasûlullah'ın temsilcileri durumundadır. Nafile ibadete itina ederek Hak dostu olanları hatırlamak gerekir. Nitekim hadis-i kudside şöyle buyurulur: "Benim velime düşmanlık edene ben harb ilan ederim." Esas mes'ele ortaya çıktıktan sonra Cenab-ı Mevla, kulunu manevi makamlara yücelten hasletleri şöyle beyan buyurur. " Kulum bana benim kendine farz kıldığım şeylerden daha sevimlisiyle yaklaşamaz, Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder. Ta ki ben onu severim. Ben onu sevince onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli olurum."

***

Dr. Abdülmun'im Hafaci
Zararlı Akımlar İslâm Gençliği Ve Tasavvuf

BİZLER atalarımız gibi tasavvuf sevgisi üzere yetiştik ve tarikat yolunda yürüdük.

"Tasavvuf tevessül ve kerametten ibarettir" diyerek, onu "şirk" saymak hangi insafa sığar? Tasavvuf Allah'a imana ve ondan başka bu alemde, gerçek vücut olmadığı inancına çağıran bir akidedir. Nitekim hadis-i şerifte "Söyle Habibim, insanlar ve cinler, sana zarar vermek üzere toplansalar, Allah'ın takdirinin dışında sana zarar veremezler. Ve yine sana menfaat sağlamak üzere bir araya gelseler Allah'ın takdir buyurduğundan fazla bir fayda sağlamazlar." buyurulmuştur. Değerli üstad Dr. el-Hüseyni'nin dediği gibi gerçek ubudiyet, iman-ı kamil ve akidenin en üst derecesidir. Şirkten ve müşriklerden uzaklaşmaktır. Ubudiyet sahibinin nafile ibadetleri, emir ve nehye olan inkıyadı, hep Allah rızası içindir. Tasavvuf inançla, amel yoluna çıkmak ve güzel örneklere uymaktır. Tasavvuf, yüce örneklere tabi olmak, yüksek değerleri benimsemek, ahlak ve amellerde imanın gereğini yapmaktır.

Tevessül ve şirk suçlamasına gelince: "Herhangi bir insanın kainatta kendiliğinden bir şeylere kadir olabileceğine, başkasına fayda veya zarar verebileceğine, başkasını öldürüp diriltebileceğine, hasta edip şifa verebileceğine inanan kim vardır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunabilir mi?" Bütün bunlar aslı, esası olmayan, batıl teviller, tasavvuf cevherinden uzak düşüncelerdir. Tasavvufî düşünce insanın kalbini iman, yakın, havf, reca ve tevekkülle dolduran, gönlünü aydınlatan bir düşüncedir. Bir İnsanın, "bir veli veya nebinin başkasına zarar ve fayda verebileceğine, diriltip öldüreceğine, şifa verip hasta edebileceğine" kim inanır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunmaz.

Gençler şayet tasavvuf yoluna süluk ederek tasavvuf fikrinde müstakim olarak, onun nurundan istifade etseler, bu onlar için nefsani bir terbiye, ruhani bir eğitim vesilesi olur. Akıllarından, ruhlarından, şuur ve vicdanlarından perdenin kalkması sayesinde her şeyde ve her yerde uyku ve yakaza halinde Allah'ın tecellilerini görürler. Gençlerimizin önünde onları sapıtan, fitneye düşüren bir takım engeller, onları şerre götüren pek çok tuzaklar vardır. Gençlerimizi dinsizliğe, komünizme, Bahailik ve benzeri sapık akımlara sevk etmeye çalışan pek çok akım vardır. Bu akımlar, İslâm gençliğini zaafa uğratarak korktukları İslâmî düşünceyi zayıflatmak istiyorlar. Biz gençlerimizi tasavvufi düşüncelerle donattığımız zaman sapık düşüncelere karşı onları en iyi silahla teçhiz etmiş oluruz.

***

Dr. Abdullah en-Neccar
Gençlik Ve Tasavvufa Yanlış Bakışlar

GENÇLİK İslâmın eğitim ve yetişmesine büyük ehemmiyet verdiği, ileriye dönük olarak doğru görüş ve sağlam bir yönelişte hayata hazırlamaya çalıştığı bir topluluktur ki bu gençlik sayesinde bu ümmetin istikbali teminat altına alınabilecektir. Biz bugün gençleri yetiştirme ve enerjilerini hayra yönlendirme yollarını araştırdığımız, toplum içinde bu idealleri gerçekleştirecek faal bir eleman olmalarını sağlamak istediğimiz zaman tasavvufun, gençliğin eğitimdeki tesirinden gafil olmamamız gerekir. Çünkü tasavvuf İslâmın eğitim sistemi demektir. Fakat bugün vakıa şu ki gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta zahmet çekiyor. Çünkü çok kimselerin zihnine tasavvuf, insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak yerleştirilmiştir. Bu yanlışın tashihi de oldukça zordur; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar yanlış düşünceleri değişirdi..

Fakat maalesef gençlerimiz oradan buradan duydukları bir takım lafları tekrarlamakla yetiniyorlar. Bu tip laflar bazen maksatlı olarak uydurulmuştur, insanlar düşünüp anlamadan bunları tekrarlayıp dururlar. Bir de, gençlerin zihinlerine yerleştirilen, tasavvufun tembellikten ibaret, hayatı terketmeye ve sadece zikr ile ibadete dayalı bir sistem olduğu şeklindeki anlayış zaten İslâmın sınırları dışında bir anlayıştır. Gençlerimizin ve tasavvufa yanlış nazarla bakan kimselerin, tasavvufun ubudiyet derecelerinden biri demek olduğunu bilmeleri gerekir.

"Mutasavvıf", büyük alimlerimizin de belirttiği gibi "Abdullah" yani Allah'a celalinin gerektirdiği gibi kulluk eden demektir. Tasavvufun dinin rükünlerinden veya imanın esaslarından biri yıkılarak onun yerine kaim olması tasavvur olunamaz. Aslında tasavvuf, gençlerimizin de bilmesi gerektiği gibi, insanın, dini iman, İslâm ve ihsan olarak anlayıp gereğini yerine getirmesidir. Tasavvufun rolü ihsan mertebesinde başlar. Çünkü mutasavvıf ibadetleri sadece bir takım hareketlerle eda etmek manasına mahsus olarak anlamaz. Aksine o, Allah'a kamil bir imanla inanarak, ihsan duygusuyla -Allah'ı görüyormuşçasına- ibadet eder. Veyahut da bazı sufilerin dediği gibi haşyetle kulluk yapar. Tasavvuftaki haşyeti iyi anlamak zorundayız. Çünkü haşyetin manasının yanlış anlaşılması, gençlerin zihinlerinde yanlış düşüncelerin yerleşmesine sebep olur. Bu yanlış düşüncelerin tashihi için de öğretici ve uyarıcı neşriyata ihtiyaç vardır. Eğer biz hayatta gençlerimizin hayrını istiyor ve onları düştükleri bu tür düşüncelerden kurtarmayı arzu ediyorsak, gencin zihnine ulaşan sağlam islâmî düşünceye bağlı her vesile ve kanaldan istifade etmemiz gerekir. Şüphesiz tasavvuf gençleri faziletli bir hayata ulaştırmak için ellerinden tutacak bir sistemdir. Ben gençlerin bu manaları anlamalarını, neşir ve tanıtma ile meşgul olan kimselerin de çalışmalarını bu istikamete yönlendirmelerini diliyorum. Ki bu suretle tasavvuf, gençlerin hayatlarını düzeltmeye bir başlangıç teşkil etsin ve gençlerin çalışma hayatlarında sağlam imandan ve Allah'a karşı halis kulluk görevinin yerine getirilmesinden kaynaklanan esaslardan biri olsun.

Tasavvufa düşmanlık yapan bir grup daha var ki, bunların düşmanlığının sebebi cehalettir. Yani tasavvufu bilmemesidir. Bazen da liderlik sevdası ve insanlara baş olma tutkusudur. Pek tabii ki böyleleri gençleri hatalı yollara sevk ediyorlar.

Altınoluk Dergisi
1987-Mart, Sayı:013, Sayfa:039


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 12.02.10, 17:24 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Konuşmaların gençlik ile direkt ilgili yerleri alıntılandı.

Bu toplantı herhalde Mısır'da yapılmış. Bildiğim kadarı ile Mısır tasavvufun resmen serbest olduğu ; camilerde zikir meclisi yapılabilen bir ülke.

Bu toplantının yapılma sebebi ise Mısır gençliğinin selefi eğilimler tarafından şiddete yönlendirilmesini önlemek için tasavvuf bir çözüm olabilir mi? sorusunun cevabı olabilir.

Global Planlarda Tasavvuf yazısında bu konuda bir değerlendirme yapılmıştı.

viewtopic.php?f=126&t=2588

Alıntı:
Tasavvuf, İslâm ahlakı demek olduğuna göre bu toplantıda bizim yapacağımız iş, "Gençleri ilim ve yaşayış açısından islâmi değerlere bağlı olarak nasıl yetiştirebiliriz? Gençleri, "İslâm'ı örnekle yaşamak" demek olan tasavvuf yoluna tekrar nasıl cezbedebiliriz?" konularını ele alarak çözüme kavuşturmaya çalışmaktır.

...Zamanımızda gençlerin her sahada örnek olabilecekleri ideal şahsiyet meselesi büyük önem kazanmış bulunmaktadır. Gençlerin okulda, üniversitede, işyerinde ittiba edip özenecekleri örnek şahsiyetlere bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Pek tabii gençlerin örnek şahsiyette aradığı bir takım değerler vardır. Ve bu değerleri taşıyan örnek şahsiyetlerin önce okulda bulunması gerekmektedir. Bu yüzden biz inşallah gençlik üzerinde okul, üniversite ve camiin tesiri üzerinde ağırlıklı olarak duracağız.

Meşayıh-ı Turuk-ı Sûfiyye reisi ve Kahire Üniversitesi Rektör Yardımcısı
Prof. Dr. Ebul-Vefa el-Ganimi et-Taftazani


Alıntı:

gençlere tasavvufu tam olarak tanıtmamız gerekmektedir. Açık ve net bir surette; klasik usullerle değil... Öyleyse biz gençlere, "Tasavvuf kısaca kalbin kötü hasletlerden temizlenmesidir" diyelim. Bundan fazlasını söylemeye gerek yok. Çünkü bunun manasını gençler uzun uzadıya açıklamalara gerek kalmadan anlayabileceklerdir. Kalb, sadr; yani batın tasfiye olduktan sonra bunun safiyeti dışarıya yansıyacaktır. Gençlerimize amel noktasında da ehl-i tarikin değerlerini öğretmek zorundayız. Çünkü tarikat sadece ibadet demek değildir. Ehl-i tarik ve sûfiler nezdinde ibadet, elle yapılan işlere varıncaya kadar her ameli kapsayan bir anlayıştır. Nitekim Ebul-Hasen eş-Şazili ihvanına dua edince şöyle derdi: "Çalışınız, çünkü dünyasında hayır olmayanın ahiretinde de hayır yoktur." Gençlerin, bu sözlerin sûfiyye imamlarından birine aid, şahsî ve kavli değerler olduğunu bilmesi gerekir. Ahmet el-Bedevi de ihvanına şöyle nasihat ederdi: "Önce ekmeğinizi kazanın, sonra Rabbınıza ibadet edin." Bu sözler bizi tasavvufun, kalp temizliği amel ve üretim demek olduğu fikrine götürür. Tasavvuf aynı zamanda güven ve karşılıklı anlayıştır. Öyleyse tasavvuf, iyimserliktir. Kötümserlik değildir. Tasavvuf korkaklığı da reddeder ve gerçek sûfi Allah'tan başkasından korkmaz. İnsan, mahlukattan korkmayıp onlara zarar ve eziyet de vermeyince iyimser olarak yaşar. Kötümserliği terk eder.

...Tasavvufun manasını gençlere iyice öğrettikten sonra, tasavvufi değerleri ve tasavvufi şahsiyetleri onlara iyice anlatmalıyız ki, gençlerin izleyebilecekleri yolu, onlara göstermek mümkün olsun.

Gençlere inanç değerlerini ve manevi büyüklerini, yaşantılarını tanıtmak ve öğretmek faydalı öğütler cümlesindendir. Ahlakî ve fikrî değerler etrafında yapılacak fikrî mülakatlar İslâm ahlakının umdelerini üzerinde taşıyan örnek insanların hayatları, toplumda amir ve memurun, talebe ile hocanın, çiftçi ile işçi, esnaf ve komşuların birbirlerine karşı muameleleri ile alakalı günlük programlar, haftalık programlar, gençlerimizin kalplerine ulaşma yollarındandır. Bu programlar sayesinde gençlerimiz yüce ahlak şekillerini gönüllerine yerleştirme imkanı bularak, yüksek ahlakî değerlere ererler.

...Bizler de gençlerimize sözün iyisini, üslubun güzel ve yumuşak olanını kelam ve yaşayışın düzgününü öğretebildiğimiz zaman İslâm ümmetinin talihini güldürebiliriz.

Dr. ABDULLAH ABDÜŞŞEKÜR


Alıntı:

Ben, tasavvufun safa ve tasfiye ile münasebetine işaret ederek gençlerimizin nefislerinin esaretinden kurtarılması gereğini belirtmek istiyorum. Çünkü gençler, İslâm binasının temel taşlarıdır.

...

"Büyük sûfilerin Cihad'la ilgili tavırları gençlere yeterince anlatılamamıştır."

Dr. ABDURRAHMAN EN-NECCAR


Alıntı:
Söz, tasavvuf ve gençlikten açılınca, gençlerimizin neden tasavvufa yaklaşmak istemedikleri sorusuna cevap vermemiz gerekir. Çünkü gençlere sûfilerin vehim ve hayal içinde yaşadıkları anlatıla gelmiştir. Onlara büyük sûfilerin cihadla ilgili tavır ve davranışlarını gereği gibi anlatamadık. Bizler Ahmed el -Bedevi ve İbrahim ed-Düsûki gibi büyük sûfilerin, insanların gönlüne iyilik ve iyi amelin tohumlarını ektikleri gibi cihadda da ordunun ilk safhalarında çarpıştıklarını biliyoruz. Seyyid el-Bedevi, yaşadığı çağın insanlarına ilim öğretiyor, onları her türlü hayra, kemale ve müsmir amele yönlendiriyordu. Fakat O'na dair hiçbir şey okumamış bazı kimseler, cehaletlerine bakmadan onunla ilgili şeyler yazmaya cesaret gösterebiliyorlar. Hatta bazıları İmam Şarani ve Ali el-Havvas gibi şeyhleri ele alarak, "Bunlar toplumda asalak olarak yaşadılar" diyebiliyorlar. Fakat vakıa onların söylediklerinin aksinedir. Bizden beklenen, İslâm davetine hizmet eden ve bunun için müesseseler kurarak İslâm toplumunun korunmasını sağlayan davetçileri vazıh bir şekilde gençlerimize anlatmaktır. Tasavvuf erbabı, kendilerini toplumdan koparmadıkları gibi ibadet ve muamelatta halka örnek olmuşlardır. "Hak gözlerden uzak tutulunca batılı yaygınlaştırmak kolay olur." Bugün, neşir organları gençlerimizin zihninden bu nadir şahsiyetlerin izlerini silmeye ve unutturmaya çalışmaktadır. Eğer biz tasavvuf fikrini yaygınlaştırmak istiyorsak gençler için örnekleri de çoğaltmalıyız.

EŞ-ŞEYH MANSUR ER-RİFAİ UBEYD


Alıntı:
Şurası esefle belirtilmelidir ki, bazı dergiler tasavvuf ve sûfilere karşı harb ilan ederek halkın yaşantısında teşviş meydana getirmeye çalışıyorlar. Bazı büyük muasır sûfileri ele almak suretiyle onların namuslarına dil uzatarak itham etmekten, sövüp saymaktan çekinmedikleri gibi her türlü dedikodu, çekiştirme ve iftiradan geri durmuyorlar. Gençlerin ehl-i tarik saflarına çekilmesinde gençlere ahlaki ve manevi değerler kazandırılmasında tasavvufun rolünü görmezden gelerek ehl-i tasavvufa yükleniyorlar. İşin şaşılacak tarafı o ki, bu mecmualar, tasavvuf ve tasavvuf mensuplarına dil uzatırken Komünizm, Siyonizm, Bahaîlik, dinsizlik gibi sapık cereyanları bir yana bırakıp onlarla hiç uğraşmadan -varsa da yoksa da- tasavvufla uğraşmayı maharet sayıyorlar..

Dr. AHMED ÖMER HAŞİM


Alıntı:

Prof.Dr.Ahmed Ömer Haşim'in konuşması beni selefiyye ile sûfiler arasında meydana gelen ve bu ümmete birçok zararlar getiren mücadelenin esasına dair bazı açıklamalar yapmaya teşvik etti. Çünkü selefiyye imamları tasavvufu kabul etmiş ve onu inkara redde kalkışmamışlardır. Mesela, Şeyhul-İslâm İbn Teymiye, "et- Tuhfetü'l- Irakıyye"ve "Risale-tüs -sûfiyye ve'1-fukara" adlı eserlerinde tasavvufu ele alarak bu konuya aid görüşünü belirtmiştir. Onun bu eserlerindeki fikirlerinden kendisinin hiç de manevi kavramlardan ve tasavvufi izahlardan uzak olmadığı anlaşılmaktadır. Mesela sûfiyenin ele aldığı tevbe, şükür, sabır, rıza, tevekkül ve benzeri makam ve hal denilen ıstılah ve manaların her mü'min için gerekli olduğunu belirtmiştir. Tasavvuf imamlarından çoğunu kabul ederek fikirlerine saygı göstermiştir. Mesela Abdulkadir Geylanî'yi büyük bir takdirle yad etmektedir. Yine hemen 18 kadar sûfiyi eserlerinde takdirle saymaktadır. Onları redde kalkışmadığı gibi medh ve senada kusur göstermemiştir.
İbnu'l-Kayyim'e gelince, o da tasavvufu inkar etmediği gibi Medaricüs-salikîn isimli eserini tasavvufi sahada yazmış ve açıkça tasavvufi ekole dahil olmuştur. İbn Abdülvahhab'a gelince, o da tasavvufu reddetmemiş, tasavvufi bir muhitte yetişmiştir. Oğluna aid Tevhid risalesinde şu ifadeler yer almaktadır: " Biz tasavvufi tarikatleri kitap ve sünnete bağlı olduğu sürece reddetmeyiz" Öyleyse sûfiyye ile selefiyye arasındaki bu çekişmenin esaslı bir dayanağı yoktur. Selefiyye ile sûfiyyenin İslâm düşmanları karşısında bir araya gelerek güç birliği yapmaları mümkündür. Çünkü bu iki kuvvetin çekişmesinden en çok istifade edecek olan pek tabii ki İslâm düşmanlarıdır. Zat-ı alilerinizin (Dr. Ahmed Ömer Haşim'i kasdediyor) bahsettiği ve bazı zamanlarda şiddetlenen tasavvufa hücum meselesini biz fazla mühim bulmuyor ve kınamıyoruz. Çünkü biz tasavvufu vakıaya uygun şekilde doğruca anlattığımız ve gerçek manasıyla ve basit ifadelerle tanıttığımız zaman, tasavvufun bir eğitim ve davranış sistemi olduğu ve bu sistem sayesinde islâmi faziletleri benimsetmenin mümkün olacağı anlaşılmış olur.

...Bana göre herhangi bir İslâm davetçisinin her şeyden önce nefs terbiyesinden geçmiş olması, ikinci olarak da Allah'ın yoluna basiretle çağırması lazımdır. Nefs-i emmaresini terbiye etmeden ve onu doğruluğa tam olarak ram etmeden davete kalkışan kimsenin daveti hiçbir anlam ifade etmez. Buna ilave olarak da şunu söylemek istiyorum. Davette tasavvuf, metodu gereği, evvela gençleri saflarına çeker.

Tasavvuf kabalık yolu değildir...Bu yüzden sûfiler eskiden beri tevbe ihtiyacında olanların tevbe etmelerini telkin ederler, isyankarların gönüllerine bile ümid tohumları ekerek Allah'ın yoluna çağırırlar.

Prof. Dr. Ebul-Vefa el-Ganimi et-Taftazani
Meşayıh-ı Turuk-ı Sûfiyye reisi ve Kahire Üniversitesi Rektör Yardımcısı


Alıntı:

Gençlerin tasavvufla irtibatının topluma hayırlı ve faydalı birer ferd olarak kazandırılmaları bakımından önemi beyanı zaruri bir husustur. Özellikle asrımızda bunun büyük önemi vardır. Dinimiz bizi ruhi yüceliklere, manevi olgunluklara davet ederken günümüzde madde ruha hükümran olarak esareti altına almıştır. Bu bakımdan yaşadığımız çağda tasavvufun önemi açıktır.

....Allah Teala, O'na risalet görevini verip, nur-ı mübini lutfedince ashabı bu suretle rabbani hidayetten faydalandılar ve O'nun mescidinde tasavvuf büyükleri, geceleri abid, gündüzleri mücahid olan kimseler yetişti. Manevi safvetin ve tasavvufun ilk devirlerinde tasavvufun yayılmasını sağlayan suffe ehli olmuştur ki bunlar tasavvufu Allah Rasûlünden öğrenmişlerdi.

Rasulullah (s.a.) gençlerin gönüllerine tasavvuf prensiplerini yerleştirmeye son derece düşkündü. Bu suretle onlarla birlikte manevi temizliğe, iffet ve imana çağıran prensipleri geliştirmek istiyordu. Nübüvvet mektebinde yetişen bu gençlerden biri de Hazret-i Ali kerremallahu vechehdir.

Rasulullah (s.a.)'in gençlerin gönüllerine tasavvuf tohumlarını ekmesinin hikmeti, onların vatanın koruyucuları, ümmetin temel taşları ve ümmetin kalkınmasının amilleri olmasındandır. Çünkü devlet onların omuzlarında ve onların destekleriyle yükselecektir. Bunun için Cenab-ı Peygamber (s.a.) "Allah Teali beni beşir ve nezir bir peygamber olarak gönderdiğinde gençler bana tabi oldu, ihtiyarlar muhalefet etti." buyurmuş, sonra da: "Sonra üzerinden uzun zaman geçmek suretiyle kalpler katılaşmış." (el-Hadid 57/16) ayet-i kerimesini okudu.

Cenab-ı Peygamber (s.a)'in gençlerin gönlüne yerleştirmeyi arzuladığı yüce prensiplerden biri de "el-Hubbu fillah- Allah için sevmektir.

ŞEYH HASAN eş-ŞİNNAVÎ



Alıntı:

Peygamberimiz (s.a.)'e ve O'ndan önceki peygamberlere aid olduğuna göre biz önce onların ahlakını ve gençlik yıllarına aid davranışlarını öğrenmeliyiz. Nitekim Kur'an-ı Kerim de İbrahim (a.s.) hakkında: "Onları diline dolayan, İbrahim isimli bir genç işittik, dediler." (el-Enbiya 21, 60), buyurmaktadır... Hakk Teala Ashab-ı Kehfi'de: "Onlar Rablarına inanmış gençlerdi.Biz de onların hidayetlerini artırmıştık" (el-Kehf, 18/13)

ŞEYH AHMED SABRİ EL-FERGALÎ



Alıntı:

Tasavvufun metodu da insanları nafile ibadetler vasıtasiyle Allah'a yaklaştırmaktır ki bu da selef-i salihinin yoludur.Allah Rasulu'nün ashabının gençlerinin ekserisinin, metodu bu şekilde idi.

İslam, gençlerin en iyi şekilde yetiştirilmesi ve sağlam meslek sahibi olmaları için bir takım usuller koymuştur. Gençleri büyüklere aid işlerde çalıştırarak yetiştirmek bu cinsten bir usuldür. Nitekim haber'de varid olduğuna göre Rasûlullah (s.a), Hazret-i Ali'yi pek genç yasma rağmen bazı beldelere kadı olarak göndermiştir. Yine Muaz b. Cebel (r.a) Yemen'e vali olarak tayin olduğu zaman 12-13 yaşlarında idi.

İlim de hüsn-i terbiyeden sayılır. Bugün gençlerin, hayatın muhtelif devrelerinde lazım olacak bilgileri alacakları okullar vardır. Bu metodun sağlamlığını gören büyük sufiler, gençleri terbiye etmek için ilim halkaları teşkil etmişlerdir.

MUHAMMED TAHİR HIRAŞİ



Alıntı:
Kur'an eğitiminden sonra bu gençlere cemiyette gerekli olacak tasavvufi bir eğitim de verebilirsek çağrı görevimizi yapmış oluruz. Çünkü bugün cemiyetimizde mevcut masonik cereyanlara ve Rotary kulüplerine karşı en faal mücadele tasavvufla yapılabilir.

Ahmet Atıf



Alıntı:

Kelime-i şehadetin nafilesi de zikr-i ilahiye ve tevhid zikrine devam etmektir. Bu yüzden mutasavvıflar müridlerini her zaman ve mekanda devamlı surette ve muhtelif şekillerde Hakk'ın zikriyle meşgul olmaya teşvik ederler. Ubudiyet anlayışı kemaline ulaşıp, insan kendisinde bir varlık görmemeye ve bütün mahlukatı Cenab-ı Hakk'ın kulu olarak görmeye başlayınca Allah'ın yarattığı hiçbir varlığın diğerine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini anlamaya başlar.

Günümüzdeki gerçek tasavvuf erbabı, bu ümmetin selefi dediğimiz ashab-ı Rasûlullah'ın temsilcileri durumundadır.

Dr. el- Hüseyni Ebu Ferha



Alıntı:

"Tasavvuf tevessül ve kerametten ibarettir" diyerek, onu "şirk" saymak hangi insafa sığar? Tasavvuf Allah'a imana ve ondan başka bu alemde, gerçek vücut olmadığı inancına çağıran bir akidedir.

Tevessül ve şirk suçlamasına gelince: "Herhangi bir insanın kainatta kendiliğinden bir şeylere kadir olabileceğine, başkasına fayda veya zarar verebileceğine, başkasını öldürüp diriltebileceğine, hasta edip şifa verebileceğine inanan kim vardır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunabilir mi?" Bütün bunlar aslı, esası olmayan, batıl teviller, tasavvuf cevherinden uzak düşüncelerdir.

Gençler şayet tasavvuf yoluna süluk ederek tasavvuf fikrinde müstakim olarak, onun nurundan istifade etseler, bu onlar için nefsani bir terbiye, ruhani bir eğitim vesilesi olur. Akıllarından, ruhlarından, şuur ve vicdanlarından perdenin kalkması sayesinde her şeyde ve her yerde uyku ve yakaza halinde Allah'ın tecellilerini görürler. Gençlerimizin önünde onları sapıtan, fitneye düşüren bir takım engeller, onları şerre götüren pek çok tuzaklar vardır. Gençlerimizi dinsizliğe, komünizme, Bahailik ve benzeri sapık akımlara sevk etmeye çalışan pek çok akım vardır. Bu akımlar, İslâm gençliğini zaafa uğratarak korktukları İslâmî düşünceyi zayıflatmak istiyorlar. Biz gençlerimizi tasavvufi düşüncelerle donattığımız zaman sapık düşüncelere karşı onları en iyi silahla teçhiz etmiş oluruz.

Dr. Abdülmun'im Hafaci




Alıntı:

Gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta zahmet çekiyor. Çünkü çok kimselerin zihnine tasavvuf, insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak yerleştirilmiştir. Bu yanlışın tashihi de oldukça zordur; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar yanlış düşünceleri değişirdi..

Fakat maalesef gençlerimiz oradan buradan duydukları bir takım lafları tekrarlamakla yetiniyorlar. Bu tip laflar bazen maksatlı olarak uydurulmuştur, insanlar düşünüp anlamadan bunları tekrarlayıp dururlar. Bir de, gençlerin zihinlerine yerleştirilen, tasavvufun tembellikten ibaret, hayatı terketmeye ve sadece zikr ile ibadete dayalı bir sistem olduğu şeklindeki anlayış zaten İslâmın sınırları dışında bir anlayıştır.

Aslında tasavvuf, gençlerimizin de bilmesi gerektiği gibi, insanın, dini iman, İslâm ve ihsan olarak anlayıp gereğini yerine getirmesidir. Tasavvufun rolü ihsan mertebesinde başlar. Çünkü mutasavvıf ibadetleri sadece bir takım hareketlerle eda etmek manasına mahsus olarak anlamaz. Aksine o, Allah'a kamil bir imanla inanarak, ihsan duygusuyla -Allah'ı görüyormuşçasına- ibadet eder. Veyahut da bazı sufilerin dediği gibi haşyetle kulluk yapar.

...Bu yanlış düşüncelerin tashihi için de öğretici ve uyarıcı neşriyata ihtiyaç vardır.

Eğer biz hayatta gençlerimizin hayrını istiyor ve onları düştükleri bu tür düşüncelerden kurtarmayı arzu ediyorsak, gencin zihnine ulaşan sağlam islâmî düşünceye bağlı her vesile ve kanaldan istifade etmemiz gerekir. Şüphesiz tasavvuf gençleri faziletli bir hayata ulaştırmak için ellerinden tutacak bir sistemdir.

Ben gençlerin bu manaları anlamalarını, neşir ve tanıtma ile meşgul olan kimselerin de çalışmalarını bu istikamete yönlendirmelerini diliyorum. Ki bu suretle tasavvuf, gençlerin hayatlarını düzeltmeye bir başlangıç teşkil etsin ve gençlerin çalışma hayatlarında sağlam imandan ve Allah'a karşı halis kulluk görevinin yerine getirilmesinden kaynaklanan esaslardan biri olsun.

Dr. Abdullah en-Neccar


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 16.02.10, 14:52 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
Bu konuşmaları nakleden "dua" ve "talib" kardaşa teşekkürler...

Tasavvuf ve Gençlik konulu bir yazının yazılmasına vesile oldular.


http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/1 ... IK--I-.php


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 16.02.10, 17:03 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
sn erbainer kaleminize,kelamınıza,emeğinize sağlık.

her konuda olduğu gibi,bu konudada Rasulullah efendimizin uygulamalarına bakmak ,ve ittiba etmeye çalışmak işin ahsen olanıdır muhakkak.
o gençlere nasıl davranırdı?.
On yaşlarındaki Enese sır emanet etmesi,(ve onu o sırrı taşıyabilecek eğitimden geçirmesi)
Üsame bin zeyde(yaşlı sahabilerde olmasına rağmen) koca orduyu emanet etmesi,
8 yaşlarında bulunan Seleme oğlu Amr 'ı kabilesine imam tayin etmesi,
hz. Zeyd,Hz. Ali,ve daha çevresinde bulunan çocukları,gençleri nasıl eğitirdi?Rabbim bu Önemli sünneti ihya etmeyi nasib etsin cümlemize......


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 20.02.10, 19:19 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Muhterem kardeşim,

"... Tasavvufî pratiğin ülkemizde -neredeyse yüzyıldır- kurum halinde örgütlenmiş geleneğinden koparılmış olduğu gerçeği .."

Size zahmet vermez isem: Bu ifadenizi açmanızı rica edeceğim. Müphem kaldığını düşünüyorum.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 22.02.10, 00:31 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 24.12.09, 22:13
Mesajlar: 147
dua yazdı:
sn erbainer kaleminize,kelamınıza,emeğinize sağlık.

her konuda olduğu gibi,bu konudada Rasulullah efendimizin uygulamalarına bakmak ,ve ittiba etmeye çalışmak işin ahsen olanıdır muhakkak.
o gençlere nasıl davranırdı?.
On yaşlarındaki Enese sır emanet etmesi,(ve onu o sırrı taşıyabilecek eğitimden geçirmesi)
Üsame bin zeyde(yaşlı sahabilerde olmasına rağmen) koca orduyu emanet etmesi,
8 yaşlarında bulunan Seleme oğlu Amr 'ı kabilesine imam tayin etmesi,
hz. Zeyd,Hz. Ali,ve daha çevresinde bulunan çocukları,gençleri nasıl eğitirdi?Rabbim bu Önemli sünneti ihya etmeyi nasib etsin cümlemize......


mübarek kardeşim,
sahabi efendilerimiz, tasavvuf eğitimine ve tasavvufi yolda olan seyr-ü süluk ile eğitime ihtiyaçları yoktur, olmamıştır. çünkü onlar islamiyetin asıl kaynağı olan Hz. Peygamber Efendimizden (sav) eğitim almışlardır.


ruhan yazdı:
Muhterem kardeşim,

"... Tasavvufî pratiğin ülkemizde -neredeyse yüzyıldır- kurum halinde örgütlenmiş geleneğinden koparılmış olduğu gerçeği .."

Size zahmet vermez isem: Bu ifadenizi açmanızı rica edeceğim. Müphem kaldığını düşünüyorum.


muhterem, müsadenizle ben biraz açayım;

son yüzyılda, tasavvufun pratiği niteliğinden olan medreseler, dergahlar gibi kurumlar zaten kalmamıştır. kalsa da gizli saklı kalmıştır, halka açılamamıştır. bu gelenek koparılmıştır. tüm şer'î ve fıkhî konulara hakim olup da, bu dergahlarda pişecek ehl-i tasavvuf olacak, bu işi pratiğinde yaşayacak insanlarımız da pek kalmamıştır.kalsa da bir kısmı zahiren, duruş olarak kalmış, diğer kısmı için de, yaşam şeklimiz ve mekan duruşu olarak buna pek müsait olmamıştır. bir çok insanımız da bu şer'i konulara hakim olmak yerine imanî sıkıntılar içinde yaşamaktadır.(Allah cümlemizi korusun, çünkü dönüşümüz ancak O'nadır!)

vesselam..
..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 22.02.10, 08:50 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
tanhu yazdı:
mübarek kardeşim,
sahabi efendilerimiz, tasavvuf eğitimine ve tasavvufi yolda olan seyr-ü süluk ile eğitime ihtiyaçları yoktur, olmamıştır. çünkü onlar islamiyetin asıl kaynağı olan Hz. Peygamber Efendimizden (sav) eğitim almışlardır.

..


mübarek kardeşim.Tasavvuf,İhsan kıvamını elde etmeye çalışmaktır.Kaynağıda Rasulullahtır.

Tasavvuf,Zahiriyle,batınıyla Allah rasulüne ittiba etmeye çalışmaktır.Seyrü süluk ,bu hedefe götüren yola intisab etmek ve yolda ilerlemektir.

Bu günkü kullanılan tasavvufi terbiye metodlarıda Rasulullahın sünnetinden alınmadır,Kuranın emirlerinden alınmadır.
Zikir,fikir,şükür,istiğfar,salavat.... ile kalplerin terbiyesi asrı saadette yoktu da yeni mi çıktı efendim ?.

Asrı saadette tasavvuf vardı.

Hatta hz.Adem'den beri vardı desek yalan olmaz efendim.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 09.03.10, 09:41 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
TASAVVUF ve GENÇLİK -I-

16-02-2010

Şeyh Şamil, Necmeddin Kübra, Şerafeddin Dağıstanî gibi isimlerin Kafkasya’da Rus işgalcilerine; Türkmenistan’da Moğol yağmacılarına; Yalova’da Yunan palikaryalarına karşı organize edilen savunmalarda ve fiilî savaşlarda sergiledikleri yiğitlik, halkın direnme azmini zirveye ulaştıran öncü tavırları mutlaka hatırlanmalıdır.

***
Resim


Dr. HAYATİ BİCE`nin analizi

TASAVVUF ve GENÇLİK -I-

-Kadim Bir Gelenek / Yeni Bir Tarz -

Geçtiğimiz aylarda kaleme aldığım “Tasavvuf” konulu iki yazım ile ilgili olarak tarafıma ulaşan yansımalar “tasavvuf ve gençlik” ekseninde bir yazı yazmamı da zorunlu hale getirdi. Tasavvufî pratiğin ülkemizde -neredeyse yüzyıldır- kurum halinde örgütlenmiş geleneğinden koparılmış olduğu gerçeği bu konuda somut verilere dayanan ve genel hükümler çıkartılabilcek derecede ayrıntılı ve yaygın gözlemlerin ürünü bir inceleme yapmayı güçleştirmektedir. Ancak İslâm ülkelerinin bazılarında tasavvufi kurumlaşmaların nisbeten korunduğunu bildiğim için “Tasavvuf ve Gençlik” konusunda İslâm coğrafyalarında yaşanan gerçekliğin ne olduğunu düşünürken bir vesile ile Mısır’da yapılmış ilmî bir seminerde “Tasavvuf ve Gençlik” eksenli bir tartışmanın özetlenmiş notlarına tevâfuken ulaşmam mümkün oldu.(1) Bu notları incelediğimde konunun tüm İslâm ülkeleri için ne kadar önemli ve ne kadar da güncel olduğu ortaya çıktı. Dünyanın globalleşmesi, giderek İslâm ülkelerindeki sorunları da dönüştürüyor ve benzeştiriyordu. Anlaşılan o ki, gençliğin İslâmi kavram ve pratiklere yabancılaşması bugün sadece ülkemizde değil tüm İslâm ülkelerinde de yaşanan bir sorundur ve bu süreç İslâm toplumları içerisinde olumsuz anlamda derinleşerek yol almaktadır.

Tasavvufun toplum içerisindeki yeri ve işlevi konusuna sadece antropolojik bir tanımlama yapmak için akademik bir ilgi ile bakan Prof. Dr. Tayfun Atay’ın güncel birkaç yazısında -burada değerlendirilen konudan tamamen habersiz olarak- tasavvuf ile ilgili güncel konularda yaptığı bazı değerlendirmeler(2) de konuyu gençlik açısından yorumlamak gereğini hissettirdi. Konuya ironik bir yaklaşımda bulunduğu izlense de Atay’ın çoğu ‘İslâmcı’ aydının algılayamadığı bazı tasavvufî incelikleri fark etmesi dikkat çekicidir.

Sorunların benzeşmesi çözüm arayışlarının da benzer bir seyir izlemesi sonucunu doğurmaktadır. Bu çerçevede Mısır’da ağırlıklı olarak Ezher Üniversitesi kökenli bir tartışmacı grubunun rol aldığı “Tasavvuf ve Gençlik” tartışması ülkemiz için de geçerli bir çerçeve çizmektedir. Bu nedenle Mısır örneğindeki tartışmayı kısaca özetleyip ülkemiz ile ilgili -ve hatta global çerçevede- neler yapılmalı sorusunun cevabını aramak niyetindeyim. (Konu ile ilgili çalışmam sırasında gördüm ki bu konuyu bir makalede çerçevelemek mümkün olamayacak. O yüzden bu makalede önce Mısır örneğinden yola çıkarak “Tasavvuf ve Gençlik” konusunun arkaplanını ele alacağım. Ülkemize ilişkin değerlendirmem ise ikinci yazıda yer alacak.)

Mısır Örneğinde Tasavvufî Hayat ve Gençlik Tartışması

Mısır tasavvufî kurumlar olan tarikat faaliyetlerinin serbest olduğu; camilerde zikir meclisleri düzenlenmesi olağan karşılanan bir İslâm ülkesidir. Tarihinin çok uzun süreli sayılabilecek bir döneminde Osmanlı coğrafyasının bir parçası olarak yaşayan Mısır’da tüm İslâm tarikatlarının izlerine rastlamak mümkündür. Bedevîyye, Şaziliyye; Düssûkiyye gibi büyük sufî ekollerinin kurucularının ülkesi olan Mısır’da Yeseviyye’den bugün ülkemizde ismi dahi bilinmeyen Halvetiyye’nin Demirtaşiyye koluna kadar birçok irili ufaklı tasavvufî grup da neşv ü nemâ imkânı bulmuştur. Bu nedenle tasavvuf ve gençlik konusunun bu ülkede gündeme gelmesi ve üst düzeyde bir akademik programda ele alınması –benim için- şaşırtıcı bir konu olmadı. Tarihî zemin bir tarafa şiddet eğilimlerinin kaynağı haline gelmekte olan ‘selefî’ eğilimlerin ‘tasavvufi geleneğe açtıkları savaş’ da, sûfi gelenek mensublarını rahatsız eden ve tasavvufu savunma gereğini zorlayan güncel bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış durumdadır.

Mısır Sûfi Tarikatlar Meclisi Başkanı ve Kahire Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî “Tasavvuf ve Gençlik” başlıklı toplantının içeriğini "Gençleri ilim ve yaşayış açısından İslâmi değerlere bağlı olarak nasıl yetiştirebiliriz? Gençleri, "İslâm`ı örnekle yaşamak" demek olan tasavvuf yoluna tekrar nasıl cezbedebiliriz?" konuları olarak tanımlamıştır. Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî, gençlerin rol modeli olacak kişilik örneklerinin ortaya konulmasının önemine işaretle şunları söylemiştir: “Zamanımızda gençlerin özeneceği bir takım yüce değerleri temsil yeteneğini taşıyan; okulda, üniversitede, işyerinde ittiba edip her sahada örnek alabilecekleri örnek-ideal şahsiyet meselesi büyük önem kazanmış bulunmaktadır. Bu örnek şahsiyetlere duyulan ihtiyaç bugün her zamankinden daha çoktur.”

Aynı ihtiyacın ülkemiz için de geçerli olmadığını kim iddia edebilir?

Selefiyye ile sûfiler arasında meydana gelen ve gündelik hayata dahi yansıyan birçok zararlar getiren mücadelenin esasına dair bazı açıklamalar yapan Taftazanî, son zamanlarda İslami eğilimli gençler arasında yayılma istidadı gösteren ve sonuçta ‘şiddet’i kutsayan organizasyonları besleyen selefilerin her yerde sûfiler ile sert çekişmelere girmesinden en çok istifade edenlerin İslâm düşmanları olduğuna işaret ederek selefiyye ile sûfiyye rekabetinin yersizliğine dair noktalara şu sözlerle değinmiştir: “Çünkü selefiyye imamları tasavvufu kabul etmiş ve onu inkâra veya redde kalkışmamışlardır. Selefiyye imamları olarak kabul edilenlerin eserlerindeki fikirlerinden kendilerinin hiç de manevi kavramlardan ve tasavvufi izahlardan uzak olmadığı anlaşılmaktadır. Meselâ sûfiyyenin ele aldığı tevbe, şükür, sabır, rıza, tevekkül ve benzeri makam ve hal denilen ıstılah ve manaların her mü`min için gerekli olduğu selefi imamların kitaplarında da belirtilmiş ve hatta tasavvuf imamlarından çoğu kabul edilerek fikirlerine saygı gösterilmiştir. Bunlardan İbnu`l-Kayyim, tasavvufu inkar etmediği gibi tasavvufi sahada sayılabilecek “Medâricü’s-Sâlikîn” isimli değerli eseri yazmış ve bu eseri ile açıkça tasavvufi ekole dahil olmuştur. Tarihe bakarsak Sûfiyye ile selefiyye arasındaki sert çekişmenin esaslı ve kitabî bir dayanağı yoktur. Selefiyye ile sûfiyyenin İslâm düşmanları karşısında bir araya gelerek güç birliği yapmaları mümkündür. Çünkü tasavvuf aslına uygun şekilde doğruca anlatıldığı ve gerçek manasıyla tanıtıldığı zaman, tasavvufun bir eğitim ve davranış sistemi olduğu ve bu sistem sayesinde İslâmi faziletleri benimseyip yaşamanın mümkün olacağı anlaşılmış olur.

Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Hüseyni Ebu Ferha “Gerçek Tasavvuf”un kaynağının Kur`an ve sünnet olduğunu söyleyerek sufîyi şöyle tanımlamıştır: “Sûfi, diğer müminlerden ubûdiyetindeki sadakat ile temayüz eder. O Rabbinden razıdır. O`nun kaza ve kaderinden de hoşnuttur. Allah`ın emirlerini Kur`an ve sünnetin gösterdiği şekilde ifa ve icra eder, farzların dışında nafilelere de devam eder.”

Zikrin önemine dikkat çeken Ebu Ferha: “Her farz cinsinden nafile ibadet vardır. Kelime-i şehadetin nafilesi de zikr-i ilahiye ve tevhid zikrine devam etmektir. Bu yüzden mutasavvıflar müridlerini her zaman ve mekanda devamlı surette ve muhtelif şekillerde Hakk`ın zikriyle meşgul olmaya teşvik ederler. Ubûdiyet anlayışı kemaline ulaşıp, insan kendisinde bir varlık görmemeye ve bütün mahlukatı Cenab-ı Hakk`ın kulu olarak görmeye başlayınca Allah`ın yarattığı hiçbir varlığın diğerine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini anlamaya ve tevhid ile imanın hakikatine ulaşır.” der.
Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdülmun`im Hafâcî ise kendi kuşağının tasavvuf sevgisi ile büyüyüp tarikat yoluna yöneldikleri belirtir ve tasavvufî bazı uygulamalardan yola çıkarak “şirk” olarak yaftalayanları uyardığı konuşmasında: “Nafile ibadetleri, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta hassasiyeti, sadece Allah rızası için tavsiye eden tasavvuf Allah`a yakîn derecesinde imana çağıran bir akidedir. Gerçek ubûdiyet, iman-ı kamil ve akidenin en üst düzeyidir. Tasavvuf sahih inançla, amel yoluna çıkmak ve ideal insanî değerleri benimseyerek yoldaki güzel örneklere uymak, ahlâk ve amellerde imanın gereğini yapmaktır."Tasavvuf tevessül ve kerametten ibarettir" diyerek, onu "şirk" saymak hangi insafa sığar? Tasavvuf tüm suçlamaları aksine şirkten ve müşriklerden uzaklaşmaktır.” demiştir.
Dr. Abdülmun`im Hafâcî daha sonra “tevessül” ekseninde sûfilerin “şirk” ile suçlamasına değinmiştir: "Herhangi bir insanın kainatta kendiliğinden bir şeylere kadir olabileceğine, başkasına fayda veya zarar verebileceğine, başkasını öldürüp diriltebileceğine, hasta edip şifa verebileceğine inanan kim vardır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunabilir mi?" Bütün bunlar aslı, esası olmayan, batıl teviller, tasavvufun aslına uzak düşüncelerdir. Tasavvufî düşünce insanın kalbini iman, yakîn, havf, recâ, zühd, infâk, rızâ ve tevekkül ile dolduran, gönlünü aydınlatan bir düşüncedir. Bir insanın, (bir veli de olsa) başkasına zarar ve fayda verebileceğine, diriltip öldüreceğine, şifa verip hasta edebileceğine" kim inanır? Müslümanlardan böyle bir itikada sahip olan bulunmaz.”

Sûfi Öncülleri Olarak Ashâb

Dr. Hüseyni Ebu Ferha, “Gerçek Tasavvuf Erbabı Ashabın Günümüzdeki Temsilcileridir” tesbiti ile çok önemli bir noktaya işaret etmiştir: “Gerçek tasavvuf erbabı, günümüzde bu ümmetin selefi dediğimiz ashâb-ı Rasûlullah`ın temsilcileri durumundadır. Nafile ibadete itina ederek Hak dostu olanları hatırlamak gerekir.” Tasavvufun metodunu “insanları nafile ibadetler vasıtasıyla Allah`a yaklaştırmaktır ve bu yöntem “selef-i salihîn” yolu olarak bilinir.” diye tarif eden Muhammed Tahir Hıraşî, asr-ı saadetten örnekler verir: “Allah Rasûlu`nün ashabın gençlerini eğitimindeki metodu da, nafile ibadetler vasıtasıyla Allah`a yaklaştırmak şeklinde idi. Yine Rasûlullah (s.a.v.), Hazret-i Ali (k.v.)`yi genç yaşında olmasına rağmen bazı beldelere kadı olarak göndermiştir. Yine Muaz b. Cebel (r.a) Rasûlullah (s.a.v.) tarafından Yemen`e vali olarak gönderildiği zaman 12-13 yaşlarında idi.”

Rasûlullah ve ashâbı arasındaki ilişkiyi ‘tasavvuf’ olarak tarif eden Ahmediyye tarikatının önderi Şeyh Hasan Şinnavî: “Allah, Rasûlü’ne risalet görevini verip, nur-ı mübini lutfedince ashâbı bu suretle rabbani hidayetten faydalandılar ve O`nun mescidinde ilk tasavvuf büyükleri, geceleri âbid, gündüzleri mücâhid olan öncü sûfiler yetişti. Manevi safvetin ve tasavvufun ilk devirlerinde tasavvufu Allah Rasûlü’nden öğrenmiş olan suffe ehli tasavvufun temellerini sağlayanlar olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.) manevi temizliğe, iffet ve imana çağırdığı gençlerin gönüllerine tasavvuf esaslarını yerleştirmeye son derecede dikkat etmiştir. Nübüvvet mektebinde yetişen bu gençlerden en iyi bilineni Hazret-i Ali (k.v.)’dir. Rasûlullah (s.a.v.)`in gençlerin gönüllerine tasavvuf tohumlarını ekmesinin hikmeti, onların imanın koruyucuları, ümmetin temel taşları olmasındandır. Bunun için Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) "Allah Teali beni beşir ve nezir bir peygamber olarak gönderdiğinde gençler bana tabi oldu, ihtiyarlar muhalefet etti." buyurmuş, sonra da: "Sonra üzerinden uzun zaman geçmek suretiyle kalpler katılaşmış." (el-Hadid 57/16) ayet-i kerimesini okudu.” demiştir.

Şinnavî, Rasûlullah (s.a.v.)`in gençlerin gönlüne yerleştirmeyi arzuladığı kuralların birisinin de "el-Hubbu Lillah- “Allah için sevmek” olduğuna işaret eder.

Sûfiler ve Cihad: Eleştiriler ve Gerçekler

"Sûfi önderlerinin cihad ile ilgili tavırlarının gençlere yeterince anlatılamadı”ğı da seminerde dile getirilen önemli bir tesbittir. Mısır Camiler İdaresi Genel Müdürü ünvanını taşıyan Şeyh Mansur Rifaî, ‘gençlerin neden tasavvufa yaklaşmak istemedikleri’ sorusuna cevap verilmesi gereğine dikkat çeker ve şunları söyler: “Çünkü sûfilerin vehim ve hayal içinde yaşadıkları anlatılagelen gençlere, büyük sûfilerin cihadla ilgili tavır ve davranışları gereği gibi anlatılamadı. Halbuki, Ahmed Bedevî ve İbrahim Düssûki gibi büyük sûfilerin, insanların gönlüne salih amel ve güzel ahlâkın tohumlarını ektikleri gibi cihadda da ordunun ilk safhalarında çarpıştıkları bilinir. Seyyid Ahmed Bedevî, yaşadığı çağın insanlarına ilim öğretir, insanları her türlü hayra, kemale ve hayat yansıyan amele yönlendirirdi. Fakat Ahmed Bedevî’ye dair hiçbir şey okumamış bazı kimseler, cehaletlerine bakmadan onunla ilgili şeyler yazmaya cesaret edebiliyorlar. Hatta bazıları İmam Şa’ranî ve Ali Havvâs gibi şeyhleri öne çıkartarak, "Sûfiler toplumda asalak olarak yaşadılar" diyebiliyorlar.

Oysa gerçek tam da onların söylediklerinin aksinedir. Tasavvuf erbabı, kendilerini toplumdan koparmadıkları gibi ibadet ve muamelatta halka örnek olmuşlardır. Bugün, basın-yayın organları doğrudan gençlerin zihninden bu örnek sûfi şahsiyetlerin izlerini silmeye ve unutturmaya çalışmasa da gözden uzak tutarak etkilerini ortadan kaldırmaktadır: "Hak gözlerden uzak tutulunca batılı yaygınlaştırmak kolay olur."

Sûfilere yönelik eleştiriler “bir lokma bir hırka” deyimi ile özdeşleşmiş olan bir tarif ile dervişlerin dünyaya müdahil olmaktan uzaklaştırıldıkları ve din düşmanları ile fiilî savaşta pasifize edildikleri şeklinde yoğunlaşmıştır. Buradaki sözlerden anlaşılıyor ki aynı söylemin içerdiği eleştirdiği Mısır’da yerleşik sûfilere de yöenltilmektedir. Daha önceki bir yazımda kısmen ayrıntısını verdiğim şekilde (3) ülkemizde iyi bilinen tasavvufî kişiliklerden Şeyh Şamil, Necmeddin Kübra, Şerafeddin Dağıstanî gibi isimlerin Kafkasya’da Rus işgalcilerine; Türkmenistan’da Moğol yağmacılarına; Yalova’da Yunan palikaryalarına karşı organize edilen savunmalarda ve fiilî savaşlarda sergiledikleri yiğitlik, halkın direnme azmini zirveye ulaştıran öncü tavırları mutlaka hatırlanmalıdır.

Ezher Üniversitesi’nin tanınmış öğretim üyelerinden Hadis Bölümü Başkanı Dr. Ahmed Ömer Haşim, tasavvuf aleyhdarı çalışmaların yoğunluk kazandığından yakınarak şunları söyler: “Şurası esefle belirtilmelidir ki, bazı dergiler tasavvuf ve sûfilere karşı harb ilan ederek halkın zihninde tasavvufa karşı şüphe ve toplumda inanç kargaşası meydana getirmeye çalışıyorlar. Bazı büyük muasır sûfileri ele alıp dil uzatarak itham etmekten, sövüp saymaktan çekinmedikleri gibi her türlü dedikodu, gıybet ve iftiradan geri durmuyorlar. Gençlere ahlaki ve manevi değerler kazandırılmasında tasavvufun rolünü görmezden gelerek gençliği tasavvuf saflarına çekme gayretindeki ehl-i tasavvufa yükleniyorlar. İşin şaşılacak tarafı o ki, bu dergiler, tasavvuf ve tasavvuf mensuplarına dil uzatırken materyalizm, siyonizm, Bahaîlik, dinsizlik gibi sapık akımları bir yana bırakıp onlarla hiç uğraşmadan -varsa da yoksa da- tasavvufla uğraşmayı maharet sayıyorlar…”

“Tasavvuf ve Gençlik” seminerinin moderatörü de olan Prof. Dr. Ebul-Vefa Taftazanî, gençlere yönelik İslamî daveti üstlenen tasavvuf ehli ve diğer müslümanların İslamî ahlâkı yaşanmalarının önemine dikkat çekerek: ”Bana göre herhangi bir İslâm davetçisinin her şeyden önce nefs terbiyesinden geçmiş olması, ikinci olarak da Allah`ın yoluna basiretle çağırması lazımdır. Nefs-i emmâresini terbiye etmeden ve onu doğruluğa tam olarak ram etmeden davete kalkışan kimsenin daveti hiçbir anlam ifade etmez.” sözleriyle İslâm’a hizmet aiddiası ile öne atılanlardaki söylem ve eylem farklılıklarındaki çelişkiye işaret ediyordu.

Taftazanî’nin şu sözleri ülkemiz örneğinde düşünüldüğünde de ne kadar anlamlıdır: “Tasavvuf kabalık yolu değildir... Bu yüzden sûfiler eskiden beri tevbe ihtiyacında olan günahkârların Allah’a yönelmelerini telkin ederler, isyankarların gönüllerine bile ümid tohumları ekerek Allah`ın yoluna çağırırlar.”

----------------------------
*Araştırmacı-Yazar

(1) Altınoluk Dergisi; Sayı:12-13.

(2) Prof. Dr. Tayfun Atay: On-Line Biat, Siber-İrşat ve Mevlânalar Savaşı
http://www.t24.com.tr/content/authors.a ... &author=52

(3) Dr. Hayati Bice: Global Planlarda Tasavvuf,
http://www.haber10.com/makale/16375/

KAYNAK: http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/1 ... IK--I-.php

erbainer yazdı:
Bu konuşmaları nakleden "dua" ve "talib" kardaşa teşekkürler...
Bu yazının yazılmasına vesile oldular.

Yazının ikinci bölümü :

http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/0 ... F--II-.php



Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Gençliğin Eğitiminde Tasavvufun Rolü
MesajGönderilme zamanı: 18.03.10, 08:53 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.01.10, 21:01
Mesajlar: 487
GENÇLİK VE TASAVVUF -II-.

"...Bugün vâkıa şu ki gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta güçlük çekiyor; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar tasavvufu insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak tanıtan yanlış düşünceleri değişirdi…"


http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/09032010/GENCLIK-VE-TASAVVUF--II-.php

Gençlik Sorunlarına Tasavvufî Çözüm

- “Muhabbet Kapısı”ndan Geçmek -

Dr. Hayati BİCE


“Tasavvuf ve Gençlik” başlıklı yazımda Mısır’da tasavvufi geleneğin gençliğe aktarılması konusundaki akademik tartışmalara değinmiştim. Sorunun ülkemize yansıyan yönlerinin çözümünde yardımcı olacak “Neler Yapılmalı?” başlığı altında -yine Mısır örneğinde tartışılmış görüşlerden de yararlanarak- bazı önerilere bu yazımda yer vermek istiyorum.

Ülkemiz Gençliği ve Tasavvuf

Tasavvufi etkinliklerin serbest olduğu Mısır’daki durumu göz önüne alırsak ülkemiz gençliğinin tasavvuf ile ilişkisini tahmin edebiliriz ve gençlik ile tasavvuf arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde oluşturulduğunu – maalesef- söyleyemeyiz. Lise dönemi edebiyat kitabındaki kimi tasavvufi metinler temelinde şekillenen kitabi bilgiler ile “tasavvuf” diye bir olgudan haberdar olan gençlerin ezici çoğunluğu için “ülkemizde yaşanan tasavvufi hayat” ile ilgili gözlem yapabilme -ve dolayısıyle bilgilenebilme imkanı- son derecede kısıtlıdır. Ailevî ilişkileri ile tasavvufun pratiği hakkında bir veriye erişemeyen ve tasavvufî bir gelenek ile irtibatı olmayan bir gencin, normal hayat süreçlerinde tasavvufi bir yola intisabı tamamen tesadüflere bağlı haldedir, denilse yeridir. Tesadüflerin yönlendirdiği bir gencin “sahih bir tasavvufî mecra”a ulaşıp ulaşamayacağı ise şansa kalmış bir durumdur. Bu rasyonel temellerden uzak ilişkinin sağlıklı sonuçlara varamayacağı (ve varamadığı) bellidir.

Konunun bir diğer yönü, teorik olarak tasavvufa duyduğu ilgi ile tasavvufun tarihi fonksiyonundan haberdar olan ve klasik tasavvufî kaynaklardan edindiği bilgiler ile tasavvufun ne olması gerektiği konusunda bir fikir sahibi olan gençlerin durumudur. Yeni Aktuel dergisinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Tasavvuf Yükselişte” kapak konusu ile işlediği dosya da bunun bazı ilginç işaretlerini vermiştir. (**) Son yıllarda tasavvufî klasik eserlerin günümüz Türkçesine aktarılma çalışmalarının artması ile bu gruptaki gençlerin sayısının arttığı gözlemlenmektedir.

“Tasavvufa meraklı” diyebileceğimiz gençlerin edindikleri teorik bilgiler ile tesadüfî olarak veya yakın çevrelerinden yönlendirilerek ulaştıkları tasavvufi kanallarda cereyan eden tasavvufî hayat arasındaki çelişkileri gözlemeleri bugün gençliğin tasavvufî hayata adaptasyonunda önemli bir engel olabilmektedir. Öyle ki bazen bu çelişkiler tasavvufa meraklı genci –maalesef- tasavvufî çevreden tamamen uzaklaştıracak kadar soğutucu olabilmektedir. Burada sadece “birazcık mürekkep yalamış ukala” gençlerin değil, ülkemizde yaşanan baskılayıcı kısıtlamalar ile ideal bir tasavvufî ortam oluşturma imkânından yoksun bırakılmış olan tasavvufî geleneğin de sorumluluğu vardır.

Gençlik, İnternet ve Tasavvuf

Son zamanlarda gençliğin bilgi edinme kaynakları arasında en öne çıkan internet ortamının tasavvufî hayatın anlaşılmasında ve yaşatılmasında giderek artan bir etkinlikte fonksiyon kazandığı gözlemlenmektedir. Ülkemizde yasaklar nedeniyle yıllarca gizemli bir halde kalmış olan zikir ritüellerini en nezihinden en ürkütücü olanlarına kadar internet ortamında izlemek mümkündür. Bu konuda birkaç örnek vermek isterim: Sudan’da kayda alınmış Semmaniye tarikatının son derece estetik ve düzenli “kelime-i tevhid zikri” veya Fas’taki bir Şazeli dergâhında koro halinde “salavat-ı şerife” icraını da internet video kanallarından izlemek mümkündür.

Diğer yandan Makedonya’da Osmanlı bakiyesi olarak günümüze kadar gelmiş bir Rufai dergahındaki ateşte kızdırılmış demiri yalayan veya vecde gelmiş müridin vücuduna şiş batırılması şeklinde “burhan” görüntülerini dehşet ile anlatan bir genç kıza bir diğeri İran’ın dağlık bir yöresinde kayda alınmış olan zikir meclisinde “kafaya kama çakılması” sahnesini (hakikaten vahşet denebilecek bir görüntü olduğunu söylemeliyim) görse ne yapacağını sorabilir. Tasavvufî pratik ve uygulamalar konusunda bilgisi olmayanların Hind-Pakistan bölgesi sufilerinin cezbeli rituellerini görmeleri halinde şaşkınlığa düşmemeleri de imkansızdır.

İnsanların merakını tasavvufa yönlendiren garîb sahneler yanında son zamanlarda tasavvufî pratiğin en önemli konusu olan biat konusunun da internet üzerinden yaygınlaşmağa başladığı gözlemlenmektedir. İnternet ile online biat alan bir tasavvufî eğilime sahip genç; bağlandığı yolun merkezi mekanındaki zikir ve sohbet ortamına da sanal alemden de katılabilmektedir. Diğer yandan tasavvufi bilgilenme açısından da -bugüne kadar ancak özel bir gayret ile oluşturulabilecek- sufî literatürü bilgisi internet ortamında herkesin rahatça erişebileceği bir yaygınlık kazanmıştır. Birçok internet forumunda tasavvufî konularda sorular ve yanıtların en ince ayrıntıları ile tartışıldığını da görebiliriz.

İnsanların -ve özellikle bulundukları fizyolojik ve psikolojik evrenin gereği olarak en hassas dönemlerini yaşayan gençlerin- nefslerini, emmâre düzeyinde kışkırtıcı materyali içeren internetin gençlere tasavvufî bilgi ve hatta eğitimin iletilme aracı olarak etkinlikle kullanılması konusunda tasavvuf ile teorik olarak ilgilenen akademisyenlerin ve tasavvuf pratiğini yaşayan mürşid pozisyonundaki önderlerin sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğun gereği, düzgün kanallar açılarak sağlıklı bir yönde yerine getirilmezse yanlış bilgilere dayalı vahim pratiklerin ortaya çıkması da kaçınılmazdır.

Tasavvuf ile İlgilenme Çağı

Tasavvuf ile ilgili bilgi ve görüntülerin hedef kitlesi belirlenmeden, bir şekilde tüm meraklıların önüne gelmesi tasavvufi bilgilendirme konusunda yeni bir değerlendirme yapılmasını gerekli kılmaktadır. Türk tasavvuf tarihine bakıldığında tasavvufun belirli bir İslami hayat pratiğine sahip olan kişilere teklif edilebilen daha rafine bir müslümanlık olarak sunulduğu görülür. Özellikle ülkemizde yaygın sûfi gelenek olan Nakşbendilik ekolü, tasavvufî bir hayatın yaşanabilmesi için öncelikle meslek ve iş sahibi olmanın gereğini öncelediğinden tasavvufi pratikleri yaşama çağı da olgunluk yaşlarına erteleniyordu. Oysa bugün yaşadığımız dünyanın şartları, internet ile doğup büyüyen gençliğin hiç değilse bilgilenme düzeyinde “sahih tasavvuf” ile tanışmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü bu ülkenin tarihinde belirleyici olarak yer alan tasavvuf ile -istense de istenmese de- neredeyse çocuk denilecek yaşlarda karşılaşılması söz konusu olmuştur artık.

Bu tesbitlerim Türkiye için olduğu kadar diğer İslam ülkeleri için de geçerlidir. Önlerinde onları sapıtan, fitneye düşüren bir takım engeller, onları şerre götüren pek çok tuzaklar bulunan gençlerin tasavvufî bir yaklaşımı benimsemelerinin, önlerinde yepyeni bir âlemin kapılarını açacağına işaret eden Dr. Abdülmun`im Hafâcî, Mısırlı gençleri dinsizliğe, cinselliğe ve benzeri sapık akımlara sevk etmeye çalışan pek çok akımın birlikte oluşturduğu tehdide dikkat çeker.

Konunun doğrudan doğruya özellikle gençler ile ilgili bir başka yönü daha vardır ki o da günümüzde ihmal edilemez bir olay olgu olarak önümüzdedir: Son yüzyılda nefsani dürtüleri azdıran ve tüm dünyada egemen olan Batılı hayat tarzı ile reklam edilen hedonizmin sınırları aşarak neredeyse ulaşmadığı ülke ve mekân bırakmayışı... Benzer bir değerlendirme yapan Mısır’daki Ahmediyye Tarikatının önderi Şeyh Hasan Eş-Şinnavî: “Maddenin ruha hükümran olarak esareti altına aldığı günümüzde; özellikle yaşadığımız çağda gençlerin tasavvufla irtibatının topluma hayırlı ve faydalı birer ferd olarak kazandırılmaları bakımından önemi açıktır. Dinimiz bizi ruhi yüceliklere, manevi olgunluklara davet ederken asrımızda tasavvufun büyük önemi olduğu açıktır.” sözleriyle tasavvufun nefsani güdülerin denetimindeki gerekliliğini vurgulamıştır. Mısır İslamî Bankası yöneticilerinden Ahmet Atıf ise, ülkesinde mevcut masonik cereyanlara ve Rotary kulüpler gibi ‘kökü dışarıda’ organizasyonlara karşı en faal mücadelenin tasavvuf ile yapılabileceği tesbitinde bulunmuştur.

Tasavvufun nefsanî arzu ve dürtülerin kontrolünde sağlayacağı faydaya bugünkü nesillerin -çok ama çok- ihtiyacı olduğu da kesindir. Nefsin emmâre düzeyindeki güdülerin esiri olmaması için gerekli otokontrolü sağlamakta tasavvufun sağladığı imkanları diğer İslâmi pratikler ile karşılamak çok zor görünmektedir. O halde “Gençliğin tasavvufi uygulama ve tecrübe konusunda bilgilenmesi için neler yapılmalı?” sorusuna tasavvufi gelenek içerisinde yanıt arama gereği vardır.

Tasavvuf Aleyhdarlarının “İslâmcı Gençlik” Kuşatması

Konuyu güncelleştiren bir husus ta -tasavvuf ehli gençliğe erişimi hedef edinmese bile- tasavvuf aleyhdarlarının müslüman ülkelerdeki gençleri propaganda hedefi yaparak gençliği tasavvuf ile -olumsuz yönde etkilemeğe çalışarak- tanıştırdıklarının da gözlemlenmesidir. Henüz ülkemizde Arab ülkelerinde -ve bu arada Mısır’da- olduğu kadar etkin olamasalar da gençlik içerisinde İslamî “fakat tasavvuf aleyhdarı” akımların faaliyette oldukları bilinmektedir. Kendilerini “selefi” olarak tanıtan kişi ve gruplar tüm dünyada yaygın bir tasavvuf karşıtı propagandanın yürütücüsü durumundadır. Tasavvufun maksatlı olarak uydurulan sözlerle yanlış tanıtılmasına karşı çıkan Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar’ın “Bugün vâkıa şu ki gençlerden çoğu tasavvuf mefhumlarını kavramakta güçlük çekiyor; çünkü gençlerimizin çoğu tasavvufla ilgili şeyler okumuyorlar. Şayet okumuş olsalar tasavvufu insanı tembelliğe, yalancı bir tevekküle çağıran, üretim ve çalışmayı durduran, insanları uyuşturan ve toplumdan ayıran bir sistem olarak tanıtan yanlış düşünceleri değişirdi… Bu yanlışın tashihi de oldukça zordur. Tasavvufun miskinlik, hayatı terk ve sadece zikir ile nafile ibadete dayalı bir sistem olduğu şeklindeki anlayış temelde İslâm’ın sınırları dışında bir anlayıştır.” sözlerinin ülkemiz ölçeğinde de neredeyse birebir geçerliliği tartışılamaz.

Dr. Abdullah Neccar, ülkesindeki tasavvuf ve sûfiler hakkındaki yanlış algılamayı şöylece özetler: “Maalesef gençlerimiz tasavvuf aleyhinde oradan-buradan duydukları bir takım lafları tekrarlamakla yetiniyorlar ve insanlar düşünüp anlamadan; ölçüp tartmadan bunları tekrarlayıp dururlar. Gençlerimizin ve tasavvufa yanlış nazarla bakan kimselerin, tasavvufun ubudiyet derecelerinden biri demek olduğunu bilmeleri gerekir. Tasavvuf âlimlerimizin belirttiği gibi "Sûfi" ; "Abdullah" yani “Allah`a celâlinin gerektirdiği gibi kulluk eden” demektir. Tasavvufun dinin rükünlerinden veya imanın esaslarından biri yıkılarak onun yerine kaim olması tasavvur olunamaz. Aslında tasavvuf, gençlerimizin de bilmesi gerektiği gibi, insanın, dini iman, İslâm ve özellikle ihsan olarak anlayıp gereğini yerine getirmesidir. Sûfi, Allah`a kamil bir imanla inanarak, ihsan duygusuyla -Allah`ı görüyormuşçasına- ibadet eder. Veyahut da bazı sûfilerin dediği gibi haşyetle kulluk yapar. Tasavvuftaki haşyeti iyi anlamak zorundayız. Çünkü haşyetin manasının yanlış anlaşılması, gençlerin zihinlerinde yanlış düşüncelerin yerleşmesine sebep olur.”

Mısır Vakıflar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Abdullah Abdüşşekür ise tasavvuf karşıtlarının kötüleme çabalarına engel olunabilmesi için “gerçek tasavvuf”un gençlere ulaştırılmasının önemine dikkat çeker: “Gençlere tasavvufu klasik usullerle değil; açık ve net bir surette; tam olarak tanıtmamız; inanç değerlerini ve manevi önderlerini, sufîlerin yaşantılarını tanıtmak ve öğretmek gerekmektedir... Tasavvufun manasını gençlere iyice öğrettikten sonra, tasavvufi şahsiyetler anlatılmalı ki, gençler izleyebilecekleri yolu, görebilsinler… "Tasavvuf, kalbin kötü hasletlerden temizlenmesidir" diyelim… Kalb, sadr; yani bâtın tasfiye olduktan sonra bunun safiyeti dışarıya yansıyacaktır. Ahlakî ve ilmî değerler etrafında yapılacak sohbetler, İslâm ahlakının esaslarını şahsında taşıyan örnek insanların hayatları, birbirlerine karşı muameleleri ile ilgili günlük programlar, haftalık programlar, gençlerimizin kalplerine ulaşma yollarındandır. Gençlerimize amel noktasında da ehl-i tarikin değerlerini öğretmek zorundayız. Çünkü tarikat sadece bilinen ibadetlerden ibaret demek değildir. Ehl-i tarik ve sûfiler nezdinde gerçek ibadet, meslek olarak yapılan işlere varıncaya kadar her türlü insani faaliyeti kapsayan bir anlayıştır. Ebul-Hasen eş-Şazeli ihvanına "Çalışınız, çünkü dünyasında hayır olmayanın ahiretinde de hayır yoktur." derdi. Ahmet el-Bedevî de ihvanına şöyle nasihat ederdi: "Önce ekmeğinizi kazanın, sonra Rabb’ınıza ibadet edin." Gençler, bu değerli sözlerin tasavvuf önderlerine ait, şahsî tavsiye ve sözler olduğunu bilmelidir. Bu sözler bizi tasavvufun, şahsi kalp temizliği yanında toplum içinde yararlı çalışma ve üretim demek olduğu fikrine götürür. Tasavvuf aynı zamanda güven ve hoşgörüdür. Tasavvuf korkaklığı reddeder ve gerçek sûfi Allah`tan başkasından korkmaz. İnsan, mahlukattan korkmayıp kötümserliği terk eder, iyimser olarak yaşar.”

Dr. Abdullah Abdüşşekür, sözlerini İslâm dünyasının geleceği konusunda tasavvufun oynayacağı olumlu role ilişkin ümidi ile tamamlamıştır: “Gençlere sözün güzeli, üslubun kibar ve yumuşak olanı demek olan tasavvuf, söylem ve yaşayışın en düzgünü olan sûfilik somut olarak gösterilebilinirse İslâm ümmetinin talihi gülecektir.”

Gençliğe Önerilen Tasavvufî Çözüm

Çağımızın gündeme getirdiği gençlik sorunlarının çözümüne ve İslam ümmetinin istikbalinin güvence altına alınmasında tasavvuftan nasıl yararlanabileceği de tartışılmaktadır. Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar gençliği “İslâm’ın eğitim ve yetişmesine büyük önem verdiği, sağlam bir yönelişle hayata hazırlamaya çalıştığı ümmetin istikbalinin teminatı olan topluluk” olarak tanımlar. Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdülmun`im Hafâcî ise: “İslâm düşmanları, gençliğimizi ahlâken zaafa uğratarak, İslâmî düşünceyi ve dolayısıyle İslam dünyasının geleceğini zayıflatmak istiyorlar. Gençler, tasavvufi düşüncelerle donatıldığında sapık düşüncelere karşı en iyi silahla teçhiz edilmiş olurlar. Gençler, tasavvuf yoluna yönelerek istifade ederlerse, bu onlar için nefsani bir terbiye, ruhani bir eğitim vesilesi olur. Akıllarından, ruhlarından, şuur ve vicdanlarından nefsanî perdelerin kalkması sayesinde her şeyde ve her yerde; uyku ve yakaza halinde Allah`ın tecellilerini görürler.”” tesbitinde bulunur.

Tasavvufu, gençleri faziletli bir hayata ulaştırmak için ellerinden tutacak bir sistem olarak tanımlayan Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Abdullah Neccar, gençlerin nefslerinin esaretinden kurtarılması gereğini işaret eder: “Gençleri yetiştirme ve enerjilerini hayra yönlendirme yollarını araştırdığımız, toplum içinde bu idealleri gerçekleştirecek faal bir eleman olmalarını sağlamak istediğimiz zaman tasavvufun, gençliğin eğitimdeki tesirinden gafil olmamak gerekir.” Tasavvufu İslâm’ın “yaygın eğitim sistemi” olarak gören Neccar, tasavvuf hakkındaki yanlış yönlendirmenin bilhassa gençlik düzeyinde düzeltilmesi için gayret edilmesini ülkesinin ve İslam dünyasının geleceğinin garantisi için şart olarak görmektedir ve der ki: “Tasavvuf konusundaki yanlış düşüncelerin tashihi için öğretici ve uyarıcı yayınlara ihtiyaç vardır. Eğer gençlerimizin hayrı isteniyor ve onları düştükleri yanlış akım ve düşüncelerden kurtarmayı arzu ediliyorsa, sağlam İslâmî düşünceye bağlı her vesile ve kanaldan istifade ederek gencin zihnine ulaşma gerekir. Gençlerin tasavvufun bu önemini anlamalarını; eğitim ve basın-yayın ile meşgul olan kimselerin de çalışmalarını bu istikamete yönlendirmelerini diliyorum. Ki bu suretle tasavvuf, gençlerin hayatlarını düzeltmeye bir başlangıç teşkil etsin ve gençlerin çalışma hayatlarında sağlam imandan ve Allah`a karşı halis kulluk görevinin yerine getirilmesinden kaynaklanan esaslardan biri olsun.”

Gençlere Öneri: “Tasavvufa Muhib Olmak”

Gençliğe tasavvufu takdim etmekte, yüzlerce yıllık tasavvufi birikimin ortaya çıkarttığı terminolojide “muhib” olarak adlandırılan kavramı öne çıkartmak gerektiği kanısındayım. Bir tasavvuf yolunda biat alarak tarikat usulünün belirlediği günlük zikir ve tasavvufi pratikleri “mürid” olarak uygulaması tüm gençlik kitlesine genelleştirilemez. Bu hem zor, hem de uygulamada birçok soruna yol açacak bir öneri olurdu. Bunun tasavvufun teorisi ile de bağdaşmayacağı; tasavvufa intisab ile manevi yolculukta yol almanın ancak “ezeli bir nasib” olduğu konusunda beni ikaz eden sufi arkadaşımın uyarısını da dikkate alarak gençlik kitlesinin genelinin “tarikatta mürid” olmasa bile “tasavvufa muhib” olması önünde hiçbir engel bulunmadığını belirtmiştim. Herkes istese de gerçek anlamıyle bir “mürid” olamayabilir ancak herkesin “muhib” olması hem serbest hem de çok kolaydır.

“Muhabbeti olan” anlamını taşıyan “muhîb” terimi Arapça, “seven” demektir ve tasavvufta muhabbet; sevgi; ilgi kavramlarından türetilmiş bir kelime olarak kullanılagelmiştir. (***) Tasavvuf yolunu seven, fakat bir sûfi yolunda fiilî olarak yer almamış kişilere “muhîb” derler. Tasavvuf terminolojisi’nde tasavvuf yolunu ve o yolda gidenleri seveni ifade eder. Bazı tarikatlarda ise muhiblik, tasavvuf yoluna adım atan talibin ilk durağıdır. Mevlevî muhibleri için Mevlevîhanelerde ayrı yerler ayrılmıştı ve dervişlerin katıldığı Mevlevî ayini muhibler tarafından o özel bölmeden izlenirdi. Bunun anlamı Allah yolunda seyreden müminleri sevmek ve onların önderi olan tarihte yaşamış ve bugün yaşamakta olan Allah dostlarına hürmet ve saygı duymak demektir.

Tasavvuf yolunda resmen yer alıp kendisini mürşidden biat alma yeterliliğinde görmeyen bütün Müslümanlar için olduğu gibi gençler için de ardına kadar açık bir kapıdır bu kapı: Muhabbet kapısı…

Muhabbet kapısından bu şekilde giren bir mümin genç, rahmanî çekim alanına da girmiş demektir ve umulur ki bu çekim ile kısa sürede kendi yörüngesinde yerleşerek dengeli bir yolculuğa başlayacaktır.

--------------------------

(*) Araştırmacı-Yazar.

(**) Yeni Aktuel, "Sufizm Yükşelişte" ; Sayı: 209.
http://www.yeniaktuel.com.tr/index,209@2100.html

(***) Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Anka Yay.

http://www.boyuthaber.com/News/Analiz/0 ... F--II-.php


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: GENÇLİK VE TASAVVUF
MesajGönderilme zamanı: 18.03.10, 12:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Yazının en önemli kısmı kanımca başlıktaki "muhabbet kapısından girmek" ibaresi dir.

Gerçi muhabbet, tüm zamanların en tesirli malzemesidir gönül fethinde.Hele günümüzde;egoizmin ,ben merkezciliğin zihinlere pompalandığı medya,kişisel gelişim felsefeleri,makyavelist dünya görüşleri gibi güçlü ve nefse hoş gelen çeldiriciler karşısında gençler ancak muhabbetle elde tutulabilir.

Çocukken bize bir hikaye anlatırlardı.İki adam bal satıyorlar.Ballar aynı fakat birinin müşterisi yok.Sebepse suratının sirke satmasıymış.

Rahmanın,Kullarına sonsuz merhamet ve sevgisi icabı indirdiği,maideye(sofraya)insanları davet ederken yüzümüz sirke satarsa olur mu. Değil yüzümüzün ifadesi, gençlerin gönlü o kadar temizki,içten olmayan sevgiyi bile anlıyor,müşteri olmuyor,beğenmiyorlar.

Rasulullahın "ümmetiii, ümmetiii, ümmetiii" nidasını,onun ümmetine aşkını,sevdasını anlamalı belkide en önce gönüllerimiz.

En kaliteliyi,en kaliteli sunuş şekliyle insanlara ulaştırmalı.İnsanlara bal sunarken,bulaşık kapla sunarsak ancak tiksindiririz.

Birde şu var.Gençler ve çocukları yeterince önemsemediğimiz kanaatindeyim.Gençlere yönelik,günümüz teknolojilerinin imkanları kullanılarak acil durum çalışmalarına ihtiyaç var.

İlkokula bir iki sene giden bir çocuğa bazı şahsiyetlere hayranlık aşılanabiliyor ama daha peygamberini tanımıyor.Demekki çocukta değil problem.

Medya da çok önemli.

Oğlum,daha 5 yaşlarındayken, birgün tv.de izlediği pokemon çizgifilmindeki en güçlü karakteri göstererek ;"Allah buna mı benziyor" demişti.daha o yaşında bir çok karakterin ismini,özelliklerini ezberlemişti.Şuan 12 yaşında ve bakugan adlı bir çizgi filmdeki karakterlerin adlarını,özelliklerini vs. ezberlenmesi güç bilgileri sayıp döküyor.Demek ki,çocuklarımızın zekasında ve anlayışında problem yok.problem,bizlerin onları adam yerine koymamamızda.

Elinde maddi,ilmi, teknolojik v.s.imkanlar bulunanların onlara yönelik kaliteli şeyler ortaya çıkaramamasında.Ve tebliğde onların hoşlanacakları tarzda günümüzün imkanları kullanılabilirse çocuklar ,gençlerin "fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın" yakınmalarımızı haksız çıkaracak icraatlar çıkarabileceklerine inanıyorum. Çünkü Fatih İstanbul'u fethetti ama onu yetiştiren hocalar olmasa bunu gerçekleştirebilir miydi,ya da fethetti diyelim,böyle bir medeniyet meydana gelir miydi?

Evet fazla söze hacet yok.Muhabbet ve bu muhabbetin gereği,imkanlarımızı onları için seferber edebilmek.Onlara sevdirebilmek,Kişisel çabalar yanısıra,kişi olarak gücümüzün yetmediği durumlarda, güç birliği yaparak finansman,teknoloji,bilgi vs.gerektiren hususlarda,yardımlaşarak gençlerimizi şeytanın ve avanesine yem etmemek. Kaliteli eserler meydana getirmek.Onlara ulaşabilmek için onların dünyasını anlayabilmek.Elin japonundan çizgi film ithal edip,çocuklarımızın aklını apır sapır ne dünyasına ne ukbasına yaramayacak bilgilerle doldurmak yerine hakiki ilmi en güzek bir sunuşla sunmak.

Bunları yaparkende, öz eleştiri yapabilmek ve eleştiriye açık olmak.Günümüz müslümanlarının bir eksiğide bu."Kalitesiz de olsa din adına yapıyorum ya beğenilmesi lazım" diye düşünüyor,eleştiri kabul etmiyorlar.Oysa Mimar Sinan,Bir şaheserinin açılışında, bir çocuğun " bu minare eğri duruyor" demesini bile kulak ardı etmemiş,minareye urgan bağlattırıp güya çektirmiş, çocuğa her defasında "doğruldu mu?" diye sorarak doğrulduğunu tasdik ettirme gereği duymuştur.Ki minare eğri değilken.

Rasulullah ta,her ne iş yapıyorsak en güzelini yapmamız gerektiğini tavsiye etmemiş midir.

Bakıyorsunuz internet ortamında arabesk formatında veya çiftetelli havasında kalitesiz ilahiler,videolar,ancak ilkokul çağında çocuğa bile hitab etmeyecek basitlikte yapımlar çoğunlukta.

Medya ve internet hususunda zenginlerimizin,alimlerimizin,sanatçılarımızın ellerini taşın altına sokma zamanı geldi.Bir "çağrı" filmi nasıl dünyadan ses getirdiyse dinimizi sunmakta çağın imkanlarını kullanmakla da sorumluyuz.

Mevlananın dediği gibi,"dün dünde kaldı cancağızım yeni şeyler söylemek lazım.Bu çağın insanının anlayacağı yeni diller bulmak lazım.

En eskimeyen dil de muhabbet dili. Bu muhabbette, isbat ister, isbatı da o uğurda ne kadar çalıştığımızla orantılıdır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 23 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye