Sufiforum.com

1430. Hicri Yıl başlarken hizmete giren SUFİFORUM'da İslam; İslam Tasavvuf Geleneği ile ilgili her türlü güncel ya da 'eskimez' konular yer almaktadır. ALLAH YÂR OLSUN !"

Giriş |  Kayıt




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak -ya da Anlayamamak- ...
MesajGönderilme zamanı: 28.12.10, 14:18 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
İmam-ı Rabbânî’yi Anlama Kılavuzu

Dr. Hayati BİCE

İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî (1563-1624) günümüzde çok benimsendiği çevrelerde dahi anlaşıldığını söylenemeyen bir tasavvuf ulusudur. Kendisi hakkındaki ülkemizde pek çok eser yayınlanmış olmakla birlikte bazı risalelerini de Türkçe'ye çevirmiş olan Doç. Dr. Necdet Tosun'un İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî'nin hayatı, eserleri ve etkileri üzerine kaleme aldığı inceleme bir çok yönden öne çıkmaktadır. (1) Bu eser sadece bir biyografi olmakla kalmayıp başta Mektubâtı olmak üzere İmam-ı Rabbânî eserlerinin anlaşılması için nelere dikkat edilmesi gerektiğini de göstermektedir. İmam-ı Rabbânî'nin devrin iktidar sahipleri karşısında sergilediği ilim izzeti de bugün için çok manidâr çağrışımları içerir.

Bana çok ilginç gelen -okur için de dikkat çekici olacağına inandığım- İmam-ı Rabbânî'nin hayat seyrine ışık tutan ilginç bir rüyayı naklettikten sonra asıl konuya geçmek istiyorum.

Bir Rüya:
Tasavvufî irşadını öncelikle babasından gören Ahmed Sirhindî'nin Nakşbendî silsilesine biatının ilginç bir öyküsü vardır. 37 yaşında müridi olduğu ve böylece Nakşbendiyye tarikatı silsilesine katıldığı Türkistanlı Muhammed Bakî-Billah (ölümü:1603), Ahmed Sirhindî'ye Semerkand'daki eğitimi sırasında mürşidi Hâcegî İmkenegî'nin yanında iken gördüğü bir rüyayı anlatır: "Rüyasında bir papağan gelip Bakî-Billah'ın eline konmuş, Bakî-Billah o kuşun gagasına kendi ağızsuyundan damlatınca papağan konuşmaya başlamış ve Bakî-Billah'ın ağzına gagasından şeker dökmüştür. Bu rüyasını anlattığı Şeyhi Muhammed İmkenegî, papağanın Hindistan kuşlarından olduğunu; Bakî-Billah'ın Hindistan'da irşad ile meşgul olurken değerli bir insan yetiştireceğini; o değerli zâtın feyzi ve fikirleriyle insanların aydınlanacağını söyler. Bakî-Billah'ın bu rüya olayını anlattıktan sonra Ahmed Sirhindî'ye: "Biz, bu rüyanın size işaret ettiğini düşünüyoruz." dediği de kaydedilmiştir.(2)

İmam-ı Rabbânî’yi anlamak kolay görünse de, neden zordur?

İmam-ı Rabbânî’yi anlamakta bugün elimizde olan imkan değerli eseri Mektubât'ında yer alan mektubları ile risaleleridir.(3) 'Rabbânî Risaleler'de yer verilen konuların pekçoğunun zaten Mektubât-ı Rabbânî'de yer alan mektublarda da işlendiği görülmektedir. Bu nedenle iyi bir Mektubât analizinin İmam-ı Rabbânî mesajının anlaşılması için yeterli olabileceği de söylenebilir.

Mektubât-ı Rabbânî'de yer alan mektublara yaklaşım da görülen en önemli hata, okurların ve hatta Rabbânîlik üzerinde kalem oynatan yazarların bilimsel yöntemlere hakim olamamalarıdır. Analitik bir tarzda mektublara yaklaşılamadığı için İmam-ı Rabbânî’nin fikirleri bugüne kadar net olarak ve bir sistem arzı şeklinde ortaya konulmuş değildir. Bu konuda kayda değer bir istisna teşkil eden ve İmam-ı Rabbânî ve Mektubâtı üzerinde ciddi bir emek sarfettiği ortada olan Doç. Dr. Necdet Tosun; ilim disiplinine sahip olduğu için İmam-ı Rabbânî'nin anlaşılması önündeki engelleri isabetle teşhis etmiştir.

Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî adlı eserinde İmâm-ı Rabbânî'nin anlaşılması önündeki engellerle ilgili teşhisini şu satırlarda dile getirmiştir: "(İmam-ı Rabbânî) mektuplarında seyr u sülûk mertebelerini baştan sona anlatmak yerine, daha ziyade muhatabı ilgilendiren bazı mertebeler hakkında bilgi vermiştir. Bu mektuplardaki parçalar bir düzen içinde sıralanmadığı takdirde, okuyucuya bir yap-boz oyununun dağınık parçaları gibi görünmekte; manevî yolculuğun başlangıcı, ortası ve sonu hakkında bütüncül bir fikir vermemektedir.(4)

Tosun'a göre (İmam-ı Rabbânî), "zihnindeki sistemi bir bütün halinde yazmak yerine, genellikle bir eser veya mektubunda konunun bir yönünü anlatmış, bir başka eserinde aynı konunun devamını veya değişik bir boyutunu ele almıştır." Bu nedenle Onun (İmam-ı Rabbânî'nin)anlatmak istediği sistemi bir bütün olarak kavrayabilmek için eserleri ve mektupları dikkatle okunup ilgili paragraflar birleştirilmelidir. Aksi takdirde okuyucunun önündeki bilgiler bir yap-boz oyununun dağınık parçaları gibi duracağı için sistemi küllî (bütüncül) olarak anlaması oldukça güç olacaktır." (5)

Doç. Dr. Necdet Tosun'un Mektubât-ı Rabbânî'de yer alan mektubların bir yap-bozun parçaları gibi olduğu tesbiti ve İmam-ı Rabbânî'yi bütüncül bir anlama düzeyine erişmek için bu parçaların biraraya getirilmesinin gerekliliği konusundaki yaklaşımı çok orijinal bir değerlendirmedir.

Mektubât'ı Bir de Böyle Okuyun

Necdet Tosun'un bu değerlendirmelerini özetleyecek olursak Mektubât-ı Rabbânî'nin sağlıklı olarak anlaşılması iki temel faktöre bağlıdır:

1. Mektubun Muhatabı Olan Kişinin Maddi Konumu ve Manevî Hali: Ayetleri anlamada esbâb-ı nüzul bilgisi ne kadar önemli ise İmam-ı Rabbânî’nin mektuplarındaki talimat, ima ve işaretlerin ve bütünüyle anlamın kavranmasında da mektubun yazıldığı kişinin konumu ve İmam-ı Rabbânî ile ilişkisinin düzeyi o kadar önemlidir. Mektubât külliyatını oluşturan mektublar, ya doğrudan İmam-ı Rabbânî’nin tebliğ ve irşad için yazması ve daha çok da çeşitli vasıtalarla İmam-ı Rabbânî’ye ulaştırılan sorulara cevap halinde yazılması ile ortaya çıkmıştır. Bu yüzden mektupalrın yazıldığı kişilerin anlama erişilmesinde özel bir önemi vardır. Hatta Mektubât-ı Rabbânî’nin mektupların muhatapları esas alınarak yeniden tasnifi de faydadan uzak değildir.

İmam-ı Rabbânî'nin mektublarını yazdığı kişiler incelendiği kaba taslak iki grup insanın bu mektupların muhatabı olduğu görülecektir:

a. Maddî iktidar sahibi olan kişiler: Bunlar arasında ünvanından açıkça zahiri ikitidarın sahibi oldukları anlaşılan Hanlar Hanı Abdurrahim; Dârâb Han, Kılıç Han, Bahadır Han, İskender Han gibi sultanlar ile Kılıncullah Mirzâ, Mirzâ Muzaffer, Mirzâ Bedîuzzamân, Mirzâ Fethullah gibi mirzalar, Hakîm Abdülkâdir, Hakîm Sadr gibi devlet yetkililerinin yer aldığı görülür. Bu zahirî saltanat ve makam sahibi kişilere yöenlik mektubların çoğunlukla nasihatlar içerdiği, kişiye şeriatın hükümlerine uygun ve halka merhamet ile muamele gibi konumlarına uygun tavsiyelerle dolu olduğu görülür.

b. Yolunu Takip Eden Müridler: Bunlara arasında en başta oğulları Muhammed Sadık, Muhammed Saîd ve Muhammed Masum gibi kendi öz çocukları ile değişik yerlerde İmam-ı Rabbânî'ye vekaleten irşad faaliyeti yapan Mîr Muhammed Nu’mân, Bedî’uddîn Sehârenpûrî, Muhammed Haşim Keşmî ve Mîr Muhibbullah Mankpûrî gibi halifeleri ve Muhammed Tâhir, Muhammed Sâlih ve Muhammed Eşref gibi manevi terakkiye açık, önde gelen bazı müridler yer alır. İmam-ı Rabbânî'nın asıl tasavvufî öğretileri ve eğitim yöntemini içeren mektuplar bu şahıslara yazılanlar satırlarda yer alır.

Mektub yazılan şahıslardan Abdurrahim Han, Ferid Buhari gibi bazı isimler zahiren iktidar sahibi gibi görünmekte ise de manevî yolda da oldukça ilerledikleri kendilerine yazılan mektupların içeriğinden anlaşılmaktadır.

2. Mektubu Yazdığı Sırada İmam-ı Rabbânî'nin İçerisinde Bulunduğu Kemâl Dairesi ve Ruh Hali: Bu husus ilk faktöre göre daha derinliğine bir analizi gerektirir ve buna bağlı olarak da daha dikkatli bir incelemeyi hak eder. İmam-ı Rabbânî'nin mürşidi Muhammed Bâkî-Billâh'a yazdığı ve Mektubât-ı Rabbânî derlemesinin başlarında yer alan mektuplar bunların en tipik örnekleridir. Aslında bu konudaki zorlukların en önemlisi mektupların yazıldığı şahısların kimler olduğu hemen hemen kesin olarak belli iken mektupların yazıldığı tarihlerin belirsiz oluşudur. Ancak mektubun yazıldığı şahsın hayatı hakkında bilgi sahibi olunabiliniyorsa, mektubun yazılış tarihi hakkında bir tahminde bulunulabilir.

Mektubun yazıldığı sırada İmam-ı Rabbânî'nin kendi manevî seyrinin hangi merhalesinde olduğunun önemine dikkat çeken Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî'nin kendi seyr ü sülûkunun değişik dönemlerindeki müşahedelerinin yansıdığı mektublarındaki bazı ifadelerin daha sonra bizzat kendisi tarafından tashih edildiğine şu sözlerle işaret eder:

"Öte yandan (İmam-ı Rabbânî Ahmed) Sirhindî, ömrünün sonraki dönemlerinde edindiği yeni bilgi ve ruhî tecrübeler neticesinde önceki bazı fikirlerinden vaz geçmiştir. Dolayısıyla onun gençlik ve orta yaş döneminde yazdığı eserler ve mektuplar ihtiyatla kullanılmalıdır."

"(İmam-ı Rabbânî Ahmed)Sirhindî fikrî değişim geçirdikten sonra, vahdet-i vücûd bağlamında daha önce yazdığı bilgilerin işin hakikatine ulaşmadan önce yazılmış şeyler olduğunu, onlar hakkında pişman ve tevbekâr olduğunu ifade etmiştir.(6)

İmam-ı Rabbânî, Mebde' ve Me'âd risalesinde de yazılarında birbiriyle uyuşmayan bilgilere rastlayanlara, bunları manevî hâllerinin farklı zamanlarda ayrı ayrı oluşuna yormalarını tavsiye eder.(7)

Muammanın Çözümü

Yukarıda kısaca özetlediğim ve yüzeyden bir Mektubât-ı Rabbânî incelemesi ile dahi gerekliliği ve hatta zorunluluğu hemen fark edilebilecek yöntem ile İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî eserleri üzerinde çalışılması muammanın yegane çözümü olarak görünmektedir. Analitik bir okuma yapmadan Mektubât'tan teori ve hatta fetva çıkartmağa kalkan bir ilahiyatçının bir devlet yetkilisi olan Mirzâ Bedîuzzamân'ı şeriata uymağa davet eden mektub, tefeülünde çıktığı için bunda kendisi ile ilgili batınî bir işaret vehmeden klasik medrese kökenli âlimden bir farkı olmaz.

Bugün ilahiyat fakültelerinde yer alan akademisyenlerin İmam-ı Rabbânî hakkında söz söyleme alanını amatör ilahiyat meraklılarına veya arkaik medrese kalıplarına sıkışmış -iyi niyetli ve fakat yetersiz- yöntem bilmez ellere/dillere bırakması anlaşılmaz bir tutumdur. Hele de bir Mektubât-ı Rabbânî derlemesinin köşeli parantezlerle doldurulmuş ve ıstılah iğdişleri ile yaralanmış olduğunu görüp te üzülmemek ne mümkün...(8)

Bugün ülkemizde böylesi analitik bir Mektubât okuması bir yana hâlâ anlaşılır bir Mektubât-ı Rabbânî tercümesini orijinal dili olan Farsça'dan çevirisi ile okuyamaz oluşumuz cidden düşündürücüdür.

Umarım, bu üzüntümüzü giderecek birileri vardır şunca sayıya ulaşan ilahiyat fakültelerinin akademisyenleri arasında...

----------------------------
(1) Doç. Dr. Necdet Tosun, İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî, İnsan Yayınları,2. Baskı, İstanbul, 2009.
(2) Tosun, a.g.e.,s.21.
(3) İmam-ı Rabbânî'nin mektubları eskiden beri tasavvuf ile ilgili Türk okurunun ilgisini çekmiş ve Osmanlılar devrinden bu yana Türkçe'ye çevrilerek "Mektubât-ı Rabbânî" ismi ile birçok defa yayınlanmıştır. Bu "Mektubât-ı Rabbânî" aktarımları arasında Abdulkadir Akçiçek tarafından yapılanı öne çıkmakta ise de bu tercümenin dili de günümüz için anlaşılmaz hale gelmiştir. İmam-ı Rabbânî'nin küçük hacimli risalelerin hepsi, Doç. Dr. Necdet Tosun tarafından Türkçe'ye aktarılarak Mebde’ ve Me‘Âd (Rabbânî İlhamlar), Ma‘ârif-i Ledünniyye (Ariflerin Halleri), Mükâşefât-ı Gaybiyye (Manevî Yolculuk)isimleri ile Sufi Kitap yayınalrı arasında yayınlanmıştır.
(4) Tosun, a.g.e.,s.70.
(5) Tosun, a.g.e.,s.96.
(6) Bu Fakir (İmam-ı Rabbânî), bazı mektuplarında: "Sübhan Hakkın hakikati, sırf vücuddur." diye yazmış ise, bu, anlatılan muamelenin hakikatına muttali olmadığındandır. Vahdet-i vücud ve daha başka yazdığım bu türden bilgiler dahi o manada bir kavrayışın olmayışındandır. Muamelenin hakikatına vakıf olup ayıktıktan sonra, başlangıç ve orta halde yazıp söylediklerimden pişman oldum. Onlar için Allah-ü Taâlâ'dan bağışlanmamı dilerim. Allah-ü Taâlâ'nın kötü saydığı şeylerin tümünden tevbe ederim." (Mektubât-ı Rabbânî, 260. Mektub, A. Akçiçek Tercumesi) http://sufiforum.com/viewtopic.php?f=111&t=3226
(7) Tosun, a.g.e.,s.150.
(8) Ahmed-i Fârûkî Serhendî, Müjdeci Mektuplar, Hakikat Kitabevi, 27. Baskı, İstanbul,2003.

http://haber10.com/makale/22415/


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlama Kılavuzu
MesajGönderilme zamanı: 29.12.10, 12:17 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.04.10, 00:05
Mesajlar: 220
Ahmed-i Fâruk Es-Serhendî Hz.lerinin Müceddid olduğuna gönülden inanıyorum...

Ve müceddidlerin dîni tecdîd ettiği hepimizin mağlumu.

Ki müceddidlerin Şeri'-i şerîfin yani Zâhirin yani Beden'in sıhhatini iade için Zâhiri zevke mensûb olmaları lâzımdır diye düşünüyorum.

O sebeb nedeniyle Ahmed-i Fâruk Hz.lerinin Batının Batını olan vahdetü'l-vücûdu reddetmesini çok iyi anlıyorum.

Hem yaşadığı devirde,Ekber (nâm-ı diğer ekfer) Şah devrinde,hızla bir İslâmın,Hindû diniyle karıştırılması gayretleriyle de karşı karşıyayız. Bunu yapmak isteyenler de vahdetü'l-vücûddan yola çıkıyorlar,yani vahdetü'l-vücûdu sömürüyorlardı. Bu sebeple o devirde kim yaşasa vahdetü'l-vücûdu reddederdi. İslâmın bakâsı için...

Ama bizim coğrafyamızda böyle şeyler hiç olmadı ki! Ekberî Padişahlarımızdan Sultan Selim zındıkları doğradı; yine Ekberî arîflerimizden Azîz Mahmûd Hüdâyî Hz.leri devrin Padişahına zındıkları katletmesini tenbihliyor ve bizzat Ferhat paşa ile sefere çıkıyordu!!!

Bu coğrafya Zahir ile Batını hakkıyla birleştirmiş bir coğrafya... Şu halde son 150 senedir nedir Ahmed Serhendi Hz.lerinin İnekperestlerin İslam'a olan tehditlerine karşı sunduğu reçeteleri bu iklimde uygulamaya kalkışmak ?!!!

Evet eğer uygularsanız nice vahdetü'l-vücûd evliyâsını sapıklıkla itham etmek durumunda kalırsınız. Süleyman Hilmi Tunahan Efendinin sık sık yaptığı gibi...

Muhyiddin -yani dini ihya eden,yaşatan,ona nefes veren,yani ona ruh ona batın olan-ismine müsemma olan İbn Arabî Hz.leri yaşadığı yerde de, Onun Konya'yı, Manisa'yı ziyaret edip, oğulluğu Sadrüddîn Hz.leri ile zevkini, meşrebini bu coğrafyaya bıraktığı zamanda da bizim Hindistanınkine benzer sıkıntılarımız yoktu.

Aslında bu konuları konuşmayı hiç sevmem. Ama gelin görün ki o vahdet-i vücud ve gerçek tasavvuf adlı yazı açtı dilimi...

_________________
Ne Dervişlikte, ne Şeyhlikte, ne İmamlıkta iş yok... İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte!.. İş, Allah'a kul olabilmekte!..(MZK)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 01.01.11, 09:51 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
Ey, İmam-ı Rabbaniyi anlayanlar veya anlamaya çalışanlar! Bu müstesna zatın 492. ve 234. Mektublarında bizler de yazdığı bazı cümleleri pek anlayamadık ! Acaba, aşağıya naklettiğimiz cümlelerde Hazret kimden veya hangi zattan bahsediyor ?
Bileniniz var mı ?


492. mektubta geçen,

-
Alem, bir araya gelen arazlardan ibarettir demiştir. Ve onların kıyamını, asılları olan esma ve sıfat ile değil; yüce Allah'ın zatı ile eylemiştir.Keşke bileydim: Vücihlerden ve itibarlardan mücerred olan zat ile kıyamın manası nedir? Burada kıyamın manası, naitin men'ut ile ihtisasından başka değildir. Bu durumda ne naat vardır; ne de kıyam. Sonra kıyam dahi, taayyün eden vecihler ve itibarlar cümlesindendir. Dolayısı ile, bu mukaddes mertebe onun isbatına mana yoktur.Alem fertleri, isimlerin ve sıfatların zılâli olduğuna göre; hiç şüphe edilmeye ki, onların vusulü, asılları olan isimlere ve sıfatlara olacaktır. Bu durumda alem, asılların aslına ulaşsa dahi; mücerred mukaddes Zat'ta nihayet bulamaz. Onu geçmeye de gücü yetmez. Orada asalet için de yer yoktur. Zira, orada her şeyden yana bir gına vardır. Orada ne isim, ne sıfat, ne şan, ne de itibar vardır.Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, mukaddes Zat mertebesinden, alem için mahrumiyetten başka nasip yoktur.
Orada vaslın ve ittisalin mecali yoktur.Lâkin, Sübhan Allah'ın âdeti öyle cereyan etmiştir ki, aradan geçen uzun asırlardan ve uzun zamanlardan sonra; merhametinin ve
şefkatinin kemalinden, tam manası ile fenadan ve ekmel manada bekadan sonra bir devlet sahibine pek mukaddes Zat'tan bir örnek vere… Daha önce onun aslı esma ve sıfat iken, bu vergiden sonra, o örnek ile kaim olur. Daha önceki arazların nihayeti dahi burada son bulur. Onun hakkında nimet dahi tamam olur. İşte ben burada öyle bir kelâm ediyorum ki, bunu dikkatle dinlemek gerek.
O hibe edilen zat ile kıyam, anlatılan irfan sahibine mahsus değildir. Elbette, bir araya gelen arazlardan ibaret olan alem fertlerinin kıyamı daha önce isimler ve sıfatlarla olduğu halde, şimdi o hibe edilen zata merbut kılınmıştır. Böylelikle her şey, o hibe edilen zatta kaim olmuştur.


234. mektubta geçen,
-
"...Bu ümmet, ümmetlerin en iyisi olduğu için ve bu ümmetin Peygamberi, Peygamberlerin sonuncusu olduğu için ?aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât", bunların âlimlerine, İsrâîl oğullarının Peygamberlerinin mertebesi verilmişdir. Peygamberlerin ?salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma'în" vazîfeleri, bu âlimlere yapdırılmakdadır. Bunun için, her yüz sene başında, bu ümmetin âlimleri arasından bir (Müceddid) yenileyici, kuvvetlendirici seçerler. Bununla islâmiyyeti tâzelerler. Hele bin sene geçince, geçmiş ümmetlerde bir (Ülül'azm) Peygamber gönderdikleri ve Onun işini bir Nebîye bırakmadıkları gibi, bu ümmetde de, tâm ma'rifetli, bilgili bir âlim, ârif seçilir. Bu zât, geçmiş ümmetlerdeki Ülül'azm Peygamberlerin işini yapar. Oğlum! Bu yazılan ma'rifetlerin hepsinin Allahü teâlâ tarafından ilhâm edilmiş olduklarını, şeytân vesveselerinin hiç karışmadığını umarım. Buna delîl, sened olarak şunu da söyleyeyim ki, bu bilgileri yazmak istediğim ve Allahü teâlâya sığındığım zemân, meleklerin ?alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalâtü vesselâm" sanki şeytânları buralardan kovdukları görüldü. Onları buralara yaklaşdırmadılar. Herşeyin doğrusunu Allahü teâlâ bilir.



Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 01.01.11, 17:38 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Moderator
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26.12.08, 08:19
Mesajlar: 583
Alıntı:
Muammanın Çözümü

Yukarıda kısaca özetlediğim ve yüzeyden bir Mektubât-ı Rabbânî incelemesi ile dahi gerekliliği ve hatta zorunluluğu hemen fark edilebilecek yöntem ile İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî eserleri üzerinde çalışılması muammanın yegane çözümü olarak görünmektedir. Analitik bir okuma yapmadan Mektubât'tan teori ve hatta fetva çıkartmağa kalkan bir ilahiyatçının bir devlet yetkilisi olan Mirzâ Bedîuzzamân'ı şeriata uymağa davet eden mektub, tefeülünde çıktığı için bunda kendisi ile ilgili batınî bir işaret vehmeden klasik medrese kökenli âlimden bir farkı olmaz.

Bugün ilahiyat fakültelerinde yer alan akademisyenlerin İmam-ı Rabbânî hakkında söz söyleme alanını amatör ilahiyat meraklılarına veya arkaik medrese kalıplarına sıkışmış -iyi niyetli ve fakat yetersiz- yöntem bilmez ellere/dillere bırakması anlaşılmaz bir tutumdur. Hele de bir Mektubât-ı Rabbânî derlemesinin köşeli parantezlerle doldurulmuş ve ıstılah iğdişleri ile yaralanmış olduğunu görüp te üzülmemek ne mümkün...(8)



Mektubattan teori veya fetva üretmeye çalışan ilahiyatçı var mıdır? bilemiyorum. Kaldı ki,Tasavvuf teorikden çok pratiktir. Yani felsefeden çok bir hayat tarzıdır.

Bu yüzden bu gün ilahiyat fakültelerindeki akademisyenler için tarihi,kronolojik,biyografik incelemelerden daha önemli olan, o ruhi tecrübeleri bizzat öğrenebilmek için imam Rabbaninin silsile vasıtasıyla günümüze taşınan gönül dünyasından hisse alabilmek olmalıdır. tüm tasavvuf ehlinin malumudur ki,"tatmayan bilmez" Bilmeyen de bilmediği şeyi anlatamaz.

İmam Rabbaninin tattığı ruhi tecrübelerden haberi olmayan bir ilahiyatçı, ordinaryüs prof. ta olsa anlayacağı,anlatacağı ummanda katre bile olamaz diye düşünüyorum nacizane.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 02.01.11, 09:55 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
İmam-ı Rabbani Hz.lerinin gizemli mektublarından pasajlar aktarmaya devam ediyoruz...
Mektubatındas sık sık kullandığı bir şiir :


"""Ne zorluğu olur yüce Allah'a;
Sığdırırsa alemi bir varlığa..."""

Yani;

"""Allah'a Ne zorluğu olur,
Âlemi bir şahsa doldurur."""


İnsan hilâfetinin sırrı burada tahakkuk etmektedir. Ki o hilâfet hakkında şu ayet-i kerime gelmiştir:
"Gerçekten ben, yerde bir halife kılacağım..."(2/30)
Ayrıca:
"Allahu Teala, Adem'i kendi sureti üzerine yarattı" manasına gelen hadis-i şerifin hakikati dahi, vuzuha kavuşmuş olur.Burada:
-Pek mukaddes Zat'tan bir örnek verilir, deyişim dahi, ibare meydanının darlığındandır. Halbuki, orada örnek mecali nereden olsun. Onun suretini ne zuhura getirebilir!.. Sonra orada suret mecali nasıl olsun!
Şunun da bilinmesi yerinde olur ki, Anlatıldığı manada bir irfan sahibi, bir asırda müteaddid olmaz. O, uzun asırlardan sonra geldiğine göre, bir asırda onun müteaddid olması nasıl tasavvur edilir!.. Böyle bir devletin zuhuruna bir müddet tayin edecek olsak, onu tasdik edecek olan azdan daha azdır.


492. Mektub


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 02.01.11, 14:20 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
260. Mektub :

Ey oğlum! Kutb-i irşâdın feyz vermesi ve ondan feyz almakla ilgili ma'rifetler, (Mebde' ve Me'âd) risâlesinde, (İfâde ve istifâde) bâbında yazılmışdı. Sırası gelmiş iken, fâideli olan bu ma'rifeti de, buraya yazıyorum. Orada yazılı olan ile karşılaşdırınız! Kutb-i irşâd, kemâlât-ı ferdiyyeye de mâlikdir. Çok az bulunur.

Asırlardan, çok uzun zemân sonra, böyle bir cevher dünyâya gelir. Kararmış olan âlem, onun gelmesi ile aydınlanır. Onun irşâdının ve hidâyetinin nûrları, bütün dünyâya yayılır. Yer küresinin ortasından tâ Arşa kadar, herkese rüşd, hidâyet, îmân ve ma'rifet Onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu ni'mete kavuşamaz. Onun hidâyetinin nûrları, bir okyânûs gibi, [çok kuvvetli radyo dalgaları gibi] bütün dünyâyı sarmışdır. O deryâ, sanki buz tutmuşdur. Hiç dalgalanmaz. O büyük zâtı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse, yâhud o, bir kimseyi sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan, sevgisi ve ihlâsına göre, o deryâdan kalbi feyz alır. Bunun gibi bir kimse, Allahü teâlâyı zikr ederse ve bu zâtı hiç düşünmezse, meselâ onu tanımazsa, yine ondan feyz alır. Fekat, birinci feyz dahâ fazla olur. Bir kimse, o büyük zâtı inkâr eder, beğenmezse, yâhud o büyük zât, bu kimseye incinmiş ise, bu kimse, Allahü teâlâyı zikr etse bile, rüşd ve hidâyete kavuşamaz. Ona inanmaması veyâ onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır.
O zât "kaddesallahü teâlâ sirrehül'azîz" bu kimsenin zararını istemese bile, hidâyete kavuşamaz. Rüşd ve hidâyet, var görünür ise de yokdur. Fâidesi çok azdır. O zâta inanan ve sevenler, onu düşünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikr etmeseler de, yalnız sevdikleri için, rüşd ve hidâyet nûruna kavuşurlar. Mektûb burada temâm oldu.

Hazret kimden bahsediyor acaba ?


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 03.01.11, 14:36 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
dua yazdı:

Mektubattan teori veya fetva üretmeye çalışan ilahiyatçı var mıdır? bilemiyorum.


İlahiyatçı derken sadece fakültede akademik ünvanı olanlar kastedilmedi. Din ile ilgilenip kafa yoran herkes anlaşılmalı.

***

"İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak" ne kadar da zormuş...


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 03.01.11, 14:55 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 06.07.10, 17:50
Mesajlar: 280
hayatiata yazdı:
"İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak" ne kadar da zormuş...



Eğer size kolay geliyorsa, buyrun açıklamalarınızı lütfedin de bizler de istifade edelim !


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 04.01.11, 14:07 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
İlk yazıda bunun (İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak) formülü verilmiş; fakat biraz yorulmayı göze almak lazım...

(Hangi işte öyle değil ki...)


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: İmam-ı Rabbanî’yi Anlamak
MesajGönderilme zamanı: 24.02.11, 10:23 #mesajın linki (?)
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07.12.10, 00:24
Mesajlar: 424
Bir başka konuda İbrâhimîÖmer'in yazdıkları şu konu bu başlık ile çok yakından ilgili:


İbrâhimîÖmer yazdı:
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, Şeyh-i ekber'in müşâhedeye (görmeye) dayanan bu görüşlerini anlamamış olması çok hayret vericidir.

Aslında anlamaması ya da anlamazlıktan gelmesi, zâhir ehli ile bâtın ehli arasında köprü (sıla) olma görevini icrâ etmesi açısından daha doğrudur. Anlasa ya da Anlamazlıktan gelmeyip anlatsa, zâhir ehlini kemâle erdirici, bâtın ehlini de yamukluktan doğrultucu işlevini yerine getiremezdi.



İbrâhimîÖmer yazdı:
Bu mes'elede sizi çıkmaza sokan, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin görüşüdür.

Zannediyorsunuz ki ikinci bin yılın müceddidî her şeyi bilmek zorundadır.

Îtikâd'larımızın düzeltilmesi ve doğrultulması noktasında muazzam faydalı tesbîtleriyle aşılamaz ölçüler vâz eden bu hazret elbette istisnâ mes'elelerde doğruyu farkedememiş olabilir. Çünkü Kur'ân bir deryâdır. Bu mes'eleyi tafsîlâtıyla inceleme lüzûmu hissetmemiş olabilir.

Ve yukarıda yaptığım tesbît üzre, mes'elenin özünü doğru bilir fakat bunu ifşâ etmeyi uygun bulmaz, üstünü de örtebilir. Bunu ben "anlamazlıktan gelme" diyerek ifâde etmeye çalışmıştım. Böyle davranması da tutarlıdır...

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hedefi ise cumhûra hidâyete vesîle olmak ve onların i'tikadlarını onarmaktır.

Dolayısıyla hazretin bu mes'eleyi gözden kaçırması da mümkündür, gâyet iyi bildiği hâlde farklı bir siyâset izlemesi de mümkündür.


Mektubat-ı Rabbanî'yi diyalektik olarak okuyamayan birisinin makasıd-i İmam'ı anlaması mümkün değildir...

Klasik medrese eğitimi ile de bu diyalektik metodu kavramak neredeyse imkansızdır...

Kudsî kardaş; itiraz ettiğin "analitik bir okuma lazım Rabbanî Mektubât'a" denilirken bu kasdedilmişti.


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
   Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye