Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: SUFİZM VE PSİKOLOJİ / Volkan KUMAŞ
MesajGönderilme zamanı: 14.07.09, 09:43 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
SUFİZM VE PSİKOLOJİ ( I )

Volkan KUMAŞ
volkankumas@hotmail.com

13 Haziran 2009

Sufizm ve Psikoloji. Bu iki kavramın bir araya gelmesi bu kadar uzun zaman almalı mıydı? Acaba gerçekten bu kadar uzun zaman aldı mı? Kanaatimce hayır. Aslına bakarsanız onlar yüzyıllar öncesinden tanışıyorlardı. Sadece biz bu tanışıklığa yeni şahit olduk ve bu muazzam birlikteliği ancak kavrayabildik.

Psikolojinin doğasında var olan insanı anlama çabası insan ruhu ile karşılaştığında bir şeylerin eksik olduğunu fark etmişti. İnsanın bir yarısı anlaşılırken, diğer yarısının imal edilmesi kabul edilebilir bir durum değildi. Tıp ilerlerken ve her türlü hastalığın gün geçtikçe çaresi bulunurken, insan ruhunun anlaşılamaması, metafizik kavramların psikoloji dünyasında yerini alması ile beraber son senelerde insanı anlamak için olumlu adımlar atıldı. Psikoloji ile din (maneviyat) bir arada anılmaya başladı.

Bilindiği gibi geleneksel psikoterapi yöntemlerinde semptomlardan kurtulmaya yönelik bir süreç ele alınır. Bu süreç kişinin kendine ait sınırlarını da aşmasının bir yöntemidir ve burada asıl olan hedef benmerkezcilikten kurtulmaktır. Marifet kişinin kendini tutsak ettiği insanı arzularından kurtulmasında yatar. İşte bunu başarmakta artık bir başka terapinin varlığından söz edilmektedir ki bu da SUFİ PSİKOLOJİSİ’dir. Sanıldığı gibi bu farklı bir psikoloji türü yada terapi modeli olarak karşımıza çıkmamıştır. Bilinen terapi modellerinin modern insanın sorunlarının çözümünde yetersiz kalmasının getirdiği arayış sonucunda psikoloji sufizm ile tanışmıştır. Psikoloji kendi darboğazını genişletmek ve “anlam” arayışına cevap verebilmek için tarihi yüzyıllar öncesine dayanan sufizmin kurallarını, ilkelerini ve “hayatın anlamı” na bakışını kendi teknikleri ile harmanlayarak yeni bir tedavi şeklini benimsemiştir.

Bu noktadan hareketle öncelikli olarak kavramları zihnimizde netleştirelim. Sufizm kavramının çıkış noktasına bakmadan önce sufi kavramını ifade etmenin daha doğru bir yöntem olacağını düşünüyorum. Sufi kelimesinin ortaya çıkışı konusunda pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Bunların içerisinde en yaygın olan ve kabul göreni; ilk sufilerin yünden yapılmış kaba elbiseler giydikleri bunun içinde kendilerine sufi dendiği görüşüdür. “Suf” Arapçada ve Osmanlıcada “yün” anlamında kullanılmaktadır. İlk zamanlar sadece kıyafetlerinden kaynaklanan bir isimlendirme yüzyıllar sonrasının tanımlayıcı kimliği haline dönüşmüştür. Burada önemli olan ismin nereden geldiği değil, sufizmin bir yeniden doğma sanatı olduğunun bilinmesidir. Annemarie Schimmel Sufizm’in kaynağının peygamber efendimiz Hz. Muhammed’e (a.s.v) kadar gittiğini belirtmiştir. Çünkü o, Sufizm’in özü olan maneviyatın da ortaya çıkış noktasıdır. Bazı kaynaklar Sufizmin ilk olarak Batı Türkistan’da, bazı kaynaklar ise Irak'ta (Kufe ve Basra'da) VIII. yüzyılda doğduğunu ifade etmektedirler. Sufizmin bilinen ilk temsilcisi Kufeli Ebu Haşim olarak kabul edilir.

Tasavvuf ile sufi kelimesinin kök ve anlam olarak birbiri ile olan ilişkisini inkâr etmek mümkün değildir. Yapılan tanımlamalarda genelde bu çerçeve içerisine oturacak şekilde ortaya çıkmaktadır. Aklın yetmediği, bilgi ile açıklanamayan, özellikle Allah (c.c.) kavramı işin içine girdiğinde gerçeğe gönül yolu ile onun aracılığıyla, aklı ve iradeyi zorlayarak ulaşılmasını kabul etmek sufizmin özünü oluşturur. Burada en önemli özellik kişinin manevi yönünü güçlü tutmasıdır. Bunun ön şartı da kişinin benliğinin zaaflarından arınmasıdır. Psikoterapi yöntemlerinde kullanılan serbest çağrışım ve travmaların yeniden yaşanması, sufizmde tefekkür ve iç âleme yapılan yolculuklarla kendini gösterir. Kişi bu yolculuk esnasında yedi ayrı makama ve beraberinde kişiliğin mükemmelleştiği bir dönüşüm yaşar. İşte bu süreç yani sufizm, kişiliği kötü huylardan temizleyip, ruhun kâmil (olgun) hale getirilmesinin yoludur. Fudayl bin Iyaz, İbrahim Edhem, Bişri Hafi Haris el-Muhasibi, Cüneyd-i Bağdadi, Beyazid Bestami, İmam-ı Gazali, Şah-ı Nakşibendi, Muhyiddin İbn Arabi, Mevlana Celaleddin Rumi sufizmin önde gelen, büyük temsilcileri arasında yer alırlar. Tüm bu sufilerin birleştiği en önemli nokta Allah'a sevgiyle varmaya yönelmiş olmalarıdır. Bu büyük sufilerin talebeleri ile olan ilişkileri, psikoterapilerde yer alan terapist-hasta ilişkisinin bir benzeridir. Aradaki temel fark sufizmdeki olgunluğu kazanmaya yönelik teslimiyet, psikoterapide yerini bağımsızlığa bırakır. İnsanın modern çağın getirdiği sorunlar arasında sıkışması, yaşadığı yoğun psikolojik sorunlar ve beraberindeki nevroz hali rasyonel manada her zaman çözüm bulamamaktadır. Yaşanan bu çözümsüzlük hali, varoluşçu yönden yeterli cevabı alamayan insanın bunalımlar içerisinde kıvranmasına sebep olmaktadır. İşte bu noktada aklı hikmete yönelten, derin bir iç huzuru telkin eden ve insanı toplumsal etkenlerle değil, kendi kendisiyle hemhal olmaya çağıran sufizm psikoloji ile kucaklaşmaktadır. Ve sufi psikolojisi olarak tanımlamaya gayret ettiğimiz yönü ile insanoğlunu bu cenderenin içerisinden çıkartarak, rahat bir nefes aldırmaktadır.

"Vahdet-i Vücud" görüşü etrafında şekillenen sufizm her şeyin bir ve tek olan Allah’ı tanıyıp, anlayıp, bilmek için var olduğunu ifade eder. Sufizmin “Vahdet-i Vücud" inancından sonra en önemli özelliği, insana önem vermesi ve onu yüceltmesidir. İnsanın sufiler tarafından yüceltilmesi gönlü dolayısıyladır. Çünkü gönül Allah'ın evi sayılır. Allah'ın insanın gönlünde bulunması, gönlün terbiye edilmesiyle mümkündür. Bu düşüncede göstermektedir ki gönül, insanın duygu ve heyecanlarının kaynağı olmasının yanı sıra Allah'ın kavranabileceği yer olması açısından da sufizm de önemlidir. Onun içindir ki sufizm aşk ve gönül ile yol arkadaşlığı yapar. Aşk kavramını zikretmişken Mevlana’yı anmamak olmaz. Batılıların en fazla bildiği ve sevdiği sufi Mevlana’dır. Ve yine Mevlana’nın mesnevisinde yer alan hikâyeler pek çok terapistin terapi sürecinde kullandığı yöntemler arasındaki yerini almıştır.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: SUFİZM VE PSİKOLOJİ / Volkan KUMAŞ
MesajGönderilme zamanı: 14.07.09, 09:44 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05.03.09, 09:49
Mesajlar: 308
SUFİZM VE PSİKOLOJİ (II)

Volkan KUMAŞ

volkankumas@hotmail.com

24 Haziran 2009

Sufizm ve psikolojinin birlikteliğini ele aldığımız yazımızın ikinci bölümü ile yolculuğumuza kaldığımız yerden devam edelim. Buyurun..

"Ölmeden evvel ölmek". Herkesin aşina olduğu bu ifadenin asıl çıkış noktası sufizmdir. Sıradan bir terennüm gibi gözüken bu ifade aslında bir çağrı, davet niteliği taşımaktadır. O çağrı ki, insanı nefsinin, benliğinin, egosunun, arzularının esaretinden kurtarıp manevi dünyada yeniden dirilmeye çağırır. Manayı kavrayanların zihninde oluşması gereken düşünce aslında budur. Bu kavrayıştır ki Yunus’a “ballar balını buldum, kovanım yağma olsun” dedirtir. Sufizm dünyaya bağlılığı terk etmek ama yaşamdan vazgeçmemek olarak algılandığında gerçek manası daha iyi anlaşılır. Batı dünyasında bunu en iyi kavrayan psikologların başında Maslow gelir. Kendini aşmayı, nefsin elinden kurtulmayı merkezde tutan sufizm gibi, Maslowda aşkı, insanın olgunlaşması (kamil insan) ve bütünleşmesinin özü olarak görür. Varoluşçu terapinin önde gelen ismi Victor Frankl da insanın benliğin hapsinden kurtulup varoluşunun anlamını bulmak zorunda olduğunu ifade eder. “Anlam İsteği” olarak ortaya koyduğu kavram bunu ifade eder. İnsanın kendini aşabilen bir varlık olduğunu ifade eden Frankl bu düşüncesiyle sufilere yol arkadaşlığı yapmıştır.

Psikolojik sorunların çözümünde kullanılan terapi süreçlerinde hastanın hayatına “anlam” kazandıracak yönde yapılan tedaviler “anlam” sunma konusunda genelde yetersiz kalmaktadırlar. Sufizm de akla ve mantığa dayalı bir sürecin işlemesi, hayata ”anlam” katma noktasında daha başarılı görünmektedir. Onun içindir ki artık dünyanın pek çok yerinde sufizme bağlı olarak gelişen “sufi psikolojisi” bir din ya da tarikat olarak değil. Kendine ait disiplinleri, kuralları ve buna bağlı olarak belli sonuçları ortaya koyan bir ilim dalı olarak kabul görmektedir.

"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen"

"kendine iyi bak ki, âlemin özü sensin. sen varlığın gözbebeği olan âdemsin."

Şeyh Galip

Şeyh Galib in dediği gibi insan bir Zübde-i âlem’dir. Kâinatın özüdür, kâinatta ne varsa, aynı oranda insanda da vardır. Bunu görmek ve bilmek önemlidir. Bu süreçte insanın sorunlarıyla baş ederken kullandığı en önemli silahı aklıdır. Ancak o akıl ki zaman zaman kişinin varoluşuna ait sorgulamalarında yetersiz kalır. Ne kişinin entelektüelliği, ne benliği, ne de aklı bu çıkmazında kişinin yolunu aydınlatamaz. İşte bu çatışmanın olduğu anlarda ortaya çıkan farkındalık ( o da oluşursa) bize daha derin bir mana alanının olduğuna dair ışık tutar. Kişinin bu farkındalığa ulaşması ya kendi kişisel deneyimlerinin bir ürünü ya da iyi bir kılavuzun yol göstericiliğinde olacaktır.

İnsanoğlunun güne başladığı andan itibaren içinde bulunduğu sosyal hayatı ve bu süreçte ona eşlik eden egosu, kişinin iç dünyasından gelecek olan gerçek benliğin hayat bulmasını engelleyici rol oynayacaktır. İşte sufizm bu noktada kişinin gerçek benliğe ulaşması için çabalar. İnsanı engelleyen tüm zihinsel kirliliklerin aşılması için çalışır. Amaç kişinin kendi içinde bir kazı işlemi gerçekleştirerek, gerçek olana “Hakikate” ulaşmasıdır.

İnsanoğlunun benliğinde sürekli bir iç savaş ve bu savaşta bir iç hesaplaşma söz konusudur. Sonucunda ise kişi zihinsel bir hareketliliğe ulaşır. Bu hareketlik, kişinin içinde ki “ben”i keşfetmesi için atılacak ilk adımdır. Dünyanın merkezinde yer alan insan eğer dengeli olursa, içindeki mevcut yeteneklerini kullanabilecek ve bu durum bütün insanî organizasyonların her alanında kendini gösterecektir. Bütün bu ifade edilenlerin ışığında diyebiliriz ki sufi psikolojisi ileriki yıllarda terapi zenginliğine yepyeni boyutlar katabilecek bir araştırma ve eğitim alanı olacaktır.

İslâmî ve tasavvufî yaklaşımlardan ilham alan, müziği, semayı, tefekkürü terapisinde uygulayan bir süreç modern dünyanın önünde bir alternatif olarak durmakta. Özüne yönelen ve kendi topraklarıyla barışan terapistleri için bir hazine keşfedilmeyi bekliyor.

Kalp aklın bilmediği bir mantığa sahiptir der Pascal. Bu ayrıntıyı fark etmek işin en önemli kısmını oluşturuyor aslında. Nerede olduğunuz, hangi toplumda yaşadığınız, kullandığınız dil, hayata dair gidişatınıza ve nasıl olmanız gerektiğine siz farkında olmasanız da etki eder ve sizi şekillendirir. Sorgusuz kabullerimizin ürünüyüz bir bakıma. Psikolojinin insanın kalbini fark etmesi bunun için önemlidir. Aksi takdirde çözümdeki acziyet süreklilik arz edecekti. Yazımızı Wilcox’un sözleri ile sonlandıralım; “ Sufizm bir açıklama değildir. O, anlam ve yaşam kaynağına giden yolu bulup, o yolda yürümenin adıdır.”

KAYNAKLAR

1) Annemarie Schimmel, Ben Rüzgârım Sen Ateş, İstanbul. 1999

2) Kemal Sayar, Sufi Psikolojisi,İst.2004.

3) Lynn Wilcox, Sufizm ve Psikoloji, İst.2003

4) İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Tasavvuf mad. C.I.II, 2.b.

5) Abdülbaki Gölpınarlı, Yüz Soruda Tasavvuf, İst. 1969

6) Molana Salaheddin Ali Nader Angha, Theory "I" (M.T.O. Publication, Riverside CA, 2002)

7) Reynold A. Nicholson, The Mystics of Islam, ( 1914: reprint ed., Chester Springs, Pa.,1962)

8) Yılmaz, H. "Kur'an-ı Kerim ve Sünnette Tasavvuf, Tanımı, Kaynaklan ve. Tesirleriyle Tasavvuf ,İst.1991


http://www.aktuelpsikoloji.com/artikel. ... kel_id=641


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye