Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Tasavvuf-Cihad Ayrılmazlığı / Necdet Yılmaz
MesajGönderilme zamanı: 26.10.11, 04:58 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 08.11.09, 20:20
Mesajlar: 58
Tasavvuf ve Cihad

Tasavvuf-Cihad Ayrılmazlığı

Necdet Yılmaz


Tasavvuf bütünüyle cehd ve emekten ibarettir. Ona vurdumduymazlık ve tembellik karıştırmayın.
Ruzbârî


İnsan ile "İslam" arasına giren engellerin kaldırılarak, fertlerin fıtrî yapı ve yaratılıslarına en uygun nizama kavusturulması cihad; insan ile "ihsan" arasındaki maniaların bertaraf edilerek, müminlerin kâmil bir iman ile suurlu bir hayat yasamalarını temin etmek de "tasavvuf"tur. Bunlar Cenab-ı Hakk'ın cihâd emr-i celilinin iki ayrı tezâhürü olarak görülmektedir.
Cihâd, meSakkat, güç sarfetmek, bir iSi baSarmak için elden gelen bütün imkanları kullanmak manalarına gelen cehd kelimesinden türemiStir. Dinî mânâda cihad, Islâm'ın yaSanması ve yayılması için öğrenmek, öğretmek, ferdî ve ictimaî planda yaSama, emr-i marűf nehy-i münker, tebliğ, iç düSman olan nefse, Şeytana ve dıS düSmanlara karşı mücadele etmek, mânâlarına gelir.
Cihad ile ilgili âyet-i kerime ve hadis-i Seriflere baktığımızda çok Süműllü bir anlamla karşılaSırız. Bunu da "Allah'ın rızâsına uygun Sekilde yaSama çabası" olarak özetleyebiliriz. Bu faaliyet sadece müslüman olmayan uluslarla savaSmaktan ibaret değildir.
Bir mânâsıyla cihad, düsmanla savas ve onun doğurduğu hukuktur. İslam fıkhı kavramın bu cephesini enine boyuna ele almıstır.
Kimi çevreler özellikle müsteSriklerin etkisiyle cihâdı sadece çarpıSmak sayar. Oysa cihad kendi anlamıyla, her seviyede çarpıSmak demektir. Bunun içerisine nefisle savaS girer, ekonomik savaS girer, kültür savaSı girer, silahlı savaS girer vs. Islâm cihad dinidir ve cihad süreklidir. Allah'ın en sevdiği amel cihaddır. Cennet cihad edenlere verilecektir. Cihadı terkeden toplumlar zillet ve uműmî azaba çarptırılırlar.
GeçmiS peygamberlerin birçoğu fiilen savaSmalarına rağmen, cihad vazifesini bihakkın yerine getirdiklerine Süphe yoktur. Kur'an'da savaSa izin verildiğini ifade eden ilk âyet Medine'de nazil olan sűreler arasında yer almaktadır. (el-Hac 27/39) Halbuki Mekki sureler içinde de gerek Hz. Peygamber'e gerekse diğer müslümanlara Allah yolunda gayret göstermelerini, güçlüklere göğüs germelerini, kafirlere boyun eğmeden Kur'an'a dayanarak onlara karşı "büyük bir mücâdele" vermelerini emreden ayetler mevcuttur.
Allah kullarına, gerektiği gibi takvâyı (Al-i imran 3/102), gerektiği gibi cihâdı da emretmistir. "Allah yolunda gerektiği gibi (Hakka cihâdihi) cihad edin." (Hac, 22/78) Abdullah İbnü'l-Mübârek Hazretleri "gerektiği gibi cihâd etmek"ten maksadın, nefs ve hevâ ile mücâhede etmek olduğunu söylemistir.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bir savaStan dönerken "küçük savaStan (cihâd-ı asgar) büyük savaSa (cihâd-ı ekber) dönüyoruz" diyerek bunun da "kulun hevâsı ve gereksiz arzuları ile mücâhede etmek" olduğunu söylediği meShurdur. Yine Veda Haccı'nda "cihâd eden" mânâsına gelen mücâhidi Söyle tarif etmislerdir: "Mücâhid, Allah'a itaat yolunda nefsiyle cihâd edendir."
Bu konuda İbnü'l Kayyım su değerlendirmelerde bulunur: "Dıs âlemde Allah düsmanlarıyla yapılan cihad, kulun, Allah'ın zâtı konusunda nefsiyle yaptığı cihâdın bir uzantısı olduğundan nefis ile cihâd, dıs âlemdeki düsmanla cihâddan önde gelir ve ona temel teskil eder. Zira kisi ilk olarak, emrolunduğunu yapması ve yasaklandığını, bırakması için nefsiyle cihâd etmez, Allah yolunda ona karşı savasmaz ise dıs âlemdeki düsmanıyla cihâd etmesi mümkün olmaz. İçindeki düsman onu otoritesi altına almıs, ona baskın gelmiş ve kendisi de o düsmana karşı cihâd etmemis, Allah yolunda onunla savasmamıs iken düsmanıyla cihâd etmek ve ondan intikam alma imkânını nasıl elde edebilir? Hatta böyle kimse nefsiyle cihada çıkmadıkça düsmanıyla cihada çıkamaz."
Bütün bunlardan anlıyoruz ki insan zorluk ve çile içinde yaratılmıstır. Hayat bir imtihan ve mücâdele sathıdır. Bu mücâdele, genel mânâda "cihâd" diye isimlendirilmiş, özelde ise dıS cephede ve ictimâi planda yapılan "cihad (cihâdı-asgar), iç cephede, nefis ve hevâya karşı icrâ edilenine ise "mücâhede" (cihad-ı ekber) denilmiştir.
Nefisle cihâd daha çetin, daha sürekli olmakla birlikte birisini diğerine tercih mümkün değildir. Yeri ve zamanı neyi gerektiriyorsa mü'min o yöne ağırlık verir, diğerini hiçbir zaman ihmal edemez.
Tasavvuf Kur'an ve sünnetin mantığından hareket ederek "cihâd" terimini bütün sümûlü ile algılamıs, yine aynı noktadan hareketle mihverine "cihâd-ı ekber"i almıstır. "Cehennm'e ilk atılacak kimseler gösteris ve nam yapmak için ilim öğrenen âlim, sadaka veren zengin ve cihâd sırasında öldürülen kisi" hadis-i serifinin isaret ettiği mânâ doğrultusunda amellerin Rızâ-yı Bârî'ye uygun olmasını temin edici suur ve suurlandırma ön plana alınmıstır.
Zikirsiz bir cihad düSünelemez. Allah rızası duygusundan mahrum, sâlih niyyet olmadan ortaya konulan aksiyon/amelin neticesi yoktur. Bunun mukabili amelsiz, hareketsiz bir din de Islâm olamaz. Yani cihâdsız da zikir düSünülemez. Iki cephe de birbirinin tamamlayıcısıdır ve süreklidir. Bu sürekli çabaya "dâimi sefer" denilir. UlaSılan neticeye ise Kur'an-ı Kerim "fetih" (feth) demektedir.
Tasavvufun müstesna kurumları olan tarikat ve tekkeler Din'i ve Din'in emirlerini bir bütün olarak algılayarak yeri ve zamânına göre yetiştirdikleri usûllerle cihâdın her türlüsünü gerçeklestirmişlerdir.
Ellerine aldıkları ferdi kemâle erdirerek en üstün insanlık vasıflarıyla donanmalarını sağladıktan, hevâ ve heveslerinin esiri olmaktan kurtardıktan sonra toplumun ve kitlelerin istifadesine sunmuslar; yerine göre tâcir olarak gösteristen ve ken'disi için yasamaktan uzak, diğergam insanlar olarak yasamalarına önayak olmuslar; hayatlarını anlamlandırmayı bilmişlerdir.
İslâm'ın hızla yayılmasında kısa zamanda genis çoğrafyalara hakim olmasında etkili olan en önemli faktör tasavvufi kurumlar olan tarikat ve tekkelerdir. Henüz İslam'ın ulasmadığı toplumların arasına karısmak, kendilerine has sevdirici, oksayıcı ve ikna edici ûslup ve yaklasımlarıyla İslâm'ı tebliğ etmisler, böylece o bölgelerin resmen İslâm topraklarına katılmasını kolaylastırmıslardır.
Tasavvuf ehli vasıtasıyla İslâm'ı tanıyan toplumlarda İslâm kalıcı bir sekilde yerlesmiştir.
İslâm tarihinde zühde dâir ilk eserlerden olan Kitabü'z-Zühd ve'r-Rekâik'i telif etmis olan Abudullah İbnü'l-Mübârek hazretleri, hayâtını üçe ayırır; bir yıl cihada (savasa) gider, bir yıl hacca gider, bir yıl da ilim ile mesgul olurdu. Bu büyük alim ve mücâhidin cihâd ile ilgili ilk kitabı (Kitâbü'l Cihad) yazması hayli ilginçtir.
Esasen, hele hele ilk devirlerde, tekke Şeyhi ile müderrisi, derviSle gaziyi, mürid ile muallimi birbirinden ayırmak ve ayrı düSünmek mümkün değildir.
Bu ruh ile yetişen insanlar "Cihâdın en üstünü, zâlim sultana karşı hak sözü söylemektir." prensibini Siar edinmiş, Şartların gerektiği ve ihtiyaç hasıl olduğu her zaman bu prensiple hareket etmiSlerdir.
Yeri gelip cepheye gittiklerinde, "düSmanınızı öldürürken dahi güzel öldürünüz" emrinin tesiri ile davranmıSlar, kılıcı altında kıvranan azılı düSmanı, kendisine tükürdüğünde, hissî olur diye öldürmeyen bir ruh yüceliğine ulaSmıSlardır. Çünkü amaç diriltmektir. Ve bu amel Allah için O'nun adının yücelmesi uğruna yapılmaktadır. Yoksa kimilerinin iddia ettiği gibi "mukaddes savaS" ve hunharlık değildir. Eğer öyle olsaydı insan baSta kendisine düSman olur ve kendisini yok etmeye çalışması gerekirdi.
Böylesine gazâ ruhundan hareket eden derviSlerin Murâbıtlar Devletini kurduğunu yine bu ruh ve idealle sırf cihad için kurulmuS tarîkat olan Kazerűniyye'nin ortaya çıktığına Sahit olmaktayız.
Muinuddin ÇeSti'den Emir Abdülkadir'e, Imâm-ı Rabbânî'den Şeyh Sâmil'e, Ahmed-i Yesevi'den Ömer Muhtar'a, Aziz Mahmud Hüdâi'den Ahmed Ziyâüddin-i GümüShânevî'ye... Allah dostlarının, yetiştirdiği insanların ve tesir ettiği toplumların cihâdın her safhasına katıldıklarını, hayatı Allah'ın huzurundaymıS gibi sürdürdüklerine tarih Sahiddir.
İslâm münkeri hosgörmez. Müslümanın münker karşısında tavır almasını, ve onunla cihad etmesini ister. Bunun en hafifi de kalben buğzetmektir. Cihadın en temel levâzımı zikirdir.

Cihad, cihâddır. İslâm da cihâd dinidir. Allah'ın va'adi gereği cihad mutlaka zaferle biter. (Ankebût, 29/69) İç ve dıs cihâdda zafere ulasanları da Kur'ân-ı Kerim Sıddîkiyet makamına layık görmektedir. (Hucrât, 26/15) Ne mutlu mücahidlere! Ne mutlu sâdıklara!


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye