Sufiforum.com

2009'da başlayan SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. İçerik yenilemeleri tasavvuf.name sitesinden sürdürülmektedir. ALLAH YÂR OLSUN.

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Taşlıcalı Yahya Bey'in Şehzade Mustafa Mersiyesi
MesajGönderilme zamanı: 13.01.11, 16:00 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı

Kayıt: 15.09.10, 09:02
Mesajlar: 75
Alıntı:
ECEVİT BU ŞİİRİ 500 SENE ÖNCE YAZMIŞ OLSAYDI SÜRGÜNDE ÖLÜRDÜ

MURAT BARDAKÇI

09 Ocak 2005

Politikayı bıraktıktan sonra yeniden edebiyata dönen Bülent Ecevit, Osmanlı tarihinin en netameli konularından biri, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’yı idam ettirmesi hadisesi hakkında bir şiir yazdı ve şiirini gazetecilere okudu. Aynı konuyu Türk Edebiyatı’nda daha önce sadece tek bir kişi, 16. yüzyılın büyük şairi Taşlıcalı Yahya Bey işlemiş ama yazdığı şiir yüzünden başına gelmeyen kalmamış ve sürgünlerde can vermişti. Ben, Ecevit’in Şehzade Mustafa hakkındaki şiirini okuyunca, ‘Ecevit bundan beş asır önce yaşayıp da bu mısraları o zaman kaleme almış olsaydı, ákıbeti Yahya Bey’den beter olurdu’ diye düşündüm.

SİYASETİ bıraktıktan sonra evine kapanıp yeniden edebiyatla uğraşmaya başlayan Bülent Ecevit, yazdığı son şiirlerinden birini gazetecilere okudu. Şiir, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1553’te boğdurttuğu büyük oğlu Şehzade Mustafa ile şehzadenin üzüntüden ölen kardeşi Cihangir’i konu alıyor ve Mustafa, Ecevit’in mısralarında Cihangir’e
‘İki büyük suçumuz var /
Seninle benim Cihangir /
Biri sevmek biri sevilmek /
Bunca büyük suçlarla padişah olunmaz’
diyordu.

Gazetelerde yayınlanan bu şiiri okuyunca ‘Ecevit beş asır önce yaşamış ve bu şiiri o zaman yazmış olsaydı, başına mutlaka bir iş gelirdi; kellesini kaybetmese bile hayatının geri kalan kısmını sürgünlerde geçirirdi’ diye düşündüm. Zira 16. yüzyıl Türkiyesi’ni en fazla meşgul eden ve o zamanın en netameli konusu olan bu idam hakkında şiir yazmaya cesaret eden bir şair, Taşlıcalı Yahya Bey, ölümden son anda kurtulmuş ama hayatının geri kalan kısmını sürgünlerde sürüm sürüm sürünerek geçirmek zorunda kalmıştı. Önce kısaca, Şehzade Mustafa’nın idamı hadisesinin ayrıntılarını anlatayım:

ASKERDEN DESTEK ALMIŞTI
Kanuni’nin beş oğlunun en büyüğü olan Mustafa, 1515’te doğmuştu. Annesi Gülbahar Hatun idi, çocukluğu babaannesi Hafsa Sultan’ın himayesinde geçmiş, daha sonra Manisa’ya o zamanın şehzadeleri için bir çeşit staj sayılan ‘sancakbeyliğine’ gönderilmiş ve kendisini zamanla herkese sevdirmişti. Akıllıydı, devlet idaresinden gayet iyi anlıyordu, asker tarafından destekleniyor ve tahtın Kanuni’den sonraki várisi kabul ediliyordu. Mustafa’nın başını, işte böylesine sevilmesi ve Kanuni’nin büyük aşkı olan Hürrem Sültan’ın hırsı yedi. Padişahın Hürrem’den Mehmed, Bayezid, Selim ve Cihangir adlarında dört oğlu daha vardı ama bu dört şehzadenin hiçbiri geleceğin hükümdarı olarak görülmüyordu. Kanuni’den sonra tahta kendi çocuklarından birinin geçmesini isteyen Hürrem Sultan, işe kızı Mihrimah’ı zamanın önde gelen devlet adamlarından Rüstem Paşa ile evlendirmekle ve Paşa’yı sadrazam yaptırmakla başladı.

Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa ikilisi, Şehzade Mustafa’yı karalamak için yoğun bir kampanyaya giriştiler. Bu maksatla kazıtılan sahte mühürlerle şehzadenin ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar gönderildi ve Şah’ın cevaplarının Kanuni’nin eline geçmesi bile sağlandı. Etrafa yine Mustafa’nın ağzından ‘Babam artık yaşlıdır, tahttan çekilip İstanbul dışındaki saraylardan birine kapanmalıdır’ gibisinden dedikodular yayılınca, söylenenlere o zamana kadar itibar etmeyen Kanuni Süleyman işin ciddi olduğuna inandı ve kendisine rakip gördüğü oğlunu ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başladı. Hükümdar, aradığı fırsatı 1553’ün 6 Ekim’inde buldu. Ordusuyla beraber Nahcıvan üzerine sefere çıkan Kanuni, Konya Ereğlisi’nde konaklamış ve oğlu Mustafa da askerleriyle beraber babasının ordusuna katılmak üzere Konya’ya gelmişti. Şehzade Mustafa, elini öpmek üzere Kanuni’nin bulunduğu çadıra girdi, o sırada bir yayı germekte olan babasını görünce hürmetle selámladı ama hükümdardan ‘Ah köpek! Sende beni selámlayacak cesaret hálá var mı?’ sözlerini işitti ve Kanuni çadırı terkedip gitti. Tam bu sırada içeriye giren yedi cellád, şehzadenin üzerine atladılar. Mustafa celládların birkaçını yere serdi ama Zal Mahmud Ağa’nın taktığı bir çelmeyle yere yuvarlanınca celládlar üzerine üşüştüler ve şehzadeyi kemendle boğdular. Sevdiği kadının, yani Hürrem Sultan’ın ihtirası uğruna evlád katili olan Kanuni Süleyman, askerin tepkisinden çekindiği için damadı Rüstem Paşa’yı hemen o gün azletti. Ama hükümdarın bahtsızlığı bu kadarla kalmayacak, en sevdiği oğlu olan Cihangir, ağabeyi Mustafa’nın idamı üzerine ruhi bunalıma girerek bir buçuk ay kadar sonra aniden ölüverecek, Kanuni daha sonra İran’a iltica eden diğer oğlu Şehzade Bayezid’i de idam ettirmek zorunda kalacaktı.

Şehzade Mustafa’nın boğdurulması, o dönem Türkiyesi’nde herkese büyük bir şaşkınlık yaşattı. Kanuni’nin korkusundan hiç kimse söz edemez haldeydi ama suskunluğu sadece bir kişi, zamanın en büyük şairlerinden olan Taşlıcalı Yahya Bey bozdu, Mustafa hakkında bir mersiye kaleme aldı ama bu şiiri yüzünden de başına gelmeyen kalmadı.

SÜRGÜNDE BEŞ PARASIZ ÖLDÜ
Sarayda önce şairin idamı tartışıldı fakat elini daha fazla kana bulamak istemeyen Kanuni, Yahya Bey’e dokunmadı ama iki sene sonra yeniden sadrazam olan Rüstem Paşa, şaire etmediğini bırakmadı. Onunla ilgili herşeyi didik didik ettirdikten sonra Yahya Bey’i Balkanlar’da küçük bir kasaba olan İzvornik’e sürdü. Bir zamanlar sarayda hemen herkesten saygı gören Yahya Bey’i artık ölümüne kadar devam edecek olan bir sefalet bekliyordu. İşte, Bülent Ecevit’in Osmanlı tarihinin en netameli meselelerinden biri kabul edilen Şehzade Mustafa’nın idamını konu alan şiiri, bana Taşlıcalı Yahya’nın bu acı ákıbetini hatırlattı. Ecevit acaba o günlerde yaşamış ve bu şiiri o sırada yazmış olsaydı acaba nereye sürgün edilirdi dersiniz? Musul yahut Felluce taraflarına mı, yoksa manastırlarıyla meşhur Aynaroz’a mı?

Ecevit’in netameli şiiri
İki büyük suçumuz var
Seninle benim Cihangir
Biri sevmek biri sevilmek
Bunca büyük suçlarla padişah olunmaz
Biz insanız Cihangir
Bizden tahtlara han olmaz
Sıcağına bak yüreğimizin
Aktıkça gözlerden gözlere
Nasıl eritir birbirini

Tahtların karlı doruğunda Yahya Bey bu şiir yüzünden sürüm sürüm sürünmüştü:

‘Meded meded bu cihánın yıkıldı bir yánı
Ecel celálileri aldı Mustafa Hán’ı
Dolundu mihr-i cemáli bozuldu erkánı
Vebále koydular ál ile Ál-i Osman’ı ...
Yalancının o kuru bühtánı, buğz-ı pinhánı
Akıtdı yaşımızı yakdı nár-ı hicránı ...
N’olaydı görmeye idi bu maceráyı
Yazıklar áne ki revá gördü bu re’yi gözüm
Nesim-i subh gibi yerde koyma áhımızı
Hakaret eylediler nesl-i pádişahimizi
Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb
Ki oğluna kıya bir server-i Ömer-meşreb ...
İláhi cennet-i firdevs ána durağ olsun
Nizám-ı álem olan pádişah sağ olsun’


(Ecel haydutları Mustafa Hán’ı aldılar ve bu cihánın bir yanı yıkıldı, medet medet! Yüzünün güzelliğinin güneşi battı, herşeyi dağıldı, Osmanlı hile ile vebal altında kaldı. Yalancının o kuru iftirası ve gizli nefreti yüzünden gözlerimizden yaşlar aktı, içimizde ayrılık ateşi yandı. Bu olup bitenleri görmesek ne kadar iyi olurdu ama maalesef bütün fenalıkları görmek zorunda bırakıldık. Áhımız sabah rüzgárı gibi yerlerde kalmasın, zira padişahımızın soyu hakarete uğradı! Hazreti Ömer’i andıran bir hükümdarın oğluna kıydığını bugüne kadar kim gördü, kim işitti acaba? Cennet bahçeleri Şehzade Mustafa’nın durağı, álemin düzeni olan padişahımız da sağ olsun)

Taşlıcalı Yahya Bey Yeniçerilikten divan şiirinin zirvesine tırmanmıştı
TÜRK Klasik Edebiyatı’nın en seçkin şairlerinden olan Yahya Bey, Arnavut devşirmesiydi. 1400’lü yılların sonuna doğru doğdu, İstanbul’a getirildi, yeniçeri yapıldı ve hayatı bir cepheden ötekine koşmakla geçti. Katıldığı savaşlar sırasında devrin hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman için yazdığı övgü dolu şiirlerle zamanın en meşhur şairlerinden sayıldı ve saray çevresinde de kabul gördü. Ancak, Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın idamı üzerine meşhur mersiyesini yazmasından sonra büyük sıkıntılara uğradı, önceden tahsis edilmiş olan gelirleri elinden alındı ve Balkanlar’daki İzvornik sancağına sürgün edildi. Daha sonra Kanuni’ye ve İkinci Selim’e bazı şiirler sundu ise de ikbal kapıları Yahya Bey’e artık kapanmıştı. Son yıllarında tasavvufla uğraştı ve hayata 1582’de İzvornik’te veda etti. Şiirlerinde günlük hayatın unsurlarına geniş şekilde yer veren ve Türkçe’yi aruz vezni ile mükemmel şekilde kullanan Yahya Bey, Divan Edebiyatı’nın kurucularından ve en önemli şairlerindendi.


Tarih ibrettir.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye