Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 05.02.11, 17:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.01.09, 10:20
Mesajlar: 239
Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı

Risale-i Nur Enstitüsü

Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı öz olarak izah edilmeye çalışılacaktır...

04 Şubat 2011


İnsanoğlu için en büyük merak konusu olan şeylerin başında muhtemelen kendi yaradılış gerçeği, kâinatla olan alâkası ve ikisi arasındaki hakikat bağlarını kurabilmek gelir.

Bunu gerçekleştirebilmek amacı ile kendisine yol gösterici olarak Allah tarafından peygamberler gönderilmiş, onların yollarının izahlarını yapan âlimler, muhakkikler, müceddidler ve tasavvuf şeyhleri gibi büyük zatlar gelmiştir. Bu zatların tamamı bu hakikatlerin bir parçasına değinmeye çalışmış ve vazifelerini bihakkın yerine getirerek hakiki âlem olan âlem-i ahirete intikal etmişlerdir. Bunlardan bir kısım olan tarikat ve tasavvuf şeyhleri de aynı şekilde vazifelerinin hakkını vermiş ve insanlığı hakikate ulaştıran nurlardan emâreler bırakmışlardır. Bu yazıda tasavvufun genel bir tarifi yapıldıktan sonra içinde bulunduğumuz ahirzaman asrında Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı öz olarak izah edilmeye çalışılacaktır.

1. Tasavvuf ve tarikat nedir?

Tasavvufu, ebedî huzura ve mutluluğa ulaşma isteği doğrultusunda nefsi kötü huylardan arındırma, ahlâkî olarak belirli bir olgunluğa eriştirme, kalbi olumsuz düşüncelerden kurtarma, kendini ve nefsini en iyi bir biçimde tanıma olarak yorumlayabiliriz. Tarikat ise en genel mânâda tasavvufun sistemleşmiş haline verilen isimdir.

Çok defa duyduğumuz tasavvuf kelimesinin kaynağı hakkında farklı görüşler ileri sürülmektedir. Şemseddin Sami Kamus-u Türkî’sinin tasavvufla ilgili maddesinde her ne kadar bu kelimenin Yunanca hikmet mânâsına gelen “sophia”dan geldiğini söylüyorsa da, İsmail Hakkı İzmirli bunun doğru olmadığını dile getirmektedir. Delil olarak da ilk sofi olarak anılan Ebu Haşim’in (öl. 767) zamanında henüz felsefe kitaplarının tercümesinin yapılmadığını, bundan dolayı da bu kelimenin Yunanca’dan geçmiş olamayacağını belirtmektedir.(1)
Tasavvufun çok farklı şekillerde tanımı yapılmaktadır. Bu da mutasavvıfların farklı bakış açılarından kaynaklanmaktadır. Ancak temelde hepsinin birleştiği nokta tasavvufun İslâm’ı yaşamayı hedeflediği görüşüdür. Tasavvuf tanımlarını maddeler halinde sıralamak gerekirse:

* Tasavvuf, masivayı terk edip Allah ile beraber olabilmektir. (Cüneyd-i Bağdâdî)
* Tasavvuf, kulluk ahlâkına bürünmek, onunla süslenmektir. (Muhyiddin İbni Arabî)
* Tasavvuf, şeriatın zahir ve batınını, ahkâm ve adabını bilip yaşamadır. (Seyyid Şerif Cürcani)
* Tasavvuf, nefsin kötü isteklerini terk etmektir. (Ebû Hüseyn Nûrî)
* Tasavvuf, vakti değerlendirmek ve vaktin kıymetini bilmektir”.(2) (İbni Osman Mekkî)
* Bediüzzaman, tasavvufu, “iman hakikatlerini keşfetmeyi ve Cenâb-ı Hakk’ı hakkıyla tanımayı asıl gayesi yapan, Peygamber Efendimiz’in (asm) Mi'racıyla açtığı yolu takip eden, kalbi işletip ruhânî olarak seyr ü süluk etme yöntemini benimseyen, zevkî, hâlî ve bir derece şuhudî olarak iman ve Kur’ân hakikatlerine mazhariyetle insanı geliştiren, olgunlaştıran bir sır” olarak tarif eder. Ona göre tasavvuf; tarikat, velâyet ve seyr ü süluk adıyla anılan şirin, nurânî, neşeli ve ruhânî bir kudsî hakikattir. (3)

2. Tasavvuf ve tarikatın gayesi

İnsanların bir maddî, bir de manevî tarafı mevcuttur. Tarikatlar insanların maddî taraflarından çok manevi taraflarını inkişaf ettirmeyi hedef almışlardır. Manevî âlemin merkezi de kalp olduğundan dolayı ilk iş olarak kalbi çalıştırıp hareketlendirmeyi ve olgunlaştırmayı asıl gaye yapmışlardır.
Tarikatın en önemli gayesi hiç şüphesiz iman hakikatlerinin kalplerde inkişafını sağlamaktır. Müceddid-i Elfi Sani İmam-ı Rabbani de bütün tarikatların ulaşmak istedikleri son noktanın iman hakikatlerinin inkişaf ettirilmesi olduğunu dile getirmektedir. (4)

İman hizmetlerini ön plana tutma günümüzde çok daha fazla gerekli hâle gelmiştir. Çünkü günümüzde maddecilik ve materyalizm hastalığı etkisini çokça göstermektedir. İnsanlar bir şeye inanabilmeleri için delil sormakta, görmek istemekteler. Eskiden bilindiği üzere durum çok daha farklı idi. Bir âlim şahsın bir sözüyle insanlar irşad edilebiliyorlardı. İnanmayan sayısı çok daha cüz’î miktarlardaydı. Ancak günümüzde dinsizlik kol gezmektedir. Bu konuda Bediüzzaman şöyle der: “Tahmin ederim ki, şeyh Abdülkadir-i Geylânî (ra) ve Şah-ı Nakşibend (ra) ve İmam-ı Rabbani (ra) gibi zatlar bu zamanda bulunsalardı, bütün gayretlerini hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin (İslâm esaslarının) takviyesine sarf edeceklerdi.” Bunun sebebini de şu şekilde dile getirmektedir: “Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez, fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.”(5)

Tasavvufta sünnet-i seniyeye bağlılık büyük önem arz etmektedir. Bediüzzaman hazretleri Sünnet-i Seniyyenin tarikatta büyük bir önem arz ettiğini dile getirerek; bunu, velâyet yollarının en güzeli, en nuranisi, en zengininin Sünnet-i Seniyyeye ittiba olduğunu, yani işlerinde ve harekâtında ona tabi olmak, onu taklit etmek, ef’alinde ahkâm-ı şer’iyeyi düşünüp rehber kabul etmek gerektiği şeklinde ifade etmiştir.(6)

3. Bediüzzaman’a göre tarikat ehlinin vartaları ve üstün meziyetleri

Bediüzzaman Said Nursî, tarikatlarla ilgili yüksek ilmî bir ders olarak nitelendirdiği Mektubat isimli eserinin 29. Mektubunun Dokuzuncu Kısmı olan Telvihat-ı Tis’a risâlesinde sünnetin prensiplerini tam kavrayamadan, tarikat ve tasavvufun içine dalan insanların birçok vartaya düşeceklerini belirtmektedir. Bediüzzaman bunların başlıcalarını;
* Velâyeti, Nübüvvete tercih etme,
* Evliyaları Sahabelerden üstün görme,
* Bir kısım tarikat virdlerini ve adaplarını sünnete tercih ederek karşı gelme,
* İlhamı vahiyle karıştırma,
* Kerâmet, zevk ve nurani halleri hoş görüp onlara âşık olma ve onları ibadete tercih etme,
* Velâyet makamının gölgelerini, numunelerini gerçek makam-ı âlî ile karıştırma,
* Fahri, nazı, insanların teveccühlerini, şükrün ve insanlardan istiğnanın önüne geçirme,
* Ahirette koparılıp yenilecek velayet meyvelerini dünyada yemek ve istemekle vartaya düşerler.

Bu vartalardan kurtulmanın tek yolunun Kitap ve Sünnetin ölçüleri ile hareket etmekten geçtiğini ve onlar bilinmeden tarikat dairesine girilmemesi lâzım geldiğini de dile getiren Bediüzzaman, “Şeriatsız cennete giden yoktur, ama tarikatsız cennete giden çoktur” (7) diyerek meselenin önemini dikkatlere sunmuştur.
Bediüzzaman, yine Telvihat-ı Tis’a risâlesinde tasavvufun faydalarına da değinmiş ve bunları dokuz maddede toplamıştır. Bunlar;
* Doğru yoldan sapmamış olan tarikatlar sayesinde iman hakikatlerinin inkişafı,
* Kalbi tarikatlar vasıtasıyla işlettirip insanî duyguları yaradılış neticelerine yöneltmek,
* Tarikat yollarından birisine dehalet ederek dalâlet ve şüpheleri defetmek,
* İmandaki marifetullahı bilmek ve bu yolla Muhabbetullah’ın zevkini tarikat vasıtasıyla idrak etmek,
* Şer’î tekliflerdeki hakiki latifeleri tarikattan ve zikr-i İlâhîden gelen bir uyanık kalb sayesinde hissetmek,
* Tevekkül makamı, hakikî zevke ulaştıran teslim mertebesi ve rıza derecesini kazanmak,
* Tarikat yolunun en mühim esası ve neticesi olan ihlâs sırrıyla gizli şirk, tasannu ve rezâilden kurtulmak,
* Kalbî zikir ile ve aklî tefekkür ile kazandığı huzur ve kuvvetli niyet vasıtalarıyla âdetlerini ibadete çevirmek,
* Kalbinin derinliklerine yaptığı seyahat ve verdiği ruhî mücadele ile kazandığı manevî terakkî sonucu kâmil insan olmaya gayret göstermek, gibi daha sayılamayacak birçok faydaları mevcuttur. Bediüzzaman ayrıca bütün hak yolların kaynağının Kur’ân olduğunu belirttikten sonra kendisinin de Kur’ân’da dört esasa dayalı bir tarik keşfettiğini ve bunların da “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” tarîki olduğunu ve bu yolun evradının ise “sünnet-i seniyyeye uymak, farzları işlemek, kebâiri (büyük günahları) terk etmek ve bilhassa namazı tadil-i erkân ile kılmak ve namazın arkasındaki tesbihatı yapmak”tan ibaret olduğunu anlatır.(8)

4. “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır”

Bediüzzaman Hazretleri bu ifadesini Risâle-i Nur Külliyatı’nda bir kaç yerde zikretmektedir. Bunlardan ikisi şöyledir:
“Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsız Cennete giden pek çok, fakat imansız Cennete giden yoktur.” (9)
“Risâle-i Nur mesleği, tarikat değil, hakikattir, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır.” (10)

Evet, tarikat sağlam iman sahiplerine, farzları işleyen takva sahiplerine velâyet mertebeleri kazandırır. Tarikat ehillerinin şâhı olarak nitelendirebileceğimiz İmamı Rabbani Hazretlerinin “İmanı tahkiki olmayan ve farzlarda kusuru olanlar, tarikat seyahatinde gidemezler” demesi de manidardır.
Hâlbuki günümüzde insanlığın büyük bir kısmı tahkikî iman sahibi değildirler, farzları yapamamakta, hatta çoklarının imanı dahi tehlikededir denilebilir. Böyle bir toplumun imanını sağlamlaştırmak, daha sonra farzları yapmasını sağlamak gerekmektedir. Yoksa Allah’ın varlığından şüphe eden insanlara tarikat dersi vermek elbette yerinde değildir. Said Nursî bundan dolayı “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” sözünde tahşidât yapmaktadır. Bununla beraber o, Nur Külliyatının birçok yerinde ehl-i inkâra karşı tasavvuf ehlini savunmuştur da. Hatta bir kısım yerlerde Risâle-i Nur’un on iki hak tarikatın hülâsası olduğunu da dile getirmiştir.

Sonuç

Bu çalışmada Bediüzzaman Hazretlerinin Risâle-i Nur adlı eserinde daha geniş ve derinlemesine tahlillerle işlenen tasavvuf ve tarikat hakkındaki görüşlerine bir parça değinilerek tasavvufun ve tarikatın kısa bir tanımı, gayesi, zamanın tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanı olduğu, tasavvufun fayda ve zararlarının kısa bir değerlendirmesi yapılmaya çalışıldı. İlâve olarak şunu söyleyebiliriz ki, “tatmayan bilemez” sırrı gereğince tasavvuf yoluna girmeyen insanlara düşen, kesinlikle bu berzahta gidenleri tenkit etmemek, hatta bu tenkit kapısını dahi açmamak ve sırlarına vâkıf olmadıkları şeyler hakkında hüküm çıkarmamaktır. Tasavvuf ve tarikata mensup kişiler ise; şeriatı kışır yani kabuk sayma fikrinden vazgeçmeli; şeriatın öz, tarikatın ise kışır olduğunu bilmeli; tasavvuf ve tarikate ‘şeriata, hakikata bir vasıta ve basamak” oldukları cihetiyle değer vermelidirler.

Dipnotlar:
1- Ceride-i ilmiye, s. 2345, 2346.
2- Kuşeyri, er-Rİsaletü’l-Kuşeyriye[Mısır: 1966], 2:553.
3- Mektubat, s. 428.
4- Mektubat, s. 26.
5- A.g.e., s. 27.
6- A.g.e., s. 434.
7- Mektubat, 8. Telvih.
8- Mektubat, s. 777.
9- Emirdağ Lâhikası, 433.
10- Emirdağ Lâhikası, s. 61.

http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=97586


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 05.02.11, 22:58 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Yaw bu Said-i Nursi' Hz.lerine atfedilen şu söz için “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” cevap yaza yaza bize gına geldi, bu sözü ikide birde gündeme getirenlere ise, bir bayma görünmüyor !

Hemen ifade edelim ki, Bediüzzaman böyle çılgın ve şaşkınca bir sözü asla etmemiştir. Bu söz ona atılan en büyük yaftalardan birisidir diye düşünüyorum ve hemen şu sorularımı ekliyorum.
"Bu zaman veya bu sözün sarfedildiği zaman, diyelim ve tutalım ki, iman kurtarmak zamanı ; Peki ya, dünya kuruldu kurulalı veya insanoğlu dünyaya kadem bastı basalı, hangi zaman iman kurtarma zamanı değildi ? İman kurtarma zmanı olmayayhn bir zaman geçirildi mi bu dünyada ? Var mı böyle bir devir ? Behey gaifller ! Hem sonra tarikatlar iman kurtarmıyor mu ki, böyle bir yafta ile yaftalıyorsunuz ? Sizin meşrebinizin iman kurtarma gibi bir hidayet tekeline dönüşmesi hadi-i Hakiki olan Rabbimizin varlığında nasıl olabiliyor ? Böyle birşey var mı ? Böyle bir ayamzlık olabilir mi ? Bütün insalar ve hatta peygmaberler bir araya gelse Rabbnimizin hidayet vermediği veya ulaştırmadığıu bir insanı imana kavuşturamaz ve ona hidayet edemez. Eğer, böyle birşey olmuş olsaydı, bunu Rasulullah(s.z.v.9 Efendimiz en önce amcası Ebu Talib ve diğer amacalrı için yapardı. Bu hakikat ortada iken siz neyinize güvenerek iman kurtarıyorsunuz ? Bu nasıl bir aymazlık ve kendini bilmezliktir ?
Benim ağzımı daha fazla açtırmayın derim !


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 06.02.11, 11:17 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Benim "Bediüzzamana ait değildir" dediğim bu “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” sözünü, insaflı bir nur talebesi bakınız nasıl açıklamış ve delillendirmiş.

Bediüzzaman; “Şimdiye kadar ben yanlız iman hakikatını düşünüp tarikat zamanı değil bid’atler mani oluyor dedim. Fakat şimdi sünneti peygamberi dairesinde bütün oniki büyük tarikatın hülalası olan ve tarik en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikat dairesi gibi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehli tarikin en günahkarı bile çabuk dinsizliğe giremiyor, kalbi mağlup olamıyor. Onun için onlar tam sarsılmaz, hakiki nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bi’datlere ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerekir.”

Üstad demek istiyor ki; şimdide tarikat zamanıdır. Binaenaleyh her halukarda nur şakirdleri ve ehli tarikatın beraberce çalışmaları gerekir. Bu da iki kanatla olur. İtikad ve tevhid ilmini Risale-i Nur’dan, zikir ve vuslat ilimlerini Erbab-ı Tarikat’tan öğrenmek gerekir.(Özleşme yolu s.175) (Emirdağ Lahikası 11/s.54/Nur yayınları/Beşiktaş/1989/270. Mektup)

Bediuzzaman 29. Mektubun telvilhat-ı tı’sanın üçüncü telvihidinde şöyle; Adi bir samimi ehli tarikat, suri, zahiri bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevki tarikat (rabıta) vasıtasıyla ve muhabbeti evliya (manevi beraberlik) cihetiyle imanını kurtarır. Kebairle fasık olur, fakat kafir olmaz, kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedid bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsileyi meşayıhı, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını kesilmezse, zındıkaya giremez…

Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkık, alim zatta olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir…

Tarikata bağlı, samimi kalbi harakete gelen bir kimse zındık olamaz. Evliyayı sevdiği için, kutub kabul ettiği zevatlar sayesinde Allah-u Teala onu korur. Ama tarikata intisabı olmıyan bir kimse kalbi harakete gelmediyse büyük bir alim olsa dahi zındıkların hilelerinden kendini kurtaramaz. Sofi günah işleyebilir; kafir olmaz. Ama büyük bir alim, kafir olabilir.

Bundan üstün cevap olamaz.Bediüzzaman hakikat zamanıdır demiştim yani şimdi öyle demiyorum, zaman gösterdi ki tarikat ihtiyaçtır. Ama tarikatçılar Risale-i Nuru karşısında bilmeyecek, kendisinden bilecek. Yani sofilerle nurcuların birbirine karşı gelmeleri doğru değildir.

Risale-i Nur iman hakikatlarını, yani delil ile yol gösterir. Sofi ise kalbi delillerle yol gösterir. Bir kimsenin kalbi müslüman değilse yani kalbi zayıf ise sofi olamaz Müslümanlığı zayıf olur. Delil bilmiyorsa gene zayıf olacak. İkisinin birleşmesiyle sofi meydana gelir. İmam-ı Rabbani meşrebide budur.


Not: Bendeniz bu sözün Bediüzzamaman ait olmadığını düşünüyorum. Çünkü, böyle bir sözü bırakınız Risalelerinde "Telvihatı Tis'a" gibi bir bölümü kaleme almış bir zatın sarfetmesini, çocuklar bile sarfetmez. Eğer, sarfetmise herhalde izahını da yukarıdaki kırmnızı bölümde izah edildiği gibi yapmıştır diye düşünüyorum.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 06.02.11, 19:03 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Alıntı:
Bediüzzaman; “Şimdiye kadar ben yanlız iman hakikatını düşünüp tarikat zamanı değil bid’atler mani oluyor dedim. Fakat şimdi sünneti peygamberi dairesinde bütün oniki büyük tarikatın hülalası olan ve tarik en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikat dairesi gibi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi"

bu cümleyi nasıl yorumluyorsunuz efendim.insaflı talebe bu sözle ne açıklamak istemiş olabilir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 06.02.11, 22:45 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
dua yazdı:
Bediüzzaman; “Şimdiye kadar ben yanlız iman hakikatını düşünüp tarikat zamanı değil bid’atler mani oluyor dedim. Fakat şimdi sünneti peygamberi dairesinde bütün oniki büyük tarikatın hülalası olan ve tarik en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikat dairesi gibi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi"bu cümleyi nasıl yorumluyorsunuz efendim




Bendeniz acizane kendi görüşümü yazıyorum. Bu herhangi bir tarikatin veya şeyhin görüşü değildir. Herşeyden önce, biz ne Risale-i Nur Dairesinin ve ne de bir başka darenin büyüklüğünü ölçecek değiliz ancak, bu daire, bir cümle ile nasıl 12 tarikatın hulâsası oluyor açıkçası pek akıl erdirebilmiş değilim ! Yani, Risale-i Nur daieresindeki insanlar ne yapıyorlar da 12 tarikatının hulâsını bir solukta tahsil etmiş oluyorlar ? Birisi bize bunun esbab-ı mucibesini açıklasın da anlayalım ! İkinci olarak, bu daire içindeki önde gelen insanlara baklıyoruz bugüne kadar, kimisi yıllar-yılı masonları kayıtsız şartsız ahbab edinmişler, kimileri de son 15 yıldan bu yana olduğu gibi papa ve papazları ve diğer gayr-ı müslimleri dost biliyorlar ve küfür ve şirk içindeki bu insanları hoş görüyorlar ! Bu nasıl bir büyük dairedir ki, dairenin içindekiler böyle çirkin ve kabih işlere bulaşabilmişler ? Yoksa, bunlar 12 tarikatın hulâsasını (!) bitirmeyenler mi ?


En son yakuti tarafından 07.02.11, 10:24 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 07.02.11, 00:09 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24.12.08, 14:54
Mesajlar: 417
Mezkur sözü anlamlandırmakta zorlanıyorum. Tarikata açık kapı bırakmamıştım ama şimdi görüyorum ki devam ettiriyorlar, madem öyle onların da ihtiyacı var, gelip hepsi risale okuyup, nurcu olsunlar. Bu sayede tarikatta terakki etmeleri de hızlanır şeklinde anlıyorum. Risaleler tarikatın verdiklerini çok daha zengin ve kestirme şeklinde ve çok daha salim bir yoldan verir diye itikad ediyorlar.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 07.02.11, 05:02 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 22.12.10, 12:15
Mesajlar: 91
Risâlelerin muhteviyâtı, Kırk kat sırmalı kadifeli işlemeli bohçaya (ambalaja) sarılmış bir hediyeden ibârettir. Hediyenin mâhiyeti ise değersiz demir ve taş parçalarından ibârettir. Halbuki, Genelde hazîneler,, çok gizli ve harâbat mekânlarda saklıdır. Ya da okyanus dipleri gibi ulaşılması zor derinlilklerde... Evvelkinin Ambalajı toprak, berikinin sudur.

Fakirin kanâati âcizânesi budur.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 08.02.11, 17:38 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
'Bir insan tıp fakültesinin bütün kitaplarını okusa, ona hiç bir kimse "Sen doktorsun!" diye muayene olur mu?'

Bu sorumuzu 12 tarikatın hulâsasını tahsil eden birine soruyorum !


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 16.02.11, 12:08 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Şeyh M. Nazım Kıbrısî Hz. nin

Alıntı:
"Risale okuma zamanı geçti" ... Okusalar da manevi bir fayda hasıl edemez... 8 Kasım 2007

Bu tarihi sohbetin tamamı için bakınız:

viewtopic.php?f=153&t=3574


açıklamasından sonra bu konuyu çok konuştuk; tartıştık.

O tartışmalarda bir de İCMA-i SUFİFORUM oluşmuştur:

1. Said-i Nursi Hz. Allah'ın adı saygı ile anılmak gereken sevgili bir kuludur.

2. Bugün piyasada kendisini Said-i Nursi Hz.ne nisbet eden başta FG olmak üzere bilumum NURİST ağabey-lider-önder vs. nin Said-i Nursi Hz. ile manevi bir irtibatı kalmamıştır; belki de vefatı sonrası hiç olmadı.

3. Bugün Risale-i Nur okuyan bir genç manevi fütuhat sahibi olmasa da zarar da etmez.

4. Maneviyat yoluna girip feyz ü fütuhat ile ilerlemek isteyen genç bir talib için mustakim tek istikamet bir mürşid-i kamil ile biatleşip tarikat evradına devam etmektir...

(3 yıldan fazla süre devam eden bu tartışmaları izleyememiş arkadaşlar için özetlenmiştir.)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bediüzzaman’ın tasavvuf ve tarikat anlayışı
MesajGönderilme zamanı: 16.02.11, 12:09 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
İbrâhimîÖmer yazdı:
Risâlelerin muhteviyâtı, Kırk kat sırmalı kadifeli işlemeli bohçaya (ambalaja) sarılmış bir hediyeden ibârettir. Hediyenin mâhiyeti ise değersiz demir ve taş parçalarından ibârettir. Halbuki, Genelde hazîneler,, çok gizli ve harâbat mekânlarda saklıdır. Ya da okyanus dipleri gibi ulaşılması zor derinlilklerde... Evvelkinin Ambalajı toprak, berikinin sudur.

Fakirin kanâati âcizânesi budur.



Biz bıktık 3 yılda; bu RİSALECİ taifesi bıkmadı 40 yıldır; kendi meslekleri ile nezih tasavvuf yolunu mukayese etmekten...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye