Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.06.09, 11:14 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17.12.08, 16:48
Mesajlar: 237
SOHBET VAKTİM
Muhsin Yazıcıoğlu
http://www.habervaktim.com/sohbetvaktim.php?id=16

(Röporaj: Yener Dönmez - Engin Kaşdaş)

Seçim öncesinde BBP iyi bir rüzgar yakalamıştı. Zira makro ekonomik göstergeler pozitif olsa da, AK Parti'nin özgürlükler noktasında çok şeyi çözemediği belirtiliyor. Ama o dönemde birdenbire rüzgâr değişti. AK Parti daha da güçlenerek her iki seçmenden birisinin oyunu aldı. Peki, sizin açınızdan ne oldu da rüzgar yön değiştirdi?
Şimdi 28 Şubat süreci, milliyetçi sağ ve milliyetçi sol koalisyonunu sağladı ve PKK'nın siyasallaşma sürecinde en önemli kırılma noktası olan eşkıya başını affetme görevini yaptı. Ve Türkiye'yi 21 Şubat krizi ile başbaşa bırakarak gitti. 21 Şubat 2001 krizi, Türkiye'de her kemsimde istikrarsızlık korkusu oluşturdu. 'Aman Türkiye bir istikrarsızlığa daha uğramasın, yeni bir kriz dalgası gelmesin. Onun için de tek başına yönetecek bir iktidar iş başına gelsin' havası oluşturuldu. Bütün olup bitenlerin koalisyondan kaynaklandığı, bunun için de tek başına bir iktidarın istikrar açısından daha uygun olacağı kanaati yerleştirildi.

"TüRKİYE UYUMLU BİR AKTöR OLDU"

Tabi, yaşanmış olan büyük ekonomik kriz aynı zamanda tüm kesimler üzerinde başka bir psikolojik baskıyı da oluşturdu, bu da şu: Türkiye uluslar arası sorunlara müdahale edemez çünkü borcu vardır. çok borçlu, ekonomisi bu kadar kırılgan olan bir ülke çevresindeki sorunlara bulaşamaz. Bulaşırsa daha büyük sıkıntılar yaşar. Bu bir hazırlıktı çünkü ABD Afganistan ve Irak'ı işgal edecekti, bu işgal operasyonunda Türkiye ekonomik krizden ötürü başını kaldıramaz durumda olmalıydı. çevresindeki sorunlara müdahale etmek yerine bu sorunların akışına kendini bırakmalıydı. Nitekim seçimin sonuçları bunu sağladı. Tek başına bir iktidar geldi. Ve Ortadoğu'daki işgal operasyonu sırasında Türkiye'de her kesim 'bu kadar borcunuz var, içeride kriz yaşıyorsunuz, bu sebeple kime kafa tutacaksınız? Siz ancak olup biteni seyretme pozisyonunda olun, etliye sütlüye dokunmayın, 'kırmızı çizgiler' diye iddialarınız olmasın. Ve Büyük Ortadoğu Projesi'nin(BOP) içinde uyumlu bir aktör olarak yerinizi alın' demeye başladı. Nitekim öyle de oldu.

"FELLUCE'YE SES çIKARAMADIK"

'Coni'ler, Felluce'de camilere postallarıyla girip, insan katliamı yaparken Türkiye'de doğru dürüst bir tepki gösterilmedi. Neden, çünkü 'Türkiye'de iktidarda bulunanlar sen daha mı Müslümansın? Onlar da bunu görüyorlar. Onların yapmadığını sen niye yapacaksın? Onlar bilmiyor mu senin bildiklerini?' gibi sözlere muhatap olundu ve Türkiye daha olumlu, daha ılımlı, daha uyumlu bur ülke olmak noktasına getirilmiş oldu. Aynı şekilde içeride ekonomik olarak da neyi yüklerseniz onu taşıyacak pozisyona geldi insanlar. İki bürosu varsa bire indirdiler. Parçalı aileler birleşti. Tasarruf ederiz diye ve 21 şubatın etkisiyle. Ve tasarrufu öğrendi insanlarımız o zorluklar içerisinde. Dolayısıyla da İMF'ye dayalı ekonomik modelin getirdiği tüm külfeti sessiz ve uyumlu bir şekilde taşıdı. Onun için içeride ekonomik olarak da bir sorun çıkmadı. Sendikalar grev yapmadılar. özelleştirmeler istendiği gibi yapıldı ve toplumun her kesimi ılımlı ve uyumlu hale geldi. Bu 4 buçuk yıl bu şekilde hem iktidarı rahatlatan hem de Türkiye'nin içeride ve dışarıda ılımlı ve uyumlu davrandığı bir dönem olarak geçti.

"ARAYIŞLARIN ADRESİ BBP OLDU"

Tabi tek başına iktidardan beklentisi olan önemli bir kesim de hayal kırıklıkları oldu. İnanç özgürlüğü için bir adım atılmadı. YöK ve katsayı gibi sorunları yaşayan meslek liseliler ve imam hatipliler gibi kesimler sorunlarına hiçbir çözüm getirilmemiş olmasının getirdiği hayal kırıklıklarını yaşadılar. Ve yavaş yavaş insanlar itiraz etmeye, başını kaldırıp gerçekleri görmeye başladığı sırada toplumda yeni arayışların oluşması gayet doğaldı. Bu arayışların yöneldiği siyasi parti de BBP idi çünkü tutarlı, istikrarlı, milli, yerli ama aynı zamanda demokratik, özgürlüklerin yanında olan, devletin güvenliği ve milletin özgürlüğünü uyumlu bir şekilde bir arada götürmeye çalışan Büyük Birlik Partisi, toparlanan büyüyen gelişen bir siyasi parti olarak gündeme geldi.

"CUMHURBAŞKANI SEçİMİ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ"

Fakat Cumhurbaşkanlığı seçimi birçok şeyi değiştirdi. CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimini hedef göstererek toplumu meydanlara çağırması, buna paralel olarak yapılan cumhuriyet mitingleri, arkasından TBMM'nin Cumhurbaşkanını seçememesi ve bir erken seçime mecbur kalması, gece yarısı bildirisi bunlar AK Parti'nin bütün defosun kaybettirdi toplum nezdinde. Ve vatandaş büyük fotoğrafa baktı, ayrıntılara hiç aldırmadı. Ayrıntıları görmedi. çiftçi çok zorda olduğunu, sorunlarının olduğunu söyledi, ürettiğinin, emeğinin karşılığının girdi maliyetlerini bile karşılamayacağını ifade etti ama 'kime oy vereceksin' dendiğinde 'AK Parti'ye dedi. 'Neden' diye sorulduğunda o büyük fotoğrafa bakarak 'bunlara bu fırsatı vermeyeceğim' dedi.

"MİLLETİN ŞİFRESİNİ çöZDüLER"

'Bunlar' derken CHP ve o çizgideki zihniyeti kastetti. Gece yarısı bildirisi de (27 Nisan) toplum da ters tepki yaptı. Bunlar bilinçli mi yapıldı bilinmeden mi, onları tartışmak lazım. Artık bu milletin bütün kodlarına giriyorlar ve şifrelerini çözdüler. Dayatmalar karşısında bu millet tam tersini yapıyor. 27 Mayıs darbesi olmuş, ilk fırsatta seçim sandığında halk onun karşılığını almış. 12 Mart muhtırası olmuş ilk fırsatta onun karşılığını vatandaş sandıkta almış. 12 Eylül olmuş, darbe ile iş başına gelenler Turgut özal'a karşıtlıklarını açıklamışlar, halk Turgut özal'ı daha güçlü şekilde iktidara getirmiş. 28 Şubat post modern darbesi yapılmış o darbe Büyükşehir belediye başkanını görevden almış, bir iktidarı görevden uzaklaştırmış ama sonunda iş başından uzaklaştırdığı iktidarın devamını halk daha güçlü bir şekilde iktidara getirmiş. Yıpranmış defolu hale gelmiş, temel sorunu çözmemiş olan AKP iktidarını da CHP'nin ve 27 Nisan bildirisinin daha güçlü şekilde iktidara getirdiğini söylememiz hiç yanlış olmaz. Bunun birçok açıdan ispatını yapmaya da hazırım. Asgari 12 puan etki yapmıştır.

BİLİNçLİ Mİ YAPILDI?

CHP ya da 27 Nisan muhtırasını yayınlayanlar bunu bilinçli mi yaptı diyorsunuz?
Yani CHP bunu bilinçli yapmamışsa da kendi tabii çizgisiyle bunu yapmış olabilir ama medyayı yönlendirenler, daha küresel hedefleri gerçekleştirmek isteyenler, onlar kesinlikle bilinçli hareket ediyor diye düşünüyorum. Bu toplumun tepkileri, refleksleri nerede vereceğini, toplumun atar damarlarının hangi noktada olduğunu gayet iyi biliyorlar. Bu bir karamsarlık değil ben sadece bir tespiti yapıyorum.

"ASLAN PAYINI KİMLER ALIYOR?"

Toplum mühendislerinin işine yarıyor bu gelişmeler. Mesela Doğan grubu bu süreçte 168 basamak yükselmiş, ancak halka baktığımız zaman asgari ücret ortada. Hayat standardında bariz bir yükselme gözlenmiyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Asgari ücretlinin, çiftçinin yaşam standardında, emeklinin, memurun hayat standardında bir değişiklik yok geriye gidiş var ama buna karşılık Türkiye ekonomisinin makro düzeyde büyüdüğü ifade ediliyor. Bu kadar büyükse çiftçinin tarlasına, esnafın tezgahına, çalışanların ücretine yansıması lazım. Ama böyle bir durum yok. Bu pay kime gidiyor? Aslan payını kimler alıyor buna bakmak lazım. Buna baktığınızda yabancı sermaye çok ciddi bir şekilde kazanıyor. Türkiye'de medya-sermaye-siyaset ilişkisi ile iş çevirenler daha çok kazanıyorlar ve büyüyorlar. O bakımdan da toplum mühendislerinin istedikleri oluyor. Kendilerine göre yönetip yönlendirebiliyor ve istedikleri sonucu çıkarabiliyorlar.

BBP'nin seçim öncesinde yakaladığı hava neden bir anda kesildi ve yön değiştirdi? Bağımsız olarak seçime girme kararı aldınız…
BBP olarak seçim öncesinde böyle bir havayı yakalamıştık. önümüzde iki ay daha vakit lazımdı, iki ay daha olsaydı şartları bir hayli değiştirebilirdik ama Cumhurbaşkanlığı seçimine dayalı olarak bir erken seçime gidilmiş olması milletvekili seçimlerini cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gölgesinde bıraktı. Bundan dolayı da bazı kesimlerle konuştuğumda aldığım cevap, tepkiler dolayısıyla seçimin sonucunu tahmin etmekte beni pek yanıltmadı. öylesi anlarda bir kör nokta oluşuyor, o kör noktalara takılıyor her şey ve seçmen ayrıntıları dinlemek bile istemiyor. İktidarın eksiklikleri, hataları bunlara hiç bakmıyor. Mesela 'Cumhurbaşkanını halk seçsin' diyorum 'evet.' O zaman '4 buçuk yılda bu iktidar bunu değiştirebilirdi. Bu imkanı vardı, gücü vardı. Cumhurbaşkanı seçiminin olacağını biliyordu' diyorum, 'Bilmiyorum' diyor. çünkü cumhurbaşkanlığı seçimiyle oluşturulacak gerilimden bir siyasi iktidar projesi çıkaracaklardır. Onun için yaptılar. Yar başında yaka paça olup birileriyle, sonra da aşağı düşerken halka bıraktılar. Yine mağduriyet politikası takip ettiler. Mağduriyet siyasetinden bir iktidar ortaya çıkacağını bilen kesimler de gayet güzel iş tuttular.

"MHP SEçİMDEN DERS ALDIĞINI SöYLEDİ"

MHP ve Devlet Bahçeli'nin seçim öncesi ve seçim sonrası politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kulislerde Bahçeli'nin şansını iyi kullanamadığından söz ediliyor. Bu anlamda Muhsin Yazıcıoğlu ismi sürekli ön plana çıkıyor. Bir birleşmeden de söz ediliyor. Var mı böyle bir şey?
Neticede MHP seçim öncesinde çok keskin sonrasında çok yumuşak bir çizgiye geldi. Seçim öncesindeki keskinliği seçim stratejisi olarak, seçim sonrasındaki uyumlu ve ılımlı yaklaşımını da seçimden ders almış olmakla sağladıklarını ifade ettiler. Ya da böyle bir yol izlediler. O bakımdan tabi ki her şeye 'hayır' diyen her şeye karşı çıkan bir muhalefet yaklaşımını ben de doğru bulmuyorum. Mutlaka olumlu şeylerde de takdir edebilmek o istikamette katkı sağlamak gerekiyor. Siyaset siyah ve beyaz gibi yapılması mümkün değildir, doğru da değildir. Siz bir proje ortaya atarsınız iktidar devamını getirebilir. İktidar olmadan sizin ortaya koyacağınız bir proje mümkün değildir. Neticede iktidarla iş birliği yapacaksınız. Bu açıdan MHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrı olumludur.

"SANDIKTAN çIKANA SAYGI DUYULMALI"

Sandıktan yeni çıkmış bir siyasi partiye, cumhurbaşkanı seçebilecek imkanı olduğu halde 'bunu sen yapamazsın' diye dayatmak mümkün değildir. Vatandaş yönlendirilmiştir bu ayrı bir konu ama en azından sandıktan çıkana razı olmak, saygı göstermek gibi bir yaklaşım demokratik bir yaklaşımdır, doğru bir yaklaşımdır. MHP'nin her şeye rağmen güçlü bir grubu var. 70 kişi ile çok şey yapılır. İstendiği an mecliste gündem oluşturulabilir. İktidarın olumsuz politikaları karşısında çok ciddi gündemler ortaya konulabilir. Buna imkânları var. Grup bu önemli bir güç.

"BİRLEŞME çABALARI OLMALI"

Bir birlik beraberlik oluşturulmalı mı, oluşturulmalı elbette. Bunum yolu nasıl bulunur, tabi ki neler yapılması gerekiyor. Fikri lider yaparak kişilere takılmadan oluşturulacak birliktelikler daha istikrarlı bir yapı oluşturur. Biz bu seçimlerde halkın bu tarafını bildiğimiz için Cumhurbaşkanı seçimine takılacaklar, yine 'aman cumhurbaşkanı seçmesine engel olacak bir zaaf ortaya çıkartmayalım' düşüncesiyle oy verecekler dedik. Vatandaş bir kere 'barajı geçemeyecek' düşüncesine kapıldıysa kolay kolay oy vermiyor. Sağlıklı, güven veren, bizim fikirlerimizle çatışmayacak, bizi zora sokmayacak, ama aynı zamanda meclise girmeyi de sağlayabilecek bir ittifak projesi oluşmadı Bu tarzda bir ittifak mümkün olamadı. Bu olmayınca biz de bağımsız aday olarak girdik. Ama bu dönemde böyle arayışlar olabilir. önümüzdeki süreç içerisinde şartlar ne getirir ona bakmak lazım. Oturup bekleyelim diye bir şey yok. Herkes üzerine düşeni yapmaya çalışıyor, yapıyoruz da.

"TBMM'DE çOK İŞ YAPTIK"

TBMM'de bir milletvekili olarak temsil ediliyoruz ama bu dönem içerisinde gençliğimiz ve öğrencilerimize yönelik girişimlerimiz oldu. öğrenci affını gündeme getirdik. Türk dünyası ve Kıbrıs'ta, daha çok entegrasyona gitmemiz gerekirken oradaki diplomalara Türkiye'de denklik verilmiyordu, onunla ilgili bir çalışma gündeme getirdik. öğretmenlerimizin sorunlarını, Bağ-Kurluların sorunlarını gündeme getirdik. çevreyi, tabiat varlıklarımızı koruyacak denetim görevimizi yaptık. Kısa zaman içerisinde mecliste bu tarzda gündemler oluşturduk ama önümüzdeki süreç meclis genelini de iyi değerlendirerek milletin milli refleksini milli beklentilerini gelecek umudunu organize edecek, yönlendirecek girişimlerde bulunacağız.

"YAŞ KARARLARI YARGI DENETİMİNE AçIK OLMALI"

Geçen ay biz bir taraftan sınır ötesi operasyonu tartışırken, öte taraftan YAŞ kararları gündeme geldi. Cumhurbaşkanımız, Başbakan iken sözkonusu kararlara şerh düşmüştü. Şu anki Başbakanımız ve Milli Savunma Bakanımız da aynısını yaptı. Dolayısıyla Sayın Gül'ün, geçmişte kendisinin ve şu anki hükümet üyelerinin şerh düştüğü bu kararları onaylamasıyla bir tezat görüntüsü ortaya çıktı. O dönemde dünyanın da gözleri üzerimizdeydi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
YAŞ kararlarının yargı denetimi altına girmesi gerekir. Tabi bu TSK'nin terfi sisteminin yargı denetimi altına girmesi demek değil. çünkü terfi sistemi mutlaka kendi disiplini içerisinde, kendi kurallarına göre olmalıdır. Disiplin ve ordudan ilişiğin kesilmesi konusunun denetim altına girmesi gerekir. Yargı, yürütme, yasama erklerinin arlılığı prensiplerinin her yerde işlemesi lazım. Tutarlılık bakımından doğru olan budur. Yaş kararlarının yargı denetimine girmesi ordudaki disiplini de ortadan kaldırmaz. Eğer askerlik mesleğine uygun olmayan tutumlar varsa, askerlik kurallarına uygun olmayan bir yaklaşım tarzı ortaya konuluyorsa, askeriye bu kuralları deklere ettikten sonra bunlara uygun olmayanlar yargıya gittiği zaman zaten bu doğrultuda yargı kararını verir. Burada mutlaka yargı denetiminin olması gerektiğini düşünüyorum.

"SEçMENE SELAM YOLA DEVAM"

İlk sene şerh konmasını takdir etim, ikinci sene kuşku ile baktım şimdi saygı da duymuyorum çünkü yasa koyucu konumda olan birilerinin yasayı değiştirmek yerine sürekli şerh düşerek hareket etmesini samimi bulmuyorum. Biraz da sadece 'seçmene selam yola devam' anlayışıyla hareket edildiği kanaatindeyim. Birinci sene yeni iktidara geldiler diye hak verdim, ikinci sene şerh koydular, henüz düzeltemediler dedim ama üçüncü sene, dördüncü sene beşinci sene olmadı. çok samimiyeti yok. Madem karşısın, getir meclise 125. maddeyi değiştir. Genelkurmay başkanı da kendisine sorulduğunda dedi ki 'biz kanunlara göre hareket ediyoruz.' Anayasanın 125. maddesi bu imkânı veriyor onlara. Asker yasa dışı bir şey yapmıyor. Ama bu yasa vicdani değilse değiştirip uygun hale getireceksiniz. Hukuka uygun değilse hukuka uygun hale getireceksiniz. Bir tarafta yasa duracak diğer taraftan yasayı değiştirmesi gerekenler sürekli şerh koyacak. Yanlış bir şey.

"YAŞ KARARLARINI DENETİME AçMAK İçİN 125. MADDEYİ DEĞİŞTİRİN BİTSİN"

Atılanlara gelince, netice itibari ile TSK kendi iç denetimini kendine göre yapıyor. Bir YAŞ kararı dönemi var, bir kurul karar veriyor. Bu kurul karanını verdikten sonrası uygulamaya geçiyor. Başkanlığını Başbakan yapıyor. Orada ceza alanları bilmiyor, sadece önüne gelen dosyadan aldıkları cezayı görüyor. Her sene şerh düşüyor. Tanıyor mu atılanları tanımıyor. Atılanların hangi gerekçelerle atıldığını biliyor mu, önüne dosyalar geliyor. Ama 'yargı denetimine tabi olmalıdır' diyor. TSK da diyor ki madem öyle bunun için 125. maddesini değiştir. Bunu sormak lazım. Şimdi başörtüsü meselesinde aynısını yapmıyorlar mı? Rahatsızlıklarını ifade etmiyorlar mı? Değiştir o zaman. Dolayısıyla milleti bu kadar şeye sokmanın anlamı yok. Millet sana niye verdi bu yetkiyi? Benim tavrım gayet açık. çok netim. O bakımdan bu alandaki davranışlarını onaylamıyorum. İlle de şerh koyuyorsanız ikinci sene TBMM'ye getirip değiştireceksiniz.

KUZEY IRAK OPERASYONU VE TERöRLE MüCADELE

PKK'ya karşı yürütülen operasyonları da değerlendirir misiniz? Sınır ötesi operasyon, sorunun çözümünde tek başına yeterli mi? Başka neler yapmak gerekir?
Sınır ötesi operasyon Nisan ayından bu tarafa gündemde. Biz de bir an evvel yapılmasından yana olduğumuzu sürekli gündeme getirdik. çünkü Tunceli'de karakol basılıyor. Askeri birliklerimize saldırılıyor. Topraklarımıza mayın döşeniyor. Yine sınırlarımız ihlal ediliyor. Terör kol geziyor ve bu teröristlerin eğitim yaptığı, lojistik destek aldığı yerler de sınırımızdan dürbünle görülebiliyor. Böyle bir şeyi sürdürmek mümkün değil. Bunun için de bir an evvel bu yuvalar dağıtılmalı ve teröre destek olanlar üzerinde caydırıcı bir tavır ortaya konmalıdır. Bir irade ortaya konmalıdır. Netice itibari ile gecikmiş de olsa beklenilen ve olması gereken bir hareketti yapıldı. Zaten hedef insan katliamı yapmak değildi. Dolayısıyla da amaç, bu kamplarda barınma imkânını ortadan kaldırmak, lojistik alt yapıyı ortadan kaldırmaktı. Başarılı bir operasyon yapıldı. Devamı gelmeli ve herhangi bir şekilde tavizkar davranılmamalı. Arkasında siyasi irade olduğunda TSK'nin her türlü operasyonu yapabilecek kabiliyete sahip olduğu anlaşıldı. Dışarıya da iyi bir mesaj oldu.

"TSK SIRTINI GABAR'A YASLAMALI"

Bundan sonra yapılması gerekenler noktasında önerileriniz nelerdir? Terörle mücadelede zaaflar yaşandığı yönündeki yorumları da göz önünde bulundurarak, ne tür adımlar atılmalı?
Buradan hemen gevşeyerek direkt ya da dolaylı bir af kanununa bunu dönüştürmek doğru değil. O zaman yeniden terör örgütüne umut verilmiş olur. Umutlarının tamamen kırıldığı noktada teslim olmaya zorlanmalı, devlet pazarlık yapamaz. Türkiye bu sınırlarını korumakta zorlanmaktadır. Fiziki şartlar uygun değildir. Bu nedenle mutlaka bir tampon bölge oluşturulmalıdır. TSK Gabar dağına sırtını yaslayarak Türkiye'yi savurma noktasına gelmelidir. Uydu vasıtasıyla sınırlarımız kontrol altına alınmalı ve istihbarat toplama imkânı uydu vasıtası ile yapılabilmelidir. ABD'den bağımsız olarak topraktaki metal yoğunluğunu tespit edecek sensörler konmalı ve mayın hareketlerini uydudan kontrol edecek imkânlar olmalıdır. Ve özel birlikler vasıtası ile bu mücadele sürdürülmeli. Ciddi bir istihbarat-bilgi toplama ve o bilgiyi değerlendirerek terör hareketlerini etkisiz hale getirecek mobil birlikler oluşturulmalı. Ekonomik sosyal ve kültürel olarak da milli birliği sağlayacak tedbirler alınmalıdır.

Siz her dönemde zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olduğunuzu dile getiren birisiniz. Ancak burada, AK Parti'nin bazı konuları istismar ettiğini söylüyorsunuz, 28 Şubat sürecinde Sayın Erbakan Hoca da mağdurdu ama onu samimi bulmuştunuz. Bu noktada AK Parti'ye aynı desteği vermiyorsunuz. Nedeni nedir?
O dönemde bizim de destek vererek iş başına getirdiğimiz bir iktidar vardı. Bu iktidar dış odakların tepkisine rağmen oluşmuştu. İçeride de, kapalı rejimlerden istifade ederek palazlanmış büyümüş sermaye, kapalı rejimlerden istifade ederek yer tutmuş olan bürokratik bazı kesimler o iktidarı istememişlerdi. Dolayısıyla da en fazla o dönemde yine baskı görenlerden biri bendim. Bunu bizzat hissediyordum görüyordum. O sebeple birilerinin tezgâhlayarak getirdiği bir iktidar değildi. Spontane olarak gelen tabii olarak oluşan bir hükümetti Refah-Yol hükümeti. Dolayısıyla o hükümete, daha ne yapacağını bile beklemeden müdahale edildi ve çok açık bir şekilde demokrasi dışı, insan haklarına aykırı bir proje ile yargıyı yürütmeyi yasamayı hepsini tek elde toplayarak Türkiye'de bir dönüşüm yaşatmak istediler. O zaman demokrasi dışı bir müdahale olduğu için de biz demokrasinin yanında yer aldık. Onurlu bir duruş sergiledik. Onlar başardılar o zaman için. Sanki o zamandan başlamış olan bir süreç Türkiye'yi bu günlere getirdi ve o post modern darbenin ezdiği kesimlerden bazıları ile el altından iş tuttular. Sonunda bir iş birliği, güç birliğine gittiler.

Sizce burada da bir iyi niyet aramak gerekmez mi? Mukayese yapacak olursak her darbeden sonra Anadolu insanı kendine düşeni yapmış. Menderes, Demirel, özal. Ancak Demirel, her dönemde yaptığı gibi, 'Siyaset at üstünde durabilme sanatıdır' diyor. Tayyip bey de siyaseti at üstünde durma sanatı olarak mı görüyor sizce?
Zaman zaman böyle düşünülebilir. Bu, 'o beni kullanacağına ben onu kullanayım' hesabıyla hareket de edilmiş olabilir ama sonuçlarına baktığımız zaman önemli olan kimin burada fayda temin ettiği. Buna baktığımızda Türkiye özelleştirme programıyla, sermayenin yer değiştirmesi operasyonuyla, yani milli sermayeyi dışarıya atan, yabancı sermayeyi daha avantajlı hale getiren politikalarla Türkiye'nin içeride milli kimlik açısından yaşamış olduğu dejenerasyonla, terörün meydana getirdiği tahribatla meseleye genel olarak baktığımız zaman Türkiye bu geçtiğimiz süreç içerisinde bu tür operasyonlara da maruz kaldı. Sonuçlara bakmak gerekiyor.

"KAVGA EDEREK SONUç ALAMAYIZ"

Elbette bunlar içerisinde böyle bakanlar çok, böyle dendiğini de düşünüyoruz. Kavga ederek bir sonuç alamayız. Bekleyin görün. Biri başörtülü çocuklarımıza 'aman sabırlı olun, bekleyin, bak cumhurbaşkanını seçeceğiz, anayasayı değiştireceğiz' diyerek bekliyorlar, bekletiyorlar. Bunların soncunda bir düzelme olmazsa sorun olur. Türkiye er geç bu noktaya gelmek zorunda. Yasakları sürdürerek, bu anlayışı devam ettirerek bir yere varılamaz. Artık toplum gerçekten fikir inanç özgürlüğünü istiyor, ayrımcılıklara son verelim istiyor. Hem dünya bu istikamette gelişiyor hem de Türkiye'de taban bu istikamette politikalar istiyor.

"Hİç VAKİT GEçİRİLMEMELİ"

Peki ne zaman çözülecek bu sorunlar, ya da kim çözecek, hangi iktidar bunu başaracak?
Daha fazla direnileceği kanaatinde değilim. Bu bakımdan da bu iş değişecek. Başörtülü ile açık birlikte yaşayacak, birlikte hayal kuracak. Ben temenni ederim ki, hiç vakit geçirmeden olsun. Bu meseleler bir an evvel çözülsün. Kimin çözeceğine bakmayız. önemli olan çözülmesidir. Türkiye'nin menfaati buradadır. Bu konuda atılacak her adıma destek oluruz. Bu iktidar da atsa destek oluruz, başka bir iktidar da atsaydı destek olurduk. Biz doğru adımlar atıldığında destek oluruz, yanlışlarında karşısında oluruz.

"MEDYA TELEVOLE KüLTüRü İLE İLGİLENİYOR"

Neticede yine Anadolu insanının bu birlikte yaşama isteği yerine getirilmemiş durumda. Buna karşılık bir organizasyona da rastlanmıyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Bir organizasyon yok değil ama bu projeyi dinleyen yok şu anda. Genellikle bir seçimin arkasından halk kolay kolay harekete geçmiyor. çünkü yeni bir seçimden çıkmışız. Bir siyasi parti çok güçlü bir şekilde iktidara gelmiş, her istediğini istediği şekilde yapabilme imkânına sahip ama iradesine sahip mi o belli değil. Böylesi ortamlarda bir bekleyiş oluyor. Doğal görmek lazım. çok fazla dinlenmiyor, çünkü medya daha çok televole kültürü ile ilgileniyor. Bazı sansasyonel haberlere önem veriyor. Oluşturulan gündem istikametinde söylem bekliyor millet. Onun için de şimdi düğmeye basıldığında herkes aynı anda 'vatan elden' gidiyor havasına giriyor. Ve davul da öyle çalıyor, zurna da öyle çalıyor, herkes de öyle oynuyor. Bir düğmeye basılıyor her şey sanki süt liman olmuş, 'uçtuk gidiyoruz' havasına giriyor.

"MEDYANIN PSİKOLOJİK BASKISI VAR"

Ne oldu da 33 erimiz kurşuna dizildiğinde bile gösterilmeyen tepkiler çukurca olayından sonra bir anda Türkiye'nin her köşesinde gösterildi. Ondan sonra meclisin asker gönderme kararının arkasından, yediğimiz Dağlıca baskını, askerlerimizin rehin alınıp götürülmesi, Türkiye'yi rencide ederek teslim edilmesi daha büyük tepkiyi gerektirirken bir anda her şeyi söndü gitti. Dağlıca olayı hepsinden daha ağır bir olaydı. Ama aynı tepki gösterilmedi. Şimdi medya bir şekilde psikolojik etki ve baskı altına alabiliyor toplumu ama böyle mi gider, böyle gitmez. Şu anda yeni seçimden çıkmış bir Türkiye var, bu kadar güçlü çok oy alarak gelen bir iktidar var, ağırlıklı bir şekilde iş başına gelmiş iktidar varken proje-mroje dinlemez millet.

"SAĞIR DöNEMDEN GEçİYORUZ"

Ama burası Türkiye üç beş günde her şey değişir. Ondan sonra arayış da başlar, beklentimler de oluşur. Ortaya atacağımız formüller de tartışılır. Sürdürülebilir projeler geliştirmek lazım. Dönemsel olarak değil, tabii olarak süreklilik arz edecek, tabana dayalı ciddi projeler geliştirmek lazım. Milli olacak, yerli düşünecek, mutlaka ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olacak ve demokratik olacak. Bu çerçevede sağlam, ayağı yere basan, kısa-orta-uzun vade hedefleri olan bir siyasal projeye ülkenin ihtiyacı var. Biz bunlarla ilgili çalışmalar yapıyoruz ama bazı sağır dönemler oluyor. O sağır dönemlerde çok fazla duyulmuyor. Yaptığımız teşebbüsler karşılık bulmuyor. Ama netice itibari ile Türkiye'nin böyle bir siyasi projeye ihtiyacı var, o siyasi projeyi gerçekleştirecek kadrolar da var. Ben hep böyle gitmeyeceği kanaatindeyim.


'Sağır dönem'den bahsettiniz... Belki de Türkiye'nin sağduyulu kesiminin en sağır olduğu dönem... Mesela yeryüzünün en büyük kongresi yapıldı Mekke'de. 4 Milyon Müslüman aynı anda bir araya gelerek Hacı oldu. Malum medyada hiç bahsedilmedi. Kötü şeyleri anlattılar. Noel'le ilgili haberlere ise haftalar öncesinden başladılar. Buna benzer bir örnek de, Fazıl Say Türkiye'yi terk edeceğim diyor; ancak öz vatanında parya muamelesi gören kızlarımız var. İsrail'deki Museviler 'Noelcileri istemiyoruz' diyorlar. Bu bizim ülkemizde olsaydı nasıl karşılanırdı?
Orası şeriatla yönetiliyor. İsrail şeriatla yönetiliyor ona uygun olmayan bir dini istemeyebilir. Ama bize şu mesaj veriliyor: Burada o da diyor ki siz de Müslümanlar olarak aklınızı başına alın, ona göre medya gücünü elde edin, siyasal gücün etki alanını arttırın. Kendi doğrularınızı koyun. Geleneklerinize, göreneklerinize göre önemli saydığınız günleri toplumsallaştırın. Uluslararasılaştırın. Siz de bunların yapın demektir bu.

"KABAHATİ KENDİMİZDE ARAYALIM"

Tabi kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede iktidar gücünün, belli bir düşünce ekseninde oluşmasının belli bir vadede çok daha keskin virajlara Türkiye'ye getireceği gibi iddialarla bunları yapıyorlar. Netice itibari ile toplum mühendislerinin istediklerini yapabildiğini ifade ettim. Bu küresel siyaset mühendislerinin başarısıdır dedim. Bunu kabul ettik, bir başarı var ortada. Ancak, tabi her olup biteni dış güçlere bağlamak ve onların bunu yaptığını söyleyerek işin içinden sıyrılmak büyük kabahattir. çok büyük kabahatlerimiz var. Onlar büyük proje hazırlıyorlar, istikrarla uyguluyorlar, sonuç da alıyorlar. Başarılı da elde ediyorlar. O zaman bizde bir kabahat aramamız gerekiyor. Bunu da bir özeleştiri olarak yapmamız lazım. Nerede hata yapıyoruz, nerede eksiklerimiz var, niçin birlikte uzun vadeli projeler uygulanamıyor.

"FİTNEYE DEDİKODUYA çABUK KANIYORUZ"

Bu biraz da bizim tabi yetişme kültürümüz ve dış telkinlere daha çok açık olan ve kendi doğrularını kararlılıkla savunma direnci olmayan tarzda yetişmiş olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek. Daha çok fitneye dedikoduya çabuk kanabildiğimiz, çabuk ayrışabildiğimiz, çabuk terk edebildiğimiz, kırılabildiğimiz bir gerçek. Bunlardan da yine onlar istifade ediyor. Her şeyi dış güçlere bağlayıp kolaycılığa kaçmamak lazım. Oluşturacağımız think-tank lobilerinde bu tartışmaları sağlıklı yaparak oralardan uzun vadeye dayanan iktidar projeleri ortaya çıkarmamız lazım. Türkiye'yi aşan, daha küresel düşünebilen, daha küresel projeleri üretebilen, bunların arkasında duracak iradeyi ortaya koyabilen yapılar ortaya koymamız lazım.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye