Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 51 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 12:21 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Mâidet-ül Kur’an
ve
Hazinet-ül Bürhan

Yazan: Ahmed Feyzi Kul

İTTİHAD YAYINCILIK
ISBN 975-7985-16-3

ÖNSÖZ

Üstâd Bediüzzaman tarafından “Nurun manevi Avukatı” diye lakablandırılan Edip, Alim ve Fazıl bir Nur talebesi olan merhum Ahmed Feyzi Kul Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin, âhirzamanda geleceği ehadiste müjdelenen Al-i Beytin büyük şahsiyeti olduğunu dehşetli mahkemeler karşısında dahi dava etmiş ve aynı mevzuda bu Maidet-ül Kur’an namındaki ve Cifir ilmine müstenid eseri yazmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu eserin muhteva ve davasını, şahsına ait kısmını Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsine çevirerek tasdik eder. (Emirdağ Lahikası-1, s. 273)

Mâidet-ül Kur'an isimli bu eseri, Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir. Hattâ Üstad tarafından bu risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948'lerde teksir makinesiyle ve İslâm harfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmuası adlı kitabın âhirine ilhak edilerek (eklenerek) neşrettirilmiştir.

Lâkin 1948'de vukua gelen Afyon Mahkemesi savcı ve hâ kimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’an eserini, rapor ve iddiana­melerinde çok fazla mevzu ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon Hap­sinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasından ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır. Böylece Mâidet-ül Kur'an'daki on dört tane hadîs-i şerif dahi Risale-i Nur'un bir nevi hadîslerinden sayılmış olduğu için burada yazıldı, me'hazleri de tesbit edildi. (Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları- A. Badıllı)

Bununla beraber, Ahmed Feyzi Efendinin kanaatlerini tasdik makamında iki hatırayı burada zikretmek lüzumunu hissettik:

1- Bediüzzaman’a hanedanıyla, efrad‑ı ailesiyle her türlü tehlikeleri göze alarak hizmet eden, bağlılık gösteren, en yakın akrabadan çok daha yakın bir akrabalık hissi içerisinde sadakatla fedakârane talebelik eden Emirdağ’ın Çalışkanlar ailesinden merhûm Mehmet Çalışkan ağabey anlatıyordu:

“Bir defa (yüksek bir âlim, beliğ bir edib olan) merhûm Ahmed Feyzi Kul Efendi Emirdağına gelmişti. Sohbet etti. Üstâdımızın büyük evsâfını, yüce makâmlarını, Riyazî ve Cifrî te vafuklarla açıklıyordu, biraderim Osman Çalışkan’ın kalbine gelir ki: “Biz Üstâdımızı “Kürd” olarak biliyoruz. Ahmed Feyzi Efendi’nin anlattığı Büyük Müceddid (Mehdi As.) ise, Âl‑i Beyt‑i Nebevî’den olacaktır.”

Bu kalbî muhasebemden az sonra, Üstâd Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstâd bana: “Kardeşim, ben hem Hasanîyim, hem de Hüseynîyim ve Ahmed Feyzinin bütün söylediğini kabul ediyorum, haydi git!” dediler. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 36)

2- Emirdağlı merhum Mehmed Çalışkan diyor ki: “Birgün Ahmed Feyzi Efendi Emirdağ’a gelmişti. Üstâdla görüştü. Üstâd ona: “Çabuk bir vasıta bul ve git!” dedi. Fakat akşam bir sohbet yapması için ben onu bırakmadım. O gece çok güzel ve nurlu bir sohbet olmuştu. Sohbet geç vakte kadar devam etmişti.

Sabahleyin ‑birden‑ Üstâd Ahmed Feyzi’yi çağırttı.. Halbuki onun kaldığından Üstâd’ın haberi yoktu. Ahmed Feyzi çok korktu. Beraberce Üstâd’ın yanına gittik. Üstâd ona: “Sen akşam ne konuştu isen, ben aynen kabul ediyorum” diyerek Ahmed Feyziye iltifat etti. (Son Şahitler cilt: 4, sh: 62)

Ahmet Feyzî Kul Efendinin Üstada ve Risale‑i Nur’a azamî bağlılığı, Maidet‑ül Kur’ân ve Hazinet‑ül Bürhan eseriyle Afyon mahkemesinde okuduğu şa’şaalı müdafaanamesinde Risale-i Nur’un müdafaasını mükemmelen ifa etmesi sebebiyle Hazret‑i Üstâd ona: “Nurun Manevi Avukatı” diye lâkab vermiştir. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 1715)

Bediüzzaman Hazretleri, bu eserdeki isbat ve işare leri, zaman cemaat zamanı olması ve Şahs-ı Manevi hükmedeceği için; Risale-i Nur’un Şahs-ı Manevisine ve Cemaatine ve Seyyidler Cemaatine tatbik ederek Mehdiyyet hareketinin hakiki manasını izah etmiştir. Azamî tevazu içinde şahsına tevcih edilen manevî makamları, iman hizmetinin ehemmiyeti ve Nur Mesleğindeki hakiki ihlas gereği olarak, şahsı için kabul etmemiştir.

Bu eser, şimdi her yerde bulunan Nur Talebelerinin şiddetli istekleri ve muhterem ağabeyimiz Ahmed Feyzi’nin hayatta iken tab’ ettirmek hususunda gösterdiği fakat muvaffak olamadığı baskı işinin tahakkuku için neşredilmiştir.


İTTİHAD YAYINCILIK TANITIM HİZMETLERİ LTD. ŞTİ.

Çatalçeşme Sk. Defne Han No: 27/19 Cağaloğlu 34112 İstanbul
Tel: 0212 520 51 47 Faks: 0212 512 53 39

http://www.ittihad.com.tr

ittihad@ittihad.com.tr

***

http://www.ittihad.com.tr/index.php?opt ... &Itemid=30


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanatı: Maidetu'l Kur'an (Ahmet Fevzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 12:21 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
MAİDET-ÜL KUR’AN

TILSIMLAR MECMUASININ ZEYLİ

Maidet-ül Kur’an Risalesinden
kısmen ve telhisen alınmıştır.


Evvelen: Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Hüsrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve Risale-i Nur’un manevî avukatı Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri âlimane, müdakkikane (dikkatlice) yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi (bazı işaretlerle belli bir şeyi daha belirgin olarak gayıbtan ortaya çıkarmak) ve Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti (delili) ve şâhidi bulunan şu ri­saleciği dikkatle mütalaa ettim. Onun tetkikatına ve Risale-i Nur’un kıymetini tam hadîs ile âyet ile isbat etmesine karşı hayret ve istihsan ile Mâşallâh, Bârekâllah dedim.

Fakat bir derece tabire muhtaçtır, ayn-ı hakikattır (hakikatın ta kendisidir). Fakat Said hakkında hususan son kısmın hâşiyelerinde şahsi­yetim itibariyle haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü zannı ile hakikatın sureti değişmiş.
Evet hem Sikke-i Gaybiye hem onun yazdığı âyetler ve hadisler müttefikan (ittifakla) bu asırda bir hakikat-ı nuraniyeye işaret ediyorlar ve bu asır ve bu zaman cemiyet zamanı olduğundan şahs-ı manevi hükmedebilir. Hususan manevi vazifelerde maddi şahısların ehemmiyeti azdır, dağlar gibi vazifeler o zaif şahsiyetlere yükletilmez.

Bazı âyat-ı kerime ve ehadis-i şerife âhirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mâna-yı işarî (manaya işaret etmek) ile haber veriyor. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetin üç vazifesinden hakikatta en ehemmiyetlisi olan ve zâhiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniye-yi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına (Said Nursi'ye) de tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatları onların risale-i Nur’dan istifade cihetine faidelidir, zararsızdır; fakat Nur’un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alât olmamasına ve dünyevi ve manevi makâmâtı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muarızları (karşıtları) her taifenin hususan (özellikle) siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir. Onun için ben bu müdakkik kardaşımızın risaleciğinin bir kısmını ve bazı cümlelerini kaldırmakla bir parça ta’dil ettim (aslına zarar vermeden değiştirdim). Siz tam ta’dilat yapınız ve size gönderdim. Tılsımlar Mecmuasının âhirinde yazılsın. Bâki kalan kısmını da şahsıma ait kıs­mını kaldırıp, bakiyesini (kalanını) ta’dil ederek belki size göndereceğiz. Bu münasebetle bugünlerde ruhuma gelen bir ihtarı, kalbimle gördüğüm bir mânayı beyan edeceğim ki, kardaşım Ahmet Feyzi benden gücenmesin. Şöyle ki:

Nurları fütühatını (fetihlerini, açtığı kapıları) kalben temaşa ederken (seyrederken) bazı has kardaşlarımızın Nurun tercümanına (Nursi'ye) verdikleri makam noktasında baktım; o makama nisbeten fütuhat az olmasından o makamın şerefi için bir hırs ile vazife-i İlahiyeye (Allah'ın işlerine) karışmak gibi şekva (şikayetlenme) geldi. Binler derece şükür ve sırf rıza-yı İlahi noktasında bazı biçarelerin Nurlarla imanlarını kurtarmak cihetiyle binler hamd, sena ve şükür lâzımken bir teşekki (kötü hâlini anlatarak şikâyet etme) ve sıkıntı geldi.

Sonra mahviyet (yokluk) ve terk-i enaniyet (benliği terk ederek) ve ihlas-ı tam (tam bir ihlas) ile aynı vaziyete baktım gördüm ki o fütühatta binler hamd ve sena ve teşekkür ve manevi sürur ve sevinç ruhuma geldi. Ben o halde iken anladım ki makamat-ı maneviye (manevi makamlar) dahi mesleğimizde mevzu-u bahis (söz konusu) olmamalı. Eğer bazı has kardeşlerimin hakkımdan yüz derece ziyade bana verdikleri hisse ve makam hakikat olsa ve hakkım da olsa mezkûr hakikat için bırakmağa meslek-i Nuriyedeki (nur mesleğindeki) ihlas-ı tamme (tam ve mükemmel ihlâs) bırakmağa mecbur eder.

Said Nursi

***

Kısm-ı Evvel:Hitabat ve İşarat-ı Bazı-ı Ayât

Ahmed Feyzi Kul

* Hâkimiyet-i kâfiranenin (küfrün hakimiyetinin) yıkılmasına mebde (başlangıç) 1877 tarihinde doğan Son Bir Nur-u Hidayet zuhuru tarihidir.

* 1937-38 ise, cihan küfrünün inhizam-ı küllisini (tamamen hezimet ve bozgununu) intac eden (doğuran) İkinci Büyük Harbin mebadisidir (tohumu, başlangıcıdır).

* 1900 tarihi 1316 tarihinin miladi karşılığı olup, Son İmam-ı Hidayete (hidayet imamına) vazife-i memuriyetinin (görev) verilmesiyle heyula-yı küfrün (gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir te'siri ve değeri olmayan küfrün) inhidamı (çökmesi) başlamış.

* 1938-1939 Eza-yı kâfiraneye (kafirlerin ezalarına) senelerden beri sabreden ehl-i imana sabırlarının mükafatı 1939’da başlayan büyük harb neticesinde galibiyet-i kâfiranenin erimeğe başlaması mebde teşkil etmekte olup 1969 ve 2019 seneleri arasında şevket-i İslâmiye (İslam'ın saltanat ve kudretine) ve sürur-u mü’mininin (müminlerin sevincine) a’zamî hadde (en azami derecede) vusulünü (kavuşmasını) göstermekte ve beşaret-i uzma (büyük müşdeler) vermektedir.

* 1904 şedde ile 1320 tarihi hicrisinin 1954 tenvin ile 1372 tarihi hicrisinin karşılığıdır. Bu tarihler arasında Sultan-ül Enbiya (Peygamber Efendimiz) nam ve hesabına iman cihetinde bir tek vazife-i Risaleti (Risalet görevini) temadi ettiren (devam ettiren) bir Varis’e, bir Müceddid’e yapılan İlâhi bir tesellidir.

* 1915 İki gayr-i melfuz (söylenmemiş) hariç elif-i maksure ile 1926 elif-i maksure “ye” sayılarak ve gayr-i melfuzlar dahil. Bu iki tarih arasında ejder-i küfrün (küfür ejderhasının) şahlanması, ehl-i imanın mücahid ve safâ yerlerini temyiz (ayırma) ve tebyîn (açıklama) için vâki olmuş bir imtihan-ı Rabbânî olduğunu ifade ediyor. “El mücahidin” kelimesi ise 144 adediyle o tarihteki “mücahede ordusu”nun bir pişdarının (öncüsü, kumandanının) ism-i pâki (tertemiz ismi) olan “Said” kelime-i mübarekesine tevafukla, o ordunun şahsiyet-i maneviyesini, o pişdarının şahsiyet-i maneviyesinde temessül ettiriyor (cisimlendiriyor).

* 1916–1926. Ayet-i kerime 1926 tarihinde hadd-i tuğyânın azamî derecesiyle icra-yı şenaate (kötülük icraatlarına) başlayan dalalet-i deccalâne müvacehesinde (karşı karşıya kalmasında) ızdırab-ı şedîdeye (şiddetli ızdıraba) düşen Nur Şakirdleri için himaye-i İlâhiyeyi müjde vermiştir.


Kısm-ı Sani: Delalet ve İşarat-ı Bazı-ı Ehadis

* Bu hadis-i şerif, bu ümmet-i Muhammediyenin (asm) hayatı nokta-i nazarında çok şâmil bir tesiri hâiz iki insanı haber vermektedir. Bunlardan biri: Mahz-ı mevhibe-i İlâhiye olacak ve kendisine hikmet-i İlâhiye ve hikmet-i Kur’aniye ihsan edilecek. Diğeri de: Fitnesi, bu ümmet-i Muhammed’de (asm) şeytandan daha te’sirli olan, bir şerir zâlim olacaktır.

Muhaddisîn, bu hadis-i şerifin tahkikini bir çok zevat ve eşhasa tevcih etmişler (yöneltmişler). Ve hatta bazıları hadisin garâbet-i beyanından (sözlerinin tuhaflığından) dolayı ta’nı (kötülenmesi) ve inkarı cihetine bile gitmişlerdir. Ancak, hadisin cihet-i rivayetindeki taad­düdü (tekrarı) ve mühim hadis kitaplarında yer bulması, ta’nına gidenleri haksız çıkaracak şekilde eimme-i muhaddisîni (hadis imamlarını) beyanda bulunmağa sevk etmiştir.

Ta’n edenleri, ta’na sevk eden en mühim sebeb; Hadîsin beyanına göre, ümmet-i Muhammed (A.S.M.) için, şeytandan daha eşedd te’siri hâiz bir kimsenin zuhuru.. ve bil’akis senâ-yı Peygamberîye (A.S.M.) lâyık bir şekilde mahz-ı hidayet (Hidâyetin ta kendisi) ve hikmet bir zât-ı âlînin mukabele (karşılık verme) icrasını vazife etmesi, hele bir mu’cize-i Muhammedîyi (A.S.M.) izhar etmek üzere bunların hem-zaman olmalarının hadisteki kat’iyyet-i beyan dere­cesinde tam tahakkuk etmemesidir.

Mânâ-yı hadisin her zamanda bir ferdi bulunmak üzere bütün zamanlarını muhit olduğunu kabul ederek muhaddisînin bu husustaki tevcihlerini reddetmeden, hadisin ifade-i kat’iye-i riyaziyesinin delâletiyle içinde bulunduğumuz zaman en kuvvetli bir şekilde icra-yı hüküm etmekte olduğunu iddia ve kabul etmek, gayr-ı kabil-i red (reddedilmesi mümkün olmayan) bir tercih olur.

Filhakika (işin doğrusu), te’sir-i idlâlkârîsi şeytandan daha eşedd ve müessir bir tağut-u dalaletin icra-yı şenaat ettiği bir devrin insanları olduğumuz gibi; ona mukabil, senâ-yı Muhammedîye (A.S.M.) lâyık bir şekilde mahz-ı hikmet ve mahz-ı mevhibe (ihsanın ta kendisi) bir memur-u Rabbanî’nin neşr-i envar eylediği (nurlarını yaydığı) bir devri yaşıyoruz.

Hadisin beyan-ı riyazîsi, o zatı sarahaten (açıkça) gösterdiği gibi; “vehb” kelimesi de ilmi vehbî olması, hem eserlerinde vehbî gibi bulunması ..13 adediyle, o zâtın en çok alâkadar olduğu ve çok sırların anahtarı olan sarahatini, bir hususî adam halinde göstermektedir. Buna mukabil asırların kaydettiği en büyük sandid-i dalâletin (delalet belasının) icra-yı kabaset için tuğyanını en çok arttırdığı tarihleri, hadisin aynen göstermesi bir mu’cize-i Muhammedinin (A.S.M.) bütün vuzuhuyla ve tarihlerini göstermek suretiyle tahakkuk etmiş olduğunu ve hadisin sıhhati, hadiselerin şehadetiyle tamamen meydana çıkmış bulunduğunu ifade etmektedir. “Ğaylan” kelimesinin “gavele” ve “ğayele” asıllarından müştak bir sıfat-ı müşebbihe olduğunu kabul ettiğimizde bunların lugâvî mânâlarındaki azameti izhar etmiş bir cebbarın bütün hututiyle (çizgileriyle) tebellür etmiş olduğunu (açığa çıktığını) görüyoruz.

* Ayet-i kerimeye göre Risale-i Nur’un sada-yı Muhammed (A.S.M.) den başka bir şey olmadığı ve sair her nevi beyanların onun fevkine yükseltilmemesi ihtar olunmaktadır. (Ayette der ki Risale Peygamber Efendimizin sesidir, diğer bütün beyan ve sözler onun üzerine çıkarılmamalıdır!)

* Bu hadisin mânâsında … demiş, kısa zamanda ulûm ona verilecek, teenni ve terbiye ile değil. Bu hadis-i şerif Nur’un tercümanına mütabık geliyor ki, ilminin ve kemalinin tahsil ve terbiye neticesi değil, lütuf ve ihsan-ı Rabbanî olarak bir harika-i fıtrat halinde kısacık bir zamanda ihsan edileceğini bildiriyor ki şimdiye kadar kimsede vaki olmamış olan bu hal ancak bu büyük müceddidin (Said Nursi'nin yani Mehdi As'ın) alâmat-ı mahsusasındandır. (kendine mahsus alametlerindendir)

* 1880 Son asır tağut-u dalaletin (delalet tağutunun) doğumu olup, onun temsil ettiği ruh-u dalalete Hazret-i Kur’anın ve ondan nebean eden (fışkıran) Risale-i Nur meydan okumasını gösterir.

* Zuhuru perde olmuş zuhura
Gözü olan delil ister mi Nûra
Ayn-ı Hakikat Bir Keramet-i Gaybiyedir

İ'tikad-ı Ehli Sünnetçe huruc-u eşrat-i saatten (Kıyamet alametlerinden) olarak mervî (rivayet edilmiş) olan Mehdi’nin (R.A. velâdeti dahi, zuhuru gibi âhirzamanda olacaktır. Ve Âl-i Beyt'ten olduğuna göre ismi, ism-i Nebîye (A.S.M.) ve pederinin ismi, ism-i ebî Nebîye (A.S.M.) uyacaktır. Bu bâbta ehl-i hakâik câniblerinden menkûl olan kuşûfâtın henüz birşey kizbe (yalana) çıkmayanı, Mevlâna Hasenü'1 Adevî'nin Mevâkıtü'1 Şa'râni’den naklettiği keşiftir ki, Abdülvehhab-ı Şarani Hazretleri kitab-ül Yevakıt-ü Cevhair-i Mehdiyi âhirzamanın 1255 senesi Şaban'ın 15'inci gecesi dünyaya geleceğini, Şeyh Hasan-ı Irakî’den nakl ve bu re'yde kendı şeyhleri Ali Havasî Hazretlerinin dahi muvafakatı­ olduğunu beyan buyurmuştur.

* Geçen sahifeden evliyâullah, Zât-ı Pak-ı Risalet-penah'ın mir'at-ı İlâhî olduğunu beyan etmektedirler. Biz burada ifade-i riyaziyenin kat'iyyetine dayanarak bu beyan-ı âlinin hakikatini göstereceğiz.Ayrıca yukarıdaki Hadis-i Şerif te, Hazret-i Mehdi’nin ismi Peygamberimiz (A.S.M.) ismine babasının ismi de babasının ismine uyacağı gayet yüksek bir belagatla ifade buyurulmuştur. Yalnız dikkat etmek lâzımdır ki: Hadis-i şerifte bu manayı gösteren yani tevafuk uymak mânasını … kelimesiyle irad buyurulmuş olup, tetabuk kelimesi ihtiyar edilmemiştir. Çünkü tetabuk kelimesiyle irad buyurulmuş olsaydı Hazreti Mehdinin isminin aynen Muhammed veya Ahmed olması icab edecek o zaman itiraza mahal kalmayacaktı, herkes tasdik edecekti. Halbuki böyle olsa yani hâdise-i istikbâliye bir derece perdeli ve kapalı olmazsa teklif kalkar, ihtiyar kalkar. O zaman bu dâr-ı dünyanın bir dâr-ı imtihan (imtihan meydanı) ve tecrübe olmasının mana ve hikmeti kalmazdı.

* Fars'ta, Arab memleketlerinde, başka bir yerde doğacağı, humâsü'1- hadd yâni, uzun boylu olacağı ve kırmızı yanaklı olacağı söylenmektedir. Daha küçüklüğün­de, Cenab-ı Hak O’na çok ilim ve çok amel ihsan edecektir. Cezîretü'1-Arab'ta doğacağını söyleyen de vardır. Gaybîlerin esrarına vâkıf ehl-i kalbden bir tâife, ilk def'a onun kokusunu alacaklardır, O'ndan haberdar olacaklardır.

* Hadis-i Şerif meali: "Mehdi (R.A.), bizden Ehl-i Beyt'tir. Cenâb-ı Hak O’nu bir gecede ıslah edecektir. Yâni, Cenâb-ı Hak O’nu halk arasında hükmetmek için teenni ve terbiyeye ihtiyaç göstermeden, bütün ilimleri bir gecede ifâza edecektir."

Esrar-ı huruf (harflerin esrarına) ile ilm-i mükevvenatta (kainat ilmine) mutasarrıf (tasarruf hakkı ve yetkisi) olacağı da söylenmektedir. Ârif-i Bistâmî (Kuddise Sırruhu) buyuruyorlar: “Ayın” nın sırrını anlayan bir insan, ulûm-u harfıye ve maarifi İlâhiyenin esrarına muttali’ olur. İşte bunun için Mehdi'nin ceddi Ali (R.A.) ilimlerin inceliklerini ve hikmetlerin letaifini bilmek cihetiyle Sahâbe- Kirâm’ın en alimi idi. Âshab-ı Resulullah içinde kendine hâs bir mevkii vardı. İlm-i esrar-ı hurufa vâkıf olmasından, İmam Radıyallahü Anh'ın ilimler cümlesindendir. Görülmüyor mu ki, İlm-i İlâhiye işaret eden “Ayın” harfi, İmam-ı Ali’nin isminin evvelinde yer almış bulunmaktadır. İlm-i hurufun intişarı (Harf ilminin yayılması), Mehdi'nin çıkmasının en büyük emaresidir.

* Şâyân-ı dikkattir ki, İmam-ı Ali'nin isminin evvelinde yer alan ع harfi, sevgili Üstadımızın isminde ikinci olarak gelmiştir.

* Hadis-i Şerif meali: "Biz Abdülmuttalib'in evladları, ceddin seyyidleri, yedi kişiyiz: Ben, Hamza, Ali, Ca'fer, Hasan, Hüseyin, Mehdi'dir." Bu hadis, İbn-i Mâce, Ebu Nesâi'nin tarafından Hazret-i Enes Radıyalluhu Anh'dan tahric edilmiştir.

* Hazret-i Mehdi (R.A.) zamanındaki mehdilerin en yükseği ve umûr-u dinde (din işlerinde) müctehidlerin en mükemmeli olacaktır. Bu da mişârünileyhin (bahsi geçen zatın) azametinin kemâline, cemâlinin şerefine, mertebesinin yüksekliğine ve derecesinin meziyetine delalet eder.

* Bu cihet güneş gibi âşikar bir hakikattır. Ki, O zât-ı zîhavârik (Harikalar sahibi zât, Said Nursi) daha hâl-i sabavetinde (çocukluk zamanında) iken ve hiç tahsil yapmadan, zevâhiri (görüntüyü) kurtarmak üzere, üç aylık bir tahsil müddeti ulûm-u evvelîn ve ahirîn (öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerine), ledünniyat (kalb ilimleri) ve hakâik-ı eşyaya (eşyanın hakikatlerine), esrar-ı kâinata (kainatın sırlarına) ve hikmet-i İlâhiyeye (ilahi hikmetlere) vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle bir mazhariyet-i ulyâya kimse nâil olmamıştır. Bu hârika-i ilmiyenin işi asla mesûk değildir. Bu cihet, Risale-i Nur'u anlayarak okuyanlara mâlumdur.

* Hadis-i Şerif meali: "Mehdi, evlâdımdan kırk yaşında bir şahısdır. Yüzü, necm-i ziyadar gibi; onca zulm ve haksızlık ile doldurulan yeryüzünü, hak ve adâletle dol­durur. Hilâfette; yerde, göktekiler ve hatta havadaki kuşlar bile râzı olacaklardır."

* Hadis-i Şerif meali: "Mehdi (R.A) çıkmasından önce, şarktan, parlak kuyruğa sahib bir yıldız doğacaktır." O yıldız, Birinci Harb-i Umumide, Risale-i Nur'un ilk intişarı anlarında zuhur etmiştir. Bu senede görenlere şâyân-ı dikkattır.

* Hadis-i Şerif meali: “Mehdi (R.A.), evlâdımdan kırk yaşında biridir. Yüzü necm i ziyadar gibidir. Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde iki pamuklu hırkası bulunur. Bu halife, benî-İsrâil erkeklerine benzer. Hazineler istihrac edip (çıkarıp), şirk medîne'lerini feth edecektir.” Hazret-i Üstada dikkat edenler, sağ yanağındaki siyah beneği kolaylıkla görebilirler. İki pamuklu hırkası olup, hâl-i sabâvetinden beri acîb ve başkalarına benzemeyen bir giyime sahib olup, Hadis-i Şerif'i fi'len tasdik etmektedir. Lisanındaki sıklet (ağırlık) ise, kendisi ile görüşenlere mâlumdur. Ve kırk yaşında Risale-i Nur' un te'lifine meşgul olup, mukaddes vazifesine, imân-ı tahkîkinin neşri vazifesi başlamıştır.

* Nebiyy-i Ekrem Sallallâhü Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri, Mehdi'yi vasf ederlerken: “Lisanında ağırlık olacağı ve ifade-i merama (makadını anlatmada) müteazzir olduğu (çıkaramadığı, dili peltekleştiği) zaman, sağ eliyle sol uyluğuna vuracağını” bildirmişlerdir. Ve “ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uyacaktır" buyurmuşlardır. Peygamberân-ı i'zâmın kitablarında mezkur olduğuna nazaran; “Mehdi'nin ilminde zulm olmayacağı" Ka'bu'l Ahbâr'dan rivâyet olunmuştur.


* Bütün bu ta'dad edilen (sayıp dökülen), aynen bitamamiha (tamamıyla) çıkmış. Hakikaten Arab milletinden olmayan Türk milleti ve Kürdler ve Arap Milletinden bazı kabileler, kendisiyle ülfet edip, Risale-i Nur’a senelerden beri bu hal devam etmektedir. Şu bir hakikattır ki: Risale-i Nur namındaki âsâr-ı âliye (büyük eserler), her türlü zulm ve ayıblardan müberra (temiz) olarak te'lif edilmiştir. Eserlerde hiçbir şahsa müdahale edilmemiştir, hiçbir kitabtan alınmamıştır, hiçbir eserden alınmamıştır. Ve Ona kimse ayb (kusur) isnad edememiş; çok mütefekkir ve âlimlerin ellerinden geçtigi halde “fihi nazarün” (Ona bir bakmak, tetkik etmek lâzımdır) denilmemiş. Böylece, yalnızca Kur’an-ı Hakim’in meali olan, Risale-i Nur, her türlü zulm ve ayıbtan müberra olarak saha-i intişara vaz' edilmiştir.

* İmam-i Ali (R.A) şunları söylemiştir: "Kıyamet yakınında; zarar, açlık, katl, fitneler, büyük harbler, sünnetler kalkıp yerlerini bid'atların iştigal ettigi, emr-i bil' mâruf ve nehy-i anil'münkeri terk dolayısıyla bedenin öldüğü gibi kalblerinde öldüğü hengâmede, şüphesiz, evlâdımdan bir zât çıkacak. İşte, Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, ölmüş, öldürülmüş olan sünnetleri, Mehdi ibn-i Abdullah ihyâ edecek; Onun adâleti ve bereketiyle mü'minlerin kalbleri ferhân (sevinçli) olacak ve Ona Arab milletlerinden başka bir cemaat ve Arab Milletinde de bazı kabileler ülfet edecek, senelerce böyle kalacak çok değil, on'dan da aşağı değil."

* Mehdi'nin yardımcıları, Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat, Deccalın ise, ehl-i dalâlettir. Bu da görülmüyor mu ki: Ehl-i dalâlet ve sefahat, deccalın fitnesine seve seve tâbi' olup, hâlen onu muhafazaya çalışmaktadırlar. Bu Zâtın (Said Nursi'nin) ensârı (yardımcıları) ise, imânları için bu dâvâya atılmış fâzıl ve necib kimselerdir.

* Hazret-i Mehdi'nin çıktığı zaman, avam ve havas bütün Müslümanlar sevineceklerdir. Mehdi'nin, Allah için çalışan ve dâvetini ikâme eden ve Ona vazifesinde yardım eden adamları vardır. Onlar, Mehdi'nin vezirleridirler, memleketin ağırlıklarını üzerlerine alırlar. Cenâb-ı Hak'kın, Mehdi'ye tâhmil etmiş (yüklemiş) olduğu vazifelerinde yardım ederler. Bunun en güzel örneği, yıllarca devam-ı mahkemelere verilmesidir. Kendileri ne yapılan bunca ihanetlere rağmen kat'iyyen dâvâlarından bir hatve (adım) geri çekilmemişler ve vazifelerinde, ne bir maksad-ı fâni gözetmişler ne de bir takdir beklemişler. Hâlisen livechil­lâh, varlıklarını Allah ve Resûl ve Onun sevgili memuru uğrunda fedâ etmişlerdir.

Şeyh-i Ekber, Fütûhat'ında şu mâlumat-ı mühimmeyi vermektedir: "Cenâb-ı Hak Mehdi'ye meknûn-u gaybında gizlediği bir taifeyi vezir kılacak. Onlar hakikatlerde ve kullarına emr etmiş oldugu hususlarda keşf ve şuhuda muttali kılacak; Hazret-i Mehdi onlara danışmadan bir şey işlemeyecek. Onlar; Ashab-ı Resûlullah'tan, hakk-ı âlilerinde “Allah ile olan ahdlerinde sâdık çıktılar” (Sûre-i Ahzab, âyet 23) buyurulan bir cemaat-ı zîşânın (şerefli cemaatin) ka'belerine vâsıl olabilmiş insanlardır." "Hem onlar, Arab milletlerinden başka milletlerden olacaklardır. İçlerinde Arablardan olan yok; fakat, ancak Arapça ile konuşacaklar. Bunların kendi cinslerinden olmayan mu hafızları, melâike-i kiram gibi vardır."

Evet, bu da aynen vâkidir (olmuştur). Risale-i Nur kahramanı sevgili Ağabeyimiz Husrev, Ahmed Feyzi, Mehmed Feyzi ve ebediyete intikal eden etmiş olanlardan Hâfız Ali ve Hasan Feyzi ağabeylerimiz gibi kahramanlar bu tufana mazhar olan zevattandı. (Rahmeten aleyhim, rahmeten vâsiaten)

Sonra, Şeyh-i Ekber (Kuddise Sırruhu) Hazretleri devam ederek: "Bu vezirler, dokuzdan fazla beşten aşağı değildirler." demektedirler. Şeyh-i Ekber Hazretleri, Fütûhat'ın nihayetinde şu mâlumatı da veriyorlar: "Hadis-i Mehdi'nin işaret ettiği gibi melek-i ilhamın kendisine ilka ettiği esaslarla hükmeder. Böylece melek Şeriat-ı Muhammediyeyi (A.S.M.) ilham eder; artık Mehdi’de hükmünü icra eder. Hadis-i Mehdinin buna işaret ettiği hadis-i mehdi de eserime tabi olacak ve onda hataya düşmeyecek buyrulmaktadır.

İşte Zât-ı pâk-ı Risalet Sallallâhü Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri: "Mehdi'nin (R.A.) metbu' (Tâbi olunan) olup, mübtedi' ((Tâbi olan) olmayacağı ve bunun için hükmünde mâsum (hatası) olduğunu" bildirmiştir. Buradan anlaşılıyor ki: Cenâb-ı Hak'kın melek-i ilham vasıtasıyla bahş ettiği delâilin (delillerinin) bulunmasıyla, Ona yine kıyas haram olmuştur.

Hulle-i irfanın (irfan elbisesinin) kendisine tevdi' (verildiği) tarihi ve 1900 sene-i mîladisinin 1320-1316 karşılığı olup; âyet-i Kur'aniye ve ehâdis-i şerifenin pek ziyade itibarına mazhardır. Yirminci asrın mebdei 1351, Denizli adâleti 1362, [u]Risale-i Nur'un te'lifinin hâtimesi 1364-1379[/u]. Birçok âyet-i kerimenin lisan-ı riyaziyesiyle ifade buyurulan bu tarih, inşâallah, inkişaf ve fütûhat tarihi olacaktır.

* "Mehdi fakirdir, selimdir Yani bütün ayıb ve afetlerden müberrâdır, azizdir. Şark ve garbın melihi yâni, güzeli ve câzibelisidir. İhtiyar yaşında olacâktır. Onu ehl-i irfan bilir yâni, herkes Onu tanıyamaz, ancak nûr-u imân ile bilinir.”


-Garâibü’l-Ehâdîs-

* Mehdi, İstanbul şehrini Süfyanın elinden alacak. İmam-ı Mehdi çıktıgı zaman, hassaten fukahâ Ona düşman olacak. Onun kılıncı kardaşlarıdır.. elinde kılıncı olmasa idi, yâni kardaşları olmasa idi, zamanın fukahâsı Onun katliyle fetva verirlerdi. Lâkin Cenâb-ı Hak Onu keremiyle ve kılınç ile tathir edecek; onlar, Ona itaat edeceklerdir. Hükmünü, inanmayan da kabule mecbur olup, aksini izmar edecekler (içlerinde saklayacaklar).

* Velhâsıl: "Mehdi'nin efdaliyeti, bütün kederlere ve şiddetli fitnelere gösterdiği azâmî sabır cihetiyledir... Rum'dan yâni; Türklerden (çünki, eskiden Türkiye'ye diyâr-ı Rum deniliyor du.) ayrılmayacak ve Deccalın muhasarası üzerinden kalkmayacaktır. Yoksa Mehdi'nin ef daliyeti, sevab ve indallah mertebesinin rıf'atı sebebiyle değildir." İs'âfu`r-Râgibîn

Bütün hayatı boyunca yaptıgı mücâhede, meydandadır. Bu derece bir kanaat-ı hârikulâde ile mücâhede ancak bu Zâtın mücâhedesi olabilir. Evet, ibarenin g6sterdigi gibi, Türkler'den ayrılmamış ve yakın zamana kadar deccalın muhasarası üzerinden kalkmamıştır.

* Hadis-i Şerif meali: "Said.. Said.. Said fitnelerden muhafaza edilendir. Üç defa tekrar buyurulmuştur. O ibtilâ olunur ve sabreder. İşte O zayıf ve sakalsızdır... Sonra O zayıf ve sakalsız kelimesinin birçok mânâları olup, burada Hadis-i Şerifin insan riyazesinde ima edilen husus nazar-ı itibara alınmıştır.

“İnne’s saide lemen cennebe’l fiten” cümle-i cemîlesi Hadis-i Şerif'te üç def'a tekrar nazar-ı dikkati bu ism-i pâk'in sahibine şiddetle tevcih etmekte olduğu gibi; O zâtın icrâ-yı faaliyette bulunacagı tarihleri ve ilminin hükümranlıgı tarihleri aynen göstermektedir: 1902-1952-2002. Kezâ maddeten zayıf olacağı ve sakalsız bulunacağının da Hadis-i Şerif'in son fıkraları göstermektedir.

* Hadis-i Şerif meali: "Horasan tarafından size siyah bayraklı tulu edecek, kar üzerinden emekliyerek de olsa, O’na geliniz. Zira O, Allah'ın halifesi Mehdi'dir. " -Râmuz -

Tercüman-ı hakikat Efendimiz, bu Hadis-i Şerif'i beyan buyurdukları zaman, Türkler henüz Anadolu'yu vatan yapmadıklarından, o zamanki vatanlarının ismini zikretmekle, Mehdi' nin Türk Milleti içinde çıkacağına latif bir imâ ve hatta bir delildir diyebiliriz. Sonra yine bu Hadis-i Şerif'in ifade-i riyaziyeleri de, müddeamızı te'yid ve takviye etmektedir.[/color]

http://www.ittihad.com.tr/index.php?opt ... &Itemid=30


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 12:33 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
"Muhammed Sıddık Şeyhanzade" imzalı "Nurculuğun Tarihçesi" adlı "Tenvir Neşriyat" kitabında Ahmed Fevzi Kul ve bu konu ile ilgili oldukça geniş malumat vardır.

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 13:00 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
merak ediyorum saidi nursi merhum kendisinde bir nevi mehdilik alametleri görmüş olabilir mi ki bunlar bu kadar cüretkar olabiliyorlar..??

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 13:12 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Said Nursi merhum belki talebelerinin şevkini kırmamak için Mehdilik iddialarını kesin bir dille reddetmemiştir. Bir yandan Mehdiliği reddederken öbür yandan da o manayı çağrıştıracak pek çok ifade kullanmıştır. Yani ikircikli bir tavrı vardır. Pek çok talebesi de kendisine Mehdi diye inanmıştır.

Alıntı:
NUR TALEBELERİ NİÇİN ÜSTADLARINA VE RİSALE-İ NURA MEHDİLİK VE MEHDİYET MAKAMINI VERİRLER, ÖYLE KABUL EDERLER? BAZI NEDENLERİ AŞAĞIDA ARZ EDECEĞİM. LAKİN BU MEHDİ MESELESİ AYNI HAKİKATTIR, LAKİN TEVİLE MUHTAÇTIR. HEM MEHDİ MEHDİYİM DEMEYECEĞİ MUTEBER KAYNAKLADAN BİLİNMEKTEDİR BU GİBİ ŞAHISLARI İMAN NURU İLE GÖRMENİN MÜMKÜN OLACAĞINI ÜSTADIMIZ BİLDİRMİŞLERDİR..

Risale-i Nur mehazlı (kaynaklı) yazılarda mevcuttur.. ŞÖYLEKİ :

El Arifu Tekfirul İşarah

Evvelen Aydın ve havalinsin Hasan Feyzi’si ve Hüsrev’i ve Mehmet Feyzi’si ve Risale-i nurun avukatı Ahmet Fevzi’nin üç seneden beri alimane müdakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyenin bir kuvvetli hücceti ve şahidi bulunan şu risaleciği “maidetul kuran hazinetul burhanı” dikkatle müteala ettim. Onun tetkikatına ve risale-i nurun kıymetini tam hadis ile ayet ile ispat etmesine karşı hayret ve istihsan ile maşallah barekallah dedim.

Nurun fütühatını kalben temaşa ederken bazı has kardeşlerimizin nurun tercümanına verdikleri mehdi makamı noktasında baktım, o makama nisbeten fütühat az olmasından o makamın şerefi için bir hırs ile vazife-i ilahiyeye karışmak gibi şekva geldi. Binlerce şükür ve sırf rızayı ilahi noktasında bazı biçarelerin nurlara imanlarını kurtarmak cihetiyle binler hamd sena ve şükür lazımken bir teşekki ve sıkıntı geldi. Sonra mahfiyet ve terk-i enaniyet ve ihlas-ı tam ile aynı vaziyete baktım gördüm ki o fütühatta binler hamd ve sana ve teşekkur ve manevi sürür ve sevinç ruhuma geldi. Ben o halde iken anladım ki makamat-ı maneviye dahi mesleğimizde mevzuu bahis olmamalı. Eğer bazı has kardeşlerimin hakkımda yüz derece ziyade bana verdikleri hisse ve makam hakikat olsa ve hakkım da olsa mezkur hakikat için bırakmağa meslek-i nuriyedeki ihlası tamme mecbur eder. Bu risalecik tılsımlar mecmuasının ahirine yazılsın.

El baki hüvel baki Said Nursi

Hadis-i Şerif Meali: Beni ademin en cömerti ve en kerimi ve en sahisi benim. Benden sonra en kerimi ve en cevvadı ise bir recul bir adamdır ki o adam hususi bir ilim bilecek o İlmi neşr edecek.

Kıyamet gününde müstakil bir ümmet halinde bas olunacaktır (diriltilecektir). Kaynak: (said nursi tefekurname)

Hadis-i Şerif Meali: Said, fitnelerden uzakta kalandır. Said fitnelerden uzakta kalandır.Said fitnelerden uzakta kalan ve fitneye maruz kalıpta sabreden kişidir. Fitneye başlayan ve çalışanın vay haline!

Hadisi şerif meali: said said said fitnelerden muhafaza edilendir üç defa tekrar buyurulmuştur. O ibtila olunur ve sabreder. İşte o zayıf ve sakalsızdır. Sonra o zayıf ve sakalsız kelimesinin bir çok manaları olup burada hadisi şerifin insan riyazesinde ima edilen husus nazar-ı itibara alınmıştır. hadiste geçen el fevehen ve ve hen ifadesi sakalsız recul ifadesine masadaktır.

Kaynak: (said nursi tefekurname)(said nursi tılsımlar mecmuası)(maidetul kuran hazinetul burhan)

Bütün Nur Talebeleri merhum Hasan Feyzi gibi aynı kanaatı taşıdıklarını, lahikalarda Üstad tarafından neşrettirilen fıkraları ile sabittir. Hafız Ali, Muğlalı, Halil İbrahim ve Nurun manevî avukatı Ahmet Feyzi Kul, Tahirî Mutlu, Mustafa Sungur, Zübeyr Gündüzalp ve saireleri gibi büyük âlim ve ferasetli zatlar bu kanatlarını çekinmeden hayatı boyunca izhar etmişlerdir. Hele merhum Ahmet Feyzi Kul'un Maidet-ül Kur’anı bu kanaatı delilleriyle hem izhar hem ispat eylemiştir.

Hakikatlı bir hatıra: 1955 yılı sonbaharında İsparta’da Üstadımızın yanında birkaç gün kalmıştım.. Orada iken, birgün Ahmet Feyzi Kul Ağabey Üstadımızın ziyaretine gelmişti. Beraberinde bir iki arkadaşı da vardı. Üstadımızın odasına ziyaret için girdiklerinde, yüksek sesle Üstadımıza karşı: “Bütün dünya reddetse, hiçbir kimse kabul etmezse ve sizde hep inkâr etseniz; ben daima sizi ahirzamanın Mehd-i A’zamı olarak bileceğim ve tanıyacağım” demesine karşılık, Hazreti Üstadın mübarek gülmelerinin sesi odasının dışında işitiliyordu. Ben (Abdülkadir badıllı) bizzat bu hadiseye şahid oldum ve konuşmalarını aynen işittim. Elhamdülillah.



Bu yazıda, rahmetli Said Nursi'ye hangi talebelerinin Mehdi-i Azam dediği kayıtlıdır. -Mustafa Sungur'un da Mehdi bildiğini zannediyorum- Ayrıca sayılmamış talebe isimleri de vardır. Bu arada Said Nursi Mehdi-i Azam değildir diyen talebeler de mevcuttur.

Sayılan ve sayılmayan abiler, cemaat ehline bu hatıraları anlatarak Mehdi-i Azam "sırrını" öğretegelmektedirler. Bunu bir sır olarak uzun zaman sakladılar. İnternet icad olunduğundan beridir, artık bu "sırrın" açıklanma zamanı geldi diye sağda solda yazılar yazan çokça Nurcu görülmüştür.


Not: Sakalsız ve zayıf Said Hadis-i Şerifi, Ebubekir Sifil hocaya tarafımdan sorulmuş, bugüne kadar cevabı alınmamıştır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 13:16 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Ruhan yazdı:
Not: Sakalsız ve zayıf Said Hadis-i Şerifi, Ebubekir Sifil hocaya tarafımdan sorulmuş, bugüne kadar cevabı alınmamıştır.


Geçen sene gönderdiğimiz mail şudur:

Es Selamu Aleykum Hocam.

Zaman zaman Nur cemaatine mensup şahıslardan "Sakalsız Said" Hadisini duyuyoruz. Bu Hadis-i Şerif'e göre Said Nursi'nin sakalsız bir kimse olacağı ve belalara uğrayacağı ihbar edilmiş ve müjdelenmiş oluyormuş. İfadeler şöyledir:

Şüphe yok ki said (bahtiyar) fitnelerden uzak kalandır (Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), bu cümleyi üç defa tekrarlamıştır.) Fakat fitnelere mübtelâ olur ve sabreder. Ona müjdeler, onu o hale düşürenlere de yazıklar olsun." (1)

Bu hadiste geçen, üç defa tekrar edilen ve yukarıda müjdeler olsun diye mânâlandırılan “fevâhen” kelimesinin değişik mânâları, Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih'inde (2), Rumuz ve Levamî'de (3) izah edilmektedir. Rumuz'un kenarında "fevâhen" kelimesine el-vehyü, yani sakalı tıraş edilmiş mânâsının da verildiği görülmektedir. Tezkire-i Kurtubî'de de aynı mânâya yer verilir.

1-Ebû Davud, Fitne: 2.

2- Aliyyü'l-Karî, Mirkatü'l-Mefatih, 5:151

3- Levami', 1:652

Hocam, bu konu hakkında sitenizde yayınlanmış çalışmanız varsa da bendeniz arama özelliğini kullanarak ulaşamadım. Sonuç çıkmadı. Yardımcı olmanızı ve meseleyi ele almanızı isitirham ve rica ederim. Eğer daha önce bu konuda yazmış iseniz lütfen linkini bendenize veriniz.

E-mailime neticeyi bildirirseniz memnun olacağım. Saygılarımla. Allah’a emanet olunuz.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 13:38 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Arşivimizden, özellikle Halidiye com zamanından bazı bilgiler:

1- Ramuzu'l-Ehadîs" isimli kitap muteber sünnet kitaplarının veciz ve çok hikmetli hadîslerini alfabetik sırasına göre derlemiştir. Daha önce İmam Suyutî gibi zevat bu üslup üzerinde yürümüşlerdir. Ama bu hadîsleri tasnif eden zat öncekilerden de istifâde etmek suretiyle daha güzel bir hale getirdi. Allah hepsinden razı olsun.

İnanç, ibâdet, terbiye, zikir ve fikir gibi İslâm'ın önemli konularını güzel bir tarz üzere Peygamber (sav)'in veciz ve hikmetli sözleriyle açıklamakla İslâm'a büyük bir hizmet vermiştir. Sünnet kitaplarından seçilmiş olan bu hadîslere bir şey demek mümkün değildir. Çünkü söz Peygamber (sav)'in sözüdür. Musannifin payı sadece derleyip bir araya getirmektir. Bu kitabın içinde sahih, hasen ve kuvvetli hadîsler bulunduğu gibi. zayıf hadîsler de vardır. Musannif bizzat bunu mukaddimede beyân ediyor. Zayıf hadîs her ne kadar ahkâmı isbat etmek için bir hüccet teşkil etmiyor ise de ibâdet ve fezaili amal alanında onunla amel edilir. Bu tip hadîslerin bulunması ise ona leke getirmez.

2- “Şüphe yok ki said (bahtiyar) fitnelerden uzak kalandır (Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), bu cümleyi üç defa tekrarlamıştır.) Fakat fitnelere mübtelâ olur ve sabreder. Ona müjdeler, onu o hale düşürenlere de yazıklar olsun." (1)


Bu hadiste geçen, üç defa tekrar edilen ve yukarıda müjdeler olsun diye mânâlandırılan “fevâhen” kelimesinin değişik mânâları, Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih'inde (2), Rumuz ve Levamî'de (3) izah edilmektedir. Rumuz'un kenarında "fevâhen" kelimesine el-vehyü, yani sakalı tıraş edilmiş mânâsının da verildiği görülmektedir. Tezkire-i Kurtubî'de de aynı mânâya yer verilir.

1-Ebû Davud, Fitne: 2.

2- Aliyyü'l-Karî, Mirkatü'l-Mefatih, 5:151

3- Levami', 1:652



***

Alıntı:
Bu bahsedilen Hadis-i Şerif bu mu aslı?

Bu Hadis-i Şerif konusuna lütfen açıklık getirilsin böyle şeylerden artık bunalmaya başladım bu konuyu kim ortaya attıysa buna itibar edilebilecek bir açıklama getirsin!

İleride çıkabilecek fitneleri Rasulullah SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem Efendimiz’in haber vermesi söz konusu burada fitnelerden uzak kalan herkes için pay çıkartılmaya çalışılırsa ne olacak burada elbette mes’ûd kişiler kastediliyor Veliyullah fitnelerden her zaman uzak kaldı, belalardan sabretti. Bu genel bir haber iken neden birilerine isnad edilmeye çalışılıyor? Kim diyebilir ki burada kastedilen falanca büyük zât değildir diye?

Kısacası böyle Hadis-i Şerifleri bir yerlere isnad etmenin bir anlamı yok ALLAH’ın Veli Kulları hem kendileri fitneden uzak durdular hem de bizim bu fitnelerden dolayı helak olmamızı engellediler. Bu mesûd kul Süleyman Hilmi Efendidir, Bediûzzaman Hazretleridir, Ali Haydar Efendi’dir, Mahmud Sami Ramazanoğlu’dur… Evliya-ı Kiram’dır. Neden sadece bir kişiye isnad edilmeye çalışılıyor?

Ahir zaman fitne zamanıdır. Ahir zamandaki ALLAH’ın Dostları çok müstesna şahsiyetlerdir, ümmeti fitnelerden ALLAH’u Teala’nın izni ile korumuşlardır, korumaktadırlar, koruyacaklardır…


4263... Mikdad b. el-Esyed (r.a) şöyle demiştir:

ALLAH'a yemin ederim ki Rasûlullah (s.a)'i şöyle derken işittim.

"Şüphesiz Mes'ûd kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesud kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mes'ud kişi fitnelerden uzak kalan, bir belâya uğradığında sabredendir. (Fitneye katılana) vah yazık"

Sadece Ebû Davûd rivayet etmiştir. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/375.

Açıklama:

Hadis-i şerif fitnelerden uzak kalan ve fitneye veva bir belaya düçâr olup da sabreden kişinin mes'ud olduğunu beyan etmektedir. Tabi bu saadet aslında ahiret saadeti'dir. Ama bu durumdaki kişi, aynı zamanda dünyada da mes'uddur.

Hadisin sonundaki "yazık vah vah" diye terceme ettiğimiz " kelimesi iki mânâda kullanılır.

1- Keder ve üzüntü anında ya da bir fırsat kaçırıldığında söylenir. Tehassür ifâde eder. Terceme de bu manâ esas alınmıştır. Tabii o zaman mânâ'nın düzgün anlaşılması için, bir takdir yapılması gerekir. Bu takdir de parantez içinde işaret edilmiştir.

2- Hayret anında ve bir şey güzel bulunduğu zaman söylenen bir kelimedir. Teaccüb ifade eder. Bazı alimler, bu mânâyı verebilmek için kelimesinin başındaki "Lâm" harfinin kesreli okunması gerektiğini söylerler. Bu izaha göre hadisteki son cümlenin "Bir fitneye düçâr olup da ona sabreden kişi ne iyidir" şeklinde anlaşılması gerekir.

Avnü'l Ma'bud müellifi başındaki "lâm" harfini fetha okumanın da kelimesini teaccüb mânâsında almaya engel teşkil etmeyeceğini söyler.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/375-376.


***


Ona Müjdeler diye manalandırılan “fevahen” kelimesinin değişik manalarını Alliyyül Kari’nin Mirkatü’l Mefatih’inde (s.151) ve Rumuz ve Levami (Es Safrani, Muhammed Bin Ahmed El Hanbeli) izah etmektedir. Rumuz adlı kitapta “fevahen” kelimesine el-vehyü, yani sakalı traş edilmiş manasının verildiği görülür. Tezkire-i Kurtubi’de de aynı mana verilir.

***

Alıntı:
Bir takım kaynaklar yazmışsınız. Tamam. Siz yazmadan kendi incelemem ile Hadis-i Şerifin aslına ulaşmıştım zaten:


"4263... Mikdad b. el-Esyed (r.a) şöyle demiştir:

ALLAH'a yemin ederim ki Rasûlullah (s.a)'i şöyle derken işittim.

"Şüphesiz Mes'ûd kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesud kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mes'ud kişi fitnelerden uzak kalan, bir belâya uğradığında sabredendir. (Fitneye katılana) vah yazık"

Sadece Ebû Davûd rivayet etmiştir. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/375.

Açıklama:

Hadis-i şerif fitnelerden uzak kalan ve fitneye veva bir belaya düçâr olup da sabreden kişinin mes'ud olduğunu beyan etmektedir. Tabi bu saadet aslında ahiret saadeti'dir. Ama bu durumdaki kişi, aynı zamanda dünyada da mes'uddur.

Hadisin sonundaki "yazık vah vah" diye terceme ettiğimiz " kelimesi iki mânâda kullanılır.

1- Keder ve üzüntü anında ya da bir fırsat kaçırıldığında söylenir. Tehassür ifâde eder. Terceme de bu manâ esas alınmıştır. Tabii o zaman mânâ'nın düzgün anlaşılması için, bir takdir yapılması gerekir. Bu takdir de parantez içinde işaret edilmiştir.

2- Hayret anında ve bir şey güzel bulunduğu zaman söylenen bir kelimedir. Teaccüb ifade eder. Bazı alimler, bu mânâyı verebilmek için kelimesinin başındaki "Lâm" harfinin kesreli okunması gerektiğini söylerler. Bu izaha göre hadisteki son cümlenin "Bir fitneye düçâr olup da ona sabreden kişi ne iyidir" şeklinde anlaşılması gerekir.

Avnü'l Ma'bud müellifi başındaki "lâm" harfini fetha okumanın da kelimesini teaccüb mânâsında almaya engel teşkil etmeyeceğini söyler.

Sünen-i Ebu Davud, 4263; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/375-376.

---------------------------------------------

Alıntı:
Ruhan:

Diğer kaynaklar Hadis-i Şerifi Ebu Davud'dan almışlardır.

Hadis-i Şerif'e bakarsanız genel bir ifade var. Müslümanların fitnelere uğradıklarında onları fitneden uzak durmaya teşvik ve onlara sabırla nasihat etmektedir.

Fakat hayret edilecek bir şekilde "Şüphesiz mes'ud kişi" ifadesi tevil ile "Sakalsız Said" oluveriyor ve bununla mübarek Resulullah Efendimiz Said Nursi ve hareketini ihbar etmiş oluyor!

Gerçekten hayret... Tevilde zirveye çıkıldığını söylemeden geçemeyeceğim...

"Ona Müjdeler diye manalandırılan 'fevahen' kelimesinin değişik manalarını Alliyyül Kari’nin Mirkatü’l Mefatih’inde (s. 151) ve Rumuz ve Levami (Es Safrani, Muhammed Bin Ahmed El Hanbeli) izah etmektedir. Rumuz adlı kitapta “fevahen” kelimesine el-vehyü, yani sakalı traş edilmiş manasının verildiği görülür. Tezkire-i Kurtubi’de de aynı mana verilir."

Tevili de böyle..

Bir kere bahsi geçen iki kaynağa bakmak lazım, acaba orada kelimeye bu mana verilmekle nasıl bir izah getirilmiş? "Sakalsız mes'ud Kişi" ya da "Sakalsız Said" Zira böyle ilginç bir manayı ele alan eser sahibinin bunu izah etmeden geçmesi düşünülemez.

Keşke bu eserler elinde olanlar o konuyu buraya nakletseler..

İkincisi bu eserler muteber Hadis kitapları mıdır?

Üçüncüsü yalnız 2 alimin izahı diğer çoğunluğa bakarak ne derece sevad-ı azam ifade eder ki?

Yani farz edelim ki o 2 kaynak Nurcuların dediği gibi yazıp burada "Sakalsız Said'e ilişkin haber vardır" demiş olsunlar. Buna itibar etmek için 2 sayısı yeterli midir?

Dördüncüsü, farz edelim ki bütün bu meseleleri aşıp gerçekten bahsi geçen hadis de "Sakalsız Said" haber verilmiş olsun:

Yani bu ümmet içinde fitneye uğrayıp sabreden ve sakalsız olan Said, bir tek Said Nursi midir? Başkaları da mutlaka vardır. E öyleyse Hadis-i Şerif Said Nursi'den değil başka bir Said'den neden bahsetmiyor olamasın bu tevil ile yaklaşacaksak?

Hadisleri böyle birilerini ispat etmek için kullanmaya başlar isek bu işte hiç kimsenin önünü alamayız. Her dava sahibi kendini ispatlamakta maharet kazanacaktır.



***

"said said said fitnelerden muhafaza edilendir üç defa tekrar buyurulmuştur. O ibtila olunur ve sabreder. İşte o zayıf ve sakalsızdır."

Bu Hadis'in kaynağı yazıda var mıdır? Yoksa verir misiniz?


"Sakalsız"ı kavradık da bu "Zayıf" tavsifi nereden çıktı, onu göremedik?

Nereden bakarsanız bakınız hayretlik ve sorunlu bir tevildir.

Allah yardımcımız olsun, işimiz zor.

Bu Hadis-i Şerifi şerh eden kaynaklara da bakmak lazım.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 02.12.09, 13:52 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14.12.08, 22:59
Mesajlar: 666
Şimdi aktaracaklarımız, net ortamında nurcu etkin kaynaklarından Sorularla Risale-i Nur adlı sitesindendir:


Alıntı:
Soru

Üstad Sikke-i Tasdik'de, "Şayet ehli siyaset ürkmese ya da bazı hocalar ilişmeseydi Risale-i Nur'a o gelecek zatın eserleri diyecektim" diyor. Gelecek zatın mehdi olduğu mektuptan anlaşılıyor. Madem öyle niye mırın kırın edip herkes kendi üstadını bi nevi mehdi telakki ediyor diyorsunuz. Haykırmak lazım, Üstad beklenen mehdinin ta kendisidir!


Alıntı:
greenlight 16-Mart-2007 - 20:04:11

Yorum

Üstadın mehdi olduğu açık, fakat Üstad neden bazı risalelerde ben mehdi değilim, veya ben Peygamberin soyundan gelip gelmediğimi bilmiyorum diyor. Hayırlı akşamlar.


Alıntı:
prens 23-Mart-2007 - 20:17:23

Yorum

Hz. Mehdi Mehdi olduğunu söylemez. zaten söylese ben Mehdiyim bu Mehdi olmadığına işaret eder. Üstad Ahirzamanda beklenen büyük Mehdidir. bir kere mehdi ile decaal aynı zamanda gelir. üstad emirdağ lahikası 1 in sonunda süfyanın ismini açık açık söylüyor. eğer süfyan gelmişse mehdide gelmiştir.


Alıntı:
efsunkâr 01-Aralık-2007 - 22:16:02

Yorum

agabeyler: üstad mehdi dir. üstad seyyid dir. üstad müçtehid dir..


Alıntı:
EDİTÖR 25-Nisan-2008 - 11:51:56

Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

... ışık kaynağı olan bir alime mehdi diye hüsnü zan etmek neden tüylerinizi ürpertiyor, anlayamadık.



Alıntı:
Silinmiş Kullanıcı 25-Nisan-2008 - 13:06:36

Yorum

Cevabınız kısa ve öz olmuş.. Mehdi meselesinde hala kafası karışık olanlara, bunca vazıh sözden sonra ancak şu denir;
"Kellim kellim lâ yenfa!"..

Bediüzzaman r.a. beklenen son Kur'an mu'cizesi olan Nurların bizlere bahşına vesile olarak, tüm dünyada bunca insanın imanının kurtulmasına vesile olarak, binler ve milyonlarca kez, Mehdi-i Âzam olduğunu ispatlamıştır! Vesselam..


Alıntı:
hakanahmet 27-Nisan-2008 - 14:58:17

Yorum

sevgili kardeşlerim.. acizane ben de fikrimi söliyeyim. üstadımız büyük mehdidir. yalnız siyasi zat, 2. mehdi olup üstada tabi olarak görev yapacaktır.2 ve 3. vazifeler o zat ve şahsı manevi ile yapılır. esasen mehdi bir şahs- ımanevidir. ama üstad temsil ettiği için aynı zamanda o da mehdidir.3 vazife bu cemaat tarafından yapılacak. ahirzamanın hakimi risale-i nur ve üstaddır.


Alıntı:
ayhanar 26-Ağustos-2008 - 15:19:49

Yorum

RİSALE-İ NURLARDAN VE BAŞTA HZ.ALİ (RA) OLMAK ÜZERE GEÇMİŞ BÜYÜK ŞAHISLARIN İŞARETLERİNDEN ANLAŞILACAĞI ÜZERE MEHDİ-İ AZAM(RA) HİÇ ŞÜPHE YOKKİ BEDİÜZZAMAN (RA) DIR



Alıntı:
kamuran74 17-Kasım-2008 - 18:17:48

Yorum

Arkadaşlar,el terazisi ile Dağları mı tartmak istiyorsunuz? Bediüzzaman son beklenen Mehdi.. Dünya ise bir imtahan-gidin sinavlarınıza çalışın..



Alıntı:
prens 10-Aralık-2008 - 14:35:20

Yorum

Ahmet feyzi kul abinin yazdığı ve Üstadın tastik ederek Tılsımlar Mecumasında neşrettiği "Maidetül Kuran ve Hazinetül Bürhan" adlı kitabı okumayı kardeşlerime tavsiye ediyorum... slm ve dua ile


Alıntı:
dericizade 23-Aralık-2008 - 13:41:24

Yorum

Risale-i Nurlar dikkatli bir şekilde okunursa,böyle bir eseri Hz. Mehdi(a.s)den başkasının yazamıyacağı zaten anlaşılır.


Alıntı:
prens 10-Aralık-2008 - 15:27:39

Yorum

Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber: Risale-i Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.
hasan feyzi


Alıntı:
MUHAMMED BERHAK 24-Ağustos-2009 - 14:03:00

Yorum

Mehdiyi Azam geldi gitti biz onun askerleriyiz inşallah


Alıntı:
şefkat 10-Temmuz-2009 - 15:19:19

Yorum

İhvan kardeşlerime diyeceğim şudur ki: Üstad(R.A) BÜYÜK MEHDİ'DİR. Bunu anlayamyan varsa bu mehdi konusunu araştırsın. zira tevil lazımdır. Üstad'da bunu risalelerde açıklamış


Alıntı:
dericizade 22-Aralık-2008

Ciddi bir şekilde sürekli olarak anlayarak Risale okuyan biri Mehdi(a.s)'ı tanıyabalir. Ayrıca Mehdinin mehdiliğini inkar edeceği hadislerden anlaşılıyor



talib: Böyle binlerce yoruma rastlayabilirsiniz. Büyük abilerinden tutun da iki sohbete gideninden. Ama hepsi risale okuya okuya, iman nuru ile Mehdi'yi bilmişler! Bi evliyaullah bilememiş!

Şimdi herkesin bir Mehdi'si var. Mehdi geldiği zaman neden bazı cemaatler onu kabul etmeyecekler anlaşılmış oldu.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 03.12.09, 09:44 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
Ruhan yazdı:
Said Nursi merhum belki talebelerinin şevkini kırmamak için Mehdilik iddialarını kesin bir dille reddetmemiştir. Bir yandan Mehdiliği reddederken öbür yandan da o manayı çağrıştıracak pek çok ifade kullanmıştır. Yani ikircikli bir tavrı vardır. Pek çok talebesi de kendisine Mehdi diye inanmıştır.


işte abi saidi nursiye olan soğukluğumun nedenlerinden biridir..

bu arada inşallah yazdıklarına dair hocam bazı eklemeler yapacağımda şurda "sufyan" da geldi diyor ya : sormak lazım sufyan geldi ise ve de merhumun dediği gibi "adını anmaya bile gerek olunmayan kişi" ise onu o zaman o mu yani saidi nursi mi öldürdü.??

hayır değil mi.??
burda hemen saidi nursi manevi manada öldürdü diye bir tevil getirebilir taraftarları tarafından...
lakin redederiz zira o malum kişinin küfür sistemi hala bu ülkede ayakta duruyor.!!!

emma bad; sufyanı mehdi öldürecek..
hafız esad içinde sufyan diyorlar idi..
ne oldu.?
esadı kim öldürdü.??

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Mehdilik İlanı: Maidetu'l Kur'an (Ahmed Feyzi Kul)
MesajGönderilme zamanı: 03.12.09, 09:46 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 09:14
Mesajlar: 764
Alıntı:
Yorum

İhvan kardeşlerime diyeceğim şudur ki: Üstad(R.A) BÜYÜK MEHDİ'DİR. Bunu anlayamyan varsa bu mehdi konusunu araştırsın. zira tevil lazımdır. Üstad'da bunu risalelerde açıklamış


bunu diyen kimdir.?? merak ediyorum.. kim hangi ihvana sesleniyor hocam.?

_________________
Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz |


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 51 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye