Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Furkan Dergisi, Kıbrıs'ta: "Tatmayan bilmez"
MesajGönderilme zamanı: 17.02.12, 14:57 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 13.09.10, 19:32
Mesajlar: 90
Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleriyle Yaptığımız Sohbetin Tam Metni


Alıntı:
Takdim

Furkan Dergisi'nden iki arkadaş El Hakkânî Hazretlerini ziyarete gittik. Ziyaretimizin sebebi, dergi vesilesiyle davet edilmiş olmamızdı. İstanbul’dan bir Ablamız (Kıbrıs’ta uzun yıllar kalan) Kıbrısî Hazretleri’nin iki adresine dergi yollamamızı isteyerek abone yaptı. Bir zamandır gönderdiğimiz dergiler hangi saikledir bilinmez Şeyh Efendi’nin eline geçmemiş. Bunu şuradan anlıyoruz ki, Şeyh Efendi eline geçen ilk sayı (40.) vesilesiyle bizleri Kıbrıs’a davet ediyor.
Kıbrısî Hazretleri’nin sohbeti vesilesiyle duyacaklarınız başka… Biz acziyetimizin ifadecisi olarak bir nebze kendisinden bahsetmek istiyoruz. Fakat bu cümlenin bile ne kadar havada kalacağını idrak edemeyenler, söylediklerimizin zan’dan ibaret olduğunu anlamamış olurlar.

Zira, onları anlatmak kelâmın veya kalemin harcı değil. Tatmayan bilmez demişler. Tatmayanlardan olduğumuzu idrak ederek okuyanlar, kelimenin üstündeki mânâyı anlama ve tatma çabasına girerler ki, mesele de bundan ibaret.

Kıbrısî Hazretleri müthiş esprili. Fakat. Esprilerdeki mânâyı keşfedemeyip malayaniye yönelenleri de müthiş bir Mürşid-i Kâmil Mekr’i (hile) bekliyor. Şuradan anlıyoruz ki, şaka yollu sözler sarf ederken birden celâlleniyor. Bu celâllenme esprinin dozunu ayarlamakta. Şayet bu celâllenme olmasa, birçok müridin espriler dâhilinde edeb dışı kalması kaçınılmaz. Kalmış olanlar var mıdır?
Sultana yakın olmak her zaman tehlikelidir. Bu yakınlığın nisbet noktalarını Has Oda Sırrı çerçevesinde değerlendiremeyenler elbette bu tehlikeye düçar kalırlar ve böyle bahtsızlar her kapıda bulunabilirler… Varlıkları tabiî olarak hiçbir şeyi değiştirmez. Nasibsizlikleriyle kalmanın dışında.
Evet…

Bugünlerde hep olmayacak zannettiğimiz işlere muhatabız… Yâni hiç hesabta olmayan işler. Kıbrısî Hazretleri’nin daveti de bu türden bir durum arz ediyor… Bu hâli neye ve nereye bağlayacağımızı bilecek erginlikte değiliz tabiî olarak. Bu sebeble işlerin bereketinden istifadenin yolunu gözlemek bize yetiyor: ki Büyüklerin himmetleri sayesinde, kabiliyetimiz nisbetinde istifade ediyoruz.
Kıbrıs tuhaf bir yer… Malûm, İngilizlerin denetimi, Rumların Yunanistan üzerinden atraksiyonları, akabinde 1974 Kıbrıs Harekâtı’yla Türkiye’nin devreye girmesi vs. vs… Bunlar bilinen şeyler. Ve de konuşulan… Ama bir şey var ki, asıl konuşulması gereken hiç dillendirilmiyor: Kıbrıslıların DİN problemi. Bu konuda öylesine eksikler ki, Ada kumar cenneti olarak isim yapmış. Kısıtlı süre içinde Kıbrıslılardan edindiğimiz intiba bu. Cuma namazına gitmeye ikna ettiği babasına, arkadaşları, “kafayı mı üşüttün?” diyorlarmış. Genç, bunu bize gerçekten ıstırab duyarak anlatıyor ve ekliyor: Burada insanın kendini koruması (günahlardan - melânetten) çok zor, gerçek söylüyorum çok zor!

İşte böyle bir yerde bir Mürşid-i Kâmil karargâh kurmuş. Kıbrıs doğumlu, dünyayı dolaşmış, dönmüş yuvasına. Bu muazzam tezadın içindeki mânâyı kavrayanlar beri gelsin! Bir yanda melânetin envai çeşidi, diğer yanda ateşin ortasında açan İbrahim Aleyhisselâm’ın gül bahçesi misali… Kıbrısî Hazretleri bu gül bahçesinden öyle bir mânâ ile sesleniyor ki dünyaya, tasarrufu dünyanın dört bir köşesinde hissediliyor.

Şimdi…
“Sen kimsin ki, Mürşid-i Kâmil’in tasarrufunun mânâsından, membaından bahsediyorsun?” diyenler olabilir. Başta söyledik, bunlar bizim zahir gözüyle gördüğümüz zanlarımızdır. Ama unutulmamalı ki, o zanlar bile Veli tasarrufunda Bâtın Nisbeti’ne ulaşır ve işe yarar hâle gelebilir. Yeter ki EDEB olsun. Edebimizi muhafazaya çalışıyoruz.

Ama…
Kitablardan biliriz ki, sultanlar huzurunda bazen edeb bile edebsizlik sayılabilir… İşte burada baltayı taşa vurmak mümkündür ve gafletimizden baltayı taşa vurduğumuzu bile anlamayabiliriz. Böylesine bir yol.
Kafa gözüyle bakan birileri için ise asla anlaşılmayan bir yol… Münkiri oldukları bu yolu anlamaları için, en azından zerre miskal bir şeyler fark edebilmeleri için Kuantum Fizik’inin akıl almaz ama isbat edilebilir deneylerine bakmalarında fayda var… Tabiî gördüğü hâlde inanmayan nasibsizlerin nasibsizliklerine de diyecek bir sözümüz yok.

Kuantum Fiziği… Teknolojinin füze gibi fırlamasına sebeb olan amil. Öylesine hızlı koştu ki, sonunda sahibini (Akıl) şaşkına çevirdi… Bu şaşkınlık tasavvufun cümle kapısında bekliyor şimdi… İçeri girecek mi, girmeyecek mi; girerse nasıl girecek, girmezse hangi maceralara yelken açacak şimdilik meçhul.
Bizim için meçhul olmayan bir şey var ki, KUTUPLAR’ın idaresindeki dünya (Allah’ın izniyle) çok ama çok farklı bir istikamete dümen kırmış durumda… İnsanlık, ister istemez bu istikameti kabullenecek, zira “ZAMANI GELMİŞ FİKRİ HİÇBİR GÜÇ ENGELLEYEMEZ.”

Biz Kıbrıs’tan bu ve anlatmaya gücümüz yetmeyecek duygularla döndük. Onlar zamanın sahibleri. Onlar bu saltanata sahibken, tenezzül ederek en aşağı olanlarla beraber olmaktan gocunmayanlar. Ve onlar, kendilerindeki ifâde edilemeyecek kıymetleri müthiş bir maharetle kamufle edenler… Bu kamufleyi göremeyenler onların Mekr’lerine kurban gidebilirler…

Onların yolu bilinmeli… Ki, o yol Kâinatın Efendisi’nin Bâtınına denk gelir… O Bâtın sırrı ki, kısa zamanda koca imparatorlukları yerle bir ederek, Lâ İlâhe İllallah M……. Resûlullah Kelime-i Tayyıbesini cihanın dört bir yanına nakşetti…

Şimdi…
O sultanlar kıyama durdular… Dünya değişecek; değişiyor… İnsanlık hizaya gelecek; geliyor… Direnenler akıbetleriyle baş başa kalacak… Bu mânânın terennümü cılız bir ses olarak bile kimde zuhur yeri buluyorsa canlanıyor… Gür seslilerin mânâ şahlanışlarına şahit olmaksa bambaşka bir zevk. Sultanlar, insanlığı kaybettikleri bu zevke geri döndürüyorlar… “Bir ânlık visâl başka, kesiksiz huzur başka” ifâdesi yerli yerine oturacak… İnsanlık koşacak, koştukça coşacak…
Sohbetteki klâsik sade anlatımlara bakarak hüküm vermeye kalkanlara bir uyarı: Kavanozu dışından yalamakla BAL tadılmaz… Herkes nasibince…

Şair diyor ki:
“Anlarım anlatamam, hissederim söyleyemem
Bir kalbim var ki benim, ondan ne kadar bîzarım.” Lâ Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim… Hasbunellah Rabbunellah...


SOHBET

Şeyh Nazım Kıbrısî: Meclisimiz Allah Celle Celaluhu’nun rızasında olsun. Biz kendimiz konuşmayalım da imdâdi samâdanî bize yetişsin…
(2 rekât İstiane (Yardım) namaz kılıyor.)

Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Her hizmetin bir usulü vardır. Herkes araba süremez. Sürer mi? Bilmeyen adam araba süremez… Bugün maalesef insanlar dünyayı nasıl tasarruf edeceklerini bilmedikleri için darmadağın oldular. Eskiden evlerimizde “Edeb ya hu” levhaları vardı. Şimdi bu bir meclistir. Meclisler iki sınıftır. Bir rahmanî meclis bir şeytanî meclis. Sultanlar meclisi rahmanîdir. Sultanları devirip de yerine gelen kimselerin meclisleri şeytanın elindedir; şeytanın tasarrufundadır.
Serlevha dediğimiz gibi, en başta tezkir için, dinleyicilerimiz uyansın, bu söyleyeceğimizi bilsinler diye, bir tâlimdir. Tâlim olmayan meclisin kıymeti yok. Her meclis insanoğluna bir fayda getirecek. Faydasız meclis neye benzer; yemeksiz sofraya. Masaya baksan birinci sınıf, tabaklar birinci sınıf… Lâkin etrafında oturan kimseler bir şey bekliyorlar. Bakıyorlar ki başından sonuna önlerindeki tabakları boştur… Aç oturmuşlar aç kalkmışlar... Her meclis bir faydaya vücud vermesi lâzımdır; olmadıktan sonra nedir faydası o meclisin? Maalesef bu zamandaki meclislerimizin, yüzde doksadokuzu bırak, yüzde yüzü boştur! Hazır olanlar bir şey veremiyor. Veremediğinde mecliste birbirleriyle kavgaya düşerler, söverler, sayarlar neticede ne hâsıl oldu; sıfır, sıfır efendim, elde hiiç.. Bitti… Şimdi biz bu meclisimizi canlı bir meclis yapmak isteriz.

Sadeddin Ustaosmanoğlu: - İnşaallah!
- Bu insanoğluna şeref veren bir meclis olsun.
- İnşaallah!
- Bir fayda olsun. Onun için biz kendi yolumuzda ilk olaraktan Cenâb-ı Hakkı tâzimen efendim, kıyam ederiz. Cenâb-ı Hakkı tekbir ederiz.
(Ayağa kalkıyor)
Allah-u ekber! Allah-u ekber! Allah-u ekber lâ ilâhe illalla hu valla hu ekber! Allah-u ekber velillahil hamd.
O’nu tekbir etmeyen meclis abdesthane gibi meclistir!
Rasûlü kibriyası, ki bize dünyayı ve ahireti öğretmiş, bildirmiş... O’na sâlat ve selâm da vazifemizdir...
Esselâtu vesselâmü aleyke ya seyyidel evveline vel âhirin Yâ habibi Yâ rabbel âlemin.
Sana sâlat ve selâm olsun. Yerler göklerce sana sâlat ve sâlam olsun. Seni tazim ederiz biz ahmak, biz cahil insanlar… Aman ya Rasûlallah, bize tebliğ edecek ümmetleri bize gönder. Yolumuzu sokaklarımızı bilelim, evimizi gözetelim, insan olduğumuzun şerefini muhafaza edelim... Esselatu vesselâm aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin. Esselatu vesselâmü ala seyyidinal murselin... Biz mâneviyat arayan adamlarız!

Milletin Unuttuklarını Onlara Tekrar Hatırlatmak İstiyoruz

- Elhamdülillah

- Mâneviyat olmadan insan, insan değildir. Şimdi usul üzerine, edeb üzerine, her işimizi o işin edebi neyse ona göre yapacağız. En birinci hedef “Bismillahirrahmanirrahim” demektir. Besmelesiz iş abdesthaneye dökülür, kıymeti yok. Mâneviyatsız her meclis çöpe dökülür. Kimse çöpe gidip de çöpten bir şey alamaz. Lâkin bunlar bize unutturulmuş. Biz bu milletin unuttuklarını onlara tekrar hatırlatmak isteriz inşaallah.
- İnşaallah
- Cenâb-ı Allah'ın Habibinin hürmetine, bu ümmet-i Muhammedin kulları hükmedecek öbür dünyaya. Onun madasında hepsi çöpe atılacak. Çöpe atılanlar bir kez daha dışarıya çıkmaz. Hoşgeldiniz!
- Hoşbulduk!
- Mâneviyattan içimiz dolmasa, ne biz söyleyebiliriz ne siz dinleyebilirsiniz. Şenlensin meclisimiz, mahkemede mi oturuyoruz. Yalnız edebi gözetiriz; gözetmeye uğraşırız. Edebsiz meclise girme! Pis meclislere girme! Temiz girersin pislenmiş olarak oradan çıkarsın, girme! Her şeyin bir usulü vardır. Biz mesul olduk söylemek için. Bizim mânevî yoldaki delilimiz, liderimiz kimse O’ndan izin alıp konuşuyoruz burada. Yoksa bizim bir şey bildiğimiz yok; bildiğimiz yok lâkin bize bildiren delilimiz olduğu vakitte onlar bizim ipimizi çeker!
Şimdi bu mecliste ne söyleyeceğimiz kaygımız yok. Bize olan tâlimat otur ve konuş. Söylenen sözler insanların mânevî ihtiyaçlarını tamamlamak için olacaktır. Bu Allah’ın kulları geldi buraya, bu kimselere, bu kadar zahmet edip bize, buraya yetiştiler; ne söyleyelim, ne takdir edelim. Usulen herkes iki rekât namaz kılsın diyoruz. Şimdi bu başka bir tâlimdir. Hiçbir kimse Allah’ı unutup da yüzü ak olmaz. Hiçbir kimse Allah için iş yapmasa meyvesini yiyemez. Odun çiğner amma odunun üstünde çiçeklenip de odun gibi duran ağıcın meyvesini yiyemez. Uğraşır dalı çiğnemeye, marifet dalı çiğnemek değil. Ulu gövdeli ağacı meyveli ağaca çeviresin ve meyvelerini yiyesin.

Benlik Allah’a Şirk Koşmaktır

Meclisimiz ruhanî bir meclistir. Bugün ruhanî bir meclis kalmamıştır. Bütün meclisler zibin olmuş. Bütün meclislerde hazır olan insanlar Allahlarını unutmuş insanlardır. Her marifetini kendilerinden sayıyorlar, her yapmak istediklerini kendilerinden biliyorlar. “Biz yaparız, biz ederiz, ben yaparım, ben ederim” diyorlar. Onlar için ne denir? Allah’ı unutup da “Ben yaparım, ben ederim” diyene ne denir? Paçalarını iyi bağla da akmasın! Senin, “Ben yaparım” dediğin paçalarından akacak biraz sonra! Millet senden kaçacak! “Ben” deme; benlik Allah’a şirk koşmaktır.

Bir, Rabbimin ismini zikrediyorum ve onun Habibinin hürmetine kalbimize evliyalarının ilhamlarını bekliyorum. İlk başında tavzif Cenâb-ı Hak’tan. Nefsin acele konuşmak ister; yok acele konuşmak; kıl bakalım iki rekât. İki rekât sana mânevî güç verecektir. Senin mânevî gücün yoksa sen de senin yaptıkların da plastik nevindendir. Plastik elma, plastik ayva, plastik portakal, plastik üzüm, plastik yemiş koyacaksın… Söyledikleri sözler çok alımlı ama biz avucumuza bakıyoruz, plastiktir... “Biz hakikisini arıyoruz” diyen yok şimdi. Meclisin Allah’ı unuttuğu takdirde ne faydan var? Meclise oturmadan evvel; beyler, baylar bayanlar, başınıza dökülsün kazanlar! Kazanın içinde gül suyu olsa iyi, abdesthaneden, kanalizasyondan birşey getirirse ve başına dökerse nasıl olur? Şimdi Allah’ı unuttuğu zaman meclis kokusundan melaike kaçar.
Zamanın birisinde mecliste kavga ediyorlarmış; “Yemin edeceğiz, yok yemin etmeyiz.” Yemin insanın şerefidir. “Yok biz Allah’ın kitabına el koyup ta yemin etmeyiz!” Ne için? “Yalancılık yapacağız da onun için!” Hırsızlık yapacaksın, çatlayacaksın diye korkarsın da onun için elini Kur’an’a basmazsın. Dışarı çıkar çıkmaz sana bir araba vurur, darmadağın eder seni. “Namus ve şerefim üzerine, insanların uydurdukları kanunlar gibi şeytandan ilham alan meşrebiz, bunun üzerine biz yemin ediyoruz” diyor.
Şeytan insanlara çok fena işler öğretti; yazıklar olsun akıllı geçinenlere, onun arkasından gidiyor. Yazıklar olsun! Cenâb-ı Hak buyurur azametlen, -ayağa kalkıyor- Subhanehu ve Teâlâ; Musa peygamberi Cenâb-ı Hak Celle ve Âla Firavun’a peygamber gönderdi; yollarınız yanlıştır, yolunuzu bilin diye. Ulü’l-Azm peygamber, O büyük peygamber Mısır’a geldi. Zaten Mısır’da doğdu ya ve türlü mücizatıyla Cenâb-ı Hak onu takviye etti. O isterse denize asasını ikiye vurduğunda ikiye bölen kuvvet sahibi, Firavun’un bulunduğu yere asasını vursa uçurum gibi ikiye ayırır ve hepsi içine düşerdi. O emir yoktu; emir, güzel mücadele yapınız anlatınız, onları anlatıncaya kadar yorulma. Koskoca Firavun’un Mısır halkında akıl yok; yahut akıl var da kullanamıyor. Şimdi, benim kapımda araba olsa, araba sürmeyi bilmiyorum. İyi bir kimse bulacağız arabayı o sürsün…
Cenâb-ı Hak Musa peygamberi gönderdi. Musa peygamberi öyle kuvvet ve azametle gönderdi ki, Firavun onu gördüğünde tahtı da kendi de zelzeleye tutulmuş gibi çalkalanıyordu; peygamber heybeti bu! Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Selem, Allah’ın sevgilisi, kâinatın efendisi, eğer heybetinden bir zerre göstermiş olsaydı yer gök ehli birbirine karışırdı, alt-üst olurdu; hiç kullanmadı! Şimdi nereye geldik, Musa peygamber yıllar yılı, seneler senesi nasihat etti. Ne söylese Firavun bir kulp buldu kabul etmedi. Neticede Firavun’un sarayında bir kimse varmış, o kimse görüyor, Musa peygamberin kendi kendine buraya gelmediğini anlamış, söylediği sözlerin de insan kelâmı olmadığına tam yakîni olmuş ve Cenâb-ı Hak hikmetini ona hak ve bâtılın arasını ayırt edip göstermiş; bu temiz yol, bu pis yol. En basitinden birisi temiz akan çeşme birisi abdeshaneden akan çeşme; aklı olan adam temiz çeşmeyi bırakır da gelir pis çeşmeden su içer mi? Akılsız olacak; akılsız olursa içer oradan! Hitaba izzet geliyor o kimsenin lisanından… Bu kadar mucizelerin içerisinde bu Mısırlıların, Firavun kavminin anlayışsızlıklarına o derecede canı sıkılmış ki nihayet, “Ey insanlar, içinizde hiç akıllı adam kalmadı mı ? Kalmadı mı acaba?” demiş. Aynı haldeyiz şimdi, Efendimiz’in peygamberliği, getirdiği nuranî ve ruhanî yollar, güzellikler bir tarafta dururken, sen lağımların içerisine giresin dolaşasın, öteberi çöplükten toplatıp getiresin ve millete taşıyasın; Cenâb-ı Hak tertemiz şeriat gönderdi, sen bunu bırakıp da çöplükten toplayasın ve meşhur edesin; ve millete derler ki, “Yersiniz bundan!”…

Cebâbire Dönemine Demokrasi Diyorlar

Herkes aklına geleni konuşuyor; ne kitaba bakar ne deftere… Mânâ mantık var mı söylediğinde; yahu bu zamandaki insanlar mânâ mantık aradıkları yoktur. Kim kimi aldatabilirse hüküm onun eline geçecek... Ne içindir bu iktidar, neye benziyor? Bu iktidar şuna benziyor ki, ulu bir ağacın tepesinde arılar yuva kurmuş bal hazırlamış, bütün millet o balın, damlalarla, böyle ağızlarını açıp damlasınlar diye uğraşıyorlar… Millete netice itibariyle demokrasi denilen pokrasinin nizamında ne deniyor, parti parti olacaksınız ve her birerleriniz bizi ileri iteceksiniz. Sonra biz sizin omuzlarınıza basaraktan o bal kovanına yetişeceğiz ve bu kovandan size müsavî olarak, eşit olarak eşek olarak neyse; eşik eşek veznindedir… Nereden çıkardılar bu eşitliği, hadi “işit” desen anladık “eşit” diyor, çıktığı kelimenin ne aslı var ne faslı… “Oraya çıkacağız ve biz iktidar olarakdan, mânâmız odur ki oraya yetişelim, o balı size alalım ve siz de o baldan istifade edesiniz. Siz böyle bir takım aşağıda duracaksınız, sizin omuzlarınızın üzerine ikinci taife oturacaktır. Üçüncü taifenin üzerine ikimizden bir kişi çıkacak oraya yetişecektir, o ona yetiştiği vakit işimiz iştir, işimiz bayramdır, yapacağımız seyrandır!” Oraya yetişen kimse balı bulduğu vakit habire balı yiyor… Aşağıdaki millet çağırıyor:
- “Yahu canımız çıkıyor, bize de bal”…
- “Hemen size de vereceğiz, siz sabredin, acele etmeyiniz, iktidardayız biz şimdi. Sizin sayenizde biz iktidardayız, bu balı size yetiştireceğiz. Bize en yakın kimler varsa onlar da doysun…”
- “Yahu bizim canımız çıkıyor. Bizim omzumuzdasınız, yükseldiniz yukarıya doğru bu peteği yiyorsunuz!”
- “Şimdi bize sabrediniz ki, işin sonuna geldik. Valla boş kovan kaldı, arılar bile kaçtı; biz kovanların hepsini de sıyırdık. Şimdi ikinci bir toplantımız ve oylamamız olacaktır. O oylamamızda size fırsat vereceğiz. Oraya yetişen kimse bal bitinceye kadar yiyecektir. Yemeyenlere seslenecektir; zehir yiyin, zıkkım yiyin bizim karnımız doydu mu ki... Beni bekleyeceksiniz, bu kolay mesele değil, biz iktidara geçtik elhamdülillah. Biz size yetişeceğiz…”
Ondan sonra hepsi biter, boş kovanı alın kafanıza; ne kafası kalır adamın ne kovanı hepsi kırılır kalır... İşte bunun temsili; “eleyse fihim racülün reşid”... Bu iş seneler senesi böyle devam eder, aynı tas aynı hamam. Aynı çalgı aynı türkü, aynı çalgı aynı oyun bu, değişmedi bu. Sultanları yıkıp da bu berbat demokrasi denilen sistemi kuranların hepsi bu. “Azgınlık yapanları aradan kaldırın” diyor. “Çok sesi çıkanları alın götürün, sesini kısın bir daha gelmesin buraya”…

Bu Cebâbire devrinin tatbikatıdır. Cebâbire devrine onlar demokrasi dedi. Milletin omuzlarından yetişiyorlar. Kendileri yiyor, millete bir şey yok. Onun için Tunus ayağa kalktı, Mısır ayağa kalktı, Libya ayağa kalktı, Hicaz ayağa kalktı, Şam ayağa kalktı, İran ayağa kalktı, Bağdad ayağa kalktı... Ne kaldı arada, onu söylersem zülfüyâre dokunur! Onu söylemeyeceksin! İster beğensinler ister beğenmesinler.

Bizim söylediğimiz Kur'an-ı Kerîm’in âyeti kerîmesi; “Eleyse fihim raculün reşid”… Demek içimizde akıllı adam kalmadı.
Kaç milyonsunuz? Sen duymadın mı Onuncu Yıl marşı yaptılar: “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan, on yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan…” Küfrün ifadesi bu! “Ne yarattık?” On beş milyondu o zaman şimdi seksen beş milyondur; ne yapıyor? İçinizde akıllı adam kalmadı, akıl bize gerekmez bizim danışacağımız yerler var, öyleyse işiniz bu. Beğenmediniz sultanları, Abdülhamid cennet mekân, ondan önce Tanzimat fermanı diye Osmanlı’yı yıkmak için uğraştı dünyanın kâfirleri. O zaman on milyon kilometre kare imparatorluk arazisi vardı. Dünya titrerdi onlardan. Düşe düşe, uğraşa uğraşa netice, Sultan Hamid cennet mekân döneminde Osmanlı İmparatorluğu beş milyon kilometre kareye düştü. Hepsi elimizden gitti, kaldık beş yüz bine, şimdi içinden çıkamıyoruz. Çünkü sen hor bakıyorsun, insanları yükselten nizamı reddettin! Sen ömründe muradına eremezsin. Uğraş dur.
Birbirinizi yiyiniz! Size ilâhî yardım olmaz. Siz şeytanlarla karışmışınız, karışık oldunuz. İçinizde akıllı adam kalmadı, başınıza geleni çekin!
Allah bizi affeylesin…

Mehdi Aleyhisselâm Bunların Sonunu Getirecek

- Hiç böyle şey işittin mi Saadeddin Efendi?
- Allah razı olsun Efendim.
- Yok, yok akıllı adamımız kalmadı ki, söyleyeyim. Ben on yaşındaydım onuncu yıl marşını söylettiler…
- Peki Mehdi Aleyhisselâm ile ilgili ne buyurursunuz?
- Bunların sonunu getirecek O’dur!
- İnşaallah…
- Bunlar, bize hükümet verilmedi, biz de adaleti gözetirdik, diyorlardı. “Size de vereyim” dedi; işin içine ettiler. Çıkamıyor kimse işin içinden. Tanrılık davasıyla uydurma tanrılara taptırmakla, uydurma yasalar masalarla uğraşarak millet ayağa kalkmaz. Yok, yok benim söylediğime yalan diyen yalan kuyusunda gebersin, gün görmesin.
- Amin!
- Allah bizi affeylesin. Şimdi onun için mânevî güç istedik biz, iki rekât namaz kıldım ki, ben söyleyeceğimi bilmiyorum. Yol verdi, “konuş şimdi” dedi kuvvet kudret sahibi. Buna dikkat ediniz. Konuşturdu… Şimdi 2 rekât şükür namazı kılacağım… Buna dikkat ediniz. Meclisin başında 2 rekât kıl. Ne gelecekse bak. Tâlimat tamam oldu. Cenâb-ı Allah’a şükredeceğim, 2 rekât şükür namazı kılacağım. Oradan buradan toplama değildir, lâkin bu konuşmamız irticalendir. İrticalenin mânâsı, bir yere müracaat etmeksizin konuşan kimsenin kalbine gelen hakikatlerdir. Hazırlık istemez onlar. Hazırlıkları, mânevî âleme rabıta. Rabıta yap, korkma! Her insanımızda bir iş yapacağı vakitte 2 rekât kılsın. Cenâb-ı Hakka, “Ya Rabbi, senin yardımın olmaksızın ne para, ne pul, ne rütbe bize yaramaz. Senin yardımını bekliyoruz.” 2 rekâtla başla; muvaffak olursa 2 rekât da Şükür Namazı kılsın. Bu İslâm’ın tâlimatıdır. Kimse buna karşı gelemez. Tevfik Cenâb-ı Hak’tandır.

Furkan Dergisi Acayib Dergi

-Dua istiyoruz Efendim. Bizim bir sıkıntımız var. Bahsettiğiniz kişiler bize ceza verdiler.
- Ne kadar ceza verdiler?
- 15 ay.
- İlâhi adalet onların hakkından gelir, korkma! Siz her gün en azından 100 defa Rabbunallah, Hasbunallah söyleyin; ne görebilirler seni, ne tutabilirler. Hiçbir şey yapamazlar. Kendileri mahv olacak. Doğru söyle eğri anlarlar, eğri söyle doğru anlarlar. Millet bir acayip oldu. Ahirzaman alametidir. Bu mecmuayı, Furkan’ı siz mi çıkartıyorsunuz?
- Biz çıkartıyoruz.
- Acayib bir mecmua! Benim bildiğimin ötesinde acayib haberler işittim, tabirler işittim şaşırıp kaldım. Biz de konuşuyoruz ama bu yazılar, ilmî nokta-ı nazarından acayibtir. Bu yazıları yazanlar benim evlatlarım! Eski sayılarınızı da gönderiniz. Her ay gelsin… Sizi niçin mahkûm ettiler?

Onlar Aslandırlar

- 28 Şubat sürecinde yine Furkan Dergisi’ni çıkartıyordum. O süreçte, mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu tutuklandı. Kendisi idam cezası aldı. Daha sonra yasa değişince cezası ağırlaştırılmış müebbette çevirdiler. Halen hapiste. O’nu tutukladılar. Beni de O’nun koruması olarak, 15 senedir görmediğim hâlde tutukladılar.
- Salih Mirzabeyoğlu nerelidir?
- Muşlu, Mutkî aşiretinden. Soyu Halid bin Velid Radıyallah Anh’a dayanıyor.
- Van kolu onlar.
- Evet.
- Onlar aslandırlar!
- Elhamdulillah. Şu an Bolu F Tipi Cezaevi’nde hapis. 24 saat uyutmama yoluyla zihin kontrolü işkencesi yapıyorlar. Telegram işkencesi. İşin içinde teknoloji var, büyü var, cinnî tarafı var. Çok kapsamlı bir işkence… Kendisi şu anda bu işkenceyi yaşıyor. Ben de kendisiyle 7 sene bir arada yaşadığım için bazı şeylere şahid oldum. Mesela cezaevinin müdür yardımcısı gardiyana “Git Salih Mirzabeyoğlu’na şunları söyle” diyor. Gardiyan hâdiseden habersiz müdür yardımcısının sözlerini Mirzabeyoğlu’na söylemeye giderken aynı sözleri Salih Mirzabeyoğlu’nun beynine de ilka ediyorlar: “Şimdi gardiyan gelecek sana şunları söyleyecek.” Gardiyan geliyor, mazgalı açıyor ve aynı şeyleri söylüyor. Mirzabeyoğlu, gardiyanı da hâdisenin içinde zannederek bağırmaya başlayınca gardiyan da “delirmiş” diyor… Böylece Mirzabeyoğlu’nu delirmiş göstermeye çalışıyorlar. Bunun gibi binlerce hâdise… Türkiye’de bunu ilk defa Salih Mirzabeyoğlu deşifre etti. “Telegram” adıyla kitabını da yazdı. Ayrıca Ölüm Odası B-Yedi adıyla da yeni bir kitab yazıyor. 24 saat işkence altında.
- Hâlâ!
- Hâlâ! Cezası idamdan ağırlaştırılmış müebbette çevrildiği için tek kişilik hücrede kalıyor. Diyor ki, “Bu beladan kurtulmanın ilacı mâneviyattır.” Bâtın yönü çok kuvvetli olduğundan yenemediler O’nu. Eser vermeye devam ediyor. Bizler de O’nun eserlerinden yola çıkarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
- Mecmuada resmi var.
- O resim, işkence sonrası çekilmiş resim. Metris Cezaevi’nde yapılan operasyon sonrası ellerini bağladıktan sonra askerin önüne attılar… “Oradan nasıl sağ çıktım bilemiyorum” diyor. Şimdi bize o işkenceleri yapanların çoğu hapishanede. Kimisi de intihar etti.
- Hayr etmezler! Hayr etmezler! Hayr etmezler! Dünya değişiyor… Sıçan deliği bin akçe, derler…
- Yine ziyaretinize gelmek isteriz, kabul ederseniz
- Kabul etmemek nerde! Siz Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği insanlarsınız!


Furkan Dergisi, Ekim-Kasım 2011, s.41


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Furkan Dergisi, Kıbrıs'ta: "Tatmayan bilmez"
MesajGönderilme zamanı: 17.02.12, 15:17 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 13.09.10, 19:32
Mesajlar: 90
Resim


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye