Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: "Usame Bin Ladin, Bana Şeyh Şamil'i Hatırlattı"
MesajGönderilme zamanı: 05.05.11, 11:24 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Usame Bin Ladin ve Şeyh Şamil

Dr. Hayati Bice


“Eğer ölüm önceden belirlenmiş kaçınılmaz bir kader ise,
korkakça yaşayıp ölmek bir müslüman için utançtır.”

(Bir Arap Şiirinden)

“Usame bin Ladin” ismini ilk kez 1990 yılında Umre için bulunduğum Mekke’de, Afganistan’ın Türk bölgesinin büyük şehirlerinden Talkan şehri mücahid komutanlarından Özbek asıllı Muhammed Nazar’dan işitmiştim. Suudî Arabistan’da yaşayan Türk kökenli göçmenlerden –ki çoğunluğu Rus istilası sonucu muhacir haline gelmiş Türkistanlı insanlardı- toplanan yardımları teslim almak üzere Mekke’ye gelen Muhammed Nazar, Usame bin Ladin’den övgü ile bahsetmişti. Afganistan’ın sarp dağlarında böbrek rahatsızlığı nedeni ile sadece yoğurt-ekmek-çay ile hayatını idame ettiren bir “dolar milyoneri”nin fedakârlığı, belli ki bir efsane halinde tüm Afganistan’ı dolanırken ülkenin en kuzeyindeki Talkan şehri Özbek mücahidlerinin kulağına da ulaşmıştı. (1)

Bu ilk duyumdan sonra Kâbe-i Muazzama’nın bakım hizmetlerini yapan Uzak-doğulu temizlik işçilerinin tek örnek üniformalarının sırtından tutun, civardaki pek çok inşaatın tabelasına kadar Mekke ve Medine’nin pek çok köşesinde yazılı olan “Bin Ladin” ibaresi bu aile hakkında merakımı arttırdı. Dedeleri Türkistan’ın Rus işgaline düştüğü yıllarda Fergana vadisinde başlatılan ‘Basmacılar’ hareketine katılan -ve Ruslara yenildikleri için önce Afganistan’a ve 1940’larda da Suudî Arabistan’a göç etmek zorunda kalan- Özbek kökenli bir ailenin çocuğu olarak Medine-i Münevvere’de tanıştığım bir mühendis dostuma “Bin Ladin” ailesini sorup Usame bin Ladin hakkında bilgi aldığım o günlerde dünya henüz bu ismi hemen hiç işitmemişti.

Usame bin Ladin’in anahatlarını Özbek asıllı mühendis dostumdan dinlediğim hayat hikâyesi ve -artık tüm dünyanın bilgisi dahilinde olan-- Afganistan cihadına katkıları hakkında mücahid komutanı Muhammed Nazar Talkanî’den işittiklerim bu insanın tarihî bir misyonu olacağı hissini bana vermişti.

Usame’nin Hayatından Çizgiler

Usame Bin Ladin 1957 yılında Suudî Arabistan’ın başkenti Riyad'da dünyaya gelir. Yemenli köklü bir ailenin mensubu olan babası Muhammed bin Avan bin Ladin 1930 yılının başında Hadramut'tan göçettiği liman şehri Cidde'de bir süre taşımacılık işi yaptı. İşlerini hızla büyüten baba Muhammed bin Ladin kısa sürede Suudî Arabistan’ın en büyük işadamları arasına girdi. Suudî Arabistan’ın sıfırdan inşa edilen alt yapı çalışmalarının önemli inşaat ihalelerini kazandı. Mescid-i Haram olarak bilinen Kâbe’nin ilk genişletilme projesi, tamamladığı önemli projeler arasındaydı. 1969'daki yangın sonrası zarar gören Kudüs’teki Mescid-i Aksa'nın tamiri çalışmalarına da gönüllü olarak katkıda bulunduğu söylenir.

Muhammed bin Ladin, 1970 yılında, Usame henüz 13 yaşında iken bir uçak kazasında hayatını kaybeder. Babası vefat ettiğinde Usame bin Ladin 50’den fazla kardeşi arasında, ergenlik çağına girmiş erkek çocuklar arasındadır. Üniversite eğitimini Cidde Kral Abdulaziz Üniversitesi’nde tamamlayan Usame, buradaki eğitim kadrosunda yer alan Filistinli Abdullah Azam ve Mısırlı ünlü ideolog Muhammed Kutub’un İslamî yaklaşımlarından etkilenecektir.

Babasının ölümü sonrasında en büyük ağabeyi Salim’in himayesine giren Usame onu da yitirince ailenin idaresi erkek kardeşlerden Bekir bin Ladin’e geçer. Bu sırada genç bir delikanlı olan Usame babasından kendisine intikal eden mirastan nakit kısmının kendisine düşen payı ağabeyinden ister ve önemli bir kısmını cihad yıllarında Afganistan’da inşa edeceği 6 mülteci ve mücahid kampına harcayabileceği ciddi bir maddi bir kaynağa sahip olur. Babasının 11 milyar dolarlık mirasından Usame’ye düşen payın 200-300 milyon doları bulduğu şeklinde söylentiler vardır. (2)

Usame bin Ladin Afganistan dağlarında

26 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal için düğmeye basan Sovyet lideri Brejnev, bu işgali ‘dinsiz kafir bir devletin İslam devletini işgal etmesi’ olarak değerlendiren ve cihad düşünceleri ile dolu olan Usame’nin hayatının en önemli safhasına yol açan gelişmeleri de başlatmış oluyordu. Afganistan’ın hemen ardından aynı zamanda okul arkadaşı olan, Suudi Prens Türki bin Faysal tarafından Pakistan Cemaat-i İslami hareketinin daveti vesilesi ile Pakistan'a gitti. Pakistan gizli servisinin ABD’nin bilgisi altında dünyanın dört bir yanından gelen müslüman gençlere askeri eğitim verdiği sınırdaki Peşaver kentine de giden Usame, orada Abd-i Rabbir-Rasul Sayyaf ve Burhaneddin Rabbani gibi mücahid liderleri ile tanıştı. Suudî Arabistan'a döndükten sonra kardeş ve akrabaları ile yakın arkadaşlarına Pakistan ziyareti ile ilgili bilgi veren Usame, ‘komünist kâfirlere karşı’ sert bir mücadele içine giren Afgan mücahidleri için büyük miktarda mali ve ayni yardımlar toplayıp Pakistan'daki kamplara taşıdı.

İlk yıllarda sadece Pakistan'a ulaştırılan yardım paralarını yönetmekle görevli olan Usame bin Ladin’in Peşaver’de “Beytul-Ensar’ (Ensar evi) adı ile kurduğu merkez cihada katılmak için dünyanın dört bir yanından gelen Müslüman gençlerin askeri eğitim öncesi ilk karşılama durağı oldu. Pakistan’daki mülteci kamplarının ideolojik önderi olan Filistin asıllı Abdullah Azzam ile de bu sırada tanıştı. (3)

Peşaver’de Abdullah Azzam tarafından organize edilen Mektebül-Hidamat (Hizmetler Ofisi) örgütü ile Ladin’in Beytul-Ensar merkezi kısa sürede bir bütün haline geldi. Zamanla Mektebül-Hidemat basın-yayın, enformasyon, yardım toplanması ve dünya müslümanlarının -özellikle Arapların- mallarıyla canlarıyla cihada davet edilmesi görevlerini yerine getirirken Beytul-Ensar ise Azzam’ın dünyaya yayılan propaganda faaliyetleri ile cihada katılmak üzere gelenleri karşılama ve Afganistan’daki askeri eğitim kamplarına ve sonrasında cephelere götürülmesi görevlerini üstleniyordu. Bu süreçte Usame'nin Abdullah Azzam'la ilişkileri gelişti.

Usame bin Ladin'in Afganistan’ın cihad topraklarına ilk ziyareti Ruslara karşı cihadın başlamasından üç yıl sonra 1982 yılında gerçekleşti. Cephedeki durumlara tanık olan Usame askeri kampların, dağ yollarının yapımının cihaddaki önemini anladı ve mücahidlere teknik ve lojistik destek kanarlının oluşturulması için yardım noktasında bir çok zengin Suudlu ve dinî yardım kuruluşunu harekete geçirerek Afganistan ziyaretlerini sıklaştırdı. Bu sırada Sovyetler’i sarsmağa başlayan Afganistan cihadı ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak projesi haline dönüşmüş ve tamamen Pakistan Gizli Servisi (ISI ) denetimine girmişti. Mücahidlerin aldığı Amerikan desteği sadece askeri eğitim ile sınırlı kalmadı ve Rus Kızılordusunun havadaki mutlak hâkimiyetini kaybettiren Stinger füzeleri devreye girdi. İslâmi bilinci derin bir Müslüman olan Abdullah Azzam'ın baş asistanı olan Usame bin Ladin, doktriner olarak da kendini geliştirme fırsatı buldu ve ilk Anti-Amerikan fikirlerini bu sırada temellendirdi.

Usame bin Ladin, 1982’den itibaren sık sık girdiği Afganistan'da cihadın ön saflarında iki yıl bizzat savaştı ve hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. Usame Bin Ladin, teçhizatalrını bizzat sağladığı ve birçok değişik İslam ülkesinden gelmiş olan dokuz bin mücahide komuta ettiği bu dönemi, "İki yılda Afganistan cephelerinde yaşadıklarımı, başka yerde 100 yılda yaşayamazdım" diye anlatırdı. SSCB birliklerinin otuzmetre kadar yakınına geldiğini ama kendisinin hiç ölümden korkmadığını, beklediği şehitlik anı gelince cennete gideceğini bilmenin kendisini sâkinleştirdiğini dile getirmiştir.

Usame Bin Ladin, cephelerde mücahidlere destek verdikten sonra 1986 yılında Afganistan’daki askeri etkinliğini arttırıp kendi özel kamplarını inşa etmeye başladı ve altı askeri kamp inşa etti.

”Cihadı Arap Ülkelerine Taşımak”

Usame Bin Ladin'in Amerika'nın 90'lı yıllarda düzenlenen operasyonlarda savaşın odağı olarak değerlendirdiği El-Kaide örgütünün kurulma nedeni ile ilgili farklı görüşler vardır. El-Kaide'nin kurulması, başlangıçta Usame destekçisi mücahid bilgi dosyalarının muhafazası ve Afganistan’daki savaş cephelerinde öldürülen Arapların kimlik bilgilerinin muhafaza edildiği bir büro ihtiyacı olarak açıklanmıştır.

Usame'nin daveti ile 80'li yılların sonunda binlerce Arap kökenli mücahidin Afganistan'a gidip yüzlercesinin şehid olduğu, bu kişiler hakkında herhangi bir sicil bulunmamasının yol açtığı bilgi yetersizliği nedeniyle çoğu zaman -özellikle de en büyük maddî destek kaynağı olan Körfez ülkelerindeki İslamcı aileler- Afganistan'a giden gençlerin akıbetini telefonla veya elçiler göndermek suretiyle Usame’den sordukları zaman sıkıntılar yaşadığını gözlemlenmiştir. Bu şekilde zor durumlar yaşayan Usame'nin başlangıçta sadece Arap mücahidlerin kayıtlarının düzenli olarak kaydedilmesi kararı aldığı iddia edilir. (4)

Zamanla Usame bin Ladin'in yanında savaşmak üzere Afganistan'a gelen herkes için kayıt tutulması düşüncesinin yaygınlık kazandığı ve böylelikle el-Kaide’nin çekirdeğinin oluştuğu belirtilir. Fakat örgütün kıdemli üyelerine göre, Usame, bu pratik ihtiyacın ötesinde Afganistan’daki cihad sonrasında, cihadı Arap ülkelerine taşımak amacıyla -daha sonra ‘El-Kaide’ olarak adlandırılacak olan- transnasyonal (uluslarötesi) bir örgüt kurmak istemiştir. 1989 yılında Suudi Arabistan'a dönen ve ABD’nin baskısı ile ülke dışına çıkışı yasaklanan Usame bin Ladin, kısa süreli bir Sudan hayatından sonra kalan ömrünü tamamlamak üzere Pakistan-Afganistan bölgesine geri döner. El-Kaide olarak tanımlanan örgüt, 1989’dan 1991’e kadar Pakistan’ın Peşaver kentinden yönetildi.

1989’da Rusların başları utanç içerisinde öne eğik olarak, Afganistan’ı terk etmelerinden sonra ABD ve Pakistan’ın bugün artık kanıtlanmış olan her türlü desteği ile adım adım ülkeye egemen olan Taliban güçleri ile ve Ahmed Şah Mes’ud önderliğindeki Kuzey İttifakı arasında başlayan kanlı çatışmaları engelleme çalışmaları 1991 sonlarında sonuçsuz kaldı; bu dönemde üstadı Abdullah Azam gibi yok edilmek istenen Usame bin Ladin’e yönelik birkaç suikast girişiminin sonuçsuz kaldığı bilinmektedir.

Suud yönetimi, 1992 yılı sonlarında Usame bin Ladin’in batılı kaynaklarda 300 milyon dolar olduğu iddia edilen mal varlığına el koymayı kararlaştırdı ve ülkeye dönmeye çağırdı. Usame’nin cihad faaliyetlerine son verme konusunda ikna edilemeyeceğini anlayan Suudi Arabistan yönetiminin baskısı ile 1994 yılı başlarında ağabeyi Bekir bin Ladin yaptığı bir açıklama ile Usame ile Bin Ladin ailesinin hiçbir bağı kalmadığını ilan edecektir. 9 Nisan 1994’de ABD baskılarına boyun eğen Suudi Arabistan hükümeti kararı ile Usame bin Ladin Suudi vatandaşlığından da temelli olmak üzere çıkarılacaktı.

“Dünyanın Her Yerinde Cihad” Söylemi

25 Haziran 1996 günü gerçekleşen ve 19 Amerikan askerinin öldüğü Suudi Arabistan'daki Hubar patlaması ile El-Kaide lideri Usame bin Ladin, hayatındaki yeni Afganistan dosyasını açtı. Patlamadan kısa bir süre sonra 23 Ağustos 1996 tarihinde gerekçesi sayfalarca süren ayrıntılı bir metinden oluşan “Kâfirlerin Arap Yarımadasından Çıkarılması İçin Cihad İlânı” (5) başlığını taşıyan bir fetvayı Afganistan’ın Hindikuş dağlarındaki karargâhından yayınladı. Bu Usame'nin Amerikalıları ve Körfez'den ve İslam dünyasından çıkarılması için ilan ettiği ilk genel savaş ilanıydı ve bu ilân edilmiş savaş 11 Eylül 2011’de New-York’daki ikiz kulelere düzenlenen ve Usame bin Ladin’e fatura edilen intihar saldırıları ile doruk noktasına ulaşacaktı. (6)

O gün bugündür sürdürülen “ABD ile Köşe Kapmaca” denebilecek süreç, yapılan açıklamalara göre 1 Mayıs 2011 Pazar günü Pakistan’ın başkenti İslamabad yakınlarında dramatik bir şekilde sona erdi.

Gelecek Nesiller Usame’yi Nasıl Hatırlayacak?

Usame bin Ladin’in tarihe nasıl geçtiği kadar İslam dünyasının geleceğinde nasıl bir tarihî figür olarak hatırlanacağı da önem taşımaktadır. Bu konuda yapılacak değerlendirmenin nasıl olacağını bugünden kestirmek kolay değildir.
İşte bu noktada, döneminin Rus kaynaklarında -ve hatta Sovyetleştirilen tarih kitaplarında dahi- “haydut” olarak yaftalanan İmam Şamil’in tarihe nasıl kaydedildiği ve günümüz müslümanlarının bilincinde nasıl yaşadığı örneğini hatırlamak gerekir.

1834-1859 arasında kesintisiz olarak 25 yıl boyunca Dağıstan ve Kafkasya’yı istila etmek için yurtları na yönelen Rus ordularına kök söktüren İmam Şamil’in cihadından Usame bin Ladin haberdar mıydı; ne kadar haberdardı?; bilebilmem mümkün değil. Fakat Usame bin Ladin’in önce Rus Kızılordusu’na sonra da dünyanın süpergücü olan ABD’ye kafa tutma psikolojisi ile, Şeyh Şamil’in mücahid müridlerinin başında Kafkas dağlarında kılıç sallarken hissettiklerinin birbirine çok uzak olmadığını söyleyebilmem mümkündür.

….

Usame bin Ladin’e karşı yürütülen sürek avının son sahnelerinden önemlisi birisinin sergilendiği okyanus ötesindeki odadan dünya medyasına yansıtılan cins-cins yüzleri izlerken aklıma İmam Şamil’in Ruslara karşı mücadelesini Londra’dan izleyen Karl Marks’dan nakledilen sözler geldi: "Özgürlüğün nasıl elde edilmesi gerektiğini Şeyh Şamil’den öğrenin. Özgür yaşamak isteyenlerin nelere kadir olduğunu görün. Ey dünya halkları, Kafkasya dağlılarından ders alın." (7 )

Usame bin Ladin’in hayat hikâyesinden de öğrenilecek çok şey, alınacak çok ders var !...

İlk Ders: “İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciûn…”(8)


---------------------------------------

(1) 1990 yılında Molla Muhammed Nazar ile Mekke’de karşılaştığımda, Afganistan’daki cihad hakkında yaptığım söyleşi, Türk Yurtları dergisinin 2. sayısında “Afganistan Dersleri” başlığı ile yayınlandı. 2002 yılında Medine-i Münevvere’deki ünlü Nakşbendi mürşidi Şeyh M. Zekeriya Buhari’nin dergahında karşılaştığım Muhammed Nazar, cihad yıllarının iklimini karartan kardeş kavgalarının yol açtığı üzüntü ile dolu idi. Özellikle ‘cihad zaferle sonlanana kadar nefslerine nikahı haram eden’ iki büyük mücahid olan Ahmed Şah Mes’ud ve Azad Bek Kerimi’nin din kardeşleri tarafından yapılan suikastler ile şehid edilmeleri bütün samimi müslümanlar gibi Muhammed Nazar’ı da sarsmıştı.Bu duygularla 10 yılını Ruslara karşı cihad ile geçirdiği ömrünün geri kalan kısmını Rasulullah’a komşu olarak tamamlamak üzere Medine-i Münevvere’ye hicret ettiğini gözleri dolarak anlattı.
Molla Muhammed Nazar ile Mekke’de yapılan röportajın tam metnini bu linkte okuyabilirsiniz: viewtopic.php?f=51&t=5734

(2) Usame bin Ladin’in hayatı hakkında anekdotlar için bkz: Afganistan, Taliban ve Ladin, (derleme), Birey yayınları, İstanbul-2001.

(3) Abdullah Azzam 1941 yılında Filistin’in Siletü’l-Hasiriye kasabasında doğdu. 1966'da Şam Üniversitesi Şeriat fakültesini bitirdi. Abdullah Azzam’ın yazdığı kitaplardan birisinin ismi “Afgan Cihadında Rahman’ın Ayetleri” başlığını taşıyordu. O yıllarda Türkiye’nin Afganistan cihadını benimsemesinde Afgan dağlarındaki mücahidlere ulaşan “gaybî inayet” örneklerini anlatan bu kitapçığın büyük etkisi olmuştur. Abdullah Azzam 24 Kasım 1989 günü Cuma namazı için "Sebul-Leyl Camii" ne gitmek üzere iki oğlu ile birlikte evinden çıktı. Arabalarına bindikten kısa bir süre sonra önceden yerleştirilen TNT kalıplarının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte şehid oldu.

(4) O yıllarda cihada katılmak için Türkiye’den bazı gençlerin de Afganistan’a gittikleri ve bunlardan bazılarının da şehid düştükleri bilinir. Bu şehidlerden ancak Bilal Yaldızcı, Tayfur Tekiner, Recep Şahin gibi birkaçı dışında çok azının şehadet haberleri, Türkiye’ye ulaşabilmişti. Bunun yanı sıra Afganistan cihadının oluşturduğu duyarlılık pek çok grubu Afganistan’a yardım faaliyetlerine yönlendirmişti. Bu satırların yazarı da Türk Ocağı Ankara Şubesi’nin organize ettiği yardım kampanyası çerçevesinde Eskişehir, Kütahya ve Samsun’da düzenlenen toplantılara konuşmacı olarak katılmıştır.

(5) Bu cihad ilanının tam metni için bkz. M.S. Swetnam, Y. Alexander, (Çeviri: Derya Aydın) , Usame bin Laden, s.99-127, Güncel Yayıncılık, İstanbul-2001.

(6) Usame bin Ladin hiçbir zaman “İkiz Kuleler Saldırısı”nı üstlenmedi. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında başlatılan Afganistan’a ABD saldırısı başlatılınca yayınladığı şu bildiri artık tarihî bir belge niteliğindedir: Usame bin Ladin'in El-Cezire Televizyonundaki Açıklaması (Ekim 2001):
Hamd Allah'adır. O'na şükreder, ondan yardım diler ve O'na istiğfar ederiz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah'ın doğru yola ilettiğini saptıracak, delalete sürüklediğini doğru yola iletecek kimse yoktur.
Allah-ü Teala Amerika'ya bir musibet vermiş, en büyük binalarını yıkmıştır. Hamd ve minnet Allah'adır. İşte Amerika kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına kadar korku ile dolmuştur. Hamd ve minnet Allah içindir.
Amerika'nın bugün tattığı acı bizim onlarca yıldır tattığımız acıdır. Ümmetimiz seksen küsur yıldır bu zilleti tadıyor, bu alçaklığı tadıyor. Çocukları öldürülüyor, kanları akıtılıyor, mukaddesatlarına saldırılıyor ve Allah'ın indirmediği kanunlarla yönetiliyor. Ne bir işiten var ne de cevap veren. Allah, İslam'ın alaylarından bir alayla onlara başarı lütfetti, onlarda Amerika'yı yıktılar. Allah'tan onların güçlerini arttırmasını ve firdevs cennetlerle rızıklandırmasını diliyorum.
Onlar mustazaf (güçsüz) çocuklarını, Filistin'deki ve bir çok İslam ülkesindeki kardeşlerini korudukları zaman bütün dünya çığlık attı, küfür çığlık attı ve beraberinde nifak geliverdi. Şu konuşmayı yaptığım ana kadar bir milyon çocuk, İrak'ta suçsuz ve günahsız öldürülüyor. Hükümetlerden ve yöneticilerden bu konuda ne bir kınama işitiyoruz ne de bir fetva Bugünlerde Filistin'de fesadı yaymak için Cenin'de, Ramallah'ta, Refah'ta, Beyti Cela'da ve diğer İslam topraklarına tanklar ve askeri araçlar giriyor. Ne yükselen bir ses ne de bu sessizliği bozacak birilerini işitiyoruz. Kılıç seksen yıl sonra Amerika'yı vurduğu zaman, nifak; Müslümanların kanlarını, ırzlarını ve kutsal değerlerini hiçe sayan başını gösterdi. Allah onların neye müstahak olduklarını bize gösterdi. Konu açık ve nettir. İslam'la savaşmayı istediler ve terörün adını çarpıttılar.
Yeryüzünün uzak doğusunda Japon halkından yüzbinlerce çocuk ve yetişkin öldürüldü. Bu bir savaş suçu değil. Bir milyon çocuk Irak'ta öldürülüyor. Bunu terör olması söz konusu değil. Ama kendilerinden on küsur kişi Hubar ve Tanzanya'da öldürülünce, uluslararası küfrün başı, asrın budalası Amerika başta, arkasında ve beraberinde bütün nifak Afganistan bombalanıyor.
Ben diyorum ki bu olaylar dünyayı iman ve küfür otağına ayırmıştır. Allah bizi ve sizi ondan korusun. Her Müslüman'ın dininin zafere ulaşması için harekete geçmelidir. Hz. Muhammed'in yaşadığı Arap yarım adasından batılın yok olması için iman rüzgarları, değişim rüzgarları esti. Amerika'ya gelince kendisine ve halkına birkaç kelime söylemek istiyorum...
Göğü direksiz yükselten yüce Allah'a yemin ederim ki Amerika ve Amerika'da yaşayanlar, biz emniyeti Filistin'de yaşamadıkça ve bütün küffar ordusu Muhammed'in topraklarından çıkarılmadıkça onlarla emniyeti hayal edemezler.
Allah en büyüktür. İzzet İslam'ındır.
Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.
Kaynak: El-Hayat Gazetesi - 07 Ekim 2001 (Çeviri: Halil Çelik) ; Afganistan, Taliban ve Ladin, (derleme), s.157-158 ; Birey yayınları, İstanbul-2001.

(7) Karl Marks’ın İmam Şamil’in Cihadı’na hayranlığını nakleden makalenin CIA’nın Türkiye istasyon şefi Paul. B. Henze tarafından yazılmış olması da tarihin garip bir cilvesidir. “İslam’ın dost ülkelerde baskılanıp düşman ülkelerinde desteklenmesi stratejisi”nin bir parçası olan bu çalışmalara yönelik ciddi bir eleştiri Nabi Avcı tarafından yazılmıştı. Henze’nin bu ilginç makalesi ABD tarafından “soğuk savaş” kapsamında desteklendiği iddia edilen ODTÜ Asya-Afrika Araştırmaları Grubu tarafından Türkçe’ye çevrilerek “Marks’ın Ruslar ve Müslümanlar Hakkında Yazdıklarından Seçmeler” adı ile 1985 yılında yayınlandı. Paul. B. Henze “Kafkasya'da 19. Asırda Gerçekleştirilen İslami Cihad: Şeyh Şamil Hareketi” adlı yayınında ise şunları yazmıştı: "... Şamil her bakımdan modern çağın en büyük müslüman liderlerinden biri olduğu kadar, sömürgeciliğine karşı direnişi başlatma yeteneğine fevkalade bir örnektir... Şamil'e göre İslam statik bir inanç değil, dinamizm, yenilik ve ilerleme kaynağı,hayat ve liderlik anlayışıyla. Şamil’e göre din ve siyaset , İslam'da olduğu gibi ayrılmaz bir biçimde bütünleşmişti...”
Kaynak: Dr. Hayati Bice, Türk Yurtları Üzerine Notlar, Bilgeoğuz Yayınevi, İstanbul-2010.

(8) “Biz Allah içiniz ve şüphesiz O’na döneceğiz…” (Kur’ân-ı Kerim, Bakara Sûresi 156. ayet meali)

KAYNAK: http://www.haber10.com/makale/24033/


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Usame Bin Ladin ve Şeyh Şamil
MesajGönderilme zamanı: 05.05.11, 13:49 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22.01.10, 04:41
Mesajlar: 345
usame bin laden katl edilmiş.. cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: "..fî-Sebîlillah katl edilenlere emvât demeyin!.." bu adam hakkında da sayısız komplo teorileri, galiz hakaretler, ayarsız aşağılamalar ve yüceltmeler gırla gidiyor..

bugün şöyle bir abdest alıp hazret-i Kur'an'a sorayım dedim: istihare niyetine sahife açarken Efendi hz.rini gözümün önüne getirdim, ilk anda 291. sahife doğdu içime.. açtığımda el-İsra suresi 84. ayet-i kerime ile karşılaştım: daha doğrusu en çok o dikkatimi çekti...

"..De ki: Herkes kendi uyarına göre hareket ediyor, ama kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir.."

şunu düşündüm: Allah katında üstünlük ancak Takva iledir, doğru itikad ve amel de o Takvanın her şeyidir.. ve hüsn-i zan ile şehadet de o doğru amelden bir şube-i azimedir..

lan oğlum sen usame bin laden'in terceme-i hali ve efkarı hakkında ne biliyorsun dedim kendi kendime.. şöyle şipşak kaba taslak bir hesapla: "özellikle belletildiğimiz" şeylerin çoğusunun "made in america" (empoze) olduğu ortaya çıkıverdi...

imdi, bu adam hakkında kesin olmayan şeyleri çekiştirmeyi geç, ve hemen kesin olan şu iki şeye gel.. birincisi: o bir köstebek ve komplo unsuru değildi.. ama talii (durumu) karşı tarafa koz ve bahane vaki oldu ise ayrı mes'ele..

ikincisi: yattığı yerden yellene yellene ahkam kesen birisi değildi.. united states of america'nın kimyasını bozan bir adam olması bunu anlamak için yeterli bir sebeb değil mi?..

yeryüzünün en azılı şeytanî devleti -düne kadar- yeryüzünün en azılı ve tehlikeli adamı olarak sarıklı sakallı bir müslümanı gösteriyordu.. ve bugün de o "wanted" önceliğini bir başka sarıklı sakallı müslüman devr almış durumda.. bu işte bir pis-koposluk yok mu sizce?...

ben bir söz derim: Habîb hakkı içün.. ama ne ona yaranır ne buna!...

***

mevlana ibrahim Hakkı hz. der ki: "..Aşkın yetmiş iki (nev'i) divâneliği (sıyırtması, soyutlaması) vardır..".. biz Usame'yi Azîz ilan edecek değiliz ama gerçek bir Aşk çılgını olduğu malını ve canını Hakk uğruna sebîl etmesinden belli değil midir?..

"..Afganistan’ın sarp dağlarında böbrek rahatsızlığı nedeni ile sadece yoğurt-ekmek-çay ile hayatını idame ettiren bir “dolar milyoneri”nin fedakârlığı.."

bence alınacak en büyük mesaj ve ders budur hocam,
hakikat şu ki: ne cinsten olursa olsun, aşkın "hayat tarzını" akıl izan almıyor..

Allahu Teala Usâme kulunu aff u mağfiret eylesin,
umduğuna nail, korktuğundan emin eylesin.. Âmin..


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Usame Bin Ladin ve Şeyh Şamil
MesajGönderilme zamanı: 11.05.11, 09:58 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Kudsî yazdı:

"..Afganistan’ın sarp dağlarında böbrek rahatsızlığı nedeni ile sadece yoğurt-ekmek-çay ile hayatını idame ettiren bir “dolar milyoneri”nin fedakârlığı.."

bence alınacak en büyük mesaj ve ders budur hocam,
hakikat şu ki: ne cinsten olursa olsun, aşkın "hayat tarzını" akıl izan almıyor..

Allahu Teala Usâme kulunu aff u mağfiret eylesin,
umduğuna nail, korktuğundan emin eylesin.. Âmin..


Haber10.com sitesindeki yazı altına eklenen yorumlar insanımızın kalb-ruh ekseninde büyük bir yıkıma uğradığına işaret ediyor.

"Ilımlı müslümanlık" ; "diyalog" gibi konularda haksızlık edip etmediğimizi düşünürdüm bazen; o yorumları görünce anladım ki müslümanlar cihad ruhunu yitirmek üzere:

"Allah için yaşamak - Allah için ölmek"
diye bir söz nerdeyse çıkartılmış lugatlerden !...

Sebep olanlardan şikayetçiyim Ya Rabbî...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Usame Bin Ladin ve Şeyh Şamil
MesajGönderilme zamanı: 16.05.11, 11:48 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Şamil’i de Karalamışlardı Bir Zamanlar…

Dr. Hayati Bice


Usame bin Ladin’in ölüm haberinin açıklanması sonrasında yazdığım bir önceki yazım ile ilgili olarak bana ulaşan tepkilerin önemli bir kısmı bir tasavvuf mürşidi olan Şeyh Şamil ile selefi -ve hatta bazılarına göre vehhabi -inançlarını İslâm dünyasına yaymak için silahlı bir mücadele başlatan Usame bin Ladin’i nasıl olup da özdeşleştirebildiğim konusunda yoğunlaştı.

İslâm’da cihadın yeri/yöntemi konusunda son yıllarda ortaya çıkan kafa karışıklığı, ‘Ilımlı İslâm’ tartışmalarının tahmin ettiğimin ötesinde bir etki oluşturduğu anlaşılıyor. Bu nedenle özellikle, -artık üzerinde soğukkanlılıkla konuşulmasına imkân verecek kadar yeterli bir süre geçmiş olan- İmam Şamil’in efsanevî cihadının nasıl değerlendirildiği konusunu açıklığa kavuşturma gereği ortaya çıktı.
Öncelikle şunu belirmeliyim ki, hiçbir zaman İmam Şamil ile Usame bin Ladin’i özdeşleştirme gibi bir düşüncem ya da niyetim olmadı. Yazımda dikkat çekmek istediğim husus, medyatik propaganda mekanizmaların etki alanına -çoğu farkında olmadan- giren müslümanlar tarafından “en vahşi bir terörist” olarak takdim edilen Usame bin Ladin ile ilgili genel ve anahatlarıyla olumsuz yaklaşımı sorgulamaktı. Buna neden gerek duyduğumu anlatabilmem için yıllarca önce Afganistanlı mücahid önderlerinden işittiğim övgü dolu sözler bir yana sadece şu işaret ettiğim “din adamı”nın demeci dahi yeterlidir. Sonuçta bir Müslüman olduğunu kimsenin inkâr edemeyeceği Usame bin Ladin hakkında müslümanlar arasında yürütülen kampanya, olumsuz bir propaganda o derecede abartılmıştı ki; bugün –kaderin garîb ve acîb bir cilvesi olarak- ismi siyasi polemiklerle; kaset sızdırma operasyonları ile birlikte anılan bir “cemaat önderi” kendisi için ‘dünyanın en nefret edilesi kişisi’nin “Usame” olduğunu dahi söyleyebilmişti. (1)

Bugün bütün İslâm dünyasının olumlu bir İslamî önder olarak kabul ettiği İmam Şamil hakkında bir zamanlar ne gibi suçlamalar, ne gibi olumsuz sıfatlar yakıştırıldığını bilmeyen okurun Usame bin Ladin’i gelecek kuşakların “malı ve canı ile Allah için” cihad meydanına çıkmış bir “örnek kahraman” olarak değerlendirilebileceği ihtimalini ne yazılırsa yazılsın kabullenememesi mümkündür. Bunu anlayış ile karşılayabilirim.

Bu olumsuz sonuçta şahsım adına İmam Şamil’in yaşadığı süreçte ve ölümünden sonra yapılan soğukkanlı muhasebenin nasıl çıkarıldığı konusunda, bir önceki yazımda okura yeterince bilgi veremememin de etkisi olduğunu kabul ediyorum. (Bu yetersizlikte bir makale olarak zaten oldukça fazla hacme ulaşan yazımı bir yerde noktalamak gereği etkili oldu.)

Ancak ‘İslâm adına konuşma yetkisi’ni kendisinde gören hiçbir kimse –üstüne üstlük üzerine hiç de vazife olmadığı halde- küresel/egemen güç odaklarınca oluşturulan kara propaganda girdabına kapılıp herhangi bir müslümanı ‘günah keçisi’ ilan edip taşlama gösterilerine eliyle/diliyle ortak olamaz; bu vebali yüklenemez. Bunu herhalde en iyi bilmesi gereken yaygın TV/medya mecralarında günah keçisi ilan edilip ülke dışına ‘hicret etmek (?)’ zorunda kalan birisi olmalıdır bu ülkede….

İmam Şamil’in cihadı nasıl değerlendirildi?

Rus işgal güçlerine karşı 1834-1859 yılları arasında Dağıstan’ın tamamında ve kısmen Kafkasya’da sürdürülen cihadın bölge müslümanları için maddi ve manevi ağır sonuçları olduğu bilinir. 25 yıl süren bir cihad savaşımında kendilerinden sayı olarak kat ve kat güçlü ve silah yönünden de kıyas kabul etmeyecek kadar teçhizatlı Rus ordularının bölgede katlettiği müslüman sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber yüzbinlerce olduğu söylenebilir. (Son 20 yıllık süreçte sadece Çeçenistan’da Ruslar tarafından katledilen müslümanların sayısının onbinleri bulduğu düşünülürse bu rakamın bir abartma değil gerçeğin ifadesi olduğu anlaşılacaktır.)

Kafkasya ve Dağıstan’ın insanî kayıpları sadece şehidlerle sınırlı kalmamış zirvesine 1864 yılında ulaşan bir Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına göç ile de bölgenin Müslüman nüfusu büyük bir kayba uğramıştır. 20. yüzyılın başlarına kadar etkileri devam eden bu göç dalgalarının bölgedeki Müslüman nüfusunun Rus kolonizasyonu önünde azınlığa düşmesi ile sonuçlanan bu sürecin etkisini bugünkü Kafkasya ve Dağıstan’da dahi gözlemleyebilmek mümkündür. İmam Şamil’in kişiliğinden ve mücadelesinden bağımsız olarak bakıldığında bu sürecin bölge müslümanları için olumlu yönde gelişip sonuçlandığını söyleyebilmek ise –maalesef- zordur.

Rasyonel olarak bakıldığında normal demografik gelişim sekteye uğramış olmasa bugün Kafkasya ve Dağıstan’da en az 20 milyon müslümanın yaşıyor olması gerekirken bu sayının ancak 5 milyon civarında kalmasının cihad yıllarında ve sonrasındaki zorunlu göç sürecinde uğranılan insan kayıpları ile doğrudan doğruya bağlantılı olduğu söylenebilir. Ayrıca askerî Rus kolonizasyonunun bütün ağırlığı ile bölgeye çullanmasında stratejik hesaplar kadar cihad yıllarının Ruslara çıkarttığı acı fatura da etkili olmuştur. Bu faktörler dikkate alındığında İmam Şamil’in cihadının bölge müslümanlarının kaderinde nasıl bir rol oynadığı hakkında dünyevi açıdan bakıldığında olumlu sözler söyleyebilmek güçleşir. Ancak bir müslümanın nihai muhasebesini sadece dünyevi kâr-zarar hesapları ile bağlaması imkânsızdır.

İmam Şamil’e Karşı Çıkanlar Kimdi?

Bugün bütün müslümanların gönlünde ve kalbinde mümtaz bir yeri olan Şeyh Şamil’in cihad emirliğini yürüttüğü yıllardan itibaren kendisine ve önderlik ettiği cihad faaliyetine çeşitli nedenlerle karşı çıkanların olduğu bilinir. İmam Şamil’i bölge insanlarını kırdırmak ile suçlayanlar arasında Rus kara propagandalarının tesir alanındaki gafiller olduğu gibi, takvâ sahibi ve âkil müslümanlar olduğu da bir gerçektir. Hatta İmam Şamil’in kendi ailesinden bazı isimlerin de cihadın sonuçları hakkında muhalefet ettikleri tarihin kaydına girmiştir. Bu isimler arasında Ruslara esir düştüğünde Rus askeri akademisinde eğitilen ve bu sırada Rus ordusunun maddi gücünü yakından gözlemleyen oğlu Cemaleddin dahi vardır. (2) İmam Şamil’in cihadını sürdürürken koyduğu -oldukça katı olduğunu kabul etmemiz gereken- şer’î yasaklarını çiğneyen annesini ve İmam Şamil’in şeriat söz konusu olduğunda öz annesine bile uyguladığı tavizsiz tavrını anlamamızı sağlayan bir olay ile ilgili anlatım ise insanî yönden son derecde dramatik bir öykünün dile getrilmesidir.(3)

25 yıl boyunca süren yıpratıcı bir cihad savaşımı sonrasında, 1859 yılı Ağustos’unda, yanında –nasılsa sağ kalabilmiş- bir avuç (sayılarının sadece yüz kadar olduğu bildirilir) mücahidi ile birlikte Gunib dağında Rus generali Prens Baryatinski’ye teslim olmak zorunda kalan Gazi İmam Şamil’in Dağıstan ve Kafkasya tarihindeki rolüne nihai notu vermek o yüzden sanıldığı kadar kolay değildir. “25 yıl “Rusları Dağıstan’a sokmamak” adına dökülen bunca kana; verilen bunca cana değer miydi?” sorusu da, emin olun öyle kolay cevaplanabilecek bir soru değildir. Ruslara esir düştükten sonra 10 yıl Kaluga şehrinde göz hapsinde tutulan İmam Şamil’in gittiği tiyatro salonunda Rus seyirciler tarafından ayakta alkışlanması gibi mizansenlerden bugüne kalan rasyonel olarak bakılırsa nedir ki?

Londra’da İmam Şamil için övgü dolu makaleler yazan Karl Marks örneği ortada iken Dağıstanlı soydaşları, -hatta oğlu ve annesi bile- acaba neden İmam Şamil’i daha sağlığında sorgulamak ihtiyacı hissetmişlerdi? Buradaki dilemmayı çözemeyenin yarının tarihinde Usame’nin bir İslam kahramanı olarak algılanması ihtimalini anlayabilmesi imkânsızdır.

Sadece sağlığında değil ölümünden sonra da İmam Şamil hareketinin Kafkasya ve Dağıstan için ifade ettiği anlam hep sorgulanagelmiştir. Bu sorgulama içerisine girenlerin bir kısmı ateist komünistler olsa dahi önemli bir kısmının İmam Şamil’in yanıbaşında savaşarak şehadet mertebesine ulaşmış dedelerin torunu müslümanlar -hatta sufiler- olduğu bilinir. Ateist- komünist egemenlere yaranma içgüdüsü ile Şeyh Şamil’i karalama kampanyalarının yakın tarihlere kadar bütün Sovyet coğrafyasında din aleyhdarı kampanyaların gözde temalarından birisi olarak sürdürülmüş olduğunu kaydetmeliyim. Bu noktada çok ibretlik bir öykü teşkil eden İmam Şamil’in soydaşı Avar şair Rasul Hamzat’ın tavrını yansıtan ve çok tipik bir örnek oluşturan aşağıdaki şiirini okuduğunda sanırım konunun anlaşılması okur için de biraz kolaylaşacaktır.

Dağıstan’da Şeyh Şamil’i Karalama Kampanyaları

Dağıstan ve Kafkasya’da İmam Şamil’in önderliğindeki direnç kırıldıktan sonra bölgeye yerleşen Rus sömürgeciliği, 1917 komünist devrimi sonrasında da, Çarlık Rusyası döneminden daha da şiddetli olarak, hem askerî sahadaki işgallerle hem de ideolojik vasıtalarla hız kesmeden devam ettirilmiştir. Komünizmin ağır propaganda makinasının etkisine girenler arasında bir örnek var ki, ibretle hatırlarım her defasında: Dağıstan’ın en ünlü şairlerinden Rasul Hamzat, 1952 yılında yazdığı bir şiir ile “Dağlıların Unutulmaz Önderi”ni İmam başlıklı şiirinde şu satırları ile karalıyordu:

İngilizler ona itina ile bir sarık sardılar,
Türkler de sakalını dikkatte kınaladılar,
Daha önemlisi Kur'an'ı eline verip
Çelikten bir kılıçla ortaya saldılar.
İşte size dağlıların imamı ki,
O Allah'ın yeryüzündeki vekili.
O ilkin, kılıcıyla Dağıstan evlatlarını biçti.
Dağlı itaatli değildi, Şamil'in önünde kabahatliydi.
Sonra sıra Rus evlatlarındaydı,
"Dinsizleri kesiniz" diye cihad ilan etti.
Ne getirdi İmam'ın hak ve din kılıcı?
Ne kazandırdı, neyi korudu, kimin içindi bu cihad?
Dumanlarla kaplanmış avullarına yıkıntı ve korku;
Haydutlara bolluğu, hakikatli(!) mollalarına hilebazlığı.
Neler korudu onun çekilmez istibdadı?
Kara perdesi yalanın, açlığın ve can korkusunun.
Ekinler için yangınlar, milleti için haksızlık, cehalet.
Yılanlara yatak oldu, Çeçenistan ormanlarında yuvalar.
Ölülere mezar, yaralılara ölümden de beter ızdırablar,
Yavrulara yetimlik, dullara sonsuz iniltiler.
İmam için yok yoktu, yetmezdi onyedi katırda altınlar,
Şöhreti ve yedi karısı...
Neyi korudu o İmam'ın kanlı kılıcı?

Gebermek için bile O, Dağıstan'a dönmedi.
Çeçen kurtlarıyla, yılan İnguşlara gerekti cesedi.
İngilizler gömdü O'nu Arabistan'ın kumlu tepelerine.(4)

Kendi soydaşı bir şairin Şeyh Şamil hakkındaki şu tüyleri diken diken edecek kadar saldırgan, iftira dolu satırlarını okuyup da öfkelenmeyen bir müslüman olabileceğini sanmıyorum. Tam metni bu sayfanın sınırlarını zorlayacak kadar uzun olan bu şiir, Şeyh Şamil ile Usame bin Ladin arasında neden ve nasıl bir ilişki kurulabileceğini anlaşılır kılmaktadır.

Şimdi şu şiirde yansıtılan İmam Şamil resmi ile günümüz medyasının kurguladığı Usame portresine biraz daha yakında bakalım: Şiirdeki ifade ile “İngiliz kuklası, “kan dökme heveslisi”, “dinsizleri kesin” emrini gözünü kırpmadan veren” Şamil ile “Amerikan imalâtı” olarak “binlerce masum Amerikalı, İspanyol ve hatta Türk’ün kanına giren” ; “ABD’li kâfirleri dünyanın neresinde olursa olsun yakalayıp öldürmek helâldir” fetvasını acımasızca veren Usame ne kadar da birbirine benzetilmiş. İlkinin “onyedi katır yükü altını var” ise ikincisinin “yüzlerce milyon dolarlık banka hesapları” vardır. Bir ortak noktaları da “sayısını bilmedikleri (?) eşleri” olmalı (!).. Aralarındaki tek fark Şamil’in ucundan kan damlayan keskin bir kılıcı var iken, Usame’nin yanı başında asılı, sıcak namlusundan barut dumanı tüten Kalaşinkof tüfeği olması herhalde !...

Aynı Rasul Hamzat, 1961 yılında yazdığı yeni bir şiir ile bu “kara çalan” satırları için İmam Şamil’in ruhundan özrünü beyan etmişse de; neye yarar ki… Artık kendisi de bu dünyadan göçmüş olsa bile maalesef hâlâ bu satırlarla hatırlanıyor. Bugün amel defteri kapanmış birisi olarak Dağıstanlı Avar şair Rasul Hamzat, ömrünün son yıllarında kaleme aldığı ve “Benim Dağıstanım” adı ile ülkemizde de yayınlanan anılarında İmam Şamil’in ruhunu incitmesine kefaret olması dileğiyle yazdığını düşündüğüm, Şeyh Şamil’in hayat kesitlerinden sayfalarca övgüler ile özür dileme tavrını sürdürdüğünü de hakşinaslık adına belirtmeliyim.

İmam Şamil’den Ne Öğrenilmeli?

Korkarım ki, şimdi bu satırlarımı okuyan birileri de çıkar, ‘Şeyh Şamil’i karalama kampanyası’na benim de dahil olduğumu iddia ederler. (Bunun mümkün olamayacağını beni az-çok tanıyanlar bilirler ama, yine de “bilgi sahibi olmadan fikir yürütenler” in çokluğunu gördükçe endişe etmekten kendimi alamıyorum.) İmam Şamil’den bugün yaşayan bir müslümanın öğrenmesi gereken tek şey nedir denilse; kâfire boyun eğerek zillet içerisinde yaşamaktansa; mü’min izzetini koruyarak son damla kana kadar mücadelenin tercih edilmesidir, derim. Benim şahsım adına silsilesi bugüne kadar faal olarak gelmiş olan Nakşbendi mürşidi Şeyh Şamil’den aldığım ders budur. Şeyh Şamil’in tasavvuf geleneğini yaşatan silsilenin en bâriz vasfı da bu cihad ruhunu tasavvufî faaliyeti ile birlikte günümüze kadar taşımış olmasıdır. (5)

25 yıl boyunca defalarca ölüm yüzyüze geldikten, onlarca kez ölümcül yaralar alıp iyileştikten sonra sonra ölüm meleğine âhir ömrünü yaşadığı Medine-i Münevvere’de sıcak bir yataktan selâm veren İmam Şamil’in iyi niyetinden; imanındaki samimiyetinden; takvâsından; verâsından kim, hangi müslüman şüphe edebilir? Öyleyse bugünden geçmişe bakıp İmam Şamil’i yargılayıp mahkûm etmenin müslümana yaraşır bir mantığı olamaz.

Dua edelim de, birgün cihad ya da esaret noktasında bir tercih yapmak zorunda kalınması halinde İmam Şamil’i olduğu gibi Usame bin Ladin’i de hatırlamak zorunda kalmayalım. (6)


Usame’nin Arkasından “Fahrî Cihad Muhasebeciliği” Yapmak Çok Ucuz

Usame için de yukarıdaki gibi bir aşağılayıcı şiir yazıldı mı bilmiyorum; ancak İmam Şamil örneğinden hareket ederek söylüyorum ki, bir gün gelecek bugün “terörist”, “eli kanlı katil”, dünyanın en nefret edilesi insanı” diye Usame bin Ladin hakkında ileri geri konuşup yazanlar, mahşer günündeki hesaba kalmadan, tarih önünde mahcub olacaklar. Bundan adım gibi eminim.

O gün hiç kimse Usame’nin selefi inançlarını, tasavvuf hakkında nasıl düşündüğünü sorgulamayacaktır; ne ‘istivânın mahiyeti’, ‘tevessül’; ne de kabirde dua etme gibi tartışmalarda, rabıtanın fıkhî hükmü konusunda neler düşündüğünü de hatırlayan çıkmayacağı gibi... Ancak Usame bin Ladin’in bütün dünya sathındaki ümmete İslâmda cihad diye bir farz olduğunu hatırlatması hiçbir zaman unutulmayacaktır. Ayrıca Allah yolunda malı ile hizmet edenlerin gündeme geldiği her yerde de Onun ismi saygı ile hatırlanacaktır.

İslâm’daki cihad farzının kanıtı olan onlarca ayet Kuran-ı Kerim’in iki kapağı arasında durmağa devam ederken İslami bir kimlik sahibi olduğuna inanan herkes ama herkes Usame hakkında konuşurken sözlerine dikkat etmek zorundadır. Hele de Uhud gazvesinde yaralanan Hz. Rasûlullah'ı (s.a.v.) ve öz amcası ‘Seyyidül-Şühedâ’ (=Şehidler Efendisi) “Allah’ın Arslanı” Hz. Hamza’nın şehid edildiği sahneleri vaaz kürsüsünden anlatırken “Seyyidina Hamza”, “Seyyidina Hamza” diye ettiği feryadlar hâlâ hafızâlarda canlı olarak duran, gözyaşları içerisinde figan eden birisi en az iki kere dikkat etmelidir!..

Usame’den de Özür Dilenecek Birgün…

İmam Şamil’in şanlı cihadının muhasebesini yapmanın soydaşı Rasul Hamzat’a bir faydası olmadığı gibi , ‘okyanus ötesi’nden Usame bin Ladin’in cihad eylemlerinin altına bir çizgi çekip ‘fahri muhasipliğe kalkma’nın da kimseye faydası olmadığını göreceğiz; mahşer gününe kalmadan…

Yazımın sonunda Usame bin Ladin’in ABD’ye karşı ilan ettiği cihad ilanından alarak ilk yazımın başına koyduğum iki satırlık şiiri –bu yazıda ismi geçmiş veya geçmemiş; şahsı ima edilmiş veya edilmemiş- herkes ile birlikte nefsime de, tekrar hatırlatmak istiyorum:

“Eğer ölüm önceden belirlenmiş kaçınılmaz bir kader ise,
Korkakça yaşayıp ölmek bir müslüman için utançtır.”




---------------------------------------

(1) Fethullah Gülen: “En Nefret Ettiğim Kişi Bin Ladin'dir” Zaman'dan Nuriye Akman'a konuşan Fethullah Gülen,"Dünyada en nefret ettiğim insanlardan bir tanesi Usame bin Ladin’dir. Çünkü Müslümanlığın dırahşan (aydınlık) çehresini kirletmiştir. Bir kirli imaj meydana getirmiştir. O korkunç tahribatı bundan sonra biz bütün gücümüzle tamire kalkışsak bile seneler ister" dedi. (23 Mart 2004) http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=123439

(2) İmam Şamil’in oğlu Cemaleddin çocuk denilecek yaşta Ruslar’ın eline esir düşer. Petersburg’daki bir askeri okulda eğitime başlayan oğlu Cemaleddin, bir esir değişimi ile tekrar yanına geldiği babasına Ruslara karşı mücadelenin başarıya ulaşma şansı olmadığını söyleyip uzlaşma yolları aramasını tavsiye eder. Öz oğlunun moral bozucu bu tavsiyesi İmam Şamil’i çok öfkelendirir ve oğlunu cepheden uzak bir köydeki Nakşbendi mürşidi ve kayınbabası olan Cemaleddin Gazikumuki’nin yanına sürgüne gönderir. Cihadın hüsran ile sonlanması sonrasında ailesi ile birlikte İstanbul’a hicret eden Cemaleddin Gazikumuki’nin kabri İstanbul’da Karacaahmed Kabristanı’nda ziyâretgâhtır.

(3) İmam Şamil, Dağıstan Emiri olarak ağıt, şarkı söylenmesini şu sözleriyle yasaklamıştı: "Şarkıda ya gülme, ya gözyaşı vardır. Bize, Dağlılara ise, şu anda ne gülme, ne gözyaşı gerekli. Biz savaşıyoruz. Erkeklik, yüreklilik, nice yıkıma uğramış olursa olsun, sızlanmamalı, yakınmamalı, ağlamamalıdır. Sizlere şiir, ağıt gerekliyse Kur'an okuyun..." Cihadının son günlerinde Ahulgo avulunun düşman eline geçtiği günlerde Dağlı kahramanların hemen hepsi savaş alanında şehid düşerek kaldılar. Düşmana tutsak düşmek istemeyen yaralılar kendilerini sarp vadilere atarak intihar ediyorlardı. İşte bu çetin günlerde kendisi de yaralanan İmam Şamil, kendi köyü Gimri'ye geldi. Daha atının dizginlerini müridlerine uzatmadan, köyün içerilerinde birinin ağıt söylediğini duydu: "Ağlayın ey Dağlılar, ağlayın Şehidlere ağlayın, yiğitleri ululayın. Ahulgo kalesini düşmanlar aldı Bir tek Dağlı sağ kalmadı..." Ağıtta daha sonra tek tek şehidlerin adları sıralanıyor, kara haberi duyunca dağlardaki bütün pınarların kuruduğu söylenerek, herkesin karalar bağlaması isteniyordu. Yine, dağlıları koruması, İmam'a güç vermesi, Petersburg'da Çar'ın elinde bulunan Şamil'in oğlu Cemaleddin'i koruması için Allah’a yakarılıyordu. İmam Şamil, ağıt yakılmasını yasaklama emrini dinlemeyip bu ağıdı söyleyenin cezalandırılmak üzere yanına getirilmesini buyurdu. Getirilen ağıtçı Şeyh Şamil’in öz annesi idi. İmam Şamil hiç gözünü kırpmadan annesi için yüz kırbaçlık had cezasına hükmetti; sonra da annesi adına kendisine bu şeriat cezasının uygulanmasını emretti.

(4) Rasul Hamzat’ın bu ibretâmiz şiirin tamamı ve özür dileme şiiri için bkz: Dr. Hayati Bice, Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler; s.145-169, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları; Ankara-1991.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=13441

(5) Bu konuda yazdığım bir yazım için bkz: Dr. Hayati Bice, Global Planlarda Tasavvuf ; http://haber10.com/makale/16375/

(6) Türk basınında Usame bin Ladin’in ölümü sonrasında yazılan en güzel yazılardan birisine imza atan Ahmet Taşgetiren’in “cihad konusunda kafası karıştırılan” Türkler için yazdığı şu yazısını dikkatle okumayı herkese tavsiye ederim: “Amerikan cihadizmine serenat”
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/153 ... alesi.aspx

KAYNAK: http://haber10.com/makale/24147/


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Usame Bin Ladin ve Şeyh Şamil
MesajGönderilme zamanı: 17.05.11, 10:05 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Bu yazı ile ilgili yorumlarınızı ilgili sitede yazı altındaki YORUM kutusuna yazarak paylaşabilirsiniz.

http://haber10.com/makale/24147/


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye