Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: İslam Tarihi, Kuteybe bin Muslim vb.
MesajGönderilme zamanı: 15.02.11, 12:23 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 13.09.10, 19:32
Mesajlar: 90
İslam güneşi gerçekten Batıdan mı doğuyor?
(1)

Merve Kavakçı İslam


Yeni Akit
2011-02-15

Merkezi Londra'da olan Faith Matters (İnancın Önemi Var) isimli organizasyon İngiltere'de yaşayan Müslümanlarla ilgili bir rapor yayınladı bir süre önce. Rapor İngiliz basınında büyük yankı buldu. Raporun adı Azınlık İçinde Azınlık: İngiltere'de İslama Yeni Geçenler. Organizasyon adına Swansea Üniversitesi öğretim üyesi Kevin Brice yönetmiş araştırmayı.

Sonuçları çarpıcı: İngiltere'de 2001 yılından bu yana İslam’la şereflenenlerin çoğunu kadınlar oluşturuyor. Bu bilgi ABD'deki Müslüman nüfusla ilgili yapılan araştırmalarla da örtüşüyor. Yani Amerika'da da İslam'a girenlerin çoğu kadınlar oluyor. ‘Convert’ tabir edilen İslam'a sonradan girenler -ki bu kelime bazen ‘revert’ yani İslam'a ‘tekrar’ girenler olarak değiştirilir ve her insanın doğduğunda İslam üzre olduğu vurgulanır yani bir geri dönüş yaşanırlığına dikkat çekilir-’in yarısına yakını kendini ırk olarak beyaz İngiliz olarak tanımlıyor. Bu önemli. Yani İslam alışılageldiği veya tasavvur edildiği gibi kenar bölgelerin, periferin değil merkezin temsilcisi oluyor. Ayrıca İslam dünyasına ait siyaset teorilerini üreten tartışmalar açısından da önemli.

Kısaca ifade edelim: İslam dünyası ve diasporadaki Müslümanlarla ilgili Batılı bazı okumalarda insanları İslam’a çeken en önemli faktörler arasında sosyo-ekonomik açıdan alt sınıflara mensup olmaları ve bu nedenle de alternatif arayışlar içine girmeleri ve teşbihte hata olmazsa İslam’a rastgelmeleri sayılır. Yani ihtiyaçları giderilmeyen, devlet tarafından ihmal edilen, seslerini duyuramayan kesimler zaman içinde İslamı bulur ve İslamın sunduğu dille sistemi protesto ederler, der bu okumalar. Bunlar yaygın ve geniş kitleler tarafından kabul görür okumalardır. Bu bakış açısında bir miktar gerçek payı olabilir, şüphesiz. Zira İslam çoğu insanın içinde taşıdığı adalet arayışı, vicdan muhasebesini dolandırmadan, direkt olarak sunmakla kalmaz, bu esasları iyi bir Müslüman olmanın temeline de yerleştirir. Ekonomik veya sosyal açıdan adalet kaygısı içerisinde olanlar veya bunun sıkıntısını bizzat çekenler İslami değerlerle tanıştıklarında ‘hah işte! Aradığım tam da buymuş!’ diyebilirler.

Ancak diğer yandan bahsettiğimiz araştırmanın da gösterdiği gibi İslam aynı zamanda tuzu kuru olarak tasvir edebileceğimiz yığınların da başka alanlardaki arayışlarına cevap olur. Yukarıdaki batılı okuma -ki dikkat ediniz bu seküler ve dışarıdan bir okumadır- bu noktada tıkanır ama İslam revaçta kalmaya devam eder. Hem de 11 Eylül trajedisi gibi insanlık tarihini değiştiren ve İslam düşmanlığını had safhalara yükselten dönemlerde bile. Bu son araştırma da bu sebeple ayrıca önemli sonuçları ortaya koyuyor. Müslümanların iftiralarla karşı karşıya bırakıldığı, her Müslümanın potansiyel suçlu olarak addedildiği bu son on yılda, terörizmle savaş kalkanı altında yer yer İslam'ın hedefe oturtulduğu Amerika ve İngiltere’de -ki ilginçtir bu iki ülke adı geçen savaşın baş aktörleridir- evet bu iki ülkede yaklaşık on sene sonra yapılan araştırmalar İslam’a olan ilginin eskiye kıyasla fazlaca arttığını ve özellikle de orta sınıflar arasında İslam’ın yaygınlaştığını gösteriyor. Madem İslam bu kadar kaçınılması gereken bir dindi de insanlar İslam’da ne buluyorlar… Neden başka dinler değil de ille de İslam… Amerika'nın en hızlı yayılan dini neden İslam, mesela… ve son olarak neden kadınlar… beyaz İngiliz ve Amerikalı kadınlar anti İslam propagandalarının revaçta olduğu bu zamanlarda neden İslamda kendilerini buldular…

-devam edeceğiz-


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İslam güneşi gerçekten Batıdan mı doğuyor?
MesajGönderilme zamanı: 15.02.11, 14:06 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Ağzı olan konuşuyor ve eline kalem geçiren de çala-kalem yazıyor arkadaş !.. Bu nasıl bir başı-bozukluktur anlayabilene aşkolsun ! Yaw, Güneşin Batıdan doğrmasında bir mecazi ifade yoktur ki, yukarıdaki gibi bir yazı içeriğine katılınabilsin ! Güneşin Batıdan doğması gözle görülecek ve insanlar bu olayı gözlemleyince de hepsi iman edip islâma koşacak, fakat onların bu ilhakları kabul olunmayacak diyor hadiste...Yani, bizzat güneşin batıdan doğması müşahade edilecek denmiş...Bu hadisteartık mecaz aramanın bir alemi yok ! Bazı papaz ve gayr-ı müslim severler de güyâ İslâmı güneşin battığı yerlere kadar ulaştırmak için taaaa Amerikalara kadar gitmişler ve ezansız-mescidsiz olan küfür diyarlarında günlerini gün ediyorlar ! Neymiş, güneşin battığı yere kadar islâmı ulaştırmaya çalışıyorlarmış ! Lâ Havle velâ...
Ya Rabbi bizi aklımızla mukayyed kıl ! Amin...


En son yakuti tarafından 15.02.11, 16:53 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İslam güneşi gerçekten Batıdan mı doğuyor?
MesajGönderilme zamanı: 15.02.11, 16:39 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 31.08.09, 12:40
Mesajlar: 164
Konum: istanbul
Kesinlikle güneş batıdan doğacaktır bu su götürmez bir gerçektir lakin batınında İslamla müşerref olacağını bir çok yerden duyduk. Oralarda hep islam olacaktır zamanı geldiğinde...

_________________
Bu halkın çoğu kal ehli
Kimi olmuş vebal ehli
Gayet azdır kemal ehli
Cinnü bırak can ara bul
Bir Kâmil İnsan ara bul


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İslam güneşi gerçekten Batıdan mı doğuyor?
MesajGönderilme zamanı: 15.02.11, 18:19 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
nakshi yazdı:
Kesinlikle güneş batıdan doğacaktır bu su götürmez bir gerçektir lakin batınında İslamla müşerref olacağını bir çok yerden duyduk. Oralarda hep islam olacaktır zamanı geldiğinde...


İyi de Nakshi Efendi, biz Batıda İslâm Dinine girenler olacak olmasına da bunun, Güneşin batıdan doğrması arasında bir illiyet bağı nasıl olabilir onu söylüyoruz. Ynai, biribiryle hiç ilgili olmayan iki konu !..

***
İMAM GAZALİ'NİN MEZARI BULUNDU

20 Aralık 2009

İran, ünlü İslam alimi İmam Gazali'nin mezar yerinin bulunduğunu açıkladı.

İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağrıcı ise, 'Bu mezarın yeri çok eskiden biliniyordu ancak İran bu mezarla ilgilenmemişti' diyerek tepki gösterdi.

'Kimya-ı Saadet' ve 'İhya-ı Ulumuddin' gibi büyük eserleri kaleme alan alim İmam Gazali'nin mezar yeri İran'da bulundu.

Moğol istilasıyla yerle bir edilen Horasan eyaletindeki Tus şehrinin geçmişine ait kalıntı ve belgeleri inceleyen Tarihi ve Kültürel Miraslar Kurumu araştırmacıları, Gazali'nin mezar yeri olarak tespit ettikleri yerleşim dışı bir noktada kazı çalışması başlattı.

İranlı yetkililer, Gazali'nin türbesini ortaya çıkardıktan sonra çevre düzenlemesini de yaparak inanç turizmine kazandırmayı hedefliyor.

Öte yandan, İmam Gazali ile ilgili Türkiye'deki uzman isimlerden İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağrıcı ise, " Bu mezarın yeri çok eskiden biliniyordu ancak İran bu mezarla ilgilenmemişti" dedi.

Bugün bir kısmı İran toprakları içinde kalmış Horasan'ın Tus şehrinde miladi 1058'de doğan İmam-ı Gazali, 53 yıllık hayatında 'Kimya-ı Saadet' ve 'İhya-ı Ulumuddin' başta 500'ün üzerinde eser kaleme aldı.

Cihan

***
Kabe baskını - 20 Kasım 1979

Tam 30 yıl oldu Kabe baskını esrarını hâlâ muhafaza ediyor

Murat Bardakçı


01.12.2009

İSLAM dünyasının kurban bayramını kutladığı ve haccın tamamlandığı şu günlerde, Mekke'de yaşanan ve İslam tarihinin en kanlı olaylarından olan bir baskının 30. yıldönümü olduğu gözlerden kaçtı, belki de hatırlanması istenmedi.

Bundan tam 30 sene önce kalabalık ve silâhlı bir grup Kabe'yi basmış, Harem-i Şerif haftalarca işgal altında kalmış, çatışmalarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve baskın çok kanlı bir şekilde, hem de Fransız antiterör birlikleri kullanılarak sona erdirilebilmişti. Ama, aradan geçen bu kadar seneye rağmen Kabe baskınının sebepleri hiçbir zaman resmî olarak açıklanmadı, ayrıntıları tam olarak öğrenilemedi.

Herşey, 1979'un 20 Kasım sabahı başladı. Kabe'ye sabah namazını kılmaya gelenler bir anda "Allahuekber" nidaları ve silâh sesleri işittiler.

Baskıncıların Kabe'deki ses sistemini ele geçirmelerinden hemen sonra, liderleri mikrofonun başına geçti. "Mehdî'nin geldiğini" söyledi, Suudi rejimini şeriatı terketmekle suçladı, yanında bulunan kayınbiraderi Muhammed el Kâhtânî isimli genci "Mehdî" olarak tanıttı ve Mehdî'ye biat edilmesini istedi.

DAĞLAR DA İŞGAL EDİLDİ

Liderin ismi, Cuheyman ibn Muhammed ibn Seyf el Oteybî idi. Baskının hazırlıkları çok önceden başlamış, Kabe'nin altında bulunan eski devirlerden kalma yüzlerce metrelik dehlizlere aylar boyunca gizlice silâh, mühimmat ve yiyecek depolanmış, dehlizlerin şehre giden uzantıları, meselâ Ecyad Kalesi'ne uzanan yeraltı yolları da tutulmuş ve baskından sonra güvenlik kuvvetlerinin Haremi-Şerif'e girmeleri imkânsız hale getirilmişti.

Minarelere çıkan baskıncılar, Kabe'yi çeviren Suudi askerlerin her hareketini görebiliyor ve alınan her tedbire kurşunla karşılık veriyorlardı. Birliklerin avluya girebilmelerini bir tarafa bırakın, Harem-i Şerife yaklaşmaları bile mümkün değildi. Kabe'nin arka tarafına hâkim olan Ebu Kubays Dağı da baskıncıların elindeydi, yani Kabe tamamen işgal altındaydı.

KABE'DEKİ HRİSTİYANLAR

Olup bitenleri kendi başlarına halledemeyeceklerini farkeden Suudi yönetimi, Pakistan'dan destek istedi ama Mekke'ye sevkedilen Pakistan askerleri de hiçbirşey yapamadılar. Bunun üzerine, Fransa'dan antiterör birlikleri talep edildi. Ama, gayrimüslimlerin Mekke'ye girmeleri dinen yasaktı. Yasak, Mekke Kadısı Bin Bas'ın verdiği bir fetva ile halledildi, Fransız askerlere Mekke'ye varmalarından önce kâğıda yazılmış Kelime-i Şehadet okutuldu, böylece güya Müslüman oldukları kabul edildi ve Mekke'ye getirilerek Kabe'nin etrafına yerleştirildiler.

Baskın, işte bu Fransız birlikleri tarafından ama akla zor gelecek bir şekilde sona erdirildi: O günlerde Mekke'nin su şebekesi yenileniyor ve şehrin her tarafına geniş borular döşeniyordu. Su şebekesinin planları değiştirildi, borular Kabe'ye ve Harem'i Şerifin altındaki dehlizlere uzatıldı, sonra içeriye tonlarca metreküp su basıldı, suya elektrik verildi ve antiterör timlerine suda yüzmeye başlayan cesedleri toplamak kaldı.

Suudiler, baskının lideri Cuheyman el Oteybî ile birkaç adamını sağ olarak ele geçirdiler ve Bin Bas'ın fetvası ile taksit taksit doğradılar. Önce kollan, sonra ayakları ve en nihayet kafaları kesildi ve iki hafta devam eden baskın böylece şeklen son bulmuş oldu.

Ama, 1979'un 20 Kasım'ında başlayan olayın sebepleri ve ardında kimlerin bulunduğu hiçbir zaman resmen açıklanmadı. Sonraları, işin içerisinde bazı Suudi prenslerinin de yeraldığı, ama zamanın kralı Halid'in prensleri cezalandırmaktan çekindiği ve bazılarını sadece sürgüne göndermekle yetindiği öğrenildi, hepsi bu kadar...

Kabe'de 1979 senesinin Kasım'ı ile Aralık'ında yaşananların üzerindeki esrar perdesi hâlâ örtülü duruyor ve aralanacağı günü bekliyor.

***
Orta Asya Fatihi: Kuteybe bin Müslim

Kuteybe bin Müslim

(d. 670 - ö. 715, Fergana)

Arap komutan, Afganistan ve Orta Asya'da yaptığı fetihlerle Emevi topraklarının sınırlarını genişletmiştir.

704'te Abdülmelik bin Mervan tarafından Horasan valiliğine getirilen Kuteybe, yaklaşık 50 bin kişilik bir ordunun da komutanı oldu. Kuzeye ve doğuya düzenlediği seferlerin ilkinde (705) Toharistan'a girerek başkent Belh'i ele geçirdi; teslim olmasına karşın kenti yıktırdı. Ardından o tarihte Oxus olarak bilinen Ceyhun'u (Amu Derya) aşarak Buhara (bugün Özbekistan'da) ve çevresindeki Soğdiana topraklarını fethetti (706-709); 706'da Beykend'i aldı, bu kenti de yıktırarak bütün erkeklerini öldürttü. İlerleyişini durdurmak için Buhara hükümetince görevlendirilen Verdan Huda'yı da bozguna uğrattı. Verdan'ın ölümünden (708) sonra Buhara'yı ele geçirdi.

Daha sonra Semerkand'ı (710-712), Harezm ve başkenti Hive'yi ele geçirdi. Semerkand sogd hükümdarı Tarhan da ona boyun eğdi. Haccac'ın buyruğu üzerine, Sistan'ın Türk hükümdarı Rutbil'in üstüne yürüdü, ancak Arap egemenliğini kabul ettiremedi. Harezm hükümdarı Çiğan, kardeşi Hurrezat'a karşı ondan yardım istedi, o da Belh valisi olan kardeşi Abdurrahman'a gönderdi ve Abdurrahman, Hurrezat'ı öldürdü, Harezm'in üç büyük kentini Arap egemenliği altına aldı. Kuteybe bin Müslim, Irak valisi Haccac'ın izniyle kuşattığı Semerkand'ı komutan Gürek'in direnmesine karşın ele geçirdi. Genel karargahını buraya taşıdıktan (714) sonra İsficap'a geldi.

715'te Orta Asya'nın iç kesimlerine doğru ilerleyerek Fergana'yı (bugün Özbekistan ve Kırgızistan'da) Arap egemenliği altına aldı. Çin sınırına kadar ulaştığı söylenmekle birlikte bunu kanıtlayan herhangi bir belge yoktur.

Velid tarafından Horasan eyaletinin yönetimine getirildi. I. Velid'in ölümünden sonra halife olan kardeşi Süleyman bin Abdülmelik'e bağlılık yemini etmeyi reddeden Kuteybe, askerleri arasında bu nedenle çıkan ayaklanma sırasında öldürüldü.

Kuteybe'nin fethettiği toprakların çoğu idari bakımdan Maveraünnehir'e (Ceyhun'un ötesindeki topraklar) bağlandı. Kuteybe'nin, ele geçirdiği bölgelerde daha çok askeri yönetimle ilgilenmesine karşın, ardılları o güne değin çoğu Budist olan bölge halklarının Müslümanlaştırmayı başardılar.

Kuteybe'nin fethettiği Semerkand ve Buhara zamanla İslam kültürünün en önemli kentleri ve Orta Asya halklarının eğitim merkezi durumuna geldi. Bununla birlikte, Kuteybe'nin ölümünden sonra Araplar, Maveraünnehir'de tutunamadılar. Göktürklerin yeniden güçlendikleri dönemde Kültigin, Maveraünnehir'deki bazı yerleri Araplardan geri almayı başardı.[1]

http://tarih.batl.k12.tr/siniflar_ve_os ... _arap.html

***


Sürgünden Sonra Hayber Yahudileri

NUH ARSLANTAŞ

İbrânîce “kale” anlamına gelen Hayber, Yahudilerin Arabistan’daki en eski yerleşim yerlerinden biridir.

Yahudilerin Hayber’e ilk olarak Asur sürgünüyle geldiği, sonraki sürgünlerle de şehrin bir Yahudi merkezine dönüştüğü kabul edilmektedir.

İslâmiyet’in ortaya çıktığı dönemlerde, Arabistan Yahudileri içerisinde en güçlü ve organize Yahudi topluluğu, Hayber’de idi.

Kalelerinin sağlamlığı, topraklarının verimliliği ve su bentlerinin çokluğuyla meşhur olan Hayber, Yarımada’nın kuzey-güney ana ticaret güzergâhında olması sebebiyle çok zenginleşmişti.

Hicretten sonra Hayber Yahudileri Medine’de kurulan yeni devlet için hep tehlike teşkil etmiş, Medine aleyhine çeşitli Arap kabileleriyle yürüttükleri siyasal faaliyetler nedeniyle şehir, 628 yılında [Hicrî 7] fethedilmiştir.

Fetihten sonra Hayberlilerin canı bağışlanmış; önce taşıyabilecekleri mallarla şehri terk etmelerine müsaade edilmişken, daha sonra vazgeçilerek Müslümanlara ait olan bu topraklarda yetiştirdikleri ürünlerin yarısını alma şartıyla yerlerinde bırakılmış, kendilerine dinî gereklerini serbestçe yaşama hakkı da tanınmıştı.

Hz. Ömer döneminde kadar Hayber’de bu şekilde kalan Yahudilerin bir kısmı, bu dönemde çeşitli siyasî ve ekonomik nedenlerden ötürü Teymâ ve Erîha’ya sürülmüştü.

Hayberliler, sonraki dönemlerde buradan Mısır, Suriye ve Irak’ın değişik şehirlerine yerleşmişlerdi. Hayber’de kalanlar ise, XVIII. asra kadar varlıklarını sürdürmüş, aynı asrın ikinci yarısından itibaren Vehhâbî hareketi ile beraber yavaş yavaş şehirden göç etmişlerdir.

Fetih’ten sonra cizye alınmayan Hayberlilere sürgünden sonra cizye de konmuştu. Ancak Hayber kökenli olduğunu iddia eden bazı Yahudiler, zaman zaman düzmece belgelerle Müslüman idarecilerden cizyeden muafiyet talebinde bulunmuşlardır. Abbâsî idarecileri bu tür taleplere prim vermezken, Fâtımîler, düzmece de olsa bu belgelere istinaden Hayberli Yahudileri cizye ve zimmîlere yönelik bazı yükümlülüklerden muaf tutmuştur.

Makalenin sonunda Geniza vasıtasıyla günümüze ulaşan bu sahte belgelerden biri verilmektedir.

***

Khaibar, which means citadel in Hebrew, is one of the oldest Jewish settlements in Arabian Peninsula. They had come here first as the result of Assyrian expulsion in 721 BC, then in the course of time the city turned into a Jewish town owing to other expulsions from Palestine. When Islam came on the scene, Khaibar was populated by the most powerful and organized Jewish community in Arabia. In the time of Prophet Muhammad Khaibar had become famous with its strongly fortified castles, fertile lands and rich water reservoirs. Thanks to its strategic location on the very important commercial route in the Peninsula, the city prospered in a short period of time.

After the migration of Prophet Muhammad to Madina, Khaibar had always remained a source of trouble for Madina, and Khaibarite Jews had become a source of military provocations and centre for war investigations. Therefore, the city was given a top priority by the Prophet. On the other hand the Jews had concluded political alliances with some of the Arab tribes to eliminate the new state, but these attempts failed. After a heavy siege that lasted for fourteen days, Khaibar was conquered by Muslims in 628 [7 AH]. The Jews realized that they would perish, therefore, they asked for a negotiable peace treaty on the condition that they be allowed to remain in Khaibar and cultivate their lands, gardens and date palms. In return they agreed to pay half of their harvest to the Muslims. However, the land itself would henceforth belong to the Muslims. The Jews were also granted permission to keep practising their faith.

The Jews of Khaibar continued to stay on these conditions until the final years of Caliph Omar. For some political and economical reasons, Omar exiled a considerable part of the Jews to Taima and Jeriho. As time passed they were further dispersed from there to some towns of Egypt, Syria and Iraq. Due to the Wahhabi movement the remainder Jews in Khaibar migrated during the second half of the 18th century. As pointed above, at time of conquest they were exempted from jizya, but after their expulsion in 641 AD they were levied jizya. In the following centuries some of them demanded to be exempted from jizya with some forged documents claiming that these documents were given by the Prophet himself. Abbasid administrators never accepted such false documents and did not exempt them from jizya, but Fatimids did. They excused Khaibarite Jews from jizya and some other obligations. An example of such a false document which was found in Geniza is also attached at the end of this article.


- BELLETEN, 264, Cilt: LXXII - Sayı: 264 - Yıl: 2008 Ağustos

http://www.akademiktarih.com/tarih-anab ... ileri.html

***

Kusem Bin Abbas

(? – 676)

Peygamber Efendimizin amcası, Hazreti Abbas (ra) ve Hazreti Hatice’den (ra) sonra Müslüman olan ilk kadın sahabe Ümmü’l-Fazl Lübabe’nin oğludur. Künyesi Kusem bin Abbas bin Abdülmuttalib el-Haşimi şeklindedir.

Babası ve kardeşleri ile birlikte Yüce Peygamberin duasına nail olmuştur. Dört halife dönemi ve Emevilerin ilk yıllarında yaşamıştır. Hazreti Ali (ra) zamanında Mekke valiliğinde bulunmuştur. Orta Asya’ya gidip İslamiyet’i tebliğ edenlerin ilklerindendir. Semerkand yakınlarında bulunan türbesi günümüze kadar bir ziyaretgah olma özelliğini devam ettirmektedir.

Peygamber Efendimizin (asm) amcası Hazreti Abbas’ın (ra) ve Ümmü’l-Fazl Lübabe bint Haris el-Hilaliyye’nin oğludur. Ümmü Fazl, Hazreti Hatice’den (ra) sonra İslamiyet’i kabul eden ikinci hanım Sahabedir. Ayrıca, Peygamber Efendimizin hanımlarından olan Meymune ile kardeştir.

Kusem, aynı zamanda Peygamber Efendimizin isimlerinden biri olup, “her hayrı kendinde toplayan” anlamına gelmektedir. Hazreti Hüseyin (ra) ile süt kardeşi olan Kusem’in çocukluğu ve ilk hayatı ile ilgili fazla bir bilgi yoktur. Bu sebepten dolayı doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Kaynakların çoğunda kendisi ile ilgili iki ayrı bilgi yer almaktadır. Birincisi; çocuklar arasında oynayan Kusem ve Cafer-i Tayyar’ın (ra) oğlu Abdullah’ı gören Peygamber Efendimizin bu iki çocuğu bindiği hayvanının terkisine bindirmesidir. İkincisi; Peygamber Efendimizin, amcası Hazreti Abbas ile çocukları için yaptığı duanın aktarılmasıdır.

Peygamber Efendimizin (asm) vefatında hazır bulunan Kusem, cenazenin yıkanmasına yardımcı oldu. Daha sonra kabrine konulmasında yardımcı oldu, kabirden de en son kendisi çıktı. Dolayısıyla Peygamber Efendimize dokunan en son kişi de o oldu.

Kusem’in babası Hazreti Abbas’tan (ra) rivayet edilen ve Risale-i Nur’da da nakledilen bir hadiste Peygamber Efendimizin amcası ve dört oğlu için yaptığı dua yer almaktadır. Hazreti Abbas ve oğulları Abdullah, Ubeydullah, Fazl ve Kusem’i mülâet (bir örtü adı) denilen bir perde altına alarak üzerlerini örttü ve “Ya Rab, bu benim amcam ve babamın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Onları bu perdeyle örttüğüm gibi, sen de onları Cehennemden öylece koru!” mealinde duada bulundu. Peygamber Efendimizin bu duasına evin damı, kapısı ve duvarları “amin, amin” diyerek iştirak ettiler.

Kusem, yaşının küçük olması itibariyle Dört Halife Dönemini ve Emevilerin ilk yıllarını görüp yaşadı. Ancak, ilk üç halife döneminde herhangi bir resmi vazifede bulunmadığı tahmin edilmektedir. Sadece Hazreti Ali’nin (ra) halifeliğinin son yıllarında görev aldığı ve Hazreti Ali’nin vefatına kadar Mekke valiliği yaptığı görülmektedir. Medine valiliğinde de bulunduğu ifade edilmekle birlikte, kesin bilgi mevcut değildir. Ancak, Mekke valiliği dışında hac emirliğinde de bulundu ve kendisine havale edilen konularda fetva verdi.

Yezid bin Şecre’nin Emeviler tarafından hac emiri olarak atanmasına karşı çıkan Kusem, bu şahıs yerine başkasının atanmasını istedi. Emeviler, bunun üzerine Mekke’ye üç bin kişilik bir kuvvet yolladılar. Herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Mekke’ye girdiler. Emevi birliklerine karşı isteğinde ısrar etti ve söz konusu şahıs yerine başka birinin tayinini tekrarladı. Daha sonra hac emirliği görevine Şeybe bin Osman getirildi.

Kusem, Muaviye döneminde Horasan üzerine yapılan seferlere katıldı. Said bin Osman’ın komutanlığını yaptığı kuvvetlerle birlikte Horasan etrafındaki bazı fetihlerde bulundu. Burada yapılan savaşlarda büyük bir kahramanlık gösterdi. Bu başarısı ve cesareti karşısında kendisine fazla ganimet malı tahsis edilmesi teklifini kabul etmedi. Elde edilen ganimetlerin beşe bölünüp diğerlerine dağıtıldıktan sonra kendisine verilmesini söyledi. Daha sonra Semerkand üzerine yapılan sefere de katıldı ve burada şehit düştü.

Orta Asya’ya gidip İslam’ı tebliğ edenlerin ilklerinden olan Kusem’in bu bölge için apayrı bir yeri vardır. Vefatına yakın yıllarda bu bölgeye yapılan seferlerde bulunduğu gibi tebliğ vazifesini de ifa etti. Halk arasında anlatılanlara göre savaşta şehit düşmedi. Kendisini öldürmek isteyenlerin elinden kurtularak önünde açılan bir kayanın içine girdi. Daha sonra kendisine açılan kapı kapandı.
Vefatının üzerinden dört asır geçtikten sonra kendisi için bir mezar yapıldı. Efrasiyap tepelerinin güney yamacında bulunan türbe Ab-ı Meşhed çayının yanında yer almaktadır. Daha sonra buraya devlet büyüklerinin ve ileri gelenlerinin de defnedilmesi ile birlikte bir mezarlık halini aldı. Akabinde burası önemli bir ziyaretgaha dönüştü. Yerli halk buranın ziyaret edilmesine büyük ehemmiyet verdi. Ayrıca, halk arasında Kusem’in adı, yaşayan sultan anlamına gelen “Şah-ı Zinde” olarak anılmaya başlandı.
Bu şekilde anılmasının da sebebi, ibadetini yaptığı sırada saldırıya uğramasına karşılık, mucizevi bir tarza ortadan kaybolması ve halk tarafından ölmediğine inanılmasıdır.

Hazreti Kusem (ra) için yapılan türbe, bir cazibe merkezi haline geldi. Burada kurulan Türk devletlerinin yöneticileri büyük ehemmiyet vererek bölgeyi şenlendirdi. Orta Asya’nın ilk medresesi burada kuruldu. Önlerine çıkan her şeyi yerle bir edip ilerleyen Moğolların istilasından Semerkand da nasibini aldı ve o zamana kadar yapılan ne varsa tahrip edildi. Ancak, aynı Moğollar, Kusem’in türbesinin bulunduğu bölgeye, başlarına bir musibet gelir korkusuyla dokunmadılar. Burası hâlâ önemini korumakta ve günümüzde de ziyaret edilmektedir.

Kusem’in en önemli özelliklerinin başında Peygamber Efendimize (asm) benzerliği gelir. Bu özelliğinden dolayı büyük bir sevgi ve alakaya mazhar oldu. Babası kendisine büyük bir sevgi ve alaka gösterdi. Kendisini severken de “Üstünlük ve seçkinliğin yüce sahibi Peygamber’e benzeyen Kusem” şeklinde iltifatta bulundu.

Ayrıca takva ve fazilet sahibi mübarek bir insan olarak dikkatleri üzerine çekti. Bizzat Peygamber Efendimizden hadis rivayet ettiği gibi, diğer Sahabelerden de rivayetlerde bulundu.

***
ORTA ASYA'DA PEYGAMBER AİLESİNDEN
BİRSAHABÎ
KUSEM B.ABBAS
Dr. Hasan KURT
Kusem b. Abbas tarihin tozlu sayfalan arasında kalmış, hakkında pek fazla Qilgi bulunmayan bir sahabidir. Halbuki bu zat, Türklerin anayurdu Orta Asya'nın bağnında yattığına inanılan ve bölge halkı tarafından çok sevilen bir kişidir. O aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yakınlardandır. Buna rağmen, onunla ilgÜİ bir çalışmaya rastlayarnamaktayız. Bu durum muhtemîlen hakkında kaynaklarda oldukça dağınık ve az bilgi bulunmasından kaynaklanmaktadır/Biz de özellikle tarihimiz açısından önem taşıyan ve anayurtta oldukça büyük ilgi gören Kusem b. Abbas'ın hayatını incelemeyi gerekli gördük. Böylece onu halk arasında anlatılage-len efsanevi şahsiyetinden öte, tarihi kişiliği ile tanıma imkanına sahip olacağız.
1. Ailesi, Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği
Kusem, Resulül,ah (s.a.s.)'ın amcası Abbasıın oğludur. Annesi Lübabe* bt. Haris el-Hilâliyye olup, Hz. Muhammed (s.a.s.yin hanımı Meymûne'nin kızkardeşidir2. Bu durum Kusem b. Abbasıın Hz. Muhammed (s.a.s.) ile hem baba, hem de anne tarafından akraba olduğunu göstermektedir. Aynıca kaynaklarda Hz. Hatice (r.a.)'den sonra İslâm'ı kabul eden ilk kadının Kusem'in annesi olduğu belirtilmektedir3.
1. Halife b. Hayyât, Kusem'in annesinin adını LübabetüVSuğrâ şeklinde kaydetmektedir. Bkz. Halife b. Hayyât, Kitabu't-Tabakôt, thko Süheyl Zekkâr, Beyrut, 1993,
2. BeİâzAri, Ensabu'l-Eşrâf, thko Muhammdd Hamidullah, Mısır, 1959.1, 446 vd.; İbn Kuteybe el-Maarif, thk. Servet Ukkâşe, Kahire, trz. 221; Ömer en-Nesefî, el-Kand fi Zikri Ulemdi Semerkand, tkd. Naiar Muhammed el-Faryâbî, el-Memleketü'l-Arabiyyeti's-SuÛdiyye, 1991,529.
3. İbnüI1-Esîr, ÜsdüİbâbefiMa'rifetiS-Sahâbe, thk . ve tlk. Muhammed İbrahim el-Benna. Muhammed Ahmed ÂşAr, Mahmud Abdulvâhib Fayid, Dâru'ş-Şa'b. trz., LV, 392; Zehebî. Tarîhu'ı-Jslâm, thko Ömer Abdüsselam Tedmür,, Beyrut, 1989, IV, 287, Siyer-i A'lâmi'n-Nübelâ, thko Muhammed Naîm, Me'mun Sağırcı. Beyrut, 1985,111,440.

566 HASANKURT
Dedesi Abdülmuttalib'in de onunla aynı adı taşİyan bir oğlu bulunmaktaydı4. Kusem b. Abbasıın, adını bu amcasından almış olması muhtemeldir Fadl, Abdullah, Ubeydullah, Ma'bed, Ma'ruf, Abdurrahman ve
Ümmü Habib onun anne ve baba bir kardeşleridir,. Temmâm, Kesir, Haris, Safıyye, Amine veya Ümeyne ise farklı annelerden doğan kardeşleridir. Bunlardan Ubeydullah, Kesir, Temmam gibi Kusemiin de soyu devam etmemiştir.
Hz, Muhammed (s,a.s.)'in torunu Hüseyin (r.a.), Kusemiin annesi Lübabe tarafından ernzirildiği için onun süt kardeşidir6. İbn Hacer, el-İsâbe adlı eserinde Kusemiin süt kardeşini Hasan, Tehzîbü't-Tehzîb adlı eseri~de ise Hüseyin olarak kaydetmektedir7. Bu nede~le ikinci eserindeki bilgidiğer kaynaklarca da teyit edildiği için birincisinde geçen ifadenin baskı veya istinsah hatası olması kuvvetle muhtemeldi. Kusem b. Abbasıın doğum tarihi kaynaklarda yer almamaktadır. Fakat Hz. Hüseyin süt kardeşi olduğuna göre, onun doğum tarihinden hareketle Kusem'in yaklaşık olarak ne zaman doğduğunu tespit edebiliriz. Şöyle ki, Hz. Hüseyiniin doğum tarihi olan 5 Şaban 4/11 Ocak 626'yı8 aynı zamanda Kusem için de yaklaşık olarak kabul edebiliriz.
Babası Abbas, onu çok sever ve çocukken şöyle diyerek oynatırdı:
"Kusem, Kusem, yiğit burunlu, akılh ve cömert Kusem"9'.
Onu Hz. Peygamber (s.a.s.) de severdi. O, bir defasında Arafatttan dönerken bineğinin arkasına ağabeyi Fadl',, önüne ise Kusemii bindirmişti. Yine bir gün Kusem, çocuklarla oynadığı sırada buradan geçen Hz. Pey-
4. Belazûrî, Ensdbu'/-Eşrâf, I, 90; Kalkaşand,, Subhu'/-A'sâ li Smâatri-tnsâ, Şerh ve tlk. Muhammed Hüseyin Şemseddin. Beyrut, 1987,I,413.
5. BelazOri, EnsdbuH-Erâf, 1,446 vd.
6. Mus'ab b. Abdullah ez-Zübeyrî, Kitdbu Nesebi Kureys, tsh. ve tlk. E. Levi Proven-çal, Kahire, trz., ~5-28; Belazûrî. Ensâbu'l-Eşrâf, thk. AbdUlaziz ed-Dûrî. Mısır, 1978, m. 22, 65; Ömer en-Nesefi, 529; Îbn Hazm el-Endelüsî, Cemheretü EnsâbH-Arab. Beyrut, 1983, 18; Zehebî, Tarihu'l-hlâm, IV, 288, Siyeri A-lâmi'n-Nübelâ. İÜ, 440; Nevevî, Tehûbü'l-Esmi ve'I-Lugât, Mısır, tA., 1:2159
7. Bkz. İbn Hacer el-Askalânî, eı-İsâbe fi Temyfzi's-Sahâbe, Beyrut, trz., m, 218, Tehzfbü't-Tehzîb, Beyrut, 1326, VIII, 362.
8. Taberî. Tdrfhu 'r-Rusül ve'I-MülÛk, thko Muhammdd Ebu'I-Fadl İbrahim, Kahire, trz., D, 555; Zehebî, Siyeri A ■lâmi'n-Nübebâ, İÜ, 280.
9. İbnSa'd, ~^i kelimesinin yerinde V-l z Belâzûrî ve Zehebi ise <~<i . kelimesini kullanmışur. Bu durumda buradan "cömert yap.h" anlamı çıkmaktadır.

KUSEM B.ABBAS 567
gamber (s.a.s.) diğer çocuklardan, kardeşi Ubeydullah'ı bineğinin önüne, onu da arkasına bindirmesini rica etti10.
Abdullah b. Abbas'a dayandmlan bir rivayette Kusem, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in cesedinin yıkanması esnasında onu sağa sola çeviren ve defin işlemleri sırasında mezanına inenlerden birisi, hatta oradan en son çıkan kişi olarak nakledilmektedir". Fakat bir diğer kaynakta Abdullah b. Abbas'ın, mezardan en son çıkan kişinin Kusem olduğuna itiraz ettiği belirtilmektedir12. Birbiriyle çelişen bu iki rivayetten sadece birisinin doğru olması mümkündü.. Bu nedenle yukanıda belirttiğimiz gibi Kusem yaklaşık olarak 4/626 yılında doğmuş olduğuna göre, Hz. Muhammed (s.a.s.) vefat ettiğinde (Rebiülevvel 11 7 yaşında bulunmaktadır. Bu durumda onun Hz Muhammed (s.a.s.)'in cesedini sağa sola çeviren ve mezanına inenler arasında yer alması pek mümkün görünmemektedir. Böyle bir kanaat onun Hz. Peygambe''e yakınlığından kaynaklanmşş olabilir.
Yine amcasının oğlu Hz. Ali, kardeşleri Abdullah ve Ubeydullah ile birlikte onun, babası Abbasıın cenazesini yıkayan ve mezanına inenler arasında yer aldığı nakledilmektedir'3. Abbas b. Abdülmuttalib 32/653 yılında vefat ettiğine göre14, bu dönemde yaklaşık 28 yaşında bulunan Kusem'in, mezara inenler arasında>bulunması mümkündü..
Nevevî, bazı kimselerin Kusemii tabiinden zannettiğini belirtmektedir. Onun da belirttiği gibi bu doğru değildir. Kusem, en son sahabidir. Belazûrî en son sahibinin Kusem'in kardeşi Temmâm, İbn Hişam ise, Muğîre b. Şu'be olduğu yönünde bir rivayet nakletmektedir'5. Fakat her halukarda onun bir sahabi olduğu kaynakların verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır.
2. Valiliği ve Hac Emirliği
Kusem b. Abbas, Hz. Ali'yi çok sever ve onu kendine tercih ederdi. Kusem'e "sizler dururken, neden Ali halife oldu?" diye sorulunca, onun bu işe daha layık bulunduğu ve babası Abbasttan daha önce İslam dinini
10. »s:^^
Taberî, III, 211 vdd.; İbnü'1-Imâd, ŞezerâM'z-Zeheb fi Ahbâri men Zeheb, Kahire,
11 §İSs&liS!SS^^^^SS'-''

568 HASAN KURT
i kabul ettiği cevabını verirdi. Hatta Kusem; Resulullah (s.a.s.)'in yanında onun, babası Abbas'm sahip olamadığı önemli bir konuma sahip bulunduğunu belirtmiştir16. Kusem ile Hz. Ali arasındaki bu samimi ilişki onun hilafeti döneminde çok belirgin biçimde görülmektedir.
Hz. Ali, 36/656 yılında Kusemii Medine valisi tayin etmiştir17. O bu sırada 32 yaşlarında bulunmaktadır. İbn Hacer, Hz. Ali'nin şehadetine kadar Kusem'in Medine valisi olarak görev yaptığı yönünde bir rivayet nakıetmektedir. Fakat onun da belirttiği gibi, bu rivayet zayıftır8•.
Kusem çok kısa bir süre, belki bir iki ay kadar Medine valiliği yaptıktan sonra, Hz. Ali tarafından aynı yıl EbO Katade el-Ensârî'nin yerine Mekke valisi atanmıştır. Bu atama işlemi Hz. Ali'nin Cemel Vak'ası öncesinde Hz. Aişe, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm'ın Hz. Osman (r.a.)'ın kanını talep etmek için Basra'da bir eylem girişiminde bulunduğu sırada gerçekleşmiştir". Hem bu hadise, hem de Abdullah b. ' Amiriin Mekke'de etkinlik kazanması Ebu Katade el-Ensârî döneminde meydana gelmişti. Bu nedenle Hz. Ali, EbO Katade'yi azlederek yerine Kusem b. Abbasıı atamıştır20. Kusem'in, Taifin de bağlı bulunduğu, Mekke valiliği Muaviye tarafından 42/662 yılında buraya Halid b. el-As'ın tayin edilmesine kadar devam etmiştir2' Bu sırada o, 38 yaşlarında idi.
Hz. Ali, Kusemii Mekke valisi tayin ettiğinde ona bir mektup yazmıştı. Bu mektupta o, Kusem'den hac emirliği yapmasını, Allahıın geçmiş kavimleri nasıl cezalandırdığını halka hatırlatmasını, gece-gündüz onların meselelerini halletmek için vazifesine devam etmesin,, herhangi bir konu'da görüş soranlara cevap vermesin,, bilgiden yoksun olan Mek-kelileri aydınlatmasın,, "ister mukîm, ister misafir hacı olsun, bütün in-sanlar için onu eşit kıldık."21 ayetinden dolayı, şehrin sakinlerinden vergi " almamasım, istemektedir23.
16. İbnüIl-Esîr, Osdü'l-GlbeJÎMa'rifeıi's-Sahâbe, IV, 392.
17. Taberî, IV, 445; İbnü'1-Esîr, el-Mmilfı't-Tarîh, III, 204, 222; Nüveyrî, Nihâyetü'l-ErebfîFunûni'l-Edeb, thko Muhammed Rifat Fethullah ve ıbrahim Mıistafa, Kahire, 1975, XX, 26; Zehebî, Tarihu'l-İslâm, IV, 288; Nevevî, 1:2/59; İbn Haim el-Endelüsî,18.
18. İbn Hacer el-Asktân'uTehzibü't-Tehztb, VIII, 362.
19. Taberî, IV, 455; İbnü'1-Esîr, el-Kâmilfî't-Târîh, III, 222; Nüveyr,, XX, 42.
20. Abdülhaiik Bakır, Hz. Ali Dönem,, Ankara, 1991.58.
21. Taberî, V, 92, 132, 155, 172; İbnü'1-Esîr, el~Kamil fi't-Târîh, III, 350, 374, 378, 398; BelazOri, Ensâbu'l-Eşrâf, III, 65; Halîfe b. Hayyat, Tarih, Beyrut, 1993 152 Ya'kObi, Tarih, Beyrut, 1992, II, 179; El-Kurtubî el.Mâlikî, III, 363 vd.
22. Hacc SOresi, 25. .
23. Ömer en-Nesefî, 53i.

KUSEM B.ABBAS
Kusem b. Abbasıın hac emirliği yapıp yapmadığı veya yaptıysa bunun hangi yıllarda gerçekleştiği konusu ile ilgili bilgiler kaynaklarımızda bir hayli karışık vaziyettedir Muhammed b Habîb, Kusemiin 38/659 yılında hac emirliği yaptığı hakkında zayıf kabul ettiği sadece bir rivayet nakletmektedir24. Bu durumda ona göre, sözkonusu yılda dahi Kusem'in hac emirliği yapmış olma ihtimali zayıftır. Ya'kûbi ise, Kusem b. Abbasıın 37/658 yılında hac emirliği yaptığın,, 38/65$ yılında ise bu görevi Ubeydul1ah b. Abbas'ın, yürüttüğünü kaydetmektedir25. Bunların dışındaki kaynakların önemli kısmı, Kusemiin 38/659 yılında hac emirliği yaptığını vurgulamaktadır26.
Belazûrî'ye gelince o, Kusemiin Hz. Ali tarafından 39/660 yılında hac emirliğine tayin edildiğini nakletmektedir27. Fakat onun naklettiği bu rivayet, yukarıda kaydettiklerimizden farklı gözükmekte ve Kusem'in ikinci defa hac emiri olarak atandığı ihtimali ortaya çıkmaktadır. Belazûrî, Kusemiin bu tayinin., Mutviyennin Yezid b. Şecere er-Rehâvî'yi Şam'dan hac emiri olarak ve kendi adma biat alması için göndermesi ile ilişkllendirmektedir. Bu rivayete göre Kusem, Mekke'de hac için biraraya toplanmış olan halkı Muaviye'nin gönderdiği Yezid'e karşı mücadeleye davet etmiştir. Halkın bu davete iltifat etmediğin' gören Kusem, hac emirliğinden çekilip yalnız başına ibadetini yapmıştır. Halk ise, Kusemiin yerine Şeybe b. Osman b. Talha el-Abderî'ii seçerek ibadetini tamamlamıştır Belazûrî'nin bu rivayeti kendisinden naklettiği Hişam b~ el~Kelbi, bu yılki hac emirinin Abbasıın oğullanndan Ubeydullah, Ma'bed veya Temmam olduğunu iddia edenlerin hepsinin yanıldığını
savunmaktadır28.
Tabenî ve İbnü'1-Esîr de 39/660 yılında29 Muaviye tarafından Yezîd'in Mekke'ye gönderildiğini teyit etmektedir. Fakat bu müellifler, Kusem b. Abbas'ın o yıl hac emiri olduğunu zayıf bir rivayet olarak kaydetmektedir. Hatta İbnü'1-Esîr, hac emirliği ile ilişkilendirmeksizin Mekke'de, Kusem b. Abbas ve Yezid b. Şecere er-Rehâvî arasında geçen olayı detaylı bir biçimde anlatmaktadır. Buna göre Muaviye, taraftarlardan Yezid b. Şecere'yi yanma çağırarak ona şöyle dedi: "Halka hac emirliği yapman ve Mekke'de benim adıma biat alıp Ali'nin valisini oradan kovman için seni bu şehre göndermek istiyorum" Yezid onun bu teklifini
24. Muhammed b. Habib, Kitdbu'l-Muhabber, Beyrut, trz. 17.
25. Ya'kûbî, II, 213.
26. Bkz. Halîfe b. Hayya,, Târih, 149; Taber,, V, 132; İbnU'I-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh, III, 374; Mes'Ûdî, Murûcu'z-Zeheb, thko Muhammed Muhyiddin Abdülhamid, Beyrut, trz., IV, 397.
27. BelazOri, Ensdbu H-Eşrâf, III, 65.
28. BelazOri, Ensabu'l-Eşrâf, III, 65 vd.
29. Mes'ûdî, bu hadiseyi 37 yılında vuku bulmuş gibi nakletmektedir. Bkz. Mes'Ûdi, IV, 397.

570 HASANKURT
kabul etti ve üçbin süvariyle Mekke'ye doğru yola çıktı. Bu sırada Hz. Ali'nin Mekke Valisi Kusem b. Abbas, Muaviye'nin planladığı olayı haber alıp halka bir konuşma ya~tı. O bu konuşmasınd;; Şamlıların şehre doğru yürüyüşe geçtiğini bildirerek, halkı onlara karşı savaşa çağırdı. Fakat Kusemiin çağrısı karşısında Şeybe b. Osman el-Abderî'nin haricindekiler sessiz kalmayı tercih etti. Bunun üzerine Kusem, şehrin dışında karargah kurmayı ve vaziyeti Hz. AIi'ye yazılı olarak bildirmeyi düşündü. ^ra o, Hz. Ali'nin askeri yardım göndermesi durumunda Şamlılarla savaşmak niyetindeyd.. Fakat EbU Saıd el-Hudri onu Mekke'yi terketme ve böyle bir yola başvurma kararından vaz geçirdi. Bu arada Şamlılar ter-viyeden iki gün önce (6 Zilhicce) şehre girdi; ancak hiç kimse ile mücadeleye girişmed.. Çünkü Muaviye?nin komutanı Yezid b. Şecere, onlara "bizimle savaşmadığınız ve Jartışmaya girmediğiniz sürece emniyet içindesiniz" diyerek güvence verdi. Yezid bu sırada EbO Said el-Hudrî'yi yanına çağırarak onun aracılığıyla, Kusem'den halka imamlık yapmaktan vazgeçmesini, halktan da kendilerine bir başka imam seçmesini istedi. Kusemiin onun bu isteğine uyması üzerine, Şeybe b. Osman halka imamlık ve hac emirliği yaptı. Kusemiin gelişmeleri bildirmesi üzerine Hz. Ali, Zilhicce ayının başında Mekke'ye aralarında Reyyân .. Damre el-Hanefi ve Ebu't-Tufeyl'in de bulunduğu bir askeri birlik sevketmişti. Fakat hac vazifesi tamamlanınca Yezid şehri terkettiği için, Hz. Ali'nin gönderdiği birlik Mekke'de onlarla karşllaşamadı30.
Kusem b. Abbasıın Yezid b. Şecere ile arasında böyle bir olayın geçmesi için ayrıca hac emiri olmasına gerek yoktur; çünkü o, zaten Hz. Ali tarafından tayin edilmiş olan Mekke valisidir. Yani onun Muaviye tarafından biat almak ve hac emirliği yapmak maksadıyla gönderilen Yezid'e bu denli sert tepki göstermesi için Mekke valisi olması yeterlidir. Sonuç itibariyle BelazOrl'nin ravısi Hişam b. el-Kelbî'nin hac emiri konusunda yanıımış olabileceği kanaatine varabiliriz. Ancak İbnü'I-Esîr'in geniş olarak anlattığı rivayette -bir eksiklik sözkonusu değilse- hac emirliği elinden alınan kişininttepkininin, hatta kimliğinin bile belirtilmemesi, dahası hac emiri ve imamın aynı kişi olduğu gibi bir ihtimalin bulunmas,, Hişam b. el-Kelbî'nin iddiasını teyit eder mahiyettedir. Bu nedenle 39/660 yılında hac emirliği yapan kişinin Kusem olabileceği ihtimali kuvvet kazanmaktadır.
Ya'kObî, Hz. AIi'nin katili Haricı Abdurrahman b. Mülcemii yakalayan kişinin Kusem b. Abbas olduğunu nakletmektedir31. Fakat Mes'ûdı ve Nüveyri katilin yakalanmasındnn bahsederken Kusemiin adından hiç söz etmemektedir. Onun rivayetine göre, Hemedanh, birisi İbn Mülcem'in
30. Taberî, V, 136; lbnüI1-Esîr, el-Kâmilfi'ı-Târîh, III, 377 vdd.
31. Ya'kûbî, II, 212.
\

KUSEM B. ABBAS 571
ayağına vurup onu tökezletmiş, Mugire b. Hakem b. Haris b. Nevfel32 ise suratına bir tokat atıp onu yere yıkmış ee Hz. Hasan'a götürmüştür". Kusem b. Abbas'ın, bu dönemde Mekke valisi olarak görev yapması nedeniyle, KOfe'de vuku bulan bu olaya şahit olma ihtimali oldukça zayıftır.
3. Maveraünnehr Seferine Katılması ve Ölümü
Muaviye döneminde ise Kusem, 56/676 yılında Said b. Osman kumandasındaki bir ordu ile Maveraünnehr'e yapılan sefere katılmıştır34. Emevi yönetimi ile arası iyi olmadığı için bu seferde ancak bir asker olarak yer alabilmiştir. Çünkü o, hilafet mücadelesinde Muaviye'nin karşısında Hz. Ali'nin tarafını tutmuş, hatta onun valisi olarak Mekke'de görev yapmıştı. Said b. Osman, Emevilerden olmakla birlikte, ordusu içinde yer alan Kusem'e son derece izzet ve ikramda bulunup onu yanından ayırmamıştır35.
Son derece mütevazi ve hakkına rıza gösteren bir insan olan Kusem, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e yakınlığı nedeniyle kendisini diğer insanlardan ayrıcalıklı görmemiştir. Nitekim bir rivayete göre; Said b. Osman ona "elde edilen ganimetlerdnn size bin pay mı verilecek?" diye sorunca, "hayır beş pay" şeklinde karşılık vermiştir. Arkasından da "önce diğer in-sanların hisselerini verin, daha sonra benimkini düşünürüz" demiştir36. Böylece o, kanaatkârlığını ve olgunluğunu gayet net bir biçimde ortaya koymuştur.
Yukanıdaki bilgiyi Narşah! sayılar bakımından farklı nakletmektedir. Ona göre, Said Buhara'ya varınca Kusem'e izzet ve ikramda bulundu, sonra da "herkese birer pay, size ise bin pay vereceğim" dedi. Bunun üzerine o, "şeriatta olduğu gibi, herkese ne kadarsa, bana da o kadar" şeklinde ikazda bulundu77. BelazArI'ye göre ise, Saidiin "sana yüz veya bin pay vereyim" teklifine Kusem, "bir hisse bana, bir (veya iki) hisse de atıma ver" şeklinde karşılık vermiştir38. Rivayetler farklı da olsa, onun ne denli peygamber ahlakı ile ahlaklandığı ve çevresindeki insanlardan kendisini farklı değerlendirmediği açıkça iörülmektedir.
32. Mes'ûdî, sözkonusu ismi Mugire b. Nevfel olarak kaydetmektedir. Bkz, Mes'Odi, II, 424.
33. Mes'Ûdî, II, 424; Nüveyrî, XX, 209 vd.
34. Zehebî, Siyer-i A'lâmi'n-Nübelâ, III, 441; Ya'kÛbî, II, 237.
35. Ömer en-Nesefî, 529.
36. Zehebî, Tar/hu'l-Islâm, IV, 288.
37. Narşahî, Tar/hu Buhârâ, thko Emin Abdülmecdd Bedevî,. Nasrullah Mübeşşrr et-Tırâzi,Mıs.r,trz,64vd.
38. Belazûrî, Fütûhu'l-Buldân, tre. Mustafa Fayda, Ankara, 1987,59;; Ensabu'l-Eşrâf, thko Abdülaziz ed-DOri, Mıslr, 1978, III, 66.

572

HASANKUTT

Bu güzide şahsın öldüğü yer ve zaman konusunda kaynaklar muhtelif bilgiler vermektedir. Bu bağlamda Muhammed b. İsmail el-Buhârî'nin et-Târthu's-Sağtr adlı eserinin bir yerinde, Kusem b. Abbasıın 37/657 yılında Büsr b. Ebi Ertat tarafından Yemen'de öldürüldüğü belirtilmektedir. Fakat aynı eserin bir başka yerinde, Muaviye döneminde (41-60/661-680) Semerkanddaa öldüğü kaydedilmektedir39. Aşağıda görüleceği gibi diğer kaynaklarda yer alarl bilgilerden ve kendi içinde düştüğü çelişkiden Büsr tarafından öldürülmesi ile ilgili bilginin bir istinsah haası olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu eserin tahkikini yapan Mahmud İbrahim Zayid dipnotta Büsr b. Ebi Ertat tarafından Yemen'de öldürülen kimsenin Ubey-dullah b. Abbasıın oğlu Kusem olduğunu belirtmektedir40. Nitekim Taberî de bu olayı 40/660 yılı hadiseleri içinde kaydetmekte ve Büsr'ün öldürdüğü çocuğun Ubeydullah'm oğlu Kusem olduğunu nakletmektedir41.
Bir kısım kaynaklar Buhara'nın fethini müteakip Kusemiin Said b. Osman'dan ayrılarak Merv'e döndüğünü ve orada öldüğünü belirtmekte; onun na'şın.n EbO Humra mahallesinde bulunan mezarlığa defnedildiğini söylemektedir. Diğer bir kısmı ise Said'le beraber sefere devam edip 57/ 677 yılında Semerkanddaa veya buranın fethinden sonra Usruşana'ya doğru ilerlerken Sirkes denilen yerde şehid düştüğünü kaydetmektedir42. İşin zor tarafı bu rivayetlerin her iki grubu da önemli isimler tarafından rivayet edilmektedir. Bu nedenle onlar arasından birini tercih etmek oldukça zor görünmektedir. Rivayete göre, bunlardan HamdOye b. el-Hattâb, SelmOye EbO Salih, Yahya b. Main, Abdullah b. el-Mübarek, Abdülaziz b. Ebi Rezme, Ahmed b. Said b. Ma'dan onun Merv'de öldüğü ve burada defnedildiği kanaatindedir. Salih b. Muhammed el-Bağdâdî, EbO Reca, Muhammed b. İsmail el_Buhari43, Ahmed b. Seyyar, Muhammed b. Eslem el-Kâdî, Muhammed b. Abdurrahman ed-DeğOli, EbO İbrahim el-Bab Kissi ve Mus'ab b. Abdullah ise onun Semerkanddaa şehit edildiği ve burada toprağa verildiği görüşündedir. Hatta kardeşi Abdullah'm "doğduğu yerle öldüğü yer birbirinden ne kadar uzak! Mekke'de doğdu,
39. Bkz. Buhârî, et-TârîhuS-Sağîr, thko Mahmud İbrahim ZAyid, Kabire, 1976, I, 86, 142.
40. Bkz.Buhân,et-Târîhu-s-Sağîr,I,86,not. ı.
41 MS,^'. Abdullah ez-ZUbeyrî, 27; Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, VII, 194; Muhammed b. Habib, 107; İbn Kuteybe, 122; îbnü'1-lmad, I, 61; tbn Hibbân, Kitabu Meşahiri Ule^âi-l-Emsâr, Wiesbaden. 1959, 9 vd., 61; Nevevî, 1:2/59; İbn Hacer el-Askalâni, el-hâbe fi Temy1zi's-Sahâbe, III, 218 vd., TehzM't-Tehzîb, VD3, 362; Narşahî, 65; BelazOrî, Fütahu'l-Buldân, 599; Ensdbu'l-Eyâf, III, 66; Ömer en-Nesefi, 529; İbn Sa'd, IV, 6; Halife b. Hayyât, Kitabu't-Tabakât. 404; İbn Hazm el-Endelüsî, 18; İbnü'1-Esîr, el-Kâmilfi't-Târîh, III. 512; İbn Hibbân, Kitabu's-Sikât. Haydarabad, trz., III, 337; Zehebî, Siyer-i A•lâmi'n-Nübelâ, III, 442.
43. Buhârî, bu tonuyla ilgili rivayeti J~, "deniliyo"" ifadesiyle nakletmektedir. Bkz. Buhari, et-Târîhu's-Sağîr, 1,142.

KUSEM B.ABBAS 573
fakat Semerkand'da öldü." diyerek onun haline üzüldüğü rivayet edilmektedir. Yine tefsir müellifi EbO Salih'in: "biz hiç bir ananın çocuklar-nın kabirlerin,, Abbas'ın Ümmü'l-Fadl'dan olan çocuklarının kabirleri kadar birbirinden uzak görmedik. Fadl Şam'da, Abdullah Tdifd,, Ubey-dullah Medine'de, Kusem Semerkand'da, Ma'bed ise Afrika'da öldü." dediği belirtilmektedr444•
Kusem'in mezarının Semerkand'da bulunduğu kanaatine sahip olan
lardan biri dejbn Batûtâ'dır. O kendi döneminde (1304-1369) mezarın
bulunduğu yerden, özelliklerindnn ve çevresinde yapılan törenlerden bah
setmektedir Buna göre, Kusem b. Abbasıın kabri Semerkand'm girişin-
dedir. Bu zat, şehrin alınışı sırasında şehit olmuştur. Şehir halkı her pazar
tesi ve Cuma gecesi onun kabrini ziyaret eder. Tatarlar da burayı ziyarete
gelerek öküz, koyun ve para gibi adaklarda bulunur. Bu adakların hepsi
gelen gidene ve orada bulunar! zaviye ile kabrin bakıcılarının ihtiyaçları
na harcanır. yV
İbn Batûtâ'nın tasvirine göre, kabrin üstünde dört ayaklı bir kubbe bulunur. Her ayak iki mermer sütun üzerine oturtulmuş olup, bu sütunların kimi yeşil, kimi siyah, kimi beyaz, kimisi de kırmızıdır. Kubbenin içi altın yaldızlı mermerlerle süslenmiştir. Çatııı ise kurşunla kaplanmıştır. Kabrin üzerinde murassa ve köşeleri gümüşle kaplı abanos tahtalar bulunmakta; baş tarafında ise, gümüşten yapılmış üç kandil asılmaktadır. Türbenin içi yün ve pamuk sergilerle döşenmiştir. Civarda akan büyük bir su, türbenin yanındaki zaviyenin içinden geçer. Suyun her iki yanı ağaçlarla kaplıdır. Zaviyede dervişlerden başka misafirler de kalır. Tatarlar müslü-man olmadan önce de bu kutsal yere asla dokunmamış, bilakis gördükleri bazı alametlerden dolayı ondan manevi bir destek beklemiştir4S.
Babür devrinde (933-937/1526-1530) de, Ahenın kapısının dışarısında olan bu kabire hürmet devam etmiş ve "Mezarşah" (Şahıın mezarı) adı verilmiştir46. Barthold, buranın İslam öncesi devirlerde yerli halk tarafın-dan kutsal sayılan birisinin kabri iken, daha sonra Kusem'e nispet edilmiş olabileceği ihtimali üzerinde de durmaktadır47. Yukarıdaki rivayetlerden onun mezarının Semerkand'da olduğuna işaret edenler doğru değilse, Barthold'un sözünün doğruluk ihtimali kuvvet kazanmaktadır Ancak elimizdeki bilgiler bunu sonuçlandırmak için yeterli değildir. Fakat Merv'de bulunduğu ile ilgili rivayetler Semerkand'da olduğu ile ilgili olanlar kadar tefeerruatl, değildir Bu durum Semerkand hakkındaki rivayetin değerini biraz daha artırmaktadır.
44. Muhammedb.Habib, 107; Ömer en-Nesefi, 528; İbn Sa'd, IV, 6.
45. İbn Batûtâ, ıbn Batma Seyahatnamesi, Üçdal neşriya., İstanbu,, 1983,I,268.
46. Babur, Baburnâme, haz. Reşid Rahmeti Arat, Ankara, 1985,69.
47. Barthold, Moğol Isti/asına Kadar Türkistan, haz. Hakla Dursun Yıldız, Ankara, 1990.96.



574 HASANKURT
İbn Batûtâ tarafından belirtildiği gibi, 57/677'de ölen Hz. Muham-, med (s.a.s.)'in amca oğlu Kusem (r a/in 1350'lerde bile yöre halkından yakın ilgi gprmesi dikkate şayandır. Bartholdaa göre, onun mezarı Abbasi soyundan eden akrabalarının hükümdarlığı devrinde, muhtemelen onların da desteğiyle İslamı bir kült merkezi haline gelmiştir48. Fakat böyle bir destek olsa bile, Kusem'e karşı gösterilen bu sevgi ve saygının Abbasllerin dayatmasıyla gerçekleştiğini sanmıyoruz. çünkü sevgi bir gönül işidir; dayatmalarla ayakta duramaz. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakını olması ve kısa süren, üstelik savaş şartlarında gerçekleşen Semer-kand-Buhara çevresindeki halkla birlikteliği, onların gönlünde taht kurması için yeterli olmuştur. Hatta bu durum asırlarca tazelik ve canlılığını korumuş ve günümüze kadar sürmüştür. Onun bu başarısının peygamber ahlakıyla ahlaklanmış olmasından kaynaklandığı inkar edilemez bir gerçektir Bu hal maneviyaıın maddiyata nasıl hükmettiğinin apaçık bir göstergesidir.
Kusem'e gösterilen ilgi ve sevgi, halkJn dini bilgisinin seviyesine paralel olarak zamanla onun hakkında çeşitli efsanelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu bağlamda halk arasında Şah-zinde (yaşayan şah) olarak bilinen Kusemiin öldürülmediğine ve kafirlerin elinden kaçıp, mucizevi , bir şekilde önünde açılan bir kayaya girdiğine, arkasmdan da kayanın kapandığına inanılmıştır. Günümüzde olduğu gibi, daha V.IXII. asırda bazı önemli kişiler Kusemiin türbesi yanına defnedilmş;; burada bir de onun adını taşıyan bir medrese yapılmıştır49. -
4.KüUürel ve Ahlâkî Şahsiyei
Kusem b. Abbas'ın, son zamanlarında da olsa Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devrinde yaşamış ve sahabenin ileri gelenleriyle sohbet etmiş, onlardan hadis dinlemiş bir şahsiyet olduğunda şüphe yoktur. Fakat hayatının büyük bölümünü ileri gelen sahabenin yatağı olan Mekke'de geçirdiği için adı pek fazla ilmi literatüre girmemiştir. Etrafında pekçok tanınmış şahsiyetin yer alması onun varlık göstermesine engelolmuştur.
Kusemiin hocalanı arasında babasının, Talha'nın ve ağabeyi Fadlın adlarını sayabiliriz. Hani b. Hani, Abdülmeiik b. Muhammed b. Amr b. Hazm ve EbO İshak es-Sebîî ise onun öğrencileiindendir50.
Kusem, Rasûlüllah (s.a.s.)'den az da olsa bazı hadisler nakletmiştir. Bunlardan ikisi şöyledir: Nebi (s.a.s.) Ca'fer b. Ebi Tâlib'e şöyle dedi:
48. Barthold,96.
49. Barthold,96.
50. İbn Ebi Hatim, Kitabu'l-Cerh ve't-Ta'dü, Beyrut, 1952, VII, 145; İbn Hacer el-Askalânî, Tehzibü't-Tehzîb, VILI. 362; Zehebî, Siyer-i A'ldmfn-Nübelâ, III, 440.

KUSEM B.ABBAS 575
- Allah beni peygamber olarak göndermeden (bi'set) önce sahip olduğun dört özellikten dolayı sana teşekkür ettiğini bana vahyetti. Bunlar nedir? .
- Ya RasOlallah! anam babam sana feda olsun. Allah sana benim hakkımda bunları bildirmeseyd,, haberdar olamazdım. Ben herhangi bir fayda ya da zararlarını görmediğim için putiara tapmaktan hoşlanmazdım. Aklıma zarar vereceğinden içki içmeyi sevmezdim. Çünkü bana aklımı güçlendirmek, ona zarar vermekten daha güzel gelmiştir. Bana yapılmasını istemediğim için zinadan nefret ederdim. Seviyesizce birdavranış biçimi olarak gördüğüm için yalan konuşmayı sevmezdim.
Kusem, Rasûlullah (s.a.s.)'dan yine şöyle bir hadis rivayet etmektedir: "Fazilet ve iyiliği Allahıın kullarından merhametlilerde arayın ki, onların himayesi altınğa yaşayabilesiniz."5' Kusemiin rivayet ettiği hadislerden hiçbiri Küfübü Sitte içinde yer almamıştır52.
Kusem b. Abbasıın siyasi yönden fazla etkin olamayışının arkasında da bazı nedenler yatmaktadır. Bunlardan biri Kusem'in, Hz: Muhammed (S;a.s.) ve ilk üç halife döneminde çocukluk ve gençlik yıllarını yaşamış olmasıdır. O, Hz. Ali'nin hilafet yularında ancak valilik görevİ alabilmiş fakat bu dönemde de karışıklık ve isyanlar dolayısıyla kendini ispatlaya-bilme fırsatı bulamamışür. Çünkü Mekke gibi siyasi mücadelenin dışında tutulan bir yerde valilik yapmıştır. Nitekim Hz. Aişe, Talha b. Ubeydul-lah, Zübeyr b. Avvam gibi siyasi mücadeleye katılmak isteyenler Harem hudutları içinde yer alan Mekke'nin dışına çıkmıştır. Muaviye'nin hilafet yıllarında'ise, kendisi Hz. Ali'nin taraftarlarındnn olduğu için görev alamamıştır. Bu dönemde Said b. Osmanıın ordusunda sadece bir nefer olarak bulunabilmiştir. Fakat buna rağmen yüksek ahlâkı ve Hz. Muhammed (s.a.sO'e yakınlığı nedeniyle Orta Asya halkı tarafından kendisine büyük değer ve itibar gösterilmiştir. Nebi (s.a.s.)'e çok benzeyenler arasında kaydedilen Kusem'in, son derece vera sahibi ve faziletli bir insan olduğu hususunda kaynaklar ittifak etmiştirs3. Rivayete göre, o güzel koku sürün-meyi çok sever, hatta insanlar evinden mescide giderken yayılan kokudan onun geçtiğini anlarlardı54. Kusemiin şahsiyet ve karakterini Ömer en-Nesefî'nin ondan naklettiği şu sözler de ortaya koymaktadır: -
I »®«sr,û£iw Beyrut,«,. „, 704; BelâzûA,
54. tEd, IV, 17; Belazûrî. Ensâbu'l-Eşrâf, III, 65; Zehebi, Târîhu'l-İslâm, II, 438.

URT
576

HASANKUT

"Mükafatını veremeyeceğim hiçbir kimse düşünemiyorum. Ancak evinden çıkıp pekçok engeli eşarak bana ulaşan ve bana ihtiyacını arze-den ya da rneclisime katılan kimsenin rnükafaünı vermeye gücüm yetmez"
Kusem'in yine arkadaşlık anlayışım yansıtan aşağıdaki iki beyiilik şiiri söylediği nakledilmektedir.

U1V JuJ- JJi j>.l -U*



"Senin dostun başına bir sıkıntı gelince ona üzülen kimsedir. Yoksa senin dostun işlerin ters gittiğinğe seni sürekli kınayan kişi değildir."
Kusemiin cömertliğini ortaya koyabilmek içinÖmrr en-Nesefi şöyle bir olay nakletmektedir: Hi^am b. !sam el-Kilâbî anlatıyor: "Sık sık Kusem b. Abbas b. AbdUmuttalib'in yanına gider ona bazı şiirler okurdum Yine bir gün onun yanma gittiğimde, üzerinde yüz dinar değerinde olduğunu tahmin ettiğim işlemeli bir kaftan gördüm. Hemen antreye çekilip dört beyitlik birşiir yazdım ve yanına girip kekleyerek konuşmaya başladım. Bunun üzerine aranuzda şöyle biı konuşma geçti:
-Neden kekeliyorsun?
- Dün gece bir rüya gördüm; kafam onunla meşgul.
Kusem gördüğüm rüyayı merale etmeye başlayınca ona aşağıdaki şiirimi okumaya başladım:

UUJljfr^JIJJJlü



Rüyamda EbO Ca'fer'in, yüksek makamdan bana bir kaftan giydirdiğini gördüm. Hemen arkadaşımdan bu rüyayı tabir etmesini istedim. O da devrin kendisinden faydalandığı çok cömert bir Haşimi tarafından pek ya-

KUSEM B.ABBAS 577
kında bana birkaftanın verileceğini söyledi. Arkadaşım, bu Haşimî'nin cömertliğe 'bana karşı gelme' dediğinde, ondan 'baş üstüne' cevabını alan • kimse olduğunu belirtti."
Hişam b. İsam sözüne devam ederek şöyle demektedir: "Kusem, şiiri okurken kaftanının yenine işaret ettiğimi görünce, onu bana verdi. Bir de ne göreyim alttan elli dinar değerinde bir de entarl çıktı. Ona:
- Allah bana, senin yoksulluğunu göstermesin; rüyada entarl de
vardı, fakat ben unuttum.
Kusem bunun üzerine yerlere yatacak şekilde kahkaha attı. Hizmetçisine iki tane adi aba getirtip onlan giydi ve kaftanla birlikte entarlyi de bana verdi. Tekrar ona:
- Allah bana, seninyoksullununu göstermesin; rüyayı tabirin, verdi-
\ ğin mükafatlardan daha hoştur.
-Ne demek bu?
- Her ne zaman bir rüya görsem, kalkıp sana tabir ettireceğim.
- Sübhanallah geceleyin rüya görüyorsun, sabahleyin kalkıp beni so
yuyorsun; böyle yaparsan, ne Şam ne de Irakıın dokumacıları sana elbise
yetiştirebilir. Fakat sen illâki bu rüyayı göreceksen, onu bir yazın bir de
kışın gör. Kaldı ki, sen görmezsen bile, biz senin için senede iki defa bu
rüyayı görebiliriz."55
Kusem yine bir başka sözünde şöyle demektedir: "Cömert, kendisinden birşey istendiği zaman büyüklük yaparak ônu veren ve şahsiyetini ortaya koyan kimseden daha üstün olduğunu bilen kimSedir."56
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcasının oğlu Kusem b. Abbas hakkında olduğu tartışmaıı olan bir şiir daha bulunmaktadu-. Mus'ab b. Abdullah ez-Zübeynî ve Belazûrî bu şiirde sözü edilen kişinin Kusem b. Abbas b. Ubeydullah b. Abbas b. Abdülmuttalib; yani üzerinde durduğumuz Kusemiin kardeşi Ubeydullah'ın torunu olduğunu savunmaktadır. Belazûrî, onun Halife el-Mansur döneminde (136-158/7547775) Yfemame Valisi olduğunu belirtmektedir. Fakat el-Kurtubî el-Mâlikı, el-Müberred tarafından da kaydedllen bu şiirin Kusem b.Abbas b. Abdülmuttalib; yani Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcasının oğlu olduğunu kaydetmektedir. Bazı kelimelerin muradifleii kullanılmış olmakla birlikte, her üç kaynakta da yer alan şiir aynı muhtevaya sahiptir. Kusem b. Abbasıin cömertliği konu edilen bir şiir şöyledir:
55. Ömeren-Nesefi,53ivd.
56. Belazûrî, Ensâbu-l-Eıraf. III, 66.

578 HASANKURT
fil 6- v^j- O! Jli Lj U~j ,>J J* <> ^j~
foxJI 0L.j ^Jl U t^Lc i^ 4,',-,iI, plj^l
^ ~ ^ ^ . <^ ^ J> «*L ^
""Ey deve! beni Kusem'e: yaklaşünrsan, durup kalkmaktan (dönüp dolaşmaktan) kurtulursun. Yarin beni ona ulaştınırsan, bolluk içinde yaşar; kıtlıktan kurtuluruz. Çünkü o nur yüzlü yiğit burunlu eli bol bir kişidir. O •*' yı (hayır)1! bilmez, sadece ' ',/*' yı (kesinlikle evet)1! bilir fakat onu da kullanmaz; yerine '^' "(evet) der.""
Yine Kusem b. Abbas'a ait olduğu konusunda ihtilafa düşülen ve onun cömertliğini konu alan bir başka şiir ise şudur:
"Mekke yöresi onun, üzerinde dolaştığını bilir. Beytullah, harem bölgesi ve çevresi de onu tanır.
Nice sıkıntıya düşmüş* ertek ve kadın sana 'Hayu- babası ey Kusem'
diye çağırır." <
EI-Kurtubi bu şiirin ilk beytinin Kusem b. Abbas hakkinda söylendiği hususunda ihtilaf bulunduğunu belirtmektedir. Ona göre, bu beyit ikincisi ile aruz ve kafiye yönünden uyuşluğu için Kusem b. Abbas hakkında zannedilmiştir58.
Her iki şiir de Kusem'in cömertliğini vurgulamak için söylenmiş olup, yukarıdaki bilgilere ters düşmemekledir. Sözkonusu şiirler Kusem'e ait değilse bile, bütün bu rivavetler onun cömert bir kişiliğe sahip bulun- ' duğunu anlamamız için yeterlidir.
57. Bkz. Mus'ab b. Abdullalı ez-ZttbeYr!. 33~ BellizOrî. Ensdbu'I-Eşraf, m, 60 vd.; el-Kurtubı el-Mâlikî, III, 264 "d.; el-Mübcrred. el-Kamil, thko ve tık. Muhammed Ahmeded-Dâlî. Beyrut. 1993,773.
58. el-Kurtubî el-Mâlikî, III. 265 vd.

KUSEM B.ABBAS 579
Sonuç itibariyle yaklaşık olarak 53 yaşında vefat eden Kusem b. Abbas, büyük siyasi karışıklıkların cereyan ettiği bir dönemde yaşamıştır. . Hz. Peygamber (s.a.s.)'in amcasının oğlu olmasına ve valilik gibi birtakım önemli görevlerde bulunmasına rağmen, siyasi sahada kendini yeterince ispatlabilecek bir zemin bulamarafştır. Yine Kusemiin Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sağlığında daha çok küçük bir çocuk olması ondan hadis rivayetinde bulunmasını zorlaştırmıştır. Ayrıca onun valilik yapması ve cihad merakı Hz. Peygamber (s.a.s.) ile uzun süre birlikte bulunan diğer sahabilerden hadis dinleyip nakletmesini engellemiştir. Öyle ki, Muaviye ile arasının aÇ1k olması, Kusemiin cihad merakının önüne geçememiş ve onun ordusunda sıradan bir nefer olarak Maveraünnehr seferine katılabil-miştir. Fakat onun sahip olduğu güzel ahlak ve Hz. Peygamber (s.a.s.ye yakınlığı şöhretinin günümüze kadar ulaşmasına yetmişti Onun türbesi Orta Asya Türklerinin bir ziyaret merkezi olmuştur. Onların gözünde Kusem b. Abbas efsanevi bir şahsiyete dönüşmüştür.

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/779/9984.pdf

***


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye