Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 51 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 08.12.09, 19:34 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.08.09, 12:40
Mesajlar: 164
Konum: istanbul
sizin dedikleriniz size göredir ebu hamza kardeşim. alimlerin! verdiği tarih benim için bir mana ifade etmiyor. bana göre 2-3 sene içinde gelecek. size göre ise 100 sene sonra belki daha sonra. benim baktığım dede paşa hz.leridir. sonra nazım kıbrısi hz. sonra sultan baba hz. bu mübarekler ve bir kaç mübarek daha ittifak halindedirler ki mehdi efendimiz hayattadır. hatta zuhuruna çok az kalmıştır. benim kendi tahminim ise(gözlemlerim) ahlaksızlık, borçlar, krizler, tüm dünya rejimleri(yönetim), zinalar, binalar artık işin içinden çıkılmıyacak bir haldedir. üstelik hepsinden uzak durmaya hatta kaçmaya çalışsanız bile!!! artık vakit tamamdır. zaten güncel olaylar neticesinde tamam olduğunu görüyoruz... himmeti bereketleri ile o mübareği, artık geri dönüşü yokmuş gibi gözüken bu yolu döndürmek için istiyoruz, ümitvar bir şekilde bekliyoruz. Allahın izni ile de teşiflerini görmek arzusundayız.

_________________
Bu halkın çoğu kal ehli
Kimi olmuş vebal ehli
Gayet azdır kemal ehli
Cinnü bırak can ara bul
Bir Kâmil İnsan ara bul


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 09.12.09, 08:24 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
nakshi yazdı:
sizin dedikleriniz size göredir ebu hamza kardeşim. alimlerin! verdiği tarih benim için bir mana ifade etmiyor. bana göre 2-3 sene içinde gelecek. size göre ise 100 sene sonra belki daha sonra. benim baktığım dede paşa hz.leridir. sonra nazım kıbrısi hz. sonra sultan baba hz. bu mübarekler ve bir kaç mübarek daha ittifak halindedirler ki mehdi efendimiz hayattadır. hatta zuhuruna çok az kalmıştır. benim kendi tahminim ise(gözlemlerim) ahlaksızlık, borçlar, krizler, tüm dünya rejimleri(yönetim), zinalar, binalar artık işin içinden çıkılmıyacak bir haldedir. üstelik hepsinden uzak durmaya hatta kaçmaya çalışsanız bile!!! artık vakit tamamdır. zaten güncel olaylar neticesinde tamam olduğunu görüyoruz... himmeti bereketleri ile o mübareği, artık geri dönüşü yokmuş gibi gözüken bu yolu döndürmek için istiyoruz, ümitvar bir şekilde bekliyoruz. Allahın izni ile de teşiflerini görmek arzusundayız.


fakirinse itimat etdiği mahmud efendi hazretleridir.

bakınız burda siz yani sen [!] birilerini birileri ile yarıştırmakdasınız ki çok büyük hatadır..[1] ..geçmişde de çok büyük zatlar yanıldılar..geçmişde ittifak halinde olanlar dahi yanıldılar.şimdi isim peşine düşmeyelim.düşersek edebsizlik yapmış oluruz.bu zamanda gelmesi yakındır diyenler olabilir...

mehdiden önce olması lazım gelenlerin ekserisi daha olmadı.kusura bakmayın.!!!

kardeşim : uzun lafı kısası.. : bu hicri asırdan 25 sene geçeli 5 sene oluyor...

şimdi bende sizin dediğiniz sözü size diyeyim : ben de bin yılın muceddidi olan imam rabbani r.a ın sözüne bakıyorum..

selametle...

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


En son Ebu Hamza tarafından 09.12.09, 09:01 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 09.12.09, 08:40 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
nakshi yazdı:
sizin dedikleriniz size göredir ebu hamza kardeşim. alimlerin! verdiği tarih benim için bir mana ifade etmiyor. bana göre 2-3 sene içinde gelecek. size göre ise 100 sene sonra belki daha sonra. benim baktığım dede paşa hz.leridir. sonra nazım kıbrısi hz. sonra sultan baba hz. bu mübarekler ve bir kaç mübarek daha ittifak halindedirler ki mehdi efendimiz hayattadır. hatta zuhuruna çok az kalmıştır. benim kendi tahminim ise(gözlemlerim) ahlaksızlık, borçlar, krizler, tüm dünya rejimleri(yönetim), zinalar, binalar artık işin içinden çıkılmıyacak bir haldedir. üstelik hepsinden uzak durmaya hatta kaçmaya çalışsanız bile!!! artık vakit tamamdır. zaten güncel olaylar neticesinde tamam olduğunu görüyoruz... himmeti bereketleri ile o mübareği, artık geri dönüşü yokmuş gibi gözüken bu yolu döndürmek için istiyoruz, ümitvar bir şekilde bekliyoruz. Allahın izni ile de teşiflerini görmek arzusundayız.


bakınız dede paşa hazretlerine itimat etdiğini söylüyorsun.lakin bakalım dede paşa k.s ne demiş.

ruhan kardeşim nakletmiş.!!!

Alıntı:
Mesela Bayburtlu Dede Paşa Efendi (Vefatı 1973): "Müceddid batından gelirse dini tecdid eder, kuvvetlendirir. Şimdi ise Müceddid zahirden gelmiş. Zahirden gelen Müceddid şeriatı ortadan kaldırmaya çalışırmış. Daha demeye hacet yok. Hükümetlerin hali, fiilini.. Mekteplerde ne okutulur? Şeriata dair bir kelam var mı?

İşte böyle, Müceddid zahiren zuhur etti. Halbuki Hazreti Pir’in Mücedditlik emri çıkmıştı. İfadem neyin üzerine? Müslümanların ittihat, ittifakı olmazsa, revhaniyet yardımı olmaz. Müslümanlar küfre galip gelemez. Böyle böyle herkes bir baş çeker. Şeriatı istemeyen Müslüman Şeriatın feyzinden istifade edebilir mi? Allah’ın emrine kail olmayan Allah’ın yardımına nail olabilir mi? Ala meratibin..

Mehdi Hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar. Bugünkü Müslümana kalsan olmaz, amma, Allah’ın izniyle olacak " (Dede Paşa Hazretlerinin bir kısım sohbetlerinin kaydedildiği Tasavvuf Sohbetleri Kitabından.. Derleyen Fehmi Kuyumcu, sf. 19-20 ve 24)

Dede Paşa Hz.leri, özet olarak Mehdi As'ın teşrif etmediğini ve Müceddit-i Din-i İslam'ın da geçen asırda olmadığını beyan ediyor.


bakınız ne diyor ruhan kardeşim; dede paşa k.s a göre daha mehdi teşrif etmemişler.sana göre ise etmiş.!!! sanırız yazınıza bir düzeltme yapmanız gerecektir..

kardeşim sen tarihinden geç ya ona asker olmaya bak ya da asker yetiştirmeye bak... [1]

vesselam..

[1] yukarda bizde tarih nakletdik lakin dayanamadık..afoluna.!!! verdik çünkü devamlı suretde mehdi çıkmıştır denmekde..yahu madem çıktığını haber aldınızda hani nerde.şimdiden gidip elini öpelim.malı mülkü satalım ona yar olalım değil mi.!!! ali haydar efendi hazretleri ruhul beyan sahibine sitem ediyor tefsirin kenarında. : hani nerde.!!!!

vallahi fakirde bugune kadar pek çok zatın sözünü okudum hepsi itidalli olarak mehdi gelecektir diyor lakint arih vermiyor...

yazımın en başında bana asrın gavsi bulunan sünneti seniyye ihya eden şeri ilimlerin yayılmasına şu küfür sistemin hakim olduğu ülkemizde en büyük hizmeti yapan ; nice hocalar yetiştiren medreseler kuran ; mahmud efendi hazretlerine bakarım dedim.. bu zat dahi ;daha var diyor..!! ALlahu alem diyoruz.. fakir abdulbaki hazretlerinin , seyda hazretlerinin ihvanlarından dahi şeyhlerine dair bu hususta tarih verdiğini işitmedim..

bizim yolumuz tarih verme değil kardeşim.. bizim yolumuz şeriata ittiba yoludur..gerisi Allahın takdirindedir.daha nice hadiseler olacak..her taraf karışacak.!!

mehdi geleceği vakitde yeryüzünde ilim kalamayacak.itikadi sapıklar ortada cirit atacak.sen evinde rahat rahat oturamayacaksın. müslümanlar rahat yüzü görmeyecek onun çıkışına doğru..ne zulumler olacakk..ohh ne ala evinde otur pc başında geç sufiforumda yazıver ki mehdi geldi..yok böyle bir şey...nakşi kardeşimiz bu işleri sanırım biraz kolay sanıyor..herşey heryerde denmez..bari sözü genişletelim..

herşey her forumda hatda sanal aleme yazılmaz..

bu hususta zahiri ve batını ilim sahiplerinin farklı kanaatları ve ya keşifleri olabilir.. ama bu hususta en evla olanı sukut etmek... işimize gücüme bakmaktır..işimiz gücümüzde bellidir..mehdi geldiğinde birde ona tabii olmama durumu var haa.!!! öyle mehdi gelsin ona uyarım şunu yaparım gibilerinden büyük konuşmamak lazım.!! mehdiye nice müslümanlar karşı gelecek.. helak olacak..!!

emma bad; bakın ne demiş dede paşa hazretleri yukarda.

Alıntı:
Mehdi Hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar. Bugünkü Müslümana kalsan olmaz, amma, Allah’ın izniyle olacak "


şeyhim mahmud efendi hazretleri diyor ki : bizim cihadımız budur..

fefhem cidden.!!!!

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 09.12.09, 09:06 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
en basiti yapacağımız şey :

mehdi geldi gitdi ve ya mehdinin gelişini inkar edenlere hatda isa a.s ın da gelişini inkar edenlere karşı mehdinin ve isa a.s ın geleceğini dair ehli sünnetin görüşlerini anlatmaktır.yaymaktır..bunu yapalım.. ne zaman çıkacaklarını ise ALlah bilir..

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 09.12.09, 09:10 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
Ruhan yazdı:
Muhterem Hocam,

Netice her şeyin doğrusunu Allah Teala bilir. Amenna ve saddakna. Mutlak emir ve hüküm sahibi, yaratan O'dur.



Allah razu olsun ..amenna ve saddakna..

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 09.12.09, 15:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.08.09, 12:40
Mesajlar: 164
Konum: istanbul
dede paşa hz. lerinin o sözünden öyle mana çıkarmış olabilirsiniz(daha görevde değildir belki)... diğer bir sözünde mübarek bugünün gençleri göreceklerdir diye buyurmuş lakin.... bir konuda haklısınız o öyle demiş bu böyle demiş diyerekten tartışmak doğru değil alınmalar yada yanlış anlaşılmalar yada zaman kaybı neticesinde pek de hoş olmayan davranışlar sergileme olabilir. neden imam-ı rabbani hz.lerinden örnek verdiğinizi de biliyorum. ona da hiç girmeyeceğim. çünkü bir kişi istese bir çok şeyde tartışabilir. onun için sizin inancınız size bizim inancımız bize(din olarak değil :) bazı hususlar konusunda mesela müslümanlar rahat olmayacak: kime göre neye göre... ırak bitik afganistan bitik iran tehdit altında, arap itikadı bozulmuş, pakistanda bombalar.. doğu türkistan çeçenistan vsvs tükiye desen bitik.(hepsi işgal de edilecek) işte bu tip konularda siz bireysel dersiniz, ben ise islam alemini ele alalım derim gene işin içinden çıkamayız. nefsim bazı mübareklerin sohbetlerinden(açık sohbetlerinden) bu konuyu böyle anlamış, sizde başka mübareklerden öyle anlıyorsunuz. sonuç bekleyip göreceğiz. amenna herşeyi Allah cc. bilir.

_________________
Bu halkın çoğu kal ehli
Kimi olmuş vebal ehli
Gayet azdır kemal ehli
Cinnü bırak can ara bul
Bir Kâmil İnsan ara bul


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 14.12.09, 14:46 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Ebu Hamza yazdı:
merak ediyorum saidi nursi merhum kendisinde bir nevi mehdilik alametleri görmüş olabilir mi ki bunlar bu kadar cüretkar olabiliyorlar..??


Bu konu değil yeni yetmeler "en eski Risaleciler" arasında bile munakaşa konusu olmuş.

Bu konudaki mesajda bahsedilen Ahmed Feyzi KUL, Said-i Nursinin Mehdi olduguna ifrat derecesinde şartlanmış birisi...

"Said-i Nursinin Mehdi olup olmadığı hakkındaki bir munakaşada öfkelenip demiş ki:
"Üstad MEHDİ olduguna dair daha ne desin ? Ne yani; Elektirk direğine çıkıp "Ben Mehdi'yim" diye bağırsa mıydı ?"

Yani demek ister ki "Ustadımızın Mehdilik iddiasında bir elektrik direğine çıkıp bağırmadığı kalmış..."

Bu rivayet Nurculuğun Tarihçesi kitabında naklediliyor. Bu rivayetlerden net anlaşılıyor ki Said-i Nursi Hz. kendisinin Mehdi olarak kabulunden (kısmen veya mahcubane) razıdır...

Ahirete intikal edince hanya-konya anlaşılmıştır amma ardında kalanlara miras bıraktığı bu ihtilaftan herhalde şimdi hoşnud olmasa gerek...


sufi7007 yazdı:
"Muhammed Sıddık Şeyhanzade" imzalı "Nurculuğun Tarihçesi" adlı "Tenvir Neşriyat" kitabında Ahmed Fevzi Kul ve bu konu ile ilgili oldukça geniş malumat vardır.

Risale-i Nur'da ismi en çok geçenlerden olan Ahmed Feyzi KUL; Said-i Nursi Hz.nin talebeleri arasında ilmi tahsil sahibi nadir kişilerden birisidir.

sorularlarisale.com sitesinde şu kısa not ile tanıtılmış:

Alıntı:
AHMED FEYZİ (KUL)
Üstad Bediüzzaman’ın bazı Lâhika mektuplarında “Feyziler” olarak nitelendirdiği Feyzi isimli üç talebesinden birisidir. 1896 yılında doğdu. Babasının adı Mehmed, annesinin adı Vesile’dir. Aslen Uluborlu’ludur (Isparta). O zamanlar Uluborlu’da 12 tane medrese vardı ve Uluborlu esnafı oradan ders alırlardı. Ahmed Feyzi Kul da bu medreselere devam ederdi. Aynı zamanda öğretmen okulundan mezundu.

Kur’ân-ı Kerimin 30 cüz’ünden cifir hesabı ile bazı hâdiselere işaret eden tarihler çıkarttı.

Ancak bu eser basılmadı.

Üstad Bediüzzaman, hâdiselere işaret eden tarihler hakkında kendisine, “Ahmed, sen ihtiyarın (iraden) karışarak çıkarıyorsun, halbuki ben işarâtla (işaretlerle) ihtiyarım karışmadan çıkarıyorum” derdi.


Ahmed Feyzi Kul, Kurtuluş Savaşı’na da katılmış ve orada yaralanmıştı.
22 Mart 1948’de tutuklandı, Afyon hapsinde Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte bulundu.

Ahmed Feyzi Kul çok kuvvetli hatipti ve çok güzel konuşurdu. Üstad Afyon müdafaasından dolayı “Ahmet Feyzi Kul” hakkında “Nurun asıl avukatı budur” derdi. Ayrıca onun için “Feyzi’lerin bir kahramanı olan Ahmed Feyzi kardeşimiz” gibi övgü dolu ifadeler de kullanmıştır.

17 Ekim 1972’de Antalya’da vefat etti. Kabri Selçuk Ortaklar’da bulunan Çamlık Mezarlığındadır.


http://www.sorularlarisale.com/subpage. ... e&aid=1854

Resim


"Risaleci Büyükler" ise Ahmed Feyzi Kul'u şöyle anlatıyor:

Alıntı:

"Ağabeyler Anlatıyor" kitabı yazarı Ömer Özcan, 37. vefat yıldönümü vesilesiyle Bediüzzaman'ın talebelerinin Ahmet Feyzi Kul hakkındaki düşüncelerini RisaleHaber okurları için yazdı...

Mustafa Sungur Ahmed Feyzi Ağabeyi anlatıyor:

Şaşaalı müdafaa ile birden mahkemenin safahatı değişiverdi

Ahmet Feyzi ağabey biliyorsunuz Denizli ve Afyon hapsine girenlerden. Afyonda o muhteşem, o şaşaalı müdafaası sebebiyle; heyet kararıyla, vesâiyeyi o yerine getirecek endişesi ile 18 ay ağır cezayı ona verdiler.

Ahmet Feyzi ağabey mahkemeden sonra üç dört defa daha Üstadın yanına gelmişti. İşte son geldiğinde ben de Üstadımızın yanında idim. Üstadımız: “kardeşim! Ben 30 senedir Ege’ye bakıyordum, bana mukabil bir ruh görüyordum, O’da sensin, hatta ben Ege Bölgesine gidecektim, sen varsın diye gitmedim” manasında bazı şeyler söyledi. Ahmet Feyzi ağabey hiç sarsılmadı, 1954 de Tâhirî, Zübeyir, Ceylan, Bayram Üstadın yanında iken Üstad, “Afyon hapsinde talebelerin bazı münakaşalarından çok sıkıldım, Tâhirî ve Ahmet Feyzi hiç sarsılmadılar, hiç münakaşaya girmediler” dedi.

Ahmet Feyzi ağabey “Mâidet-ü Kur'an”ı yani Kur’andan gaybî işâretleri yazdı ya, bazıları, sen bunu yazdın onun yüzünden mahkeme uzadı diye Ahmet Feyzi ağabeye karşı tavırları olunca Ahmet Feyzi ağabey hiç sarsılmamıştı, çok sadıktı. Hatta mahkemeden sonra da 101 sayfa temyize müdafaa yazmıştı. Meselâ Ceylan öyle müdafaalar yazmazdı, hazır müdafaalar var ya onlardan okudu mahkemede.

İlk mahkeme 17-18 Haziranda oldu. Birinci mahkeme normal geçti, amma ikinci gün öğleye kadar hâkim “Mâidet-ül Kur'an” sebebiyle sıkıştırmaya başladı… Bastın mı, dağıttın mı diye. “Mâidet-ül Kur'an” malûm; A.Feyzi ağabeyin kendi te’lifi. İşaret-i gaybiye, ihbârat-ı gaybiye. İşte mahkemede çok sıkıntılı bir durum oldu. Hâkim devamlı soruyor, sıkıştırıyor... İşte o esnada Ahmet Feyzi ağabey de revirdeydi. Bunu duyunca işte bu müdafaayı hazırlıyor. Bize “ben mahkeme dağılmadan gideyim” dedi. Hemen gidip mahkemeye ibraz etmişti müdafaayı. Hâkimler bu müdafaayı dinledikten sonra akşamüzeri birden mahkemenin safahatı değişiverdi. Hâkimlerdeki o şiddet, o hiddet birden sönüverdi.
(Bu müdafaa Şualar kitabındadır. Ö. Özcan)

Bu Ahmet Feyzi, senin son Me’mur-u Rabbanî olduğunu dünyaya duyuracak

Afyon Cezaevinde iken, biz temyiz lâhiyasını yazıyoruz. Ben temize çekiyorum, Zübeyir ağabey de dilekçe hâline getiriyor. 101 sayfa oldu temyiz lâyihası. Bir gün Üstadımız elini çıkardı koğuşta böyle böyle işaret yaptı. (Sungur ağabey havada yazı yazma işareti yaptı. Ö. Özcan) Ben de Ahmet Feyzi ağabeye “Üstad böyle böyle işaret yaptı” dedim. Ahmed Feyzi ağabey de, “işte Üstad devam edin diyor canım” dedi. Temyize Lâyiha yazıyoruz o sırada.

Bir müddet sonra 2.koğuşta bulunan Zübeyir ağabey Üstadın yanına gidiyor. Üstad soruyor “ne yapıyorsunuz?” diye. Zübeyir ağabey “müdafaa yazıyoruz üstadım” deyince Üstad yüzünü buruşturuyor; “demek ki ben Zübeyir’i anlayamamışım, ben sizi Risale-i Nur yazıyor zannediyordum orada, demek ki siz müdafaa yazıyordunuz orada.” diyor. Feyzi ağabey de müdafaa yazıyor heyecanla. Orada masa filan yok, ranzalar da yok, namaz kıldığımız tahta var onda yazıyor müdafaaları. Zübeyir ağabey Üstadın yanından geldiği vakit, “gel benim havarim” dedi. (sen şimdi havariyi görürsün. M. Sungur) Geliyor Zübeyir ağabey: “Feyzi ağabey sen beni aldatmışsın...” dedi. Üstad’ın yanından geldiğini görüyor tabi Feyzi ağabey. Ahmed Feyzi ağabey Her şeyi bırakıyor, yatağını seriyor, yatıyor. Bir gün yatıyor, iki gün yatıyor… Sonra: “Üstadım! Herkes seni inkâr edecek, sen de onları tasdik edeceksin, illâ bu Ahmet Feyzi senin son me’muru Rabbanî olduğunu dünyaya duyuracak” diye bir pusula yazıp gönderdi Üstada. Üstad, Ahmed Feyzi ağabeyi çağırıyor. Üstadın odası büyük, berber çağırıyor traş olacak. Ahmed Feyzi ağabeyi de, “gel benim “Mâidet-ül-Kur'an” sahibi talebem” diyerek çağırıyor. Ahmet Feyzi ağabey: “O zaman Üstad başını göğsüme koydu öyle traş oldu, bütün çıbanlarım iyileşti” demişti. Üstad gönlünü almış oluyor. Üstad kendisine, Risale-i Nurun manevi avukatı derdi.

Bayram Yüksel Ahmed Feyzi Kul’u anlatıyor:

Afyon Hapsinde Zübeyir ağabey ve Ahmed Feyzi ağabeyi dövüyorlardı

Afyon hapsinde Üstadın yanına her zaman çıkamazdık. “El Hüccet-ül Zehra” Risalesini Üstad yazar, o volta atılan meydana atıverirdi, biz de oradan alıp öyle çoğaltırdık. Üstad volta atan hapislere bir bakıversin, bir selam versin, Üstad’ı görüversinler yeterdi, çoğu hemen namaza başlarlardı. Onun için Üstad’a selam verenleri çağırıp dövüyorlardı.

Dünyanın en berbat hapishanesi orasıydı. 70-80 kişi bir koğuşta yatıp kalkıyordu. Bir tek tuvalet var, hem banyo, hem abdest alma için tek yer orası idi. Pis, taşardı sular…

Tâhirî ağabeyle, Refet ağabey üst katta kalıyordu. Fakat Zübeyir ağabeyle, Ahmed Feyzi ağabey o tuvaletin yanındaki boşlukta, en berbat yerde kalıyorlardı. Onları O müdafaalarından dolayı zulmen öyle yapıyorlardı. Vahşi insanlar da vardı; takunyalarla bastılar mı, pis su “foşşş” diye onların üstüne giderdi. Zaman zaman Zübeyir ağabeyle Ahmed Feyzi ağabeyi çağırıp dövüyorlardı. Uzaktan bile çat-çut dayak sesleri gelirdi, biz duyuyorduk. Zübeyir ağabey de “Vuuuurrrr! Vuuuuurrr!” diye bağırıyordu. Ahmed Feyzi ağabey yüzlerine tükürürmüş. Ama Zübeyir ağabey “vur!” diye bağırırdı, müdafaaları şiddetli idi hiç de tenezzül etmezdi onlara.

M. Said Özdemir Ağabey A. Feyzi Ağabeyi anlatıyor:

Diyanet’teki büyük âlimler Ahmed Feyzi ağabeye hayran kaldılar

Allah rahmet etsin Ahmed Feyzi Kul ağabey zaman zaman Ankara’ya gelir ve bizlerle sohbet ederdi, bir kaç gün de kalırdı. Bir gün onu büyük âlimlerin bulunduğu “Dinî eserleri inceleme Kurulu”na götürdüm. Orada Hasan Fehmi Başoğlu, Hasan Hüsnü Erdem, Kıvameddin Bostan, Şehid Oral gibi büyük âlimlerin bulunduğu bir kurul. Ben kendisini “Bediüzzaman Hazretlerinin talebesi” diye takdim ettim. Mübarek Ahmed Feyzi ağabeyimiz öyle bir konuşma yaptı, onlara karşı öyle güzel bir hitabede bulundu ki; Üstad hazretlerini ve Risale-i Nur’u anlattı. Öyle güzel anlattı ki o büyük âlimlerin ağızları açık kaldı. Feyzi ağabey o kadar fesahat, belâgat ile o kadar güzel konuşuyordu ki hayran kaldılar. Ona sordular: “siz hangi üniversiteden mezunsunuz?” “Ben Risale-i Nur üniversitesinden mezunum” diye cevap verdi. Çok takdir ettiler.

Bu kurul Risale-i Nurları tetkik eden kuruldu. O zaman Hasan Fehmi Başoğlu, Üstad Hazretlerinin eserleri Afyon mahkemesi dolayısıyla 11 çuval, 4 sandık olarak Ankara’ya gelmişti. Ankara Ağır Ceza’dan Diyanete geldi. Diyanet işleri müşavere kurulu bu eserleri teker teker inceledi.

Cenab-ı Hak bizi de orada vazifelendirdi, oranın kâtib-i memuru idik, hepsi elimizden geçti. Risale- i Nur hakkında Hasan Fehmi Başoğlu çok muazzam bir rapor yazdı. O rapor, o zaman ki Diyanet Reisi Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’na onaya gitti. Reis raporu okumuş, sallana salllana geldi, Hasan Fehmi efendiye: “Hocaefendi sen Bediüzzaman’a rapor yazmamışsın, sen methiye yazmışsın, methiye. Ehl-i vukuf biraz bîtaraf olur, sonra sana da Nurcu derler, hiç olmazsa bunu biraz değiştir” dedi. O da “peki efendim biraz değiştirelim” dedi, fakat yine de çok güzel bir rapor yazdı. “Risale-i Nur eserleri: Devletimizce dahi matlup olan bugün ki gençliği en güzel ahlaka götürecek Ayet-i Kerimelerin meali, hadis-i şeriflerin izahlarından ibarettir. Ne 163. maddeye, ne 5086 sayılı kanuna ve diğer kanunlara hiçbir teması yoktur…” diye bir rapor.

Av. Gültekin Sarıgül Ahmed Feyzi ağabeyi anlatıyor:

Hiç karşılaşmadığım bir hitabet kabiliyeti temerküz etmiş, hitabetin şahikasına çıkmıştı O

Ahmed Feyzi ağabeyle tanışmamız 1960 yılında oldu. Üstadımızın Ankara’ya ikinci teşrifleri zamanında... Mustafa Sungur ve Tahsin Tola ağabeylerin Tarihçe-i Hayat davası vardı. Mahkemeden sonra Said ağabeyin Dışkapı’ya giderken kiralamış olduğu Murat lokantasının üstündeki dersanede toplandık. Diyarbakır’dan Mehmet Kayalar ağabey de vardı. Bir köşede 60 yaşlarında, ihtiyarca, orta yapılı, kalender bir zat sandalyede oturuyordu, kim olduğunu da bilmiyorum. Sonra oradaki cemaate ikaz mahiyetinde bir “Eûzübesmele” çekti ve konuşmaya başladı. Hayatımda hiç karşılaşmadığım bir hitabet kabiliyeti temerküz etmiş, hitabetin şahikasına çıkmıştı o zat. Donduk kaldık, sordum, “kimdir bu zat?” Dediler ki: “bu Ahmet Feyzi ağabeydir.” İşte ilk karşılaşmamız böyle olmuştu. Sonradan davaların takip hengâmında birbirimizle haşir neşir olduk.

Ahmed Feyzi ve kardeşi Mehmet Emin Kul’dan bir hatıra:

Küçük biraderi vardı. Mehmet Emin Kul ağabey. O mübarek lâhika mektuplarını daima yanında taşır ve o lâhikalardan fevkalade güzel dersler yapardı. Düsturlara çok bağlı idi… Onunla daha sırdaş idim...

Ben 1970’de İzmir'de yazıhane açmış işimi oraya nakletmiştim. Ahmed Feyzi ağabeyle sık sık görüşürdük. Baktım bir gün benim yazıhaneye çıkageldi. Gayet yorgun ve üzgün bir vaziyette oturdu. Sordum “hayrola ağabey seni çok yorgun ve üzgün görüyorum.” “Seninki” dedi “seninkinden kaynaklanıyor.” Seninki dediği de küçük biraderi Mehmet Emin Kul ağabey. Dedim “hayrola?” “Valla seninkiyle iyice koptuk, bana bağırıyor, çocuklara bağırıyor, bir haftadır konuşmuyoruz, yani ipler koptu.” Ben “olamaz, siz birbirinizden kopamazsınız” dedim. “Yok, bu sefer başka...” Sonra durdu durdu, “sen gel de, bizim aramızı buluver” dedi. “Hakikaten ciddi mi söylüyorsun?” dedim. “çok ciddi söylüyorum, sen gel, pazar günü bekliyorum” dedi.

Ben de hakikaten ciddiye aldım ve atladım otobüse, geldim Çamlık’a; yokuşu çıktım, evlerine vardım, nerdesiniz filan diye bağırdım, kimse yok. Sonra biraz daha çıktım, baktım bir ardıç ağacının altında kumrular gibi yan yana oturmuşlar, sohbet edip duruyorlar. “Selamün aleyküm” dedim. “Aleyküm selâm” dediler. “Yahu böyle kumrular gibi yan yana oturup sohbet edecektiniz de, beni buraya kadar niye yordunuz?” Ahmet Feyzi ağabey lâfın altında kalır mı hiç. “Ne olmuş beyefendi, aramızda o kadar hukuk var, senden bir ricamız oldu, bu kadar hukuk yanında bunun bir kıymeti var mı? Ne olmuş yani” dedi. Baktım Mehmet Kul amca da gülüyor, “sen biradere bakma yahu” diyordu. “Ben sizi artık iyice koptular zannediyordum, ama memnun oldum bir şey yokmuş” dedim. Hakikaten çok enteresan bir şekilde hararetle münakaşa ederler, iş fazla ileri gitmeye başladı mı, Ahmet Feyzi ağabey “yahu tamam ben sana bir şey demedim canım” der. Mehmet Emin amca da “tamam tamam ben sana bir şey demedim” der orada kalırdı.

17 Ekim 1972’de Antalya’da bizim evde vefat etti

Babama karşı bir hürmeti vardı, bir mesele zuhur etmiş herhâlde benim İzmir de davada bulunduğum hengâmda, kalkmış Antalya’ya gitmiş. Ramazan ayı, sahuru babamla beraber yapmışlar, hemen akabinde fenalaşmış ve bizim evde nasip oldu, orada vefat etmiş.

Isparta’dan telefon açtılar; biz Mustafa Birlik’in dükkânında idik. Haber geldi bize sordular: “Biz Antalya’da kalmasını arzu ederiz, belki toprak çekmiştir” dedik. Meğer Emin ağabey bizden evvel duymuş kamyonla Antalya’ya gitmiş ve cenazeyi getirmiş. Fethullah Hocamız namazını kıldırdı, Çamlığa defnettik. Bütün cemaat cenazesine iştirak etti. Demek ki burada olması hayra vesile oldu. Her yıl burada toplanıp ders yapıyoruz.

Mustafa Birlik A.Feyzi Ağabeyi anlatıyor:

Ben hayatımda hiç bir kimseden, hiç bir şekilde, hiç bir zaman öyle bir konuşma dinlemedim

Ahmet Feyzi ağabey ile ben sanığız. Mahkemeye sebeb olan hâdise ise General Faruk Güventürk’ün iki gazetede çıkan beyanatları.

Mahkemeye müracaatımızda: “Biz muhitimizde nurcu olarak bilinen kimseleriz, bu yazılardan sonra, muhitimizde bizi nurcu olarak tanıyanlar lâtife olarak bile olsa, bizi tahkir etmeğe başladı. Dolayısıyla biz kendimizi müdafaa etmek sadedinde kaldık.” dedik. Bunun üzerine mahkemenin verdiği karar: “Sanıkların iddia ettikleri gibi nurcu olup olmadıklarına dair emniyete yazı yazılarak sorulmasına, ayrıca sanıkların muhitinden 10’ar kişilik şahidin getirilip dinlenmesine..” diye çıktı.

Sonra Ahmet Feyzi ağabey Çamlık’tan, biz de İzmir’den şahitler getirdik. Şahitler dinlendi. O zaman buranın muhtarlığını yapmış bir şahid geldi, enteresan bir adamdı, etrafında dönüp dönüp konuşuyordu… İfade verirken mahkemeye “Efendim! Kireççi Hâfız dediğin zaman (A.Feyzi ağabeyin lâkabı) Denizliden İzmir’e kadar Nurcu olduğunu bilmeyen yok ki” deyince, Hâkimler de dâhil herkes gülmeye başladı. Neticede şahitler dinlendi, emniyetten gelen yazılarla da mahkemece nurculuğumuz tasdik olunmuş oldu elhamdülillah.

Mahkeme emniyetten gelen yazı ve şahitlerin ifadelerinden sonra: “Sanıkların nurcu olduğu kesinleşmiş olduğundan ve tahrike mâruz kaldıklarından Faruk Güventürk’ün de tahrik edici olarak mahkemeye dâhil edilmesine” karar verdi. O zaman avukatımız Burkay Bey mahkemeye “Bizim sanıklar mahkemeye ne şekilde geliyorlarsa, Faruk Güventürk’ün de sanık olarak mahkemeye gelmesini istiyoruz” dedi. Fakat Güventürk’ün avukatları “efendim etikettir filân, biz temsil ediyoruz.” diyerek itiraz ettiler. Neyse, neticede mahkeme Faruk Güventürk’ün mahkemeye gelmesini kabül etmedi...

Ahmed Feyzi ağabeyin o gün bir buçuk saatlik bir konuşması var ki; ben hayatımda hiç bir kimseden, hiç bir şekilde, hiç bir zaman öyle bir konuşma dinlemedim. Bir buçuk saat “dinimize saldıranlara karşı sessiz mi kalacağız?” başlığı altında muazzam bir konuşma. İşte mahkeme böyle devam ederken bir af kanunu çıktı ve mahkeme düştü. Önceden hâkimle ben görüşmüştüm. Bana dedi ki: “Mustafa! Üçünüze de altışar ay ceza veriyoruz, hem sana, hem AhmetFevzi'ye, hem Faruk Güventürk’e, fakat daha evvelden sabıkanız olmadığından tehir edeceğiz, berâ-i malumat” demişti.” Ama af kanunu çıktı, mahkeme de bitti.

Demek istiyorum ki Ahmet Feyzi ağabey böyle bir insandı.

Hüseyin Çağdır Ağabey Ahmed Feyzi Ağabey'i anlatıyor

Korgeneral, Ahmed Feyzi Ağabey'in hitabetine hayret etti

Ahmet Feyzi ağabey İzmir’e geldiğinde ekseriye Mustafa Birlik kardeşin evinde kalırdı. Ara sırada da bizde misafir kalırdı. Öyle mütevazı idi ki biz onun değerini bilememişiz, şimdi anlıya biliyoruz.

Yine bir gün Mustafa Birlik kardeşin evinde bir ders vardı. 1960 ihtilâlı sonrasıydı, Mehmet Ali Aytaç isminde bir korgeneral parti kurmayı, senatör olmayı aklına koymuş. Sonra sormuş, “bizi kim destekler” diye, bazıları da bizim adresi verip “sen Nurcularla görüş” demişler. O vesile ile Birlik kardeşin evine gelmiş. “Biz eğer meclise girersek İngiliz Demokrasisini getireceğiz” falan gibi... Yarım saat konuştu. Ahmet Feyzi ağabey de köşede yatağında uyukluyor da dinlemiyor gibi sanki… Ama... Sonra bir başladı konuşmaya: Asr-ı Saadet, İslâmiyet’teki demokrasi meselesini çok veciz bir şekilde bir saat kadar izah etti. Konuşma fevkalade olmuş, hepimizin çok hoşuna gitmişti. Sonra “ben bir abdest alayım” diyerek dışarı çıktı.

Korgeneral M. Ali Aytaç hayret ve takdirle: “Yahu bu zat kimdir? Ben hayatımda böyle bir zat görmedim, bu nasıl konuşma böyle, niye daha evvel söylemediniz? Bu adamın yanında konuşulmaz yahu” dedi. Tabi sonra kardeşler Üstadımızın talebelerinden olduğunu izah ettiler...

Ahmed Feyzi ağabeyin mektubunu ezberleyen avukat

Bizim İbrahim Ethem Sarıoğlu diye bir avukatımız vardı. Torbalılar, Ayrancılılar bilirler. Nurlara dost birisidir.

Eskiden Ramazanlarda vaizler gelirdi İzmir’e, Ramazan boyunca vaaz ederler, Tire, Ödemiş gibi yerlere de götürürlerdi onları. İşte yine böyle Tire'ye bir Hocayı götürmüşler. Gençler de hoca geldi dinleyelim diye toplanmışlar. Ethem Sarıoğlu’nu da davet etmişler. Ethem o zaman Tire'de yatılı okulda okuyor, henüz avukat değil, onu da çağırmışlar. Biraz atak bir insan olduğundan hocaya sormuş: “Hocam benim kafamı bir şey işgal ediyor, Allah her şeyi yarattı tamam, Peki Allah’ı kim yarattı?” şeklinde o zamanların modası bir sual soruyor. Hoca da “yahu bunu karşıma niye getirdiniz? Böyle sual mi olur?” diye çıkışınca kendi ifade ediyor “ben de toplantıdan çıktım gittim” dedi.

Bir müddet sonra da Ahmet Feyzi ağabeyi davet ediyorlar Tire'ye. Ethem’i de çağıralım diyorlar ve Ethem Sarıoğlu aynı suali A.Feyzi ağabeye de soruyor. A.Feyzi ağabey “oğlum! Bak sen tahsilli insansın, bak daha suali sorarken hata yapıyorsun, sen Hâlık arıyorsun, fakat mahlûk olsun diyorsun. Hâlbuki Hâlık mahlûk olmaz, mahlûk da Hâlık olmaz...” diye giriyor Nurlardan uzunca bir ders veriyor. Sonradan avukat olacak olan Ethem Sarıoğlu “ben tam tatmin oldum” diyerek memnuniyetini belirtiyor.

Ahmet Feyzi ağabey işin peşini bırakmayarak, Ethem’in ibadete de başlaması için bir mektup yazıyor. Fakat çok veciz bir mektup... Hatta bu Av. Ethem Sarıoğlu mektubu ezberlemiş. Ethem benim halıcı dükkânıma çok gelirdi. Böyle bir gün beraber otururken Ahmet Feyzi ağabey de çıkageldi. Sarmaş dolaştan sonra bu başladı mektubu ezberden okumaya. A.Feyzi ağabey: “Acââip! Kim yazmış bunları? Nasıl ifadeler bunlar?” demeye başladı. “Ahmet Feyzi ağabey sen, beni filanca tarihte ibadete davet için bu mektubu yazmıştın, ben bunu ezberledim” deyince. “Aaah ben eski hâlimi hiç göremeyom” diye kendine has üslûbu ile cevap vermişti.

Musa Yukarı Ağabey Ahmed Feyzi Ağabey'i anlatıyor:

Risale-i Nur’u anlamak için A. Feyzi Ağabey'in iki tavsiyesi

Ahmed Feyzi ağabey bizim Ayrancılara çok gelir, Risalelerden dersler, sohbetler yapardı. Bu arada bir kardeşimiz ona şöyle bir sual sordu. “Ben Risale-i Nur’u okuyorum fakat anlayamıyorum, ne yapmam lâzım?” dedi. Ahmet Feyzi ağabey buna “tahsilin ne?” diye sordu. O da “İlkokul” dedi. “Şimdi sana tahsili çok yapsan üniversiteyi bitirsen anlarsın desem... Çok üniversite bitiren var, tahsil yapmışlar var anlayamıyorlar. Arapça farsça bilsen anlarsın desem Onlardan da çok Arapça, farsça bilenler var, onlardan da anlamayanlar var Risale-i Nurları.

Şimdi ben sana Risale-i Nurları anlaman için şunu tavsiye edeceğim:

• Evvelâ: Tövbe istiğfar edeceksin, hangi günahlarım var ki; Kur’anın bu asırdaki tefsirini anlayamıyorum, hangi günahlarım mâni oluyor diye tövbe istiğfar edeceksin.

• İkinci tavsiyem de: Mideye giren lokmaya dikkat edeceksin haram olmasın, eğer vücuda giren lokma haram olursa, nasıl ki bir çeşmenin havuzuna bulanık su girerse, etraftaki muslukları açınca bütün sular bulanık akar. Mideye de haram girdi mi bütün vücudun azaları bulanır, göz hakikati göremez, kulak hakikati işitemez, bütün azalar bulanır.

Demek ki: “1. Tövbe istiğfar edeceksin. 2.Vücuda haram lokma almamaksın, işte o zaman Risale-i Nurları anlarsın” dedi.

Namahremden gelen günahlar göze sirayet eder

Ahmed Feyzi ağabey bize çok tembih ederdi “şayet Üstada ziyarete giderseniz yüzüne fazla bakıp durmayın Üstad rahatsız olur.” Biz “neden?” diye sorduğumuzda Ahmed Feyzi ağabey: “Ekseri bizim gözler dışarıda namahreme baktığı için, namahremlerden gelen günahlar göze sirayet eder, Üstada bakınca o Üstadı rahatsız eder” derdi. Biz de Üstad Hazretlerini ziyaret ettiğimizde öyle yaptık, başka yerlere kenarlara, hatta başının üstünde “Dost istersen Allah yeter” levhasına baktık.

http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=62758


_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 28.12.09, 20:27 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.01.09, 10:20
Mesajlar: 239
MAİDET-ÜL KUR'AN VE HAZİNET-ÜL BÜRHAN

Ahmed Feyzi Kul

[img]http://www.merakkitap.com/content_files/prd_images/İTTİHAD/MAiDE1.jpg[/img]


ÖNSÖZ
Üstâd Bediüzzaman tarafından “Nurun manevi Avukatı” diye lakablandırılan Edip, Alim ve Fazıl bir Nur talebesi olan merhum Ahmed Feyzi Kul Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin, âhirzamanda geleceği ehadiste müjdelenen Al-i Beytin büyük şahsiyeti olduğunu dehşetli mahkemeler karşısında dahi dava etmiş ve aynı mevzuda bu Maidet-ül Kur’an namındaki ve Cifir ilmine müstenid eseri yazmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu eserin muhteva ve davasını, şahsına ait kısmını Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsine çevirerek tasdik eder. (Emirdağ Lahikası-1, s. 273)

Mâidet-ül Kur'an isimli bu eseri, Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir. Hattâ Üstad tarafından bu risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948'lerde teksir makinesiyle ve İslâm harfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmu­ası adlı kitabın âhirine ilhak edile­rek neşrettirilmiştir.
Lâkin 1948'de vukua gelen Afyon Mahke­mesi savcı ve hâ­kimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’an ese­rini, rapor ve iddiana­melerinde çok fazla mevzu ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon Hap­sinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasın­dan ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır. Böylece Mâidet-ül Kur'an'daki ondört tane hadîs-i şerif dahi Risale-i Nur'un bir nevi ha­dîslerinden sayılmış olduğu için burada ya­zıldı, me'hazleri de tesbit edildi. (Risale-i Nur’un Kudsi Kay­nakları- A. Badıllı)

Bununla beraber, Ahmed Feyzi Efendinin kanaatlerini tas­dik makamında iki hatırayı burada zikretmek lüzumunu his­set­tik:

1- Bediüzzaman’a hanedanıyla, efrad-ı ailesiyle her türlü tehlikeleri göze alarak hizmet eden, bağlılık gösteren, en yakın akrabadan çok daha yakın bir akrabalık hissi içerisinde sadakatla fedakârane talebelik eden Emirdağ’ın Çalışkanlar ailesinden merhûm Mehmet Çalışkan ağabey anlatıyordu:
“Bir defa (yüksek bir âlim, beliğ bir edib olan) merhûm Ahmed Feyzi Kul Efendi Emirdağına gelmişti. Sohbet etti. Üs­tâdımızın büyük evsâfını, yüce makâmlarını, Riyazî ve Cifrî te­vafuklarla açıklıyordu, biraderim Osman Çalışkan’ın kalbine ge­lir ki: “Biz Üstâdımızı “Kürd” olarak biliyoruz. Ahmed Feyzi Efendi’nin anlattığı Büyük Müceddid ise, Âl-i Beyt-i Nebevî’den olacaktır.”
Bu kalbî muhasebemden az sonra, Üstâd Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstâd bana: “Kardeşim, ben hem Hasanîyim, hem de Hüseynîyim ve Ahmed Feyzinin bütün söylediğini kabul ediyorum, haydi git!” dediler. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 36)

2- Emirdağlı merhum Mehmed Çalışkan diyor ki: “Birgün Ahmed Feyzi Efendi Emirdağ’a gelmişti. Üstâdla görüştü. Üstâd ona: “Çabuk bir vasıta bul ve git!” dedi. Fakat akşam bir sohbet yapması için ben onu bırakmadım. O gece çok güzel ve nurlu bir sohbet olmuştu. Sohbet geç vakte kadar devam et­mişti.
Sabahleyin -birden- Üstâd Ahmed Feyzi’yi çağırttı.. Hal­buki onun kaldığından Üstâd’ın haberi yoktu. Ahmed Feyzi çok korktu. Beraberce Üstâd’ın yanına gittik. Üstâd ona: “Sen ak­şam ne konuştu isen, ben aynen kabul ediyorum” diyerek Ahmed Feyziye iltifat etti. (Son Şahitler cilt: 4, sh: 62)
Ahmet Feyzî Kul Efendinin Üstada ve Risale-i Nur’a azamî bağlılığı, Maidet-ül Kur’ân ve Hazinet-ül Bürhan eseriyle Afyon mahkemesinde okuduğu şa’şaalı müdafaanamesinde Risale-i Nur’un müdafaasını mükemmelen ifa etmesi sebebiyle Hazret-i Üstâd ona: “Nurun Manevi Avukatı” diye lâkab vermiştir. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 1715)

Bediüzzaman Hazretleri, bu eserdeki isbat ve işaret­leri, zaman cemaat zamanı olması ve Şahs-ı Manevi hük­medeceği için; Risale-i Nur’un Şahs-ı Manevisine ve Ce­maatine ve Seyyidler Cemaatine tatbik ederek Mehdiyyet hareketinin hakiki manasını izah etmiştir. Azamî tevazu içinde şahsına tevcih edilen manevî makamları, iman hizmetinin ehemmiyeti ve Nur Mesleğindeki hakiki ihlas gereği olarak, şahsı için kabul etmemiştir.

Bu eser, şimdi her yerde bulunan Nur Talebelerinin şiddetli istekleri ve muhterem ağabeyimiz Ahmed Feyzi’nin hayatta iken tab’ ettirmek hususunda gösterdiği fakat muvaffak olamadığı baskı işinin tahakkuku için neşredilmiştir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 20.01.11, 14:28 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
maide41 yazdı:

bediüzzaman makamında ona karsı savasmışş....

varmı mehdiniz haydi cıkartında yuregını merdanelıgını goreyım sufyanına bır avuç ıken dıklensınnnn??haydın getırın mehdınızı


Mehdi As. zuhur etse sizin ifadenizle, Allah Teala Mehdisini getirse, siz bu şartlanmışlık ve sabitlikle O'na tabi olabileceğinizi mi sanıyorsunuz? :)

Hacı Hulusi ağabeyiniz ki risaledeki bazı ünvanları, "nurların birinci talebesi hulusi bey", "üstad-ı sani", "mühim bir talebem", "Gayyûr, ciddî, hâlis ve muhlis âhiret kardeşim", "en sevdiğim", "vefatımdan sonra sadakatli varisim" namıyla anılmıştır; işte o Hacı Hulusi efendi diyor ki:

Bu nurçiler (yani nurcular), alevilerden bile sonra Mehdi’ye tabi olur.

Burada kastettiği merhum Said Nursi'ye ve kitabına Mehdi diye inananlar.

Nurların birinci talebesi, vefattan sonra sadakatli varis Hacı Hulusi efendi boşuna söylememiş demek ki değil mi?


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 20.01.11, 15:41 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Yaw , burada neler zırvalanmış böyle ! Yok Üstad BÜYÜK MEHDİ! imişmiş te, başka Mehdi aramaya gerek yokmuşmuş ! Bu sözleri söyleyenlerin kafayı sıyırdıklarını anlatmaya gerek var mı ? Allah cümle şaşkınalra akıl-fikir ve izan versin !


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 51 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye