Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: İmam Mâturîdî’nin Te'vilatü'l-Kur’ân Tefsiri
MesajGönderilme zamanı: 03.09.11, 08:26 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25.04.09, 22:10
Mesajlar: 261
İmam Mâturîdî’nin Te'vilatü'l-Kur’ân Tefsiri

Prof. Dr. Suat Yıldırım

Bu makalemizde İmam el-Mâturîdî’nin hayatını, eserlerini, hususen en büyük eseri olan Te’vîlâtü’l-Kur’ân’ı ve onun kaynaklarını, bu tefsirdeki metodunu ve tefsirinden bazı numuneler sunacağız.

el-Mâturîdî (ö. 333/944) İslâm dünyasında meşhur ve yüksek mevki sahibi bir âlimdir. Fakat Ehl-i Sünnet’in iki meşhur akaid imamından biri olan el-Mâturîdî, öteki imam Ebu’l-Hasan el-Eş’arî kadar tanınmamıştır. Onun; hilâfet merkezi Bağdad’a uzak olması, tâbi olduğu Ebu Hanife’nin gölgesinde kalması, Arap olmaması... gibi sebepler bunda rol oynamış olabilir. Keza Eş’arî fikrini benimseyip geliştiren el-Bakillânî, el-Cüveynî, el-Gazzâlî, er-Râzî… gibi birçok büyük âlim bu mezhebi yaymakta mühim gayretler sarfetmişler iken, Mâturîdî’nin adından bahseden bu çapta âlimler olmamıştır.1

Gariptir ki Mâturîdî, Te’vilâtü’l-Kur’ân gibi dirayet tefsirinin ilk ve tam örneklerinden bir eser sahibi olmasına rağmen, es-Suyutî (Tabakâtü’l-Müfessirîn), M. Hüseyin ez-Zehebî (et-Tefsîr ve’l-Müfessirûn) gibi tefsir tarihine dair en meşhur eserler el-Mâturîdî’ye yer ayırmazlar. Hanefi mezhebinden olan müellifler bile hayatı ve tefsiri hakkında fazla bilgi vermezler. Sadece onun, Ehl-i Sünnet akidesini savunduğundan, hoca ve talebelerinden bahsederler. Onun ölüm tarihinin 333 olduğunda ittifak var ise de doğum tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak 248’de vefat eden hocası Muhammed İbn Mukâtil er-Râzî’ye talebelik ettiği malum olduğuna göre, ömrünün 100 sene kadar olduğu tahmin edilebilir.2

el-Mâturîdî, Semerkand şehrindeki Hanefi âlimlerin oluşturduğu ortamda yetişmiştir. Matûridiyye mezhebindeki karakteristik özelliklerin bir kısmının, el-Mâturîdî’den iki nesil önce kabul edildiği görülmektedir. Mâturîdiyye mektebinin tarihi hakkında yazan Ebü’l-Muîn en-Nesefî bunu belirtmektedir. Mâturîdiyye, kendisini esas itibariyle “Ebu Hanife’nin akaidi” olarak sunmuştur.3 En önemli hocaları Ebu Nasr Ahmed el-Eyâdî (ölüm tarihi meçhul), Ebu Bekr Ahmed el-Cuzcânî (ölüm tarihi meçhul), Muhammed İbn Mukatil er-Râzî (ö. 248) ve Nusayr İbn Yahya el-Belhî (ö. 268). el-Mâturîdî, icazet senedindeki bu isimlerle Ebu Hanife’ye ulaşmaktadır. el-Mâturîdî’nin ve hocalarının Ebu Hanife ile olan münasebetlerinin derecesini anlamak için, Ebu Hanife’nin el-Fıkhu’l-Ekber, el-Fıkhu’l-Absat, el-Âlim ve’l-Müteallim… gibi eserlerine bakmak kâfi gelir. Onun en meşhur öğrencileri ise şunlardır: Aliyy İbn Said er-Rustuğfenî (ö. 345-956), İshak İbn Muhammed es-Semerkandî (ö. 342/953), Ebu Muhammed Abdulkerim el-Bezdevî (ö. 390/1000) ve Ebu’l-Leys es-Semerkandî (ö. 383/983). Bunlar üstadlarının kelâm ilmi hakkındaki görüşlerini nakledip geliştirmişlerdir. Fakat onun akaid hakkındaki fikirlerini en çok geliştiren âlim Fahrü’l-İslâm el-Bezdevî (ö. 482/1089) olmuştur. Ayrıca bu hususta Sadru’l-İslâm el-Bezdevî (ö. 493/1099), Ebü’l-Muîn en-Nesefî (ö. 508/1114), Necmüddin en-Nesefî (ö. 537/1142), Alâuddin es-Semerkandî (ö. 540/1145)… gibi âlimleri de zikretmek gerekir. el-Mâturîdî, ilmî çevresi ile beraber Maverâünnehir bölgesine damgasını vurmuş, birçok itikadî ve fikrî sapmaların yaşandığı bir dönemde İslâm düşüncesinin istikrara kavuşmasında ve Asya’da İslâm’ın yayılmasında büyük katkı sağlamıştır. Akıl ve nakli belli bir sistematiğe göre uzlaştırmış, Kur’ân’ın durgun, câmid bir mesaj olmayıp, zaman ile beraber yürüyen, mü’minlerle tecâvüb içinde olarak insanlığın problemlerine çözüm sağlayan ilâhî bir mesaj olduğunu gösteren bir çığır açmıştır.

Eserleri
el-Mâturîdi’nin Kelâm ilmine dair en mühim eseri Kitabü’t-Tevhid’tir. Bu kitap ilk olarak F. Huleyf tarafından 1970’te Beyrut’ta yayımlanmıştır. Daha güzel bir neşri ise Bekir Topaloğlu ve Muhammed Arûçî tarafından 2003 yılında Ankara’da yapılmıştır. Bu eseri Bekir Topaloğlu Türkçeye de çevirmiştir (Ankara 2002). Kelâma dair Kitabü Beyâni vehmi’l-Mu’tezile, er-Reddu ala’l-Karâmita… gibi küçük hacimli dokuz eseri vardır. Usul-i Fıkha dair Me’hazü eş-Şerâi‘ Fî usuli’l-Fıkhi, Kitabü’l-Cedel Fî Usuli’l-Fıkh adlı eserleri bulunmaktadır. En büyük eseri ise Te’vîlâtü’l-Kur’ân’dır.4

Te’vilâtü’l-Kur’ân: Bu eser hakkında Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne, Te’vîlâtü’l-Kur’ân gibi adlandırmalar vardır. İsim, müellife ait olmayabilir. Fakat el-Mâturîdî’nin “Tefsir” yerine “Te’vîl” kelimesini tercih ettiği kesin sayılabilir. Ebu Mansur, Kur’ân tefsirindeki bütün maharetini bu eserinde ortaya koymuş ve İbn Ebi Hâtim, et-Taberî, İbnü’l-Münzir gibi rivayet tefsirlerinden sonra dirayet tefsirinin ilk örneklerinden biri olmuş ve ez-Zamahşeri, Fahruddin er-Râzî gibi müfessirler, büyük ihtimalle ondan yararlanmışlardır. Metinde bazan قال الشيخ ve قال أبو منصور gibi ibareler bazı kimselerin “Bu eser Ebu Mansur’un olmayıp, talebeleri tarafından yazılmıştır.” demelerine yol açmıştır. Fakat onun imlâ sureti ile yazdırmış olması, eserin kendisine nisbetine gölge düşüremez. Kendisi hakkında yazan bütün tercüme-i hâl sahipleri, bu kitabın el-Mâturîdî’ye ait olduğunda ittifak etmişlerdir. Ekserisi İstanbul kütüphanelerinde olmak üzere 40 kadar yazma nüshası bilinmektedir.5

İlki 1971’de Kahire’de İbrahim ve Seyyid Avadeyn, ikincisi 1983’te Bağdat’ta Muhammed Müstefîzu’r-Rahmân tarafından tahkikli neşirleri yapılmış, 1995’te Fâtıma Yusuf el-Humeynî beş cilt hâlinde tahkikli bir şekilde yayımlamıştır. Daha güzel tahkikli bir neşir ise Ahmed Vanlıoğlu tarafından İstanbul’da 2005’te başlatılmış olup, devam etmektedir. Rağıp İmamoğlu ve Hanefi Özcan bu eser hakkında doktora çalışmaları yapmışlardır. 14.3.1986 tarihinde Kayseri’de “Ebu Mansur Semerkandî-Mâturîdî Kongresi” düzenlenmiş olup, bu tebliğler 1995 yılında basılmıştır.

Te’vilâtü’l-Kur’ân’ın Kaynakları: Dile dair kaynakları: el-Halil, Sibeveyhi, el-Ferrâ, Ebu Ubeyde, İbn Kuteybe başta gelen kaynaklarını teşkil ederler. Tefsir alanında ise: Hz. Peygamber Aleyhisselâtu Vesselâm’dan nakledilen rivayetler, sahabeden dört halife, İbn Abbas, İbn Mes’ud, İbn Ömer, Âişe, Ebu Musa el-Eş’arî, Ebu’d-Derdâ (radiyallahu anhüm), tâbiûndan Hasan el-Basrî, Katâde, İkrime, Dahhâk, Atâ, Alkame, en-Nehaî, Mücâhid, Said İbn Cübeyr rivayette bulunduğu zevatın başında gelirler. Daha sonraki müfessirlerden Ebu Bekr el-Asamm, Mukatil İbn Süleyman, Mukatil İbn Hayyân, İbn İshak, el-Kelbî en çok naklettiği âlimler olmuşlardır. Velhâsıl el-Mâturîdî bu eserinde doksan kadar sahabi ve tâbiinin görüşlerine yer vermiştir.6

Hadîslere gelince, ekseriya senedsiz olarak ilk ravisine nisbet ederek nakleder. En çok rivayet ettiği sahabiler Ebu Hüreyre, Enes İbn Mâlik, Âişe, Ali, İbn Abbas, İbn Mes’ud, İbn Ömer, Câbir İbn Abdullah (radiyallahu anhüm) olmuştur.

Fıkıh alanında Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed eş-Şeybânî, eş-Şâfii, el-Evzâî, Züfer, Süfyân es-Sevrî, Malik İbn Enes, Davud ez-Zâhirî… en çok zikrettiği âlimlerdir.

Kelâm sahasında şahıslardan çok görüşlere işaret eder. قال أهل الكلام , قال المعتزلة , قال الجهمية gibi. Adı nisbeten çok geçen kelâmcılar: er-Râvendî, Bişr el-Merisî, Ebü’l-Huzeyl el-Allâf, el-Ka’bî, Hüseyn en-Neccâr ve Ebu Ali el-Cubbâî’dir.

Görüşlerini naklettiği âlimlerin isimlerini yazmakla beraber, nakilde bulunduğu kitap isimlerini zikretmemiştir. Buharî, Müslim gibi en meşhur hadîs eserlerine atıfta bulunmaz. Raviler hakkında cerh ve tadil yapmaz. Değerlendirmelerini, delil olarak getirdiği haberin bizzat kendisi üzerinden yapar. et-Taberî’nin Câmiü’l-Beyan adlı önemli ve hacimli kaynağına hiç atıfta bulunmaması dikkati çeker. Kütüb-i Sitte ve diğer hadîs kitaplarında bulunan hadîsleri naklettiği gibi, onlarda bulunduğu hâlde kendisinin ulaşamadığı hadîsler de yer almaktadır. Meşhur bir kaynakta bulunan hadîslerden de intikâda tâbi uttuğu rivayetler vardır. Bazen İsrailiyat’a yer verdiği de görülür. Zaman zaman nakilden sonra aklî muhakeme ile değerlendirmeler yapar. Meselâ “Rakîm” hakkında vârid olan rivayetten sonra “bunu bilmekte bir fayda yoktur” demiştir.7

Tefsir Metodu ve Tefsirinden Numuneler
Te’vîlâtü’l-Kur’ân’da Kur’ân’ı Kur’ânla tefsir bariz bir hususiyet olarak kendini gösterir. Meselâ İsrâ/45 âyetini, A’râf/146, En’âm/25, İsrâ/46, Kehf/57, Fussilet/5 ve Bakara/88 âyetleri ile tefsir eder. Neticede şöyle der: “İşaret edilen âyetlerde geçen hicab, ğilaf, ekinne (örtüler, perdeler) onların, gerçeği bile bile inkârlarına verilen bir cezadır. Zîrâ onlar inkârlarını artırdıkça kalblerinin karanlığı ve körlüğü arttı. Nitekim Saf 61/5; Tevbe 9/127; Mutaffifin 83/14 gibi âyetlerde, onların sapmayı seçmeleri sebebiyle Allah’ın da onların kalblerini saptırdığı bildirilmektedir.”

Âyetin tefsirine dair hadislere de yer verir. Meselâ Bakara/286 tefsirinde: “Çünkü Hz. Peygamber bizim, hata ve unutma sebebiyle sorumlu tutulmayacağımızı ve Allah’ın bu âyette bildirdiği vaadinden caymayacağını bildirmiştir.” diyerek, hadîse müracaat eder. Tefsirinde delil arar: Meselâ Kâf/14 âyetinde geçen Tubba’ ( تبّع ) hakkında: “Onun kim olduğu hakkında bazı Ehl-i Te’vilin yaptığı gibi biz onun tefsirine ihtiyaç duymayız. Çünkü onun kim olduğu Kur’ân’da zikredilmedi, hakkında mütevatir bir hadîs de sabit olmadı.” der.8

Müfredatın lisandaki mânâlarına ve kullanılışlarına ehemmiyet verir ve tefsirde bunları gözetir. Nitekim daha önce lisan konusunda müracaat ettiği geniş kaynaklarını arz etmiştik. Kur’ân-ı Kerîm’de mecazî mânâların sayılamayacak kadar yerde kullanıldığını tasrih eder.9 Fakat bunu bazen “temsil”, bazen “remz”10 olarak ifade eder. Bazen “kinaye” tabirini kullanır.11 Bazen تسمية الشيء باسم سببه tarzında ifade eder.12 Meselâ, Mesed Sûresi’nde geçen “Ebu Leheb’in elleri kurusun!” tabirinden hakiki mânâ gibi mecazî mânânın da kasd edilebileceğini, dolayısıyla onun yaptığı işlerin boşa gittiği anlamına da gelebileceğini ifade eder. Başka bazı numuneler için A’râf/8-9 âyetinde amellerin tartılması konusu ile Allah Teâla’nın Cehenneme hitabı hakkında Kâf/30 âyetinin tefsirine bakılabilir.

Esbâb-ı nüzûle, sahabe ve tabiûn akvâline, kıssalara yer verir. Müşkilü’l-Kur’ân sahasına temas eder. Meselâ Hicr/26 tefsirinde insanın yaradılışının “Hamain Mesnûn” (Hicr/15), “Turâb” (Âl-i İmrân/59), “Tînin Lâzib” (Sâffât /11), “Salsâl” (Rahmân/14), gibi farklı maddelerden olduğuna dair âyetleri nakleder. Ama bunun gerçek bir müşkil teşkil etmediğini, bunların ihtilâf-ı ahvâl (insanın yaratılışında farklı merhalelere işaret) kabilinden olduğunu söyler.13

Hurûf-u Mukattaa hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapar. Meselâ el-Bakara/1 âyetinin tefsirinde bunların kasem veya sûrenin ismi veya dikkati çekecek bedî ve garip bir vesile veya hisâb-ı cümmel ile ümmet-i Muhammed’in ömür müddetine işaret veya kulları imtihan vesilesi gibi ihtimaller üzerinde durarak yorumlar. Diğer tefsirlerde görmediğim şu izahı da yapması onun orijinal bir yönünü teşkil eder: ويجوز أن يكون على التشبيب Görüldüğü gibi, böylece bu harflerin teşbib, sûreye giriş mahiyetinde olduğu ihtimali üzerinde durur.14 Edebiyatta kasidenin giriş kısmına teşbib denildiği malumdur.

el-Mâturîdî, fıkha taalluk eden âyetlerin tefsirine de girer. Fıkhî mevzularda çokça Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed eş-Şeybâni, eş-Şâfii ve daha az olarak Züfer ve el-Evzâî gibi müctehidlerin görüşlerini zikreder. Bilhassa eş-Şâfiî’yi eleştirir. Fakihlerin ihtilaf ettikleri konularda zaman zaman tercihini belirtir. Meselâ Bakara/238 âyetinde geçen “es-Salatu’l-Vustâ”nın “mağrib namazı” olduğunu tercih eder. el-Vâkıa/79 âyetinde geçen “el-Mutahharûn”u kendi mezhebindeki müctehidlere muhalif olarak “melekler” olarak yorumlar ve abdest ile irtibatlandırmaz. Tenkitlerinde aşırı gitmez. Hattâ bazen başka görüşlerin doğru olma ihtimalini de ifade eder. “İctihad” tabirini kullanarak bunu teşvik eder ve şer’î delillerden sayar.15

Müteşabih âyetlerin tefsirini de ele alır. Meselâ Tâhâ/5 âyetindeالرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى açık bir te’vil yapmamakla beraber, Cenâb-ı Allah’ın yüceliğini maddî bir yükseklikten ziyade mânevî yücelik şeklinde anlayarak azamet, kudret ve hâkimiyet kastedildiğini ifade eder. Aynı mealdeki âyeti bir başka yerde tefsir ederken kullandığı şu ibare oldukça orijinaldir:

“Allah’ın arşa istivası” hakkında birçok teviller zikrettik. Fakat şimdi daha önce bildirmediğimiz bir tevile yer vereceğiz ki kanaatimizce isabetli olma ihtimali en yüksek bir yorumdur. Zîrâ Furkân 25/59’da şöyle buyrulmaktadır: “Sonra da Arşa istiva etti. O, Rahman’dır, sen O’nu, Kendisine, o her şeyi Bilen’e sor!” Bu tabir, beşer aklının anlayabileceği bir şey olsaydı, Rabbülalemin’in elçisi, onu herhangi bir bilene (Cibril’e veya Allah Tealâ’ya) sorma ihtiyacı duymadan anlardı. Onun sormasını emrettiğine göre demek ki bu, akıl ile idrak edilmesi ve Allah’tan işitilmesi mümkün olmayan bir meseledir. Hz. Peygamber’den bunu tefsir ettiğine dair de bir şey nakledilmemiştir. V’Allahu a’lem”

el-Mâturîdî’nin, kendi tarzında yaptığı tefsir metodu sonra gelen müfessirlerce de tatbik edilmiştir. Dolayısıyla hemen her tefsirde bulabileceğimiz bu numuneleri bir tarafa bırakacak olursak, el-Mâturîdî’nin daha çok dikkat çeken orijinal taraflarını zikretmemiz daha faydalı olacaktır. Dikkati çeken taraflarından biri âyetleri derli toplu açıklaması, hatıra gelebilecek bütün ihtimaller üzerinde durmasıdır. Meselâ, وَلَوْلاَ دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الأَرْضُ وَلَكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ (Bakara/251) âyetine yaptığı tefsiri nakledelim:
اختلف فيه، قال بعضهم: دفع الكفار بعضهم ببعض شرهم عن المسلمين لما شغل بعضهم ببعض وجعل بعضهم لبعض أعداء، إلى أن لم يتفرغوا عن أنفسهم للمسلمين، وإلا كان في ذلك فساد الأرض. وقال آخرون: دفع بالرسل والأنبياء شرّهم عن المسلمين وكفاهم بهم. وقال غيرهم: دفع بالمؤمنين بعضهم عن بعض، دفع بالمجاهدين في سبيل الله عن القاعدين عن الجهاد وإلا لغلب المشركون على الأرض. وقيل: يدفع بالمصلّي عمن لا يصلّي، وبالمزكّي عمن لا يزكّي، وبالحاج عمن لا يحجّ، وبالصائم عمن لا يصوم.61

Görüldüğü üzere âyet-i kerimede hatıra gelebilecek başlıca dört ihtimali ortaya koyarak kapsamlı bir tefsir yapmıştır: 1-Kâfirleri birbirine düşürerek Müslümanları koruma 2-Peygamberler sayesinde kâfirlerin şerrinden Müslümanları koruması 3-Müslümanların bir kısmıyla diğer kısmını koruması, meselâ mücahede eden müminlerle, cihattan geri duranların açığını kapatması 4-Namaz kılmayanların boşluğunu kılanlarla, zekât vermeyenlerin boşluğunu verenlerle, hac yapmayanların boşluğunu yapanlarla, oruçsuzların boşluğunu oruçlularla dengelemesi. Bu kapsamlı açıklamasının bir numunesini de İsrâ/44 âyetinin tefsirinde görmekteyiz.

el-Mâturîdî’nin diğer bir orijinal tarafı, Allah Teâlâ’nın fiillerindeki hikmetleri arama gayreti içinde olmasıdır. Bu, esasen Kur’ân’ın bize yüzlerce numunesini gösterdiği bir uygulamadır. Hatta İbn Kayyım el-Cevziyye’nin tespitine göre Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de binden fazla yerde fiillerinin ve hükümlerinin hikmetlerine işaret etmiştir. Numune olarak şu pasajları iktibas edelim:

وكذلك يقال للمعتزلة حين قالوا: إنه لا يفعل إلا ما هو أصلح لنا في الدين لأنه جواد، فلو منع الأصلح والأخير لم يكن جوادًا موصوفًا بالجود، وإنما قدرتم وقلتم على ما وافق طباعكم وأنفسكم، ولو عرفتم حقيقة الجود ما قلتم ذا، ولا خطر على بالكم شيء من ذلك. وإنما على الله أن يختار لكل ما علم منه أنه يختار ويؤثر، لأنه لا يجوز أن يختار الولاية لمن علم منه أنه يختار عداوته، وكذلك لا يجوز أن يختار العداوة لمن علم منه أنه يختار ولايته. وليس على الله تعالى حفظ الأصلح لأحد في الدين، بل عليه حفظ ما توجبه الحكمة والربوبية.17

Bu pasajın özeti şudur: “Mu’tezilenin iddia ettiği gibi Allah’ın, kulu için en faydalı olanı yapması gerekmez. O sadece hikmetinin ve rububiyyetinin gereğini yapar”. Onun tahlîlî tefsir yapmasına ve hikmet aramasına dair zikredeceğimiz ikinci örnek şudur:
﴿وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ آلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا﴾ [سُورَةُ مَرْيَمَ : 19/81]، فإن كان على حقيقة العز فهو في القادة منهم والمتبوعين الذين عبدوا تلك الأصنام ليتعززوا بذلك ولا يذل وتدوم لهم الرئاسة التي كانت لهم في الدنيا. فظنوا أنهم إن آمنوا تذهب تلك الرئاسة والمأكلة عنهم. ويحتمل قوله ﴿لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا﴾ أي نصرًا ومنعة. فإن كان هذا هو في الرؤساء منهم والأتباع في الدنيا والآخرة. أما ما طمعوا بعبادتهم الأصنام فهو النصر في الآخرة وهو كقولهم: ﴿مَا نَعْبُدُهُمْ إِلاَّ لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللهِ زُلْفَى﴾ [سُورَةُ الزُّمَرِ: 39/3]، وقولهم: ﴿هَؤُلاَءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللهِ﴾ [سُورَةُ يُونُسَ: 10/18]، طمعوا بعبادتهم الأصنام النصر والشفاعة في الآخرة. وأما في الدنيا فقد ظنوا أن آلهتهم التي اتخذوها وعبدوها تنصرهم في الدنيا ...الخ.81

el-Mâturîdî, Cenâb-ı Allah’a “Muhabbet” nisbet eden âyetleri te’vil eder. Meselâ, وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِلَّهِ (Bakara/165) âyetinde kulların sevmesini: Allah’ın emrini ta’zim, O’nun haklarını daha iyi ikrar... etme gibi zâhirî ve maddî bir yoruma tâbi tutar.19 Doğrusu, bu tevilini pek yerinde bulmadığımızı belirtmek isteriz.

Te’vîlâtü’l-Kur’ân’ın en bariz özelliği, kelâm ilminin klasik meselelerini ele almasıdır. el-Mâturîdî bir mütekellim olarak Kur’ân-ı Kerim âyetlerine bakınca İlm-i Kelâm açısından âyetlere yönelmekte ve o ilmin ihtilaflarına kolayca kayıvermektedir. Yüzlerce örnekten burada sadece bazılarına işaret etmekle yetineceğiz. Meselâ Bakara/7 âyetinin tefsirinde “halku’l-ef’âl” konusuna girmektedir. Nisâ/65 ve Mâide/41 âyetlerinin tefsirinde iman-amel münasebeti, imanın kalb ile tasdik mânâsına geldiği üzerinde durur. Bunlardan kısa bir pasajı nakledelim:
وقوله: ﴿وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ﴾ [سُورَةُ البَقَرَةِ: 2/25] الآية، تنقض قول من جعل جميع الطاعات إيمانًا، لما أثبت لهم اسم الإيمان دون الأعمال الصالحات، غير أن البشارة لهم وذهاب الخوف عنهم إنما أثبت بالأعمال الصالحات. ويحتمل الأعمال الصالحات عمل القلب، وهو أن يأتي بإيمان خالص لله، لا كإيمان المنافق بالقول دون القلب.02

Meşîet-i İlâhiye hakkında Mu’tezile’yi tenkit edip Sünnî inancı savunur.21 Ef’âl-i ibâd konusunda istitâat’in fiilden önce veya fiille beraber olması hakkında Mu’tezile ile uzun tartışmalara girer.22 Günahkârlar hakkında şefaati kabul etmeyip, onu inkâr eden Mu’tezile’yi şiddetle tenkit eder.23 Dediğimiz gibi bunlar, tefsirin her tarafını dolduran yüzlerce misalden sadece bazılarından ibarettir.

Netice
el-Mâturîdî, hem tefsirin icabı olarak me’sur tefsire dayanır, hem de te’vil metodunu tatbik eder.24 Aklî istidlâl ve semantik yaklaşımla açıklamalar yapar. Naklettiği görüşleri değerlendirmeye tâbi tutar. Benimsediği görüşlerin müntesipleri hakkında “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” tabirini kullanmaması dikkat çekmektedir. Fiilen Ehl-i Sünnet akaidini benimsemesine ve savunmasına rağmen bu ismi kullanmaması, onun inhisarcı olmadığını ve muhalifi olan Müslümanları rencide etmemekte hassasiyetini gösterir. Yorumlarında birçok yerde Kur’ân-ı Kerim’in genel hedeflerini göz önünde bulundurur. İsrailiyat’a yer verdiği olur, çoğu zaman fikirleri sahiplerine nisbet etmez, kişilerden ziyade fikirlerle ilgilendiğinden metin ve fikir tenkidine önem verir. Netice itibariyle, İmam el-Mâturîdî’nin tefsiri, rivayet ile dirayet arasında, fakat dirayete daha yakın bir yerde durur. Kendisinden sonra Zamahşeri, Fahruddin er-Râzi gibi müfessirlerin ondan yararlandıkları anlaşılmaktadır. Allah, Kitabına yaptığı hizmetinden dolayı ondan ebediyen razı olsun.

*Marmara Üniv. İlâhiyat Fak. E. Öğretim Üyesi
syildirim@yeniumit.com.tr

Dipnotlar
1 M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Mâturîdî, İstanbul 1984, s. 253-254.
2 Şükrü Özen, DİA, cilt: 28, syf. 146, “Maturidi” md., Ankara, 2003; el-Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, nşr: F. Huleyf, Beyrut, 1970, s. 2.
3 W. Madelung, Maturidiliğin yayılması ve Türkler, eseri s. 10’dan naklen, Talip Özdeş, Maturidî’nin Tefsir Anlayışı, İstanbul, İnsan Yayınları, 2003, s. 43.
4 el-Maturidi’nin eserleri hakkında geniş bilgi için bkz: Brockelmann, GAL, c.I, s.209 ve Supp., c.I/346; DİA, c. 28, s.149-150; Ziriklî, el-A’lâm, c.7, s. 19; D.B. Macdonald ve Ahmed Ateş, MEB İslam Ansiklopedisi, Mâturidî md., c.7, s.405-406.
5 Ali Rıza Karabulut, Maturidî’nin Eserleri ve Hakkında Yazılanlar, Ebu Mansur Semerkandî-Mâturidî Kongresi, Kayseri, 1990, s. 179-197; Muhammed Eroğlu, Ebu Mansur el-Maturidî ve Te’vilâtü’l-Kur’ân (basılmamış tez), İstanbul, 1971, s. 9; Brockelmann, GAL, c. I, s. 209 ve Supp. c. I, s. 346.
6 Talip Özdeş, Maturidî’nin Tefsir Anlayışı, İstanbul, İnsan Yayınları, 2003, s. 63-65.
7 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Kehf/ 9 âyetinin tefsiri.
8 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Kâf/14 âyetinin tefsiri.
9 DİA, c. 28, s. 158.
10 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Âl-i İmrân/187 ve Bakara/101 âyetlerinin tefsiri.
11 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, el-Mesed/1 âyetinin tefsiri.
12 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Bakara/16 ve Yunus/67 âyetlerinin tefsiri.
13 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Hicr/26 âyetinin tefsiri.
14 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Bakara/1 âyetinin tefsiri.
15 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Nisâ/59 âyetinin tefsiri.
16 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/251 âyetinin tefsiri.
17 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , İsrâ/44 âyetinin tefsiri.
18 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Meryem/81 âyetinin tefsiri.
19 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/165 âyetinin tefsiri.
20 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/25 âyetinin tefsiri.
21 Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/224 âyetinin tefsiri.
22 Örnek olarak bkz: Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/286 âyetinin tefsiri.
23 Örnek olarak bkz: Te’vîlâtü’l-Kur’ân, , Bakara/255 âyetinin tefsiri.
24 Bkz: Bekir Topaloğlu, DİA, “Maturidî” md., c. 28, s. 157.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye