Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Bu başlık kilitlenmiştir mesajlarınızı düzenleyemez veya cevap gönderemezsiniz.  [ 15 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 26.03.09, 11:34 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Muhsin Yazıcıoğlu

(1954)


1954 yılında, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu.İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptı.Yüksek öğrenimini yapmak üzere 1972’de Ankara’ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde tamamladı.1968’de cemiyetçilik çalışmalarına başladı. Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı. Ankara’ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-78). 1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu.

1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu. 12 Eylül 1980’de yapılan darbenin ardından, MHP Ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak cezaevine konuldu. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Muhsin YAZICIOĞLU 7,5 yıl cezaevinde kaldığı bu davadan herhangi bir ceza almadı. Muhsin YAZICIOĞLU, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, mağdur olmuş ülkücülere ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.

1987’de arkadaşları ile birlikte MÇP’de siyasete girdi. MÇP’de Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 1991 genel seçimlerinde üç partinin oluşturduğu ittifak bünyesinde, milletvekili adayı oldu. “O, inançlarınızı Meclis’e taşıyacak.” sloganıyla, Sivas’tan milletvekili seçildi. 1992 yılı Temmuz ayında, bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP’den ayrıldı.

29 Ocak 1993 tarihinde Büyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi. 24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak, yeniden parlementoya girdi. 28.02.1996 tarihinde ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü. BBP Genel Başkanlığına seçildi.

1996 yılında Devrin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den hükümet kurma görevini alan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan yürüttüğü müzakereler sonucu Doğru Yol Partisi ile bir hükümet protokolü imzalamayı başarmıştı. Necmettin Erbakan tarafından kurulan Bakanlar Kurulu hakkında 8 Temmuz 1996 Pazartesi günü yapılan güvenoylamasında hükümet güvenoyunu, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun, “Müslümanların iktidarına engel oldular dedirtmeyeceğiz” sözleriyle verdiği destek ile almıştı. Güvenoylamasında 278 kabul,
265 red; 1 de çekinser oy kullanılmıştı. 18 Haziran 1997 tarihinde Erbakan koalisyon protokolü çerçevesinde görevi DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'e devretmek üzere istifasını Cumhurbaşkanı'na verdi. Ancak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümeti kurmakla ANAP Genel Başkanı Mesul Yılmaz'ı görevlendirdi. Muhsin Yazıcıoğlu'nun Erbakan Hükümeti'ne "karşılıksız desteği" 30 Haziran 1997 tarihinde sona erene kadar devam etti.

Muhsin Yazıcıoğlu son olarak 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde Sivas'tan milletvekili seçildi.

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 26.03.09, 12:15 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
BBP Lideri MUHSİN YAZICIOĞLU'nun ERBAKAN HÜKÜMETİ'NE GÜVENOYU VERECEKLERİNİ AÇIKLADIĞI 6 Temmuz 1996 Cumartesi günkü TARİHİ KONUŞMASI

BAŞKAN – Muhsin Yazıcıoğlu Beyefendiye söz vereceğim; Sayın Yazıcıoğlu, buyurun efendim.
Sayın Yazıcıoğlu, efendim, bilginizi yenileme açısından süreyi ifade ediyorum; 15 dakikadır süreniz.
Buyurun.

MUHSİN YAZICIOĞLU (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, ülkemiz, artık, kronikleşmiş sinyalleri veren hükümet kriziyle karşı karşıyadır. Söz konusu kriz, ülkemizin sadece bugününü etkilemekle kalmamakta, büyük ümitler beslediğimiz 2000'li yıllara hazırlıklarımızı da olumsuz şekilde etkilemektedir.
Türkiye, içte ve dışta çok büyük problemlerle karşı karşıyadır. Dışarıda Türkiye aleyhine oluşturulmuş olan ittifaklar, ülkemizi bir ateş çemberi içerisine almaktadır. İçeride vatandaşlarımızın karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlar, gelir
dağılımındaki bozukluklar ve süratle çürüyen değerler, siyasetteki yozlaşmalar, ülkemizin insanını her geçen gün daha çok
sıkıntıya sokmaktadır. Milletimizin ufkunu karartan, ekonomisini istikrardan uzaklaştıran, tarihî ve coğrafî avantajlarını zayıflatan
bu siyasî istikrarsızlıkların son bulması için, sorumluluk hisseden herkese büyük görevler düşmektedir. Büyük Birlik Partisi, bu
sorumluluk ve görev şuurunun bilinci içerisinde olan bir partidir.
Biz, Büyük Birlik Partisi olarak, Programını tartıştığımız bu Hükümetin, ne resmî ne de gayri resmî ortağı değiliz. Meclis
aritmetiğinin Partimizi kilit duruma getirmesi, kendilerini kabulcü ya da retçi diye tanımlayan taraflar ve onların medyadaki
destekçilerinin farklı yorumlarına yol açmış; fakat, Partimiz, hiçbir pazarlığın içerisinde olmamıştır.
Bugünkü noktaya getiren biz değiliz. Refah Partisi de, Doğru Yol Partisi de bu ülkenin gerçekleridir. Bizim, Büyük Birlik Partisi
olarak, bu iki partiyle, ortak noktalarımız olduğu kadar, ayrı noktalarımız da vardır. Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasına göre
kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisinden Refah Partisine kadar bütün siyasî partiler, demokrasimizin vazgeçilmez unsurları olarak
değerlendirdiğimiz, ülkenin hakikatleridir.
Biz, ne retçilerin ne de kabulcülerin oluşturmuş olduğu atmosferin içerisinde bulunmak istemedik. Ne yazık ki, ülkeyi bu hale
getirdiler. Kim getirdiyse, asıl sorumluluk onların üzerindedir. Birkaç gündür, âdeta, bir vicdan girdabı içerisine bizi sevk etmiş olan
bugünkü ortam; maalesef, sorumluluk duygusu içerisinde olan, ülke manfaatlarını düşünen, parti çıkarlarının, kişisel çıkarlarının
üzerinde memleketini düşünen bir insanın karşı karşıya olduğu bugünkü girdaptan çok daha kolay çıkmak isterdim. Ben, bugüne
kadar, insanlarımızın, bu kilit noktaya gelmiş olan partinin nasıl tavır göstererek sonucu ne şekilde etkileyeceğini düşünerek bize
bakmış olmasına ve bu kararı geciktirirken, acaba insanlarımızı üzüyor muyum, diye büyük endişelerime rağmen, ne yazık ki,
bizim hassasiyetimiz, pazarlıkçılık olarak değerlendirilmiştir. Buradan, medyamıza da üzüntülerimi ifade etmek istiyorum.
Türkiye'nin süratle sivil toplum olmaya ihtiyacı var, sivil toplum öncülerinin kendi inisiyatifleri doğrultusunda siyaseti
yönlendirme hakları var; ama, bu hakkı hiçbir zaman kullanmadılar. Kapılar arkasında iki kişinin, üç kişinin meydana getirmiş
olduğu oldubittilere, önce partiler, sonra millet, razı olmak mecburiyetinde kaldı.
Ortak değerlerimiz olmasına rağmen, birçok ortak yönümüz olmasına rağmen, Refah Partisinin iktidar olma noktasındaki aşırı
hevesliliğinin, belki de iktidar olma noktasındaki açık olmayan, şeffaf olmayan şu anki koalisyon görüşmelerinin meydana getirdiği
ortam, hepimizi sıkıntıya sokmuştur; ama, bugünkü noktaya ben getirmedim. Her şey şeffaf olmalıydı, millet huzurunda olmalıydı.
Mecbur muyduk, biz bugün, yolsuzlukları örtmek üzere kurulan bir koalisyonu tartışmak, belki de onu desteklemeye mecbur
kalmak... (BBP ve ANAP sıralarından alkışlar) Ama, bu havayı -bu noktaya gelmiş olmasına rağmen- bu noktaya biz getirmedik.
Ben, Anavatan Partisiyle beraber seçimlere girmiş birisi olarak, istiyorum ki, Anavatan Partisinin daha etkin olmuş olduğu bir
koalisyon kurulsun. Başından itibaren, bu noktada, üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyorum. Anavatan Partisi ile Refah Partisi
arasında bir koalisyon kurulmuş olsaydı, ne Refah Partililer bugün rahatsız olacak ne Anavatan Partililer rahatsız olacak ne de biz,
bugünkü vicdan muhasebesiyle bu kadar karşı karşıya kalmayacaktık.
Efendim, bu en güzelidir diye demiyorum; demokrasinin akışı istikametinde, demokratik geleneklere uygun olarak, sandıktan
çıkana razı olma anlayışı yerine getirilseydi, hiçbirimiz rahatsız olmayacaktık.
Evet, belki, Cumhuriyet Halk Partililerin arzusuna uygun söylemiyorum; ama, unutmayınız ki, siz de, demokrasinin akışına,
sandıktan çıkana razı olsaydınız, bugünkü çelişkiyle karşı karşıya kalmazdık. Eğer demokrasi diyorsak, o zaman, sandıktan
çıkana razı olacaktık.
Burada, Sayın Çiller'in, dünya ahret hiçbir görüşüne iştirak etmiyorum. Her şeyden evvel, adalet anlayışına inanmıyorum.
Seçimler boyunca, sadece, rakibi olan Anavatan Partisini vurmak için, sadece, Anavatan Partisine karşı avantaj sağlamak için,
zamanında, bağımsız mahkemelerde beraat etmiş olan Ökkeş Şendiller arkadaşımıza, hiçbir insaf ölçüsü ortaya koymadan,
maalesef, bir hanımefendinin zarafetine asla uydurmadığımız bir şekilde, yakıştıramadığımız bir şekilde saldırıda bulunmuştur;
beraat etmiş olan arkadaşımızı, katliamcı olarak takdim etmiştir. Halbuki, bütün partilerde ülkücüler vardı; bütün partilerin
içerisinde şu anda ülküdaşlarım var. Evet, sizin "katliamcı" diye -ancak totaliter rejimlerde görülen bir anlayışla- beraat ettiği halde
suçladığınız arkadaşımızın arkadaşları kendi partinizde de vardı; ama, ne yazık ki, araştırma yapmadan, diyor ki "ben, araştırma
yapamamışım gerekli şekilde..." Nasıl, bir devleti idare eden Başbakan, araştırma yapma lüzumunu duymadan, önüne getirilmiş
olan bir bilgiyi, hiç adalet ölçüsü duymadan, gelir, kürsülerde, siyasî avantaj kazanabilmek için kullanabilir? Evet, o davranışınızla,
belki, şu Meclisin babayiğit seslerinden birisini Meclis dışı bırakmış olabilirsiniz; hiç önemli değil; arkadaşımız, aynı gururla,
aynı haysiyetle, mücadelesine dışarıda da devam edebilir; ama, ne yazık ki, adaletsizliği hiçbir şey affedemez.

Değerli arkadaşlarım, işte bugün, maalesef ki üzülerek ifade etmek zorundayım, bugün, benim burada bir davranışımı...
Sadece, programı dedik, protokölü dedik, öbür tarafta kabinesi dedik; ama, ne yazık ki, şu Meclise geldiğimiz zaman, Programın
tartışılmadığını görüyoruz. Bu Mecliste, ileriye dönük, hangisinin ne yapacağı hususunun tartışılmadığını görüyoruz. Evet, halen
bir laik-antilaik cepheleşme gibi ve sair gibi bir konuya doğru sürüklenen ve hele hele, demokrasi dışı birtakım güçlerin, filanlar
geldiği zaman ülkeyi sıkıntıya sokacağı... Refah Partisi geldiği zaman Refah Partisi ülkeyi sıkıntıya sokacaksa, ona karşı
mücadeleye hazırım; zaten, mücadele ediyorum. Refah Partisi ile ayrı olan yanlarımız dolayısıyla ayrı bir siyasî partiyiz ve bu
noktadaki mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim; ama, Anayasaya göre kurulmuş bir partinin iktidar olması halinde birtakım
güçlerin Türkiye'yi sıkıntıya sokacağı teziyle, maalesef, bugün, bizi, demokrasi mi, yoksa, demokrasi dışında totaliter baskılar mı
gibi bir tercihle karşı karşıya bıraktınız. Bugün, bizi, acaba, millet iradesi mi, yoksa, bir kısım medyanın iradesi mi diye bir tercihe
zorladınız. İşte bu noktada, ben, milletin iradesinden yana tavrımı koymak istiyorum. (RP sıralarından alkışlar)

Öbür tarafta bir şeyi söylüyorum: Sizin iktidar olmanızı engellemek suretiyle "efendim, Müslümanların iktidarını önlediniz" sözünü size söyletmeyeceğim; ama, bugün ortaya çıkmış olan Koalisyonu, vicdan rahatlığıyla...

(CHP sıralarından "Biz Müslüman değil miyiz" sesleri)

Evet, bu kürsüye gelmiş, bu memlekette başbakanlık yapmış herkes Müslümandır. Medyanın ortaya koymuş olduğu ifadeyi söylüyorum, istismarlara yol açmak istemediğimi ifade ediyorum.

İşte, bugün ortaya çıkmış olan Koalisyonu, şeffaflığı yeterince sağlamadığı ve bu noktada, yeterince tartışma zemini
oluşturmadığı için -Sayın Erbakan'ın, siyaset tarihimize geçmiş olan deyimiyle söylemek istiyorum- kerhen de olsa
engellemeyeceğim.


(RP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Yalnız, burada, şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHSİN YAZICIOĞLU (Devamla) – Hemen toparlıyorum efendim.
Koalisyon partileri, kendilerine, kerhen vermiş olduğunuz bu avantajı, limitsiz bir avantaj veya destek olarak görmemelidir. Biz,
asla, sizin Çekiç Güç ile ilgili tavrınızla alakalı değiliz. Biz, İsrail ile yapmış olunan anlaşmanın takipçisi olacağız.
(RP sıralarından "Biz de olacağız sesleri")
Evet...
Biz, büyük hassasiyetleri olduğuna inandığım Refah Partisi tabanı ve birçok milletvekilinin hassasiyetine rağmen, Koalisyon
Programında muğlak ifade edilmiş olması dolayısıyla, yolsuzluklar konusunda açıklık, kararlılık istemekteyiz.
Eğer, Sayın Erbakan, iddia edildiği gibi -alınmak, gücenmek yok- yolsuzlukların üzerine sünger çekmek maksadı taşıyan bir koalisyon oluştuysa, burada, bizim de bir katkımız sözkonusuysa, dünyada ve ahirette, elbette, bunun bir hesabı vardır; bu hesap, sizin omuzlarınızdadır.
Bu sebeple, açıklıkla bir şey ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Başında, koalisyon ortaklığıyla alakalı gelmiş olan birtakım teklifler dolayısıyla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen toparlar mısınız...
MUHSİN YAZICIOĞLU (Devamla) – Çok özür dileyerek, iki taraftan da rica ederek, birkaç dakika istirham etmek istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen...
Buyurun.
MUHSİN YAZICIOĞLU (Devamla) – Koalisyon ortaklığı teklifi Sayın Erbakan'dan gelmiştir. Daha sonra, iki partili bir koalisyon yapılmış; ama, içerisine, biz, yandan dahil edilmek istenilmişizdir. Bunu, siyaset anlayışımıza uygun olmadığı için reddettik. Daha sonra, medyamızda çıkan koalisyon pazarlıklarını -ki bunlar, gayet meşru olan şeylerdir- nasıl iki parti birbiriyle
oturup, masasına koyuyor, tartışıyorsa, gerekirse biz de tartışırdık.
Biz, iki bakanlık, üç bakanlık, beş bakanlıkla ilgili bir tartışma içerisinde asla olmadık.
"Programını, protokolünü başından tartıştığımız takdirde ancak içerisinde oluruz, yoksa
olmayız" dedik ve olmadık. Şu andan itibaren de, bu anlamda, Hükümetle hiçbir menfaat ilişkisi içerisinde, partisel anlamda da
menfaat ilişkisi içerisinde olmadık. Öbür tarafta da, eline çantayı almış, herkesi satılık zanneden, her iki taraflı...
(RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Hayır, bunu alkışlamaya hakkınız yok. Şu, iki taraflı gelip giden, son zamanlardaki milletvekili transferleri -ki bu milletvekillerinin de kendilerinden af dileyerek ifade ediyorum- hepimizin midesini bulandırmıştır. Bunların içerisinde yokuz. Bu
memlekette, onuruyla ayakta kalacak siyasetçiler de olmalıdır. Biz, burada, sadece...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yazıcıoğlu, toparlar mısınız efendim.
MUHSİN YAZICIOĞLU (Devamla) – ...şu anda meydana gelmiş olan koalisyonun, olmaması halinde, karşısında meydana
gelecek alternatifin muğlaklığı dolayısıyla esnafın, işçinin, insanlarımızın bir an evvel hükümet olma, hükümete kavuşma
ihtiyaçlarına karşı alternatifi sağlıklı getiremedikleri için şu güne kadar, sadece memleket düşüncesiyle, millet menfaatı
düşüncesiyle bu hareketi yapıyorum; ne ret cephesine ne kabul cephesine yakınlık ifade ederek bunu koymuyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

(BBP, RP ve DYP sıralarından alkışlar)

_____________________________________
T. B. M. M. TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 8 DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 1

72 nci Birleşim
6 . 7 . 1996 Cumartesi

KAYNAK: http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem20/ ... /b072m.htm

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 09:41 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.12.08, 12:25
Mesajlar: 641
2003 yılı Ekim ayında Ankara'daki Selçuklu Vakfı'nda her Cuma günü akşamı "Divan-ı Hikmet Okumaları" başlatılmıştı. (Bu program 2004 yılı Mayıs ayı sonuna kadar düzenli olarak sürdürüldü.)

Katılımcıları arasında Muhsin Yazıcıoğlu'nun da olduğu ve programın ilk dersi olan "Açılış Sohbet"ine ilgi oldukça yoğundu. Muhsin Yazıcıoğlu dersin sonunda yaptığı kısa katkılar ile Hoca Ahmed Yesevi -Q- hakkında derinlemesine bir bilgi sahibi olduğunu da ortaya koymuş ve dinleyenlerin takdirini kazanmıştı.

Özü ile sözü ile Hz. Yesevî'nin 21. asırdaki "alp-eren"lerinden birisi olarak hatırlanacaktır.

_________________
"Bismillah dep beyan eyley hikmet aytıp
Taliblerge dürr ü gevher saçdım mena..."


Hazret-i Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî [ Qaddesallahu Teala Sırrahul-Azîz ]


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 11:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Muhsin Yazıcıoğlu

Çile dolu bir hayat, sivil ve demokrat bir adam

Mehmet Baki

m.baki@aksiyon.com.tr

30.03.2009
Sayı: 747

Fırtınalı bir hayat yaşadı, pes etmedi. Hapse atıldı, üşüdü. Doğru bildiğinden dönmedi. Zor zamanlarda dik durdu. Ders aldı, ders verdi. En çok ihtiyaç duyulduğunda vefa gösterdi. Kalabalıklar içinde yalnız yürüdü; ama küsmedi. Kara bulutlar ansızın güneşini kapatınca, ‘sonsuzluğun sahibi’ne ulaştı.

***

En çok sevdiği kelimeydi yiğit. Boyun eğmeyen, dik duran tavrı, demokrat bir çizgisi vardı. Ölüm tehditlerine rağmen, inandığı davanın yükünü omuzlarından hiç indirmedi. Etnik milliyetçiliği değil, millete dayalı milliyetçiliği savunuyordu. 14 yaşında ülkücü oldu. 22 yaşında Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’na getirildi. Türkiye’nin en karanlık döneminde büyük bir görev üstlenmişti. 55 yıllık ömrüne çok şeyi sığdırdı. Hayatının 7,5 yılını cezaevinde, (5,5 yılı hücrede) geçirdi. Her türlü işkenceye maruz kaldı; küfür, hakaret, dayak, vücuduna elektrik verilmesine kadar…

Tam da Necip Fazıl’ın mısralarına taşıdığı ‘çile’ dolu bir hayat. Nihal Atsız’la milliyetçi damarını beslerken, Necip Fazıl ve Ahmet Arvasi, İslami kimliğinin oluşmasında etkiliydi.
Ülkücü camianın ‘delikanlı adam’ıydı. Bir darbe mağduru olarak siyasi hayatının her döneminde askerî müdahalelere karşı en sert tepkiyi verdi. 28 Şubat’ta da, 27 Nisan’daki e-muhtırada da göğsünü millet iradesinin devamı için siper etti. En önemli özelliği ise ölümü göze alarak yıllarca mücadele ettiği ülkücü hareketin ‘İslamileştirmesi’ için gösterdiği çabalardı. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Müslümanlar küfre karşı tek yumruk” gibi sloganlar, onun ocak başkanı olduğu dönemde meydanlara taşındı. Yaşadığı acılar ona birçok şeyi öğretti. Bu yüzden ülkücü gençleri Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi çatışmalardan uzak tutmaya çalıştı. Onca işkenceye rağmen devlete küsmedi. Tam aksine aynı hataların tekrarlanmaması için ‘sivil ve demokrat’ tavrını ortaya koydu. Bu yüzden her kesimden seveni vardı. Diğer bir yönü de şair ruhlu olmasıydı. İlk şiirini ortaokul yıllarında kendisine Kur’an öğreten hocası için yazdı. Duygularını mısralara taşımayı seviyordu. Bu yüzden sadece hocası için değil, eşi, çocuğu ve sevdiği birçok kişi için şiir kaleme aldı. Hatta iki yıl önce öldürülen gazeteci Hrant Dink’e şiir yazabilecek insani bir tarafı vardı. Mamak Cezaevi’nin soğuk hücresinde yazdığı ‘Üşüyorum’ isimli şiirde ise en çok etkilendiği mısralar vardı. Kadere bakın ki yıllar önce yazdığı bu şiirdeki gibi veda etti dünyaya. Son nefesini verirken yine üşüyordu. Peki, kimdi bu üşüyen adam? Çile dolu hayatına neleri sığdırdı? Nasıl ülkücü oldu?

***
Muhsin Yazıcıoğlu’nun 390 yıl öncesini gösteren şeceresi var. Hazar bölgesinden gelen aile önce Antakya’ya yerleşir. Ancak ailenin arası bu bölgedeki yerlilerle açılır. Kavganın bitmesi için bir barış yemeği düzenlenir. Sonunda bir anlaşma sağlanır, ancak ailenin en çok sevilen ismi Ali’nin bölgeyi terk etmesi istenir.

1600’lü yıllarda genç Ali, babasının verdiği mektupla Şarkışla’nın Alıkveren ağasına gelir. Ağa, Ali’yi himayesine alır. Bir süre sonra da atı karşılığında kızıyla evlendirir. Şarkışla’ya yakın bir yerde topraktan bir ev yapar genç Ali. Bu ev, zamanla önce mahalleye, sonra büyük bir köye dönüşür. Yazıcıoğlu ailesi için Elmalı köyünün en önemli mekânı bu toprak evdir. Çünkü bir ata yadigârı olarak görülür hep. Onu korumak sonraki kuşağın en önemli görevidir. 1954 yılına gelindiğinde evin son sakinleri Fidan-Halit çiftidir. Halit Bey, dedeleri gibi bu eve gözü gibi bakar. Çocuklarına evin tarihini anlatır. Sivas’ta Gökmedrese’de ders veren dedesi Salih Efendi’nin yazma eserleri, evin en önemli bölümünde muhafaza edilir. 1985’e kadar ayakta kalan toprak ev, bu tarihte Halit Bey’in büyük oğlu Yusuf tarafından yıkılır. Halit Bey bu yüzden oğlunu yıllarca affetmez. Çünkü evi müze yapmak gibi büyük bir hayali vardı. Ayrıca ailenin en çok sevilen ismi (Muhsin Yazıcıoğlu) orada doğmuştu. Muhsin, 1954 aralık ayının son gününde dünyaya gelmişti. Anne Fidan Hanım, onu hiç yanından ayırmaz, üzerinde titrerdi. İlkokul çağına geldiğinde abisi gibi okula gitmek için büyük bir heyecan içindedir. Bu arada çiftçilik yapan babasına yardım etmeyi hiç ihmal etmez. Kağnılarla ekin çekmeyi öğrenir. 8-9 yaşında tek başına kağnılarla ekinleri tarladan köye çeker. En sevdiği işlerden biri de kışın ‘sıyırgı’ denilen ve ‘T’ şeklindeki tahta küreklerle toprak evin üstünde biriken karı atmaktır.

Muhafazakâr bir ailede hayata gözlerini açan Muhsin, ilkokula başladıktan sonra babasının isteğiyle köy medresesine gitti. Hocası Bekir Paşa’ydı. Kışın bütün çocuklar, birer tezek ve odunla medreseye giderdi. Soba yakıldıktan sonra çocuklar duvarın dibine sıralanırken Bekir Paşa elindeki uzun çubukla en başa otururdu. Muhsin, sıranın sonuna oturmak için medreseye hep en son girmeye çalışırdı. Sebebini yıllar sonra şöyle anlatıyordu: “Bekir Paşa, sıranın başından başlayarak herkese birer, ikişer kere sureleri okutturuyor, yanlışları düzeltiyordu. Okuyamayanları hafifçe dövüyordu. Sıra bana gelene kadar sureleri ezberliyordum, o yüzden sıranın sonuna otururdum. Ders bitince hocam beni göstererek ‘Şuncaz çocuk biliyor, siz bilmiyorsunuz’ derdi. Bu kez arkadaşlarım beni sıkıştırır, ‘Yanlış oku, senin yüzünden biz de sopa yiyoruz’ diye sitem ederlerdi.”

İLK ŞİİRİNİ, KENDİSİNE KUR’AN ÖĞRETEN BEKİR PAŞA İÇİN YAZDI

Elmalı köyünde Küçük Muhsin’in en çok sevdiği isimdi Bekir Paşa. Aynı zamanda köy imamı olan Bekir Paşa’nın köy çıkışında bahçeli bir evi vardı. Bir gün hocasını ziyarete gitti. Bahçede yarım metre derinliğinde çukurların olduğunu gördü. Bekir Paşa’ya o çukurları neden kazdığını sorunca ‘Buraya kayısı çekirdeği ekeceğim’ cevabını aldı. ‘Bir çekirdek için bu kadar büyük çukur kazılır mı?’ düşüncesiyle eve döndü ve hocasına atfen ‘Kırlar Bahçesi’ isimli bir şiir yazdı. Kaleme aldığı ilk şiirdi bu:

Kırlar Bahçesi

Hoca bağın-bahçen hayırlı olsun
Yaz gelip geçince içi meyveyle dolsun
Ünlensin, köylerden müşterin gelsin
Arar bulur muyum çiğit yerini

Vardım da tuttum kayısının dalını
Oturdum dibine sordum hâlini
Bölçekamış ettin yolumu
Arar bulur muyum çiğit yerini

Vardım da tarlaya hendeği vurdum
Nettim de felek belimi kırdın
Ektiğim çiğitler çayır mı verdin
Arar bulur muyum çiğit yerini

Hocası için yazdığı hiciv içeren bu mısraları aile fertlerine de okudu. Ama herkes gülerek dinliyordu. Ertesi gün baba Halit Bey camide Muhsin’in şiirinden bahsetti. Köy odasında toplanan cemaat Muhsin’i çağırdı. İmam Bekir Paşa da oradaydı. Köy odasında yaşananları yıllar sonra şöyle anlatıyordu: “Şu şiiri oku dediler. Okudum, herkes güldü. Hoca da biraz bozuldu. Ertesi sabah hanımı geldi ve ‘Hay Muhsin oğlan, ne yaptın bizim adama, sabaha kadar uyumadı, lambanın dibine oturdu, sabaha kadar bir şeyler yazdı sana.’ Muhsin’e kızan hocasının o gece kaleme aldığı şiirin ilk mısraları ise şöyleydi:

Yaz gelince şen ederim bahçeyi
Gelinlere bağlatırdım bahçeyi
Öyle şenlendireceğim ki,
O bahçe yüzünden gelinler
oğlum Mehmet’e kaçacaklar.

Bekir Paşa, şiirinde bahçesini övüyordu. Ahdetmişti. Kayısı yetiştirecek ve ilk kayısıyı da Muhsin’e yedirecekti. Nitekim yıllar sonra Muhsin artık bir üniversite öğrencisiydi. Ankara’dan harman için köye gelmişti. O harmanda iken hocası elinde bir mendilin içine koyduğu kayısılarla Muhsin’in yanına kadar sokuldu. Mendilini açtı, içinde olgunlaşmış çok güzel kayısılar vardı. Muhsin’e uzattı ve şu sözleri sarf etti: “Ahdettim, gece-gündüz başında bekledim yolmasınlar diye. Bunun ilk meyvesini Muhsin oğlana yedireceğim diye.”

İlkokulu bitirdikten sonra zor günler yaşadı Muhsin. Okuyup doktor olmak istiyordu. Ancak babası köyden dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Fadime Hanım, eşini ikna etti ve Muhsin eğitimine devam etti. Her gün kilometrelerce uzaklıktaki Şarkışla’ya gidip geliyordu. Başarılıydı. O zaman en çok sevdiği şey okuldan sonra ata binmekti. Babasının atıyla saatlerce koşturur, zaman zaman trenle yarışırdı. At merakı bu dönemde başlamıştı. Üniversite okurken her yaz köye gelir, ata binerdi.

Hayatına yön veren gelişme lise yıllarında oldu. O dönemde hem dünyada hem de Türkiye’de sol kesimin başlattığı öğrenci hareketleri hemen her il ve ilçeye yayılmıştı. Üniversitelerde başlayan boykotlar bir anda yerini şiddet ve kanlı eylemlere bırakmıştı. 68 kuşağının başlattığı mücadele ortamında o milliyetçi gençlerin arasındaydı. Ancak onun milliyetçi camiaya girmesi yakın akrabası Mehmet Sakarya’ya dayanıyor. O dönemde Ankara Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olan Sakarya her yaz köye gider ve lisede okuyan Muhsin’e ülkücülüğü anlatırdı. Birlikte spor yapar, Türkeş’i konuşurlardı. Sakarya, MHP’de gençlik hareketinden sorumlu Ramiz Ongun’un yakın arkadaşıydı. Muhsin’in okulunda da Türkeş’i seven arkadaşları vardı. Sınıf arkadaşı Yusuf Tuna, Hasan Bölücek sonraki hayatında önemli isimler olacaktı. Bu arkadaşlarıyla birlikte Şarkışla’da ‘Genç Ülkücüler Teşkilatı’na gitmeye başladı. 14 yaşında ülkücü olmuştu. Lisede iken teşkilattaki dört arkadaşıyla aralarında bir anlaşma yaptı. 1997’de verdiği bir röportajda bu anlaşmayı şöyle anlatıyordu: “Dört arkadaştık. Üniversiteyi bitirdikten sonra ‘Bozkurtlar Çiftliği’ diye bir yer kuracaktık. Nerede kuracağız diye düşündük. Çiftliğin arkası orman olacak, genişlemeye müsait olacaktı. Bölgenin gürbüz, fakir çocuklarını getireceğiz, en iyi spor dallarında yetiştireceğiz. Böyle hayallerimiz vardı. Bunu gerçekleştirmek için doktor, veteriner, ziraatçı ve eğitimci olmamız lazımdı. Ben doktor olmak istemiştim ama Yusuf Tuna bizden önce mezun olunca o kazandı. Ben de veterinerliği seçtim.”

Lisede genç bir ülkücü olarak arkadaşları arasında etkili bir yeri bulunuyordu Muhsin Yazıcıoğlu’nun. Ama onun da etkilendiği bir isim vardı: Alparslan Türkeş. 27 Mayıs darbesinden sonra sürgüne gönderilen Türkeş ve arkadaşları yurda dönmüş ve 1963’te CKMP’de siyasete atılmıştı. İki yıl sonra Türkeş bu partinin genel başkanı olarak milletvekili seçilmişti. 1969’da ise partinin ismini MHP olarak değiştirmişti. Milliyetçi tabanı olan partinin gençlik örgütlenmesi ise Genç Ülkücüler Teşkilatı’ydı. Türk-İslam senteziyle eğitilen gençlerin en büyük davası komünizmle mücadeleydi. Hatta Türkeş’in bu gençleri ‘Komando Kampları’nda eğittiği o günlerde basına yansıyordu. Muhsin, bir lise talebesi olduğu için öyle bir eğitimden geçmedi. Ancak genç yaşında 12 Mart muhtırasına tanık olmuştu. 1972’de Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni kazandı.

Başkent, onun için yeni ve hareketli bir on yıl demekti. Ancak sonu hüsran ve işkence olacaktı. Üniversiteyi sekiz yılda bitirebildi. Okulda öğrencilerden sorumluydu. Bu dönemde Türkeş, düzenli olarak öğrencilerle sohbet ederdi. Bu toplantıların birinde Türkeş’le tanıştı. Bir süre sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev aldı. Ramiz Ongun, Sadi Somuncuoğlu, Ahmet Er, Lütfü Şehsuvaroğlu, Burhan Kavuncu, Mümtazer Türköne, Naci Bostancı bu dönemde tanıştığı yakın dostlarıydı. Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Ünal Osmanağaoğlu, Muhsin Kehya, Mahir Kavalcı gibi isimlerle de bu dönemde tanıştı. Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı’yla arkadaşlığı 1975 yılına dayanıyor. Üniversite birinci sınıfta iken Ongun son sınıf öğrencisiydi. Ramiz Bey, MHP’de gençlerden sorumlu müşavir olunca Muhsin Yazıcıoğlu için ülkücü camiada yükselme dönemi başladı. Ocak’ta önce Genel Başkan Yardımcılığına getirildi. 1977’de ise Ongun’un teklifi ile Ülkü Ocakları Genel Başkanı oldu. Aslında Türkiye’nin en karanlık döneminde büyük bir sorumluluk almıştı. 22 yaşında ülkücü gençlerin lideri oldu. 12 Eylül’e zemin hazırlamak için sağ-sol çatışmasının oluşturulmak istendiği bir dönemde üstlendiği görev oldukça zordu. Balgat’ta bir kahvehanenin taranması ve Bahçelievler katliamı bu zorlu sürecin işaretleriydi. Üniversitelerde başlayan sağ-sol çatışması artık sokaklara taşmış, her gün kanlı eylemler gerçekleştiriliyordu. Dönemin hükûmeti bu gelişmeler karşısında sıkıyönetim ilan etti. Böyle bir ortamda en büyük korkusu ülkenin komünizm idaresi altına girmesiydi. Bu yüzden üniversitelerde milliyetçi hocaları gençlerle buluşturuyordu. Seminerlerde gençlere Türk-İslam sentezi anlatılıyordu. 1977’de Ankara Konak Sineması’nda ülkücü gençlere 6 slogan ezberletti. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Müslümanlar küfre karşı tek yumruk”, “Türk’üz, Türkçüyüz, İslam eriyiz”, “İnananlar kol kola, yürüyelim hak yola” en önemlileriydi. Ülkücüler, bu sloganları yıllarca meydanlarda seslendirdi. Ocak genel başkanlığı yaptığı dönemde siyasi çatışma artarken Anadolu’da ülkücülük de yayılmıştı. Toplam 1.500 ocak vardı.

C-5’TE İŞKENCELİ BİR HAYAT

1970-1980 yılları arası Muhsin Yazıcıoğlu için hem sıkıntılıydı hem de ülkücü camiada yükselmesini ve tanınmasını sağladı. Ama asıl çile 12 Eylül darbesiyle başladı. Askerî darbeden sonra ülkücü kuruluşlar ve MHP davasından tutuklandı ve Mamak Cezaevi’ne gönderildi. İşkence, koğuşa atıldığı ilk gün başladı: 1 Şubat 1981 saat 24.00. Gözleri bağlandı, dövülerek ve tartaklanarak koğuşa atıldı. C-5’teki koğuş arkadaşları ise Dev-Yol Merkez Komite üyesi Nasuh Mithat ve Dev-Genç başkanlarından Mehmet Ali Yılmaz’dı. Birbiriyle mücadele eden hatta birbirine silah çeken iki farklı grubun liderleri aynı koğuştaydı. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl cezaevinde kaldı. Cezaevi hayatı, her şeyi muhasebe etmek için bir fırsattı. 12 Eylül, işkenceler, sokaktaki çatışmanın bir günde bitmesi ona bir gerçeği gösteriyordu. Yıllar sonra hem ülkücü gençlerin hem de solcuların kullanıldığını düşünecekti. Cezaevinde her türlü işkenceye maruz kaldı. Küfür, dayak, tırnaklarının sökülmesi, hakaret… Ancak hiç kabullenemediği tek işkence cinsel organına elektrik verilmesiydi. Bunu hiçbir şekilde ahlaki bulmuyordu. Bir Medrese-i Yusufiye olarak gördüğü cezaevinde buna uygun hareket etmeye çalışıyordu. Namazlarını aksatmaz, ülkücü gençlere İslam’ı anlatırdı. Her perşembe günü bütün koğuşlar hatim indirirdi. 6,5 yılda toplam 3100 hatim indirilmişti.

Cezaevinde gördüğü işkenceleri her gün not edecekti. Yıllar sonra hayatını birleştireceği Gülefer Hanım, daha 10 günlük evliyken bu günlükleri okuyacak ve eşinin verdiği mücadeleden etkilenecekti. 12 Eylül darbesi, ülkücü camiayı da bölmüştü. Binlerce genç Muhsin Yazıcıoğlu gibi işkence görmüş, 9 ülkücü ise idam edilmişti. Aslında o, bütün bu işkencelere katlanmayabilirdi. Çünkü, darbeden sonra lideri Türkeş’ten yurtdışına çıkması için talimat almıştı. Ancak arkadaşları tutuklanırken kaçmak istemedi.

Hakkında açılan davada idamla yargılanırken beraat etti. 7,5 yıl süren işkenceli hayattan sonra özgürlüğüne kavuştu. Bütün bu sıkıntılardan sonra yeni bir hayata başlamak istedi. Niyetinde evlenmek vardı. Ve kısa bir süre sonra Gülefer Pakdil’le hayatını birleştirdi. Cezaevinden çıktıktan sonra yakın arkadaşlarıyla bundan sonraki hayatı için istişare etti. O dönemde ülkücü camiada gördüğü tabloya oldukça üzülüyordu. Darbe, ülkücüleri bölmüştü. Ülkücü gençler ise artık apolitik olmuş, hatta birçoğu mafya dünyasına girmeye başlamıştı. Cezaevindekilere kimse sahip çıkmıyordu; yıllarca dava için mücadele eden, sakat kalan, kurşun yiyen gençler kaderi ile baş başa bırakılmıştı. Bu tabloyu görünce arkadaşlarıyla birlikte cezaevindeki ülkücüler ve onların ailelerine yardım amacıyla Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nı kurdu. Bu vakıf aracılığıyla yıllarca hapisteki ülkücülere ve ailelerine yardım etti. İdam edilen ülkücülerin mezarlarını yaptırdı. Hiçbir zaman ihmal etmediği bir davranışı vardı: Yaralanan, sakat kalan 12 Eylül mağduru ülkücüleri ziyaret etmek.

Cezaevinden çıktıktan sonra ikinci önemli işi ise siyasi hayatına nasıl yön vereceğine karar vermesiydi. Bunun için arkadaşlarıyla istişare etti. Çevresindeki bazı isimler ona Türkeş’in partisine girmemesini söylüyordu. Günlerce Anadolu’yu gezdi. Sevenleri siyasete atılmasından yanaydı. Sonunda kararını verdi ve 1987’de Türkeş’in liderliğindeki Milliyetçi Çalışma Partisi’ne girdi. Partinin genel sekreteri olmak istiyordu. Ancak Türkeş onu genel sekreter yardımcısı yaptı. 1991 yılındaki seçimlerde Milliyetçi Çalışma Partisi -Refah Partisi -Islahatçı Demokrasi Partisi’nin oluşturduğu ittifak bünyesinde Sivas milletvekili olarak seçildi. “O, inançlarınızı Meclis’e taşıyacak” sloganıyla arkadaşlarından destek almıştı. Siyasete atıldıktan sonra ülkücü camiada daha etkili olmaya başlamıştı. Giderek sivrilen bir isimdi. Ülkücü taban ona Türkeş’in halifesi olarak bakıyordu. Bu durum Türkeş’i rahatsız ediyordu. Nitekim, kısa bir süre sonra Türkeş-Yazıcıoğlu çekişmesi başladı. Zaten fikrî anlamda da bir ayrılık söz konusuydu. Onun İslami çizgisi Türkeş’e yakın isimleri rahatsız ediyordu. Ayrıca parti icraatlarını eleştirmesi fikir ayrılığını gün yüzüne çıkarıyordu. Aslında bu ayrılıklar seçimlerden hemen sonra başlamıştı. DYP -SHP hükûmetine verilen destek, Milliyetçi Hareket’in otuz yıllık siyasi birikim ve geleneklerini hiçe sayıyordu. SHP’nin içinde barındırarak Meclis’e taşıdığı HEP’in Meclis’te sergilediği tavırlar karsısında bile sesiz kalan, Çekiç Güç oylamalarında sürekli ‘evet’ oyu veren bir MÇP icraatı söz konusuydu. İcracı bakanlıkların SHP’ye verilmesi, HEP’in SHP eliyle iktidara taşınması ve hükûmet programının görülmeden hükûmete güvenoyu verilmesinin kararlaştırılması gibi pek çok sebeple, MÇP içerisinde kriz yasandı. Alpaslan Türkeş sorgusuz-sualsiz hükûmete güvenoyu verilmesini istiyordu. Muhsin Yazıcıoğlu, Esat Bütün ve Saffet Topaktaş ise hükûmete güvenoyu vermedi. Bu arada Bizim Dergâh Dergisi’ne yapılan silahlı saldırı bardağı taşıran son damla oldu ve gerginlik gittikçe arttı. Baskından bir gün sonra Muhsin Yazıcıcoğlu: “Ülkücünün ülkücüyü vurmasını teşvik edenlerle bir arada olmak artık mümkün değildir.” şeklinde bir açıklama yaptı. Bütün bunlar olurken Alpaslan Türkeş defalarca arandı, fakat hiçbir görüşme talebine cevap vermedi. Hatta İstanbul’dan basına demeç verdi: “Duyduğuma göre bu milletvekili arkadaşlar partiden ayrılacaklarmış, hayırlısı olsun.” Bu sözler, artık ayrılık vaktini gösteriyordu. Zaten bu dönemde Muhsin Yazıcıoğlu, yaptığı açıklamalarda partinin giderek çizgisini kaybettiğini söylüyor, parti yönetimini ‘laik ve devletçi milliyetçi’ olmakla eleştiriyordu. 1960’larda bu hareketi başlatan Türkeş’in 10 yılda bir fikir değiştirdiğini savunuyordu. Turancı bir çizgide başlayan hareketin, 1970’lerde Türk-İslam senteziyle asıl misyonuna girdiğini ancak 12 Eylül’den sonra tekrar eski çizgiye dönüldüğünü düşünüyordu. Ülkücü hareket tarihinin en önemli kırılma noktasını bu süreçte yaşadı. Fikrî ayrılık, onu ve arkadaşlarını tasfiye noktasına kadar getirdi. Ancak o tasfiye planları devreye girmeden hareket etti ve 1992 yılının Temmuz ayında, ‘içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için’ bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP’den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde ise Büyük Birlik Partisi’ni kurdu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi. 19 milletvekili olan MÇP’den 7 arkadaşıyla ayrılmıştı. 24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerde MHP’nin DYP ile ittifak yapacağı söylentileri çıkınca o da ANAP’la ittifak yaptı. ANAP listelerinden 8 arkadaşı milletvekili olarak seçildi.

Seçimlerde RP birinci, ANAP ikinci parti çıkmıştı. İki partinin koalisyon kurmasını istedi. Ancak Mesut Yılmaz’ı ikna edemedi. Meclis’te 8 sandalyesi olmasına rağmen BBP, kilit parti rolündeydi. Uzun süren hükûmet arayışından sonra Refah-Yol hükûmeti gündeme geldi. Ancak bu hükûmetin kurulması için BBP’nin mutlak desteğine ihtiyacı vardı. Bütün baskılara rağmen Erbakan’la görüştü ve Refah-Yol’a destek vereceğini açıkladı. 28 Şubat’ta bu hükûmetin düşürülmesine en sert tepkiyi yine o verdi. Darbe söylentilerine karşı sert bir bildiri yayımladı. Yaptığı açıklamalarla demokrat tavrını ortaya koydu. Hükûmet kurmakla görevlendirilen Yalım Erez’e destek vermeyeceğini söyledi. Bu dönemde başörtüsü eylemlerine destek verirken askerî darbeleri de sert bir dille eleştiriyordu.

1999 yılına gelindiğinde artık Meclis dışı muhalefet günleri başlıyordu. Bu tarihte yapılan seçimlerde BBP yüzde 1,46 oy alarak baraj altında kaldı. Aslında DYP ile ittifak arayışına girmiş ancak bir sonuç alamamıştı. Artık siyasete Meclis dışından devam edecekti. Nitekim 2002 seçimlerinde de yüzde 1,02 oy aldı. 1999-2007 yılları arasında kendi imkânlarıyla partiyi ayakta tutmayı başardı. Ama onun en önemli özelliği bu süreçte yaşanan siyasi tartışma ve krizlerde hep demokrat tavrını ortaya koymasıydı. Cumhurbaşkanlığı seçimi için ortaya atılan 367 palavrası ve 27 Nisan’daki e-muhtıraya karşı en sert tepkiyi o verdi. Aslında çizgisi hep buydu ve hiç değişmemişti. Ama liderliğindeki partiyi bir türlü Meclis’e sokamıyordu. Herkes tarafından sevilmesine rağmen barajı aşacak bir oyu alamıyordu. Bu yüzden 22 Temmuz seçimlerinde farklı bir yöntemi tercih etti. Partiden ayrılıp bağımsız milletvekili olarak aday oldu ve memleketinden milletvekili seçildi. Meclis’e girdikten sonra ‘tek başına bir parti’ gibi çalıştı. Birçok yasa teklifinin yanı sıra Meclis’teki konuşmalarıyla da dikkat çekti. Muhalefet partileri Ergenekon soruşturmasında hükûmete yüklenirken o destek verdi. Temsil ettiği kesimin sesi olmasını bildi. Aslında 55 yıllık yaşamında hep ‘Anadolu kimliği’ ile hareket etti. Millî ve manevi değerleri önceleyen, demokrasiyi savunan, inandığı davası uğruna ölümü göze alan bir karakteri vardı. İdam sehpasından döndü ama yıllar önce Mamak Cezaevi’nde yazdığı ‘Üşüyorum’ şiirindeki gibi veda etti hayata.

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 17:38 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21.12.08, 12:25
Mesajlar: 641
"inna Lillahi ve inna İleyhi raciûn...."

_________________
"Bismillah dep beyan eyley hikmet aytıp
Taliblerge dürr ü gevher saçdım mena..."


Hazret-i Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî [ Qaddesallahu Teala Sırrahul-Azîz ]


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 17:53 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
"inna Lillahi ve inna İleyhi raciûn...."
Allah mekanını cennet etsin.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 19:33 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 01.01.09, 21:37
Mesajlar: 22
"inna Lillahi ve inna İleyhi raciûn...."

Kaybımız çok büyük. Allah rahmetiyle muamele eylesin.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 27.03.09, 22:22 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20.12.08, 03:44
Mesajlar: 190
mekanı cennet olsun kaybımız büyük.. bir helikopterde en son nerde olduğunu gösteren verici yok mudur bu soru da kafamı kemiriyor ve çok üzülüyorum.. söylenecek söz kalmadı gitti mert bir insan daha..

_________________
asl'olan AŞK'tır..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 31.03.09, 20:06 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Allaha ısmarladık, Güzel insan…

Ahmet Özcan


Yazacak, söyleyecek çok şey var..
Ama şimdi elimiz varmıyor..

Kelimeler kifayetsiz.

‘Ölüm adın kalleş olsun’mu diyelim…

‘Her ölüm erken ölümdür’ mü…

Hepimiz, ‘Ondan geldik O’na döneceğiz’, der kitabımız..

‘Her nefis ölümü tadıcıdır’

O, bir dava adamıydı. Kelimenin tam anlamıyla yağız bir Anadolu delikanlısıydı.

İnançları için bedellerle dolu bir hayat yaşadı.

Temiz, saf, merhametli, akil ve vatansever siyasetçi tipinin en güzel örneğiydi.

O ve ‘kardaş’ları, yoldaşları, ülküdaşları, fikirlerine katılmayanlar tarafından bile takdir ve muhabbetle anıldı hep.

Yıllar önce bir görüşmemizde, o zaman yeni bir parti kurmaya hazırlanan bir siyasetçi için; ‘söyleyin ‘O’na’ demişti, ‘yuları kaptırmasın dışarıdaki şeytanlara’…’sonra çıkarması çok zor’…

Devlet’i iyi tanırdı. Müesses düzenin dışarıdaki şeytanlara ‘rehin verilmiş’ olduğunu iyi bilirdi.
Milletin er geç bu rehin bağını söküp atacağına inanmıştı.
Bu inancı son yıllarda doğrulanıyordu…

Şimdi daha yapacak çok iş vardı. O’nun yapacağı, O’nunla yapılacak..

Ama, O 'dış şeytanların' ve içerdeki uzantılarının bu milletin her kesimine karşı kurmuş oldukları kanlı-kirli düzeneklerin parçalanışını göremedi.

1980 öncesinde şehid verdiği arkadaşlarının boşuna ölmediğini göremedi.

Milletin çocuklarına kurulan tuzakların dönüp sahiplerini vuracağı günleri göremedi.

Enver Paşa’nın, Kuşçubaşı Eşref’in, Mehmed Akif’in ahitlerinin, kan, ter ve gözyaşlarının, yüz yıl sonra bu ülkeye ve millete yeni bir ruh üfleyeceği o bereketli günleri göremedi.

Ahdimiz olsun ‘başkan’,
O günler için ‘yol’a devam edeceğiz.

Allah mekanını cennet, ruhunu şâd etsin,

Ailene, çocuklarına, yakınlarına, dostlarına, gönüldaşlarına sabır ve metanet ihsan etsin.

Türkiye’nin, milletin, tüm İslam aleminin başı sağ olsun…

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Muhsin Yazıcıoğlu
MesajGönderilme zamanı: 01.04.09, 14:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03.01.09, 22:40
Mesajlar: 926
Resim

_________________
" Hayrlar Feth Olsun ; Şerler Def Olsun !.."


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Bu başlık kilitlenmiştir mesajlarınızı düzenleyemez veya cevap gönderemezsiniz.  [ 15 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye