Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Libya'nın Çöl Aslanı: Ömer Muhtar'ı Arıyoruz !..
MesajGönderilme zamanı: 16.09.09, 05:29 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15.12.08, 02:16
Mesajlar: 58
Ömer Muhtar'ı Rahmetle anıyoruz!

Bugün (15.09.2009) Afrika’da emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı onurlu bir direniş veren Ömer Muhtar’ın şehadetinin 78. yıldönümü...

Muhtar, şanlı bir mücadele ile 20. yüzyılı aydınlatmıştı.

15.09.2009

Uzun yıllar boyunca İtalyan’ın faşist lideri Mussoluni’nin ordularına karşı Libya’yı savunan Ömer Muhtar, şanlı bir mücadele ile 20. yüzyılı aydınlatmıştı. Ömer Muhtar 15 Eylül 1931’de şehadet şerbetini içmişti.

Libya'daki direnişin öncüsü ve sembolü Ömer Muhtar, 1862 yılında Libya'da doğdu. Daha gençlik yıllarında kabileler arasında çıkan anlaşmazlıklarda arabulucu olarak görev aldı. Gençliğinde Ayn Kalak bölgesine Fransız işgal güçlerinin girmesini engelledi. Ömer Muhtar birçok Kuzey Afrikalı Müslüman gibi Senusi tarikatına mensuptu.

İtalya 27 Eylül 1911'de Trablusgarb'a çıkartma yaptı. 15 gün içerisinde Libya'yı işgal etmenin planlarını yapan İtalya, uzun yıllar boyunca bu ülkeye hâkim olamadı. Senusi lideri Seyyid Ahmed'in Kurtuluş Savaşına destek vermek üzere Anadolu'ya gitmesi üzerine Ömer Muhtar onun yerine geçti. Muhtar, İtalyanlara karşı yapılan büyük cihadın liderliğini uzun yıllar üstlendi.

Ömer Muhtar direnişin liderliğini üstlendikten sonra Muhtar ile İtalyan kuvvetleri arasında, 1923'ten 1932'ye kadar her yıl en az elliden fazla muharebe, iki yüzden fazla küçük ölçekli çatışma oldu. Kuvvet dengesi olmayan bu ahlaksız savaşı bitirmek için İtalyanlar hava ve kara kuvvetlerini güçlendirdiler ve direnişçilerin halktan yardım görmemeleri için öncelikle köylere saldırdılar. İtalyanlar sadece 1923-1929 yılları arasında 141.766 küçük ve büyük baş hayvanı katlettiler.

Sadece son 20 aylık sürede Ömer Muhtar ile İtalyan ordusu arasında 263 çarpışma geçti. Çatışmalarda mücahidler birçok uçağı düşürdü ve çok sayıda üst rütbeli subayı öldürdüler. 8 Kasım 1929'da mücahidler Bingazi'deki İtalyan karargâhına saldırı düzenlediler. Buradaki İtalyan birliğini tamamen ortadan kaldırıp, karargâhı havaya uçurdular.

Sonunda Mussolini duruma el attı ve işgal güçlerinin başına General Rodolfo Graziani'yi getirdi. Graziani, aldığı vahşi önlemlerle Libya'da tam bir soykırım yaptı. Ocak 1931 tarihinde Kufra'yı işgal eden Mussolini'nin askerleri, burada büyük katliamlar, işkenceler ve tecavüzler yaptılar.

General Graziani, teslim olan halkın gözleri önünde Kur'an-ı Kerim'i paramparça edip, ayaklarının altında çiğneyerek; "Haydi, çağırın da bedevi peygamberiniz yardımınıza gelsin" dedi.

Batı'nın bu vahşi komutanı, şehrin ileri gelen ulemasını uçaklardan attırdı, vahadaki bütün hurma ağaçlarını kestirdi, kuyuları kapattı, Mehdi Senusi'ye ait tarihi kütüphaneyi alevlere teslim etti ve tüm kadınlara tecavüz ettirdi. Kufra'nın düşmesi ile çember iyice daraldı.

Ömer Muhtar, 11 Eylül 1931 tarihinde sahabeden Sidi Rafi hazretlerinin kabrini ziyaret ederken İtalyan İstihbaratının haber alıp, vadiyi kuşatması sonucunda esir düştü. İtalya'ya karşı direnen mücahidlerin teslim olması teklifini ret eden Ömer Muhtar, 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı ve Graziani'nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne karşı; "Hüküm ve karar yalnız Allah'ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur" dedi. Aynı gün, toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı ve şehadete ulaştı.

Resim


(Vakit)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ömer Muhtar'ı Rahmetle anıyoruz!
MesajGönderilme zamanı: 24.03.11, 09:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.12.08, 16:59
Mesajlar: 308
Çöl Aslanı olarak anılan Ömer Muhtar`ın unutulmaz hayatı, mücadelesi ve şehadeti

Ömer Muhtar 1862 yılında, Libya’da Defne bölgesinin Batnan kasabasında dünyaya geldi.Mensubu olduğu Münifiye kabilesi izzet ve şerefiyle meşhur bir topluluktu. Babası Muhtar, mertliği,cesareti ve güçlülüğü ile tanınmış kahraman bir şahsiyetti. Annesinin ismi Aişe binti Muharib’tir. Küçük Ömer ilk eğitimini muhterem pederi Muhtar’dan aldı. Babası, 1878 yılında hac vazifesini ifa için Hicaz’a giderken Ömer ve kardeşi Muhammed’i yakın arkadaşı Seyyid El Giryani’ye emanet etti.Muhtar’ın Hac sırasında vefatı üzerine onun ve kardeşi Muhammed’in yetişmesini baba dostu Seyyid el Giryani uhdesine aldı.İki kardeş Cağbub’taki İslami Bilimler Akademisine kaydoldular. Ömer Muhtar burada 8 yıllık köklü bir dini eğitim aldı.İlmi tahsilinin yanında çeşitli sanat dallarında da kendisini yetiştirdi.Marangozluk,demircilik,ziraatçılık, duvar ustalığı gibi el becerilerini elde etti. Aynı zamanda usta bir binici olarak ün saldı.Cağbub’taki okul arkadaşları onu son derece ciddi, üzerine düşen yükümlülükleri zamanında yerine getiren,istikrarlı bir yaşam süren bir şahsiyet olarak anlatmaktaydı.
Kısa zamanda arkadaşları arasında liderlik vasıflarıyla temayüz etti. Gür sesi, üstün zekası, güzel konuşması sürekli ilgi odağı olmasına, etrafındaki kişilerin sözlerine kulak vermelerine yol açtı. Mütevazi yaşantısı, servet peşinde koşmaması, onu saygın bir şahsiyet haline getirdi.Bundan dolayı “Sidi Ömer” diye anılır oldu.

ÜSTLENDİĞİ GÖREVLER
Ömer Muhtar’ın ağırbaşlılığı ve saygın kişiliği kendisine önemli görevler verilmesini sağladı. Cağbub üniversitesinin temsilcisi olarak Mısır ve Sudan’a gönderildi.Çeşitli heyetlere başkanlık yaptı.Kabileler arasında anlaşmazlıkların çözümünde arabulucu olarak görev aldı. Böylece kabilelere ve yaşam tarzlarını iyice kavramış oldu. Cağbub üniversitesinde ihtisasını tamamladıktan sonra Kasur zaviyesinin başına getirildi.Daha sonra güneydeki Ayn Kalak zaviyesi şeyhliğine atandı.Gayret ve çabaları ile bu bölgeye Fransız işgal güçlerinin girmelerini engelledi.Daha sonra tekrar Kasur zaviyesi imamlığına getirildi.Bu vazifesini İtalya’nın Libya’ya saldırdığı 1911 yılına kadar sürdürdü.

SENUSİ HAREKETİ
Ömer Muhtar birçok Kuzey Afrikalı Müslüman gibi Senusi tarikatına mensuptu.

19.yy’da Kuzey Afrika’da teşekkül eden bu tasavvuf ekolü kısa zamanda çok hızlı bir gelişme göstermiş,içinde barındırdığı dinamizm ile Sömürgeci güçlere karşı Afrika Müslümanların soluğunu daima diri ve taze tutmuştur.
Bir tasavvuf ekolünden ziyade bir ıslahat hareketi olarak görülebilecek Senusi Hareketi, tarikat ve tasavvufu asli güzelliğine döndürmeyi,hayatın her yönünü kucaklayan bir hizmet kurumuna dönüştürmeyi hedef almıştı. Merhum allame Üstad Ebul Hasen en Nedvi “Hakiki tasavvuf” adlı eserinde Senusiliğin tasavvufla cihadı,mücahedeyle mücadeleyi birleştirmenin en parlak örneği olduğunu dile getirmekdir.

İTALYA’NIN LİBYA’YA SALDIRMASI

Batılı devletlerinin sömürge kurma yarışında çok geç kalan İtalya uzun zamandır Libya topraklarına göz dikmiş, fakat Asrın siyasi dehası Padişah 2. Abdülhamid Han’ın dirayetli idaresi sayesinde buna fırsat bulamamıştı. Abdülhamid’in bir avuç maceracı tarafından alaşağı edilmesi ve yeni gelen idarenin beceriksiz ve acemi davranışları İtalya’ya beklediği fırsatı verdi.

Mısır’ın İngiliz işgalinde olması, Osmanlı devletinin deniz gücünün neredeyse olmaması vs gibi sebeblerden dolayı Libya’yı kolay bir lokma gibi gören İtalyanlar 27 Eylül 1911’de Osmanlı hükümetine verdikleri ültimatomla Trablusgarb’a çıkartma yaptılar.
İtalya askeri yetkililerinin hesabı işgalin 15 günde tamamlanacağı yönündeydi. Fakat bir avuç Osmanlı kuvveti ile dayanışma içindeki Libya halkı büyük bir direniş sergiledi. İtalyan askerleri kıyıdaki sahil kentlerinin çevresinde sıkışıp kaldı. Savaş çıkmaza girdi.
Balkan harbinin başlaması ile İtalya ile uzlaşma yoluna giden Osmanlı Devleti’nin zaten az sayıda olan kuvvetlerinin çekilmesi ile Libya halkı zalim İtalyan güçleri ile başbaşa kaldı. Bu sırada umum Senusi mücahidinin başı Seyyid Ahmed eş Şerif es Senusi idi.
Senusi hareketi ilgili bir çalışma hazırlayan Kadir Özköse, Seyyid Ahmed için şunları söylemektedir: “Kuzey Afrika’nın sömürgeci yöneticilerine,hiçbir isim,onun ki kadar uykusuz geceler geçirtmedi.Hatta 19. yüzyılda Cezayirli kahraman Emir Abdülkadir’in veya Fransız yönetiminin başına büyük belalar açan Faslı Abdülkerim’in ismi bile...”
İtalyan güçlerini kıyıya sıkıştıran mücahidler son darbe için hazırlık yapıyorlardı. Kendisine yapılan barış tekliflerini elinin tersi ile iten Seyyid Ahmed şöyle haykırıyordu: “Gençleri ihtiyarlatacak kadar şiddetli ve uzun sürecek bir savaş istiyoruz; günden güne şiddet ve ciddiyet kazanmakta olan bu savaş yalnız yöresiyle sınırlı kalmayacaktır.Etrafımda “La ilahe illallah Muhammed’un Resulullah” hükmünü kabul eden bulundukça,ruhum bedeninde kaldıkça,hatta Trablus’un dışında bile cihadı sürdürmemiz mümkün olcaktır. Şimdiki gibi binlerce,milyonlarca sadık mücahid bulunduğu zaman değil, belki yanımda bir gülle,bir fişek kaldığı zaman bile barışa gelemem”
Tam bu sırada Senusi hareketinin ve de Libya halkının kaderini etkileyecek bir hadise zuhur etti.Avrupa kafir zalimleri bir menfaat çekişmesini sonunda kanlı bir savaşa dönüştürdüler, Birinci dünya savaşı patlak verdi. İttihad Terakki kadroları yüzünden Osmanlı Devleti de, Almanya ve Avusturya-Macaristan yanında bu kan deryasına girdi.

Seyyid Ahmed bu savaşa girme taraftarı değildi. Zira Libya’nın tek yardım kapısı olan Mısır’da hareketlerine göz yuman İngilizlere hücum etmek intiharla eş anlamlıydı.Osmanlı Devlet erkanının planı ise, Mısır üzerine yapılacak kanal harekatında, Senusi güçlerinin Libya tarafından vurmasıyla İngilizleri Mısır’da boğmaktı.
Senusi kamplarına gelen Osmanlı subayları Seyyid Ahmed’i iknada çok zorlandılar. Almanya’nın gücünü,Mısır’ın Osmanlı idaresine geçmesi ile mücahidlerin Libya’da rahat bir nefes alacağını izah etmeye çalıştılar. Fransız ve İtalyanlar’la birlikte bir üçüncü cephe açmak istemeyen Şeyh, sonunda gittikçe artan ısrarlar karşısında kerhen de olsa,Senusi mücahidlerine İngiliz hududuna saldırı emrini verdi.
İngiliz güçlerinin şaşkınlığı sebebiyle hızlı bir ilerleme gösteren Senusi kuvvetleri, İngilizlerin karşı hücuma geçmesi ile ağır kayıplara uğrayıp, Trablus’un iç kesimlerine çekilmek zorunda kaldılar.Öte yandan, Süveyş kanalı civarında Cemal Paşa emrindeki Osmanlı birliklerinin başarısız harekatları bütün planları suya düşürdü.Ve bu anlamsız hücum Senusilerin Mısır erzak yolunu tehlikeye düşürmekten başka hiçbir işe yaramadı.
Senusi Şeyhi bu ağır yenilgiden sonra bir kere daha Osmanlı devlet adamlarının iknasına boyun eğdi ve halifenin çağrısı üzerine mücadeleyi yarıda bırakarak bir denizaltı ile payitahta geldi ve 1933’te vefatına kadar bir daha Libya’yı göremedi. İstanbul’da büyük şâşâ ile karşılanan, yoğun ilgiye mazhar olan bu büyük mücahidi daha sonra Kuva-i Milliyeye destek için Anadolu’yu karış karış gezerken görüyoruz.(Seyyid Ahmed’in hayatı için bak.Muhammed Senusi-Kadir Özköse-İnsan yayınları-İstanbul-2000)
Seyyid Ahmed’in ayrılması ile yerine Seyyid Muhammed İdris geçti. Bu sıralar İtalya büyük çalkantılar içindeydi. 1922’den itibaren Benito Mussolini liderliğinde Faşistlerin İtalya’da egemenliği ele geçirmesi Libya üzerindeki kara bulutların daha da artmasına sebeb oldu.İtalya’yı Roma imparatorluğu devrindeki azametine döndürme hülyaları kuran İtalyan “Duçe”si, Trablusgarb’taki direnişin ezilmesini,Senusi mukavemetinin kırılmasını birinci öncelikli iş olarak görüyordu. Evvel emirde İdris Senusi ile yaptıkları tüm anlaşmaları fesheden İtalyanlar 1923 yılında ikinci işgallerine başladılar.
Merhum Muhammed Esed’in ifadesiyle “eline kılıçtan çok kalemin yakıştığı” Emir İdris ise beklenen İtalyan saldırısı öncesi Libya’yı terk ederek Mısır’a yerleşti.Yerine kardeşi Muhammed Rıza ile amcazadesi Seyyid Seyfeddin’i vekil bıraktı.Fakat onlar da, kendisi gibi cihadın yükünü ve liderliğini yapabilecek şahsiyetler değillerdi.
Ani İtalyan baskını ile bir an afallayan Mücahidler, kısa bir süre içinde bir büyük liderin etrafında toparlandılar. Daha önceki muharebelerde askeri dehası ile Osmanlı subaylarının dahi dikkatini çeken ve bir Senusi liderinin “Onun gibi on insan olsaydı,bize yeterdi” dediği bu kahraman Ömer Muhtardı.
ÖMER MUHTAR’IN HAREKETİN LİDERLİĞİNİ ÜSTLENMESİ
Ömer Muhtar direnişin liderliğini üstlendikten sonra emrindeki kabileleri 100-300 silahlı atlı ya da yaya olarak küçük gruplar halinde organize etti.Bu güçler birer vurucu tim şeklinde idi. Çok hızlı ve seri hareket kabiliyetleri ile İtalyan askeri kollarına,nakliyelerine,karakollara baskınlar yapıyor ve bir anda ortadan kayboluyorlardı.Ömer Muhtar emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında 1923’ten 1932’ye kadar her yıl en az elliden fazla muharebe,iki yüzden fazla küçük ölçekli çatışma cereyan ediyordu.
İtalyanların savaştığı sadece organize edilmiş bir kısım Senusi birlikleri değildi.Topyekün Libya halkına karşı savaşıyorlardı.Tam bir abluka ve çember içindeki halk bir ölüm-kalım savaşı vermekteydi.Ömer Muhtar hareketin merkezi olarak karargahını Calu vahasının Cebel-i Ahdar (Yeşil dağ) bölgesine kurdu.
Her başarılı lider gibi Sidi Ömer de istihbarata çok önem vermekteydi. Korkuyu kaçışı akıllarından silmiş bulunan Senusi kuvvetleri İtalyan garnizonları arasında mekik dokumaya başladılar. Hatta bedevi çoban kılığına girerek İtalyan birliklerinin arasında dolaşmakta ve onların hareket stratejilerini daima kontrol etmekteydiler. Senusilerin giriştikleri çarpışmalar belirsiz ama yaygın bir hal arz etmekte,saldırılar akıl almaz bir halde sürmekteydi.
İtalya’nın Sireneyka valisi Teruzzi, İtalyan birliklerinin içine düştüğü çıkmazı şöyle anlatmaktaydı: “İtalyanların, Senusiler karşısındaki askeri üstünlükleri beş para etmemekteydi. Çünkü savaştığımız güçler düzenli bir ordu değildi.Karşı güçler bir insicam içerisinde hareket etmekteydi. Güçler aynı pozisyonda olsa,ayaklanmaların bastırılması sözkonusu olabilirdi.İtalyan birliklerin çoğu hep savunma durumunda kaldı. Senusilerin direnişi karşısında 5000-10.000 kişilik ordularımız başarılı olamamaktaydı.Çünki mücahidler hiçbir kayıt ve engel tanımamaktaydılar.Zaten kaybedecekleri neleri kalmıştı ki?...Onlar için,esaret ölümden daha beterdi.Yaşadıklari topraklarda boyunduruk altında bulunmayi zûl saymaktaydılar. Bugün bir yerde ortaya çıksalar, yarın 50 km ötede,ertesi gün 100 km ötede gün yüzüne çıkarlardı.Bir ay ortadan kaybolur,bir süre sonra masum bedevi kılığına girdikleri olurdu. Ya da ormanlıklara dalarak izlerini kaybettirirlerdi.Küçük grublar halinde bulunan,yakalanması mümkün olmayan,çevik,atak,hızlı hareket eden bu ateş parçalarına karşı güçlü askeri birliklerin ne anlamı vardı ki...Gündüzleri biz İtalyanlar,geceleri Senusiler hakim oluyordu.”
Mücahidlerin kesin başarısı için iyi bir teşkilatlanma gerekiyordu.Bu da bir kısım ekonomik ve askeri yardımlara vabeste bir durumdu.Ömer Muhtar bir ara bunu temin için gizlice Mısır’a gitti.İdris senusi ile bir takım görüşmelerde bulundu.Ancak İdris, Mısır ve İtalyan hükümetlerinin arasını açmamak için böyle bir yardım için kılını kıpırdatmadı.Mısır’da rahatça yaşamayı,dağlarda İtalyanlara karşi binbir türlü çile içerisinde verilen mücadeleye tercih etti.(Daha sonraları, çilesini çekmediği davanın meyvesini yemek için, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Libya hükümetinin kralı oldu.Fakat kısa bir süre sonra Albay Kaddafi’nin darbesiyle devrildi...)
Ömer Muhtar’ın Mısır’da olduğunu öğrenen İtalyan gizli haber alma örgütü, onun barış masasına oturması için ikna etmek üzerine bazı ajanlarını Mısır’a gönderdi.Bu ajanlar Sidi Ömer’i Mısır’da bulup ona kendilerine göre cazip tekliflerde bulundular.Eğer cihad hareketinden vazgeçer ve teslim olursa kendisine Bingazi’de en güzel bir köşk, hayatının sonuna kadar rahat yaşayacağı yüklü bir maaş, ve ekonomik yardımlar teklif ettilerse de,bu büyük dava adamından tarihi bir şamar yiyerek elleri boş dönmek zorunda kaldılar.Şöyle kükremişti Çöl Arslanı: “Ben her isteyenin böyle kolayca yutabileceği bir lokma değilim...beni kimse imanım,davam ve cihadımdan alıkoyamayacaktır. Allah onların iştahlarını kursaklarında bırakacaktır.”
İdris es Senusi ile yaptığı görüşmelerden ümidini kesen Ömer Muhtar Mısır’lı Müslümanların kısmi yardımlarını alarak, beraberindeki heyet ile Cebelü’l-Ahdar’a döndü.Dönüş yolunda İtalyanlar tarafından planlanan bir suikast da başarısızlıkla sonuçlandı.
1 Şubat 1924 tarihinde Seyyid Ahmed eş Şerif’e yazdığı mektupta haklı olarak şunları ifade ediyordu: “Selamdan sonra...Biliniz ki biz vatanımızın vatanımızın acıklı ve ızdıraplı bir hayat yaşayan evlatlarıyız. Vatan,istila kuvvetlerinin çizmeleri altında inliyorken İdris es Senusi çıkıp Mısır’a gitti. Arkasından İtalyanlar ,yapılan bütün anlaşmaları iptal ettiler.İdris,bizi bırakıp Mısır’a iltica etti. Biz ise, kendimizi son derece dağınık bir vaziyette bulduk.Gittiği yönü,doğu ve batısını bilmeyen ve denizin ortasında yüzen bir gemi gibi terkedildik.Sen de aynı şekilde bizi bırakıp Türkiye’ye gitmeyi tercih ettin. Şunu bilin ki, vallahi, vallahi ve sümme vallahi sizi yakalarınızdan yakalayacağımız günler olacak... Sübhanallah...tatlı olduğu ve meyve verdiği günlerde vatanınıza sahip çıkıyordunuz da,acıklı günlerde nasılda terkedip gidiyorsunuz? Mısır’a, İdris’in yanına vardık.Ondan yardım istedik.Fakat bize, “gidin, kendi başınızın çaresine bakın, bizim size yapabileceğimiz hiçbir yardım yoktur” diye bizi eliboş gönderdi.Yanaklarımızı sulayan acı gözyaşlarımızla, Mısır’dan cephemize döndük.Ancak,şunu iyi biliniz ki,biz Allah’a tevekkül ederek vatanımıza geri döndük ve kanımızın son damlasına kadar dinimizi,vatanımızı ve canlarımızı savunarak asla düşmana teslim olmamak üzere ahdettik. Ancak yine de bir çok şeye muhtacız. Özellikle silah,sonra para,yiyecek ve giyeceğe şiddetle muhtacız.Yardımcımız Allah’tır, Allah...Acele edin...Yardımda süratli davranın imkanınız ne elverirse, az veya çok demeyin.”
İtalyanlar bu ikinci işgal döneminde hava kuvvetlerini ve zırhlı araçları azami bir şekilde kullandı. Bu da mücahid kayıplarının giderek artmasına sebep oluyordu. Ormanlıkların ateşe verilip, ortadan kaldırılması sonucu, gerilla güçlerinin seyri kolaylıkla kontrol edilebilir hale gelmişti.Gözü dönmüş faşist güçler sadece 1923-1929 yıllları arasında 141.766 küçük ve büyük baş hayvanı katlettiler.Yine bu yıllar şehid edilen mücahid rakamı İtalyan verilerine göre 4329’du.
Fakat bütün önlemlere rağmen Libya halkının direnişi, Senusi mukavemeti kırılamıyordu.Roma hükümeti beş sene içinde Sireneyka’ya beş vali göndermek zorunda kaldı; Bongiovanni, Mombelli, Teruzzi, Siciliani ve son olarak meşhur Graziani...
"Biz asla teslim olmayız.Ya kazanırız,ya ölürüz.Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız.Bana gelince.Ben,cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım."

Ömer Muhtar
ÖLÜM KALIM SAVAŞI
İtalyanların üstün silah ve insan gücüne karşı mücahidler inatçı bir direniş sergilediler. Çatışmaların dozu gün gittikçe arttı bazı araştırmacılar sadece 20 aylık bir zaman diliminde Senusi güçleri ile İtalyan ordusu arasında 263 çarpışma geçtiğini belirtmektedirler ki, bu da mücadelenin şiddeti konusunda bize bir fikir vermektedir. İtalyan kuvvetleri ilk yıllarda ciddi kayıplara uğradılar ve mücahidîne karşı bir üstünlük sağlayamadılar. Mesela Haziran 1923’de Sirte’de meydana gelen bir çatışmada Faşist güçler 13 subay ve 300 asker kayıp verdiler. Genel itibarıyla mücahidler karşısında perişan olan İtalyanlar hınçlarını masum halktan çıkarıyorlardı.Bu ise direnişe olan desteğin gittikçe artmasına sebep oldu ve Mussolini’nin dediği gibi “Siri, yeşil bitki örtüsüyle kan rengine bulandı.”
1927 yılı mücahidler için zaferlerle dolu olarak geçti. Mart ayında İtalyanların 7 taburundan 50 askeri araç pusuya düşürüldü. Üç yüzden fazla İtalyan askerinin öldürüldüğü bu çatışma ile alakalı İtalyan general Mezetti şöyle demektedir: “Mart 1927’de gerillalar bize karşı önemli bir başarı kazanmıştır. Toplam 1200 piyade ve 400 süvari gücüyle, Kaulan-Gerrari-Maaua-Gerdes Abid boyunca uzanan hatlarımızı yararak Cebelü’l Ahdar’ın merkezini ele geçirdiler. Cebel’den Bir Gandula, Sira, Kasr Benigdem, Gergerumma ve sahile kadar uzanan karakollarıyla bizim işgal kuvvetimizi iki kısma böldüler. Kuf bölgelerinde 200 faal asker gerillaların emrinde bulunuyordu.”
Yine bu dönemdeki çatışmalarda mücahidler pek çok düşman uçağını düşürdüler, çok sayıda üst rütbeli subayı öldürdüler.Ve fazla miktarda cephane ve topu ganimet olarak kazandılar.Buna karşı İtalyanlar da yeni tedbirler düşünmeye başlamışlardı. Öncelikle cepheyi içten çökertmenin yollarını aradılar ve kesenin ağzını açtılar.Böylece 13 tane kabile şeyhini satın aldılar.Bu işlerin gerçekleşmesinde Ömer Muhtar’ın çocukluk arkadaşı, Senusi davasına ihanet eden Senusi şeyhi Şerif el Giryani önemli bir rol oynadı.
CEPHEDE SARSINTI
Savaşın gittikçe uzaması, katliam ve kıtlığın insanları telef etmesi, İtalyanların bazı kabile reislerini vaatlerle kandırması mücahit cephesinde bir karışıklığa sebep oldu. Çeşitli kabile şeyhleri Ömer Muhtar’a İtalyanlara teslim olmasını ve bölgelerinden çekilip gitmesini, aksi takdirde kendisi ile savaşacaklarını ilettiler.Böyle tehlikeli bir vaziyette metanetini elden bırakmayan Ömer Muhtar bütün kabile reislerini umumi meşverete davet etti. Kasr el Mecahir’de akdedilen geniş çaplı toplantıda herkes özgürce reyini ortaya koydu. Ortamın alabildiğine gergin ve elektrikli olduğu bir anda Sidi Ömer sürekli cebinde taşıdığı küçük mushafını çıkararak elini onun üzerine koydu ve tarihe geçen şu mükemmel sözlerle herkesi susturdu: “Vallahi, Ya zafer veya şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savaşı asla durdurmayacağım. Mısır’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, İtalyanlara teslim olup ölümden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hiç kimse onları tutmuş değildir.”
Liderin bu kesin azmi ve kararlılığı karşısında teklif sahipleri özür dilediler ve bu toplantı büyük bir vahdet havası içinde sona erdi.
MÜCAHEDE VE MÜCADELE BERABER
Onun cihad arkadaşlarından Mahmud El Cehmi anlatıyor: “Uzun yıllar onunla bir arada yemek yedik, bir çadırda uyuduk, onun tam olarak sabaha kadar uyuduğunu bütün geceyi uykuyla geçirdiğini görmedim. İki-üç saat uyur, sonra kalkar, abdest alır, namaz kılar ve uzun müddet Kur’an-ı Kerim okurdu. Mükemmel bir ahlak ve huya sahip olup gerçekten bir takva timsali idi. O eşine az rastlanan bir mücahid idi.”
Yine silah arkadaşlarından Muhammed Tayyib el Eşheb de şunları yazmakta: “Ömer Muhtar’ı gayet iyi tanıyorum.Onu çok yakından tanıma imkanını buldum.Onun yanı başında aynı çadırda çokça uyudum.Allah rahmet eylesin,ondan çok şeyler öğrendim.Ben o zaman gençtim.O geceleyin erkenden kalkar, abdest alır, namaz kılar ve Kur’an okurdu. Sonra o savaş günlerinin yorgunluğuna ve çok şiddetli kış günlerinin soğuklarına rağmen bizi uyandırır, abdest almamızı ve namaz kılmamızı sağlardı.”
Yine ona göre cemmü nefir(toplu seferberlik) zamanıydı.Ve böyle bir durumda cihad herkese ve her şeye tercih edilmeliydi.Yirmi yıl süren şiddetli harbin tesirinden biraz olsun kendisini kurtarması ve Hac farizasını yerine getirmesini iyi niyetle teklif eden bazı mücahidlere şu karşılığı vermişti: “Bu vatanı asla terk etmeyeceğim....Ölüm meleği gelip de ruhumu alana kadar bu bölgeden ayrılmayacağım.Bir hac sevabı hiçbir zaman din,inanç ve İslam topraklarını savunmanın kazandıracağı sevaptan daha çok olmaz.”
1931 Ocak ayında kendisiyle Libya’da görüşen büyük mütefekkir merhum Muhammed Esed’in kısa bir süre güç toplamak için cihada ara vermesi ve Mısır’a geçmesi teklifine de şöyle cevap vermişti o çöl Aslanı: “ Ben ve adamlarım tutup Mısır’a gidecek olsak bir daha buralara geri dönemeyiz.Öyleyse, halkımı nasıl terk ederim, Allah’ın düşmanları onların canına okurken nasıl başsız bırakırım onları?”
ARTAN BASKILAR
İtalyanlar Senusi mukavemetinin kaynağını kurutmak üzere halkı sahil şehirlere yakın yerlerde kurdukları esir kamplarında toplamaya başladılar.Bir sürü insan ve hayvanın yollarda can vermesi umurlarında değildi. Baskı ve terörlerini gün geçtikçe artırdılar.Su kaynaklarını kuruttular, ormanlık alanları yaktılar, besi hayvanlarını telef ettiler. Aynı zamanda tank gibi modern silahların da devreye girmesi mücahidlerin durumlarını daha zorlaştırmıştı. 1929 yılına gelindiğinde durum şu vaziyette idi; sahildeki bütün şehirler ve Cebel-i Ahdar’ın kuzey tarafları İtalyanların sıkı kontrolü altındaydı. İtalyanlar bu tahkim edilmiş noktalar arasında hava filoları ile, mekanize birlikleriyle ve özellikle sömürgeleri olan Eritre’den getirdikleri zavallı insanlardan oluşturdukları piyade askerleri ile sürekli devriye geziyorlardı.Artık gerillaya karşı onun usulüyle çarpışıyorlardı. Senusi mukavemetinin belkemiğini oluşturan bedevilerin beklenmedik saldırılara, hava baskınlarına uğramadan bölgede dolaşmaları hemen hemen imkansız gibiydi. Bir bedevi kampını keşfeden keşif uçakları çoğu zaman telsizle durumu en yakın İtalyan birliğine haber veriyor ve uçaklardan açılan makineli tüfek ateşi kamp sakinlerinin toparlanıp bir yere sığınmalarını önlerken, nereden çıktığı belli olmayan bir kaç zırhlı araç kampı kuşatıp, namlularını dosdoğru çadırlara, develere, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı gözetmeksizin insanlara çevirerek kampları yerle bir ediyorlardı.Bu katliamdan sonra sağ kalan canlılarsa sürüler halinde zırhlı araçların önüne katılıp kuzeye doğru, İtalyanların sahil yakınlarında kurdukları müstahkem toplama kamplarına götürülüyorlardı.
Buna rağmen mukavemet durmuyordu. General Mezzetti 1 Aralık 1928’de yazdığı raporunda şöyle diyor: “Bölgede siyasi ve askeri bir organizasyon gerçekleşmeden, Ömer Muhtar’ın siyasi ve askeri örgütünün çökertilmesi ve bölgenin kontrol altına alınması mümkün değildir.”
MÜTAREKE GÖRÜŞMELERİ
1929’da Valiliğe atanan Badoglio genel af ilan etti ve teslim olmayıp direnişe devam edecekleri kötü bir şekilde bastıracağını bildirdi.Öyle ki, Badoglio, “Berka Kasabı” namıyla anılır oldu.Ama ne halka karşı savurduğu tehditler, ne de af söylentisinin çok büyük bir tesiri görülmedi. Şubat-Mart 1929’da gerilla saldırıları daha da arttı. Ömer Muhtar İtalyan güçlerinin yoğun bombardımanları altında büyük bir direniş sergiledi.Fakat savaşa kısa bir süre ara verilmesi mücahidlerce de uygun olacaktı. Ömer Muhtar ve arkadaşları 13 Haziran’da vali yardımcısı Sciliani, 18 Haziranda Badoglio ve 28 Haziranda tekrar Sciliani ile Cebel’in değişik yerlerinde görüşmeler yaptılar. İki aylık süren mütarekenin sadece bir oyalamadan ibaret olduğunu gören Sidi Ömer Muhtar Ekim ayında mütarekeyi bozdu. Çatışmalar tekrar başladı.8 Kasım 1929’da Mücahidler Bingazi’deki İtalyan karargahına saldırı düzenlediler.Buradaki İtalyan birliğini tamamen ortadan kaldırıp, karargahı havaya uçurdular.Bu ise sömürgeciler arasında büyük bir şaşkınlık doğurdu.Sonunda Mussolini duruma el attı ve harekatın başına general Rodolfo Graziani getirildi.(10 Ocak 1930)
ESİR DÜŞMESİ VE ŞEHADETİ
Ve 11 Eylül 1931...Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım mücahidîn Sılanta mevkiinde bulunan Resulullah(sav)’ın sahabelerinden Sidi Rafi Hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye karar verdikleri zaman İtalyanların tuttuğu bölgenin içersine girmişlerdi. İtalyan istihbaratı onun varlığını haber almıştı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkanı yoktu.Mücahidler son nefeslerine kadar çarpıştılar.Son anda Seydi Ömer’in de atı vurulup yıkıldı ve onu yere düşürdü.Ama bu yetmişini geçkin ihtiyar aslan yılmadı, kendini toparlayıp tüfeğini ateşlemeye devam etti.Elinden yaralananınca tüfeği diğer eline aldı.Artık yapacak bir şey kalmayınca, askerler üzerine çullandılar ve onu esir ettiler. Önce Sûse’ye sonra Bingazi’ye 60 km uzaklıktaki Suluk’a götürüldü. Burada İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı.Bu görüşmede İzzet-i İslamiyesi ile öyle harika cevaplar vermiştir ki, bu taş kalpli general onun hakkında şunları yazacaktır: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum.Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım.”
Graziani, hatıralarında Ömer Muhtar hakkında şunları demekten kendini alamaz. “Ömer Muhtar inancına, akidesine son derece bağlı bir adamdı. Onun bu inancına saldırmaya kalkışana kim olursa olsun büyük bir heyecan ve azimle karşı koyardı. O vatanına saldıranlara karşı da korkusuzca savaşıyordu. Vatanına yapılacak herhangi bir saldırıyı karşılıksız bırakmayı kabullenecek bir şahsiyet değildi.”
“ O karşısındakine anında cevap verecek üstün bir zekaya sahipti.Aynı zamanda Ömer Muhtar ileri seviyede dini kültüre sahipti.Onun kesin tavırlı bir huyu vardı.O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karşılığında satmayacak üstün bir kişiliğe sahipti Dünyevi hiçbir çıkar peşinde olmayan bir kişiydi.Üstelik hayli fakir bir adamdı.Din ve vatan sevgisinden başka hiçbir dünyevi şeye de malik değildi.”

“Ona canlı ve hazır bir zeka bahşedilmişti.Dini konularda iyi bir eğitim görmüş, hareketli,mütevazı ama tavizsiz...”

Mücahidlerin teslim olması teklifini red eden Ömer Muhtar 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı. Ve Graziani’nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tokadı savurdu: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır.Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur.İnna lillah ve inna ileyhi raciun(Biz Allah’ın(kulları)yız.ve sonunda ona dönücüleriz.”

Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden “Ey huzura ermiş nefis!Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön” ayetlerini okuyarak şehid oldu.
Son olarak Muhammed Esed’in 1932’de Medine’de onun şehadetini haber aldığında ağzından dökülenleri nakledelim: “Ömer el Muhtar öldü ha... Şu Sireneyka aslanı, yetmiş şu kadar yaşına rağmen halkının özgürlüğü için yılmadan sonuna kadar savaşan Ömer el Muhtar öldü demek ... On uzun yıl boyunca, on uzun ve çileli yıl boyunca en modern silahlarla donatılmış mekanize birliklerle, uçaklarla, topçu bataryalarıyla takviye edilmiş düşman ordularına, kendinden en az on kat daha kalabalık İtalyan kuvvetlerine karşı halkın umutsuz direnişine bayrak olan Ömer el Muhtar...
Piyade tüfeklerinden ve birkaç attan başka bir şeyleri olmayan, yarı aç mücahidlerinin başında kocaman bir esir kampına dönüştürülen bir ülkede son kurşununu sıkıncaya kadar umutsuz bir gerilla savaşı sürdüren koca Ömer el Muhtar...”

KAYNAKLAR

1-Ömer Muhtar-Doç. Dr. Ahmed Ağırakça, Beyan yayınları-1994
2-Mekke’ye Giden Yol- Muhammed Esed, İnsan yayınları-2000
3-Muhammed Senusi-Kadir Özköse, İnsan Yayınları-2000


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye