Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 67 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 7  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 31.03.09, 22:16 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
İNDEKSİ

Anadolu’nun Bağrından Çıkan Bir Lider * D. Mehmet DOĞAN

Doğruları artık kim söyleyecek? * Milay Köktürk

MUHSİN YAZICIOĞLU DEDİKLERİ...* Namık Kemal Zeybek

BİZ ŞİMDİ KİME/KİMLERE GÜVENECEĞİZ? * A. İhsan Karahasanoğlu

MECLİS'TEN TÜM ÜLKEYE, 'BÜYÜK BİRLİK' HAVASI !.. * Serdar Arseven

Başbuğ Muhsin * MUSTAFA ÜNAL

Muhsin Başkan bilemedik! * Ekrem Eraslan

Hem ALP idi, hem EREN idi, GİTTİ..* Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Gökkubbemizin çoban yıldızı: Muhsin * M. Naci Bostancı

“Er kişi niyetine” * Mahmut Toptaş

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 09:05 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Anadolu’nun Bağrından Çıkan Bir Lider

D. Mehmet DOĞAN


27.03.2009

Muhsin Yazıcıoğlu: Anadolu’nun Bağrından Çıkan Bir Lider

Muhsin Yazıcıoğlu bulunamıyor! Yol arkadaşlarıyla birlikte kayboluşlarının ikinci gününde de, bütün teknik imkânlar kullanılarak yapılan çalışmalar bir türlü sonuca ulaşmıyor...

Hükümet erkânı, bütün ilgili kurumlar, gönüllü kuruluşlar seferber olmuş. Ama elle tutulur bir sonuç yok!

Ulaşmak istediğimiz her zaman beraber olduğumuz kardeşimiz, gerektiğinde bir telefon kadar yakın dostumuz Muhsin Yazıcıoğlu 2009 yılı mart ayının sonlarında Anadolu’nun bir şehrinden çıktığı hava yolculuğu sonucu uğradığı elim kazadan sonra ilk defa ulaşılmaz bir isim oluyor...

“Muhsin Başkan” tam anlamıyla bizden bir lider. Bugünkü lider enflasyonunda bu ifade fazla anlaşılır bulunmayabilir. Mücadelesini gerektiğinde tek başına omuzlamaktan yüksünmeyen, ülküsü uğruna her türlü mahrumiyete katlanmayı göze alan, uzun bir yürüyüşü yalnız başına da yapmak hasletine sahip hakiki bir lider.

Muvaffakiyetin değil, hareketin sırrını arayan gerçek bir millet adamı.

Anadolu’nun bağrından yarım asır önce böyle bir toplum önderi çıktı. Coğrafyanın çilesini bir kader gibi yaşadı. Halkının ızdıraplarını iliklerine kadar hissetti. Onu bir gençlik lideri olarak tanıdıktan sonra, bir toplum öncüsü, bir siyasî hareket yürütücüsü olarak görmek bizi şaşırtmadı. Türk siyasetinin tanıdığı az sayıdaki sahici adamdan biri idi. Siyaseti idealinden ayrılmadı. İdealini siyasete feda etmedi. Günlük siyasetin ayartıcı cilvelerine kapılmadı. İktidarın yozlaştırıcı tasallutunun kurbanı olmadı. Her halükârda nasılsa öyle olmaya devam etti.

Tevazuda Anadolu toprağı gibi oldu. Bozkır insanının mücadelesini nesiller boyu her şeyin rağmına sürdürme iradesini kuşandı. Mehmet Âkif’in “Âsım” adını koyduğu neslin her dönemde yenilenen gerçek temsilcilerindendi. Özü sözü bir dosdoğru adamdı…

Muhsin Yazıcıoğlu, Anadolu’nun müslüman geçmişini bir miras olarak özümsemiş, geleceğe yürürken ısrarlı ve kararlı bir kanaatkârlık içinde olmuştu. Siyasetin parlak yıldızı olmak yerine, uzun soluklu kişiliği olmayı seçti. 1990’lardan itibaren, kendi etrafında oluşan bir hareketin yürütücüsü olarak tavizsiz bir yürüyüş içinde idi.

İdeal uğruna tutulan yol, yeni bir parti olarak tecelli etti; fakat iktidar elle tutulacak uzaklıkta olmayınca her seçim onu biraz daha yalnızlaştırdı. Bu seçim de muhtemelen, etrafını seyrekleştirecekti.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun seçimden önce çıktığı yolculuk sonsuzluğa doğru bir yolculuk mu olacaktı?

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 09:59 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Doğruları artık kim söyleyecek?

Milay Köktürk


Memleketin yiğit evladı, Sivas’ın karayağız delikanlısı “ardında güneş doğmayan o büyük kapı”dan karlı bir dağ başında girdi… Dünyada bir şeyler eksildi; dünya doluluğundan bir şeyler kaybetti. Bir yiğit karlı dağdan uçmağa vardı…

12 eylül tipisinden sağ çıkmıştı. Yaratan onu huzuruna bir Maraş tipisinde çağırdı; artık tipilerin olmadığı sonsuzluğa çekip aldı. O artık fani âlemin bütün soğuklarını geride bıraktı.

Mamak koğuşları onu üşütmüştü, Maraş dağları ise üşütemedi. Yazıcıoğlu artık üşümeyecek! Leyle-i Kadir’de düştüğü karlar soğuk değil, Rabbinin sonsuz merhametinin sıcaklığına giden yoldu. O, ölümlülüğün hükmüne uydu, üşüten mekânlardan ebedi sıcaklığa göç etti. Üşümeyi bekleyen ölümlüler düşünsün! Çünkü o, artık beklemeyecek…

***
Milyonlarca yürek onun tipiye tutulmasına, soğuk dağ başlarında yapayalnız kalmasına razı olmadı, herkes üzüldü…. Elim kaza duyulduktan sonra yüz binlerce kişi gece yarısına kadar “acaba bulundu mu” diye ekranların karşısından ayrılmadı.

Ne yapmıştı da milletinin gönlünde taht kurmuştu?

Yetkili makamlarından hiçbirini işgal etmeden milletin iltifatına mazhar olmak her faniye nasip olmazdı, o buna nail oldu. Belki oya dönüşmedi; ama onun tek başına idealistçe yolculuğu hep saygı uyandırdı. Sayısız insan ona sevgi ve hürmet besledi. Oy vermedi, ama ilgisini de esirgemedi.

O, “devletlü” olmamıştı. Karar alıcılar arasında değildi. Siyaset sahnesinde tek başına varlığını sürdürdü. Millet ona bu yetkiyi millet verdi; partisine değil sadece ona! O da hep doğruları söyledi, hep hakikatin yanında oldu… Kimsenin lütfuna sığınmadığından, kimseye borçlanmadı. Sadece halkına, milletine borcu vardı, onu da ödedi. İlkeli siyasetin nadide örneklerini sergileyerek!

Şimdi doğruları kim söyleyecek? Şimdi tüm çıkarlardan uzak, dimdik duruşu kim sergileyecek?

Hiçbir kanıtım yok; hiçbir teorim de yok. Ama sormadan edemiyorum; bu acı olay gerçekten bir kaza mıydı?

***

Merhum Yazıcıoğlu her şeyiyle 78 kuşağının temsil etti. Onun tüm hayat çizgisi, 78 kuşağının kavgasını ve trajedisini yansıttı.

Bir dağ başında kayboldu… Bu çağda, bu teknik imkânlar bolluğunda saatlerce kayıp kaldı. Tıpkı 78 kuşağı gibi… Bu kuşak kayıp kuşaktı.

Yazıcıoğlu siyaset sahnesindeki hızlı tempoya katılamamıştı. Parası yoktu ki uçak kiralasın… Sevenleri derme-çatma bir bütçeyle hızlandırmak istedi; o da siyaset koşusunda ilk defa helikoptere binmişti. Geç kalmıştı ve daha fazla geç kalmamalıydı… 78 kuşağı da hayata geç kalmış bir kuşaktı. Onlar hep yoksulluk sınırında yaşadılar.

O, kendi gücüne bakmadan milletin kaderini omuzlamaya soyundu ve inancının gücünü tüm fani güçlerden üstün gördü. İdealistçe, dünya nimetlerine sırt çevirerek… 78 kuşağı da kendi gücüne bakmadan ülkeyi omuzlamak istemişti. Hiçbir beklentisi olmadan, idealistçe…

O hep dik durdu. Dosdoğru ve doğrunun yanında oldu. Doğru da bu aziz milletin yanıydı. 78 kuşağı da dik duran bir kuşaktı… Yeri toplumun yanıydı.

O, faşist diktatörlerin işkencelerinden geçmiş bir mazlumdu. Son nefesini soğuklara karışarak verdi. 78 kuşağının kaderi darbelerin mazlumu olmaktı; onlar hep soğukta çaresiz kaldılar.

O, bir kuşağı mahveden darbecilerin bugünkü uzantılarının yargıya hesap verdiklerini gördü… Bu yüzden derin bir huzur duydu; tıpkı 78 kuşağı gibi. Bu kuşak şimdi, darbecilerin yakalanmasına tanıklık ettiği için daha bir huzurlu!

Bu kuşağın anneleri hep feryat etti. Onlar çok acı çekti. Merhum Yazıcıoğlu’nun eli öpülesi annesi de şimdi derin bir acı içinde…. “Yavrumu bulun” feryadından daha yürek yakıcı bir feryat var mı?

***

O, beka âlemine son yolculuğunda da milletine hizmet etti. Nasıl mı? Anlamsızlaşan seçim kavgalarına son vererek….

Mekânı cennet olsun. Rabbim geride kalanlarına sabır versin.

Yazıcıoğlu ilk cihanda azizdi, Allah öbür cihanda da aziz eylesin.

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 10:37 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
MUHSİN YAZICIOĞLU DEDİKLERİ...

Namık Kemal Zeybek


01 Nisan 2009

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve hepimizin avukatı Şerafettin Yılmaz aradı ve anlattı: “Muhsin beyle ilgili belgelerin okunması bitmiş ve suçsuz olduğu artık belli olmuştu. Kendisiyle görüştüm ve tahliyesi için talepte bulunacağımızı söyledim.”

Muhsin beyin avukatına verdiği cevabın değerini ancak bir gün bile olsa tutuklananlar iyi anlar. Ama özgürlüğün anlamını bilen herkes de anlamalıdır.

İşte Merhum’un cevabı:
“Hayır tahliye talebinde bulunmayın. Arkadaşlarımın içeride dayanma gücü birazda, benim aralarında bulunmamdan geliyor. Ben tahliye olursam ve onlar içeride kalırlarsa yıkılırlar.”

İşte Muhsin Yazıcıoğlu budur.

Ve ölümüyle bütün ülkeyi birleştirmesinin derin anlamı da bu gönül yüceliğinde bulunabilir.

Bir gün makam odasında el telefonuyla konuşuyordu. Karşısındaki kişiye “Anacığım... Anacığım...” diye sesleniyordu. Konuşmayı “Tamam anacığım her ay ..... lira göndereceğiz” diye bitirdi. Acaba öz annesiyle mi konuşuyor diye merak ettim, sordum. Hayır! Konuştuğu bir şehit annesiydi. Ve kendisini, ulaşabildiği ve kendisine ulaşabilen bütün şehit yakınlarına hizmetle yükümlü sayıyordu.
İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir başka yönü!..

Parası çok muydu? Hayır yoktu. Makam odası bir parti ilçe başkanının odası gibidir. Arabası da... Genel Merkezin aylık kirasını yetiştirmek için bizzat uğraştığına tanık oldum...

Para ile ilişkisi çok ilginç idi... 1980 öncesinde Hergün Gazetesi kadrosundan maaş alarak fedakârlık ve feragatle çalışan ÜLKÜCÜ EĞİTİMCİLER vardı. Aldıkları para zorlukla geçinebilecekleri bir miktardaydı. Muhsin Yazıcıoğlu o parayı da almadı. Çok ısrar ettik ama nafile... “Babamın gönderdiği bana yetiyor...” diyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu maneviyatçılık ve demokratik temelleri üzerinde yükselen Türk milliyetçiliği davasının dava adamıydı.

Muhsin Yazıcıoğlu ilkelerinden ödün vermektense başını vermeye hazır bir ilke adamıydı...
Muhsin Yazıcıoğlu gerçek anlamıyla bir insancıl adamdı...

Evet!... Cemil Çiçek dostumuz dosdoğru söyledi: ADAM GİBİ ADAMDI...

Konuların ve kişilerin gerçeğini bilmeyen ve öğrenmeye de niyet etmeyen sabit fikirliler ne derlerse desinler Muhsin Yazıcıoğlu gerçeği böyledir.

Kazayı öğrendiğimde Türkistan’daydım. İlk haberleri duyunca rahatladım. Hayatında eksik olmayan bir kaza yaşamış ve hastaneye kaldırılmıştı. Ama Heyhat!... Sonra kaza yerinin bulunamadığı haberleri geldi. Bulabildiğim ilk yolla Türkiye’ye hareket ettim. Sekiz saatlik Türkistan-Çimkent-Taraz-Bişkek Havaalanı yolunda dilimin ucuna vird gibi onun sözleri geliyordu:
EY SONSUZLUĞUN SAHİBİ SANA ULAŞMAK İSTİYORUM... Ve şiirin son dizesi ÜŞÜYORUM...
“Üşüyor musun kardeşim?” diye soruyordum... Hayır üşümüyordu! O, özlediği sonsuzluğun sahibine ulaşmıştı... Orada ne üşümek vardı, ne acı ne keder... Orası baştanbaşa mutluluk diyarıydı.
O, inançları uğruna yaşamış, işkencelere, eziyetlere, yokluklara katlanmış ve o uğurda şehit olmuştur.

Artık üşümüyordu.

Kamu kurumları ve kamu yöneticileri ve devletin imkanları seferber olmuştu; Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve arkadaşlarının yerini bulmak için... Ama kim buldu biliyor musunuz? Muhsin Yazıcıoğlu’nun bayrağı altında toplanan BÜYÜK BİRLİKÇİLER... BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ Döngel Köyü temsilcisi ve arkadaşları Korucu mu?.. Evet gönüllü korucu!.. Maaşlı değil... Göksun’dan yola çıktılar ve buldular. Değerli dost Ahmet ŞANVERDİ de olaydan 4 saat sonra oradaydı...

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ Genel Sekreteri Yalçın Topçu, başkanlık divanı üyeleri bu tehlikeli ve her türlü kışkırtıcı eyleme açık dönemi, üstün vatanseverlik, soğukkanlılık ve akılcılıkla düzgün yönettiler. Onları kutlamak gerekiyor. Onlar gözyaşlarını engelleyemediler; Hep ağladılar ama asla aklın ve vicdanın gösterdiği yoldan sapmadılar.

Sivas’a gelince... Sivas ‘Yiğit Sivas’ olduğunu bir kere daha ispat etti. Bu evliya tabiatlı oğlunu bağrına bastı ve ona son görevini anlamlı bir şekilde yerine getirdi.
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.

Muhsin Yazıcıoğlu nesiller boyu sadası yaşayacaklar arasına katıldı.

RUHUN ŞAD OLSUN, KARDEŞİM... Yolculuğa birlikte çıktıklarının da...

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: BİZ ŞİMDİ KİME/KİMLERE GÜVENECEĞİZ?
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 10:54 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
BİZ ŞİMDİ KİME/KİMLERE GÜVENECEĞİZ?

A. İhsan Karahasanoğlu


01 Nisan 2009

Muhsin başkan TBMM’de iken, sayısı bir de olsa, evet bir de olsa; “bir oy garanti” diyorduk. “Hiçbir hesap içinde olmadan, yanlışa mutlaka karşı çıkacak bir oy garanti!” diyorduk kendi kendimize.
“Bu teklif yanlış ama, şimdilik o yanlış teklife, şu sebeble destek vermek gerekiyor” türünden ince hesaplar içinde olmadan, dosdoğru şekilde ‘hak’tan yana olan garanti bir oy olduğunu biliyorduk. Hiç şüpheye düşmeyeceğiniz, doğrudan yana olacak, asgari bir dik duruşun varlığından emin oluyorduk..

“Bu yönde oy kullanmak doğru.. Ama bunu öneren siyasi parti bizim rakibimiz. Bu yönde oy kullanırsam, rakip siyasi parti bundan puan kazanır” hesaplarına düşmeden, kim fazladan faydalanırsa faydalansın, milletin menfaati hangi yönde ise, o yönde oy kullanacak en az bir liderin varlığından, kesinlikle tereddüt etmiyorduk..

“Şu koalisyon hükümetini dışarıdan desteklersem, hem hükümet içinde olmam hem de hükümete dediklerimi yaptırabilirim. Böylece parti tabanında, ‘O parti ile nasıl koalisyon kurabiliyorsunuz’ eleştirilerini ekarte etmiş olurum, hem de hükümetteymiş gibi, istediğimi yaptırırım” türünden ince taktikler içinde olmayan bir parti başkanının (daha fazlasını temenni ederiz ama), en azından bir tane olduğundan emin idik..

Her gün aleyhinde söylem geliştirdiği siyasi partinin içinde bulunduğu hükümete güvenoyu verip, tabana da “Mecburduk. Millet için verdik” ikiyüzlülüğü yapmayacak bir siyasetçinin mevcudiyetinden, hiç mi hiç şüphemiz yoktu.

Diğer siyasi liderlerin de, onun gibi içten pazarlık yapmadan, doğru bildiği yönde tavır almasını istiyor, onu bir örnek olarak sunabiliyorduk.

Onu, dürüst lideri, kafasında binbir tilki dolaştırmayan siyasetçiyi; Muhsin Yazıcıoğlu’nu dün toprağa verdik.

Şimdi biz, kimlere güveneceğiz?

Kimlerin; şu veya bu pazarlıkla, hangi olayda nasıl oy kullanabileceğinden emin olabileceğiz?
Seçim öncesinde farklı, seçim sonrasında farklı tavır alan siyasi partilerin bolluğu içinde, Muhsin Başkan’ın net tavrını kimlerde bulabileceğiz?

1991 seçimlerine girerken, “Demirel ile İnönü’nün ortak hükümet kuracağını kim söyleyebilir”di?

Her ikisi de, hiç kimsenin küçücük bir ihtimal bile vermeyeceği şekilde yan yana geldiler, birlikte hükümet kurdular...

Her ikisi de, seçimde oylarını aldıkları seçmenlerine ihanet ettiler.
Demirel ve İnönü önemli değil. Önemli olan düzgün gidiş. Verilen söze ihanet etmemek.
Dahası var..
Demirel ve İnönü birlikte hükümet kurarlarken, kim derdi ki, “İnönü’nün amansız karşıtı MHP, bu hükümete dışarıdan destek verecek” diye?

Tabii ki hiç kimse, böyle bir “dışarıdan desteği” tahmin edemezdi!
Ama o da gerçekleşti..
Kim derdi ki, “Ürkeklere değil, erkeklere oy verin” diyen bir siyasi parti, kendi milletvekilinin başını açtıracak?
Maalesef, bunu da yaşadık biz...
Bunu ve daha nicelerini..
İşte bu güvensizlikler ortamında, sadece Muhsin başkan, seçmenin kendisinden beklediği ne ise, hiç şaşırmadan, şaşırtmadan aynen ifa etti!

Hem 1991 seçimleri sonrasında hem de ondan sonraki yıllarda..
1991 seçimleri sonrasında, Demirel-İnönü birlikteliğine, “güvenoyu” vermedi.
Kendisine güvenenlerin, güvenine ihanet etmedi.
Sonraki yıllarda izlediği çizgi de, hep “seçmenin kendisine oy verirken düşündüğü tavır” yönünde oldu..

Seçmen ona oy verirken, “gerekirse darbecilerle pazarlık yapar” diye aklından hiç geçirmedi.. O da, seçmenin aklından geçirmediği böyle bir tavır içinde hiç olmadı..
Seçmene ne yönde vaadde bulundu ise, seçimden sonra durduğu “yer” de, hep aynı “yer”di! Hep aynı vaad noktasında idi.
Şimdi o yok.

“Onun gibi bir milletvekili hiç yok” iddiasında değilim. Ama söyler misiniz, kaç milletvekili için, gönül rahatlığı ile, “Kesinlikle yanlış tekliflere peki demezler. Şahsi menfaati hangi yönde olursa olsun, yanlışa mutlaka karşı çıkarlar” diyebilirsiniz?
Kaç milletvekili için, “İnce hesaplar peşinde olmazlar. Kendilerine göre bazı akıl yürütmeler yapıp, ‘ülkem için menfaat bu yönde’ aldatmacası ile, yanlışı kesinlikle desteklemezler..” diyebilirsiniz?
Düne kadar “Bir milletvekili garanti” diyorduk..
Şimdi “kaç milletvekili için” aynı garantiyi verebiliyoruz?
Siz; kaç milletvekili için, “Ölümüne de olsa, ‘hak’tan ayrılmazlar” diyebiliyorsunuz?

-Vakit-

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 11:01 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
MECLİS'TEN TÜM ÜLKEYE, 'BÜYÜK BİRLİK' HAVASI !..

Serdar Arseven


01 Nisan 2009

“Ben sonsuzluğu düşünüyorum, Ey sonsuzluğun sahibi, Sana ulaşmak istiyorum!..” diyordun; Ulaştın.

Şimdi, “Güvercinler ülkesinde” dolaşıyorsun...

Büyük dâvâ adamı;
Mekânın cennet olsun.
-
“Çağlayancerit”ten “Yer”köy’e giderken;
“Kahraman”maraş’ın merkez ilçesine bağlı “Döngel” Köyü yakınlarındaki “Kanlıçukur” mevkiinde;
“Şahin” kayalıklarının civarında düşen helikopter...

Hissedişler:
“Bırakın bu helikopter işlerini, hava koşulları kötü olunca uçamayız. Tehlikeli bir şeyler olur. Beni öldürecek misiniz?!.”

“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi... Gitti!..”

“Üşüyorum!”

Her şey ne kadar berrak, “bembeyaz” karların üzerinde “bembeyaz” bir gömlekle...
“Bembeyaz bir güvercin” gibi...“Gül rengi” bir helikopter!.. Onda refleks haline gelmişti, şüphem yok...
Giderken, vurgulaya vurgulaya “Şehadet” getirmişti.

Daha güzel bir ölüm tasavvur edilebilir mi?..
Ölümümüz, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nunki gibi olsa...

Ve götürülüşümüz;
Milyonlarca seveninin gözyaşları, duaları, tekbirleri arasında...
“İyi bilirdik”lerin, “Helal olsun”ların “usulden” değil de “gönülden” ifadesiyle gitsek...
Tekbirler inletse dört bir yanı, Meclis’in ortasından yükselen ses, Meclis’teki “Tabur”da yankılansa...
Emniyet’e, Genelkurmay’a, Kuvvet Komutanlıklarına; “Devlet”e ulaşsa!..
Devletin merkezinden dört bir yana “İşte Büyük Birlik” mesajı ulaşsa!..
Büyük Birlik; “Tekbirlerde”, “Dualar”da...
Muhsin Yazıcıoğlu, hatırlarsınız ya; “G.Ö.R” diyordu...
“GÖR” Ankara!..
Bak ve “GÖR”...
“Büyük Birlik” için ne lazımmış ve “bölücülük” neymiş...
“GÖR” ve “Anla.”

Muhsin Başkan gibi, ne güzel.

Götürüp, Merhum Mehmet Akif’in veya bir başka Allah dostunun yanıbaşına yatırsalar bizi...

Bundan güzel bir gidiş tasavvur edilebilir mi?..
Yüzbinlerce seveninin dualarıyla...
“İstikameti” besbelli bir “beyaz güvercin” gibi.

BİR ÜLKÜCÜ... BİR KÜRT DOSTU!..
Na’şının ardından yürürken, anılar canlanıyor gözümün önünde...
Elhamdülillah, boşa geçirmemişim Ankara’daki yıllarımı...
Ona ve siyasi hareketine dair yüzlerce makalem var...
Onu her vesileyle manşetlere taşımaya çalışmışım; O’nu anlatmaya, bu kirli politika arenasında O’nun farkını ortaya koymaya...
Bunlar benden değil ya; Yüce Allah yaptırdı!...
Dedi ki bana; “Bari biraz işe yara!..”

Anılar, anılar...
Bendeki de tuhaflık...
Gitmişim bir gün, “Sayın Başkan!” demişim:
“Şu Kürt sorunu denilen mesele gittikçe içinden çıkılmaz hal almakta!.. MHP, Kürt kardeşlerimizi, Din kardeşlerimizi itip duruyor!.. Bu parti, meselenin içinden çıkılmaz hal almasının kendisine siyasi rant getireceğini mi düşünüyor ne!.. DTP’nin yaptığı da tersinden MHP’ninkine eş!.. Din kardeşliğinden ötesinin ‘teferruat’ olduğunu ancak siz anlatabilirsiniz!..”
Böyle dedim...
Ve; Muhsin Başkan’ın “baş sallamak suretiyle” sözlerimi onaylamasından cesaretle ekledim:
“Lütfen çalışma arkadaşlarınızla birlikte bir Güneydoğu seferine çıkın!.. Allah aşkına, Kürt kardeşlerimizle buluşun!.. Ve bir ‘Ülkücü’ olarak, Kürt kardeşlerimizin de haklarına sahip çıktığınızı gösterin!.. Onlara, Türkiye’ye ve dünyaya mesaj verin!..”

Merhum Başkan, “istişare” etmeden karar almazdı... Bu hassasiyetle “Tamam” dedi; “Arkadaşlarımızla görüşelim bu meseleyi!..”
İki gün sonra... Muhsin Başkan hatta:
“Hadi gidiyoruz! Madem senden çıktı bu fikir, sen de geliyorsun!..”
Atladık ve gittik beraber...
Diyarbakır’dan başlayarak, Şırnak’a kadar, Kürt kardeşlerimizle sarmaş dolaş bir seyahat oldu...
Nerede durduysak; Kürt kardeşlerimiz etrafımızı sardı...
Muhsin Başkan’ı onların da ne kadar çok sevdiklerini fark ettim sefer boyunca...
O kadar ki;
Şu benim deli-dolu hallerim işte;
Muhsin Başkan’a gecenin bir yarısında;
“Gelin sokağa çıkalım, Şırnaklılarla buluşalım” deyiverdim...
“İyi haber olur”du...
Allah biliyor, o an öyle düşündüm...
Muhsin Başkan, hiç tereddüt etmedi...
“Hadi arkadaşlar!” deyip, yola çıkıverdi...

Şırnak sokaklarında, dava arkadaşlarıyla Muhsin Yazıcıoğlu, ben ve Diyarbakır Söz TV’den bir kameraman.
Bir polis arabası uzaktan takip ediyor…
Şırnak sokaklarında, saat 1 civarları...
Az ileride internet kafeler var; oraya yöneldiğimizde gençlerin topluca dışarı çıktıklarını görüyoruz...
Yaklaştığımızda fark ettiğimiz o ki, korkuyorlar!..
“Kim bu gelenler, bize ne yapmak istiyorlar!” bakışlı gençlere Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanıtıyorum...
İçlerinden biri heyecanla, “O’nu tanıyoruz” diyor...
Muhsin Başkan da, sayıları kısa sürede 50’yi aşan gençlere, “Ben geldim, ben Muhsin, endişe etmeyin, sizlerle kucaklaşmaya geldim!..” diye sesleniyor...
Gençlerden biri atılıyor hemen... Muhsin Başkan’ın Güneydoğu’dan bahis açıldığında hep dile getirdiği şu ifadeyi kullanıyor:
“Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayak bastığı yerde korku olmaz!.. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayak bastığı yerde gül olur, sevgi olur!..”

Bir sarılıyor ki Kürt gençleri Muhsin Başkan’a;
Ve Muhsin Başkan onlara!..
Sevgi çözüyor kardeşlerim, sevgi çözüyor, “Gül kokusu” her derde deva oluyor!..

Ben yürüyorum, Muhsin Başkan önden gidiyor...

Ben yürüyorum, burnuma mis gibi “gül kokusu” geliyor!..

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 11:12 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Başbuğ Muhsin

MUSTAFA ÜNAL

m.unal@zaman.com.tr

Cenazenin kalabalık olacağı sabahtan belliydi. Sadece memleketi Sivas'tan değil, Türkiye'nin dört bir yanından başkente doğru araçlar akarken, şehir merkezinde trafik güçlükle ilerliyordu. Anadolu insanı, akın akın otobüslerin camlarına astığı posterlerle Muhsin Yazıcıoğlu'nu son yolculuğuna uğurlamaya geliyordu.

İlk tören Meclis'teydi. Siyasetin eski yeni bütün simaları oradaydı. En zor zamanlarda bile 'millî iradeye' yaptığı vurgularla tanınan Yazıcıoğlu, Meclis'e omuzlarda veda etti. Hüzünlü bir görüntüydü.

Asıl tören Kocatepe Camii'ndeydi. Camiye çıkan bütün yollar insan seli. Mahşeri bir kalabalık... Araçla ulaşmak imkânsız. Caminin avlusu, ağzına kadar dolu. Kalabalık avlunun dışına taşmış durumda. Kabına sığmayan gençler çoğunlukta. Yaşlı ve kadınlar da azımsanmayacak oranda.

Kitleye sağduyu hakim. İzdihama yol açmamak için herkes son derece dikkatli. Taşkınlık yok. Gözler yaşlı. Yüzlerde hüzün. Sürekli tekbir ve dua...

Kalabalıkları buraya toplayan ne parti organizasyonu ne de siyasî yakınlık. Muhsin Yazıcıoğlu'na duyulan sevgi. Son görevi yapma düşüncesi... "Ben İzmir'den sırf cenaze namazı için geldim." diyen gençlere de rastladım, ta Erzurum'dan geldiğini söyleyenlere de. Bırakın BBP'yi, siyasetle ilişkisi olmayanlar çoğunlukta sanki.

Bir vatandaş, "Benim siyasetle işim olmaz. Yazıcıoğlu'nu seviyordum, o yüzden geldim." dedi.

Belli ki insan mahşeri kendiliğinden oluşmuş. Küçük gruplar halinde kimi otobüsle kimi de özel araçlarıyla uzak-yakın demeden koşup gelmişler. Ben, son yıllarda ne cenaze ne de bir başka organizasyonda bu kadar kalabalığı bir arada görmedim.

Yazıcıoğlu, birkaç hafta önce seçimi konuştuğu bir televizyon programında "Sandığın sultanı olamadım ama gönüllerin sultanı oldum." demişti. Kocatepe Camii'nden taşan kalabalık, bu sözün doğruluğunu tasdik ediyor. Adını verdiği 'büyük birliği' kendi cenazesinde sağladı.

Bir genç, caminin merdivenlerinden aşağıya doğru büyütülmüş eski bir fotoğrafı tutuyor. Renkli değil. Siyah beyaz günlerden kalma. Karlı bir kış günü omuzlarda taşınan bir cenazeden enstantane. Dikkatlice baktığımı gören bir arkadaş, "Bu unutulmaz bir fotoğraf, İstanbul'da ülkücü Mustafa Erol'un cenazesinden." dedi.

Caminin avlusunda dikkat çeken pankartlar da var. Birinde 'Sevdan da, kavgan da bizimdir yiğit adam' diye yazıyor. 'Seni hiç unutmayacağız' yazan atkılar göze çarpıyor. Tekbir ve dualar hiç susmuyor. Küçük grupların zaman zaman cılız da olsa dile getirdikleri 'Şehitler ölmez vatan bölünmez' sloganı tepki çekiyor ve anında tekbirlerle bastırılıyor.

Siyaset erkânı tam kadro camide. Siyasetçilerin cenaze törenlerinde görmeye pek alışık olmadığımız Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, en ön safta. Bir jest olduğu kesin. Yazıcıoğlu, sadece milletvekilliği yaptı. Hükümetlerde görev almadı. Bir devlet yöneticiliği yok.

Başbuğ'un cenazeye katılmasının bir başka anlamı olabilir mi? Malum, Muhsin Yazıcıoğlu'nun en zor yılları Mamak'ta geçti. 12 Eylül askerî darbesinin sonucu. Hücrede kaldı, işkencelere uğradı. Başbuğ'un cenazede bulunması acaba bir özür anlamı taşır mı? Veya iade-i itibar. Niye olmasın?

Yazıcıoğlu, askerî darbelere en sert tepki veren siyasetçilerdendi. 28 Şubat'ta sivil siyasete müdahaleyi kabullenemedi. İtirazını yüksek sesle dile getirmekten çekinmedi. O süreçte, "Millete çevrilen namluya selam durmam." dedi.

Cenaze töreninde ilginç simalar vardı. Rahşan Ecevit, onlardan biriydi. İlerlemiş yaşına rağmen uzun süre ayakta bekledi. Cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu kıldırdı. Yazıcıoğlu'ndan söz ederken söylediği bir cümle dikkat çekiciydi: 'O istikamet sahibiydi'. Caminin içini dışını dolduran yüz binler bu sözü tasdik etti. Ebedi istirahatgâhı olarak seçilen Taceddin Dergâhı, Muhsin Yazıcıoğlu'nun misyonuyla örtüştü. Oraya yakıştı.

Biz de şehadet ediyoruz ki; Yazıcıoğlu istikamet sahibiydi, mekânı cennet olsun...

01 Nisan 2009, Çarşamba

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 13:35 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Muhsin Başkan bilemedik!

Ekrem Eraslan



“Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdımı cehennem kesilir sevdimi cennet
Eller bilirim haşin, hoyrat, mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı, sorulacak bir hesabı
Her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır”

Erdem BEYAZIT


Peygamber çiçekleri arasında sonsuzluğun sahibine, vuslata erdiğin Kahramanmaraş’ın senden önce rabbine kavuşan güzel insanı, şair Erdem BEYAZIT’ın ifadeleri adeta seni anlatıyor.

Uzaklardan tanısak da seni,

Hüzün var yüreklerimizde…

Sitayiş var kelimelerimizde…

Sorularımız var boğazımıza düğümlenmiş… Hem kendimize hem birçoklarına…

Kendimize soruyoruz “kendimizden bildiklerimizi neden kaybedene kadar fark etmeyiz?”

Fark edenlerimize soruyoruz “Neden bize fark ettirmediniz?”

Gözlerimiz ve aklımız uzaklarda ışık ararken dibindeki gölgelere kaçtığımız mumları fark edemiyoruz, ta ki eriyene kadar…

Seni kaybetmekle, siyasetin ve dava edinilen kutsalların örnek omurgalı duruşunu da kaybettik. Siyaset bezirganlarının elinde her gün biraz daha ucuzlayan dava sensizliğe alışamayacak başkan…

Sen; kökleri arzın derinliklerinde dalları arşın sonsuzluğunda eğilmez bükülmez binlerce yıllık yüce bir davanın gereği hep dik ve derin, biz ise hep savruk ve yüzeysel olduk…

Sonsuzluğun sahibine yürüyüşün, vicdan aynamızdan yüzümüze çirkinliğimizi vurdu. Sana övgüler düzmek vicdanlarımızı rahatlatmayacak. Bunu biliyoruz…

Çünkü seni hep uzaklardan sevmeyi tercih ettik ama omuz omuza vermeyi düşünmedik bile…

Varlığının çadırımızın görmediğimiz direği olduğunu, sessiz savaşının derviş yüreğinin çığlığı olduğunu,dik duruşunun bizim onurumuz olduğunu, en fırtınalı en zor zamanlarda güvenli bir liman olduğunu ve aklımızdan habersiz yüreğimizin seni ne kadar sevdiğini bilemedik…

Güzel insan, bizim bilemediklerimizi bilen Rabbimiz seni rahmet deryası ile kuşatsın…

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 13:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Hem ALP idi, hem EREN idi, GİTTİ..

Prof. Dr. Namık Açıkgöz


namikacikgoz@boyuthaber.com

27.03.2009

Adını, ilk defa 1977’de duymuştum. Efsane bir gençlik lideri idi. Veteriner Fakültesinde de öğrenciymiş.

Genel Başkan idi ve silahların yeniden patlamaya başladığı bir dönemde, “Eller silah değil kalem tutmalı” sloganını yaygınlaştırmak için var gücüyle çalışmıştı. Ama nâfile!… Mermi namludan çıkmıştı ve Türkiye’yi uçurumun kenarından döndürecek olan “Eller kalen değil, kalem tutmalı” projesi, akâmete uğramış, takip eden yıllarda, kan gövdeyi götürmüştü. Bu defa, hareketin zirvesinin muhalefetine rağmen, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganını yerleştirerek Anadolu mayasının özüne işaret etmişti.

Onunla 1978 yılında bir ara beraber çalıştık. O genel başkandı; bir grup arkadaşla beraber TÖMFED (Töre Musiki, Folklor ve Edebiyat Derneği)’de görev aldık. Fakir, genel sekreterlik görevi yaptı. Orada, soyadını unuttuğum Ahmet, Muzaffer Şenduran (udi) ve Haşim Akten gibi iyi insanları tanıdım.

Maalesef, silah seslerinin edebiyat ve musikinin sesini kıstığı bir dönemdi. Bazı güzel faaliyetler yapılmıştı TÖMFED’de. Ve bugün, kültür ve sanat camiasında önemli yerler işgal eden bazı yazar, şair ve fikir adamlarının ilk fidanlığı olan Divan dergisinin temelleri TÖMFED’de atılmış; ilk toplantılar, Demirtepe Fevzi Çakmak sokağındaki dernek binasında, yoğun sigara dumanları arasında yapılmıştı. O toplantıda kimler yoktu ki?!…. Fakir, Beşir Ayvazoğlu, Ali Akbaş, Yağmur Tunalı, Ayhan Pala, Ahmet Nezihi Turan, Cemal Kurnaz…

Divan dergisinden ne imzalar çıkmamıştı?!... Bazıları kamuoyu önüne ilk kez çıkan Ömer Lütfü Meteler, Ahmet Turan Alkanlar, Ali Akbaşlar, Musa Doğanlar, İsmail Güneşler, Naci Bostancılar, Lütfü Şehsuvaroğlular, Mustafa Çalıklar …

Divan dergisinin içeriğine karışmadan çıkarılmasında onun rolü çok büyüktü. Çünkü o, geleceğin silahla değil, kalemle kurulacağına inanıyordu. Dergimize müdahale edildiğinde de, biz dergiyi çıkarmaktan vaz geçtik… Zaten dergi, bizden sonra birkaç sayı daha çıkıp kapandı.

Sonra 12 Eylül 1980 gece baskını…

Her birimiz bir yana savrulduk… Bazılarımız Mamak zindanlarını mesken tuttu. Eleştirdiğim yerleri olsa da o, Mamak zindanlarını Yusufiye’ye çevirenlerdendi; “Üşüyorum” dese de, Mamak zindanlarını Yusufiye sıcaklığına dönüştürenlerdendi.

Yıllarca onu takip edemedim; zaten hareketle de arama mesafe girmişti…

Yıllar sonra onunla 1992 Ağustos ayında karşılaştık…

Elazığ’daydım… O da, “asıl tehlikenin meclis merdivenleri ve koridorlarındaki kravatlılar olduğunu” söyleyen ve tek “emir”le yüz binleri sokağa dökecek bir “kudret”le yolunu ayırmış, yeni açılımlar için Anadolu’ya fikir tohumları ekiyordu.

Yeni bir yol ararken yayımladığı Milli Mutabakat Metni, entelektüel seviye, üslup ve içerik olarak Türk siyasi tarihinin en önemli manifestolarından biridir. Keşke bu metin arşivlerden çıkarılıp kamuoyuna tekrar sunulsa.

Elazığ’da bir-iki gün kalmıştı. Arkadaşlar, bir akşam Hankendi köyüne gideceğini söylediler ve fakirin de gelmesini; harekette yeni açılım tekliflerimi kendisiyle konuşmamı istediler. Gittim… Küçücük bir köy kahvesiydi buluştuğumuz yer. Kahvede 8-10 kişi ha var, ha yoktu… O, dinleyicisinin az olmasına aldırmadan, yüz binlere hitap eder gibi heyecanla konuşuyor; konuşulanları, büyük bir ciddiyetle dinliyordu.

Dernek kültürünü, siyasi alana aktarmayı başaran biriydi; bu yüzden amatör ruhunu asla kaybetmedi. Yaşı ilerlemesine rağmen 25 yaş idealizminden hiç vaz geçmedi.

Hareketi, 1992’lerden bugünlere kadar, tavizsiz bir şekilde devam ettirdi. Uzlaşmacıydı ama inandığı değerlerden asla taviz vermedi; hiç oportünist olmadı.

Ben onu Ömer Seyfeddin’in “Pembe İncili Kaftan”ındaki adaşı Muhsin Çelebi’ye benzetirdim. Çünkü ikisi de müdânâsız ve kimseye eyvallahı olmayan insanlardı. Son yıllarda yaşanan olaylar karşısında, dimdik durmasını bilen ve söylenmesi gereken her şeyi apaçık söylemekten zerrece çekinmeyen yiğit bir insandı. İsteseydi, önünde açılmayacak ikbal kapıları yoktu; fakat asla buna tenezzül etmedi.

1992’den sonra onunla bir daha karşılaşmamıştık ama sığlıktan derinliğe giden yollarda zaman zaman düşüncelerimiz kesişmişti. Eski sevgilimle arama mesafe koyduktan sonra, en büyük ayak bağlarım, eski sevgilimin mensupları olmuştu fakat hiçbir zaman onun hareketinin mensuplarından, olumsuz bir tavır görmedim.

Yeni dünyayı okumak ve dünyayı yeniden okumak konularında bazı farklılıklarımız olmuştu ama ana ilkelerde hiç farklı düşmemiştik.

Karlı dağlarda yitirdik onu…

“Üşüyorum” demişti, üşüyerek can verdi…

Şiirindeki yarpızların arasında gitti…

Muhsin idi; muhlis idi, mü’min idi, müşfik idi, mükrim idi!… Adam gibi adam idi!...

Gitti!...

Gidişiyle Türkiye’ye bir şeyler öğretti, gitti…

Vatanın her zerresini hakkıyla bilmediğimizi öğretti, gitti…

Allah göstermesin, yarın öbür gün bir savaş çıksa, o dağları yeterince bilmediğimiz için gerekli vatan savunması yapılamayacağını gösterdi, gitti!...

Er idi, er idi
Eren idi er idi
Erdi Hakk’ın katına
Yüreciğim eridi

Ruhunuz şâd olsun onunla beraber Hakk’a yürüyenler!...

Ruhun şâd olsun Muhsin Yazıcıoğlu!...

Ruhun şâd olsun ey alp kişi, ey er kişi, ey eren kişi!...

***
Önceki yazımda, 29 Mart seçimlerinin, kalıcı bir izi olmadığını söylemiştim. Yazımı gönderdikten sonra, o meş’ûm ve menhûs kazayı öğrendim. Maalesef, 29 Mart 2009 seçimlerini hep onun Hakk’a yürümesiyle anacağız.

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu için Yazılan Yazılar
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 13:53 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Gökkubbemizin çoban yıldızı: Muhsin

M. Naci Bostancı


BBP Genel Merkez binasının en üst katında oturuyoruz. "Biz" dediğim, seksen öncesinde Ülkü Ocakları'nın genel merkezinde çalışmış olan kişiler. Seksenden bu yana yirmi dokuz yıl geçmiş. Ama aradaki yılları bir anda silip bizi seksen öncesine götüren Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşadığı kaza.

Dramatik anlarda "biz"leri böylesine seksen öncesi yıllara savuran nedir? Belki "ölüm kalım" gibi ancak seksen öncesine ait olan, sonraki yıllarda yüzleşmediğimiz o duygu. Olağan zamanlarda da geçmişe yönelik dikkat ve muhakeme oluyor herkeste ama kimi anlar bir anda aradaki yılları yaşanmamışa çeviriyor, "biz"ler birdenbire kendimizi otuz yıl öncesinin o tozlu, o siyah beyaz atmosferini, ama aynı zamanda kardeşlik ruhunu solurken buluyoruz. Bu "kardeşlik ruhu" mühim. Niçin öyle olduğunun üzerine çok laf söylenebilir ama duyarlılıklar bütün bu lafların daha ötesinde bir yerde kendi gerçekliklerine ilişkin parlama anlarıyla varlıklarını sürdürüyorlar.

Bizler, otuz yıl önce sakalları yeni yeni çıkmaya başlayan, avuçlarında küre-i arzı çevireceklerini hayal eden, dünyaya karşı cüretkâr bizler, bugün yaşanmışlıkların öğrettikleriyle daha sakin ve daha ağırbaşlı gibiyiz. Bazen, yıldızın parladığı anlarda, yılların tecrübesiyle gençliğin cüretini birleştirme girişimlerimiz olmuyor değil. Ama biliyoruz ki bunu en iyi, en güzel, en örnek şekilde yapan insan, şimdi karın ve sisin altında, şimdi insanın değerini bilmeyen, canlıları ve cansızları kendi hoyrat karakterinde benzeştiren zalim tabiatın içinde. Eldeki bilgiler her türlü ümit girişimini daha baştan akamete uğratacak nitelikle olsa bile, Yazıcıoğlu'nun kimliğine, kişiliğine ilişkin zihnimizdeki imge, onun dünyevi şartları tersyüz edecek kapasitesini hatırlatıyor bize. Bu umutla umutsuzluk arasında savrulduğumuz zamanlarda bu hatıralara güvendik. Hayatı boyunca en zorlu şartlardan sağ salim çıkmış, güçlüklerle baş etmiş, fizikî kurallara direnmiş bu kişinin öyle kolay bir şekilde pes etmeyeceğine inanmak istedik. Kimse onun vefat etmiş olabileceğine dair ihtimaller üzerine konuşmak istemedi tabiatıyla, ruhani bekleyiş kendisine akılcı dayanaklar oluşturmaya çalıştı.

BBP'nin önünde gece gündüz sürekli bir kalabalık bekledi. Gergin yüzler, yaşaran gözler, içilen sigaralar... Binanın önünde seyyar çay ocakları kuruldu. Televizyon kanallarının naklen yayın araçları da oradaydı. Olağanüstü bir haber trafiği vardı. Ankara'da da sıcaklık geceleri eksilerde geziyordu. Üşüyenler daha bir sarılıyorlardı paltolarına. Üşümekte sanki mistik bir özdeşleşme duygusunun yankısı vardı. Maraş'taki o dağlık yerde üşüyenlerle ahlaki bir dayanışma söz konusuydu. Muhsin Başkan ve yol arkadaşları orada karın, soğuğun altındayken burada biz sıcak evlerimizde olamayız! Görüntünün özeti buydu. Aynı tablo Türkiye'nin başka yerlerinde de mevcuttu. En çok da Maraş'ta kaza mahalline yakın yerlerde Yazıcıoğlu'nu ve arkadaşlarını kurtarmak amacıyla bölgeye gelmiş sivillerde bu duygu tecelli ediyordu. Onlar sırtlarında incecik elbiseleri ve ayaklarında iskarpinlerle koşmuşlardı. Her türlü tabiat şartına meydan okuyan bir sevginin açıklaması bu. Akli değil ama kalbi. Soylu ve göz yaşartıcı. Kazanın ardından Türkiye'de ortaya çıkan tablo Yazıcıoğlu'na yönelik sevginin ve takdirin siyasal rakamlara indirgenemeyeceğini gösterdi. Kendisi bir yerlerde öyle demiş: "Bizi sevenler bize oy verseler sonuç bambaşka olur." Sevmek ve oy vermek demek ki bazen aynı yerde buluşmuyor. Bu millet kimilerine kalbini kimilerine oyunu veriyor. Eğer böyle bir kaza yaşanmamış olsaydı, Yazıcıoğlu'na, kişiliğine, neler yaptığına dair bilgiler medyada iki üç satır, iki üç görüntüden ibaret olacaktı. Kaza, arka planda yaşananları, onun hayat çizgisinde nelerin olup bittiğini öne çıkarttı. İnsanlar gördüler ki, Yazıcıoğlu'nun hikâyesi, siyaseti, insanlık anlayışı kendilerinin hikâyesi. Yaşanan Anadolu'nun ta kendisi... Helikopterle son yolculuğuna çıkmadan önce adını kimselerin duymadığı bir kasabadaki mitinginden görüntüler verildi. Metropollerde yüz binlerin katıldığı, bol bayraklı, pankartlı, bir büyük şehrin bağrına yaslanmış mitinglerden ne kadar farklıydı. Bir bakıma o mitingleri bir Hollywood yapımı gibi düşünürsek, kasabadaki o miting bu topraklara ait bir sahihlik taşıyordu. Defalarca ekranlara getirilen, adeta katılanların her birinin kasketinin, yüz çizgilerinin, uzaklara bakışlarının ayrıntılı bir şekilde verildiği o miting, bu coğrafyanın ortak kimliğinin resmiydi.

Oradan ayrılırlarken parasını hep birlikte ödeyerek kiraladıkları bir helikoptere binip gittiler. Alın terlerinin, emeklerinin, her kuruşu helalinden kazanılmış paralarının karşılığıydı. İnsanlar bunu gördüler. Yazıcıoğlu'nun farklı zamanlarda yapmış olduğu konuşmalar getirildi ekranlara. Şimdi herkes daha bir can kulağıyla dinledi söylenenleri, arkasındaki anlamları çoğalttı, söylediklerinin ruhuna nüfuz etmeye çalıştı. Şiirini dinlediler. Üşüyorum, diye biten şiir bugün yaşananla canlı bir kesişme taşıyordu. Adeta Yazıcıoğlu'nun hayatına ilişkin her anlatı, "yoğun kar yağışı" ile sonlanan bir bağlama yerleştirilip oradan anlaşıldı. Siyasetin, hesapların, oy oranlarının hiçbir öneminin bulunmadığı insani bir bağlamda okundu yeniden her şey. Öyle olduğu için de siyasal sınırlar anlamını yitirdi. Başka partilerde olan, hatta tahayyülleri itibarıyla sanki Yazıcıoğlu ile hiçbir düzlemde buluşamayacak gibi görülenler dahi siyasetin bu derinliklerinde yaşananlardan ne kadar ortak duyarlılıklar çıkartılabileceğini gördüler ve içlerinin acıdığını hissettiler. Anadolu'nun insanlarını daha bir dikkatle Yazıcıoğlu'na çeken en önemli hususlardan birisi de, ayrıntıları gün ışığına çıktıkça şahit oldukları onun soylu romantizmiydi. Romantizm derken kastım, "siyasal gerçeklik" adına çeşitli meşrulaştırmalarla kimi yaklaşımların evcilleştirilmesine prim vermemesi, her vakit kıblesini dosdoğru bir şekilde tutmaya çalışmasıydı.

Seksen öncesi ülkücülerini sembolize eden en önemli resimlerden birisi, kar altında bir cenazenin kaldırılış resmiydi. O resmin yanında Abdürrahim Karakoç'tan bir dörtlük bulunurdu:

Ellerin yurdunda çiçek açarken
Bizim ele kar geliyor kardaşım
Kimler çizmiş bu hududu gönlüme
Dar geliyor dar geliyor kardaşım.


Ortak haleti ruhiyenin resmiyle örtüşen bir son yaşamıştır Yazıcıoğlu. Tıpkı o resimdeki kar yağışı gibi bir yağışın altında son yolculuğuna çıkmıştır. Kazanın ardından tüm siyasi partilerin seçim çalışmalarını bırakıp acıda ortak olmaları önemlidir. Bir toplumu bir arada tutan değerler vardır, ortak duyarlılıklar vardır. Yazıcıoğlu, yaşadığı kazayla bu duyarlılıkların hatırlanmasına vesile olmuştur. Bizim siyasi tartışmaların, gerginliklerin, hesapların ötesinde ortak bir gök kubbemiz olduğunu hatırlatmıştır bize. O şimdi bu gök kubbenin en tepesinde parlayan bir çoban yıldızı olarak ebediyettedir. Allah'tan ona ve yol arkadaşlarına rahmet diliyorum.

M. NACİ BOSTANCI
01 Nisan 2009, Çarşamba

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 67 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 7  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye