Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Dr. Lütfi Şahsuvaroğlu’nun "Muhsin Başkan" rüyâsı
MesajGönderilme zamanı: 22.03.11, 12:24 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Dr. Lütfi Şahsuvaroğlu’nun rüyâsı

Muhsin Yazıcıoğlu'nun referandum hakkında Türk ve dünya kamuoyuna duyurusu:


(Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türk ve dünya kamuoyuna duyurusu)

Aziz milletim!

EVET oyu kullanacakların psikolojisini yakından tanıyorum. Önemli bir kısmı, 12 Eylül Anayasasına nasıl “evet” dedilerse, bugün de aynı gerekçelerle “evet” diyorlar. Bir bölümü klasik İslamcı ideolojinin izini süren bazı köşe yazarlarının “AB üyeliği önemli değil, ama bu süreç Türkiye’de bizim oyun alanımızı genişletiyor” görüşünden hareketle biz-siz mücadelesine yararlı katkıları olacağından “evet” diyorlar. Bazısı din ile kin bir arada olmaz temel felsefesine inat 30 yıl öncesinin intikamının peşindeler. Aslında bugüne kadar hiç akıllarına gelmediği halde özellikle ülkücülerin 12 Eylül’de çektiklerinin davacısı pozisyonuna takılarak bir vicdan muhasebesini de geliştiriyorlar. Ana çekirdek ise iki bölüm: birincisi Başbakan’ın cumhurbaşkanlığına -bu artık ‘BAŞKAN’lık demektir- adaylığına kamu yoklaması peşindedir; ikincisi cemaatin kendini ispatı meselesidir.
Şüphesiz çok az da olsa “evet” vereceklerin bir kısmı, gerçekten de demokrasiye inançlarının gereğini yerine getirdiğini düşünmektedirler.
Evet oyu başımın tacıdır.
Hayır oyu verenler pekiyi?...
Onlar demokrasi düşmanı, darbeci, Ergenekoncu, militarist, geri zekaalı, şovenist, faşist, ırkçı, Alevici, HSYK’cı, Anayasa Mahkemesici, AB karşıtı, Kemalist, din düşmanı, laikçi, velhasıl bilumum şer odaklarının temsilcileri midirler?

“Hayır” oyu vereceklerin içinde 12 Eylül Anayasasına “hayır” diyen yok mudur? Bilakis bugün “evet” diyenler içindeki oranından fazla, “hayır” diyenler içinde 12 Eylül Anayasası’na “hayır” diyenler çoğunluktadır. Bu kimseler 12 Eylül Anayasası’nın değişmesini istemiyorlar mı? Şüphesiz istiyorlar.

O halde problem nedir?

1. Anayasa değişikliği çalışmaları modern bir demokraside ve parlamenter sistemde olması gereken bir biçimde sürdürülmemiştir.

2. Anayasa değişikliği talepleri “EVET” kampanyası için kullanılmıştır. Asıl amaç Anayasa Babayassa değildir. Tıpkı AB uyum sürecinin AB üyeliği olmadığı gibi.

3. Herkes bilmektedir ki, artık Türkiye’de AB standartları geçerlidir. Hukuk sistemimizin üstüne AB yasalarını koymuşuz ve bunu kabul etmişiz. O yüzden kadın hakları, ihtiyar hakları, hasta hakları, yok bilmem ne hakları aslında Anayasa’nın da üstüne getirdiğimiz AB standartları çerçevesindedir. Bunu evet kampanyasında kullanmak göz boyamadır: doğru.

4. BDP sandığı protesto etmekte ve kendince yine demokratik bir hakkını kullanmaktadır. Eğer sandığa gitmeme oranı % 30’ları bulursa BDP o nüfus üstünde ipotek çalıştırmak isteyecektir. O yüzden bu demokratik hakkı başka bir mahfil, parti veya sivil toplum da kullanmalıydı. Gerçekten de nüfusun ezici çoğunluğunu ilgilendirmeyen evet ve hayır kampanyası karşısında vatandaşın sandığa gitmemesi tercihi de saygıya layıktır ve aslında bu tercih hâlihazırdaki meclis içindeki bütün siyasi partilere bir ders mahiyeti taşıyacaktır. Düşünsenize, referanduma katılım oranı % 60 oluyor ve onun da yarısı ile Anayasa değişikliği kabul ediliyor veya reddediliyor. Ne kadar güzel olur. Hem iktidar, hem muhalefet bundan ders çıkarır. Aynı zamanda da gerçekten 12 Eylül Anayasasından kurtulmak için doğru dürüst bir çalışma süreci başlar ve daha fazla demokrasi talepleri gündemi işgal eder.

5. Karl Popper, ‘asıl problemini unutan toplumlar’dan bahsederken aslında Türkiye’yi işaret etmektedir. Türkiye’nin problemi nedir? Referandum mu, Kürt sorunu mu, gelir dağılımı mı, anarşi mi, terör mü, işsizlik mi, enerji çemberi mi, ithalat ihracat arasındaki makas mı, Dersim mi, Ermeni soykırım mı? Sayacağınız ve bugüne kadar saydığınız bütün problemler ya bu toplumun asıl problemi değilse?!....

Viyana sonrası Ciğerdelen’de Tuna’ya atılan 2 yaşındaki Zarife’nin ve onunla birlikte katledilen 40 bin Osmanlı’nın hesabını bu toplum hiç sordu mu?
Ve sonrasında bütün Balkanlar katledilirken sadece Osmanlıları değil beraberindeki bütün Yahudileri, Macarları katledenlerden hesap sormak kimsenin aklına geldi mi?
1911-12 Balkan bozgununa kadar bir Türk şehri olan başta Belgrad olmak üzere Balkan şehirleri, acımasızca ve hiçbir kural gözetilmeden Türk’ten-Müslüman’dan arındırılmadı mı? Asırlardır yapılan soykırım, sadece insanların katli olarak değil, bir şehrin kimliğinin tamamen yok edilmesi, kültür ve medeniyet izlerinin tamamen sökülüp atılması değil de nedir? Hele hele Balkan savaşları sonrası 7,5 milyon Türk’ün katledilmesi, bir o kadarının göç ettirilmesi ve evladı fatihanın İstanbul sokaklarında dilenciliğe başlaması kimin problemidir?
Bin yıldır Allah’ın adını yeryüzüne hâkim kılmak yani gerçek bir adalet, bir nizam-ı alem göreviyle kendini taçlandıran milletin asıl problemini unutarak “mankurt”laştırılması ve mankurtların da yine mankurt kavramına sarılarak halkını iki defa mankurtlaştırmaya çalışması tarihin yazdığı en yaman bir çelişki değil mi? Asıl problemini yani ahlâkını, yani misyonunu, yani hareket felsefesini unutan toplumun, elbette başına diğer tâli problemler geldiğinde; her birini, asıl problemi sanarak düşeceği tuzakları tahayyül edebiliyor musunuz?

6. En acısı da daha cesedinin sıcaklığını o soğuk morgda bile parmaklarımda hissettiğim ve bugün hâlâ “beni kuyudan çıkar” diye rüyalarıma giren aziz başkanım Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak’taki resmi kendisinden izin alınmadan evet kampanyasında kullanılıyor ya. En çok ona yanarım.

Bir millet ve güya o aziz milletin dâvâsını güdenler bu kadar sığ, bu kadar başıbozuk, bu kadar zekâ özürlü tuzaklara pirim verecek öyle mi?

Şimdi aziz milletime sesleniyorum. Bu ses daha evvel Muhsin Başkan’la otuz küsur yıldır seslendirdiğimiz aklın ürünüdür. Bu ses Ülkü Ocakları’nda 12 Eylül öncesinde hep inanıp güvendiğin bildirilerdeki sestir. Bu ses, 12 Eylül zindanlarında “zalimin karşısında susan dilsiz şeytandır” ilahî emri istikametinde ‘sırat-ı müstakim’den ayrılmayanların ve 12 Eylül sürecinde 12 Eylül’le hesaplaşanların sesidir. Bu seste 12 Eylül anayasasına evet derken aynı zamanda zalime yalakalık yapanların onu kutsayanların hatta onu cennetle müjdeleyenlerin korkularını, vehimlerini, taktiklerini bulamazsın. Bu seste gerçeği bildiği halde onun üstünü örtmeye çalışanların telaşı yoktur.
Şimdi gerçeği, 1970’lerin başından beri adeta ruh ikizi olduğumuz Muhsin Başkan’la referandum karşısında “o olsaydı ne yapardı” gerçeğini açıklıyorum. Bu benim tarihe ve milletime vicdan borcumdur:

1. Büyük Birlik kavramı ucuz bir kavram değildir. Bin yıllık mazisi vardır. Ucuza satılamaz. Büyük Birlik diyen birinin bölücü olmaya ve milleti evet-hayır kamplarına ayırmaya hakkı yoktur. Muhsin Başkan yaptıklarıyla hiçbir ülkücünün kınadığı/kınayabileceği bir iş yapmamıştır. Rahmetli Türkeş’i neden eleştirdiğini hatırlayın: Çekiç Güç için değil mi? Onun dışında hiçbir ülkücü onun fikriyatına halel getirecek işlere kalkışmadığını iyi bilir. Bugün de onun mirasını sürdürenlerin, emanetini taşıyanların onun bu temel tavrını yabana atmamaları gerekir. Zira o eninde sonunda buluşacağımız büyük birliği hayal etmekteydi.

2. Evet tercihinde bulunanlara karşı da husumeti olamazdı, hayır tercihinde bulunanlara da! O yüzden evet ve hayır kampanyalarının milleti bölmeye varan hırslarına alet olamazdı ve her iki kampanyayı da eleştirirdi. Ama evet veya hayır oyu verecek vatandaşlarımıza aynı sempati ve empati (meleke-i icad) ile yaklaşırdı. “13 Eylül’de birbirinizin yüzüne nasıl bakacaksınız, üç günlük dünyada fırıldak olmaya gerek yoktur” diye de uyarırdı. Daha önce yaptığı gibi!


3. Onun daha evvel 28 Şubat sürecinde “Türkiye İran olamaz, ama Suriye olmasına da izin vermeyiz” sözü çok önemli bir stratejik düşüncenin ürünüdür ve bugünkü kolay destekle bir alakası yoktur. O ABD emperyalizminin ürünü olan 28 Şubat’a karşı dik duruşun bir ürünü idi. Nasıl ki ben de Çevik Bir’in emriyle mahkemelerde yargılandım. Ama mahkemede Çevik Bir’den de hesap sordum. Şimdiki kampanya sahiplerinin hiçbirisi bizim mücadelemizde gıklarını çıkarmadılar.

4. Doğru Yol ile Refah Partisi’nin kurduğu hükümete de karşılıksız destek vermesi yine bugün yanlış değerlendirilmektedir. Vefatından yani o elim helikopter kazasından bir hafta evvel bizim evde ikimiz sabahladık. Muhterem Yazıcıoğlu’nun görüşlerini, düşüncelerini, hatta bütün özel bilgilerini benden daha iyi bilebilecek kim var? Partisindekilerden, çok yakın arkadaşlarından çektikleri ile birlikte Başbakanın bir aydır randevu talebine cevap bile vermemesinden tutun daha ne özel bilgiler! Onun yirmili yaşlardaki başkanlığından-başkanlığımızdan beri bütün metinlerinde düşünce birliğimiz var. Ben onun kalemiyim. Bunu bilmeyecek ahmak var mı? Bugün onun adını kullanma cüretinde bulunanlar en azından telefon açıp sorabilirlerdi ki; “yahu sen Muhsin Başkan’ın en yakınıydın, acaba bu kritik dönemeçte ne yapardı, nasıl karar alırdı, ne derdi?” Biz de onlara hakikati söylerdik. Ama yine sonunda evet veya hayır diyeceklerse ona da karışmazdık. Fakat bu inceliği göstermediler ve bir kez daha onun selim ruhunu incittiler.


5. En son olarak Referandum konusundaki kararını açıklıyorum: Bu karar bin yıllık asıl problemi bilen bir gerçek lider kararı olduğundan bir ezbere dayanmazdı. Baştan meclisteki partileri uyarırdı. “Oturun ve gerçek bir demokratik anayasa için çalışın” derdi. Aynı zamanda sürece katkı için Cumhurbaşkanıyla görüşürdü, sivil toplumu toplardı. Bir anayasa metni üzerinde de âkil olanları, uzmanları çalıştırırdı. Sonra liderleri uyarırdı gerekirse ziyaret ederdi. Referanduma gitmeyin bu zırt pırt, her zaman başvurulacak bir yol değildir derdi. Bir konsensus peşinde olmayı öğütlerdi. Fakat ona rağmen süreç işlerse eğer o zaman da evet ve hayır gibi milleti ortadan ikiye bölen iki kavrama da aynı mesafede olurdu. Evetçilerin hayırcılarla çok derin farkları olmadığından dem vururdu. Ama sandığa gitmeme taktiğini de kullanırdı.
BBP olarak biz sandığa gitmiyoruz. Zira bu zorlama referandumun milletimizin asıl problemi ile ilgisi yoktur ve gerçek anayasa taleplerini perdeleme riski vardır. Ayrıca Pakistan kan ağlamaktadır. O kardeşlerimizin Kurtuluş Savaşımızda bize ellerinden gelenin fazlasını yaptıklarını nasıl unuturuz. Çamurların içinden buğday taneleri toplayan o kardeşlerimiz dururken bizim beş yıldızlı otellerde iftar sofralarında tafra atmamız yakışık almaz. Bu Allah’ın gücüne gider. Ümmetin bir ferdinin bağrı yandığında diğerleri orada olmalı değil mi? Bütün işi gücü bırakıp bakanlar kurulu Pakistan’a gitmelidir. Bu saçma sapan referandum münazarasından da bir an evvel vazgeçilmelidir. Utanmalıyız. Kanada ve Fransa bile bizden çok daha evvel ve önemli miktarda yardım yaptı. Bu zilletten kurtulmalıyız.

6. Yani aziz başkan kendini kullandırmazdı. Kendi edasını tavrını ortaya koyardı. Bin yıllık terkibin peşinde olurdu. İktidarı da muhalefeti de seviyeli biçimde eleştirirdi. Ama ne evet kampanyasına, ne de hayır kampanyasına alet olurdu. O bir süreç olarak gün be gün değerlendirirdi. Evet diyenlere de, hayır diyenlere de kendi saygınlığını koruyarak yaklaşırdı. Ama aynı zamanda sandığı protestoyu da, yahut gidilip hem “evet”in hem “hayır”ın üstüne mühür vurma eğilimlerini de saygıyla karşılardı. Sonunda da Pakistan dramı ortaya çıkınca net tavrını gösterirdi: “bırakın bu işleri, fırıldak olmaya gerek yok. Bu can bu tende bir an var, bir an yok, ne diye bu lüzumsuzluklar peşinde koşturuyorsunuz” diye uyarırdı. “Bırakın bu saçma münazaraları, ne yapabilecekseniz Pakistan’a yapınız” derdi. Kendi de çeker giderdi Pakistan’a! Onun şefkatli, tertemiz eli, elimin üstündeki güçlü eli hepimizi hakiki meselemize çekerdi. Ve daha önce -ölümüyle- yaptığı gibi son üç gün kala bütün seçim zırıltılarını sustururdu. Ya referandum iptal edilirdi, ya da kimse sandığa gitmez Pakistan için elinden geleni yapardı.


Bu sözlerime yalan diyecek biri varsa gelsin.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye