Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Devlet Bahçeli: Sorular ve Cevaplar / 8.8.2011
MesajGönderilme zamanı: 08.08.11, 21:17 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 06.01.10, 09:39
Mesajlar: 92
Bahçeli: "Bütün analar ağlıyor"

08 Ağustos 2011

“ Devlet Bahçeli: "MHP'ye düzenlenen saldırıların sebebi yıkım projesine karşı aldığımız tavır ve gösterdiğimiz haklı tepkidir." „

"AKP'nin partimize yönelik pis tezgâhlarda ciddi bir payının olduğunu düşünüyorum. Bir ismi kamuoyuna taşımış, bu şahsın AKP'yle olan bağlarını gözler önüne sermiş ve Başbakan'a da bir soru sormuştuk. Cevap gelmedi. Derin ilişki ağları birer birer deşifre oldu. Başbakan meydanlarda MHP'ye yönelik komplolardan medet umdu. Bunlar siyasi hayatımızda unutulmayacak acı olaylardır. MHP'de bunları hiç unutmayacak."

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli ile, MHP Genel Merkezi'ndeki makam odasında yaptığımız röportajda Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Seçim sonrasında ilk defa ORTADOĞU'ya konuşan Bahçeli,
''MHP'ye yönelik tezgahların arkasında kimler var'',
''MHP neden Meclis dışında bırakılmak istendi'',
''Yeni Anayasa konusunda ne düşünüyor'',
''Tutuklu milletvekilleri için hangi çözümü öneriyor'',
''Terör niçin tırmandı ve çare nedir,
" Terörün polise havale edilmesi doğru mu'',
" Asker üzerindeki baskıların sebebi ne'',
''Silahlı Kuvvetler'den intikam mı alınıyor'',
''Özerklik talepleri Sevr'in uzantısı mı'',
''Başbakan Türkiye'nin federasyona gitmesini mi istiyor'',
''Komutanların istifası hangi oyunu bozdu'',
" Suriye'de neler oluyor'',
" Türkiye'ye sıra gelir mi''
gibi bütün bu soruların cevabını bu röportajda bulacaksınız.

Orhan Karataş: Sayın Bahçeli öncelikle bize zaman ayırdığınızdan ve görüşlerinizi bizim aracılığımızla paylaşmanızdan dolayı teşekkür ederiz.

ORTADOĞU GAZETESİ'NİN TÜRK BASIN HAYATINDA SEÇKİN BİR YERİ BULUNUYOR

Devlet Bahçeli: Ben de teşekkür ederim. Ortadoğu Gazetesi'nin Türk basın hayatında seçkin bir yeri bulunuyor. Eğilmeyen, köklü geçmişi ve tavizsiz duruşuyla Ortadoğu Gazetesi doğru ve milli haberciliğin merkezi konumuna gelmiş durumda. Sizin vasıtanızla değişik konulardaki görüş ve fikirlerimizi aktarmak benim açımdan memnuniyet verici.

Orhan Karataş: Efendim, izin verirseniz söyleşimize 12 Haziran seçimleriyle başlayalım. MHP açısından çok zor bir seçim oldu. Birçok sıkıntıya ve soruna maruz kaldınız. 12 Haziran seçimlerine gelesiye kadar neler yaşadınız?

PARTİMİZİ MECLİS DIŞINDA BIRAKMAYA YÖNELİK SİSTEMLİ, PLANLI VE KOORDİNELİ KİRLİ BİR OYUN SAHNELENDİ

Devlet Bahçeli: Kabul etmek lazım ki, 12 Haziran seçimleri bizim açımızdan olağanüstü elverişsiz şartlarda gerçekleşti. MHP, çok partili siyasal hayatta hiçbir partinin karşılaşmayacağı saldırı ve tezgâhlarla yüzyüze kaldı. Partimizi Meclis dışında bırakmaya yönelik sistemli, planlı ve koordineli kirli bir oyun sahnelendi. 4 Temmuz'da Meclis grup toplantımızda da söylemiştim: Bırakın ülkemizi, Dünya'da bile eşine ve benzerine az rastlanacak siyasi bir suikastın muhatabı olduk.

Özel hayatların mercek altına alınması ve siyasi röntgencilikle önce itibarsızlaştırma, ardından da siyasi iflas sürecine girmemiz hedeflendi. Bu olumsuz gelişmeler karşısında soğukkanlılığımızı hiç bozmadık. Sağduyumuzu hiç kaybetmedik. Yeise ve yılgınlığa kapılmadık. Şantajlara aldırmadık ve doğru bildiğimiz yoldan ayrılmadık. Parti içinde de gereği neyse yaptık.

Devletin ve hükümetin olmadığı bir ortamda bir tek milletimize güvendik ve Cenab-ı Allah'a sığındık. 22 Mayıs 2011 tarihinde seçim çalışması maksadıyla, Ankara'dan Nevşehir'e giderken; "anlaşılıyor ki devlet yok. İyi ki millet var. Ona gidiyorum." Demiştim. Şüphesiz millete olan derin sadakatimiz ve bağlılığımız bu sözlerimize dayanak olmuştur.

Orhan Karataş: Peki, MHP'ye yönelik saldırıların nedeni ve amacı sizce neydi?

DEMOKRATİK AÇILIM DEĞİL YIKIM PROJESİ

Devlet Bahçeli: Türkiye'nin bugünkü durumunu dikkate alırsanız partimize yapılan saldırıların da perde arkasında kalan nedenlerini anlarsınız. MHP'ye düzenlenen saldırıların şifrelerini birbiriyle yakından ilişkili ve bağı olan dört konu başlığında görmemiz mümkün.

Bunlardan birincisi yıkım projesine karşı aldığımız tavır ve gösterdiğimiz haklı tepkidir. Hatırlanacağı üzere MHP, AKP'nin sözde demokratik açılım adını verdiği, gerçek sıfatı bizce yıkım olan projesine karşı onurlu, kararlı ve milli bir direnç göstermiştir. 1 Ağustos 2009 tarihinde Polis Akademisinde başlatılan açılım sürecinin ülkemizi nereye savurduğu ortadadır. 'İyi şeyler olacak, umutluyuz' sözleriyle başlatılan yıkım projesinin gerçekte kimlere yaradığı ve kimlerin lehine işlediği açıktır. Bu çerçevede etnik bölücülük son iki yıllık zaman zarfında büyük bir kazanım ve ivme elde etmiştir. AKP analar artık ağlamayacak diyerek propaganda yapıyordu. Şimdi neredeyse bütün analar ağlıyor.

İkinci olarak, 19 Ekim 2009 tarihli Habur rezaletidir. Habur'da 34 PKK militanı ellerini kollarını sallayarak sınırdan içeri girmişlerdi. Pişman olmadıklarını beyan etmelerine rağmen haklarında Ceza Kanunun pişmanlık hükümleri uygulanmıştı. Gelenlerin hiçbirinde utanma ve mahcubiyet görülmedi. Üstelik teröristler sanki zafer kazanmış gibi otobüsler üstünde sevinç çığlıkları eşliğinde gezdirildiler. Bu hazin manzara karşısında milli vicdanlar derinden sarsıldı.

Türk devlet geleneğinde böylesine bir acizlik, rezillik ve pespayelik zannederim hiç yaşanmamıştır. Devletin valileri, müsteşarları, genel müdürleri terörist karşılama törenlerine iştirak ettiler. Çadır mahkemeleri kuruldu. Hukuk Habur'da yere batırıldı. Türkiye Cumhuriyeti en ciddi yarasını Habur'da aldı. Başbakan Erdoğan Habur'daki girişler üzerine; 'bu bir umuttur' demişti. Üstelik Türkiye'de güzel şeyler oluyor diyerek teröristlerin gelişinden dolayı sevinmişti. Elbette biz Habur felaketine de karşı çıktık ve alkışlarla karşılananların Mekke-i Mükerreme'den dönen hacı kafilesi olmadığını ifade ettik. Habur şüphesiz Başbakan Erdoğan'ın eseri ve yıkım projesinin acı bir sonucuydu. Hazmettirilmeye çalışılan ihanetin de açık kanıtıydı. Maalesef Türkiye AKP'nin mihmandarlığında PKK'ya boyun eğmişti.

Üçüncü olarak 12 Eylül referandumunu söyleyebiliriz. AKP, gizli gündemini gerçekleştirebilmek için geçtiğimiz yıl 26 maddeden oluşan bir anayasa değişikliğine gitti. Bunu da halkoyuna sundu. Biz anayasa değişikliğine esastan ve usulden karşı çıktık ve referandumda hayır oyu kullandık. Bu şekilde yıkım projesinin hukuki altyapısını kurmaya çalışan iktidara itiraz ettik. Kaldı ki Başbakan, anayasa değişikliklerinde, sözde demokratik açılımın hukuki altyapısını şekillendireceklerini bir televizyon programında açıkça söylemişti. Referanduma gidilen süreçte İmralı canisiyle görüşmeleri milletimizle paylaştık. Başbakan önce buna şiddetle karşı çıkmış, sonra da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki bir konuşmasında kabul etmişti. Bize yönelik şerefsizlik ithamı da böylelikle asıl sahibini bulmuştu. Ancak bildiğiniz gibi, referandumda anayasa değişiklikleri yüzde 58 evet oyuyla kabul edildi.

12 Eylül öncesi ve sonrasında evet'in taraftarları özellikle partimizi zan ve töhmet altında bırakan birçok iftiraya, tezvirata ve asılsız iddiaya başvurdular. En başta yandaş basın eski ülkücü sıfatına sahip kişileri birer birer konuşturdu ve maalesef kullanmaya yeltendi. Partimizi bölmek, iç huzursuzluğa itmek için 'Bağımsız Ülkücüler Örgütü' bile kuruldu.

Bunlar AKP'nin ve Okyanus ötesinin güdümünde fitne saçtılar. Başbakan Erdoğan Ülkücü düşmanlığından birden bire dönemsel menfaati gereğince çark etti. Ama içindeki kini izleyen süreçte de her fırsatta gösterdi. Seçim sürecinde dava arkadaşlarıma hayvan ifadesi buna bir örnektir. Partimiz üzerinden kurgulanan sinsi operasyonlara hız verdi. Sözüm ona taban ve tavan ayrılığı varmış gibi kalleşçe sözler kullandı, tuzaklar tertipledi.

Okyanus ötesi unsurların evet propagandasına sahip çıkması ve bize dönük kirli kampanyaya destek vermeleri herkesin safını göstermesi bakımından da anlamlı olmuştur. Özellikle 12 Eylül Referandumundan sonra partimizin kan kaybettiği ve kalelerinin düştüğü yalanına ısrarla müracaat edildi. Geniş ve derin bir menfaat ittifakı MHP düşmanlığında birleşti. İşte 12 Eylül ve 12 Haziran arasındaki gelişmeler iyi ve tarafsız okunursa MHP'nin neden hedef seçildiği de net olarak anlaşılabilir.

Dördüncü ve son olarak da planlanan yeni anayasa sürecidir. Başbakan Erdoğan, ustalık dönemi diyerek sıfatlandırdığı üçüncü dört yılında yeni anayasa yapımını vaat ederek millet huzuruna çıktı.

Dikkat ederseniz bu dört aşamanın birbiriyle yakından ilişkisi var. AKP hükümeti, yıkım projesiyle çıktığı Türk milletini ayırma yolunda, anayasayla kesin bir sonuca ulaşmak istiyor. MHP'yi de bu konuda bir engel olarak görüyor.

Bundan dolayı MHP'nin Mecliste olmamasını çok istedi. 2002'de MHP'siz hükümet isteyenlerle, 2011'de MHP'siz Meclis dileyenler esasında aynı zihnin ve işbirlikçi merkezin ürünleri. Şüphesiz işin içinde dış mahfiller belirleyici ve tayin edici bir role ve etkiye sahip. Yeni Türkiye dedikleri tanımlamanın özünde dağılmış, etnik ayrılıklarla hırpalanmış, bölünmüş ve üniter yapısı tasfiye olmuş bir ülke hedefi bulunuyor. İşte bugünkü ortamda demokratik özerklik zırvasının aldığı mesafeyi görüyorsunuz. Son bir yıl içinde Türkiye nelere şahit oldu? Hangi tartışma ve taleplerle soluğu kesilmek istendi? Bu soruların cevaplarını gördük ve yaşadık. Yeni anayasa kapsamında Türkiye'yi dönüştürmek ve asırları aşan devlet ve millet uyumundan koparmak için iç ve dış çevreler tam mesaiyle uğraş veriyorlar. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde MHP'ye yönelik saldırıların nedeni sanıyorum rahatlıkla idrak edilebilecektir.

Orhan Karataş: Yeni anayasa konusuna geçmeden önce, sormak istediğimiz önemli bir soru var. Partinize yapılan saldırılar karşısında AKP hükümetinin tavrına ne diyorsunuz?

MHP'YE YÖNELİK KOMPLOLARDAN MEDET UMULDU

Devlet Bahçeli: AKP hükümetinin tavrı kabul edilebilir ve hoşgörü sınırlarında görülebilecek nitelikte değildi. AKP'nin partimize yönelik pis tezgâhlarda ciddi bir payının olduğunu düşünüyorum. Hatırlarsanız, 8 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda bir ismi kamuoyuna taşımıştık. Bu şahsın AKP'yle olan bağlarını gözler önüne sermiş ve Başbakan'a da bir soru sormuştuk. Ama hiç cevap gelmedi. İnkar da edemediler. Hatta derin ilişki ağları birer birer deşifre oldu.

Partimize yönelik saldırılar karşısında AKP'nin durumdan istifade eden ve süreci kendisine yontan bir eğilimini milletimiz de fark etti. Siyasi centilmenlikle bağdaşmayan ve işi rakibinin zor durumundan faydalanmaya kadar götürebilecek bir çirkefliğe herkes şahit oldu. Başbakan meydanlarda MHP'ye yönelik komplolardan medet umdu. Ancak kamuoyu hassasiyeti değişince birden bire u dönüşü yaptı. Mesela Sayın Cumhurbaşkanı da uzun bir süre sessiz kaldı. Herhangi bir tepki vermedi. Bunlar siyasi hayatımızda unutulmayacak acı olaylardır. MHP'de bunları hiç unutmayacak. Bunun için hesaplaşma olmadan helalleşme olmayacağını söyledim. Şimdi de aynı düşünceye sahibim.

8 MAYIS 2011 TARİHİNDE İSTANBUL ABDİ İPEKÇİ SPOR SALONU'NDA MHP ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLARLA İLGİLİ BAŞBAKANA SORULAN SORULAR:

Avrupa ülkelerini adres gösterip, ABD üzerinden yayın yapan ve Milliyetçi Hareket'i karıştırmak için her türlü zehiri kusanlarla AKP arasındaki ilişki ve irtibat son derece manidardır.

Buradan Başbakan Erdoğan'a sormak ve vereceği cevapları hemen beklediğimizi ifade etmek istiyorum:

İbrahim Faruk Bayındır kimdir?

Bu şahıs Küçükçekmece Belediyesi'nde AKP meclis üyeliği yapmış mıdır?

Arkasından istifa ederek, İstanbul üçüncü bölgeden milletvekilliği adaylığına müracaat etmiş midir?

Bu kişinin partimizi zan ve töhmet altına alan yayınlara ev sahipliği yapan kirli internet siteleriyle ne tür bir bağlantısı vardır?

Ülkücügazete isimli fitne yuvasının değişik ülkeler üzerinden yaptığı alçak yayınları bu şahıs ve yüzleri karanlıkta kalan ortakları mı gerçekleştirmektedir?

Sayın Başbakan bunları açıkla.

Orhan Karataş: MHP, yeni anayasa konusunda ne düşünüyor?

YENİ BİR ANAYASA YAPILMASINI BİZ DE İSTİYORUZ. ANCAK...

Devlet Bahçeli: Bugün bütün sorunların nedeni anayasa olarak gösteriliyor. Bir zamanlar Fransa'da da böyleydi. Her krizin sonucunda gözler anayasaya çevriliyordu. Arkasından sürekli tadilatlar yaptılar ve numaralandırılmış cumhuriyetler yaşadılar. Bugün benzeri bir durum ülkemizde de amaçlanıyor. Bana göre bu doğru değil. Esasında Anayasaya gelesiye kadar halledilmesi gereken birçok sosyal, siyasal ve ekonomik sorun bulunuyor. Ne var ki, Anayasa sanık sandalyesinde oturduğu sürece de bu tartışmalar bitmeyecek gibi duruyor. Biz hep sonuçtan sebeplere gidiyoruz. Yüzeysel ve sığ değerlendirmelerle teşhis karmaşası yaşıyoruz. Oysaki zihinsel değişime ve dönüşüme ilave olarak kültürümüzü sorun çözecek bir içerikte yorumlayamadığımız sürece problemler yumağında bocalayıp durmaktan başka sansımız olmaz. Meselenin özünde sorun çözme kültürümüzün kurumsallaşamaması yatıyor. Bunu da milli gerçeklerle uyumlu yeni bir algı ve bakış açısıyla yapabiliriz.

Günü kurtarmak ve gizli kalan hesapları görmek adına AKP hükümeti, ülkeyi sürekli kriz sağanağına sokuyor. Her gelgit beraberinde yanlışın üzerini örtecek bir kabullendirmeyi ortaya çıkarıyor. Anayasa da bunlardan birisi. Madem sorunların temelinde anayasa var, o halde değiştirelim gitsin beklentisi gittikçe kuvvetleniyor. Bunda nemalanmanın hevesinde olanlara da gün doğuyor. İştahları kabarıyor. İşte etnik bölücülüğün anayasal statü elde etmek için artan tahriklerini ve taleplerini görüyorsunuz. AKP'nin açtığı karanlık yolda, mevzilenmiş olarak bekleyen gafiller, kendilerine gün doğduğunu düşünerek fütursuzca ve hayâsızca Türk milletinin birliğine diş biliyorlar.

Elbette yeni bir anayasa yapılmasını biz de istiyoruz. Ancak önce yüzde 50 oy almış iktidar partisinin niyetini net olarak anlamak ve hangi değişiklikleri yapmayı planlandığını görmek istiyoruz. Bu konuda Başbakan Erdoğan ve hükümetine, 61.Hükümetin güven oylaması münasebetiyle Meclis'te yaptığım konuşmada sorduğum bazı soruların cevabını bekliyorum. Alacağımız cevaplara göre de bir tavır ve tutum belirleyeceğiz.

61.HÜKÜMETİN GÜVEN OYLAMASI MÜNASEBETİYLE MECLİS'TE YENİ ANAYASA KONUSUNDA SORULAN VE CEVAP İSTENEN SORULAR:

Hükümet Programında sunulduğu şekliyle; toplumsal çeşitliliği de bir zenginlik olarak kabul eden, tek sesliliği değil, çoğulculuğu öne çıkaran bir metnin içeriğinde neler olacaktır?

İzah edilmesi gereken en temel husus; toplumsal çeşitlilikten neyin anlaşıldığıdır?

Başbakan'ın sunuş konuşmasının satır aralarında dile getirdiği; dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda ortaya çıkan çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarının bu dönemde de sürmesi yönündeki kararlığın anayasayla bir ilgisi var mıdır?

- Bu kapsamda, planlanan yeni anayasada etnik kimlikler tanımlanacak mıdır?

- Mahalli ölçekteki dillerin anayasaya sokulması için bir niyet ve çaba gösterilecek midir?

- Hatta eğitim ve öğretim dili olması yönünde tavır alınacak mıdır?

- Türk kimliğinin esnetilerek anlamsızlaştırılması ve Türkiyelilik çarpıtmasıyla geriletilmesi düşünülmekte midir?

- Anayasa'nın 66. Maddesinde anlamını bulan; "Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür" milli inancından ödün verilecek midir?

- Türk milleti ifadesinin zedelenmesi, aşındırılması ve Türklük vurgusunun değiştirilmesi maksadıyla bir girişimde bulunulacak mıdır?

-Üniter yapının sulandırılarak Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden ve vazgeçilmez niteliklerinden taviz verilecek midir?

- Anayasanın başlangıç kısmındaki bütünlüğün bozulması, değiştirilmesi akıllardan geçmekte midir?

- Bölücülüğün anayasal statü taleplerinin karşılanması için yeri ve zamanı geldiğinde karşılanmak üzere bir söz verilmiş midir?

-Ve elbette Anayasa'nın ilk üç maddesi ile kilidi konumundaki dördüncü maddesi hakkında planlanan nedir?

Bizim yeni anayasa konusunda cevabını duymayı ve öğrenmeyi istediğimiz sorularımız şimdilik bunlardır.

Tavrımızı ve içine gireceğimiz siyasal tutumu, bu önemli sorulara verilecek karşılıklara göre oluşturacağız.

Orhan Karataş: 12 Haziran'da MHP'nin aldığı yüzde 13'lük oy oranını nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçim sonuçlarını analiz ettiniz mi?

MHP'YE GÖNÜL VERENLERİ, BAŞARISINI GÖZLEYENLERİ ZAFERLE TANIŞTIRACAĞIZ

Devlet Bahçeli: Az önce de vurguladım: Olağanüstü ve son derece elverişsiz şartlarda bir seçim propaganda dönemi yaşadık. Muhatap olduğumuz saldırılara dayanacak bir siyasi partinin pek olmadığı kanaatindeyim.

Gerçek olan şudur: Tek başına iktidar hedefini tayin eden bir parti için ilk bakışta yüzde 13 oy oranını mutlak bir başarı olarak göstermek yerinde değildir. Ancak partimize yönelik tuzakları, tezgâhları, komploları ve saldırıları hesap ettiğimizde alınan oyun çok değerli ve ümit verici olduğunu düşünüyorum. Nitekim 5,5 milyon vatandaşımız bize umut bağlamış ve arkamızda durmuştur. Hakikaten bu sayı önemlidir ve küçümseyenler kendi durumlarını ve nerede durduklarını bir kez daha gözden geçirmelidirler.

Biz Allah'ın izniyle bugüne kadar nice zorlukları aşarak buraya geldik. Unutulmasın ki, iktidara mutlaka ulaşacağız ve MHP'ye gönül verenleri, başarısını gözleyenleri zaferle tanıştıracağız. Pes etmek, bezginliğe kapılmak bizim lügatimizde asla bulunmuyor. Her gecenin bir sabahı olduğunu, her yokuşun bir inişi bulunduğunu hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor. MHP'nin gittikçe güçlenen bir yapısı olduğunu görüyor ve yaşıyorum. Genel Başkan olarak da başarıya ulaşacağımıza içtenlikle inanıyorum.

Seçim sonuçlarını da kapsamlı bir şekilde analiz ediyoruz. Ortaya çıkan neticeyi detaylı bir şekilde inceliyoruz. Bütün partilere oy vermiş vatandaşlarımızın ikinci tercihindeyiz. Bunu birinciye dönüştürmek için çok çalışacağız ve MHP'yi mutlaka iktidara taşıyacağız. Hiç başbakan çıkaramamış MHP artık başbakan çıkaracaktır. Bundan eminim ve dava arkadaşlarıma ve vatansever milliyetçilere güveniyorum.

Orhan Karataş: Seçim sonuçlarıyla ilgili olumsuz propaganda yapanlara ve MHP'de sorun varmış gibi davrananlara ne diyeceksiniz?

MHP KURALLARI, KURUMLARI VE YERLEŞİK KAVRAMLARI OLAN BİR SİYASAL HAREKETTİR

Devlet Bahçeli: MHP'de sorun varmış gibi yaygara koparanlara önce kendilerine bakmalarını öneririm. Bir partide belirli bir düzeydeki iç tartışma, o partinin dinamizmi için gerekli ve şarttır. Ancak iç tartışmalar belirli bir eşiği aşarsa, partinin bütünlüğü ve hükmü şahsiyeti sarsılır. Hiçbir sosyal ve siyasal organizasyon süt liman değildir. Ama her meseleyi de kriz olarak göstermek iyi niyetli bir davranış olmayacaktır.

MHP kuralları, kurumları ve yerleşik kavramları olan bir siyasal harekettir. Gelenekleriyle geçmişi, vizyonuyla geleceği kuşatır ve bir sonuca ulaşır. Siyasetimizin öznesi millettir. İnançlarımızın ve ilkelerimizin belirleyiciliği altında tutarlı ve istikrarlı çizgimizi hiç bozmadık. Dün neysek bugünde oyuz. Milli yeminlerimizden ve milletimizle ilgili hedeflerimizden zerre kadar sapma göstermedik.

MHP'yi tanımayan, tanıdığı zehabına kapılıp da ahkâm kesmekten geri durmayan kişiler, partimizle ilgili kriz telalığı ya da sorun tacirliği yaparlarsa bunu art niyetli görürüm. Bu itibarla, bizden görünüp fırsatçılığa soyunanların ve ganimet avcılığıyla pusuya yatanların durumlarını yeniden gözden geçirmelerinde fayda görüyorum. Durdukları yer doğru ve kabul edilebilir bir nokta değil. Velhasıl MHP'de iç sorun, sıkıntı değil; daha iyiye ve başarıya nasıl ulaşırım arayışı ve çabası olduğunu bu vesileyle hatırlatmak isterim.

YARIN: ANAYASA MESELESİ

***

9.8.2011

ASKER ZAN ALTINDA

AKP olduğu sürece Türkiye'nin ve Türk milletinin başına her şey gelebilir. Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i mahalliye ifadesinin bugünkü ismidir.


BAŞBAKAN İÇTEN İÇE FEDERASYON İSTİYOR
Bölücü terör konusunda ABD'den ziyade İran'la müşterek hareket etmenin yolları açılabilir.
Meclis'in protesto edilmesini hiç doğru ve kabul edilebilir bulmadık. Gazilik unvanına sahip kutlu Meclisimiz en zor zamanlarda bile protesto girişimlerine muhatap olmamış ve kriz üssü haline gelmemiştir. Milletimizin oylarıyla seçilmiş kişilerin özgürlüklerine kavuşamamış olmaları TBMM'nin onur konusudur. Bunun süratli bir şekilde halledilmesi ve çözüme kavuşturulması demokrasi krizinin tamamıyla aşılması için gereklidir.
Türkiye'nin dökülen kana dayanacak mecali kalmadı. Milletimizin sabrı tükendi. Sözde milli birlik ve kardeşlik projesi, düşmanlık üretmekten, etnik nifak saçmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Bu artık kabul edilmeli. Sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere, her tedbir mutlaka düşünülmeli. AKP, yanlış yerlerde ittifak arıyor. Önce aynaya bakmalı ve samimi ise kimlerle birlikte olduğunu yeniden gözden geçirmeli.

Hükümet, Kandil ve İmralı'yla görüşme çareleri ararken terörü bitirmesi mümkün değil. Üstüne üstlük terörle mücadele edenlerin moral ve motivasyonları bozuk. Asker zan altında. Terörle mücadele polise havale edilmek isteniyor. Ancak arkasının önünün iyi düşünülmediği kanaatindeyim. Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Çünkü dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Buna dur demek lazım.
Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i mahalliye ifadesinin bugünkü ismidir. Sevr'de önce özerklik, sonrada büyük Kürdistan'ın kurulması yer almıştı. Bu bitmeyen ve iki yüzyılı aşan Şark Meselesi'nin bir uzantısıdır. Türkiye'nin üniter devlet yapısı büyük bir tehdit altıdandır.
Sözde özerkliğe ulaşmak için bölücüler sürekli tehditler savuruyor. AKP buna karşı cılız birkaç açıklama dışında sessiz ve tepkisiz. Tahmin ediyorum, Başbakan Erdoğan içten içe Türkiye'nin federasyona gitmesini istiyor. Kafasındaki başkanlık sistemiyle bu sürecin örtüştüğünü hesap ediyor olabilir. AKP'yle siyasi bölücüler ve İmralı arasında bir rol paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Terör faaliyetleri de tamamen kamuoyunu iknaya ve çözün de ne yaparsanız yapın noktasına getirmeye odaklı. AKP buna prim veriyor.
Orhan Karataş: Efendim, tutuklu milletvekillerinin durumu uzun bir süre konuşuldu. CHP ve bağımsız milletvekilleri yemin etmeyerek Meclis'i protesto ettiler. Gerekçe olarak da tutuklu milletvekillerini gösterdiler. Sonra CHP yemin etse de, BDP buna yanaşmadı. Partinizin de tutuklu bir milletvekili olmasına rağmen, Meclis'te siz yemin ettiniz ve protestolara tevessül etmediniz. TBMM'nin saygınlığına gölge düşürmemek için gerekli tavrı gösterdiniz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devlet Bahçeli: Yaşananlar bir defa siyaset ve demokrasi krizidir. Bunun sancıları hala devam ediyor. Meclis'in protesto edilmesini hiç doğru ve kabul edilebilir bulmadık. Gazilik unvanına sahip kutlu Meclisimiz en zor zamanlarda bile protesto girişimlerine muhatap olmamış ve kriz üssü haline gelmemiştir.

Biz meseleye ana muhalefetten ve diğerlerinden farklı bakıyoruz. Bunun içinde benzer bir soruna sahipsek de, değişik bir tutum takındık. Bir defa tutuklu olduğu halde seçilen bir kişinin milletvekili olmasının önünde mevzuattan kaynaklanan bir engel bulunmuyor. Anayasa'nın 76. Maddesiyle 2839 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 11.maddesi çok açık. Bu maddeler milletvekilliğine mani halleri sıralıyor. Burada tutuklu bulunan birisinin milletvekili olmayacağına dair bir hüküm bulunmuyor.
Kaldı ki 2007 seçimlerinde bölücülükten dolayı tutuklu bulunan bir şahıs milletvekili seçilince serbest kalmıştı. Yani konuyla ilgili emsal bir karar da ortada duruyor. Hal böyleyken, hakkında hüküm verilmemiş birisinin millet iradesiyle seçilmesine rağmen serbest bırakılmaması yanlı ve başka maksatları gözeten bir uygulamadır. Bize göre gerçek bu.
Biz bu sorunun aşılması için, 4 Temmuz tarihli Meclis Grup toplantımızda dört maddelik bir çözüm teklifi getirdik. Bundan sonrada Meclis'te uygun bir zemin oluştu ve CHP'yle AKP bir araya gelerek bir mutabakata vardı. Bu eksende de 11 Temmuz günü CHP milletvekilleri yeminlerini ettiler. Ancak tutuklu milletvekillerinin sorunları henüz çözülebilmiş değil.
Bunun çok sakıncalı ve yanlış bir durum olduğu ortada. Milletimizin oylarıyla seçilmiş kişilerin özgürlüklerine kavuşamamış olmaları TBMM'nin onur konusudur. Bunun süratli bir şekilde halledilmesi ve çözüme kavuşturulması demokrasi krizinin tamamıyla aşılması için gereklidir. Millet iradesi en büyük kefaret olarak kabul edilmeli ve adalet yapılması gerekeni bir an önce yerine getirmelidir.
MHP'nin yemin krizi ve tutuklu milletvekillerinin durumuyla ilgili 4 Temmuz tarihli grup toplantısında açıkladığı çözüm önerileri:
Partimiz, ülkemizi kargaşanın eşiğine kadar getiren yemin ve boykot krizinin giderilmesi ve tutuklu bulunan milletvekillerinin durumunun aciliyeti açısından şu önerilerini kamuoyunun bilgisine sunmaktadır.

1- Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet egemenliğinin somutlaştığı yerin adıdır ve sahip olduğu Gazilik unvanıyla hepimizin gurur kaynağıdır.
Millet iradesinin heba edilmemesi ve milletimizin çekişmelerle oyalanmaması için yemin ve boykot krizinin tarafları bu eylemlerine bir an önce son vermeli ve Meclis'teki yerlerini almalıdırlar.
2- Halen tutuklu bulunan milletvekilleri sadece kendi partilerinin değil, üyesi bulundukları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de haysiyet konusudur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan bütün siyasi partilerden seçilecek temsilciler bir araya gelmeli, ahlaki ve tutarlılık gereğince tutuklu bulunan milletvekillerinin haklarını savunacak bir Meclis bildirisi için temel zemin oluşturmalıdırlar.
Millet iradesinin en büyük kefaret olacağı hatırlatılmalı ve bunda da tavizsiz olunmalıdır.
3- Yürürlükteki yasal hükümler, tutuklu bulunan milletvekillerinin salıverilmesine engel değildir.
Tutuklu milletvekillerinin önüne, Anayasanın 14. ve 83. maddelerini mani bir hal olarak çıkarmak zorlama ve yanlı bir tutum olacaktır.
Kaldı ki, 2007 seçimlerinden sonra tutukluyken serbest kalan bir şahıs için uygulanan hukuki hükümler bugünde geçerlidir.
O halde, yorum ve içtihat açısından yeni bir yola gerek yoktur.
Yalnızca kanun ve anayasa hükümlerinin objektif kriterler çerçevesinde uygulanması ve iktidarın bu konuda ön ayak olması meseleyi kökünden çözecektir.
4- Bunlara rağmen de bir çözüm ortaya çıkmıyorsa, Anayasanın 76. maddesine, tutukluyken seçilen milletvekillerinin durumlarını daha da netleştirecek ve serbest kalmalarını sağlayacak bir ifade ilave edilerek içinde bulunulan krizin ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir.
Bu önerilerimize rağmen, tutuklu bulunan milletvekilleriyle ilgili bir adım atılmazsa, o zaman aklımıza bu kişilerin başka davalara denge unsuru olarak tutulduğu hususu gelecektir.
İmralı, Silivri ve KCK arasında denge arayışları varsa ve mesela Sayın Engin Alan bölücülere karşı rehin olarak tutuluyorsa, er ya da geç bunun hesabını sormak bizim için namus borcu olacaktır.

Orhan Karataş: Bağımsız milletvekillerinin tutumunu nasıl ele alıyorsunuz. Mesele Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Devlet Bahçeli: Bahsettiğiniz şahıs bir yılı aşan bir hüküm giymiştir. Bu nedenle milletvekili olması zaten mümkün değildir. Müracaat aşamasında bu sorunun giderilmesi gerekirken, YSK ihmal göstermiş ve bölücü niyetlerin eline koz vermiştir. Geçtiğimiz Nisan ayında bir grup bölücü şahsın milletvekilliği adaylığını YSK önce geri çevirmişti.
Ancak takip eden süreçte yurdumuzun değişik yörelerinde olaylar çıktı. Bir kişi öldü ve çok sayıda kişi de bu olaylar neticesinde yaralandı. Bunun üzerine hükümet ve Cumhurbaşkanı konuya sahip çıktı ve YSK'yı baskı altına aldılar.
Daha sonra da YSK verdiği karardan geri adım attı ve göz göre göre tehditlere boyun eğdi. Bugünkü sürecin gerisinde bu hatalarla dolu süreçte bulunuyor. Milletvekilli olamayacak birisinin seçimlere katılması ve üstelik bir ara mazbatasını bile alması bölücüleri yüreklendirdi ve küstah taleplerine gerekçe oldu. Sonuçta gecikmiş olsa da bu şahsın milletvekilliğinin düşürülmesi hukukidir ve olması gereken bir uygulamadır.
Orhan Karataş: Son zamanlarda terör saldırıları ciddi düzeyde arttı. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Devlet Bahçeli: Hakikaten ülkemiz kritik bir eşikten geçiyor. Bir düşünün: Bundan on yıl önce konuşulması bile mümkün olmayan çarpıklıklar bugün alenen savunuluyor ve Türkiye'yi yönetenlerde karşılık buluyor. Ülkemiz PKK açılımının tüm acı sonuçlarını yaşıyor. Silahlı terörü arkasına alan bölücülük hızla ilerliyor.
Türk milletinin değerleri, prensipleri ve yeminleri aşındırılıyor. Dikkat edin, 12 Haziran'dan bu tarafa hemen hemen her gün şehit veriyoruz. Birbuçuk aylık zaman diliminde 35 vatan evladını şehit verdik. 14 Temmuz tarihinde Diyarbakır Silvan saldırısında 13 Mehmetçiğimizi kaybettik. Hala şehit vermeye de devam ediyoruz.
Son dört yıldır terör kanlı yüzünü her fırsatta gösterdi. AKP'nin politikalarından cüret ve cesaret kazandı. Hafıza tazelemek açısında bazı kanlı saldırıları hatırlatmayı faydalı görüyorum. Vereceğim örnekler, terörün şiddet ve vahşet tablosunun yalnızca bir kısmıdır:
7 Ekim 2007 tarihinde Şırnak'ta onüç ve 21 Ekim 2007 tarihinde Hakkari Dağlıca komando taburuna yapılan saldırı sonucunda oniki şehit verilmiş ve sekiz Mehmetçikte kaçırılmıştı.
11 Ağustos 2008 tarihinde Erzincan Kemah ilçesinde mayın patlaması sonucunda dokuz, 28 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Güngören'de onaltı sivil vatandaş, 4 Ekim 2008 tarihinde Hakkari ili Şemdinli ilçesindeki Aktütün sınır karakolunda onbeş, 8 Ekim 2008 tarihinde Diyarbakır'da altı, 15 Ekim 2008 günü Hakkari ili Kavaklı bölgesinde beş, 29 Nisan 2009 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesi Abalı Köyü yakınlarında dokuz, 8 Eylül 2009 tarihinde Hakkari'nin Çukurca ve Siirt'in Eruh ilçelerinde sekiz, 19 Haziran 2010 günü Hakkari Gediktepede sekiz, 31 Mayıs 2010 tarihinde Hatay'ın İskendurun ilçesinde altı, 27 Temmuz 2010 tarihinde Hatay'ın Dörtyol ilçesinde dört, 1 Ağustos 2011 tarihinde Van'ın Başkale ilçesinde üç şehit verdik.
Bu kadar kayıp ancak savaş şartlarında verilebilir. Bir tarafta terör kan döküyor, öbür tarafta insan hakları ve barış sözleri münafıkça ağızlardan düşmüyor.
Bir tarafta Mehmetçik şehit oluyor, diğer tarafta İmralı canisiyle müzakere masaları kuruluyor. İşte AKP'nin açılım denilen yıkım projesinin kanlı bilançosu.
Teröristler Kandil'de yuvalanıyor, ama Başbakan Erdoğan terörün hamisi Barzaniyle kucaklaşıyor ve sazlı sözlü eğlence geceleri düzenliyor.
AKP bir karar vermeli. Durduğu yeri tekrar gözden geçirmeli. Kandil'i toz duman etmek için vakit kaybetmemeli. Artan ve keskinleşen bölücülüğü frenlemek için harekete geçmeli. Bölücülere umut vermekten ve ayrılıkçı emelleri okşamaktan vazgeçmeli. PKK açılımına son vermeli.
İmralı'nın ağzını kapatmalı ve dağlarımızdaki eli kanlı canileri mutlaka etkisiz hale getirmeli.
Türkiye'nin dökülen kana dayanacak mecali kalmadı. Milletimizin sabrı tükendi. Sözde milli birlik ve kardeşlik projesi, düşmanlık üretmekten, etnik nifak saçmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Bu artık kabul edilmeli.
Sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere, her tedbir mutlaka düşünülmeli. Bakın İran, Kandil'i ablukaya aldı bile. ABD'yle eş zamanlı istihbarat paylaşımı bir işe yaramıyor. Zira terörün bitmesini en başta küresel çevreler istemiyor. AKP, yanlış yerlerde ittifak arıyor. Önce aynaya bakmalı ve samimi ise kimlerle birlikte olduğunu yeniden gözden geçirmeli.

Orhan Karataş: Efendim terör sizce nasıl bitirilir? Bunun hazır bir reçetesi ve yolu var mı?
Devlet Bahçeli: Terörün bitirilmesi için öncelikle kapsamlı bir bölücülükle mücadele planı hazırlanmalı. Terör, bölücülüğün yalnızca bir kısmı. Bugün şehirlerimiz de bölücü saldırıların tehdidi altında. Taksim'deki canlı bombayı ve az önce dile getirdiğim Güngören'deki hunhar saldırıyı hatırlayınız.
Teröristlerin son ferdine kadar ele geçirilmesi ve adalete teslim edilmesi için milli bir niyet ve kararlılık ilan edilmeli. Güvenlik önlemleri başta olmak üzere, her türlü tedbir devreye sokulmalı. Bakınız Srilanka'da devlet karar verdi ve kısa süre içinde ayrılıkçı militanlarını tesirsiz hale getirdi. Bugün ülkemizde de önce silahlı terörün kesinkes tasfiyesi gerekiyor. Milletimizin bu konuda dayanacak gücü kalmadı.
Irak'ın kuzeyindeki peşmerge yönetimine gerekli ültimatom verilmeli. Peşmerge yönetimi, teröristlere sahip çıkmasının gerekli sonuçlarını yaşamalı. ABD'nin bölgedeki varlığı ve peşmergenin küstahlığı, PKK'nın tutunabilmesi ve eylemlerini planlayabilmesi açısından büyük imkan sunuyor. Dış politikada başarı kazandık masalı anlatan AKP, başka yerlere odaklanacağına önce diplomasiyi de kullanarak terörün kaynaklarını kurutacak ve dayanaklarını çökertecek çareler üretmeli. Mesela bölücülü terör konusunda ABD'den ziyade İran'la müşterek hareket etmenin yolları açılabilir. Nihayetinde Kandil ifriti İran'ın da hedefinde.
Bölücülüğün ürediği alanlar kurutulmalı ve devlet tavizsiz olmalı. Silahlı terör bitirildikten sonra, sosyolojik, psikolojik ve ekonomik mülahazalar ve değerlendirmeler yardımıyla terörün insan kaynağı ve mali imkanları masaya yatırılmalı ve bir sonuca ulaşılmalı.
Ne var ki hükümet, Kandil ve İmralı'yla görüşme çareleri ararken terörü bitirmesi mümkün değil. Üstüne üstlük terörle mücadele edenlerin moral ve motivasyonları bozuk. Asker zan altında. Terörle mücadele polise havale edilmek isteniyor. Ancak arkasının önünün iyi düşünülmediği kanaatindeyim.
Eşkıyaya karşı kahramanca mücadele veren güvenlik güçleri önce Ankara'nın tavrına bakar. Eğer kendilerine sahip çıkılmadığını hissederlerse yalnız kalırlar. Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Çünkü dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Buna dur demek lazım. Türk devleti âlicenaplığını ve ahde vefasını kendi kahramanlarına mutlaka göstermeli.

Orhan Karataş: Geçtiğimiz günlerde demokratik özerklik ilan edilmişti. Özellikle yeni anayasayla ilgili siyasi bölücülerin ciddi bir beklentisi var. Sizce bu süreç nereye gider?
Devlet Bahçeli: Demokratik özerklik zırvası bölücülüğün geldiği aşamayı ve pervasızlığını göstermesi bakımından dikkate değer. Süreç önlenemezse ve lazım gelen tedbirler alınmazsa Türkiye'nin bölünmesi ve bir kardeş kavgasına düşmesi kaçınılmaz olur. Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i mahalliye ifadesinin bugünkü ismidir. Sevr'de önce özerklik, sonrada büyük Kürdistan'ın kurulması yer almıştı.
Söz konusu antlaşmanın özellikle 62-64. maddeleri buna yöneliktir. Anlaşılıyor ki, Sevr kâbusu AKP'yle birlikte bir kez daha başını kaldırmıştır. Bu bitmeyen ve iki yüzyılı aşan Şark Meselesi'nin bir uzantısıdır. Türkiye'nin üniter devlet yapısı büyük bir tehdit altıdandır.
Nitekim bölücülük taleplerini ardı ardına sıralıyor. İstediklerini aldıkça daha da hevesleniyor. Vergi vermeme konuşuluyor. Şimdi de Demokratik Toplum Kongresi, İmralı canisinin özgürlüğüne kavuşması hedefini duyurdu.
Sözde özerkliğe ulaşmak için bölücüler sürekli tehditler savuruyor. Ne var ki AKP buna karşı cılız birkaç açıklama dışında sessiz ve tepkisiz. Tahmin ediyorum, Başbakan Erdoğan içten içe Türkiye'nin federasyona gitmesini istiyor. Kafasındaki başkanlık sistemiyle bu sürecin örtüştüğünü hesap ediyor olabilir.
Çünkü Başbakan'ın ve partisinin politikaları Türk milletinin birlikte yaşamasına katkı vermiyor ve bunu hiç önemsemiyor. Yüzde 50 oy oranı AKP'yi iyice şımartmışa benziyor. Bu itibarla, AKP'yle siyasi bölücüler ve İmralı arasında bir rol paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Terör faaliyetleri de tamamen kamuoyunu iknaya ve çözün de ne yaparsanız yapın noktasına getirmeye odaklı. AKP buna prim veriyor.
Eğer süreç planlandığı gibi giderse, yeni anayasayla etnik kimlikler tanınacak ve Türkiyelilik hezeyanı gerçekleşebilecek. Türk milletinin 36 parçaya ayrılması böylelikle AKP'ye verilen ihaleyle hayat bulacak.
Sayın Erdoğan'ın seçimlerden sonra kurduğu 61.Hükümetin programına bakarsanız aslında bütün her şeyi kolaylıkla görebilirsiniz. AKP'nin ne terörle, ne de bölücülükle mücadele etmeye niyeti ve kararı bulunuyor. Türkiye'nin temel meselelerine yönelik hiçbir teklif ve destek vereceğimiz bir öneri getirmiyor.
Bu itibarla AKP olduğu sürece Türkiye'nin ve Türk milletinin başına her şey gelebilir. Bunlar arasında elbette demokratik özerklik fesadı da var. Ama MHP faktörünü hiç kimse ihmal etmesin. Bedeli ne olursa olsun milli hedeflerin, kararların çiğnenmesine ve dışlanmasına müsaade etmeyeceğiz. Demokratik tepkimizi ve direncimizi her platform da göstereceğiz.

***

Devlet Bahçeli: “Sıra Türkiye’ye gelebilir”

10 Ağustos 2011

“ MHP Lideri Bahçeli, Suriye’deki olaylara dikkat çekti ve hükümeti dikkatli olması için uyardı. Bahçeli, “Acaba Suriye’den sonra sıra Türkiye’ye mi geldi diye zaman zaman düşünmeden edemiyorum” dedi. „

AKP DARBE MAHSULÜ

MHP lideri Devlet Bahçeli, “AKP'nin askere yönelik güvensizliği ve intikam alma duygusu birçok soruna neden olmaktadır. TSK'nin geleneksel terfi ve atama süreci m bozmak, ordu içindeki dengeleri de zedeleyecektir. Komuta kademesi demokratik olgunluk dâhilinde ve millet iradesine saygı göstererek emekli olmayı tercih etti. Bu önemlidir. Çünkü AKP'nin planladığı gerilim ve çatışma ortamı gerçekleşmedi. Artık Türkiye darbe iddialarının karanlığından sıyrılmalı ve temiz bir sayfa açmalı. Asker kışlasında, siyaset kendi mecrasında olmalı” dedi.

ORHAN KARATAŞ: Türk Silahlı Kuvvetleri de bu süreçte birçok tartışmanın merkezindeydi. Sürekli olarak yıpratılmaya çalışıldı. En son olarak Genel Kurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanı erken emekliliklerini istemek durumunda kaldılar. Siz bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortada iddia edildiği gibi normalleşme süreci mi, yoksa bir kriz mi var?

DEVLET BAHÇELİ: TSK maalesef hedef tahtasına yerleştirilmiş durumda. Sözde darbe iddiaları kapsamında yıpratılıyor, aşındırılıyor ve hırpalanıyor. Darbe ve darbeci bir anlayışa bizim onay vermemiz söz konusu değil. Kim ya da kimler darbeye teşebbüs etmiş ya da planlamışsa haklarında gereken hukuki işlemler yapılmalı ve bu kişiler, ordudan ayıklanmalı. Demokrasinin yaşaması ve millet iradesinin muhafazası için bu gerekli. Ancak içindeki sorunlu kişileri genele yayarak TSK’nin tümüyle darbeci bir kuruluş olarak gösterilmesi doğru değil. Geçmişte darbelerden çok çeken bir parti olsak da, TSK’nin haksız yere suçlanmasını çok yanlış buluyoruz.

Türkiye'nin darbe ve muhtıra dönemlerinden dersler çıkardığını düşünüyorum. Darbelerin vahim neticelerini hala yaşıyoruz. Hatta AKP'nin bile bir darbe mahsulü olduğu herkesin malumu. Acaba 28 Şubat olmasaydı AKP olur muydu diye sorgulamak lazım. Bu itibarla, TSK'nın da geçmişten dersler çıkardığını düşünüyorum. Belirli aralıklarla yapılan açıklamalar bunu gösteriyor. Hal böyleyken, TSK’yi sürekli olarak taciz etmek ve saldırmak iyi niyetli bir durum değil. Demokratik adaba da uymuyor. Yıllardan beridir süren darbe iddialarıyla ilgili yargı süreçleri hala sonuçlanmadı. AKP işi sürüncemede bırakıyor.

Çünkü bundan siyasi fayda umuyor ve maalesef elde de ediyor. İşleyen yargı süreçlerinin kangrene dönüştüğü açık. Yassıada yargılamalarını eleştiren AKP, aynısını kendisi yapıyor ya da zemin hazırlıyor. Geciken adaletin adalet olmayacağını görmek ve idrak etmek gerekiyor. Artık darbe davaları sonuçlanmalı, gerçekler gün ışığına çıkmalıdır. Türk milleti, nereye gideceği belirsiz olan bu süreçten bunalmıştır. Millet ordusu olan TSK’nin millet nezdinde itibarını düşürmek içinde bulunduğumuz coğrafyada çok tehlikeli sonuçlara kapı aralayacaktır. Hepimizin dikkatli olması bunun için elzem.

GİZLİ ASKER DÜŞMANLIĞI

En son Genelkurmay Başkanıyla üç kuvvet komutanın emekliliklerini, istemesi de bir devlet krizine neden olmuştur. Dünyanın neresinde olursa olsun, bu ciddi bir krizdir. Bu gelişmeye normalleşme diyenler, kendilerini bir kez daha gözden geçirme¬lidir. Gizli, asker düşmanlığı, bu beyanlarla yeniden vasat bulmuştur.

AKP'nin askere yönelik güvensizliği ve intikam alma duygusu birçok soruna neden olmaktadır. TSK’nin geleneksel terfi ve atama sürecini bozmak, ordu içindeki dengeleri de zedeleyecektir.

ORDU AKP'NİN HEDEFİNDE

Anlaşılıyor ki, AKP hükümetinin hedefinde şimdi de ordu yer alıyor. Bu krizin ilk işaretleri geçtiğimiz yıl kendisini göstermişti. Bu yıl da zirve yaptı. Komuta kademesi de demokratik olgunluk dâhilinde ve millet iradesine saygı göstererek emekli olmayı tercih etti.

Bu önemlidir. Çünkü AKP'nin planladığı gerilim ve çatışma ortamı gerçekleşmedi.

Artık Türkiye darbe iddialarının karanlığından sıyrılmalı ve temiz bir sayfa açmalı. Asker kışlasında, siyaset kendi mecrasında olmalı. Sivil irade hukuk sınırlan çerçevesinde ülkeyi yönetmeli.

TSK'ya, millet ordusu olarak hepimiz sahip çıkmalı ve siyasetten ve tartışmalardan uzak tutmalıyız. Türkiye üzerinde hesap yapanlarla aynı kulvarda yürüyen AKP, kendisine çeki düzen vermeli, ordu üzerinde siyasi çıkar elde etmekten vazgeçmelidir.

ORHAN KARATAŞ: Türkiye'de son zamanlarda etnik bir gerilim yaşanıyor. Bunun sonu nereye varır? Çatışmalar size neyi düşündürüyor?

DEVLET BAHÇELİ: Evet, endişe verici olaylara şahitlik ediyoruz. Ülkemizin değişik yörelerindeki provokasyonlarla kardeş kavgasının fitili tutuşturulmak isteniyor. Zeytinburnu'ndaki vahim gelişmelerle Eskişehir Mihalıççık'taki olaylar buna verilebilecek en son örneklerdir. Son yıllarda etnik tahriklerin seviyesi çok arttı. 25-26 Temmuz 2010 da Bursa'nın İnegöl ilçesinde, 26-27 Temmuz 2010 tarihinde de Hatay'ın Dörtyol ilçesinde tehlikeli gerilimler yaşanmıştı. Ülkücü Hareket’in ve Milliyetçi Hareket'in hiçbir ferdi bu olayların tarafı değildir. Tahrikler ye kışkırtmalar amacına ulaşamayacaktır. Dava arkadaşlarım çatışmaların ve gerginliklerin içinde kesinlikle yoktur ve bundan sonra da olmayacaklar.

Ama gittikçe yükselen tansiyonun düşürülmesi ve normalleşmeye ulaşılması gerekiyor. Biz bin yıldır bu coğrafyada kardeşçe yaşıyoruz. Bu derin hukuku sarsacak hiçbir niyete imkân vermemek lazım.

AKP YANLIŞTAN DÖNMELİ

AKP, PKK açılımının ektiği zehirli tohumların, kavga ve etnik cepheleşme olarak başak verdiğini acilen görmeli, yanlıştan geri dönecek erdemi bir an önce göstermeli.

ORHAN KARATAŞ: Demokratik Gelişim Enstitüsü'nün öncülüğünde bir grup milletvekili, gazeteci ve yazar İngiltere'ye gittiler. İrlanda ve İskoçya’yla ilişkilerini incelediler. Özellikle hu süreçte, PKK'yla IRA'yı benzer kabul eden birçok yorum ve değerlendirmeye şahit olduk. Bu gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

DEVLET BAHÇELİ: Yapılardan iyi niyetli görmüyorum. İngiltere'ye model arayışına gidenlerin düşünceleri ve hedefleri herkes tarafından biliniyor. Özellikle bu sürece katılan gazetecilerin, sözde aydınların nasıl bir tutum ve tavır takındıkları meydanda. Milli konulara tahammülsüzlükleri belli olan bu zevatın, böyle zamanlarda en Çok müracaat edilen kişiler olması manidar...

ÖZERKLİKİÇİN GEREKÇE ARAMASINLAR

Türkiye'nin, başka ülkelerden öğreneceği ve alacağı bir şeyi bulunmuyor. Demokratik özerklik için dışarıdan gerekçe arayışını çok çirkin buluyorum. İngiltere'de nafile turlar atarak, ülkemizin aleyhine bir asrı aşan süredir faaliyet gösterenlerin safında sıralananlara bir de Yugoslavya'ya gitmelerini öneriyorum. Orada bölünmenin nasıl sonuçlara yol açtığını iyi bir şekilde göreceklerdir. Bu ülkenin 6 devlete bölünmesi oluk oluk kanın akmasına neden oldu. İşte Bosna'da yaşanan dramlar, katliamlar. Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin uğradığı mezalimler, soykırımlar, AKP'nin başını kaldırıp yalnızca bu ülkeye bakması bile yeterli.

ORHAN KARATAŞ: Kamuoyunda, MHP’nin mesajlarında terör vurgusunun belirleyici olduğuna dair hır görüş var. Diğer başka konulara çok fazla eğilmediğiniz eleştirisi sıklıkla yapılıyor. Buna ne diyeceksiniz?

DEVLET BAHÇELİ: Bizim terör ve bölücülük konusundaki mesajlarımız haklı hassasiyetimizden ileri geliyor. Başbakan Erdoğan'da şehitlerden bahsetmemizi ezber olarak görüyordu. Ama bugün Başbakan ve partisi da dahil herkes şehitlerimizi konuşuyor. Bugün Türkiye'nin birinci meselesi bölücülük sorunudur. Bu tehlikeyi sık olarak vurguluyoruz. İnşallah haksız çıkarız, ama ülkemiz karanlık bir tünele doğru yuvarlanıyor. Bunu duyurmak ve dikkatleri çekmek için elbette doğru bildiklerimizi milletimizle paylaşacağız.

Ayrıca yanlış anlaşılan bir durumu da sizin aracığınızla paylaşalım. Biz terör ve bölücülük sorununa değindiğimiz kadar sosyo-ekonomik meseleleri de gündeme taşıyoruz. 12 Haziran seçim sürecinde açık hava toplantılarımızda ki sözlerim buna kanıttır. Mesela kadına şiddeti kınadık ve sürekli olarak gündemde tuttuk. İşsizliği, yoksulluğu ve ekonomik çaresizliği sürekli olarak dile getirdik. Vatandaşlarımızın sorunlarımız neyse bizim ilgi ve dikkatimiz onlara yöneliktir. Ama bazıları dönemsel olarak ön plana geçince elbette buna bigâne kalmamız da mümkün olmuyor.

ORHAN KARATAŞ: Komşu coğrafyalardaki halk hareketleri devam ediyor. Şimdi gündemde Suriye var. Suriye'de, artan şiddet hadiselerine ne diyeceksiniz?

DEVLET BAHÇELİ: Suriye'de tırmanan olayların seyri çok tehlikeli sonuçlara yol açacak gibi duruyor. Yeni bir uluslararası müdahalenin belirtileri var.

DÜNE KADAR ARALARINDAN SUSIZMIY0RDU

AKP'nin Suriye ve Ortadoğu konusunda izlediği politikalarım çok çelişkili ve temelsiz görüyorum. Hükümet ve Cumhurbaşkanı Suriye'yi eleştiriyor. Ama düne kadar aralarından su sızmıyordu. Başbakan Erdoğan ortak Bakanlar Kurulu toplantısı dahi yaptı. Ama şimdi Esat'la arasına nifak girdi. Çünkü Batı öyle istediği için Başbakan Esat karşıtlığına soyundu.

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Yakın coğrafyaların yeniden tanzimi söz konusu. İşleyen süreç bunu gösteriyor. 15 Mart’tan beri Suriye'de sular durulmuyor. Kan akıyor. Tunus'tan Suriye'ye kadar olan gelişmeleri iyi anlamak gerekiyor. Bu olayların ülkemize bütünüyle sirayet etmemesi için çok dikkatli ve aklı başında hareket etmek gerektiğine inanıyorum. Acaba Suriye'den sonra sıra Türkiye'ye mi geldi diye zaman zaman düşünmeden edemiyorum.

ORHAN KARATAŞ: Son zamanlarda, Avrupa'da ırkçı saldırıların arttığı görülüyor. Milliyetçilik tekrar eleştiri oklarının hedefinde. Parti olarak savunduğunuz milliyetçilikle ilgili neler söyleyebilirsiniz? Geleceğe dair görüşlerinizi de bu kapsamda merak ediyoruz.

DEVLET BAHÇELİ: Irkçılık, tedavisi gereken ciddi bir hastalıktır. Irk üzerinden insanları tasnif etmek büyük bir yanlış ve kabul edilemez sapmadır. Norveç'te bir caninin yaptığı katliam tekrar ırkçılığı gündeme getirdi. Bu olayı sosyologlar ve psikologlar iyi incelemeli. Bana göre batı insanı anlam bunalımı yaşıyor. Maddesel gelişim aynı ölçüde sosyal ve kültürel gelişmeye eşlik etmiyor. Bunun sarsıntılarını her fırsatta görmek mümkün. Buradan ülkemizin de alacağı çok dersler olduğunu düşünüyorum.

IRKÇILIK VE MİLLİYETÇİLİK BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI

Ne var ki Norveç'teki insanlık suçunu ve vahşetini milliyetçilikle ilişkilendirmek çok yanlış olur. Irkçıiık, yabancı düşmanlığı başka bir şeydir; milliyetçilik başka bir şey.

Milliyetçilik hissetmekle başlar, idrak etmekle kemale erer. Sevgi, bağlılık, tahammül ve saygı milliyetçiliğin değerler alanının vazgeçilmezleridir. Milliyetçiliğin ağırlık merkezi kültürdür ve derin bir anlam hazinesi vardır. Oysaki ırkçılık patolojik bir vakadır. Kini, düşmanlığı, tahammülsüzlüğü önceliğine alır ve kendisine mevzi yapar. Özellikle bizim milliyetçiliğimiz ırkçılığı şiddetle reddeder. Rahmetli Ziya Gökalp ırkın ancak atlarda aranacağını söylemiş ve ırkçılığa da sert tepki göstermişti. Irkçılık karanlıktır. Nefret ve fanatizmin yakıtıdır. Buna çok dikkat etmeliyiz.

Bizim milliyetçiliğimizde hoşgörü esastır. Dışlayıcı değil kapsayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, ötekileştirici değil birleştirici bir niteliği vardır. Milli ruhu sahiplenme, savunda ve yüceltme milliyetçiliğimizde belirleyicidir. Biliyorsunuz, anadilde eğitim taleplerine karşıyız. Bu konuda bazı aklı evveller tarafından tenkit ediliyoruz. Onlar milli gerçeklerden uzak ve milliyetçiliğe yabancı oldukları için ikinci bir dilin eğitim ve öğretim dili olmasından rahatsızlık duymuyorlar.

Şurası kesindir: Dil milliyetçiliğin öznesidir. Dil aynı zamanda millet olmanın göstergesi ve milletin alâmetifarikasıdır. Türkçe, Türk milletinin dilidir. Türkçenin yanına başka bir dil istemek, başka bir milleti ve milliyetçiliğini teşvik etmek, ortaya çıkarmak anlamına gelecektir. Bölücü çevrelerin anadilde ki ısrarları bu çerçevede asla masum değildir.

Milliyetçilik; arkeolojik kazı yapar gibi kültürleri, kimlikleri ve tarihi mirası ortaya çıkarır. Dün, bugün ve yarın perspektifinden tekliflerini sunar. Milliyetçilik hem ideolojik bir olgu, hem bir zihin durumu, hem de toplumsal bütünleşmenin bir türüdür. Bunun için Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukukunu gerçek anlamda Türk milliyetçiliği sağlar.

Milliyetçilik bir yaşama formu haline dönüşüp, çağı doğru okuyan, aşmayı hedefleyen bir vizyonla bütünleşirse Türkiye'nin asıl o zaman küresel bir güç haline gelmesi kaçınılmaz olur. Bizim de hedefimiz budur.

MİLLİ BİR BAKIŞA İHTİYAÇ VAR

Bugün; küreyi kafasında taşıyan, Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar Dünya Türklüğü'nü gözünün önünden hiç ayırmayan, İslam Coğrafyasını kavramış milli bir bakışa ihtiyaç var.
Zulümle merhametin kapı komşusu olduğu çağımızda, Türk milletinin gelişmeye ve ilerlemeye odaklı bir milliyetçilikle eski kudretine döneceğine inanıyorum.

Alanlarında ekonomik güç olmuş şirketlerimizle, köklü Türk kültürüyle ve jeopolitik imkânlarımızla dünyayı bir köye çevirmiş olan küreselleşme sürecini lehimize çevireceğimizi düşünüyorum. Bunu da milliyetçilikle yapabiliriz. Şüphesiz sürdürülebilir, gelişmeye açık, dinamik ve çözüm odaklı milliyetçilikle birçok sorunun üstesinden kolaylıkla gelebiliriz.

ORHAN KARATAŞ: Efendim, bize zaman ayırdınız. Sorularımıza sabırla cevap cerdiniz. Size çok teşekkür ediyoruz.

DEVLET BAHÇELİ: Ben de teşekkür ederim. Ortadoğu Gazetesi’ni Türk basın hayatındaki şahsiyetli duruşundan dolayı tebrik ediyor, bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Ayrıca Ramazan Ayı’nın hepimize huzur, mutluluk getirmesini diliyor, yapılan ibadetlerin, tutulan oruçların Cenab-ı Allah tarafından kabul edilmesini niyaz ediyorum.


Ortadoğu Gazetesi
(8-9-10 Ağustos 2011)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye